218 Bin Uzun Süreli Hasta Dosyası 2029’a Kadar Yeniden İncelenecek
Arizona Yine Vurdu: 218 Bin Uzun Süreli Hasta Dosyası 2029’a Kadar Yeniden İncelenecek
De Wever Hükümeti Belçika’nın Sosyal Devlet Modelini Dönüştürmeye Devam Ediyor
Emeklilikten işsizliğe, vergilerden sosyal yardımlara kadar uzanan reformların ardından şimdi de uzun süreli hastalar hedefte.
Kadir Duran

https://youtube.com/shorts/GBbMXvc-crs?si=Yybhg09bsTp5zkne
Bugün Belçika’da hangi kelimenin en çok konuşulduğunu belirlemek için bir araştırma yapılsa, muhtemelen listenin başında tek bir kelime yer alırdı: Arizona.
Yaklaşık bir yıldır bu isim ülkenin siyasi ve toplumsal gündeminin merkezinde bulunuyor. Kimilerine göre Arizona hükümeti, devletin modernleşmesini ve bütçe disiplininin yeniden sağlanmasını temsil ediyor. Kimilerine göre ise onlarca yılda inşa edilen sosyal hakların adım adım sorgulanması anlamına geliyor.
Emeklilik reformları, işgücü piyasası düzenlemeleri, işsizlik yardımları ve vergi değişikliklerinden sonra şimdi de Federal Sağlık Bakanı Frank Vandenbroucke tarafından yürütülen uzun süreli hastalar reformu yeni bir tartışmanın kapısını aralıyor.
218 Bin Dosya Yeniden Değerlendirilecek
Federal Bakanlar Kurulu, “İşe Dönüş” programının dördüncü aşamasına onay verdi.
Bu kararın en dikkat çekici sonucu ise uzun süreli iş göremezlik durumunda bulunan yaklaşık 218 bin kişinin dosyasının 2029 yılına kadar yeniden incelenecek olması.
Hükümetin amacı açık:
Sağlık durumu elveren kişilerin yeniden çalışma hayatına dönmesini teşvik etmek ve uzun süreli iş göremezlik ödeneklerinden yararlananların sayısını azaltmak.
Yeni sistem kapsamında, ağır ve geri dönüşü olmayan hastalıklar hariç olmak üzere, iş göremezlik statüsüne sahip kişiler her yıl doktor kontrolünden geçerek sağlık durumlarını yeniden onaylatmak zorunda kalacak.
Daha sonra karşılıklı sağlık sigortaları (mutualiteler) dosyaları yeniden değerlendirerek kişinin çalışma hayatına dönme ihtimalini inceleyecek.
Tartışmaları Beraberinde Getiren Bir Reform
Kağıt üzerinde bakıldığında reformun amacı ilk bakışta makul görünebilir.
Çalışabilecek durumda olan kişilerin uzun yıllar iş piyasasından uzak kalmasını kimse istemez. Aynı şekilde yaşlanan nüfus karşısında sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğinin korunması gerektiği de tartışma konusu değildir.
Ancak rakamların ve bütçe hedeflerinin arkasında çok daha karmaşık bir insan hikayesi bulunuyor.
Yeniden değerlendirilecek 218 bin kişi arasında;
ağır tükenmişlik sendromu (burn-out) yaşayanlar,
kronik depresyon hastaları,
kanser tedavisi görenler,
dejeneratif hastalıklarla mücadele edenler,
kronik ağrı çekenler,
görünmeyen engellere sahip bireyler yer alıyor.
Bu insanlar için her yıl yeniden sağlık kontrolüne çağrılmak, bazen işe dönüş umudundan çok yeni bir stres ve belirsizlik kaynağı olarak algılanabiliyor.
Hedef: 2030’a Kadar 100 Bin Kişinin Altına İnmek
Federal hükümet hedeflerini gizlemiyor.
Amaç, 2030 yılına kadar uzun süreli hasta sayısını 100 bin kişinin altına düşürmek.
Bu sayede yaklaşık 1,9 milyar euro tasarruf sağlanması öngörülüyor.
Frank Vandenbroucke ise reformun yalnızca bütçe meselesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor.
Bakana göre bu düzenleme, insanların yeniden topluma ve iş hayatına kazandırılmasını hedefleyen bir yatırım niteliği taşıyor.
Bu kapsamda:
İşverenlere verilen işe dönüş primi 3 bin euroya çıkarılıyor.
Hastalığın yedinci ayından itibaren destek mekanizmaları genişletiliyor.
Mesleki yeniden entegrasyon programları güçlendiriliyor.
Danışmanlık ve rehberlik hizmetleri artırılıyor.
İşverenler Daha Fazla Sorumluluk Üstlenecek
Reformun en tartışmalı yönlerinden biri ise işverenlere getirilen yeni mali yükümlülükler.
Mevcut sistemde iş göremezlik ödenekleri ağırlıklı olarak sosyal güvenlik sistemi tarafından karşılanırken, yeni modelde büyük işletmeler de daha fazla katkı yapmak zorunda kalacak.
31’inci günden itibaren işverenler, ikinci ve üçüncü ay boyunca çalışana ödenen iş göremezlik tazminatının yüzde 30’una denk gelen bir “dayanışma katkısı” ödeyecek.
Hükümet bu uygulamanın işverenleri işyeri sağlığına, çalışan refahına ve önleyici tedbirlere daha fazla yatırım yapmaya teşvik edeceğini savunuyor.
Ancak iş dünyasından gelen eleştiriler farklı.
Birçok işveren örgütüne göre devlet, sosyal güvenlik sisteminin maliyetinin bir bölümünü özel sektöre aktarıyor.
Eleştirilerin temel noktaları şunlar:
İşverenler her hastalığın nedeni üzerinde kontrol sahibi değildir.
Kanser, kronik hastalıklar veya psikolojik rahatsızlıklar her zaman iş ortamından kaynaklanmaz.
Şirketler zaten yüksek vergi ve ücret yükleri altında faaliyet göstermektedir.
Devlet, kendi finansal sorumluluklarının bir kısmını işverenlere devretmektedir.
Asıl Tartışma Nerede?
Bu reformun merkezinde aslında tıbbi değil, siyasi ve toplumsal bir soru bulunuyor:
Uzun süreli hastalıkların giderek artan maliyetini kim karşılamalıdır?
Bugüne kadar cevap büyük ölçüde açıktı:
Sosyal güvenlik sistemi, çalışanların primleri ve vergiler.
Arizona döneminde ise yeni cevap daha karmaşık hale geliyor:
Devlet, sosyal güvenlik kurumu, sağlık sigortaları, doktorlar, çalışanlar ve artık işverenler.
Bu nedenle bazı işveren temsilcileri yeni sistemi “örtülü bir parafiskal vergi” ya da “sosyal riskin kısmi özelleştirilmesi” olarak tanımlıyor.
Hükümet ise bunu “ortak sorumluluk” ve “kolektif dayanışma” olarak görüyor.
Önümüzdeki yıllar, Arizona hükümetinin Belçika sosyal devlet modelinde yaptığı bu köklü dönüşümün gerçekten daha sürdürülebilir bir sistem mi oluşturduğunu, yoksa toplumun en kırılgan kesimlerini daha da zor durumda mı bıraktığını gösterecek.
Bir gerçek var ki;
Emeklilik reformlarından sonra uzun süreli hastalar reformu da Arizona döneminin en önemli ve en tartışmalı dosyalarından biri olmaya aday görünüyor.
