DİJİTALLEŞME VE YAPAY ZEKA ÇAĞINDA TEMİZ EKRAN NASIL İNŞA EDEBİLİRİZ?
Teknoloji, artık sadece elimizde tuttuğumuz, işlerimizi kolaylaştıran pasif birer araç olmaktan çıkmış; varoluşumuzu, anlam arayışımızı, etik değerlerimizi ve toplumun en temel çekirdeği olan aile yapısını yeniden inşa eden bir aktöre dönüşmüştür.

Toplum Ahlakına Zarar Veren İçerikler
Günümüzde toplumsal ahlaka, bilhassa aile yapısına, çocuklara ve gençlere zarar veren medya içerikleri çoğalmakta, insanlık için zehirli bir hale dönüşmektedir. Örneğin, televizyona ilaveten, dijital film ve dizi platformlarında şiddet içeren diziler ve mafya dizileri çocuklara ve gençlere kötü bir örnek teşkil etmektedir. Güç, silah, hukuksuzluk ve lüks yaşam çemberinde karakterlerin bir nevi “kahraman” haline getirilmesiyle bu rol modellere özenme oluşabilmektedir. Ayrıca adalet duygusunun zayıflaması ve şiddetin bir sorun çözme aracı olarak meşru hale gelmesine neden olması da diğer olumsuz sonuçlardır.
Bunun yanı sıra çarpık ilişkilerin, sapkınlığın, suçun normalleştirildiği birtakım kısa videolar, Tik Tok gibi sosyal medya platformlarındaki içerikler toplumun ruh sağlığını olumsuz etkilemekte, duyarsızlaşmayı artırmaktadır.
Dini ve Manevi Değerlerin Hiçe Sayılması
Dijital platformlarda ve sosyal medya platformlarında dini, manevi değerlerle adeta alay edilmekte, karikatürize edilerek mizah unsuru haline getirilmektedir.
Ayrıca ahlaki değerler de gittikçe yitirilmektedir. Bir Tik Tok videosunda bir anne, ergenlik çağındaki kızına açık saçık bir giysi giydirerek dans ettirip “Manifest Kızım” diyor ve pek çok beğeni alıyor. Bu giyim tarzı moda olarak empoze ediliyor, Özellikle “anne” gibi otorite olan bir figürün bunu yapması, videoya çekip sosyal medyada yayınlaması sizce nasıl bir algı oluşturuyor? Bir de bu tarz davranışlar, siber zorbalığa uğrama riskini de artırıyor. Halbuki ebeveynlerin çocuklara, gençlere örnek olması ve onları dijital dünyanın olumsuzluklarından koruması gerekmiyor mu?
Dijital platformlar çocuklara ve gençlere birtakım estetik standartlar, mükemmel beden kıstasları ve lüks yaşam tarzı dayatıyor. Bu da çocuklarda, gençlerde yetersizlik duygusu ve kaygı bozukluğu oluşturabiliyor. Yememe hastalığı gibi fiziksel rahatsızlıklara da yol açabiliyor.
Ayrıca aşırı derecede ekranlara dalan çocuklarda göz rahatsızlıkları, elde uyuşmalar, kas- iskelet sistemi rahatsızlıkları yaygın olarak görülebiliyor.
Dijital Platformlarda Erozyona Uğrayan Ana Dilimiz
Medya üretim süreçlerinde Batı dilleriyle harmanlanan birtakım kelime ve kelime gruplarının kullanıldığını görebiliyoruz. Hatta medya profesyonelleri bile kullanıyor. Ekranda veya haber içeriğinde “feedback vermek”, “brief almak” diyor. Böyle bir kullanım için de “prestij göstergesi” diyor, onu dahi Türkçe ifade edemiyorlar.
Sosyal medya platformlarında, yazışma platformlarında “kib” “tmm” gibi şifreli kısaltılmış kelimeler yaygın olarak kullanılıyor. Türkçe anlamsızlaştırılıyor. Bir de şiddet diliyle Türkçemizin kirletilmesi söz konusu. Dijital platformlarda hakaretler, küfürler ana dilimizin üzerine çöken bir kara bulut gibi adeta. Nasılsa birbirimizi görmüyoruz düşüncesiyle ağzına geleni söyleyen umursamaz insanlar mevcut. Dijital nezaketsizlik almış başını gidiyor. Halbuki dijital ve sosyal platformlarını da insanlar kullanıyor. Ama çoğu kişi bu empatiden yoksun.
Yapay Zeka Sistemleri Dijital Bir Silah Haline Geliyor
Yapay zeka çocukları, gençleri köreltiyor. Ayrıca yapay zeka kullanımı etik ve ahlaki olarak da zarar verebiliyor.
Örneğin; tarihi figürlerin deepfakelerini kullanan bir öğretmenin bu metodu etik midir? Tarihi figürün torunlarının zarar görmesi durumu göz ardı edilmiş olmuyor mu? Belki çocuklar tarihi böylece seviyor, onlara fayda veriyor olabilir ama tarihi figürün kimliğinin zarar görmesi önemsiz mi?
Yapay zekayı eğitenler sisteme önyargılarını yerleştirebiliyor. Örneğin olumsuz bir haber: “ABD’de YZ modeli bir güzellik yarışmasında jüri oldu, koyu tenli kadınlar dereceye giremedi”. Belli ki sistemi eğiten kişiler önyargılı ve sistemi buna göre eğitip düzenlemişler. Koyu tenli kadınların yapay zeka sistemine tanıtılmamış olduğu anlaşılıyor.
Sonuç olarak; hepimiz dijital vicdan sahibi olabilmeliyiz. Etik ve ahlaki sorumluluklarımızı yerine getirebilmeliyiz. Dijital içeriklere eleştirel bakabilmeli, objektif değerlendirme yapabilmeliyiz. Gerek Türkçemize sahip çıkma konusunda gerek dijitalleşmenin olumsuz etkilerinden korunmak noktasında üzerimize düşeni yapmalıyız. Çevremizi de çocuklarımızı da bu konuda bilinçlendirmeliyiz.
Temiz ekran ve temiz bir dil, ulusal ve uluslararası düzeyde alınacak önlemlerle birlikte bizim dijital sorumluluklarımızı yerine getirebilmemizle mümkün olabilecektir.
NİL GÜREL
Bağımsız Araştırmacı Yazar, Doktorant
İletişim Bilimleri ve Sağlık Yönetimi Bilim Uzmanı
























































Yorum Yazın
Facebook Yorum