ÖGRENEMEDİĞİMİZ BİR ŞEY: ORGANİZASYON
Geçen hafta sonu (12-13 Kasım) iki gün Brüksel TOBB Salonu çok kaliteli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı: Müzikten Masala Türk Kültürü Söyleşileri.
Varlığından bu vesile ile haberdar olduğumuz Ankara Atatürk Kültür Merkezi’nin Maarif Vakfı ve Maarif Belgium ile müşterek olarak düzenlediğini yeni öğrendiğim bu etkinlik hakkında samimi ve dost gözlemlerimi burada ifade etme ihtiyacı hissettim.
1-) ETKİNLİĞİN DUYURULMASI: Etkinlik için bize herhangi bir davetiye gelmedi. Sadece Brüksel Başkonsolosluğu’muzdan 8 Kasım tarihinde telefonla haber verdiler (Sağ olsunlar.). 11 Kasım günü öğleden sonra da Belçika Türk Kadınlar Derneği bir mesaj yolladı etkinlik programı hakkında. Kendilerine teşekkür ederim.
Dikkatinizi çekmek isterim. Faaliyet 12-13 Kasım’da. Haber 8 ve 11 Kasım’da geliyor yani 3-4 gün önce.
Örneğin Belçika’da dernekler veya kuruluşlar bu denli etkinlikleri hiç olmazsa üç hafta önce haber verirler ki insanlar programlayabilsinler.
2) KATILIM: Başka bir programı iptal edip 12 Kasım Cumartesi öğleden sonra etkinliğine katıldım. Konu: Anadolu’dan Müzikli Hikâyeler. Sunum: Prof. Dr. Murat Salim Tukac (Tanbur) ve Prof. Dr. Cenk Güray (Saz). Cenk Güray’ın gayet ilginç ve güzel sunumu ve iki profesör sanatçının birlikte icra ettikleri müzik ile geleneksel Türk müziği dinletildi. Gerçekten de çok sevdim, zevkle dinledim ve alkışladım bu iki sanatçıyı.
Ancak büyük bir burukluk içinde tespitim şu oldu: 100 kişilik salonda azami 25 kişi vardı. Bu 25 kişinin tahminen 10 kişisi Türkiye’den ve Brüksel’den katılan görevli, diğeri de 3-4 çocuk ve misafirdi.
Diğer seanslarda da aşağı yukarı aynı sayıda katılım olduğunu Ankara Atatürk Kültür Merkezi Sitesi’nde yayımlanan resimlerden öğrendim. Katılan bir kişi de teyit etti.
3-) PEKİ, BEN NEYE ÜZÜLÜYORUM? Benim içimi sızlatan husus, bu kadar kaliteli ve ilginç, finansal yönü de yüksek olan etkinliğe katılım sayısının çok ama çok zayıf olması.
Oysaki organizatör kurumlar 3 hafta önce Belçika’daki Türk sivil toplum kuruluşlarından birkaçı ile iletişime geçip onlar vasıtası ile üyelerini davet etselerdi, eminim salon dolardı ve emekler daha çok değerlendirilmiş olurdu. Ben özel olarak birkaç arkadaşımı çağırdım son dakika. Verilen cevap “Önceden haberimiz olsaydı gelirdik.” oldu.
Yerel Türk basınından da herhangi bir katılım olmadığını gözlemledim. Ama salonda oturan organizatörler hiç oralı olmadan, bu denli az izleyiciye rağmen, mutluluklarını ifade ediyorlar ve habire resimler çektiriyorlar, birbirlerine plaketler sunuyorlardı.
4-)BİZ NEDEN BÖYLEYİZ? Aynı durumu başka resmi hüviyetli bir vakıf olan Türk Kültür Kuruluşu’nda da yaşadım yıllar önce. Türkiye’den gelen değerli bir kişi veya grubun etkinliği 2-3 gün önce haber verilirdi. Kendilerine bunun nedenini sorduğum zaman “Biz de şikâyetçiyiz ama yapacak bir şey yok. Emir yukarıdan.” derlerdi.
Bir örnek vereyim: Uzun yıllar yasadığım Brüksel ve Paris’te düzenlediğim etkinlikler için üyelerimize bir hatta iki ay önceden etkinliğin konusu yazılı “Save the date.” (Bu tarihi not ediniz.) diye bir mesaj yollardık. Etkinlikten 2 hafta önce de asıl detaylı davetiye gönderilir ve belli bir tarihe kadar cevap vermeleri rica edilirdi hatta bazan cevap vermeyenler telefonla aranıp hatırlatılırdı. Bu şekilde etkinliklere katılım daha yoğun olurdu. Bu da sadece plan ve programlı bir çalışma düzeninde gerçekleşebilir. “Hadi şöyle bir etkinlik düzenleyelim veya amirlere yaranmak amaçlı etkinliği hemen organize edelim.” diye aniden karar vermekle amaca ulaşılmaz.
SONUÇ: Bu kadar masraflı (Türkiye’den gelenlere uçak masrafı, harcırah ve otel, ikram, vs.) ve faydalı etkinliklerin hedef kitleye ulaşması için mutlaka yerel kuruluşlar hatta işin uzmanı kişilerle birlikte çalışılmalı, bir anons yazısı ile yetinilmemelidir. Bu güzelim etkinlikler, Belçika’da çok geniş bir kitleye sunulabilirdi ama olmadı.
Dost acı söyler.
https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=503190848514010&id=1717410645&sfnsn=mo

















































Yorum Yazın
Facebook Yorum