Gurbette Türkçe
Uzun bir aradan sonra yeniden yazmak. İnsan soğuyor ama vazgeçemiyor yazmaktan. Okumak kolay yazmak zor. Yok, aslında okumak da zor. Okudukça düşünmek, düşündükçe tahlil etmek, kafa yormak zor işler bunlar. Kolay olan sosyal medyadan kısa videolar izlemek.
Gezmek ise en güzelleri. Yeni yerler başka insanlar görmek. Gördüklerim suratımda bir çocuk gülümsemesi oluşturuyor. Her şeyi yeni öğrenen bir çocuk merakı ve hayreti ile izliyorum. Yabancı bir yerde turist olarak gezmek kısa süreliğine olduğu için zevkli bir eylem. Bu sene Yunanistan, Makedonya, Bulgaristan’ın bazı şehirlerini gördüm. Yurt dışına çıkınca oranın insanları, yeni bir kültür, değişik yemekler görmek ve tatmak mutlu ediyor insanı. Yine de bir yere kadar, bir süre sonra etrafta Türkçe konuşan birini görünce gözlerimiz ışıldıyor. Tatil boyunca gözlerim sürekli Türk plakası aradı. Bu bazılarına anlamsız gelebilir belki ama mutlu oluyordum. Zaten bu coğrafyada yaşayan çok Türk var.
Yunanistan göz alabildiğine zeytin ağacı. Yemyeşil bir ülke. Zeytin ağaçlarını görünce yüreğim sızladı. Bizim ülkemizde ise az olan zeytin ağaçlarımızı yok etmek için uğraşıyorlar. Kavala tam bir yaz tatili yeri. Selanik çok güzel bir şehir. Körfeze bakan Beyaz Kule, Selanik Vilayet Konağı, Hamza Bey Cami vb. Osmanlı eserleri hala ayakta. Yemek için gezdik dolaştık gene bir Türk lokantası bulduk. Küçücük bir yer. Karı koca, kızları ve yardımcı elemanları ile çalıştırıyorlar dükkânlarını. Yol üstü olduğu için yabancı plakalı gurbetçiler vardı, oturanlar hep Türk. Kısa boylu esmer başı örtülü hanım konuşmayı özlemiş hem masalara bakıyor hem benimle sohbet ediyor. Dokuz yıl olmuş buraya Mardin’den geleli. “Annemler de Hatay’a göçtüler, sığdıramadılar bizi Mardin’e. Her birimiz bir yerlerdeyiz. Ama alıştık burada mutluyuz burada kimse birbirine karışmıyor herkes kendi dininde, dinsizliğinde mutlu. Bak şu abla Hristiyan (O arada kaldırımdan yürüyen kadın) yetmiş yaşında hiç göstermiyor yaşını, çok az yemek yerler bizim gibi yağlı, tuzlu, sarmalar börekler dolmalar bilmiyorlar o da oruç tutuyor özel haftaları oruçlarımız denk geldi. Ona özel pide yapıyorum biraz sonra gelip alacak ” Dedi. Kim olduklarını sormadım, neye inandıklarını sormadım. Neden göç ettiklerini sormadım. Türkçe konuşuyordu bu yetiyordu bana.
Yunanistan’dan sonra kadim topraklar Makedonya. Gezi rotamızda Atamızın eğitim gördüğü Manastır Askeri İdadisi’ni (K. 1847) görmek mutlu etti bizi. Şimdi müze olarak kullanılıyor. Bir oda Atatürk’e ayrılmış. On beş on altı yaşlarını gösteren balmumu heykeli var üzerinde askeri okul kıyafeti. Yılmaz Büyükerşen yapmış galiba. Merdivenlere bakarken Mustafa Kemal’in on beş on altı yaşlarında merdivenden neşe içinde inip çıktığını hayal ediyorsunuz, askerliğe, her şeyin başladığı bu yere hayranlıkla bakıyorsunuz.
Manastır’dan sonra Ohrid muhteşem doğası deniz gibi gölü ara sokakları ahşap, taş mimarisi evleri harikaydı. Burada da yaşayan Türkler var. Mübadelede gitmeyenler sonra yeniden gelenler vb. Makedonya Üsküp çok şaşırtıcıydı. Kent boyunca akan Vardar Nehri kenti ikiye bölmüş. Köprünün bir tarafı depremden sonra yapılan heykeller yeni binalarla yeni bir çehre kazandırılmaya çalışılmış diğer tarafına geçince kendinizi Kahramanmaraş ya da Gaziantep’in eski çarşısında gezerken buluyorsunuz. Her şey bizden her şey klasik Türkiye gibi. Hiç yabancılık çekmiyorsun yani. Çarşının ortasında kilise ile cami yan yana. Osmanlı’dan kalan eserler hala yerinde çoğu da yıkılmış, yıktırılmış yok edilmiş. Balkanlara çok yatırım yapılmış yüzyıl önce. Tarih sayfalarını karıştırıp yeniden bazı durumları hatırlamak üzse de burada Türkler var ve var olmaya devam edecek görünüyorlar. Çünkü burada doğmuşlar dedeleri burada toprakları helal.
Yunanistan Bulgaristan da öyle orada yaşayan Türkler büyük mücadeleler sonunda yeniden özgür olabilmişler. Bazı köylerde minare görmek insanı mutlu ediyor. Oralarda insanlar zoru başarmışlar var olma mücadelesi vermişler.
Bir de Türkiye’den gurbete giden soydaşlarımız var. Birinci kuşak, orada doğan ikinci kuşak ve şimdi üçüncü kuşak. Onların Belçika’dan Fransa’dan, Hollanda’dan Danimarka’dan vatan topraklarına geldiklerinde yaşadıkları mutluluğu, söylemlerini, heyecanlarını dışarıya gitmeden anlayamıyor insan. O ülkenin vatandaşı da olsanız dillerini de konuşsanız bazı şeyler değişmiyor. Oralarda insanlarımızın neden bir arada yaşayarak kültürünü, dilini, kimliğini korumaya çalıştığını anlıyorum. Bir Emirdağlı olarak gurbetteki Emirdağlıların bu küçük kendine özgü kasabayı neden çok sevdiklerini her yıl koşa koşa geldiklerini şimdi daha anlayabiliyorum.
Ben iki haftalık yurt dışı tatilinde Türkçe konuşan insan görünce mutlu oldum. Ne diyebilirim ki, var olsun dilimiz, var olsun kimliğimiz.
Yorum Yazın
Facebook Yorum