Bruxelles Korner
Zehra Özer
Çoğunun işbirliği tamamen siyasiydi. Onlar bu yoldan devletin bütünlüğünü tehlikeye attılar, dedi ceza mahkemesi. Düşmandan siyasi yardım almak veya bir şekilde yardım almalarını teşvik etmek bile cezalı duruma düşürebilirdi. Böylece reşit olmayan çocuklar Alman yanlısı bir derneğin üyesi oldukları için ve bunu engellemedikleri için aileler yargılandı. Bu durum Belçikalı ünlü yazar, şair, resam ve filim yapımcısı/yönetmeni olan Hugo Claus’un annesinin başınada geldi.
Ama askeri mahkemelerin zamanı kısıtlı olduğundan küçük balıklardan oluşan büyük bir grup daha vardı, bu grup için 19 Eylül 1945 kararnamesi yapıldı.
Kendi ülkelerinde sürgün edildiler
Yasalar, hükümetin bir yıl öncesinden kabul ettiği ile uyum sağlar: Savaş sırasında hata yapan tüm Belçikalıların önlem olarak mümkün olduğunca toplumdan uzaklaştırılması gerekiyordu. Aklını kullanmayan, sorgusuz sualsiz hata yapanları takip edenlerde bunun içindeydi.
Takipçiler için özel bir prosedür tasarlandı. Onların hepsi mahkeme tarafından dolambaçlı yoldan yargılanmaları gerekli değildi. Askeri savcılar kimin suçlu olup "savcı listesi"ne alınması gerektiğine dair kendilerince karar verebiliyorlardı.
Listeye alınanlar, aktif ve pasif seçim hakkını kaybettikleri gibi, aynı zamanda kamu yaşamının erişimi için gerekli olan neredeyse tüm haklarını da kaybettiler. Onlar, örneğin, hiçbir zaman avukatlık, tıbbi uygulama, öğretmenlik yapamayacaklardı, rahiplik veya bir din görevlisi, bir gazeteci ve herhangi bir kurumun bir yöneticisi veya müdürü olamayacaklardı. Siyasi işbirliği, çünkü çoğunlukla hedeflenen suç buydu, onları kendi ülkelerinde sürgün hayatı yaşamaya mahkum etti.
Hedef belliydi: Yaralı Belçika'nın Nazi ideolojisinin olası bir dönüşüne karşı kuşandığı önleyici, koruyucu bir duruş. Süresinden önce önlem olarak alınan bir Yurtseverlik Yasası deyin.
Ancak, hedef çok fazla yüksek tutuldu. Kararname topal bir enstrüman idi. Devam eden aylarda açıklama metnini sağlamak için otuzdan fazla genelge gerekli oldu. Ama nelerin siyasi işbirliği olup olmadığı hakkında ortaya çıkan belirsizlikle hiçbiri işe yaramadı. Yasanın sisteme katabileceği organizasyon sorunlarında kronik bir küçümsenme oldu. Hukuki kesinlik ilkesi kayboldu.
1946 yılında kararnamenin hiçbir işe yaramadığına idrak edildi ve hararetli bir şekilde bir çözüm yolu arandı. Ama hasarın önemli bir bölümü tamir edilemeyecek durumda idi. Ülkenin güneyine nazaran siyasi işbirliğinin özellikle çok daha sık yaşandığı Flaman bölgesinde, acı ve rövanşçılık kök saldı.
Kötü yönetim
Yerel yönetimlere iki kez dışlama politikasında tam bir işbirliği için imkanlar sunuldu. İki kez başarılı olamadılar. Kurtuluştan hemen sonra, belediye başkanlarına tüm şüphelilerin tutuklanmaları emredildi. Fazla vakit geçmeden belediye başkanlarının muhalif gruplara ve halkın baskısına karşı koyamadıkları ortaya çıktı.
Ortaya kaos çıktı. Çok sayıda insan suçsuz yere hapis kampına düştü. Gardiyanlar görevleri için hazır değildi. Birkaç ay sonra, belediye başkanlarını görevlerinden aldılar. Ancak meydana getirdikleri enkazdan kurtulmaları 1946 yılının Mart ayının sonuna kadar sürdü.
Yerel yönetimlerin ikinci müdahalesi "sadık vatandaş kanıtı" adlı bir belge düşünüldü. İşbirlikcileri mümkün olduğunca toplumun dışına itmek dürtüsüyle, örneğin, bir kamu sınavında, bir devlet üniversitesinde, ticaret odasında kayıt için, bir sürücü ehliyetini almak için veya bir cenaze kurumu kurmak için gerekli olan resmi bir belge tasarlandı. Bu belgenin kişiye verilmesi veya verilmemesi belediye başkanının sorumluluğu oldu. Bu kötü yönetim tüm ülkeyi etkiledi.
İlkinde hiç kurallar yoktu. Herkes doğaçlama çalışmalar yapıyor. 1945 yılının Eylül ayında tüm kriterler resmi bir listeye alındı, ama listede oluşan belirsiz fazladan açıklamalar önüne geçilemez zincirleme bir reaksiyon yarattı ve söz konusu belgeye sürekli yeni uygulamalar yapılması gerekiyordu. Çok sayıda insana ‘sadık vatandaş belgesi’ verilmedi ve bu engelle savaş sonrası hayatına devam etmek zorunda bırakıldılar.
N-VA partisi Eylül ayında ABD’nin Yurtseverlik Yasası gibi, Belçika’nın da kendi versiyonunu tasarlamak istiyor. IŞİD için sempati ifadeleri yapanlar cezalandırılacak. Yerel yetkililer, radikalleşmiş şüphelileri mahkeme müdahalesi olmadan idari tutuklu olarak tutuklayabilir, cep telefonlarını okutabilir, onları takip edebilir.
Tabii ki, savaş sonrası baskının raydan çıkmasının ardından yaşananların tam bir tekrarı doğal olarak söz konusu olmayabilir. Ama benzerlikler vardır. Terminolojisinde: "Biz, savaş altındayız", "siyasetin kendini kollaması gerekiyor". Düşmanla işbirliğinin siyasi ifadelerine odaklanmış, nelerin suç nelerin ceza olduğuna dair bir belirsizlik içinde, aceleyle alınan önlemlerden oluşan bir cephanelik üretiliyor.
Herşey o kadar çelişkili. Yetmiş yıl önce onbinlerce Flamana yapılanlar, Belçika Devleti ile mücadele etmek için Flaman Hareketine her zaman güç verdi. Ve şimdi siyasi bir parti kendileri ve partinin ataları tarafından lanetlenen o zaman ki politikanın çağdaş bir versiyonunu tasarlamak istiyor.











Yorum Yazın