Sahip Olduğumuz Değerlerin Kıymetini Bilmek
Ben bir Uygur Türkü olarak, Türklüğümü yaşatabilmek ve kimliğime sahip çıkabilmek için neleri geride bıraktığımı çok iyi biliyorum.
İnsan bazen uğruna mücadele ettiği şeylerin, başkalarının hayatında ne kadar sıradan görüldüğünü fark edince derin bir hüzün yaşıyor.
Ey Türkiye’de yaşayan Türk kardeşim!

Memleketinin, ana dilinin, bayrağının ve özgürce yaşayabildiğin hayatının kıymetini bil.
Çünkü senin her gün içinde yaşadığın, bazen şikâyet ettiğin o topraklar, bizim hasretini çektiğimiz bir yuvadır. Bizim özlemle baktığımız, uğruna nice fedakârlıkların yapıldığı büyük bir değerdir.
Unutma; insanın vatanı sadece üzerinde yaşadığı toprak değildir. Vatan, aynı zamanda dili, kültürü, kimliği ve kalbinin ait olduğu yerdir.
Sizler sahip olduklarınızın kıymetini bilin ki, bizim kaybettiklerimiz de bir gün yeniden kazanılabilsin.
Bir Uygur Türkü’nün Almanya’dan Türkiye’ye gönülden seslenişi budur.
Saygı görmek istiyorsan, önce saygı göster
Herkes saygı görmek ister.
Ancak bazen unuttuğumuz çok basit bir gerçek vardır: Başkalarından beklediğimiz saygıyı, önce biz göstermeliyiz.
İnsanları küçümsemeden dinlemek, farklı düşüncelere tahammül etmek, kimsenin kalbini kırmamaya çalışmak ve herkesin kendi hayatına, kendi düşüncesine ve kendi seçimlerine sahip olduğunu kabul etmek büyük bir erdemdir.
Çünkü saygı yalnızca güzel sözler söylemek değildir.
Saygı, karşındaki insanın da en az senin kadar değerli olduğunu bilmektir.
Kimse senin gibi düşünmek zorunda değildir. Sen de kimse gibi olmak zorunda değilsin.
Farklılıklarımız olabilir. Düşüncelerimiz, inançlarımız, hayat anlayışlarımız birbirinden ayrılabilir. Ama bu farklılıklar birbirimize karşı sevgimizi ve saygımızı azaltmamalıdır.
Unutma:
Saygı görmek istiyorsan, önce saygı göster.
Çünkü insan, dünyaya ne verirse çoğu zaman karşılığında onu bulur.
İnanç sözde değil, davranışta görünür
Tevrat yaşatmayı, İncil sevmeyi, Zebur dürüst olmayı, Kur’an ise okumayı, düşünmeyi ve insanı doğruya yönelmeyi öğütler.
Ama bugün birçok insan dinini diliyle taşıyor, hayatıyla değil.
“Ben dindarım” demek kolaydır.
Asıl mesele dürüst olmak, kul hakkı yememek, merhamet etmek, adaletli davranmak ve insanı incitmemektir.
Çünkü insanın inancı, söylediği sözlerden çok davranışlarında görünür.
Dini anlatmak kolaydır.
Dinin öğrettiği insan olmak ise zordur.
Belki de kendimize sormamız gereken asıl soru şudur:
“Ben ne kadar dindarım?” değil;
“İnandığım din beni ne kadar iyi bir insan yaptı?”
Vatanın kıymetini bilmek, insana saygı göstermek ve inancını davranışlarına taşımak…
Belki de bütün mesele budur.
Zümrüt






















































Yorum Yazın
Facebook Yorum