MENU
  • BK TEKNOLOJI
  • Türkiye Seçime Özel 2023
  • BELCIKA SIYASET ARENASI
  • TaXiBXL
  • SERAP'IN LEZZET SOFRASI
  • FOTO HABER
  • BRUXELLES KORNER BASIM 2016
  • BRUXELLES KORNER 2017 BASIM
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Nöbetçi Eczaneler
BRUXELLES KORNER BLOG COPYRIGHT 2015-2026 SOLUTION BUILDING ENGINEERING S-B-E Ltd.
DOLAR16.7682
EURO18.0052
GR ALTIN998.07
ÇEYREK1642.4
Afyonkarahisar
BRUXELLES KORNER BLOG COPYRIGHT 2015-2026 SOLUTION BUILDING ENGINEERING S-B-E Ltd.
BRUXELLES KORNER BLOG COPYRIGHT 2015-2026 SOLUTION BUILDING ENGINEERING S-B-E Ltd.
  • BELÇİKA HABER - ACTUALITE BELGIQUE
  • TAX MAN BRUXELLES
  • ORTA ASYA - ASIE CENTRALE
  • HABER TÜRKIYE - ACTUALITE TURQUIE
  • BRUXELLES KORNER PROGRAMLARI
  • SAGLIK - SANTE
  • KÜLTÜR SANAT & SPOR - CULTURE ET SPORT
  • BIYOGRAFI
Kapat

İnternational Symposium : A new inclusive and optimistic Europe EMISCO (European Muslim Initiative for Social Cohesion)

Ana SayfaHaber Türkiye - Actualite Turquieİnternational Symposium : A new inclusive and optimistic Europe EMISCO (European Muslim Initiative for Social Cohesion)
0

FOTO GALERI EKTE

01 Aralık, 2015, Salı 22:06
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
Abone ol

Bruxelles Korner 

Duran Kadir

International Symposium

A new inclusive and optimistic Europe:
celebrating and learning from good inter-cultural practice

30 November 2015

13:00 - 18:30

Plaza Hotel 

Rue de la Loi 155

1040 Bruxelles

 

İnternational Symposium : A new inclusive and optimistic Europe

EMISCO (European Muslim Initiative for Social Cohesion)

Dun aksam önemli gelismeler ile Bruksel de Degerli insanlarla Müslüman birligi ve toplumun bakış açisına konulara değindi. insan haklari konusuldu insanlarin özgürce hür bir Sekilde yaşaya bilmeleri için çeşitli insan hakları için Tartışmalar ve çözümler üretildi ... Terör konusu ve Müslüman'ların toplum bakış acısına Kars'ı birlik beraberlik desteği ile uluslar arası açıklamaları dinledik Huzur dolu sevgi ve bariş adına hep beraber birlik berberlik adına Konuşuldu yetkililerimiz ve acarbeycandan gelen konuklarımız çeşitli ülkelerden gelen misafirlerle Eşsiz bir gün geçirmemize vesîlesi oldular ... Kanun bilgilerden bahsedilen insan hakları ile adaletli yaşam hakları umudu hepberaber olan günler dileği ile Katlıkarından dolayı bu günü gercekleştiren herkeze sevgiler ve saygılarla teşekkürler Brüksel Korner

 

EMİSCO AVRUPA´DA ORTAK YAŞAMIN YENİ KODLARINI MASAYA YATIRDI.

gundem.be

Kısa adı Emisco olan Toplumsal Bütünlük İçin Avrupalı Müslümanlar İnisiyatifi Avrupa’da birlikte yaşayan farklı kültür gurubu topluluklarının uyumlu, ahenkli ve karşılıklı hoşgörü içerisinde  nasıl birlikte yaşayabileceğine yönelik önemli görüşlerin paylaşıldığı bir panel düzenledi.

AB kurumları nezdinde uluslararası basın merkezi olarak bilinen Residance Palace toplantı salonunda düzenlenen bu platformda konuşan temsilcilerin konuşmalarında değindikleri çarpıcı noktaları okurlarımızın bilgilerine sunuyoruz.

gundem.be

Basy Quraishy: EMISCO Genel Sekreteri

-Bu sempozyumu Paris saldırılarından önce organize ettik. Ancak saldırıların etkinliğin önemini artırdığını görüyoruz. Avrupa'nın, kültürler ve etnik gruplar arası bir kıta olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Ancak çoğu siyasetçi bunu yapmıyor. Avrupa kamuoyuna verdikleri mesaj tamamen bunun zıttı.

Uyum için toplum kesimleri arasında diyalog kurulmalıdır. Müslüman kesim ise sorumluluklarını yerine getirmeli ve içinde yaşadığı toplumların bir parçası olmalı. Biz de Avrupalı siyasetçilere 'Müslüman toplumun haklarının korunması ve ayrımcılığa uğramamaları gerektiğini' güçlü bir şekilde söyleyelim. Bugün Müslüman ve Avrupalı toplumların, daha iyisi için ortak çalışmaları gerektiğine dair güçlü bir mesaj vermek istiyoruz.

gundem.be

Ambassador Torbjorn Froysnes-Head of the Council of Europ Liaison Office with the European Union

-Avrupa Birliği tarihi sürecinde hem birlik ülkeleri ve hemde aday ülkelerin çok yönlü kazanımları bir gerçektir. Avrupa’da farklı alanlarda birçok sistem bulunuyor. Örneğin siyasi alandaki kurallar ve pozisyonlara bir bakılmalı, burada tarihi geçmişi olan yaşanmışların bir yansıma var. Ancak Avrupa Birliğinin asıl önemli alanı ve en temel ilke olarak kabul edilen nokta insanın merkez olarak kabul etmesidir. >Temel insan hakları Avrupa Birliği sözleşmesinin en önemli noktasıdır.

Avrupa Birliği üye ülkelerin temsilcileri Nisan 2016’da bir araya gelerek farklı kültür ve inanç guruplarının uyumlu bir şekilde nasıl birlikte yaşayabilecekleri üzerine görüşmeler yapacaklar. Burada Avrupa’ya yeni ortak yaşam kodları belirlenmeye çalışılacak.

Nefret ve şiddet suçu konusunda mutlaka daha ciddi tedbirler alınmalıdır. Dijital teknoloji ile yapılan iletişim kanallarının nasıl kullanılması gerektiği yönünde yeni anlayış geliştirilmelidir. Özellikle nefret suçu konusunda okullarda etkili ve öğretici olacak temel eğitim verilmelidir. Geleceğin yöneticileri olacak olan çocuklarımız daha küçük yaşlarda sağlıklı ortak yaşam kodlarını öğrenerek benimseyerek yetiştirilmelidir. 

gundem.be

Sayyad SALAHLI-First Deputy Chairman of the State Commitee on Religious Associations of Azerbaycan

-Azerbaycan asırlarca farklı kültürlerin ahenkli bir şekilde birlikte yaşadığı bir topraklardır. Bu topraklarda yaşayan insanlar hep sulh içerisinde yaşamışlardır. Burada Ruslar, Ermeniler, Azeriler, Müslümanlar, Yahudiler, Hristiyanlar birlikte komşu olmuşlar, beraber uyum içerisinde yaşamışlardır.

Dini nefret hakların felaketine sebep olmaktadır. Günümüzde bu durum çok acı neticeler meydana getirmektedir. Bu bağlamda Azerbaycan örnek alınması gereken bir rol modeldir. Azerbaycan’da bir çok ülkeden daha önce kadına seçme seçilme hakkı verilmiştir. Azerbaycan’da dinler arasında ayırım yapılmamış ve yapılmamaktadır. Bizler geçmişte dağılan, yıkılan diğer dini gurupların mabetlerini yeniden onararak ayağa dikiyoruz.

Azerbaycan’da Yahudiler 2600 yıl süreyle bizimle birlikte bu topraklarda yaşamaktadır. Yahudiler’e yönelik ülkemizde  hiçbir zaman düşmanlık yapılmamıştır. Azerbaycan’da farklı dinlerden olan çok ünlü kişilikler bulunmaktadır. İsrail dışında Yahudiler yalnızca Azerbaycan’da toplu olarak sorunsuz, huzur içerisinde toplu olarak yaşamaktadırlar.

Azerbaycan’da dini merkezler, ibadethaneler yanyana faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bizler dünyada sadece petrol ve gaz ihraç eden bir ülke değil, aynı zamanda hoşgörü ihraç eden bir ülke olarak kendimizi görüyoruz. Bizler tüm inanç merkezlerini Allah’ın evi olarak görüyoruz.

gundem.be

Dr. Jean-Marie HEYDT-Chairman of the Executive Committee- North-South Centre- Council of Europe

Avrupa Birliği olarak bizim isteğimiz farklı kültürlerle ahenkli bir ortak yaşam modelini hayata geçirmektir.  Farklı kültürlerle birbirimizi karşılıklı hoşgörü, saygı ve anlayış içerisinde kabullenerek yaşamak istiyoruz. Bütün kültürlerin asırlara dayanan bir geçmişli bulunmaktadır. Bunları yok edemezsiniz. Kültürlerin farklılıklarını kullanarak korku ve şiddeti bir siyasi araç olarak kullanmak isteyenler var. Bu dinamikler ele geçirmek isteği gücü farklılıkları kötüye kullanarak yapmak istiyorlar.

Paris’de bugün yapılan toplantı bu açıdan birçok yönüyle gelecek nesillerin hayatını etkileyecek kararlara vesile olacaktır. Bu nedenle dünyamızda tüm insanlığın bu planet üzerinde güvenli bir şekilde yaşamasını garanti etmek açısında işbirliğine ihtiyacı var.

Bu bağlamda ister Yahudi olsun, ister Müslüman veya Hristiyan olsun, tüm dinlerin, kültürlerin geleceği teminat altına alma açısında birlikte çalışma zorunluluğu olduğunu unutmayalım.

gundem.be

Sahiba GAFAROVA-Parliamentary Assembly-Council of Europe-Com. On Equality & Non-Discrimination

-Görevim çerçevesinde gündeme aldığım ve üzerinde çalıştığım konuların başında şiddete uğrayan, ırkçılıkla karşılaşan insanların durumu gelmektedir.

Şiddet ve ırkçılık söz konusu olduğu zaman kadınların pozisyonu daha ciddi bir durum arzetmektedir.

Çok kültürlü ortak yaşam yeni icat edilmiş bir şey değildir. Bu durum bizim ülkemizde yüzyıllarca devam eden bir yaşam biçimidir. Azerbaycan’da çok kültürlü yaşam modelini takip etmek, incelemek ve dış dünyaya bir rol model olarak anlatmak üzere bir kurum oluşturulmuştur.

Bu bölgede bizleri en çok üzen durum Dağlık Karabağ bölgesinde yerinden yurdundan edilen insanlarımızın yaşadıklarıdır. Ahenkli ortak yaşam burada hunharca katledilmiştir.

gundem.be

Robin SCLAFANİ:-Director of CEJI

-Toplum hayatında rol modellerin yeri çok büyüktür. İyi bir vatandaş olmaya aday çocuklar için rol modelin etkisi aynı zamanda aşırılıkların önlenmesine yönelikte en önemli kaynaktır. Toplum için aslında birinci sırada en iyi rol anne babadır, aile bireyleridir. Bunun dışında toplum içerisinde önemli bir pozisyonu olanların toplumu, gençleri, çocukları etkileme açısından başarıları ve söylemleri çok önemli etkiler yaratmaktadır.

Burada şu anda çok takdir ettiğim farklı kültürlerden gelen rol modeller bulunmaktadır. Örneğin Emir Kır, Brüksel’de çok önemli bir rol model olarak benim takdir ile izlediğim bir kişidir. Geleceğimizin sağlıklı bir yapıya kavuşarak güçlü, güvende, hoşgörülü, birlikte ahenkli bir şekilde yaşayan insan topluluğu yaratma adına rol modellerimizi sayısı da artmalıdır.

gundem.be

Emir KIR: - Sint-Joost-ten-Noode Belediye Başkanı, Federal Milletvekili

-Buraya gelmeden önce bana toplum içerisinde rol modellerin önemi soruldu. Benim babam Belçika’ya maden işçisi olarak geldi. Burada büyüdüm ve eğitimimi burada yaptım. Bizler burada hep gelişim içerisinde olduk. Bu yarışta geldiğimiz nokta gayet açık. İşte şimdi karşınızda bir Federal Milletvekili olarak bulunuyorum.

Terörizmin hayatımızı nasıl paralize ettiğini hep birlikte görüyoruz. Paris olayları sonrası İslam ve Müslümanların terör ile nasıl ilişkilendirildiğini üzülerek izliyoruz.

Fransa'daki saldırılardan sonra güvenlikçi politikaların uygulanmaya konulmaya başladığını vurguladı. Brüksel'deki bazı kişilerin topluma iyi uyum sağlamadığı ve DAEŞ'e kaydığına ilişkin iddialar bulunuyor. Bunlar doğru değil. Her şeyden önce terör, uluslararası bir meseledir. Ancak burada yaratılan algı öyle bir şekilde sunuldu ki; sanki terörizmin kaynağı Brüksel gibi gösterildi. Günlerce Molenbeek tartışıldı. Orada yaşayan binlerce masum insan adeta terörist gibi gösterildi. Bu çok üzücü ve haksız bir algıdır.

Sadece Paris değil birçok yerde terör saldırıları yaşandı. Birçok ülke teröre maruz kalıyor ve bunun yuvası Suriye'nin bir bölgesi. DAEŞ, Avrupa'ya tuzak kuruyor. Terörü Avrupa'ya getiriyorlar. Avrupalılar ile Avrupalı Müslümanlar arasında çatışma istiyorlar. Bu sağlanırsa Avrupalı Müslümanların onların askeri olacağını öngörüyorlar. Bu tuzağı bozmada bütün demokratlara görev düşüyor. Bu tuzağa düşmemeliyiz.

Eskiden Yahudiler suçlandı, şimdi Müslümanlar suçlanıyor. Avrupa'nın, kültürler ve etnik gruplar arası bir kıta olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Ancak çoğu siyasetçi bunu yapmıyor. Geçmişte Belçika devleti bazı konularda hatalar yaptı. Örneğin Belçika’da İslam resmen tanındı, ancak Brüksel’de oluşturulan yapı Selefiler’e verildi. Halbuki, Fas kökenliler ve Türkler Sünni inanç gruplarındandır, Selefi değillerdir. Bu yapı ancak 2006 yılında fark edildi. Yapılan yanlışların bugüne yansımalarını temizlemek ise zaman alıyor.

Bugün göçmenlerin uyumu yenide tartışmaya açıldı. Tarafsız araştırmacılar günümüzde halen göçmen kökenli gençlerin Belçikalılar ile eşit vatandaş olarak görülmek için büyük mücadele etmek zorunda bırakıldıklarını belirtiyorlar. Kısaca sağlıklı bir ortak yaşamı güvence altına alabilmek için atılması gereken daha çok büyük adımlar gerekiyor.

gundem.be

Youssef HIMMAT: -President of FEMYSO

Ben İsviçre’de büyüdüm. Toplumsal sorunlara ilgim nedeniyle kendimi bir anda bu konuların içinde buldum. Bizim çıktığımız yolda birlikte daha uyumlu bir toplum nasıl yaratılır, onun yolunu aramaya çalışıyoruz.

Avrupa’da toplumun en büyük sorunu bugün için yaşadığınız ülkede eğer farklı bir kültürden geliyorsanız size sade bir vatandaş gözü ile bakılmıyor. Siz bu ülkede doğup büyüseniz, iyi bir diploma sahibi, çok yaratıcı, çok yetenekli olsanız bile yinede bir iş sahibi olabilmek için çok mücadele etmek zorunda bırakılıyorsunuz.

Sağlıklı bir ortak yaşam ancak bu anlayış yok edildiği zaman mümkün olacaktır. Bunu yapabilmek için ise Avrupa Birliği’nin yeni yaşam kodlarını temel insan haklarına dayalı, eşit vatandaş, eşit hakların güvence altına alındığı, bireyin etnisitesi ve kültürü sorgulanmayacağı şekilde yeniden düzenlenmelidir.

gundem.be

Anissa MEZITI:-Think Tank Different

-Bizler tüm sorunlara rağmen birlikte yaşamak zorundayız. Birlikte yaşamayı kolaylaştırmak için en önemli nokta farklı kültürlerle diyalog kurabilmektir.

Bizler Fransa’da kurduğumuz düşünce derneği ile toplumun tüm kesimlerini temsil eden kişilerle biraraya gelerek sosyal ve toplumsal sorunlar üzerine görüş alışverişinde bulunuyoruz. Sorunlar, farklılıklar, ki ve nefret olgusunun sebepleri üzerine konuşuyor raporlar hazırlıyoruz.

Fransa’da öyle bir algı oluştu ki; neredeyse her Müslüman potansiyel bir teröristtir. Ben bir Fransız vatandaşı mıyım, yoksa bir Müslüman mıyım? Şimdilerde benim gibi birçok kişi aynı soruyu soruyor kendine. Avrupa'da eskiden Yahudiler suçlandı, şimdi ise Müslümanlar suçlanıyor. Ekonomik ve sosyal kriz zamanlarında hep bir suçlu bulunması gerekiyor. Bugünlerde yaşanan aslında tam da bu. Bu durumun daha tehlikeli boyutlara taşınmaması için öncelikle toplumsal uyum için kültürler arası diyaloğun sağlanması ve medyada nefret dilinin kullanılmasının önüne geçilmelidir.

Şunu net olarak ortaya koymalıyız. Yahudi düşmanlığı, Hristiyan düşmanlığı veya Müslüman düşmanlığı olsun, farklılıklar üzerine yapılan düşmanlık insanlığa karşı işlenen bir cinayettir. Günümüzde şu andaki halimizle nereye doğru gittiğimiz ciddi biçimde sorgulamalıyız. Geçmişte istenmeyen düşmanlar Yahudilerdi, şimdi ise Müslümanlar.

Dışlanan bir toplumun gençlerine yanlış işler yaptırmak bir şekilde kolaylaşıyor. Son zamanlarda sosyal medya aracılığı ile özellikle Müslüman kökenli toplum tamamen marjinal hale getiriliyor. Hele hele bu algının oluşturulmasında çok ilginçtir, ismi, ünvanı olan kişiler başı çekiyor. Medya yarattığı nefret algısından vazgeçmelidir. Farklı inanç toplulukları insanları karşı karşıya getirecek propagandanda ve algı operasyonlarına karşı işbirliği yapmalı, dayanışma halinde olmalıdır.

gundem.be

Kadir DURAN: Editor of Brussels Corner

-Bugünün Avrupası 2 dünya savaşı sonrası yakılan, yıkılan ülkelerin üzerinde kurulmuştur. Müslüman kökenli vatandaşlar Avrupa’nın yeniden kurulması için bir iş gücü olarak bu ülkelere davet edildiler. 2. Dünya savaşından 50 yıl yapılan Yahudi soykırımından sonra bugün yeniden bazı topluluklar hedef olarak gösterilmektedir. Kin ve nefret algısına karşı sorumluluklarımızın farkında olmalıyız, ve bu doğrultuda yetkili tüm dinamikler işbirliği içerisinde olmalıdır. Bu yönde ayrıca çok ciddi, ortak bir stratejiye ihtiyaç vardır.

gundem.be

Oussama BENALİ: -Actor from Brussels

-Ben bir komedyenim. 5 yıl süre ile bu işi yapıyorum. Özellikle çocuklara yönelik oyunlar sergiliyorum. Çocuklar çoğu zaman bana bizde senin gibi olmak, insanları eğlendirmek istiyoruz, bunu nasıl yapabilir, nasıl öğrenebiliriz diye soruyorlar. Yani bir şekilde sevdikleri, etkilendikleri kişilikleri rol model olarak almaya çalışıyorlar.

Son yıllarda yaratılan önyargı dalgası gençleri mutsuzluğa, ümitsizliğe doğru itiyor. İzole edilmiş toplumların çocukları gizli, kötü niyetli dinamiklerin malzemesi haline gelebiliyor.

Bizler herşeyden önce üzerimize düşen öncelikle Müslüman toplumun bir parçası olarak bize atılan bu potansiyel terörist çamurundan kurtulmalıyız. Bu durum bizi derinden yaralamıştır. Bu bağlamda herkes birbiriyle konuşmalı, önyargı ve etiketlendirmeden uzak durulmasını sağlamalıdır.

gundem.be

Dini Toplulukların temsilcileri..

Sempozyuma, Azerbaycan Dini Kuruluşlar Devlet Komitesi Başkan Yardımcısı Sayyad Salahli, Bulgaristan Başmüftüsü Mustafa Hacı Aliş, İskeçe Müftüsü Ahmet Mete'nin yanı sıra sivil toplum kuruluşları ile Avrupalı Müslümanların temsilcileri katıldı. 

Belçika'nın başkenti Brüksel'de, EMISCO tarafından Avrupalı Müslümanların katılımıyla, "özellikle Paris saldırılarının ardından toplum kesimleri arasındaki ayrışmaya dikkati çekmek" amacıyla "Kapsayıcı ve İyimser Yeni Avrupa" konulu uluslararası sempozyumun son bölümünde farklı toplulukları temsil eden din adamları dinlerin aslında barışçıl ve insanı yücelten tarafı olduğunu ve bu yönde aslında farklı dini topluluk üyelerinin sorunsuz birlikte yaşayabileceklerine vurgular yaptılar.

 

 

www.belturkhaberturk.be

EMİSCO ULUSLARARASI SEMPOZYUMU BRÜKSEL’DE GERÇEKLEŞTİ

 
 
02 Aralık 2015 Çarşamba, 15:12
  •  
  •  
  •  

Paris saldırıları sonrası Avrupa’nın Başkenti Brüksel’de Müslümanların geleceğini konu alan bir Uluslararası Sempozyum 30 Kasım 2015 tarihinde düzenlendi. EMISCO –emisco_bxl3 Sosyal Uyum için Avrupalı Müslümanlar Girişimi, Avrupa Konseyi Brüksel Ofisi ve Azerbaycan Dini Kurumlardan sorumlu Devlet Komitesinin ortaklaşa düzenledikleri sempozyum mevcut atmosferde Müslüman toplulukların sorunlarını ve gelecek perspektiflerini ele aldı. Toplantıya destek veren ThinkOut ve Think Tank Different Düşünce kuruluşları ile birlikte FEMYSO, ENAR ve CEJI gibi Uluslararası STK’ların yanı sıra Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği ve Bulgaristan Başmüftülüğü kendi perspektiflerini sunma imkanlarını buldular. Aynı zamanda Bulgaristan Başmüftüsü, İskeçe Müftüsü, Azerbaycan Yahudi Cemaati ve Azerbaycan Ortodoks Hıristiyan cemaati temsilcileri yaşadıkları ülkelerdeki azınlık dinlerinin durumları hakkında bilgi verdiler. Toplantı TC Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından ayrıca takip edildi. EMISCO Genel Sekreteri Bashy Quraishy kurumun çalışmaları hakkında genel bilgiler sundu ve yeni Avrupa gündeminde olan maddeleri sıralayarak kamu bilincini oluşturma kampanyası, proaktif yaklaşım, kamusal alanlarda Müslümanların daha aktif yer almasını teşvik etmek ve etkinliklere katılarak diğer topluluklarla etkileşim sağlamanın önemine vurgu yaptı. Son zamanlarda dünyanın çeşitli yerlerinde (Ankara, Paris, Tunus… gibi) meydana gelen terör saldırarında hayatlarını kaybedenler için 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı. Avrupa Konseyi Avrupa Birliği Daimi Temsilcisii Büyük Elçi Torbjön FRÖYSNES açılış konuşmasında Avrupa Konseyi’nin kuruluş sürecini anlattı ve kuruluşun temellerinin demokrasi ve farklı grupların beraber yaşamaya dayalı olduğunu belirtti. Ayrıca kuruluş maddelerine değinerek; bunların eğitim, çeşitlilik, hoşgörüsüzlükle mücadele, din ve dil özgürlüğü olduğunu ifade etti. Bunları sağlamak adına kuralların olduğunu (200’den fazla belge kabul edilğini) ancak üye ülkelerin, gerektiği şekilde donanımlı kişilerin eksikliğinden dolayı bu kuralları uygulamakta sıkıntı yaşadıklarını vurguladı. 2011 yılında yayınlanan “21. Yüzyılda Beraber Yaşamak” adlı kılavuza sıkça değindi. İnsanların yanyana değil de beraber yaşamaları gerektiğini vurguladı, bunun da dünya vatandaşı olarak mümkün olabileceğini söyledi. Örnek olarak, gittiğimiz ülkenin kanunlarını ve dilini öğrenip uygulamanın önemine işaret etti. Yapılan çalışmaları dile getirdi, bunların arasında Avrupa’daki eğitim için yeni bir müfredat, hoşgörürsüzlük ve ırkçılıkla mücadele için polislerin eğitimi, nefret söylemlerine karşı online kampanya ve genç STK’ların desteklenmesinden bahsetti.
Azerbaycan Dini Kurumlardan sorumlu Devlet Komitesinin Birinci Başkan Yardımcısı Sayyad SALAHLI yaptığı açılış konuşmasında Dinler arası hoşgörünün ve anlayışın en iyi örneklerinden birinin Azerbaycan’da olduğunu belirtti. Gayri Müslim toplumların Azerbaycan tarafından koruma altına alındıklarını, farklı dini temsilcilerin farklı dini etkinliklere katılım sağladıklarını ve birbirlerine destek verdiklerini belirtti. Ayrıca farklı dini toplumların çifte standarta maruz kalmadan barış ve huzur içinde yaşadıklarını ve devletin bundan korkmadığını ifade etti. Buna benzer olayları canlı görmek gerektiğine vurgu yapan Sayyad, “Yüz defa işitmektense, bir defa gör” Azeri atasözünü hatırlatarak, herkesi Azerbaycan’a davet ettiğini söyledi. Avrupa Konseyi Kuzey-Güney Merkezi Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Jean- Marie HEYDT yaptığı açılış konuşmasında eğitimin önemine vurgu yaptı. Eğitimin insanların dünyada istedikleri her kapıyı açmak için tek araç ve gerçek bir nimet olduğunun altını çizdi. Eğitimin bir süreç olduğunu ve bu bağlamda eğitimin bir katalizatör ve dini liderlerin ve temsilcilerin aktif rol alarak bu sürecin başarısına katkı sağlaması gerektiğini ifade etti. Avrupa’nın geleceği için dünya vatandaşlığı bilinci ile kültürler arası ve dinler arası saygının çok önemli olduğunu olduğunu belirtti. Örnek olarak Azerbaycan’daki kültürler ve dinler arasındaki anlayışı gösterdi. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi Sahiba GAFAROVA konuşmasında kadınların örgütlenmesi ve teşkilatlanmasının eğitimde ve ırkçılık konusunda önemli olduğunu belirtti. Ayrıca sorunların çözülmesi bağlamında işbirliğin ve diyaloğun önemine vurgu yaptı. Son olarak Karabağ’da yaşanılan acı olayları örnek göstererek 20 yıldır etnik temizlik olduğuna değindi ve bununla birlikte tarihsel birikimlerin yok edildiğine de vurgu yaptı. Müslüman toplumlar arasındaki rol modeler, aşırılıkla mücadele nasıl olmalı konulu paneli CEJİ Müdürü Robin SCLAFANI idare etti ve rol modellerin toplumdaki aşırılıkları ve olumsuz davranışları saf dışı bırakması konusundaki önemli rolüne vurgu yaptı. St Josse Belediye Başkanı ve Belçika Federal Parlamentosu üyesi EMİR KIR yaptığı konuşmada terörün yerel değil de evrensel bir sorun olduğunu, buna karşı birlik içinde hareket etmemizin gerekli olduğunu ve eğitimin bu konuda önemli rol oynadığını belirtti. Tüm tarafların kendilerine düşeni yapmaları durumunda çözümün mümkün olabileceğini vurguladı. Belediye başkanı olduğu bölgede eşitliğin temel unsur olduğunu, bu bağlamda aşırılıkların ortadan kalkması hususunda maddi destek sağladıklarını, ayrıca yine kendi bölgesindeki camilerin de iyileşmesi adına maddi destek sağladıklarını ifade etti. Belediye sınırları içerisinde yaşayan göçmenlerin eşitsizlik konusunda sıkıntı yaşadıklarını, bu konuda devlete ve kurumlara büyük görev düştüğünü belirtti.
Başkan Emir Kır’ın ardından söz alan FEMYSO Başkanı Youssef HIMMAT, Müslümanları tek bir topluluk olarak görmenin yanlış bir yaklaşım olduğunu söyledi. Müslüman topluluklarındaki gençlere fırsatlardan (eğitim, iş, kariyer…) yararlanma konusunda izin verilmediğini ve çeşitli ayrımcılıkların yapıldığına değindi. Bu konularda mücadele için toplumların beraber hareket etmesinin gerekli olduğunu söyledi. “Nefret Söylemine Hayır” kampanyasının iyi bir örnek olduğunu ve her toplumun bunu uygulayabileceğini belirtti.
emisco_bxl2Thinh Tank Different Düşünce laboratuvarı adına konuşan UNICEF Elçisi Anissa MEZITI, negatif algı yaratma konusunda medyanın büyük bir role sahip olduğunu belirtti. Bu günlerde medya ve siyasetçilerin Müslümanları hedef gösterdiğini, peki yarın ki hedefin kim olacağı sorusunu sordu. Buna karşılık medyanın nefret söylemlerine son vermesi gerektiğine, medya ve siyasetçiler arasındaki diyaloğun önemine vurgu yaptı. Brussels Korner Editörü Kadir DURAN göçmenlerin yaşadıkları ülkeye katkı sağladıklarını, fakat özellikle müslümanların uyum konusunda tehlike olarak görüldüğünü ifade etti. Siyasilerin de kamuoyu etkisi altında kaldığını belirtti. Yeni eylemlere ihtiyaç olduğunu ve medyanın bu konuda farklı bir yaklaşımda bulunması gerektiğini söyledi. Yerel ve Avrupa Birliği düzeyinde kapsayıcı bir yaklaşım gerektiğini ifade etti. Korku ikliminin STK’lar aracılığıyla değişebileceğinin altını çizdi. Brüksel’in ünlü tiyatrocularından oyuncu Oussama BENALİ yaptığı konuşmada önlemin önemli bir unsur olduğunu söyledi. Aşırılıklara sapan kişilerin izole edilmiş olan bireylerden oluştuğunu, bu bağlamda gençlerin bağımsız ve yaratıcı olmaları gerektiğini, bunun da bu konuları tartışabilecekleri kültürel alanların yaratılması ile mümkün olabileceğini belirtti. Önyargıları ortadan kaldırarak bireylerin kendilerini özgürce ve gururla ifade etmelerinin önemli olduğunu ifade etti. Dinlerarası anlayış modelleri ve farklı uygulamaları konulu ikinci panel ENAR – Irkçılıkla Mücadele Avrupa Ağı Direktörü Dr. Michael PRİVOT tarafından yönetildi. Öncelikle sempozyuma katılan tüm değerli konuşmacı ve katılımcılara teşekkür ederek, söz konusu etkinliğin yeni kapsayıcı ve iyimser Avrupa’ya katkı sağlamasını dilediğini söyledi.
Bu oturumda söz alan Bulgaristan Baş Müftüsü Mustafa HACI, Müslümanların Bulgaristan’da diğer dinlerle değil de, siyasiler ve devletle sorun yaşadığını söyledi. Özellile vakıfların iadesi ve başmüftülük seçimi konusunda çifte standarta maruz kaldıklarını vurguladı. 2002 yılında kabul edilen dinler yasasında ayrımcılık içeren maddeler olduğunu ifade etti. Diğer Avrupa ülkelerinde de buna benzer sorunlar olduğunu söyledi. Ayrıca müslümanlara şüpheyle yaklaşıldığını da sözlerine ekledi. Bu bağlamda yaklaşık bir ay önce yaşanmış olan bir olay’da “Okulda dini içerikli kitapları götürdüğü için mahkemeye verilen Müslüman çocuğu” örnek gösterdi. Adalet olan yerde Barış da olur, Adalet olmayan yerde ise sorunların olduğunu vurguladı. Bakü Dağı Yahudi Dini Toplumu Başkanı Milikh YEVDAYEV yaptığı konuşmada eğer yaşadığın ülkede kendini yabancı hissediyorsan, o ülkede adaletten söz edilemeyeceğinin altını çizdi. Bu konudaki anlayış ve örnek modelin Azerbaycan’da mevcut olduğu sözlerine ekledi. Ayrıca, terbiyenin evde başladığını ve belirli bir yaşa kadar verilebildiğini ifade etti. Bunun için hoşgörü ve saygıyı öncelikle çocuklarımızı eğiterek göstermemizin gerekli olduğunu ifade etti. Birbirimize saygıyı öncelikle çocuklarımıza öğretmemiz gerektiğinin önemine vurgu yaptı. İnsanlar öncelikle kardeştir, bunu kabul etmenin gerekliliğinin altını çizdi.
İskeçe Müftüsü Ahmet METE yaptığı konuşmada öncelikle güncel ve taze bir konu olan Fransa’daki terörü ve dünyanın neresinde olursa olsun gerçekleşen terör olaylarınıemisco_bxl lanetle kınadığı söyledi. Bu tür eylemlerin dünya barışına hiçbir katkı sağlamadığını ve sağlamayacağını vurguladı. Bu konuda Avrupa’nın işinin zor olduğunu, bu güne kadar kendini hiç sorgulamadığını, hep İslam alemini sorguladığını belirtti. Dışarıdan gelenleri hep ötekiler olarak ortaya koymanın ve kendini farklı bir toplum olarak göstermenin anlamsız olduğuna vurgu yaptı. Bu son yaşanılan sürecin artık iç içe beraber çalışmanın yollarını hem Avrupa için hem de Avrupa’nın dışındakileri için bulunmasına vesile olması gerektiğini söyledi. Bu konuda öncelikle Avrupa’nın kendi hatalarını sorgulaması gerektiğine işaret eden Ahmet Mete, kendisinin de bir Avrupa ülkesinden geldiğini ve dedesinin ülkesi için şehit düştüğünü söyleyerek, ülkesine ne kadar bağlı olduğunu vurguladı. Fakat, Yunanistan’nın buna karşı hep sorunlar ortaya koyduğunu ve örnek olarak eğitim sorunu, vakıfların iade edilmemesi sorunu, müftülük sorunu, camiler sorunu, minareler sorunu, kimliğini ifade edememe sorununundan bahsetti. Ayrıca Yunanistan’da ikinci sınıf muamele gördüğünü de belirten Müftü Mete, Osmanlı mirası olan Hemetli camisi tadilat beklerken, Avrupa’da kiliseler ve sinagogların tamir edildiğini, kendilerinin ise yüz senedir izin beklediklerini vurguladı. Söz konusu caminin onarımı için Yunanistan devletinden 10 günlük izin alınmasına karşın, atanmış müftü tarafından Müslüman azınlığa sorulmadan iznin iptalini istedi ve kabul edildiğini vurguladı. İnsana insan değeri verilmesinin altını çizdi ve insanların farklı inançlarına saygı duyulmasının gerekli olduğunu belirtti. Azerbaycan Ortodoks Hristiyan Toplumu Basın Sorumlusu Elnur AFANDİYEV yaptığı açıklamalarda farklı dinden olanlara karşı hoşgörünün ancak mantalideden kaynaklandığını ve çok ulusluluğun bir zenginlik olduğunun altını çizdi. Bu bağlamda Azerbaycan’da yaşayan Ortodoks toplumunun haklarını özgürce kullandıklarını söyledi. Bununla beraber okullarda ve devlet kurumlarında gerçekleştirilen etkinliklere beraber katıldıklarını ifade etti. Son olarak, yoğun bir ilgiyle ve güvenlik tedbirlerinin en üst düzeyde olduğu bir dönemde gerçekleştirilen Uluslararası Sempozyumun kapanışını yapan ThinkOut Asbaşkanı Ayşe ELKILIÇ, genel olarak katılımcıların konuşmalarını değerlendirerek diyaloğun önemli olduğunu fakat işbirliğinin daha da önemli olduğunun altını çizdi. Ayrıca hoşgörünün yanı sıra kabullenmenin de kaçınılmaz olduğuna işaret etti.

 

Duran Kadir Tum Konusma Metni

" Réflexions sur l'inclusion Sociale 

L'année 2014 a marquée le centième anniversaire du début de la Première Guerre mondiale,

une campagne militaire meurtrière qui a plongée l'Europe dans la destruction et une perte de vie humaine sans précédent.

Elle a également marqué le début d'une crise profonde des valeurs et des institutions à l'échelle européenne qui s'est soldée par un autre conflit militaire encore plus dévastateur entre 1939 et 1945 s'accompagnant des horreurs de l'Holocauste.

L'Europe ravagée par la guerre a émergé de la catastrophe de ces deux guerres mondiales avec une détermination à reconstruire la vie de ses citoyens en choisissant en tant que fondements la démocratie, la primauté du droit, l'engagement pour les droits humains et la justice sociale.


Dans le même temps, l'année 2014 marquait également un autre anniversaire - le cinquantenaire de l'immigration des « travailleurs invités» en Europe principalement en provenance de pays à majorité musulmane dont mon père y faisait partie venant de Turquie.

 

Comme la reconstruction et le développement économique de l'Europe nécessitait de plus en plus de main-d'œuvre,

des millions de «travailleurs invités» ont saisis leur chance pour construire une vie meilleure au sein de leur nouvelle patrie.

En s'y installant, ils ont non seulement fait une énorme contribution à la prospérité des économies européennes d'après-guerre,

ils  ont aussi enrichi la vie sociale et culturelle de leur pays d’accueil.


D'autres immigrants et réfugiés ont suivi venant de différentes parties du monde et ayant différents bagages culturels, religieux et ethniques et rejoignant des destinations différentes.

Un grand nombre d'entre eux ont pris un nouveau départ et construit une nouvelle vie en Europe, où ils pouvaient s'épanouir dans la sécurité et devenir des participants actifs au sein de la société d'accueil tout en préservant leur identité culturelle et religieuse ou celle de leurs communautés.


Une cinquantaine d'années plus tard, les fantômes de la guerre et de l'Holocauste peuvent apparaître comme un lointain écho d'un passé maintes fois condamné en Europe. Pourtant, la vision d'une pluralité culturellement inclusive, socialement juste, et vivante en toute sécurité en Europe reste plus une ambition qu'une réalité.

Qui plus est, depuis le 11 Septembre et après le début de la récente crise économique, les migrants, les Roms, les réfugiés et leurs descendants en général et ceux avec un fond musulman en particulier, sont de plus en plus ciblés comme «étrangers» ou même «dangereux» pour les soi-disant «valeurs européennes» et l'harmonie des sociétés.

Les récentes attaques terroristes de DAECH au Nigeria, Egypte, Turquie, Beyrouth, Mali, Tunis , Paris et les menaces actuelles sur notre pays, la Belgique, renforcent le sentiment de rupture entre les communautés musulmanes et la société qui les a accueillis et malheureusement les Droits de l'homme et les valeurs fondamentales de l'Europe ne réussissent plus véritablement à imprégner le discours public comme auparavant.


La crise économique et la «guerre contre le terrorisme» menée depuis le 11 Septembre ont fait ressurgir les peurs et les préjugés au sein des différentes sociétés européennes. Les Communautés musulmanes sont devenues des cibles  constamment accusées de toutes sortes de maux sociaux.

Ces communautés sont perçus avec une hostilité croissante. L'islamophobie est devenue tellement omniprésente qu'elle a désensibilisé les politiciens, les médias et l'opinion publique. À bien des égards, une Europe interculturelle véritablement inclusive et fière de sa diversité tend à s'effacer devant les déclarations des représentants politiques traditionnels qui affirment que le multiculturalisme est «mort» et que les journalistes, les intellectuels de notoriété publiques et les universitaires disséminent les préjugés et provoquent une panique artificielle.

Les acteurs politiques et les mouvements d'extrême droite attisent les flammes de la haine contre les musulmans en toute impunité.


 

Cette évolution regrettable touche aussi d'autres communautés, créant de l'antisémitisme, de la Roma phobie ou de l'Afro phobie.

 

C'est un choix qui définira l'Europe pour les décennies à venir soit en la renforçant tout en l'enrichissant, soit en détruisant complètement les fondements démocratiques et humanistes d'après-guerre.


La détérioration des conditions dans lesquelles les musulmans et d'autres communautés religieuses et ethniques minoritaires vivant dans de nombreuses parties de l'Europe à creusée un fossé sans précédents entre les citoyens.

C'est pourquoi, il est nécessaire de mener des actions ciblées de façon urgente. Pour cela, il est essentiel que le récit négatif qui prédomine actuellement et qui encadre les débats publics sur l'immigration et l'islam en Europe soit contesté par des faits et reformulé sur la base du respect de l'universalité des droits de l'homme.

Les politiciens traditionnels et les médias de masse sont des leaders d'opinion critiques. Il est donc temps que la rhétorique de la démocratie, de l'inclusion et des droits de l'homme se traduise en action sans restrictions ou exceptions,

tant au niveau national qu'au niveau européen.

Les discours de division qui créent la peur des «autres» doivent être combattus pour toutes les occasions et à tous les niveaux.


 

L'ensemble du langage public utilisé en matière d'immigration et d'islam doit changer,

les questions doivent être reformulées selon les principes universels de la dignité humaine et de la liberté.

Les médias et les organisations de la société civile peuvent aider à changer la nature du débat public.

Il est toutefois important de se rendre compte que ce travail ne peut être fait avec succès dans le climat actuel de peur, de haine et d'exclusion.


Par ailleurs, les ONG et les communautés elles-mêmes doivent maintenant repenser la façon dont ils peuvent participer activement à la sphère publique et aider à changer les normes mêmes du discours public.

 

Les exemples d'histoires positives ne sont pas difficiles à trouver.

La contribution importante des communautés d'immigrants à leur société d'accueille est à la fois culturelle et matérielle, à long terme et à court terme.

L'esprit d'entreprise au niveau des différentes communautés a eu des effets importants sur la prospérité matérielle, mais peut aussi agir comme ambassadeur en relatant les avantages de la diversité culturelle pour les sociétés européennes contemporaines.

L'opinion publique européenne reste mal informée et ignore largement les apports économiques de l'immigration et les contributions apportées par les primo-arrivants.

Certains politiciens cyniques reproduisent des arguments populistes qui se propagent toujours plus en alimentant cette campagne de désinformation.

Les histoires positives concernant les domaines économiques et culturels doivent devenir plus visibles et plus audibles, elles ont également besoin de croître en nombre grâce à un travail plus actif des ONG , des communautés elles-mêmes, des medias étrangers en Europe  et des politiciens à origines étrangères, des artistes et des intellectuels .


Les acteurs de terrains comme l'EMISCO qui s'engage à créer une synergie entre les différents acteurs sociaux et politiques pour promouvoir un cadre inclusif, interculturel en tant que réponse à l'atmosphère actuelle paranoïaque de peur, de division, de sentiment anti-immigrés et d'islamophobie en Europe sont déterminants.

Il faut d'urgence explorer différentes formes de stratégies pour contrer de manière plus efficace le récit négatif de l'immigration et de l'islam.

 

Nous chercherons à engager les acteurs politiques traditionnels et les représentants des médias afin de renverser la tendance actuelle de dissémination de la peur pour la remplacer par un nouvelle rhétorique qui reflètent l'énorme contribution des communautés immigrées en Europe - à la fois dans le passé et le présent,

mais aussi en termes de nouvelles opportunités d'enrichissement indexées sur la participation égale des communautés minoritaires au sein de la sphère publique.

 

Enfin, nous voulons aussi discuter de la façon dont les communautés elles-mêmes, individuellement et en travaillant ensemble,

peuvent améliorer leur participation à la sphère publique, en donnant l'exemple et en faisant que leurs histoires puissent être vus et entendus directement comme c'est le cas pour ce panel.

C'est comme cela que nous pourrons dégager de notre destinée les terroristes, les politiciens néo-nazis, la politique de rupture  qui font tant de mal à chacun d'entre nous.

 

Merci

 

Bruxelles 30.11.2015

Duran Kadir

Bruxelles Korner "

CONCEPT
Europe has been a continent of varying fortunes throughout its history. Democracy, humanism, the flourishing of arts and technology, and the constant flow of people have shaped it as much as the long register of upheavals and dark moments - conflicts, wars, revolutions, catastrophic loss of human life.
It was after the horrible destruction the two world wars in the first half of the twentieth century that some visionary politicians and decision makers chalked a new, optimistic course for Europe. Instead of rivalry, conflict, bloodshed and cruel atrocities, they decided to pursue a path of peace and progress, fostering co-operation between nations, cultures, and religions.
In the last decade, however, this momentum has come under increasing pressure. The 9/11 attacks in USA and other terrorist incidents in Europe produced a climate of fear and insecurity in European societies. Sections of the media and populist politicians presented these actions as representative of Islam as a whole, going as far as talking about a ‘war of civilisations’ and branding Muslim communities (and Islam as a whole) as a security threat.
This inflammatory rhetoric has been steadily moving into mainstream politics and society. There are frequent alarmist references to the ‘Islamification of Europe’. In media, Muslims are being presented as unwilling to ‘integrate’, especially vulnerable to ‘radicalisation’, and prone to terrorism. As Europe finds itself in the midst of an unprecedented refugee crisis, all these fears and insecurities, exploited by media and politicians, undermine the goodwill between communities, increase tensions and mutual suspicion, but also make Muslims feel marginalised, discriminated, and unwanted in Europe.
As a result, communities with a Muslim background have experienced a dramatic deterioration of the conditions of their life, with new challenges ranging from more subtle forms of discrimination to pressures for one-sided ‘integration’ and from legal persecution to increasing violent attacks on their communities. Recent reports have identified a dramatic increase in Islamophobia, online hate speech and xenophobic political discourse, counteracting integration efforts for inclusive European societies. At the same time, the commitment of many European societies to inter-culturalism has been wavering, both in official speech and in policy-making.
Since 2011, EMISCO in cooperation with intergovernmental Organizations and International NGOs, has proposed the ‘New Europe’ agenda as the basis for a new positive inclusive agenda for the continent. EMISCO has worked with its partners to articulate a program for a new, inclusive and plural Europe, as a road map and agenda for future generations and political actors representing Muslim communities in Europe. The proposed approach involved: rethinking European values through an inclusive, pluralistic approach that acknowledges the fruitful historical interaction between Judeo-Christian and Muslim values in order to move towards a more inclusive definition of what Europe stands for today; and introducing a new contract between governments, majority societies, and all ethnic and religious minorities, based on this positive restatement of European values.
After a series of successful events organised under the aegis of the OSCE, the Council of Europe, the institutions of the European Union, as well as national parliaments, EMISCO believes it is time to identify progress and celebrate good practice in the direction of fostering inter-cultural living in Europe. European citizens with a Muslim background have always played a very important and distinguished role in the life of the continent, in a wide range of spheres of activity. Civil society organisations have worked incessantly to raise awareness about both the problems facing minorities in Europe and about the value of a truly inclusive, inter-cultural Europe.
In addition, EMISCO believes that there are alternative models to that of official ‘state multiculturalism’ practised for decades in many countries of Europe. At a time when European governments talk of a ‘failure of multiculturalism’, examples of engagement with inter-culturalism and tolerance in the periphery of Europe serve as a reminder that more, not less, pluralism and mutual respect in the public sphere are needed to ensure participation and promote social cohesion. Whereas a number of European countries have reacted to perceived ‘failures’ of multiculturalism by promoting a rigid sense of identity served by forced ‘integration’ and suffocation of religious and cultural identities, other countries like Azerbaijan or Russia have shown themselves more committed to acknowledging diverse identities and providing ample space for their representation in the public sphere.
EMISCO organises a symposium on 30th November 2015 in the Brussels Council of Europe Office in order to discuss these more optimistic alternative models of inter-religious and inter-cultural living together in Europe. These examples highlight in the most eloquent and positive way that minorities in Europe actively engage with, and contribute to, the life and identity of the continent - a continent that needs to move away from rigid ‘identities’ in favour of cultural and religious pluralism that will enhance a sense of belonging for all its citizens.

Agenda

13.00 - 14:00 : Registration and Lunch-Buffet

14:00 - 15:00

Opening Session

Is a new inclusive Europe possible?

Chairing the sessions: Bashy QURAISHY - Secretary General of EMISCO

Welcoming:

Ambassador Torbjørn FRøYNES

Head of the Liaison Office in the Council of Europe Brussels Office

Dr. Jean-Marie HEYDT

Chairman of the Executive Committee of the North-South Centre of the Council of Europe

Mubariz GURBANLI

Chairman of the State Committee on Religious Associations of Azerbaijan

Afzal KHAN

Member of the European Parliament from S&D Group

Salvatore MINEO

Program Specialist for cooperation with the European Community - UNESCO

15:30 - 15:45 Coffee Break

15:45-16:45

Panel 1 : European Muslims and their Role Models

Chair of the Panel: Robin SCLAFANI

Director of CEJI

Veli YUKSEL

Member of Belgian Federal Parliament

Youssef HIMMAT

President of FEMYSO Anissa MEZITI

Think Tank Different

Kadir DURAN

Editor of Brussels Corner

Oussama BENALI

Actor from Brussels

16:45-17:45: Panel 2 : Models of interreligious understanding

Chair of the Panel:

Michael PRIVOT

Director of ENAR

Mustafa HACI

Grand Mufti of Bulgaria

Milikh YEVDAYEV

Head of Baku Mountain Jews Religious Community

Ahmet METE

Mufti of Xanthi - Greece

Elnur AFANDIYEV

Press manager of the Orthodox Christian Community

Ayşe ELKILIC

Vice-CHAIR of THINKOUT

17:45 – 18:30

Closing Session - Conclusion of the Symposium

Rukhsana YAQOOB

President of Muslim Teacher Association - UK

 

 

  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

HABER TÜRKIYE - ACTUALITE TURQUIE

Karşıyaka Yalı Bulvarı’na yükseltilmiş ve desenli yaya platformu

Gençler 19 Mayıs’ı Ferdi Zeyrek Gençlik Merkezi’nde kutladı

Edremit’te 19 Mayıs coşkusu

“Karizma Show” EnFest’te havalara uçtu

Bizi Takip Edin
Facebook
Twitter
Instagram
Youtube
BRUXELLES KORNER BLOG COPYRIGHT 2015-2026 SOLUTION BUILDING ENGINEERING S-B-E Ltd.
KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

© 2026 S-B-E Ltd | Yazılım: Onemsoft

Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle