Bir İneğin Satılmasıyla Başlayan Gurbet: Hüseyin Dönmez’in 60 Yıllık Belçika Hikâyesi
Belçika Türk Diasporası Atlası’nda hayat hikâyesini, anılarını ve tanıklıklarını paylaşan gazeteci Hüseyin Dönmez, yalnızca kendi yaşam serüvenini değil, Belçika’daki Türk toplumunun misafir işçilikten kalıcı, örgütlü ve güçlü bir diasporaya dönüşümünü de gözler önüne seriyor.
HÜSEYİN DÖNMEZ’İN 60 YILLIK GURBET HİKÂYESİ BELÇİKA TÜRK DİASPORASI ATLASI’NDA
BRUXELLES KORNER, KADIR DURAN,

1959 yılında Sakarya’nın Akyazı ilçesinde dünyaya gelen Hüseyin Dönmez’in hikâyesi, Avrupa’ya göç eden binlerce Türk ailesinin ortak kaderini yansıtıyor.
Babası Mustafa Dönmez, ailesine daha iyi bir gelecek kurabilmek amacıyla 1963 yılında Belçika’ya maden işçisi olarak gider. Bu zorlu yolculuğun masrafları ise ailenin sahip olduğu tek ineğin satılmasıyla karşılanır.
Bu ayrıntı, yalnızca bir ailenin yaptığı fedakârlığı değil, Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan büyük göç hareketinin hangi ağır şartlar altında başladığını da ortaya koyuyor.
Yıllar sonra Hüseyin Dönmez de 1977 yılında Belçika’ya gelerek ailesinin yanına yerleşir. Böylece babasının maden ocaklarında başlattığı gurbet yolculuğunun ikinci kuşağını temsil etmeye başlar.
Kömür karası yüzler arasında unutulmayan bir anı
Söyleşide aktarılan en çarpıcı anılardan biri Belçika’nın maden ocaklarında yaşanır.
Yaz aylarında babasıyla birlikte aynı madende çalışan Hüseyin Dönmez, mesai sonunda yüzleri tamamen kömür karasına bürünen işçiler arasında şakalaşmak ister. Ancak karanlık ve kömür tozu nedeniyle işçileri birbirinden ayırt edemez ve farkında olmadan kendi babasına takılır.
Bu anı, yıllar sonra tebessümle hatırlansa da ilk kuşak Türk işçilerinin yerin yüzlerce metre altında verdiği ağır emeğin, zorlu çalışma şartlarının ve aileleri uğruna katlandıkları fedakârlıkların unutulmaz sembollerinden biri olarak hafızalarda yerini koruyor.
“İlk nesil para biriktirmek için geldi, yeni nesil başarı için yaşıyor”
Hüseyin Dönmez’e göre Belçika Türk toplumunda yaşanan en büyük değişim, insanların gelecek hedeflerinde ortaya çıktı.
İlk kuşak Türk işçiler, birkaç yıl çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönmeyi, bir ev veya birkaç dönüm arazi satın almayı hayal ediyordu. O yıllarda Belçika, birçok kişi için kalıcı olarak yaşanacak bir ülke değil, geçici süreyle çalışılacak bir gurbet toprağıydı.
Ancak zaman içinde aile birleşimleri gerçekleşti, çocuklar Belçika’da doğdu, eğitim aldı ve yeni bir toplumsal yapı oluştu.
Bugün Belçika’da doğup büyüyen Türk gençleri doktor, mühendis, akademisyen, avukat, siyasetçi, sanatçı, gazeteci ve girişimci olmayı hedefliyor.
Dönmez bu değişimi şu sözlerle özetliyor:
“İlk nesil para biriktirmek için geldi, yeni nesil başarı için yaşıyor.”
Misafir işçilik düşüncesinin yerini artık Belçika’nın sosyal, ekonomik ve siyasi hayatında kalıcı bir biçimde var olan güçlü bir diaspora bilinci aldı.
1999 Vatandaşlık Yasası önemli bir dönüm noktası oldu
Hüseyin Dönmez, Belçika’daki göçmen toplumların önünü açan en önemli gelişmelerden birinin 1999 yılında kabul edilen vatandaşlık düzenlemesi olduğunu vurguluyor.
Bu yasal dönüşüm sayesinde Belçika’da uzun yıllardır yaşayan çok sayıda Türk vatandaşlık hakkına kavuştu. Vatandaşlıkla birlikte Türk kökenli bireylerin kamu kurumlarında, iş dünyasında, yerel yönetimlerde ve siyasette daha görünür hâle gelmesinin önü açıldı.
Dönmez’e göre Belçika Türk toplumunun bugün ulaştığı siyasi ve toplumsal temsil gücünün temelinde, bu vatandaşlık reformunun önemli bir payı bulunuyor.
Türkler artık yalnızca üretim sürecine emek veren işçiler değil, aynı zamanda karar alma mekanizmalarında söz sahibi olan vatandaşlar hâline geldi.

Anne Zehra Dönmez ile birlikte, 90 yaşında
“Belçika’nın kalkınmasında Türklerin büyük emeği var”
Söyleşide Belçika Türklerinin ülkenin ekonomik kalkınmasına yaptığı tarihî katkılara da dikkat çekiliyor.
İlk kuşak Türk işçiler kömür ocaklarında, çelik fabrikalarında, inşaatlarda ve ağır sanayi tesislerinde son derece zor koşullar altında çalıştı. Belçika’nın savaş sonrası ekonomik kalkınmasında ve sanayi üretiminin sürdürülmesinde Türk işçilerin emeği önemli bir rol oynadı.
Bu işçilerin büyük bölümü sağlıklarını, gençliklerini ve aileleriyle geçirebilecekleri yılları ekonomik kalkınmanın ağır bedeli olarak geride bıraktı.
Bugün ise Türk kökenli girişimciler, esnaflar, akademisyenler, yöneticiler, serbest meslek sahipleri ve profesyoneller Belçika’nın ekonomik ve sosyal hayatında etkin roller üstleniyor.
Bir zamanlar maden ocaklarında başlayan emek mücadelesi, bugün üniversitelerde, şirketlerde, belediyelerde, parlamentolarda ve sivil toplum kuruluşlarında devam ediyor.

Belçika'ya geldiği yıl 1977
Türkçe medya ve ana dil konusunda önemli uyarı
Gazeteci kimliğiyle uzun yıllardır Belçika’da Türkçe yayıncılık yapan Hüseyin Dönmez, diasporada Türkçenin korunmasının hayati bir mesele olduğuna dikkat çekiyor.
Türkçe yayın yapan medya kuruluşlarının yalnızca haber aktaran yapılar olmadığını, aynı zamanda toplumun hafızasını, kültürünü ve kuşaklar arasındaki bağı koruyan önemli kurumlar olduğunu belirtiyor.
Türkçe medyanın güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Dönmez, genç gazetecilere şu mesajı veriyor:
“Hem Türkçeyi hem yaşadıkları ülkenin dilini hem de uluslararası bir dili en iyi şekilde öğrenmeleri gerekiyor.”
Bu yaklaşım, diasporadaki gençlerin yalnızca kendi toplumlarına değil, Belçika kamuoyuna ve uluslararası medyaya da ulaşabilmeleri açısından büyük önem taşıyor.
Dönmez’e göre güçlü bir gazeteci, kendi ana diline hâkim olurken yaşadığı ülkenin dilini ve dünyaya açılmasını sağlayacak uluslararası bir dili de etkin biçimde kullanabilmelidir.
Kimliğini unutmadan topluma uyum sağlayan nesiller
Hüseyin Dönmez, Belçika’da doğan yeni kuşakların yaşadıkları ülkeye tam anlamıyla uyum sağlamalarının gerekli olduğunu, ancak bu süreçte kendi kültürel kimliklerini unutmamaları gerektiğini vurguluyor.
Topluma uyum sağlamak ile köklerini korumak arasında bir çelişki bulunmadığını belirten Dönmez, iki kimliğin birlikte yaşatılabileceğine inanıyor.
Bunun en önemli yolunun aile içinde Türkçe konuşmak, kültürel değerleri yaşatmak, çocuklara aile tarihini anlatmak ve ana dil eğitimine önem vermek olduğunu ifade ediyor.
Kendi torunlarıyla da özellikle Türkçe konuşmaya özen gösterdiğini belirten Dönmez, dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını; aynı zamanda aidiyetin, hafızanın ve kültürel devamlılığın temel unsuru olduğunu hatırlatıyor.
Bir insanın hikâyesinden bir toplumun tarihine
Belçika Türk Diasporası Atlası’nda yer alan Hüseyin Dönmez söyleşisi, yalnızca bir gazetecinin veya bir göçmen ailesinin hayat hikâyesini anlatmıyor.
Bu söyleşi aynı zamanda Belçika’daki Türk toplumunun altmış yılı aşan göç serüvenini, ilk kuşağın fedakârlıklarını, maden ocaklarında verilen emeği, aile birleşimlerini, vatandaşlık mücadelesini, eğitimle yükselen yeni nesilleri ve bugün ulaşılan güçlü diaspora yapısını gelecek kuşaklara aktarıyor.
Hüseyin Dönmez’in kişisel hafızası, bu yönüyle toplumsal bir hafızaya dönüşüyor.
Bir ineğin satılmasıyla başlayan gurbet yolculuğu; maden ocaklarından gazeteciliğe, geçici işçilikten kalıcı vatandaşlığa, sessiz emekten toplumsal temsile uzanan büyük bir dönüşümün hikâyesini ortaya koyuyor.
Belçika Türk Diasporası Atlası’ndaki bu tanıklık, geçmişi yalnızca hatırlatmakla kalmıyor; yeni nesillere nereden geldiklerini, hangi fedakârlıklarla bugünlere ulaşıldığını ve geleceğin hangi değerler üzerine kurulması gerektiğini de anlatan önemli bir tarihî belge niteliği taşıyor.
H. Dönmez’in hikâyesi 48–59. sayfalarda


BRUXELLES KORNER, KADIR DURAN, 25/07/2026






Yorum Yazın