SİVRİHİSAR BALKAYASI VE ANADOLU’DA ERKEN TÜRKLER
Hilmi ÖZDEN[1]
Önsöz
“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Giriş
Bir rastlantı sonucu keşfedilen Sivrihisar Balkayası kaya resmi, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesindeki sarp kayalıkların doğudaki en uç kısmında, Hisarönü-Balkayası mevkii olarak adlandırılan granit cinsi kayalıkların en uç kesiminde Ali Rıza ÖZTEKİN ve Nizamettin ASLAN tarafından bulunmuştur[2]. Frig Kaya Anıtı Böğürtlen Köyü'nün güneyinde, Balkayası olarak da adlandırılan yüksek kaya kütlesinin dik yüzüne oyulmuştur. Beşik çatılı, üçgen alınlıklı bir yapının ön cephesini simgeler. Ortada kapıyı simgeleyen dikdörtgen sığ bir niş vardır. Bilinen aynı tip Frig anıtlarından farklı olarak alınlık ve cephedeki geometrik bezemeler koyu kırmızı renk boya ile yapılmıştır[3]. Burada özellikle Balkayası’ndaki at resimleri dikkat çekicidir.

M.Ö. 5000 yıllarında prehistorik döneme ait granit kaya üzerine toprak boya ile resmedilmiş “At Sürüleri, Çoban ve Köpeği” görülmektedir (Görsel: Ali Rıza Öztekin, Nizamettin Aslan, 2001)[4]

Böğürtlen Balkayası
(Görsel: Eskişehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)
Şimdilik bunlar Anadolu’da bulunan ilk At Figürleri olarak düşünülmelidir. Bu somut tespitin ne kadar açık/net olduğu da o denli önemlidir. Eskişehir tarihine ait birçok araştırmaları ile tanıdığımız Nizamettin ASLAN Beyle konuşmamızda Balkayası ve civarında araştırmayı bekleyen birçok kaya resminin beklediğini öğreniyoruz. 2005 yılında Ali Rıza ÖZTEKİN ve Nizamettin ASLAN’ın bu büyük tespitini akademik çevrede tanıtan Ali Umut TÜRKCAN ve Eskişehir halkına duyuran Naci ŞAKAR’ın “Balkayası resimleri” yazıları Eski Türk Tarihî araştırmacılarının yeterince ilgisini çekmemiştir.
Hâlbuki bu resimler Anadolu Eski Türk Uygarlıkları ve Tarihinde bir devrim niteliği özelliğindedir. Bu yazımız “devrim niteliğindeki” “Balkayası At Resimlerini” geniş (akademik yahut Türk halkı) çevrelere duyurmak amacı taşımaktadır. Bu çalışmada Ali Rıza ÖZTEKİN ve Nizamettin ASLAN’ın fotoğrafları ile Ali Umut TÜRKCAN’ın “Balkayası Anadolu’nun İlk At Figürleri[5]” yazısı ve Naci ŞAKAR’ın “Burası Sivrihisar[6]” eseri bize bu çalışmada yol gösterici olacaktır. Ekrem Hayri PEKER’in hazırlamakta olduğu “Anadolu ve Balkanlarda Turanîler” kitabı da yayınlandığında mutlaka okuyuculara farklı bakış açıları sunacaktır.

Sivrihisar Balkayası’ndaki At Resimleri
Sivrihisar kayalıkları,yüksek zirveli granit kaya kütlelerinin ihtişamı ile sakin ve sarı bozkır bir ovanın zıtlığı içinde,Ankara-Eskişehir yolundan geçen herkesin belleğine eşi olmayan bir doğa manzarası olarak kazınır.Özellikle, kayaların zik zak çizen silueti ve bazı kesimlerinde peribacalarına benzeyen uzunlamasına kaya kütleleri günbatımında büyülü bir siluet halini almaktadır.Bir rastlantı sonucu keşfedilen Balkayası kaya resmi, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesindeki engin kayalıkların doğudaki en uç kısmında Hisarönü Balkayası mevkii olarak adlandırılan granit cinsi kayalıkların en uç kesiminde bulunmuştur. Eskilerin de ayrıca “Şinşirak” olarak adlandırdığı bu kayalıklar,içinden bir su kanalı ve antik bir yolun bağlandığı bağlar ve yoğun bir ağaç örtüsüne sahip küçük bir vadiyi çevirmektedir[7].
2001’in sonbaharında, Eskişehir’in fotoğraf sevdalıları ve tarih araştırmacıları Ali Rıza ÖZTEKIN ve Nizamettin ASLAN, kayalık bölgede fotoğraf çekmek için dolaşırken, ani bir yağmurun başlamasıyla bir kaya cephesine sığınırlar.Bu arada dikkatlerini,kayanın 4 m üzerinde,L şeklinde bir nişin içinde yer alan kırmızı çizgisel şekiller çekmiş ve duvar yazısı olabileceğini düşündükleri bu yeni keşiflerini fotoğraflayarak kayıt altına almışlardır. Kaya resminin fark edilmesinde,olasılıkla yağmurun resmi ıslatarak kırmızı toprak boyayı daha belirgin hale getirmesi etkili olmuştur.Çünkü, ilk bakışta bir yazı olarak düşünülen kırmızı şekiller,dikkatle incelendiğinde kalabalık bir kompozisyonun tekil öğeleri olan hayvan ve insan figürleri olarak algılanmaktadır.Öğle saatlerinden önce resmin doğuya bakan ve açık olan cephesine kuvvetli güneş ışınları vurması,resmin değil anlaşılmasını, seçilebilmesini bile zorlaştırmaktadır[8].
Yer seviyesinden yaklaşık 4 m yukarıda ve L şeklinde bir kaya nişinin içinde yer alan resim, granit kaya cephesine kırmızı toprak boya ile yapılmıştır. Resmin ana eksenindeki atlar ve bir insan figürünün oluşturduğu kompozisyon, çizgisel ve şematik at tasvirlerinin oluşturduğu kalabalık grup ve onların karşısında yer aldığı anlaşılan kolları havada şematik bir insan figüründen oluşur. Kaya resmi, çıplak gözle bakıldığında dikine iki sıra halinde gövdeleri oldukça uzatılmış,kuyruk ve kafa kısımları daha kaim fırça darbesi ile vurgulanmış at figürlerinden ve kompozisyonun hemen sağ tarafında yer alan atlardan daha büyük resmedilen bir insan figüründen oluşmaktadır. Her iki sıradaki atların bir kısmının diğerlerinden daha küçük betimlendiği de gözden kaçmamaktadır. Daha küçük boydaki atların ikinci sıranın üst kesiminde üçlü bir öbek oluşturması dikkat çekicidir.Atların genel olarak, baş kısımlarının aşağı eğik ve bacaklarının düz halde sabit konumları, atların koşmalarından ziyade dinlenir halde olduklarını gösteriyor gibidir. Kompozisyonun sağ kesiminde atlardan ayrı olarak, daha büyük resmedilmiş ayakta bir insan figürü sahneyi tamamlayan bir diğer öğedir.İnsan figürünün altındaki boş bırakılan alanda (kalabalık at kompozisyonunun önünde) ise, daha çok köpeği anımsatan eğik kısa başlı, kısa ve bodur gövdesi ile bir figür daha yer almaktadır. Figürlerin ağırlıklı olarak şematize bir şekilde tasvirlenmesi ve zaman içinde boya pigmentlerinin solması, resim hakkındaki yorumları zorlaştırmaktadır[9].
Bununla birlikte Üst Paleolitik Dönem Batı Avrupa Mağara Sanatı’ndaki at tasvirleri ile karşılaştırıldığında (Chauvet, Lascaux), resimlerin özellikle bu gelenekten farklı olarak, şematik çizimleri ile genelde Mezolitik ve Neolitik Dönem Kuzey Avrupa, Ön Asya ve Orta Asya’da görülen şematik kalabalık hayvan toplulukları (At, Geyik vb.)ve insanı ilişkisini konu alan (bazılarının kostümlerinden şaman figürleri olduğu anlaşılan) resim geleneğini hatırlatmaktadır[10].
Sivrihisar Balkayası resimlerinin rahmetli Sevet SOMUNCUOĞLU’nun Sibirya’dan “Anadolu’ya Taştaki Türkler” eserindeki Kazakistan-Tamgalı-Say, Kırgızistan, Talas Karakol Yaylası kaya resimleri[11] ile benzerlikleri çok önemlidir. Servet SOMUNCUOĞLU bu resimleri geniş bir Türk coğrafyasını dolaşarak tespit etmiştir. Kazakistan, Tamgalı Say, Almatı’ya 170 km uzaklıktaki Yedi Su Bölgesinde “Damgalı Vadi” anlamına gelmektedir. Yaklaşık 3000 resim bulunmaktadır. Kırgızistan, Talas Karakol Yaylasında 200 kadar değişik resim vardır[12]. Karakol Yaylası çizimlerinde dağ keçisi ağırlıklı olmakla birlikte avcı insan ve at resimleri de görülmektedir.

2005 yazında, Sivrihisar Balkayasıkaya resminin üzerinde Eskişehir (Arkeoloji) Müzesi ve Anadolu Üniversite işbirliği ile belgeleme çalışmaları yapılmıştır.Resim üzerinde yapılan ilk tetkiklerde, Özellikle sağ ve sol taraflarda boyanmış figürlerin genel olarak zaman içinde yağmur suyu ve güneş ışınları gibi dış etkilere maruz kaldığı görülmektedir.Bunun sonucunda resmin solduğu ve böylece çıplak gözle her figürün fark edilmesinin güçleştiği belirlenmiştir. Kaya resminin çevresinde bulunan çok sayıda çanak çömlek parçası ile çakmak taşı dilgiler ve bazalttan bir ezgi taşı kaya resminin tarihlenmesi konusunda fikir verebilecek buluntulardır.Bölgede uzun yıllar araştırmalar yapan İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Turan EFE’nin bu buluntuları Son Neolitik ile ilk Kalkolitik Çağ’a ait olduğunu belirtmesi kaya resminin M.Ö. 5. binyıla ait olabileceğini düşündürmektedir[13].
“Bilindiği üzere Anadolu, maden devrine erişinceye kadar, binlerce yıl süren uzun bir taş devri yaşamıştır. Taş devri kültürleri; Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik devirler olmak üzere üçe ayrılır. Paleolitik devir, tarihten önceki devirlerin en eski safhası olup, “Yontma Taş Devri” olarak da bilinir. Bu devirde insanlar, kültür bakımından avcılık seviyesinde bulunuyorlardı. Paleolitik devirden sonra başlayan ve “Orta Taş Devri” demek olan Mezolitik devir, M.Ö. 15.000-8.000 yılları arasında tarihlenmektedir. Mezolitik devir, Paleolitik devrin bir devamı niteliğindedir. Mezolitik devirden sonra, insanlığın eriştiği kültür aşamasına Neolitik (Yeni Taş Devri) devir denilir. Neolitik devir, taş devri kültürleri içerisinde bir inkılâp devri olarak kabul edilir. Çünkü bu devirde birtakım yeni keşif ve icatlarla karşılaşılmaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Ateş, insanoğlu tarafından kontrol altına alınmıştır.
2 Pişirme tekniği ile seramik imaline başlanmıştır.
3. Ziraat keşfedilmiştir.
4. İlk defa olarak yerleşik hayat başlamıştır.
Yukarıdaki keşif ve icatların her biri, bir diğerinden kaynaklanmıştır. Gerçekten, paleolitik devirlerden beri mevcudiyeti bilinen ateş, Neolitik devirde insanoğlu tarafından kontrol altına alınmış ve buna bağlı olarak da o güne kadar elde yapıldıktan sonra güneşte kurutulan çanak çömlekler, ateşte pişirilmek suretiyle daha sağlam ve daha kullanışlı hale getirilmiştir. Neolitik devre, “Cilalı Taş Devri” de denilmektedir. Anadolu'da Neolitik devirden sonra başlayan ve taş aletler yanında az miktarda madenin de kullanıldığı devre Kalkolitik devir denilir. Kalkolitik tabiri, Hellen dilinde “bakır” anlamına gelen khalkos ile “taş” anlamına gelen lithos'tan türetilmiş olup, “Bakır-Taş Devri” olarak da isimlendirilir. Bu devrin en önemli özelliği, taş aletlerden yine yaygın bir şekilde yararlanılmakla beraber, madenlerden de yararlanılmaya başlanmış olmasıdır. Bu devirde, yaygın olmamakla beraber, en çok kullanılan maden bakırdır. Kalkolitik devirde, Neolitik devre göre önemli değişiklikler olmamış ise de, yine de bazı gelişmeler tespit edilebilir. Her şeyden önce tarım daha ilerlemiş, araçlar daha gelişmiştir. Dokumacılığın da bu devirde başladığı tahmin edilmektedir. Çömlekler çömlekçi çarkı henüz bilinmediğinden yine elde yapılmakta, bazı yerlerde ise bunların üstüne kalın bir astar boya çekildikten sonra, geometrik motiflerin çizildiği görülmektedir. Bu devirde ölüler daha ziyade ağzı açık küplere gömülmüş, küpün içerisine ölen kişinin silahları ve eşyaları da konulmuştur”[14].
Şimdiye kadar yapılan araştırmalar ışığında Balkayası resmi, içerdiği 20 at ve 1 insan figürü ile üslup açısından Prehistorik döneme ait gözükmektedir. Kaya resminin olduğu kaya kütlesinin yüzünün işlenmiş olduğu ve kabartmalarla bezendiği anlaşılmaktadır.Ayrıca, kaya yüzeylerindeki bazı işlenmiş kısımların direk soku yerleri, bu alanın olasılıkla üstü kapalı bir alan olduğu ve niteliğini henüz bilemediğimiz bir amaçla kullanılmış bir mekan olabileceğini düşündürmektedir.Buranın bir yerleşime ait olduğuna ilişkin öngörümüzü güçlendiren bir diğer neden ise, resmin bulunduğu uzunlamasına alanın (yaklaşık5x25m) üzerinde ve yamaca doğru olan dolgusunda yoğun seramikle az da olsa çakmaktaşı düğüler ve bir bazalt öğütme taşına sahip olmasıdır. Kırmızı, bej ve gri renkteki bu seramiği, Orman Fidanlığı ve Keskaya yerleşmelerindeki örneklerinde olduğu gibi Eskişehir Bölgesi Erken ve Kalkolitik seramik grupları ile ilişkili olduğu söylenebilir[15].
Atlar ile insan arasındaki ilişki hem bölge için hem de Anadolu’nun Tarih öncesi sürecinde önemli detaylara sahiptir. Eskişehir Merkez’e bağlı Orman Fidanlığı Kalkolitik Dönem yerleşmesinin Orta Kalkolitik Çağ tabakalarında ele geçen çok sayıdaki yabani at kalıntısı M.Ö 5. binyılda bölgede atın önemli bir besin kaynağı olarak tüketildiğini kanıtlar. Geçim ekonomisinde yabani atın yeri ve tarihsel süreçte Frigya (Phrygia) bölgesinde at yetiştiriciliğinin önemi, Balkayası kaya resminin merkezini atların oluşturması ile örtüşür niteliktedir. Neticede, Balkayası kaya resmi, yalnızca Eskişehir için değil, bölgedeki tek kaya üstü resim olması nedeni ile bütün Orta Anadolu içinde büyük önem taşımaktadır[16].
Sonuç
Turanî halklarda atın binek ve ulaşımda kullanılması yanında gıda/ beslenme vasıtası olarak değerlendirilmesi Sivrihisar Balkaya'sı resmi ile Eskişehir Orman Fidanlığında bulunan at kalıntıları ile tespit edilmektedir. Halen Türkistan coğrafyasında atın gıda zincirinde Türkler arasında kullanılması Türkiye- Türkistan kültür ve uygarlık köklerinin zamanın ne kadar derinlerine gittiğini göstermektedir. M.Ö. 5000 günümüzden 7000 yıl önceye ait bu bulguların Türklüğün Anadolu'da yurtlanması açısından güçlü kanıtlarını ispat etmektedir. Mustafa Kemal Atatürk'ün “Anadolu en az 7000 yıllık Türk beşiğidir” sözü böylece Türk ilim insanlarına ve gençliğine yol göstericiliğini sürdürmektedir. Türkler 1071'den binlerce yıl önce de Anadolu'da coğrafyasını vatan yapmışlardır. 1071 Türklerin Anadolu'ya gelişlerinden sadece bir tanesidir ve bu yakın bir zamana tarihlenmektir. Atatürk'ün binlerce yıl öncesinden itibaren Anadolu'da Türk tarihini araştırması ve araştırma yaptırması asla duygusal değil tamamiyle gerçek verilere dayanan bilimsel bir metodolojinin sonucudur. “Ne mutlu Türküm diyene”.
Kaynaklar:
Ali Umut TÜRKCAN, Balkayası Anadolu’nun İlk At Figürleri, Aylık Coğrafya ve Keşif Dergisi, Sayı: 152, Kasım 2005, s. 38-40.
Ekrem Memiş, Eskiçağ Türkiye Tarihi, Ekin Basım, Bursa, 2017.
Eskişehir Rehberi (5.Baskı), Eskişehir Valiliği (2014). Eskişehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü.
Naci ŞAKAR, Burası Sivrihisar, Eskişehir Tepebaşı Belediyesi, Sivrihisar Eğitim Vakfı, Eskişehir, 2016.
Sevet Somuncuoğlu, Sibirya’dan, Anadolu’ya Taştaki Türkler, A-Z Yapı İnşaat Sanayii A.Ş. Kültür Hizmeti, İstanbul, 2008.
Fotoğraflar:
Ali Rıza ÖZTEKİN & Nizamettin ASLAN
Eskişehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Sevet SOMUNCUOĞLU
[1] Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (ESTÜDAM) Kurucu Müdürü
[2] Naci ŞAKAR, Burası Sivrihisar, Eskişehir Tepebaşı Belediyesi, Sivrihisar Eğitim Vakfı, Eskişehir, 2016., s.103.
[3] Eskişehir Rehberi, Eskişehir Valiliği, 2014.
[4] Naci Şakar, a. g. e., s. 100.
[5] Ali Umut Türkcan, Balkayası Anadolu’nun İlk At Figürleri, Aylık Coğrafya ve Keşif Dergisi, Sayı: 152, Kasım 2005, s. 38-40.
[6] Naci Şakar, a. g. e., s. 100, 103-106.
[7] Naci Şakar, a. g. e. , s.103.
[8] Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.38., Naci Şakar, a. g. e. , s.103.
[9] Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.39., Naci Şakar, a. g. e. , s.104.
[10] Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.40., Naci Şakar, a. g. e. , s.104.
[11] Sevet Somuncuoğlu, Sibirya’dan, Anadolu’ya Taştaki Türkler, A-Z Yapı İnşaat Sanayii A.Ş. Kültür Hizmeti, İstanbul, 2008.
[12] Sevet Somuncuoğlu, a. g. e., s. 313, 401.
[13] Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.40., Naci Şakar, a. g. e. , s.105.
[14] Ekrem Memiş, Eskiçağ Türkiye Tarihi, Ekin Basım, Bursa, 2017., s. 9-15.
[15] Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.40., Naci Şakar, a. g. e. , s.105.
[16] Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.40., Naci Şakar, a. g. e. , s.105.














































Yorum Yazın
Facebook Yorum