MENU
  • HABER TÜRKIYE - ACTUALITE TURQUIE
  • BRUXELLES KORNER PROGRAMLARI
  • SAGLIK - SANTE
  • KÜLTÜR SANAT & SPOR - CULTURE ET SPORT
  • BIYOGRAFI
  • BK TEKNOLOJI
  • Türkiye Seçime Özel 2023
  • BELCIKA SIYASET ARENASI
  • TaXiBXL
  • SERAP'IN LEZZET SOFRASI
  • FOTO HABER
  • BRUXELLES KORNER BASIM 2016
  • BRUXELLES KORNER 2017 BASIM
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Nöbetçi Eczaneler
BRUXELLES KORNER BLOG COPYRIGHT 2015-2026 SOLUTION BUILDING ENGINEERING S-B-E Ltd.
DOLAR16.7682
EURO18.0052
GR ALTIN998.07
ÇEYREK1642.4
Afyonkarahisar
BRUXELLES KORNER BLOG COPYRIGHT 2015-2026 SOLUTION BUILDING ENGINEERING S-B-E Ltd.
BRUXELLES KORNER BLOG COPYRIGHT 2015-2026 SOLUTION BUILDING ENGINEERING S-B-E Ltd.
  • BELÇİKA HABER - ACTUALITE BELGIQUE
  • TAX MAN BRUXELLES
  • VIDEO HABER / VIDEO NEWS
  • ULUSLARARASI / INTERNATIONALE
  • ORTA ASYA - ASIE CENTRALE
Kapat

İsrail'in Yeni Ortadoğu Planı ve Türkiye

Ana SayfaYazarlarDr. Güngör Gökdağ
03 Ağustos, 2026, Pazartesi 12:06
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
İsrail'in Yeni Ortadoğu Planı ve Türkiye

İsrail'in Yeni Ortadoğu Planı ve Türkiye

 

7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, askeri doktrinin temel ilkelerini zorlayan bir yaklaşımla aynı anda yedi cephede savaştığını öne sürüyor. Bu söylem, yoğun askeri güç kullanımını meşrulaştırırken, şiddeti adeta dış politika aracına dönüştürüyor. Ancak mesele yalnızca İsrail'in savunma politikalarıyla sınırlı değil. Aynı zamanda bu yaklaşım, Orta Doğu’daki istikrarsızlığı derinleştiren uzun vadeli planlamaya da işaret ediyor.

İsrail yönetimi yıllardır Hamas'ı ''terör örgütü'' olarak nitelendiriyor. Ne var ki sahadaki uygulamalara bakıldığında, Netanyahu hükümetinin izlediği sert askeri yöntemlerin; 1789 Fransız Devrimi sonrasında Maximilien Robespierre liderliğinde yaşanan ve tarihe ''Terör Dönemi''olarak geçen, güvenlik adına olağanüstü tedbirlerin meşrulaştırıldığı süreçten çok farklı olmadığı görülüyor. Özellikle silahsız sivillerin, kadınların ve çocukların dahi potansiyel tehdit olarak kabul edilmesi, bu tartışmaların odak noktasını oluşturuyor.

 

Aslında bu durum yeni değil. İsrail’in devletleşme süreci de uzun yıllardır güç kullanımı ve şiddet eksenindetartışılan tarihsel bir arka plana sahip. Bu nedenle güç kullanımı, İsrail siyasetinde yalnızca bir savunma refleksi olmaktan çıktı; zamanla kurumsallaşan ve meşruiyet zemini bulan bir ''kamu politikası'' niteliği kazandı.

 

Bunun doğal sonucu olarak İsrail, çevresindeki ülkelerle ilişkilerinde müzakere ve diplomasi yerine çoğu zaman askeri ağırlıklı yöntemleri tercih eden bir politika izledi. Bu eğilim özellikle Netanyahu döneminde daha belirgin hale geldi. Gelinen noktada İsrail, bölgesinde barış ve istikrar üreten bir aktörden ziyade, askeri güce giderekdaha fazla bağımlı hale gelen ve bölgesel gerilimlerin odağında yer alan bir ülke görünümü sergiliyor. Bu durum da Tel Aviv yönetiminin uzun vadeli stratejik doktrininin sürdürülebilirliğini tartışmaya açıyor.

 

Bu tabloyu daha iyi anlayabilmek için İsrail devletinin tarihsel ve ideolojik temellerine de bakmak gerekir. Bu noktada karşımıza çıkan en önemli kavramlardan biri ise Siyonizm'dir.  Siyonizm, Yahudi dini metinlerine dayanarak ''Tanrı'nın vaat ettiği topraklara dönüş'' fikrine odaklanır ve ''Büyük İsrail'' vizyonunu benimser. Tevrat'ta yer alan, ''Senin soyuna bu ülkeyi vereceğim: Mısır ırmağından büyük Fırat Irmağı'na kadar'' (Tekvin 15:18) ifadesi, özellikle bazı dini ve milliyetçi Siyonist çevreler tarafından yalnızca dini bir referans olarak değil, aynı zamanda siyasi hedeflerin meşruiyet zemini olarak da yorumlanır.

 

Bu perspektiften bakıldığında, 1948'den bu yana yaşanan gelişmeler de doğal olarak farklı bir anlam kazanır. Filistinlilerin "Nakba" olarak adlandırdığı kitlesel göç süreci, Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetleri, Doğu Kudüs'teki uygulamalar, İsrail'in savunma politikalarının ötesine geçen bölgesel tasarım olarak değerlendirilmelidir.

 

Bugün Gazze ise bu tartışmaların odak noktasında bulunuyor. Uluslararası gözlemciler tarafından sıklıkla ''açık hava hapishanesi'' olarak tanımlanan bölgede yaklaşık iki milyon insan, temel sağlık, eğitim ve gıda ihtiyaçlarına erişimde ciddi zorluklar yaşıyor. Süregelen çatışmalar nedeniyle Filistinliler, geleceklerini planlamaktan çok, günlük yaşamlarını sürdürebilme mücadelesi veriyor. 

 

Ortaya çıkan bu durum, yalnızca insani krizi derinleştirmiyor; aynı zamanda yeni toplumsal ve siyasi sonuçlar da doğuruyor. İsrail hükümetinin uyguladığı askeri ve baskıcı politikaları ise beklenenin aksine Filistin toplumundaki direniş duygusunu zayıflatmıyor; aksine toplumsal öfkeyi ve çatışma dinamiklerini besleyen yeni bir zeminin oluşmasına yol açıyor.

 

Yakınlarını kaybeden ve sürekli çatışma ortamında yaşamak zorunda kalan insanlar açısından silahlı mücadele, zamanla siyasi bir tercihten çok varoluşsal bir refleks ve intikam biçimine dönüşebiliyor.

 

Tam da bu noktada iki devletli çözüm önem kazanıyor. Ancak Netanyahu yönetimi, bırakın Filistin devletinin kurulmasına sıcak bakmayı, bölgenin kırılgan denkleminde yeni cepheler açmaktan dahi çekinmiyor. Dahası, ulaşabildiği her noktada askeri müdahale kapasitesine sahip olduğunu göstermeye çalışıyor.

 

Bu politikanın bir sonucu olarak İsrail'e yönelik uluslararası hukuk tartışmaları da giderek büyüyor. İnsan hakları kuruluşları ve hukukçular; insani yardımların kısıtlanması, sivillerin yerlerinden edilmesi, boşaltılan bölgelerin işgal edilmesi ve sivillerin doğrudan hedef alınması gibi uygulamalar nedeniyle İsrail'e ağır suçlamalar yöneltiyor. Tartışmaların merkezinde ise soykırım ve etnik temizlik iddiaları yer alıyor.

 

Uluslararası hukuk tartışmaları derinleşirken, bu gelişmeler İsrail-ABD ilişkilerinin niteliğine ilişkin yeni soruları da beraberinde getiriyor. İsrail hükümetinin zaman zaman Washington'ın tercihleriyle örtüşmeyen adımlar atabilmesi, Tel Aviv'in kendi stratejik önceliklerini belirleme konusunda önemli bir hareket alanına sahip olduğunu gözler önüne seriyor.

 

Bu stratejik yaklaşımın en belirgin yansımalarından biri ise Suriye sahasında somutlaşıyor. İsrail, güçlü ve merkezi bir Suriye'nin ortaya çıkmasını kendi çıkarları açısından risk olarak değerlendiriyor. Bu nedenle, güvenlik gerekçesiyle yürüttüğü operasyonlarla ülkenin güneyinde fiili bir etki alanı oluşturmaya çalışırken, diğer yandan Suriye'nin egemenlik alanına doğrudan nüfuz ediyor.

 

Dürziler ve Kürtler üzerinden yürütülen politikaların da yalnızca taktik hamlelerden ibaret olmadığı, bölgesel dengeleri yeniden şekillendirmeye dönük daha geniş bir stratejinin parçası olduğu giderek belirginleşiyor.

 

Benzer şekilde İran da İsrail'in stratejik öncelikleri arasında yer alan ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. İran'a yönelik saldırı ve baskıların sadece nükleer programla ilişkilendirilemeyeceğini söylemek mümkündür. Her ne kadar Netanyahu yönetimi bu politikaları nükleer tehdidi engelleme gerekçesiyle savunsa da, asıl hedefin İran'ın bölgesel nüfuzunu sınırlandırmak ve uzun vadede rejimi istikrarsızlaştırmak olduğu izlenimi güçleniyor.

 

Ancak İsrail'in bölgesel stratejisi yalnızca kara sahalarıyla sınırlı da değildir. Güç mücadelesinin önemli ayaklarından biri de Doğu Akdeniz'de şekillenmektedir. Bu noktada İsrail'in Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile geliştirdiği iş birliği dikkat çekiyor. Kıbrıs'ın stratejik konumu, İsrail'e hem askeri hem de lojistik avantajlar sağlarken, bölgedeki doğal gaz rezervleri de bu ortaklığın önemini artırıyor. Güvenlik anlaşmaları, savunma projeleri ve ortak tatbikatlar söz konusu üçlü iş birliğinin giderek daha da kurumsal bir yapıya kavuştuğunu teyit ediyor. Bu ortaklık modeli, İsrail'in bölgedeki hareket alanını genişletirken, Türkiye açısından da yeni bölgesel hesapları zorunlu kılıyor.

 

Tüm bu gelişmeler, İsrail'in güvenlik yaklaşımının dayandığı stratejik mantığı da gözler önüne seriyor. İsrail’in, çevresindeki ülkelerin askeri kapasitesini sınırlandırmayı, potansiyel tehditleri kontrol altında tutmayı ve kendi güvenliği açısından düşmansız bir çevre oluşturmayı hedeflediğini düşündürüyor. Bu yaklaşım, gerektiğinde sınır ötesi operasyonları, önleyici saldırıları ve bölgesel askeri üstünlüğün sürekli korunmasını da içeriyor.

 

Ancak mesele yalnızca tehdit algısıyla açıklanabilecek kadar basit değil.Netanyahu hükümetinin siyasi çizgisini anlayabilmek için küresel güç dengelerini, ideolojik motivasyonları ve bölgesel çıkar çatışmalarınıbirlikte değerlendirmek gerekiyor. Tevrat'a dayalı dini referansları siyasal zemine taşıyan mevcut İsrail yönetiminin, barışı öncelikli bir hedef olarak görmediği; sürekli çatışma ortamını stratejik bir araç olarak değerlendirdiği ve Arz-ı Mevud anlayışı doğrultusunda şekillenen genişlemeci bir perspektifi benimsediği anlaşılıyor.

 

Bu nedenle Akkuyu Nükleer Santrali'ne yönelik olası saldırı senaryolarının dillendirilmesi, Arz-ı Mevud anlayışının Dicle-Fırat havzasına uzanan yorumları ve Türkiye'nin jeopolitik konumunailişkin değerlendirmeler Ankara açısından dikkatle takip edilmesi gereken gelişmeler arasında bulunuyor.

 

Nitekim İsrail yönetimi, Türkiye'yi giderek daha fazla bölgesel güç denklemine dahil edilen ülkelerden biri olarak görüyor. Bu bağlamda Türkiye'nin hem stratejik hazırlık hem de kriz yönetimi açısından teyakkuz halinde olması, bölgesel gelişmeleri yakından izlemesi ve olası tehditlere karşı hazırlıklı bulunması önem taşıyor.

 

Çünkü Gazze'den Suriye'ye, İran'dan Doğu Akdeniz'e kadar uzanan gelişmeler tek tek değerlendirildiğindefarklı krizler gibi görünebilir. Fakat resmin bütününe bakıldığında, bunların aynı stratejik denklem içinde birbirini tamamlayan halkalar olduğu daha iyi görülür. Bu çerçevede Tel Aviv yönetininin attığı her adımı yalnızca savunma gerekçeleriyle açıklamak eksik kalır. Asıl mesele, Ortadoğu'nun siyasi haritasını ve bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirme mücadelesidir.

 

Eğer bugün İran'ın geleceği ve toprak bütünlüğü tartışılıyorsa, yarın Türkiye'nin karşı karşıya kalabileceği stratejik riskler de aynı ciddiyetle ele alınmalıdır. Çünkü Ortadoğu'nun siyasi ve bölgesel güç dengelerini yeniden kurmayı hedefleyen hiçbir proje, Türkiye'yi dışarıda bırakarak başarıya ulaşamaz.

 

Dolayısıyla bölgede İran'ın parçalanmasını hedefleyen bir plan varsa, Türkiye'yi de parçalamayı hedefleyen jeopolitik bir plan vardır. Bu nedenle yaşanan gelişmelerin uzun vadeli etkileri bugünden dikkate alınmalı ve bölgede ortaya çıkan değişim, yeni bir bölgesel dönüşüm sürecinin habercisi olarak okunmalıdır.

 

Netanyahu yönetiminin politikalarına verilen ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin desteği ile Rusya ve Çin'indaha temkinli yaklaşımı, uluslararası sistemde yeni bir dönemin kapılarının aralandığını gösteriyor. Kuralların zayıfladığı, gücün belirleyici hale geldiği böylesi bir dönemde Türkiye'nin en büyük ihtiyacı; milli birlikle desteklenen uzun vadeli devlet aklıdır.

 

Dr. Güngör Gökdağ

22.06.2026

 

Yorum Yazın

Facebook Yorum

Dr. Güngör Gökdağ

    iletişime geç

    Dr. Güngör Gökdağ

    Köşe Yazarları
    Abdulhamid Hamid Al-Kba
    Abdulhamid Hamid Al-Kba Azerbaijan’s Startup and Venture Capital Law: A Step Toward a Modern Investment Environment?
    Dr. Güngör Gökdağ
    Dr. Güngör Gökdağ İsrail'in Yeni Ortadoğu Planı ve Türkiye
    Bülent Güven
    Bülent Güven Türkiye için yakın tehlike: İsrail
    Sait Kose
    Sait Kose GURBET mi, SILA mı?
    Doç. Dr. Yeşim Sırakaya
    Doç. Dr. Yeşim Sırakaya Zorbalık: En Derin Yaralar Her Zaman Görünmez
    Nerkiz Sahin
    Nerkiz Sahin Eskişehir'den Sint-Niklaas'a uzanan yolculuk.
    Kadir Duran
    Kadir Duran Kazakhstan : la nouvelle Constitution ouvre-t-elle la voie à une nouvelle candidature de Kassym-Jomart Tokaïev ?
    Kadir Duran French
    Kadir Duran French J’ai été interdit dans mon rêve
    Prof. Dr. Hilmi Özden
    Prof. Dr. Hilmi Özden KIBRIS TÜRKLERİNİN UĞRADIĞI KATLİAMLAR
    Tonyukuk Boran (Uluslararası Stratejist)
    Tonyukuk Boran (Uluslararası Stratejist) ABD-İRAN ANLAŞMASI
    Ahmet Urfali
    Ahmet Urfali DEVLET-İ EBED-MÜDDET
    Ferda (Boz) Güneri
    Ferda (Boz) Güneri “SUMUD”  ONURLU FİLİSTİN HALKININ ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ 
    Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen
    Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen 1954'ten 2026'ya: Türkiye'nin Dünya Kupası Serüveni ve Bitmeyen Umut
    Gulten Abaci
    Gulten Abaci İNSANIN NE KADAR YAŞADIĞI DEĞİL, GERİDE NE KADAR HOŞ SEDA VE VEFA BIRAKTIĞI ÖNEMLİDİR
    Prof. IŞIK KUŞÇU BONNENFANT
    Prof. IŞIK KUŞÇU BONNENFANT Kıbrıs Türkleri’nin de anavatan siyasetinde bir yer bulduğu günlere doğru
    Avukat Mehmet Taş ( TR )
    Avukat Mehmet Taş ( TR ) İnsani İkamet İzni: Türkiye’de Olağanüstü Nitelikte, Koruyucu Bir İdari Statü
    Yüksel Çilingir
    Yüksel Çilingir Bir Festivalden Fazlası: BIFFF Deneyimi
    Duran Kadir
    Duran Kadir Benim 1 Mayıs’ım
    FİKRİYE AYRANCI KEPER
    FİKRİYE AYRANCI KEPER Bir Çocuk Neden “Yalnızım” Der?
    Ayla Coşkun Ceren
    Ayla Coşkun Ceren YOLUMUZ
    Derya Soysal
    Derya Soysal Kazakhstan: A Rising Star in European Tourism
    Dr. Bedri ŞAHİN Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
    Dr. Bedri ŞAHİN Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Çin’in Sınav Ordusu mu, Türkiye’nin Genç Potansiyeli mi Kazanır? Eğitimde Büyük Karşılaştırma
    Dr. REYHAN RAHMAN
    Dr. REYHAN RAHMAN Görmezden Gelinen Hakikat: Makedonya Türklerinin Eşitlik Mücadelesi
    TAYFUN ANIL ( BRUXELLES AVUKAT )
    TAYFUN ANIL ( BRUXELLES AVUKAT ) Şirket kapatıldıktan sonra hissedar vergi borçlarından sorumlu olabilir mi?
    Muhammad Ali Pasha
    Muhammad Ali Pasha His Excellency Atadjan Movlamov Highlights Deepening Turkmenistan–Pakistan Ties in Exclusive Interview
    Hammad Hassan
    Hammad Hassan The Currency of Sacrifice
    Prof Dr Ali Vural Cengiz Arizona GCU Öğretim Üyesi
    Prof Dr Ali Vural Cengiz Arizona GCU Öğretim Üyesi İsrail-İran Savaşındaki Büyük Resim
    FIKRET AYDEMIR
    FIKRET AYDEMIR AB “ticaret savaşı”na hazır
    KARMA YAZARLAR KÖŞESİ
    KARMA YAZARLAR KÖŞESİ Hakiki Kabakçı : EMİRDAĞ’LIYIM BEN DEME
    NASREDDİN HOCA FIKRALARI
    NASREDDİN HOCA FIKRALARI 5 YENI NASREDDİN HOCA FIKRALARI
    T.C Huseyin Avni Gelendost
    T.C Huseyin Avni Gelendost DOST BİRİKTİRİN..
    ERDOĞAN KAHYA
    ERDOĞAN KAHYA Turizmde Herşey Dahil Sistemi tartışılmalı
    Kamil Sayın
    Kamil Sayın Kamil Sayın'dan HAKİKİ KABAKÇI
    Hüseyin Ekmekçi
    Hüseyin Ekmekçi İNİŞLE DÜŞÜŞ ARASINDA BİR AĞIT
    Zehra Özer
    Zehra Özer Yüreğime dokunmadı desem yalan olur...
    Ramazan Kurt
    Ramazan Kurt "Yabancı Kökenli Sahte Sosyalistler: Yeter Artık PS'in Sırtından İnin!"
    Serap Yenici
    Serap Yenici Kirmi Kir !
    Bahattin Gemici
    Bahattin Gemici ALMANYA SİYASETİNE AĞIRLIĞIMIZI KOYALIM
    Ansa Suoğlu
    Ansa Suoğlu "En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir." Cicero
    Murat Topoglu
    Murat Topoglu ORUÇ TUTMANIN SAĞLIĞA ETKİLERİ
    BELMA TEK
    BELMA TEK Kadın ve Gül
    Hakan Erzurumlu
    Hakan Erzurumlu Belçika için oturum ve çalışma izni ...
    Zekiye Dogan
    Zekiye Dogan BİR ERKEĞE DÖRT KADIN
    DOMINIQUE DESERRANO
    DOMINIQUE DESERRANO Brand Revenue in the Business-to-Business World:
    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    BRUXELLES KORNER BLOG COPYRIGHT 2015-2026 SOLUTION BUILDING ENGINEERING S-B-E Ltd.
    KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    © 2026 S-B-E Ltd | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle