Sessizliğin Şiddeti ve Küslükle Çöken Evlilikler
Birbirine küsen eşler…
Bu mesele sandığımızdan çok daha tehlikeli.
Çünkü küslük masum bir suskunluk değil; çoğu zaman evliliğin kalbine bırakılan sessiz bir bombadır.
Kimse bir sabah uyanıp “bugün küseyim” demez.
Küslük; biriken cümlelerin, yutulan kelimelerin, ertelenen konuşmaların sonucudur.
Önce susarsın, sonra alışılır sanırsın.
Ama o sessizlik zamanla evin en kalabalık misafiri olur.
Uzman bir psikologdan öğrendiğim çok net bir gerçek var:
Eril erkek küsmez.
Çünkü eril enerji sorumluluk alır.
Konuşur.
Yüzleşir.
Sorunu yönetir.
Küsen erkek ise çoğu zaman farkında olmadan feminen bir savunma mekanizmasına geçer.
Kırıldığını söyleyemez.
Duygusunu yönetemez.
Bunun yerine susar.
İlgiyi keser.
Mesafe koyar.
Ve bunu bir güç sanır.
Oysa bu güç değil,
duygusal yetersizliğin sessiz ilanıdır.
İşte tam burada küslük, basit bir iletişim sorunu olmaktan çıkar;
psikolojik şiddetin en sessiz hâline dönüşür.
Psikolojik şiddet her zaman bağırarak olmaz.
Bazen görmezden gelerek olur.
Bazen konuşmayarak.
Bazen “yokmuşsun gibi” davranarak.
Bir erkek karısına günlerce konuşmadığında,
sorduğu sorulara cevap vermediğinde,
duygularını küçümsediğinde,
onu yok saydığında…
bu sadece susmak değildir.
Bu, duygusal cezalandırmadır.
Ve işin içine narsistik eğilim girdiğinde tablo daha da ağırlaşır.
Narsistik yapıdaki kişiler küslüğü bir silah gibi kullanır.
Sessizlikle kontrol kurarlar.
Karşı tarafı suçluluk duygusuna iterler.
“Ben konuşmuyorsam sen hatalısın.”
“Ben sustuysam sen düşün.”
“Ben kırıldıysam sen bedel öde.”
Kadın önce anlamaya çalışır.
Sonra kendini sorgular.
“Acaba ben mi abarttım?”
“Acaba ben mi yanlış yaptım?”
İşte psikolojik şiddetin en tehlikeli tarafı burasıdır:
Kadın, yavaş yavaş kendinden şüphe etmeye başlar.
Bu durum kadının özgüvenini kemirir.
Kendini değersiz hissettirir.
Duygularını bastırmasına neden olur.
Zamanla şunu öğrenir:
“Konuşursam susuluyor.”
“O zaman ben de susayım.”
Ama bu suskunluk huzur değildir.
Bu, içten içe yıpranmadır.
Bir kadın için evlilik;
yalnız kalmamak değil,
yalnız hissetmemektir.
Ama psikolojik şiddetin olduğu evlilikte kadın,
en kalabalık evde bile
yapayalnız hisseder.
Ve çok kritik bir şey olur:
Kadının erkeğine duyduğu saygı sessizce eksilmeye başlar.
Kadın bunu yüksek sesle söylemez.
Ama içinde bir şeyler geri çekilir.
Çünkü kadın için erkek;
güven demektir.
Dayanak demektir.
Zor anlarda kaçmayan biri demektir.
Küsen, susan, duygusal olarak ortadan kaybolan erkek;
kadının gözünde güçlü değildir.
Aksine, güven vermez.
Kadın sevgisinden fedakârlık edebilir.
Sabredebilir.
Anlayış gösterebilir.
Ama saygısını kaybettiği yerde kalbi geri çekilir.
Ve evlilik işte tam burada çatırdar.
Bağırarak değil.
Aldatarak değil.
Çoğu zaman sessizlikle.
Şunu net söylemek gerekir:
Sessizlik olgunluk değildir.
Kaçıştır.
Psikolojik şiddet “niyetim o değildi” ile hafiflemez.
Sonuç önemlidir.
Etkisi önemlidir.
Gerçek olgunluk şudur:
“Kırıldım” diyebilmek.
“Bu bana ağır geldi” diyebilmek.
“Gel konuşalım” diyebilmek.
Gerçek eril duruş;
susarak cezalandırmak değil,
duyguyu yönetebilmektir.
Ve herkesin kendine dürüstçe sorması gereken son soru şudur:
“Ben bu evlilikte karşımdakini
sevilmiş mi hissettirdim,
yok sayılmış mı?”
Çünkü bazı evlilikler şiddetle değil,
sessizliğin şiddetiyle biter.
Fikriye Ayrancı Keper
Belçika-Genk 2026










































Yorum Yazın
Facebook Yorum