Geçmişi geleceğe taşımak
26/09 tarihinde Anvers Moda Müzesi’nde, Türk kadınlarımızın emeğiyle hazırlanan birbirinden güzel kreasyonları görmek mümkündü. Grubumuzdaki her kadın, kendisine yakın olan bir veya birden fazla erkeğin kıyafetini alarak, o parçaları yepyeni ve muhteşem eserlere dönüştürdü.
Babadan, eşten, oğuldan, damattan, dayıdan, amcadan, arkadaştan… Hayatımızda yeri olan erkeklerden alınan kıyafetler, kadınların ellerinde yeniden şekillendi ve bir defileye dönüştü.

MoMu’nun kapılarını bizlere açmasıyla moda dünyasına ikinci kez adım attık. Geçtiğimiz yıl “4 Mevsim” temasıyla dört ana kıyafet üzerinde çalışmıştık. Bu yıl ise çıtayı biraz daha yükselterek, her katılımcının kendi eserini hazırlamasını istedik.
Ben de sahnemizde yer alan arkadaşım Ülkü Dursun için özel bir kıyafet tasarladım.
Ülkü Dursun’un sahnesine özel bir kıyafet tasarlarken, onun sahne hayatına dokunan bir parçayı kullanmak istedim. Bunun için Brüksel’in renkli ve sevilen isimlerinden Ali Bağseven’in meşhur kırmızı ceketini bu proje için aldık ve onu yepyeni bir sahne kıyafetine dönüştürdük.
Bir de kravat alıp tasarıma dahil ederek büstiyere farklı bir boyut kazandırdık. Birkaç dokunuşla, geri dönüşümlü bir proje olan çalışmamız göz alıcı bir esere dönüştü.
Siyah ve kırmızı, sahnelerin vazgeçilmez ikilisi. Biz de siyah dantelin zarafetini kırmızı kadifenin güçlü görüntüsüyle buluşturarak ortaya daha çarpıcı bir tasarım çıkardık.
Sağ olsun Ali abi bizi kırmadı ve kendi ceketini projemiz için bağışladı.
Aslında ilk fikrim Sazz&Jazz’da bulunan kırmızı sahne perdelerinden bir parça almaktı. Ülkü’nün ilk sahnelerinden birine ait olan bu mekândan bir parça alarak, o perdelerin kumaşından ona özel bir sahne kıyafeti hazırlamayı düşünmüştüm.
Bir konser için oraya gittiğimde bu fikrimi Ali abiyle paylaştım ve perdeden biraz kumaş alıp alamayacağımı sordum.
“Perdelerden asla olmaz. Sahneye dokunmam, dokundurmam.” dedi.
Sonra ne yapmak istediğimi sordu. Sahne perdesinden kırmızı bir ceket dikmeyi hedeflediğimi söylediğimde ise hiç beklemediğim bir teklif yaptı:
Kendi ceketini bu proje için verebileceğini söyledi.
Böylece yepyeni bir fikir doğdu…
Müzeyi gezerken, geçmişte yapılmış tablolarda resmedilen kadınlar aklıma geldi. Çoğu mutfakta, oturma odasında, evin içinde kaybolmuştu. Kıyafetleri perdelerle, duvar kâğıtlarıyla ve evin içindeki kumaşlarla bütünleşmişti.
Kadın, adeta bulunduğu mekânın bir parçası hâline gelmişti.
Geçmişte kadınlar yıllarca bu şekilde görünmez olmuşlardı.
Bugüne baktığımızda ise kadınlar mutfaktan çıkmıştı, evet. Ancak bu kez de kendilerini erkeklerin dünyasında kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyaydılar.
Kadın olduklarını unutarak, kendi kimliklerini geri plana atarak yine görünmez oluyorlardı.
İşte projemizin asıl hikâyesi de burada şekillenmeye başladı.
2026 MoMu projemizde kadınlardan, hayatlarındaki erkeklere ait kıyafetleri alıp kendileri için yeni bir kıyafet tasarlamalarını istedik.
Buradaki amacımız erkeği yok saymak değildi.
Tam tersine…
Hayatımızdaki erkeklerin izlerini, anılarını ve bize bıraktıkları değerleri koruyarak, onların kıyafetlerini kadın kimliğimizle yeniden yorumlamaktı.
Babadan yadigâr bir gömlek, eşten alınan bir kravat, oğlun artık küçük gelen bir pantolonu, bir amcanın ceketi ya da bir arkadaşın kıyafeti…
Her birinin bir hikâyesi, bir anısı vardı.
Biz o anıları çöpe atmak yerine, kadınların ellerinde yeniden hayat bulmasını istedik.
Türk motifleri ve el işleri de bu hikâyenin olmazsa olmazlarındandı. Çünkü onlar da yavaş yavaş hayatımızdan uzaklaşıyor, kaybolmaya yüz tutuyordu.
Geleneksel kıyafetlerden ilham alarak; motifleri, el işlerini ve geçmişten gelen dokuları modern tasarımlarla buluşturduk. Eski kıyafetleri dönüştürdük, anıları yeniden yorumladık ve her parçaya yeni bir hayat verdik.
Kadınlarımız hem ürettiler, hem eğlendiler, hem de kendi yaratıcılıklarını keşfettiler.
Belki de bu projenin en güzel tarafı buydu.
Bir erkeğin kıyafetinden yola çıkıp bir kadının kendi hikâyesini anlatması…
Geçmişin izlerini silmeden, onları geleceğe taşıyarak…
Erkeği yok saymadan ama kadını da görünmez kılmadan…
Çünkü biz bu projeyle yalnızca kıyafetleri dönüştürmedik.
Anıları dönüştürdük, gelenekleri yeniden yaşattık ve kadınların kendi hikâyelerini kendi elleriyle yazabileceklerini bir kez daha gösterdik.
Ve bazen moda tam olarak budur.
Geçmişten bir parça alıp, ona kendi ruhunu katmak ve geleceğe bambaşka bir hikâye olarak taşımak.
Gecede kendim için de damadın gömleğinden bir kreasyon hazırladım.
Kadınlarımızın bir defile ile açılışı yaptığı gecenin sunuculuğunu ben de kendi tasarımımla yapmış oldum.
Nerkiz Şahin





















































Yorum Yazın
Facebook Yorum