Georges-Louis Bouchez: KOBİ’lerin savunucusu mu, yoksa yeni bir toplumsal ayrışmanın mimarı mı?
“Daha az vergi, daha az kamu harcaması” sloganıyla hareket eden Arizona hükümeti; sermaye kazançları vergisi getirdi, işsizlik ödeneğini süreyle sınırlandırdı ve bazı vergi avantajlarını daralttı. Çalışan kesim belirli ölçüde kazançlı çıkabilirken, istihdam piyasasından en uzakta bulunanlar reformların asıl yükünü taşıma riskiyle karşı karşıya.
Kadir Duran – Bruxelles Korner | Brüksel
5 Eylül 2026

Georges-Louis Bouchez kendisini emeğin, girişimcilerin ve küçük ve orta ölçekli işletmelerin, yani KOBİ’lerin savunucusu olarak tanıtıyor.
Verdiği mesaj ilk bakışta oldukça basit: Belçika yeni vergiler getirmek yerine gereksiz kamu harcamalarını azaltmalı, çalışanları ödüllendirmeli, ekonomik faaliyet yaratan ve istihdam sağlayan işletmeleri desteklemelidir.
Reformcu Hareket’in (MR) Genel Başkanı, şirketlere verilen kamu yardımlarının da yeniden gözden geçirilmesini istiyor. Bouchez’ye göre “şirket yardımları” başlığı altında hesaplanan 23,8 milyar avronun 7 milyar avrodan daha azı gerçekten üretim yapan işletmelere ulaşıyor. Geri kalan bölüm ise kamu şirketlerine, sosyal ekonomi kuruluşlarına ve yeterince verimli olmadığını düşündüğü çok sayıda destek mekanizmasına aktarılıyor.
Bu yaklaşım kamuoyunun bir bölümü açısından ikna edici görünebilir. Eğer harcanan milyarlar büyüme, istihdam veya daha kaliteli kamu hizmetleri üretmiyorsa bu harcamalar neden devam etsin?
Ancak Bouchez’nin söylemi Arizona koalisyonunun aldığı kararlarla karşılaştırıldığında önemli bir çelişki ortaya çıkıyor. MR’ın da yer aldığı hükümet, bazı sermaye kazançları üzerinden yeni bir vergi getirdi; işsizlik ödeneğini süreyle sınırlandırdı; çeşitli vergi avantajlarını azalttı ve küçük işletmelerin de yararlandığı bazı destekleri kaldırmayı veya yeniden düzenlemeyi gündemine aldı.
Bu durumda şu soru kaçınılmaz hâle geliyor:
Georges-Louis Bouchez gerçekten KOBİ’lerin ve çalışanların savunucusu mu, yoksa toplumun en kırılgan kesimlerini daha da zayıflatabilecek bir politikanın mimarlarından biri mi?
Bu sorunun cevabı, siyasi sloganlardan çok daha derin bir değerlendirmeyi gerektiriyor.
Kendi içinde tutarlı bir liberal anlayış
İdeolojik açıdan bakıldığında Georges-Louis Bouchez’nin liberal çizgisiyle büyük ölçüde tutarlı davrandığını söylemek gerekir.
Bouchez’ye göre devlet; güvenlik, adalet, eğitim, altyapı ve kendisinin “adil ve sürdürülebilir dayanışma” olarak tanımladığı temel görevler üzerinde yoğunlaşmalıdır.
Savunduğu anlayış birkaç temel ilkeyle özetlenebilir:
Verimsiz olduğu düşünülen kamu harcamalarını azaltmak;
İnsanların sosyal yardımlara uzun süre bağımlı kalmasını engellemek;
Çalışmakla çalışmamak arasındaki gelir farkını büyütmek;
Öncelikle yatırım yapan ve istihdam yaratan şirketleri desteklemek;
İş gücü piyasasını daha esnek hâle getirmek;
İşletmeler üzerindeki idari yükleri, kuralları ve bürokrasiyi azaltmak;
Mesleki gelirler üzerindeki vergi yükünü kademeli olarak düşürmek.
Dolayısıyla MR, mevcut bütün kamu yardımlarının korunacağını vadetmiyor. Parti, yardımları büyümeye ve istihdama sağladıkları düşünülen katkıya göre seçmek istiyor.
Fakat burada temel bir soru ortaya çıkıyor: Bir harcamanın verimli veya verimsiz olduğuna kim karar verecek?
Bir fabrikaya verilen yatırım desteği kolaylıkla ekonomik yatırım olarak sunulabilir. Buna karşılık işsizlik ödeneği, sosyal ekonomi kuruluşuna verilen bir destek veya kamu şirketine aktarılan kaynak çoğu zaman bir maliyet olarak değerlendirilebilir.
Peki çalışanları işe götüren tren, uzun süredir işsiz olanları yeniden istihdama kazandıran bir dernek veya engelli bireylere çalışma imkânı sunan korumalı işyeri ekonominin işleyişine katkıda bulunmuyor mu?
Dolayısıyla tartışma yalnızca muhasebe rakamlarından ibaret değildir. Esas olarak siyasi ve toplumsal bir tercihle ilgilidir.
23,8 milyar avroluk “şirket yardımı” gerçekte ne anlama geliyor?
Georges-Louis Bouchez şirketlere 23,8 milyar avro yardım yapıldığını söylediğinde vatandaşlar bu paranın doğrudan özel şirketlere çek veya nakit sübvansiyon olarak dağıtıldığını düşünebilir.
Oysa gerçek çok daha karmaşıktır.
Bu geniş tutarın içinde birbirinden tamamen farklı destek mekanizmaları yer alıyor:
İşveren sosyal güvenlik primlerinde yapılan indirimler;
Mesleki stopajın devlete aktarılmasından sağlanan muafiyetler;
İstihdam teşvikleri;
Bölgesel sübvansiyonlar;
Araştırma ve geliştirme destekleri;
Kamu şirketlerine ödenen hizmet bedelleri ve mali telafiler;
Sosyal ekonomi kuruluşlarına ayrılan kaynaklar;
Yatırım ve enerji dönüşümü yardımları;
Belirli sektörlere yönelik destek programları.
Böylece bpost, Belçika Demiryolları SNCB, engelli bireylere istihdam sağlayan bir işletme ile yeni bir makine almak için destek alan küçük bir KOBİ aynı genel kategori altında toplanabiliyor.
“Üretim yapan şirketlere 7 milyar avrodan daha az yardım gidiyor” ifadesi, büyük ölçüde “üretkenlik” kavramının nasıl tanımlandığına bağlıdır.
Zarar eden bir demiryolu hattı, yalnızca muhasebe açısından bakıldığında verimsiz sayılabilir. Ancak aynı hat çalışanların, öğrencilerin ve müşterilerin ulaşımını sağlıyor; bölgedeki işletmeleri ve ekonomik hareketliliği destekliyor olabilir.
Benzer şekilde sosyal ekonomi kuruluşları her zaman kısa vadeli mali kâr üretmez. Buna karşılık özel sektörün üstlenmek istemediği önemli toplumsal görevleri yerine getirebilir.
Bu nedenle milyarlarca avroluk tasarruftan söz edilmeden önce şeffaf bir envanter yayımlanmalıdır:
Hangi yardımlar kaldırılacak? Hangi işletmeler ve kurumlar bundan etkilenecek? Beklenen ekonomik ve toplumsal sonuçlar nelerdir?
Bu şeffaflık sağlanmadığı sürece “kötü yardımları kaldıracağız” vaadi, içeriği kolaylıkla değiştirilebilen kullanışlı bir siyasi söylem olarak kalacaktır.
Bütün KOBİ’ler korunmayacak
MR’ın söylemi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin alınacak bütün tasarruf kararlarından doğal olarak korunacağı izlenimini veriyor.
Ancak Arizona anlaşmasındaki bazı önlemler KOBİ’leri de doğrudan ilgilendiriyor.
Koalisyonun kabul ettiği veya değerlendirdiği düzenlemeler arasında şunlar bulunuyor:
İlk kez personel istihdam eden işverenlere tanınan sosyal güvenlik primi indirimlerinin yeniden düzenlenmesi;
Düşük ücretli ek personel çalıştıran işletmelere sağlanan vergi muafiyetinin kaldırılması;
Sosyal yükümlülükler için uygulanan bazı vergi muafiyetlerinin sona erdirilmesi;
Esnek ücretlendirme sistemlerinin sınırlandırılması;
İndirimli kurumlar vergisi oranından yararlanabilmek için şirket yöneticisine ödenmesi gereken asgari ücretin yükseltilmesi.
İndirimli kurumlar vergisi oranından yararlanmak için gerekli yönetici ücreti, uygulamada yaklaşık 45 bin avrodan 50 bin avroya çıkıyor. Bu nedenle bazı küçük şirketler yöneticilerinin ücretini artırmak zorunda kalabilecek veya indirimli vergi oranını kaybedebilecektir. Securex – gelir vergisi reformu
Bununla birlikte bütün KOBİ’lerin kaybeden taraf olacağını söylemek de doğru değildir.
Arizona reformunda bağımsız çalışanlara ve işletmelere yönelik bazı olumlu önlemler de bulunuyor:
Girişimciler için yeni bir vergi indirimi;
Fazla mesai kurallarının esnetilmesi;
Bazı yazılım geliştiricileri için telif gelirlerine uygulanan avantajlı vergi rejiminin yeniden devreye alınması;
Çalışma düzeninin daha esnek hâle getirilmesi;
Belirli yatırımlar ve faaliyetler için daha avantajlı mali uygulamalar.
Dolayısıyla reformların bilançosu; şirketin faaliyet gösterdiği sektöre, büyüklüğüne, ücret yapısına, yatırımlarına ve daha önce yararlandığı desteklere göre değişecektir.
Hükümetin politikası bütün KOBİ’lere yönelik genel bir koruma sağlamıyor. Seçici bir yaklaşım izleniyor: Bazı işletme modelleri teşvik edilirken diğerlerinin kullandığı avantajlar azaltılıyor.
“Yeni vergi yok” söylemini savunmak zorlaşıyor
Bouchez’nin söylemi ile Arizona hükümetinin icraatları arasındaki en görünür çelişki, finansal sermaye kazançlarına getirilen vergi konusunda ortaya çıkıyor.
Georges-Louis Bouchez, Belçikalıların artık yeni vergileri kaldıramayacağını sık sık dile getiriyor. Belçika’nın özellikle emek gelirlerini en ağır vergilendiren ülkeler arasında yer aldığını hatırlatıyor.
Buna rağmen 2026’dan itibaren gerçek kişilerin belirli finansal varlıklardan elde ettiği sermaye kazançları yüzde 10 oranında vergilendirilmeye başlandı. Yıllık 10 bin avroluk temel bir istisna uygulanıyor.
Belçika Federal Maliye İdaresi, bu verginin varlığını, beyan yükümlülüklerini ve bankalar tarafından uygulanacak kesinti yöntemlerini açıkça doğruluyor. Belçika Federal Maliye İdaresi – sermaye kazançları vergisi
Dolayısıyla burada teknik bir düzenlemeden değil, açıkça yeni bir vergiden söz ediyoruz.
MR, bu verginin koalisyondaki diğer partilerle, özellikle de Vooruit ile yapılan bir uzlaşmanın sonucu olduğunu ve 10 bin avroluk istisna sayesinde küçük yatırımcıların büyük bölümünün korunduğunu savunabilir.
Bu açıklama siyaseten anlaşılabilir. Bir koalisyon hükümetinde hiçbir parti kendi programını tek başına ve eksiksiz biçimde hayata geçiremez.
Ancak bu durum Georges-Louis Bouchez’nin iletişim stratejisindeki temel sınırı da ortaya koyuyor. Bouchez çoğu zaman MR hükümeti tek başına yönetiyormuş gibi konuşuyor. Oysa partisi, sermaye kazançlarının vergilendirilmesini içeren koalisyon anlaşmasını kabul etti ve onayladı.
Bu verginin KOBİ’lerin ticari kazançlarını doğrudan hedeflemediğini de belirtmek gerekir. Vergi esas olarak yatırımlarından sermaye kazancı elde eden gerçek kişileri ilgilendiriyor.
Bununla birlikte şirket hisselerini satan veya kişisel servet yapısını yeniden düzenleyen girişimciler de bu uygulamadan etkilenebilir.
Bu nedenle bir yandan “yeni vergiye hayır” denilirken diğer yandan sermaye kazançları vergisi basit bir teknik ayrıntı gibi gösterilemez. Siyasi uzlaşma sonucunda kabul edilmiş olsa bile yürürlüğe giren yeni bir vergi, sonuçta vergidir.
Uzun süreli işsizler ortadan kaybolmuyor
Arizona reformunun toplumsal açıdan en ağır sonuçlar doğurabilecek bölümü işsizlik sigortasıyla ilgilidir.
Tam işsizlik ödeneği artık en fazla 24 ay süreyle ödenecek. Bu süre, 12 aylık temel dönem ile kişinin çalışma geçmişine bağlı olarak verilebilecek en fazla 12 aylık ek dönemden oluşuyor.
İşe giriş ödeneği ise bir yılla sınırlandırıldı.
Reform, Temmuz 2025’te Federal Parlamento tarafından kabul edildi, Belçika Resmî Gazetesi’nde yayımlandı ve kademeli olarak uygulanmaya başlandı. Yeni kurallar Mart 2026’dan itibaren tamamen yürürlüktedir. ONEM – işsizlik sigortası reformu
Hükümetin “uzun süreli işsizleri ortadan kaldırdığını” söylemek hukuki açıdan elbette doğru değildir. Ortadan kaldırılan insanlar veya onların yaşadığı sorunlar değil, belirli bir sürenin ardından kesilen federal işsizlik ödeneğidir.
İş arayanların bir bölümü yeniden istihdama katılabilir. Ancak iş bulamayanlar ailelerinin desteğiyle yaşamak, belediyelerin Sosyal Yardım Merkezlerine başvurmak veya yeterli gelirden tamamen yoksun kalmak zorunda olabilir.
Federal hükümet böylece ONEM bütçesinde tasarruf ederken mali ve toplumsal yükün bir bölümünün şu kurumlara aktarılması beklenebilir:
Belediyeler;
Kamu Sosyal Yardım Merkezleri;
Sosyal konut sistemi;
Sağlık hizmetleri;
Yardım dernekleri;
İşsizlerin aileleri.
Bir yönetim düzeyinde yapılan tasarruf, başka bir yönetim düzeyinde yeni bir harcamaya dönüşebilir.
Herkesi yeniden işe döndürmek mümkün mü?
Hükümetin yaklaşımı şu düşünceye dayanıyor: İşsizlik ödeneği daha az cazip hâle gelir ve süreyle sınırlandırılırsa daha fazla insan aktif biçimde iş arayacaktır.
Bu yaklaşım, hemen çalışabilecek durumda olan kişiler ve yeterli iş imkânı bulunan bölgeler açısından sonuç verebilir.
Ancak uzun süreli işsizlerin tamamı aynı koşullarda yaşamıyor.
Bazıları yeterli mesleki eğitime sahip değil. Bazıları ileri yaşta, hasta, yalnız veya ulaşım imkânlarından yoksun. Bazıları ise çocuk bakımı konusunda çözemedikleri sorunlarla karşı karşıya.
İş arayanların yaşları, kökenleri, ikamet ettikleri mahalleler veya mesleki geçmişleri nedeniyle ayrımcılığa uğradıkları da bilinen bir gerçektir.
Ayrıca bölgeler arasında ciddi istihdam farklılıkları bulunuyor. Brüksel, Valonya ve Flaman Bölgesi aynı ekonomik yapıya ve aynı iş olanaklarına sahip değildir.
İşsizlik ödeneğinin kesilmesi kendiliğinden yeni istihdam yaratmaz. İnsanlara meslek kazandırmaz, kreş açmaz, hastaları iyileştirmez ve işe alımlardaki ayrımcılığı ortadan kaldırmaz.
Etkili bir rehberlik ve gerçekten erişilebilir iş imkânları sunulmadığı takdirde reform, bazı insanları işsizlikten çalışma hayatına değil, işsizlik sisteminden belediyelerin sosyal yardım kurumlarına taşıyacaktır.
Düşük gelirli çalışanlar kaybeden tarafta mı?
Bütün düşük gelirlilerin reformlardan mutlaka zarar göreceğini söylemek de doğru olmaz.
Düşük ücretle çalışanlar şu uygulamalardan yararlanabilir:
Çalışma ikramiyesi olarak bilinen prim ve vergi avantajlarının artırılması;
Vergiden muaf gelir diliminin kademeli olarak yükseltilmesi;
Bazı sosyal kesintilerin azaltılması;
Net ücretlerde sınırlı bir artış;
Fazla mesaiye ilişkin bazı mali avantajlar.
Vergiden muaf gelir diliminin yükseltilmesiyle mesleki gelirin daha büyük bir bölümü vergi dışında bırakılacaktır. Düşük ücretli çalışanlara yönelik vergi bonusu da güçlendiriliyor.
Bu açıdan Arizona reformu, bazı düşük ücretli çalışanların net gelirini gerçekten artırabilir.
Ancak başka gruplar doğrudan zayıflatılıyor:
İşsizlik ödeneği sona erenler;
İkame gelirlere bağımlı olanlar;
Tek gelirli bazı aileler;
Eşler arası gelir aktarımına dayanan “evlilik katsayısı” avantajından yararlananlar;
Bazı yalnız ebeveynler ve fiilî birlikte yaşayanlar;
İşsizlikten sosyal entegrasyon gelirine geçmek zorunda kalanlar;
Uzun işsizlik dönemleri yaşamış bazı gelecekteki emekliler.
Reform, mesleki gelir elde edenler için vergiden muaf tutarı artırıyor. Ancak ikame gelir alan bazı kişiler açısından bu kazanç, vergi indirimlerinin azaltılmasıyla sınırlandırılıyor veya tamamen ortadan kaldırılıyor.
Sosyal entegrasyon geliri de ikame gelir olarak vergilendirilebilir hâle gelirken, işsizlik ödeneğine uygulanan vergi indirimi tamamen kaldırılmak üzere kademeli olarak azaltılıyor. Securex – mali düzenlemeler ve ikame gelirler
Hükümetin siyasi mesajı açıktır: Çalışan kişinin elinde, sosyal yardımla geçinen kişiden daha fazla para kalmalıdır.
Ancak bu yaklaşım öncelikle hâlihazırda işi bulunanları avantajlı duruma getiriyor. Bütün çabalarına rağmen veya kişisel sorunları nedeniyle yeniden iş bulamayanlar açısından ise çok daha sert toplumsal sonuçlar doğuruyor.
Toplumun dar gelirli kesimleri kendi içinde bölünüyor
Arizona reformu yalnızca zenginlerle yoksulları veya şirketlerle çalışanları karşı karşıya getirmiyor. Aynı zamanda toplumun dar gelirli kesimleri içinde yeni bir ayrışma yaratıyor.
Bir tarafta düşük ücretle çalışan ve net gelirinde sınırlı bir artış elde edebilecek işçi bulunuyor.
Diğer tarafta ise uzun süredir işsiz olan, tek gelirle geçinen veya ikame gelirlerle yaşamını sürdüren ve mevcut korumasının önemli bir bölümünü kaybetme riski taşıyan vatandaş bulunuyor.
Hükümet böylece düşük gelirli kesimlerin bütün avantajlarını ortadan kaldırmıyor. Ancak “aktif” kabul edilenlerle “pasif” olarak değerlendirilenler arasındaki ayrımı giderek daha belirgin hâle getiriyor.
Bu ayrışma tehlikeli sonuçlara yol açabilir.
Bugün çalışan bir kişi yarın işini kaybedebilir. Bir bağımsız girişimci iflas edebilir. Bir işçi hastalanabilir veya mesleğini sürdüremeyecek duruma gelebilir.
“Üretken vergi mükellefi” ile kamuya yük gibi gösterilen sosyal yardım alıcısı arasındaki sınır, siyasi söylemin ileri sürdüğünden çok daha kırılgandır.
Sosyal devlet yalnızca çalışmayan insanlara yardım etmek amacıyla kurulmamıştır. Aynı zamanda bugün çalışan insanları, yarın işsizlik, hastalık veya yoksullukla karşılaşmaları hâlinde korumak için vardır.
MR, sosyal devletin dönüşümünü üstleniyor
Georges-Louis Bouchez siyasi hedefini gizlemiyor: Devlet daha az müdahale etmeli, daha az harcamalı ve bireyler kendi durumlarından daha fazla sorumlu tutulmalıdır.
Dolayısıyla amacı yalnızca KOBİ’leri savunmak değildir. Bouchez, Belçika’nın sosyal modelini dönüştürmek istiyor.
Mevcut sistem sigorta ve dayanışma anlayışına dayanıyor. Bir kişi işini kaybettiğinde ortaya çıkan riskin bir bölümü toplum tarafından ortaklaşa üstleniliyor.
Yeni model ise bu ortak korumayı zaman bakımından sınırlandırıyor. Ekonomik ve sosyal riskin daha büyük bir bölümü bireye, ailesine ve yerel yönetimlere aktarılıyor.
Bu yaklaşım bazı kişileri daha hızlı biçimde iş aramaya ve işe dönmeye teşvik edebilir. Ancak aile desteği bulunmayan, sağlık sorunları yaşayan veya piyasanın aradığı mesleki niteliklere sahip olmayan kişilerin yoksulluğunu da derinleştirebilir.
Bu nedenle tartışma, “çalışkan insanlar” ile “sistemden yararlananlar” arasındaki basit bir karşıtlığa indirgenemez.
Toplumsal gerçeklik bundan çok daha karmaşıktır.
Asıl çelişki nerede?
Georges-Louis Bouchez’nin bazı şirketleri desteklerken bazı kamu yardımlarının kaldırılmasını istemesi kendi başına bir çelişki değildir. Bu seçici yaklaşım, savunduğu liberal anlayışın doğal sonucudur.
Asıl çelişki, kullandığı kesin ifadelerle MR’ın hükümet içinde kabul ettiği kararlar arasında bulunuyor:
“Yeni vergiye hayır” diyor, ancak koalisyonu sermaye kazançları vergisi getiriyor;
Kendisini girişimcilerin savunucusu olarak tanıtıyor, ancak bazı KOBİ’ler mevcut avantajlarını kaybediyor veya kaybetme riski taşıyor;
Bütün vatandaşları korumayı vadederken işsizlik ödeneğini süreyle sınırlandırıyor;
Düşük gelirlileri desteklediğini söylerken işsizleri ve ikame gelirlere bağımlı kişileri daha kırılgan hâle getiriyor;
Federal harcamaları azaltmak istiyor, ancak maliyetin bir bölümünü belediyelere ve sosyal yardım kurumlarına aktarıyor;
Çalışmayı daha kazançlı hâle getirmeyi vadederken gerekli işlerin mevcut ve herkes için erişilebilir olacağını garanti edemiyor.
Georges-Louis Bouchez ideolojisiyle tutarlı olabilir. Ancak kullandığı siyasi dil, izlenen politikaların insanlar üzerindeki sonuçlarını fazlasıyla basitleştiriyor.
Tasarrufların arkasındaki toplumsal tercih
Arizona politikası hukuken bir toplumsal sınıfı “yok etmiyor”. Ancak Belçika’nın ekonomik ve sosyal riskleri paylaşma biçimini derinden değiştiriyor.
Bazı düşük ücretli çalışanlar vergi düzenlemeleri sayesinde ayda birkaç on avro daha fazla gelir elde edebilir. Bazı KOBİ’ler daha esnek çalışma kurallarından veya yeni mali avantajlardan yararlanabilir.
Buna karşılık bazı işsizler ödeneklerini kaybedecek, bazı aileler mevcut vergi mekanizmalarından artık yararlanamayacak ve belediyeler federal sistemin dışında kalan insanların bir bölümünü üstlenmek zorunda kalacaktır.
Bu nedenle tartışma yalnızca ne kadar tasarruf yapılacağıyla ilgili değildir.
Ortada gerçek bir toplum modeli tercihi vardır.
Zorluk yaşayan bireyleri uzun süre koruyan bir devlet mi istiyoruz, yoksa insanları daha hızlı biçimde iş gücü piyasasına yönlendirmek amacıyla bu korumayı süreyle sınırlandıran bir devlet mi?
Kamu yardımlarını yalnızca kısa vadeli mali getirilerine göre mi değerlendireceğiz, yoksa kamu hizmetlerinin, toplu taşımanın ve sosyal ekonominin de toplumsal bir değer ürettiğini kabul mü edeceğiz?
Georges-Louis Bouchez; çalışmayı, işletmeyi ve yatırımı daha fazla ödüllendiren bir Belçika öneriyor. Ancak bu ödül, en azından kısmen, iş gücü piyasasının dışında kalan insanlara sağlanan korumanın azaltılmasıyla finanse ediliyor.
Bouchez’nin sosyal medya paylaşımlarında açıkça dile getirilmeyen gerçek budur.
“Verimlilik”, “liyakat”, “büyüme” ve “sorumluluk” gibi kavramların arkasında sosyal güvenliğin yeniden dağıtılması yatıyor: Ekonomik sistemin içinde yer alanlara daha fazla teşvik, sistemin dışında veya kıyısında kalanlara ise daha az koruma.
Dolayısıyla asıl mesele Georges-Louis Bouchez’nin KOBİ’leri savunup savunmadığı değildir.
Bouchez belirli bir KOBİ modelini savunuyor: rekabetçi, esnek, yatırım yapan ve büyümeye odaklanan işletme modelini.
Asıl sorulması gereken soru şudur:
Bu dönüşümün toplumsal bedelini kim ödeyecek?




















































Yorum Yazın
Facebook Yorum