Bruxelles Korner
Zehra Ozer
Borgerhout İlçe Başkan Yardımcısı (PVDA) ve Progress Lawyers Network’da Avukat olan Zohra Othman’nın söylemiyle:
Güzel bir haftasonu geçireceğime umutlanıyordum: Londra'da kalabalıktan uzakta, güzel bir hafta sonu geçirmeyi planlıyordum. Ancak, yenice bavullarımı hazırlamaya koyulmustum ki, fikrim değişmeye başladı. Hayır, tren trafiğinin greve ayrılmasından dolayı değildi yavaş yavaş içime sızan bu huzursuzluk, evet kadına yönelik şiddetle ilgili haberlerden dolayıydı. Yılbaşı gecesi Köln'de bir grup Kuzey Afrika kökenli gençlerin masum kadınlara yönelik cinsel tacizde bulundukları hakkında ki haberle ilgiliydi. Kadınlara yönelik şiddet daima barbarlıktır. Ve böylesi karmaşık duygular içinde yeniden Londra'da bir konferansa katıldım.
Ben avukat olarak Haldane Society, Londra South Bank Üniversitesi'nde düzenlenen Kadın Hakları Uluslararası Kongresi'nde yer aldım. Tüm dünyadan konuşmacılar kendi ülkelerindeki kadınların durumuna tanıklık etmeye gelmişlerdi. Hafızamda kaydedilen, özellikle Güney Afrikalı profesör Rashida Manjoo’ idi. Manjoo (The United Nations) Birleşmiş Milletler’den aldığı bir görev ile farklı ülkelerde Avrupa dahil, kadına karşı şiddete ilişkin bir çalışması oldu. Ve bu araştırmasında elde ettiği balans çok sert’ti: "Hiçbir ülkede önemli bir ilerleme kaydedilmedi. Global olarak elde edilen bilgiye göre, kadına yönelik şiddetin durumu dahada kötüye gitmektedir ve eğer ki bu bir salgın olsaydı, olağanüstü hal ilan edilirdi."
İrak savaşından kaçan Kürt bir mülteci olan Houzan Mahmudun tanıklığı da çok ekliledi beni. O isyancılar tarafından saldırıya uğrayan bir Kürt köyünün hikayesini anlattı. Yaşlı kadınlar katledilerek, doğurgan kadınlara tecavüz edildi, genç kızlar seks kölesi olarak satılmak üzere kaçırıldılar. Bu acı gerçekler haberlere hiç yansımadı bile. Houzan Mahmud, uluslararası topluma çok sert davrandı: "Bu kadınları böylesi cani gerçekler karşısında korumak için, hiçbir yargılanma, hiçbir cezalandırılma, hiçbir önlem alınmadı. Tekbir bir kelime bile söylenilmedi, sadece sessizlikti bu canilikten geriye kalan."
Köln’de yaşanan taciz olayının ardından medya’ya yansıyanlar bana daha çok İngiliz avukatı Nicola Marshall’ın, 23 Kenyalı ve 14 Ugandalı genç kadınlar için sürdürdüğü prosedürü anımsattı. Onlar 1999 ve 2013 yıllarında British Airways’in, aynı bir pilotu tarafından istismar edilmişlerdi. Pilot mesleki icabı yerel topluluğa bir erişimi vardı, ve kadınlar tarafından büyük saygı görerek beğenilmekteydi, böylece pilotun kolayca ve cezasız, kadınları sekskölesi olarak kullanılmasına izin verilmişti. Bir sivil toplululuk örgütü, pilotun bu istismarını keşfetti ve istismar edilen kadınları bir araya getirip bir avukat bürosuna danışarak, pilota ve İngiliz havayollarına dava açıldı. British Airways pilotunu görevinden almayı reddettiği gibi, aynı zamanda her türlü sorumluluğu da reddediyor.
Ben o konferansa katılmasaydım, muhtemelen bu hikayelerin hiçbirinden haberim olmayacaktı. Belçika, Köln, Güney Afrika, Türkiye, İrak, İngiltere vesayire liste bitmek bilmiyor. Fransa’nın DSK olayı var ve ABD'de Bill Cosby’de pek yakında kadınlara yaşattığı birçok kabuslardan dolayı hesap vermek zorunda olacak.
Neyse ki bazılarının ve Darya Safai’nın belirttiği gibi, tüm dünyada kadınlara yönelik şiddetin sadece İslami kültürünün kökleşmiş toplumsal cinsiyet ayrımcılığına bağlı olarak, bir sorun olduğunu iddia etmeleri artık çok zor olacak. Bir diş hekimi olan ve ‘Rüzgara karşı’ başlıklı bir kitap yazan, Darya üç gün önce basına cinsel tacizlerin ve tecavüzlerin, İslami kültürünün kökleşmiş toplumsal cinsiyet ayrımcılığından dolayı kaynaklandığını açıklamıştı. Belçika'da da, cinsiyetçilik, cinsel saldırı ve tecavüz ile ilgili büyük bir sorun yaşanıyor. Belçika'da üç kadından birisi, cinsel tacize veya tecavüze maruz kalmıştır. Darya, iyiki Müslümanların sadece bir azınlığı, kadınların hakkında bu şekilde düşünüyor diye açıklamış, peki o halde Darya gerçekleri neden hala değişik kültürlere bağlıyor? zoals Darya Safai stelt bu linkten Darya’nın flamanca acıklamasını okuyabilirsiniz.
Ben birinin, bir başka kişiye yönelik fiziksel bütünlüğünden nefret ederek hor görmesinden, iğreniyorum. Oysa ki, bende Müslüman kökenli bir ailede büyüdüm. Babam tersanelerde çalıştırılmak üzere 70 yıllarında Belçika'ya getirilmiş. Babam’da bir Müslümandı ve çok çalışkandı. Ben onun emeğiyle okutuldum, kız kardeslerimde okutuldular. Onun çalışmaları bize imkanlar sundu. Babam herkesten önce kadınlara ve aynı zamanda herkese saygı gösterilmesini istiyordu.
Özellikle biz, onun kızları herşeyin en iyisini yapmaları gerekiyordu , çünkü onun kızları hayatta asla kimseye bağımlı olarak yaşamamalıydılar. Annem şahsen kendisi, kızlarından birine yanlış bir bakış atana bile hiç acımaz -Müslüman ya da değil-, o kişinin hakkını kendisi verirdi, erkek kardeşlerimizde bize eşit davranarak bize saygı ve özenle yaklaşmak zorundaydılar ve öylede yaptılar. Bizim evde böyleydi. Babam, kardeşlerim, kuzenlerim ve erkek meslektaşlarım, bugün yataklarından Müslüman kökenli olduklarından dolayı suçlandıkları bir ülkede uyandılar.
Darya Safai’nın fikir ve düşünceleri, ne yazık ki cinsel taciz ve tecavüzü ne pahasına olursa olsun değişik kültürlere bağlamak isteyenlerin işine geliyor. Bunlar fiziksel bütünlüğün ihlalini düşünmüyorlar. Bunlar aynı zamanda toplumu daha fazla bölmek için herhangi bir bahaneyi kullanan kişilerdir ve bu gerçekten kınanması gereken bir durumdur.
Londra kadınlar konferansında ise hiçbir grup damgalanmadan, tüm toplumlara sadece tedbirlerin alınması önerildi. Kadınlara karşı şiddetin failleri kim olursa olsun, cezalandırılması gerekir. Uluslararası toplum, kadına yönelik şiddet ile ilgili sorumluluklarını üstlenmesi gerekir. Evrensel insan hakları ihlalini, uluslararası anlaşmalara dahil etmeleri ve böylelikle dünyanın her yerinde, etkili kimselere karşı kadınlara koruma sağlamak için tüm hükümetler sorumluluklarını üstlenmek zorundadır diye öneri sunuldu.





Yorum Yazın