Schaerbeek: Belçika Türklerinin İz Bıraktığı Brüksel Belediyesi
Mimari ihtişamı, “Küçük Anadolu” kimliği ve çok kültürlü yapısıyla Schaerbeek, bugün Brüksel’in en karakteristik belediyelerinden biri olmaya devam ediyor.
Bruxelles Korner / Kadir Duran
Schaerbeek, çok kültürlü yapısıyla tanınan ve kültürel çeşitliliğiyle öne çıkan bir belediyedir. Uzun yıllardır Türkiye’den, Fas’tan, Güney Avrupa’dan, Afrika’dan ve Asya’dan gelen topluluklara ev sahipliği yapmaktadır.
Özellikle Chaussée de Haecht çevresi, Belçika Türk toplumunun yoğun varlığı nedeniyle zaman zaman “Küçük Anadolu” olarak anılır.

Schaerbeek: Mimari ihtişam ile Brüksel’in belediye hafızası arasında
Bazı yerlerde taşlar insanlardan daha yüksek sesle konuşur. Schaerbeek de onlardan biridir.
Brüksel’in kuzeydoğusunda, bir zamanlar kiraz bahçeleri ve toprak yolların uzandığı bölgede, bir belediye doğdu. Yavaşça değil, çekingenlikle hiç değil; kendi çağının gücüne inanan dönemlerin taşıdığı o büyük özgüvenle doğdu. Tuğla ve mavi taşla kendini ilan eden bir özgüvenle…
Bugün Colignon Meydanı’ndan geçip Schaerbeek Belediye Binası’nın devasa kulesine baktığınızda hâlâ o enerjiyi hissedersiniz. Zamanın akışına kayıtsız, dimdik duran bir kule…
Yapı ve dönemin ruhu
yüzyılın sonlarında Schaerbeek artık bir köy değildi, fakat tam anlamıyla şehir de olmamıştı. Kendi büyümesinin farkında olan ve bunu adeta bir gösteriye dönüştürmek isteyen bir belediyeydi.
Dönemin yöneticileri önemli bir gerçeği anlamıştı: Mimarlık asla tarafsız değildir. Her yapı bir dil, her cephe bir mesajdır.
İşte bu anlayışla mimar Jules-Jacques Van Ysendyck’e yalnızca bir idare binası değil, bir güç ve kimlik sembolü inşa etme görevi verildi. 1887 yılında açılan Schaerbeek Belediye Binası tam da bu düşüncenin ürünü oldu.
Seçilen mimari stil olan Flaman neo-rönesansı tesadüf değildi. Bu stil, Orta Çağ’daki ticaret şehirlerinin görkemini, Flandre semalarına yükselen çan kulelerini ve yüzyıllar boyunca merkezi otoriteye karşı kendi özgürlüğünü savunmuş belediyeleri hatırlatıyordu.
Bu tarzda inşa etmek, belediye özgürlüğünün tarihsel mirasına sahip çıkmak demekti. Schaerbeek böylece sessizce şunu söylüyordu: “Bizim de bir hafızamız var ve ona layık olacağız.”
Kule: Gücün dili
Bu yapının en dikkat çekici unsuru merkezde yükselen kuledir. Ve ironik biçimde en “işlevsiz” bölümü de odur.
Bir çan taşımıyor. Gözetleme amacı yok. Modern mimarinin çok daha basit şekilde çözebileceği hiçbir zorunlu işlev üstlenmiyor.
Ama tam da bu yüzden vazgeçilmezdir.
Çünkü bu kule akla değil, hayal gücüne hitap eder. Meydandan yukarı bakan herkese şunu söyler:
“Burada bir otorite vardır ve bu otorite bundan gurur duymaktadır.”
yüzyıl Belçika’sında belediyelerin merkezi devlete karşı elde ettiği özerkliğin mimari karşılığıdır bu kule. Schaerbeek’in kulesi, çansız bir beffroi gibidir. Saf bir sembol… Saf bir gurur…
Cephe kadar etkileyici bir iç mekân
Schaerbeek Belediye Binası’na ilk kez girenler çoğu zaman içeride karşılaşacaklarına hazırlıklı değildir.
Dış cephe etkileyicidir; iç mekân ise büyüleyicidir.
Ziyaretçiler kırmızı halılarla kaplı merdivenlerden yükselir, cilalı bronz korkuluklara tutunur. Mermer koridorlar meşe kaplamalarla birleşir. Duvar halıları başka bir çağdan kalmış hissi verir. Devasa kapılar ise ağır ağır açılarak adeta bir sahne hissi yaratır.
Van Ysendyck şunu çok iyi anlamıştı: Belediye gücü yalnızca meydanda gösterilmez; içeride de hissettirilmelidir.
Tavanların yüksekliği, pencerelerin derinliği, kapıların ağırlığı… Her ayrıntı ziyaretçiye şunu hissettirmek için tasarlanmıştı:
“Burada senden daha büyük bir şeyin içine giriyorsun.”
Bugün hâlâ belediye meclis toplantılarına ve nikâh törenlerine ev sahipliği yapan büyük meclis salonu, adeta bir kilise nefini andırır. Aynı duvarların hem siyasi tartışmalara hem de aşk yeminlerine tanıklık etmiş olması bu yapıya ayrı bir anlam kazandırır.
Taşlar hafızayı unutmaz.
Yangın ve yeniden doğuş
1911 yılında çıkan kundaklama sonucu binanın bir bölümü ağır hasar gördü.
Tarih, bu yapının neden hedef alındığını tam olarak anlatmıyor. Ama Schaerbeek Belediyesi’nin pes etmeyi reddettiğini söylüyor.
Yeniden inşa görevi bu kez ilk mimarın oğlu Maurice Van Ysendyck’e verildi. Babasının mirasını korurken yeni çağın gerekliliklerine de cevap vermesi gerekiyordu.
Yeni eklenen bölümlerde daha modern çizgiler belirmeye başladı. Sanki 20. yüzyıl binaya zorla girmiş ve arkasında modernliğin izlerini bırakmıştı.
Çalışmalar yıllarca sürdü, bir dünya savaşını geçti ve bina sonunda daha büyük, biraz değişmiş ama hâlâ tanınabilir biçimde yeniden doğdu.
Bu hikâyede Schaerbeek’in kendisine benzeyen bir direnç vardır.
Schaerbeek ve değişen yüzleri
Bugünkü Schaerbeek artık 19. yüzyıl yöneticilerinin hayal ettiği belediye değildir.
Daha karmaşık, daha canlı ve daha çok katmanlı bir yerdir.
“Küçük Anadolu” olarak anılan Chaussée de Haecht çevresinde sıcak ekmek ve baharat kokuları Brüksel’in başka bir hikâyesini anlatır: göçlerin, kopuşların ve yeniden kök salmanın hikâyesini…
Türkiye’den, Fas’tan, Afrika’dan ve dünyanın farklı yerlerinden gelen insanlar burada yeni bir hayat kurdu. Kendi alışkanlıklarını, dükkânlarını, ibadethanelerini ve hafızalarını Schaerbeek’e taşıdı.
Josaphat Parkı ise tüm bu çeşitliliğin ortasında adeta ortak bir nefes alanıdır. Aynı dili konuşmayan çocuklar aynı oyunlarda anlaşır; farklı alfabelerde gazete okuyan yaşlılar aynı banklarda oturur.
Art nouveau cepheler, tarihi okullar, kültür merkezine dönüşen eski pazar yapıları… Schaerbeek’in kimliği kırılmalarla değil, üst üste eklenen katmanlarla oluşmuştur.
Ayakta duran bir hafıza
Schaerbeek Belediye Binası bugün bir asrı çoktan geride bıraktı.
yüzyılın büyük hayallerini, yangın felaketini, iki dünya savaşını ve sürekli değişen bir toplumun dönüşümünü gördü.
Ve hâlâ Colignon Meydanı’nda dimdik ayakta duruyor.
Kulesi meydanın üzerine yükseliyor; zamanın kararttığı cepheleri ise hâlâ gururunu koruyor.
Bu yapıda çok derin bir Brüksel ruhu vardır:
Bir yandan fazla büyük, diğer yandan tam olması gereken yerde…
Bir yandan görkemli, diğer yandan insani…
Geçmişe bağlı ama sürekli bugünün içinde…
Schaerbeek, bu bina aracılığıyla Brüksel’in aslında ne olduğunu anlatmaya devam ediyor:
Kendi miraslarından hiçbirini seçip diğerini reddetmeyen; hepsini birlikte taşımaya çalışan bir şehir…






Yorum Yazın