DENİZLERE HÂKİM OLAN DÜNYAYA HÂKİM OLUR MU? HÜRMÜZ BOĞAZI ÜZERİNDEN BİR TARİH OKUMASI
Tarih boyunca güç mücadelesi yalnızca karada verilmedi. İmparatorlukların yükselişi ve çöküşü çoğu zaman deniz yolları üzerinde şekillendi. Bugün dünya gündeminin merkezinde yer alan Hürmüz Boğazı, bu kadim gerçeğin modern bir yansımasından ibarettir.
19.yüzyılın sonlarında Amerikan deniz stratejisti Alfred Thayer Mahan (1840–1914), tarihe damga vuran bir tez ortaya koymuştu: “Denizlere hâkim olan, dünyaya hâkim olur.” Mahan’a göre deniz gücü yalnızca savaş gemilerinden ibaret değildir; ticaret yollarını kontrol etmek, limanlara hükmetmek ve stratejik geçitleri denetlemek, küresel üstünlüğün anahtarıdır. Daha açık bir ifadeyle Mahan’a göre devletlerin küresel güç hâline gelmesi, karadan ziyade denizlere hâkim olmalarına bağlıdır. Güçlü bir deniz gücü; hem ticaret filosunu hem de bu yolları koruyacak askerî donanmayı kapsamalıdır. Bu çerçevede Mahan, İngiltere’nin küresel başarısını deniz ticaret yolları üzerindeki hâkimiyetine ve güçlü donanmasına bağlamıştır. Nitekim 20. yüzyılın başlarında Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politikasını ve büyük bir donanma kurma vizyonunu da derinden etkilemiştir.

Aradan geçen uzun zamana rağmen bu düşüncenin geçerliliğini yitirmediğini bugün bir kez daha görüyoruz. Zira Hürmüz Boğazı yalnızca coğrafi bir geçit değil, küresel ekonominin adeta can damarıdır. Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmı bu dar su yolundan geçerken, burada yaşanacak en küçük bir kriz dahi küresel piyasaları sarsmaya yetmektedir. Bu durum, modern çağda deniz hâkimiyetinin artık yalnızca askerî değil, aynı zamanda ekonomik bir anlam taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.
Aslında bu tablo tarihçiler için hiç de yabancı değildir. Çanakkale Muharebeleri sırasında İtilaf Devletleri’nin hedefi yalnızca bir boğazı geçmek değil, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin kalbine ulaşarak savaşın kaderini değiştirmekti. Benzer şekilde İngiltere’nin Süveyş Kanalı ve Basra Körfezi üzerindeki hâkimiyet mücadelesi de aynı stratejik aklın ürünüdür.
Bugün değişen yalnızca aktörlerdir. Dün imparatorlukların rekabet alanı olan bu dar geçitler, bugün küresel güçlerin nüfuz mücadelesine sahne olmaktadır. Ancak değişmeyen bir gerçek vardır: Enerji yollarını kontrol eden, küresel sistem üzerinde söz sahibi olur. Bu nedenle Hürmüz Boğazı etrafında şekillenen gerilim, sadece bölgesel bir kriz olarak değil, küresel güç dengelerinin yeniden yazıldığı bir süreç olarak okunmalıdır.
Peki, Mahan’ın tezi bugün hâlâ geçerli mi?
Kısmen evet. Ancak bir farkla: Artık denizlere hâkim olmak tek başına yeterli değildir; bu hâkimiyeti ekonomik, teknolojik ve diplomatik güçle desteklemek gerekmektedir. Modern dünyada savaşlar yalnızca toplarla değil, enerji akışları, ticaret zincirleri ve finansal dengeler üzerinden de yürütülmektedir.
Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı bize bir kez daha şunu hatırlatmaktadır: Coğrafya kaderdir; ancak bu kaderi anlamlandıran, insanın stratejik aklıdır. Tarih değişir, aktörler değişir; fakat dar boğazların dünya siyasetindeki belirleyici rolü değişmez. Belki de bugün sormamız gereken asıl soru şudur: Denizlere hâkim olan gerçekten dünyaya hâkim olur mu, yoksa artık dünyaya hâkim olanlar denizleri mi kontrol eder?















































Yorum Yazın
Facebook Yorum