Çocukluğumun Bayramları Bir Başka Güzeldi
Bayram paralarımıza renkli şekerler alırdık… Çocukluğum Amasya’da geçti. Ama bayramlar iki ayrı güzel hatıra gibi kaldı içimde.
Babam devlet memuruydu. İzni az olduğunda bayramı Amasya’da geçirirdik, ama eğer bir haftadan uzun izni olursa, işte o zaman Çorum’a, büyükbabamlara giderdik. Köye vardığımızda tüm sülale toplanmış olurdu. Büyükler kendi aralarında sohbet eder, biz çocuklar oyunlara dalardık. O kalabalık, o ses, o telaş… bayramın ta kendisiydi.
Amasya’da kaldığımız bayramlarda ise bambaşka bir dünyamız olurdu. Boş tren vagonlarında evcilik oynar, tren raylarına kulak verirdik. Bir tren gelmeden önce raylardan bir ses geldiğine inanır, o sesi dinleyip heyecanlanırdık. Raylarda bağıra bağıra şarkılar söyler hoplar zıplardık. Sonrada istasyondaki terk edilmiş banklara oturup bayram şekerlerimizi yerdik. Çocukluk işte… küçücük şeylerden kocaman mutluluklar çıkarırdık.
Bizim evde bayram hazırlığı babamın bize bayramlık almasıyla başlardı. İçim içime sığmazdı. Alınan her yeni kıyafet bizim için tarifsiz bir heyecandı. Günlerce bayramı bekler, o kıyafetleri giyeceğimiz anın hayalini kurardık.
Sonra bayram temizliği başlardı. Annem zaten çok titiz bir kadındı; evimiz her zaman düzenliydi ama bize o bayram heyecanını vermek için bir hafta öncesinden evin içi dip köşe temizlenir, perdeler yıkanır, ütülenir, camlar silinir, dantellerimiz özenle yıkanıp ütülenirdi. Koltuklar, sehpa, masa, vitrin ve televizyonun üzeri adeta yeni gelin evi gibi süslenir, üzerine yıkanıp ütülenmiş dantelli örtülerimizi özenle sererdik; evimiz mis gibi kokardı. İşte buna bayram temizliği deniliyordu. Annem bize bunu öğretmişti; biz de şimdi çocuklarımıza aynı sevgiyi ve özeni gösteriyor, aynı geleneği yaşatıyoruz

Bayram sabahı babam erkenden bayram namazı için camiye giderdi. Annem mutfakta hazırlık yapar, mis gibi yemek kokuları tüm evi sarardı. Biz ise sabırsızlıkla babamın camiden gelmesini bekler, bir yandan da yeni kıyafetlerimizi giymeye çalışırdık. Babam eve girince annem babamın elini öperdi—saygıdan. Her yerde olmayan ama bizim evde yeri olan bir gelenekti bu. O anın anlamını belki o zaman tam bilmezdik ama evin içindeki o saygıyı, o ince bağı hissederdik. Ardından biz kardeşler sıraya girer, önce babamın sonra annemin elini öperdik.
İlk bayram harçlığımız her zaman olduğu gibi babamdan gelirdi. O anın keyfi bambaşkaydı. Sonra hep birlikte sofraya oturur, güzel bir muhabbetle yemeğimizi yer, ardından ortalığı toparlardık. Çok geçmeden kapı zilleri peş peşe çalmaya başlardı.
Evimizin içi bir anda hareketlenirdi. Misafirlerimiz daha kapıdan içeri girer girmez evimizin havası değişirdi.
Annem çoğu zaman bir bakışıyla bizi yönlendirir, ne yapmamız gerektiğini sessizce anlatırdı. Biz de hemen anlardık zaten; Çocuk aklı işte, ne zaman kolonya tutulacak, ne zaman bayram şekeri ikram edilecek… hepsini annemin o küçük işaretleriyle öğrenirdik. Kardeşlerimle de tatlı bir yarış başlardı: “Sen kolonya tutacaksın, ben bayram şekerini!” diye birbirimize gülerek bakar, heyecanlanır bu işi sıraya koyardık. Daha sonra annem misafirlerimiz için özenle hazırladığı baklava, sarma, su böreği gibi bayram ikramlıklarını sunardı misafirlerimize. Ve en son da mis gibi kokan Türk kahvesi ikram ederdik. Gelen her misafirle evimiz biraz daha şenlenirdi.
Bir de o zamanların kartpostalları vardı… Bayramdan önce kırtasiyeye giderdik… O kartpostalların önünde uzun uzun durur, en güzelini seçmeye çalışırdık.
Üzerindeki resme bakar, kime göndereceğimizi düşünürdük. Sonra eve gelip özenle birkaç satır yazardık. O küçücük kâğıda koca bir özlem sığdırırdık aslında… Uzakta olanlara “unutmadık” demenin en içten yoluydu bu. Şimdi dönüp bakınca, o kartpostalların ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum.
Bugün ise bayramlar bambaşka… Herkes tatil planında, sahillerde, otellerde. Bavullar günler öncesinden hazırlanıyor ama gönüller eskisi gibi hazırlanıyor mu, emin değilim… Dost, arkadaş, akraba ziyaretleri neredeyse yok oldu. Kapılar eskisi gibi çalınmıyor, sofralar kalabalık kurulmuyor.
Bir de o bayram mesajları var… Kopyala yapıştır, herkese aynı cümleler. Ne bir isim, ne bir his, ne bir emek… Oysa insan, en azından iki kelimeyi kendi yüreğinden yazmak ister. “Seni düşündüm” demek ister. Ama şimdi ya hazır sözler ya da başkasına ait cümleler dolaşıyor sosyal medyalarda. Aynı mesaj onlarca kişiye gidiyor… Kimse kendini özel hissetmiyor.
Herkes bayram kutluyor güya ama o eski sıcaklık, o samimiyet yok artık… Aynı şehirdeyken bile birbirine uğramayan insanlar var artık. Bir şeyler eksik… hem de tarif edilemeyecek kadar büyük birşeyler...
Belki de en çok o kalabalığı, o sesi, o içtenliği özlüyorum. Çünkü çocukluğumun bayramları… gerçekten bir başka güzeldi.
Fikriye Ayrancı Keper
Belçika-Genk














































Yorum Yazın
Facebook Yorum