Bir Annenin Gözünden Epstein
Günlerdir Jeffrey Epstein olaylarını, o çocukların yaşadıklarını düşünüyorum. Ne kadar anlamaya çalışsam da kafam hala karışık, içim hala sıkışıyor. Bir anne olarak bunu düşünmek bile tüylerimi diken diken ediyor. Çünkü bu sadece bir suç hikâyesi değil; bu, gücün, paranın ve sessizliğin çocukları nasıl savunmasız bıraktığını gösteren bir trajedi.
Epstein zengin, bağlantıları güçlü bir adamdı. Ama arkasında, küçük yaşta kız çocuklarını sistemli bir şekilde istismar eden, onları korkutan ve susturan bir yapı vardı. Bu çocukların çoğu masumca başlayan “iş fırsatları” ile tuzağa düştü: Masaj yapmak, birkaç saatlik iş… Ama sınırlar hızla silindi ve çoğu kendini çaresiz hissetti.
Bir anne olarak en çok yıkan nokta, bu çocukların yalnızlığı. Yoksulluk, ailesel sorunlar veya yalnızlıkları yüzünden tuzağa düşen küçük bedenler… Onları kim koruyacaktı? Onların sesi kim tarafından duyulacaktı? Epstein dosyasında sadece onun suçlu olması yetmiyor; bu bir ağ ve sistem meselesi. Güçlü isimler, politikacılar, ünlüler… İddialar var ama gerçek adalet çok az gerçekleşti.

Düşünsenize: Bir çocuk yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor ama karşısında avukat orduları, tehditler ve “kimse sana inanmaz” cümleleri var. Bir aile evladını korumaya çalışıyor ama sistem “sus” diyor. Bu, en acı olan kısmı.
Çünkü tehlike, bazen kravatlı, güler yüzlü ve saygın görünen kişilerden çıkıyor. Dışarıdan bakıldığında toplum tarafından “başarılı”, “güvenilir” ve “saygın” görünen insanlar, aslında en savunmasız olanları hedef alabiliyor. Güçlerini ve sosyal konumlarını kullanarak güveni suiistimal ediyor, kurbanların sesini bastırıyor ve korku yaratarak sessizlik sağlıyor. Masum görünen teklifler, nazik sözler ve “sizi önemsiyorum” tavırlarının ardında bazen çok karanlık planlar gizlenmiş olabiliyor.
Bazen tehlike, sistemin ta kendisinden geliyor. Çocukları koruması gereken mekanizmalar — adalet sistemi, kolluk güçleri, sosyal hizmetler — çeşitli nedenlerle etkisiz kalabiliyor. Para, nüfuz ve bürokratik engeller, suçu açığa çıkarmayı zorlaştırıyor. Çocuklar yardım istemeye çalışsa da çoğu zaman “bunu ispatlayamazsın” veya “bize gelene kadar çok geçti” gibi soğuk cevaplarla karşılaşıyor. Sistem, bazen bilinçli olarak, bazen yapısal zayıflıklarından dolayı çocukların sesi olamıyor.
Epstein’ın hapishanede ölmesi ise birçok soru işaretini beraberinde götürdü. Ölümü, peki çok gerçeğin de gömülmesi anlamına geldi. Çocuklar için bu, ikinci bir adaletsizlikti. İlkinde bedenleri ihlal edildi, ikincisinde sesleri.
Bir anne olarak şunu söylüyorum: Konuşmak zorundayız. Rahatsız edici, mide bulandırıcı ve korkutucu bile olsa, bu hikâyeleri gündeme taşımak, başka çocukların hayatını kurtarabilir. Çünkü tehlike sadece görünür bir kişi veya bir olayla sınırlı değil; güvenmesi gereken yapılar bile çoğu zaman sessiz kalıyor.
Bu olay sadece Epstein meselesi değil. Bu, dünyanın çocuklara borcunu ödememesi meselesi. Ve bir anne olarak tek dileğim şu: Hiçbir çocuğun yaşadığı korkuyu anlatırken yalnız kalmaması, hiçbir annenin “Keşke daha önce fark etseydim” demek zorunda kalmaması.
Epstein dosyası belki resmi olarak kapandı ama kapanmadı. Çünkü o çocukların travmaları hâlâ devam ediyor. Biz unutursak, gerçek anlamda kaybederiz.
Bu yüzden içim dolu, kalbim ağır. Ama umudum var: Konuştuğumuz, paylaştığımız ve hatırladığımız sürece, çocuklar bir nebze de olsun korunabilir, sesleri duyulabilir.
Sevgiyle Kalın
Fikriye Ayrancı Keper
Belçika-Genk














































Yorum Yazın
Facebook Yorum