22 Mayıs 1967
Sabah başlamıştı her şey gibi.
Rue Neuve her zamanki gibi doluydu. Tramvaylar, paltolar, dolu çantalar, gülüşmeler. Brüksel'in kalbi, sıradan bir Pazartesi öğlesi ritminde atıyordu. Mağazanın vitrinleri parlıyordu. İçeride müzik çalıyordu. Kasiyerler para üstü veriyordu. Bir anne kızına kıyafet deniyor, bir çocuk oyuncak reyonunda duraksıyordu.

Saat öğleyi birkaç dakika geçiyordu.
Ve sonra bir yerde — bodrumlarda, depoların karanlığında — bir şey tutuştu.
Önce duman geldi.
Siyah, yoğun, tuhaf bir duman. Bir çalışan fark etti. Sonra bir diğeri. Koşuştular, bağırdılar, söndürmeye çalıştılar. Ama alevler onları dinlemiyordu. Yüksek tavanlı o dev bina, sanki yıllardır bu anı bekliyormuş gibi yanmaya başladı. Katlar arasındaki boşluklar birer baca oldu. Merdivenler dumana doldu. Çıkış kapılarının bir kısmı ya kilitliydi ya da erişilemezdi.
Dakikalar içinde "À l'Innovation" bir tuzağa dönüştü.
Yukarı katlar önce dumandan, sonra alev duvarlarından kesildi. İnsanlar pencere kenarlarında biriktiler. Aşağıda kalabalık, itfaiye araçları, çığlıklar. Bazıları bekledi. Bazıları bekleyemedi.
Kendilerini boşluğa bırakanlar oldu.
Bu görüntüler o gün akşam bütün Belçika'nın televizyonuna düştü. Ve bir daha silinmedi.
150'den fazla itfaiyeci saatlerce savaştı alevlerle. Ama binanın içinde zaten çok az şey kalmıştı kurtarılacak. Duman her şeyi önüne katmıştı. Sessizlik geldiğinde, geriye yalnızca yanmış beton ve rakamlar kaldı.
251 ölü.
Barış döneminde Belçika'nın yaşadığı en büyük sivil felaket.
Kral Baudouin ve Kraliçe Fabiola Koekelberg Bazilikası'ndaki ulusal törene katıldı. Yas ilan edildi. Haftalar boyunca aileler morglarda yürüdü. Pek çok ceset kimlik tespiti yapılamayacak kadar hasar görmüştü. Bazı aileler hiçbir zaman tam olarak vedalaşamadı.

https://youtube.com/shorts/zkYzasr7MAk
Brüksel yas tuttu. Belçika yas tuttu. Ve sormaya başladı.
Çünkü yangından birkaç gün önce bir ihbar gelmiş, bir bomba tehdidi alınmıştı. Mağazada tam o hafta "Amerikan Haftaları" düzenleniyordu — Vietnam Savaşı'nın gölgesinde, aşırı sol grupların Amerikan hedeflerine öfke duyduğu o gergin günlerde. Sabotaj mıydı? Kaza mıydı? Yıllar süren soruşturma binlerce ifade aldı. Ve 1970'te kapandı — sonuçsuz.
Soru bugün hâlâ orada duruyor. Yanıtsız, tam yanıtsız.
O yangından sonra Belçika değişti. Yasalar değişti, standartlar değişti, binalar değişti. Sprinkler sistemleri mecburi oldu. Tahliye planları zorunlu hale geldi. İtfaiye yeniden yapılandırıldı. Güvenlik artık bir lüks değil, bir şart sayıldı.
Ama bütün bunlar, sonra geldi.
Yakılan 251 kişiden sonra.
Bugün Evere'deki anıtın önünde her yıl çiçekler bırakılıyor.
Yaşlı Brükselliler o günü bir keskinlikle hatırlıyor — haberi nerede öğrendiklerini, o an ne yaptıklarını. Tıpkı bir ulusun ortak bir anı gibi taşıdığı o tür günlerden biri. Silinmeyen türden.
Çünkü o gün mağazaya gidenler sıradan insanlardı. Sadece alışveriş yapıyorlardı. Sadece işe gitmişlerdi. Sadece çocuklarıyla birlikte bir öğleden sonra geçiriyorlardı.
Ve bir daha evlerine dönmediler.
22 Mayıs 1967'de Brüksel yalnızca bir mağaza kaybetmedi.
Bir şeylerin böyle de bitmeyebileceğine dair o kırılgan, sessiz inancı da kaybetti.
Son.





Yorum Yazın