ÇANAKKALE’NİN YANKISI: 62 YIL ÖNCEKİ BİR RÖPORTAJIN İZİNDE
Merhaba değerli okurlar, bugün sizleri tarihin tozlu sayfaları arasında kısa ama bir o kadar da derin bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Okurken sizi yormayacak fakat zihninizde o günlerin devasa mücadelesini canlandıracak bir vesikayı paylaşmak niyetindeyim.
Bundan tam 62 yıl önce, 18 Mart 1964 tarihli Akşam Gazetesi, Çanakkale Zaferi’nin 49. yıl dönümü vesilesiyle cephenin tozunu yutmuş, barutu koklamış iki kahraman gaziyle bir mülakat gerçekleştirmişti. Aradan geçen onca yıla rağmen, hafızalarındaki o taze heyecan ve vatan sevgisi kelimelere döküldüğünde ortaya paha biçilemez bir tablo çıkıyor.
Ateş Çemberi İçinde Bir Üsteğmen: Nizamettin Çoray
Çanakkale Cephesi’nde görev yapan birliklerin içinde, Topçu Üsteğmeni rütbesiyle bataryaların başında duran Nizamettin Çoray, 18 Mart günü yaşanan deniz savaşını şu sarsıcı cümlelerle aktarıyor:

“Düşman gemileri günlerden beri hatlarımızı adeta bir ateş yağmuruna tutuyordu. 7 Mart’ta bu hücum artık son haddine, dayanılmaz bir boyuta ulaşmıştı. Düşman, attığı binlerce mermiyle bizi tamamen yok ettiğini, tabyalarımızı susturduğunu zannederken, 18 Mart sabahı bizi yine dimdik karşısında gördü. O an deniz, devasa gemilerin manevralarıyla beyaz köpüklerle çalkalanmaya başladı. Karşılıklı ateş yağmuru yeniden tazelenmişti. Tanrı'nın verdiği o sarsılmaz iman gücümüz, sanki mermi olup düşmanın kalbini deliyordu. O gün denizin mağrur devleri birer birer devrildi. Fransızların göz bebeği Bouvet Zırhlısı ve iki torpidosu peşi sıra Boğaz’ın serin sularına gömüldüler. Onları, 'yenilmez' denilen Irresistible ve Ocean isimli korkunç harp gemileri takip etti. Boğaz o gün onlara geçit vermedi.”
"Geri Çekilmek Yok!": Ali Tezcan ve Mustafa Kemal'in Emri
Henüz 23 yaşında bir delikanlıyken vatan savunmasına koşan Ali Tezcan ise, tarihin seyrini değiştiren o kırılma anlarından birine, bizzat Mustafa Kemal’in yanında şahitlik edişini anlatıyor. Kanlısırt’ın barut kokan yamaçlarında yaşanan o anları Ali Tezcan’ın ağzından dinlemek, tüylerimizi diken diken etmeye yetiyor:
“Kanlısırt’a varmıştık ki, bir anda karşımıza 57. Alay Komutanı Mustafa Kemal ve 27. Alay Komutanı Şefik Bey çıktılar. Mustafa Kemal, keskin bakışlarını üzerimize dikerek bana: ‘Yalovalı ne oldu? Düşman aşağıda mı?’ diye sordu. O anki çaresizlikle, ‘Kumandanım hep telef olduk. Yüzbaşım toprak altında kaldı, deniz kenarı İngilizlerle dolu’ dedim. Bir anda damarları adeta teninden fırlayan, bakışları çelikleşen Mustafa Kemal’in cevabı tarihe kazınacak nitelikteydi: ‘Geri çekilmek yok, ileri!’ İşte o gür ses, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ kulaklarımda bir dalga gibi yankılanıyor. O emirle ilerledik, kan döktük, can verdik ama nihayetinde kazandık.”
Tarihin Emanetine Sahip Çıkmak
Savaşın her saniyesini ruhlarında taşıyan gazilerimizin bu kısa ama etkileyici anıları; hem isimsiz kahraman askerlerimizin hem de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehasının Çanakkale’yi nasıl bir “Geçilmez” destanına dönüştürdüğünü bir kez daha kanıtlıyor. Onlar sadece birer savaşçı değil, bugünkü özgürlüğümüzün mimarlarıydı.
Bu röportajlar bizlere hatırlatıyor ki; Çanakkale sadece bir toprak parçasının savunulması değil, bir milletin onur savaşıdır. Gazilerimizin o günkü heyecanını bugün kalbimizde hissedebiliyorsak, ne mutlu bizlere.
Yeni ve farklı bir konuda, tarihin başka bir köşesinde tekrar görüşmek ümidiyle… Şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhu şad olsun.
Dr. Mehmet Arslan
Tarihçi Bağımsız Akademisyen













































Yorum Yazın
Facebook Yorum