© © 2025 S-B-E Ltd AEPI ASBL

Brüksel’de İYİ Parti İftarı: Diasporada Siyaset, Hafıza ve Dayanışma

Brüksel’de İYİ Parti İftarı: Diasporada Siyaset, Hafıza ve Dayanışma

Bruxelles Korner – Bruxelles

Brüksel’de İYİ Parti İftarı: Diasporada Siyaset, Hafıza ve Dayanışma

Ayyüce Türkeş Taş’ın Katılımıyla Belçika’daki Türk Toplumu Aynı Sofrada Buluştu
Kadir Duran

Ramazan ayının manevi atmosferi içinde Brüksel’de düzenlenen iftar programları, diaspora toplumunun sosyal ve siyasi buluşma noktalarından biri olmaya devam ediyor. Bu kapsamda İYİ Parti Belçika Gönüllüleri tarafından organize edilen iftar programı, Belçika’nın farklı şehirlerinden gelen davetlilerin katılımıyla gerçekleşti.

Brüksel’de iftar sofrasında siyaset, diaspora ve Ankara mesajları

İYİ Parti Belçika Temsilciliği’nin programına Ayyüce Türkeş damga vurdu

 

Brüksel’de düzenlenen İYİ Parti Belçika Temsilciliği iftar programı, bu yıl yalnızca bir Ramazan buluşması değil, aynı zamanda Türkiye siyasetine, diaspora aidiyetine ve muhalefetin yön arayışına dair güçlü mesajların verildiği bir siyasi toplantıya dönüştü. Programın en dikkat çeken ismi, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı, Adana Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Dr. Ayyüce Türkeş Taş oldu. Ayyüce Türkeş’in Belçika programı, yerel haber kaynaklarında önceden duyurulmuş, kendisi de Brüksel’deki iftara katılacağını sosyal medya paylaşımıyla teyit etmişti. TBMM ve İYİ Parti kaynakları da Türkeş’in hem milletvekilliğini hem de parti yönetimindeki aktif rolünü doğruluyor.

BrükselTürk’te yer alan duyuruya göre program, 15 Mart 2026 Pazar günü Diegem Fly Inn Hotel salonlarında organize edildi. Açıklamada, İYİ Parti Belçika Temsilciliği’nin Ayyüce Türkeş’i hem Türkiye gündemi hem de dış politika başlıklarında katılımcıları bilgilendirmek üzere davet ettiği belirtildi. Bu yönüyle toplantı, klasik bir iftar programının ötesine geçerek, Avrupa’daki Türk toplumuna doğrudan siyasi hitap içeren bir platform niteliği kazandı.

Programın onur konuğu ise Türkiye’den önemli bir siyasi isimdi:
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş.

Merhum Alparslan Türkeş’in kızı olan Türkeş Taş’ın Brüksel’deki bu buluşmaya katılması, yalnızca bir siyasi ziyaret değil; aynı zamanda diaspora ile Türkiye arasındaki siyasi ve duygusal bağların yeniden hatırlatıldığı sembolik bir an olarak yorumlandı.

Muammer Açıkel: “Bu sofrada yalnızca yemek değil, değerlerimizi de paylaşıyoruz”

Programın açılış konuşmasını İYİ Parti Belçika Başkanı Muammer Açıkel yaptı.

Açıkel konuşmasında Ramazan ayının birlik ve dayanışma ruhuna vurgu yaparak, iftar sofralarının sadece bir yemek buluşması değil; aynı zamanda ortak değerlerin ve umutların paylaşılması olduğunu ifade etti.

Konuşmasında şu sözlere yer verdi:

“Bu mübarek Ramazan akşamında birlik, kardeşlik ve dayanışma duygularıyla aynı sofranın etrafında buluşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Bugün burada yalnızca bir iftar sofrasını değil, aynı zamanda ortak değerlerimizi, umutlarımızı ve inancımızı da paylaşıyoruz.”

Açıkel ayrıca İYİ Parti’nin yalnızca bir siyasi yapı değil, aynı zamanda bir değerler hareketi olduğunu vurguladı.

“İYİ Parti yalnızca bir siyasi parti değildir. Aynı zamanda iyilerin ve cesurların hareketidir. Milletimizin ümidi, demokrasimizin güvencesi ve Türkiye’nin aydınlık yarınlarına yürüyen büyük bir inancın adıdır.”

Konuşmasının sonunda ise yurt dışında yaşayan Türklerin Türkiye ile olan bağının kopmadığını ifade etti.

“Biz nerede yaşarsak yaşayalım Türkiye’nin geleceğine olan inancımızı hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz.”

Ayyüce Türkeş Taş: “Türkiye zor bir dönemden geçiyor”

Gecenin en dikkat çekici konuşmasını ise İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ayyüce Türkeş Taş yaptı.

Konuşmasına Brüksel’deki Türk toplumuna teşekkür ederek başlayan Türkeş Taş, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve toplumsal sürece değindi.

“Burada bulunan birçok insan zaten Türkiye’de yaşanan süreçleri yakından biliyor. Bu nedenle uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Türkiye gerçekten zor bir dönemden geçiyor.”

Türkeş Taş, konuşmasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine de vurgu yaparak Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasına sahip çıkmanın önemine değindi.

Türkiye’nin demokratik yapısının korunmasının önemine dikkat çeken Türkeş Taş, siyasi farklılıkların toplumu bölmemesi gerektiğini belirtti.

Diaspora siyaseti ve Avrupa’daki Türk toplumu

Brüksel’de düzenlenen bu iftar programı, Avrupa’daki Türk diasporasının Türkiye siyaseti açısından taşıdığı önemi bir kez daha ortaya koydu.

Belçika, Almanya, Hollanda ve Fransa gibi ülkelerde yaşayan milyonlarca Türk vatandaşı, Türkiye’deki seçimlerde önemli bir seçmen kitlesini oluşturuyor. Bu nedenle Türkiye’deki siyasi partiler son yıllarda diaspora ile olan ilişkilerini daha güçlü tutmaya çalışıyor.

Bu tür buluşmalar yalnızca bir iftar programı olmanın ötesinde, siyasi iletişim ve diaspora temsilinin önemli bir parçası olarak görülüyor.

Brüksel’de diaspora kimliği ve Ramazan atmosferi

İftar programı boyunca davetliler aynı sofrada bir araya gelerek Ramazan ayının manevi atmosferini paylaştı.

Ailelerin, gençlerin ve farklı toplumsal kesimlerden katılımcıların bulunduğu program, Belçika’daki Türk toplumunun güçlü sosyal bağlarını da ortaya koydu.

Ramazan ayı boyunca düzenlenen bu tür etkinlikler, diaspora için yalnızca dini bir gelenek değil; aynı zamanda kimlik, dayanışma ve ortak hafızanın canlı tutulduğu sosyal alanlar olarak değerlendiriliyor.

Muammer Açıkel, Belçika İYİ parti Başkanının Konuşması 

Kıymetli İYİ Parti ailesi, değerli gönüldaşlarımız,

Bugün düzenlemiş olduğumuz iftar programına hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Bu mübarek Ramazan akşamında; birlik, kardeşlik ve dayanışma duygularıyla aynı sofranın etrafında buluşmanın mutluluğunu ve onurunu yaşıyoruz.

Bugün burada yalnızca bir iftar sofrasını değil; aynı zamanda ortak değerlerimizi, umutlarımızı ve inancımızı da paylaşıyoruz.

Bu anlamlı gecede aramızda çok kıymetli bir misafirimiz de bulunmaktadır.
İYİ Parti’mizin Türk dünyası ve yurt dışındaki Türklerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Adana Milletvekilimiz Sayın Ayyüce Türkeş Taş bizlerle birliktedir.

Kendilerine huzurlarınızda bir kez daha hoş geldiniz diyor; Belçika’daki İYİ Parti gönüllüleri adına burada ağırlamaktan büyük bir onur ve memnuniyet duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum.

İYİ Parti, yalnızca bir siyasi parti değil; aynı zamanda iyilerin ve cesurların hareketidir.
Milletimizin ümidi, demokrasimizin güvencesi ve Türkiye’nin aydınlık yarınlarına yürüyen büyük bir inancın adıdır.

Türkiye’mizin refahı, adaleti ve güçlü demokrasisi için çıktığımız bu kutlu yolda, İYİ Parti vicdanı temsil eden önemli bir kaledir.

Bizler nerede yaşarsak yaşayalım, Türkiye’nin geleceğine olan inancımızı hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz.

Bu vesileyle Cenab-ı Allah’tan bu samimi ve inançlı hareket için muvaffakiyet diliyoruz.
Birlik ve beraberliğimizin daim olmasını temenni ediyoruz.

Bu güzel akşamda bizlerle birlikte olduğunuz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Tüm İYİ Parti ailesine saygı ve şükranlarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

https://youtu.be/BWROjQ4NsF8?is=_xO3r5n6NRcF7npU

Ayyüce Türkeş Taş'ın Konuşması

Ayyüce Türkeş Taş: “Türkiye zor bir dönemden geçiyor”

İftarın çerçevesi: manevi atmosferden siyasal kürsüye

Edinilen bilgilere göre program, Kur’an-ı Kerim tilaveti, ezan ve ortak dua sonrasında iftarın açılmasıyla başladı. Belçika’nın farklı bölgelerinden davetlilerin katıldığı gecede, Ramazan’ın birleştirici dili ile siyasetin sert söylemi aynı salonda buluştu. Bu tür diaspora organizasyonlarında sık görülen “hemşehri buluşması” veya “teşkilat gecesi” çerçevesi, bu programda daha belirgin biçimde “siyasi seferberlik” tonuna evrildi.

Ayyüce Türkeş’in varlığı da bu dönüşümün merkezindeydi. Çünkü kendisi yalnızca bir milletvekili değil; aynı zamanda merhum Alparslan Türkeş’in kızı olarak Türk milliyetçi siyaset geleneğinde sembolik ağırlığı yüksek bir isim. Bu nedenle Brüksel’deki konuşması, sıradan bir parti hitabından çok, tarihsel miras, ideolojik süreklilik ve güncel siyasal mücadele ekseninde okunması gereken bir müdahale niteliği taşıdı.

Konuşmanın ana ekseni: “Türkiye zor bir dönemden geçiyor”

Ayyüce Türkeş konuşmasının merkezine Türkiye’nin içinden geçtiğini söylediği ağır siyasi dönemi yerleştirdi. Salona hitabında, memleketin “çok zor bir dönemden geçtiğini” vurguladı ve mücadelenin geçmiş dönemlerden daha karmaşık olduğunu ifade etti. Onun konuşmasında özellikle öne çıkan tema, tehdidin artık açık ve dışsal değil; içeride, kurumların içinde ve siyasetin merkezinde olduğuna dair vurguydu.

Bu çerçevede kullandığı en çarpıcı ifadelerden biri, geçmişte “düşmanın üniformalı” olduğunu, bugün ise tehdit olarak gördüğü unsurların Meclis’in içinde oturduğunu söylemesi oldu. Bu söz, konuşmanın geri kalanının da tonunu belirledi: Ayyüce Türkeş, Türkiye’de mevcut mücadelenin sınır ötesi ya da yalnızca güvenlik merkezli değil; siyasal temsil, anayasal yönelim, devlet yapısı ve milli kimlik üzerinden yürüyen bir iç mücadele olduğunu savundu.

Burada dikkat çekici olan husus, konuşmanın yalnızca hükümeti eleştiren bir muhalefet diliyle sınırlı kalmamasıydı. Türkeş, daha geniş bir siyasal yelpazeyi hedef aldı; Meclis içindeki birçok partiyi, bazı raporları ve yeni düzenleme arayışlarını doğrudan “ihanet”, “bölünme” ve “devlet felsefesinin aşındırılması” başlıkları altında eleştirdi. Bu nedenle konuşma, güncel siyasi polemiğin ötesinde, sistem tartışmasına dönük yüksek yoğunluklu ideolojik bir metin özelliği taşıdı.

İYİ Parti’ye çağrı değil, “tek adres” vurgusu

Konuşmanın en net siyasi cümlelerinden biri, Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği, Türk bayrağı, Atatürk ve resmi dil meselesi etrafında “desteklenmesi gereken tek yerin İYİ Parti olduğu” yönündeki iddiaydı. Türkeş burada yalnızca partisini tanıtan bir siyasetçi gibi konuşmadı; kendisini ve partisini, Cumhuriyet’in kuruluş çizgisi ile devletin üniter yapısının son savunma hattı olarak konumlandırdı.

Bu söylem, Avrupa’daki Türk seçmen açısından iki nedenle önemlidir. Birincisi, diaspora seçmeni çoğu zaman yalnızca Türkiye’deki partiler arası rekabetin pasif alıcısı değildir; aynı zamanda aidiyet, kimlik, dış politika, vatandaşlık ve gelecek tahayyülü bakımından yönlendirilmeye çalışılan aktif bir kitledir. İkincisi, Brüksel gibi Avrupa Birliği’nin siyasi merkezlerinden birinde kurulan bu dil, Türkiye iç siyasetinin Avrupa’daki Türk toplumu üzerinden de yeniden üretildiğini gösterir.

En sert başlıklardan biri: “ihanet masası”, raporlar ve üniter yapı tartışması

Ayyüce Türkeş’in konuşmasının en sert bölümlerinden biri, bazı siyasi süreçler ve raporlara yönelik suçlamaları oldu. Türkeş, söz konusu metinlerde Türk milleti, Türk bayrağı, Türkçe ve Mustafa Kemal Atatürk’ün dışlandığını; buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını aşındıracak bir anlayışın öne çıkarıldığını iddia etti. Ayrıca bazı çevrelerin federatif bir yapıyı, çok dilli resmi düzenlemeleri ve yeni bir siyasal tasarımı gündeme taşımaya çalıştığını savundu.

Bu bölüm, haber dili açısından özellikle dikkatli okunmalıdır. Çünkü konuşmada dile getirilen bu iddialar, Ayyüce Türkeş’in siyasi değerlendirmeleri ve suçlamalarıdır; tarafsız biçimde aktarılması gereken bir siyasal pozisyonu yansıtır. Ancak bu pozisyonun Brüksel’deki bir iftar kürsüsünden dile getirilmesi, diaspora toplantılarının artık yalnızca toplumsal dayanışma değil, yüksek dozlu ideolojik mobilizasyon alanı haline geldiğini açık biçimde gösteriyor.

“Dua yetmez, mücadele gerekir” mesajı

Konuşmanın bir diğer dikkat çekici boyutu, dini ve manevi çerçeveyi siyasal eylem çağrısıyla birleştirmesiydi. Yapılan duaların tek başına yeterli olmayacağını, Allah’ın insanlara doğruyu yapmak ve mücadele etmek için sorumluluk yüklediğini söyleyen Türkeş, salona adeta pasif destek değil aktif görev çağrısı yaptı.

Bu yaklaşım, diaspora siyaseti açısından kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü Avrupa’daki Türk toplumu çoğu zaman Ramazan sofralarında, bayram buluşmalarında veya kültürel etkinliklerde daha yumuşak, birleştirici ve nostaljik bir dil duymaya alışkın. Oysa bu programda konuşmanın omurgası, “maneviyat + siyasi sorumluluk + tarihsel görev” ekseninde kuruldu. Böylece iftar, bir tür ideolojik hatırlatma ve siyasi kadrolaşma çağrısına dönüştü.

Avrupa’ya dönük dikkat çekici pasaj: “Bize insan haklarını öğreten siz değilsiniz”

Ayyüce Türkeş’in konuşmasında Avrupa’ya yönelik eleştirel ton da dikkat çekti. Avrupa’nın tarihsel sicili üzerinden insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları ve benzeri normların ikiyüzlü biçimde Türkiye’ye karşı baskı aracına dönüştürüldüğünü öne sürdü. Bu söylem, Türkiye’de merkez sağdan milliyetçi çizgiye kadar uzanan geniş bir siyasi damarın Avrupa karşısında sıklıkla başvurduğu savunmacı-egemenlikçi retoriğin güncel bir örneği oldu.

Brüksel’de bu mesajın verilmesi ayrıca sembolik değer taşıyor. Çünkü konuşma, yalnızca Türkiye kamuoyuna değil, aynı zamanda Avrupa’daki Türk seçmene şu cümleyi ima ediyor: “Bulunduğunuz coğrafya sizi tanımlamasın; asıl aidiyetiniz Türkiye Cumhuriyeti’nin milli varlığıdır.” Bu da diaspora siyasetine yönelik klasik bir sadakat çağrısının güncellenmiş versiyonu olarak okunabilir.

Ekonomi vurgusu: gurbetçinin memleketle bağının zayıflaması

Konuşmanın dikkat çekici bir diğer kısmı ekonomiydi. Ayyüce Türkeş, Türkiye’deki hayat pahalılığının yalnızca iç piyasayı değil, gurbetçilerin memleketle kurduğu ilişkiyi de sarstığını söyledi. Özellikle Avrupa’da yaşayan Türklerin artık Türkiye’ye pahalı olduğu için gelmekte zorlandığını, tatil tercihlerini değiştirdiğini, aile ziyaretlerinin bile ekonomik yük haline geldiğini anlattı.

Bu tema, Brüksel’deki salonda muhtemelen karşılığı en yüksek başlıklardan biriydi. Çünkü diasporanın Türkiye ile kurduğu ilişkinin en canlı eksenlerinden biri her zaman memlekete gitmek, aile bağlarını sürdürmek, yaz tatili geçirmek, yatırım yapmak ve kültürel devamlılığı korumaktır. Eğer ekonomik koşullar bu ilişkiyi zayıflatıyorsa, mesele sadece enflasyon değil; aynı zamanda aidiyetin maddi zemininin aşınmasıdır.

Türkeş’in limon üretiminden et ithalatına kadar uzanan örneklerle yaptığı eleştiri de bu nedenle sadece tarım politikası itirazı değildir. O konuşmada verilen asıl mesaj şuydu: Türkiye üretim gücü olan bir ülke olmasına rağmen, yanlış yönetim nedeniyle kendi potansiyelini kullanamıyor; bu da hem yurtiçindeki vatandaşı hem de yurtdışındaki Türkleri psikolojik ve ekonomik olarak merkezden uzaklaştırıyor.

Terör, af ve “umut hakkı” tartışması

Konuşmanın en tartışmalı bölümlerinden biri, Abdullah Öcalan, PKK, olası yasal düzenlemeler ve kamuoyunda “umut hakkı” başlığı altında yapılan tartışmalara dair sert çıkışları oldu. Ayyüce Türkeş, bu konuda gündeme gelebilecek her türlü siyasi veya hukuki adımı ağır biçimde eleştirdi; terörle mücadelede elde edilen kazanımların siyasi pazarlıklarla aşındırılmak istendiğini savundu.

Bu bölüm, Türkiye iç siyasetinde zaten son derece kutuplaştırıcı olan bir alanın, Avrupa’daki diaspora toplantılarına da tam ağırlığıyla taşındığını gösteriyor. Konuşmada kullanılan dil, yalnızca “karşı çıkış” değil, aynı zamanda “alarm verme” diliydi. Türkeş, bayram sonrasını işaret ederek Meclis’te bazı düzenlemelerin gündeme getirilebileceğini söyledi ve katılımcılardan Türkiye Büyük Millet Meclisi TV’yi takip etmelerini istedi. Bu çağrı, tabanı pasif destekçi olmaktan çıkarıp süreç izleyicisine dönüştürmeyi hedefleyen bilinçli bir siyasal yöntem olarak okunabilir.

MHP, AK Parti ve milliyetçi miras üzerinden kurulan hesaplaşma

Ayyüce Türkeş’in konuşmasının en politik ve en tarihsel boyutu, milliyetçi hareketin geçmişi üzerinden kurduğu eleştirel çerçeveydi. Özellikle 1999 sonrası süreç, Abdullah Öcalan’ın idamı, erken seçim kararı, AK Parti’nin iktidara gelişi ve Devlet Bahçeli’nin tarihsel rolü üzerine yaptığı değerlendirmeler, klasik bir parti konuşmasının ötesinde, Türkiye sağının son çeyrek yüzyılına dönük bir ideolojik muhasebe niteliği taşıdı.

Bu bölümde Türkeş, milliyetçi hareketin kendi siyasal gücünü farklı aktörlere devrettiğini, bunun da Türkiye’nin bugünkü kırılmalarında belirleyici olduğunu savundu. Bu söylem, İYİ Parti’nin son dönemde MHP’den ayrışma stratejisinin diaspora nezdindeki yansıması olarak görülebilir. Çünkü burada hedef sadece iktidar eleştirisi değil; aynı zamanda milliyetçi seçmene “esas çizginin kimde kaldığı” sorusu üzerinden yeni bir saflaşma teklifidir.

Brüksel’deki gece neden önemliydi?

Bu iftar programını önemli kılan şey, tek başına Ayyüce Türkeş’in katılmış olması değil. Esas mesele, Brüksel’deki bir diaspora buluşmasının üç düzlemi aynı anda taşımasıdır:

Birincisi, sembolik düzlem: Alparslan Türkeş’in kızı olarak Ayyüce Türkeş’in varlığı, ideolojik hafızayı ve milliyetçi geleneğin devamlılık iddiasını güçlendirdi.
İkincisi, siyasal düzlem: Konuşma, Türkiye’nin güncel meselelerini doğrudan Avrupa’daki seçmenin önüne taşıdı ve açık bir siyasi mevzilenme çağrısı yaptı.
Üçüncüsü, diaspora düzlemi: Brüksel’de yaşayan Türkler, bu toplantıda sadece “memleket hasreti” etrafında değil; Türkiye’nin devlet yapısı, ekonomisi, güvenlik politikası ve muhalefetin konumu üzerine şekillenen bir tartışmanın muhatabı haline getirildi.

Bu nedenle Brüksel’deki gece, sıradan bir iftar yemeği olarak okunamaz. Bu, Avrupa’daki Türk toplumu nezdinde siyasi konsolidasyon üretmeye çalışan, yüksek sembol değerli ve ideolojik çerçevesi net bir toplantıydı.

Sonuç: iftar sofrasından çıkan mesaj neydi?

Brüksel’deki iftar programından çıkan ana mesaj nettir: İYİ Parti, Avrupa’daki Türk toplumuna yalnızca bir dayanışma ve temsil ağı sunmak istemiyor; aynı zamanda kendisini Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, Atatürk çizgisi ve milli egemenlik fikrinin siyasi taşıyıcısı olarak anlatmaya çalışıyor. Ayyüce Türkeş’in sert, duygusal ve zaman zaman meydan okuyan üslubu da tam olarak bu stratejinin sahadaki karşılığı oldu.

Brüksel açısından bakıldığında ise bu toplantı, diasporanın artık sadece seçim dönemlerinde hatırlanan bir oy deposu olmadığını bir kez daha gösterdi. Avrupa’daki Türk toplumu, Türkiye iç siyasetinin bütün fay hatlarının taşındığı, yeniden işlendiği ve mobilize edilmeye çalışıldığı doğrudan bir siyasi alan haline gelmiş durumda.

Ramazan’ın birleştirici sofrasında verilen bu mesajların etkisi kısa vadede ölçülemeyebilir. Ancak şu şimdiden söylenebilir: Brüksel’de o akşam kurulan masa, yalnızca iftar masası değildi. O masa aynı zamanda hafızanın, ideolojinin, diaspora siyasetinin ve Türkiye’nin geleceğine dair sert tartışmaların masasıydı.

https://youtu.be/zEcc-ckcZVc?is=ldPfuQv3sBNQpgFa

✍️ Kadir Duran
Bruxelles Korner

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER