<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>BRUXELLES KORNER  BLOG COPYRIGHT 2015-2026 SOLUTION BUILDING ENGINEERING S-B-E Ltd.</title>
        <link>https://www.bruxelleskorner.com/</link>
        <description>Bruxelles Korner Posta
Son Dakika Haberleri: Türkiye, Orta Asya ve Belçika’nın Fransızca, İngilizce ve Türkçe Haber Portalı
Les dernières actualités en direct de Turquie, d’Asie centrale et de Belgique,  votre portail d’information trilingue en français, anglais et turc.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>“CİNS-İ LATİF”</title>
                <category>Prof. Dr. Hilmi Özden</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/cins-i-latif-1260</link>
                <author>ProfDrHilmiozden@bruxelleskorner.com (Prof. Dr. Hilmi Özden)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/cins-i-latif-1260</guid>
                <description><![CDATA[“CİNS-İ LATİF”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="color:black">“CİNS-İ LATİF”</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="color:black">Hilmi Özden<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[1]</span></span></span></strong></a></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="color:black">Cins-i Latif</span></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><span style="color:black"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[2]</span></span></span></span></a><span style="color:black">, <strong>Naciye Tekerek</strong>’in kıymetli eserlerinden birinin ismidir. </span>Cins-i Latif ifadesi bugünlerde fazla kullanılmasa da klasik edebiyatımızda ve lügatlerde “<span style="background-color:white"><span style="color:#0f1729">Lâtif, zarif ve hoş cins (cinsiyet), nevini ifade eder. İnsanlar nev’inde kadın” tanımı olarak kabul edilmektedir. Tamlamanın Latif kısmı </span></span>Esma-ül Hüsna’daki <strong>El-Latîf isminden uygun bir ödünçleme olarak alınmıştır: </strong>“lütuf ve ihsan sahibi, en ince detayları bilen anlamına gelir. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/abdf3d72-c603-401d-9d9c-fb911e04bb5d.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Kitap şu cümlelerle başlar “<strong>erkek geceye benzer, kadın ise aya, her erkeği aydınlatan bir kadın vardır</strong>”. Sonra Hz Peygamberin(O’na selam olsun) bir hadisini girişe alır.&nbsp; “<strong>Allah (c.c) sizden kadınlara karşı iyi ve hayırlı olmanızı ister. Çünkü onlar sizin analarınız, kızlarınız veya teyzelerinizdir”</strong>. Eserin ilk hikâyesi Hz. Meryem’indir. Sonra cahiliye devrinde kadına bakış gelir. Erkek mi&nbsp; üstün diye sorar yazar. Sonra atasözlerimizde ve deyimlerimizde kadınlara yüklenen olumsuz kavramları ele alır. Gelinlere bağlanan kırmızı kurdelenin anlamını yorumlar. Kadın cinayetleri ve çocuk istismarı ile devam eden kitap çocuk gelinlere kadar gelir. Eserin bundan sonraki kısmında rengârenk kadınlarımız başlığı altında Merhaba diye başlayan ve ben diye devam eden <strong>rengârenk kadınlarımızı sıralar; kırmızı, sarı, mor, kahverengi, turuncu, siyah, gri, füme, lacivert, ebru ve beyaz. “Merhaba Ben Beyaz”ın haricinde bütün renkler trajik kadın hikâyeleridir.&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="color:black">Tüm bu trajik hikâyeler yazar ve okuyucunun içini titretir.</span></strong><span style="color:black"> Nasıl da mahvolmuş yaşamlar olduğunu ortaya koyar. Hikâyeleri yazarken bir hayatı sonlandıran etkenlerin asırlar boyu değişmediğini görmüştür: “<strong>vicdandan ve merhametten yoksun insanların masum tertemiz hayatları ve hayalleri sonlandırılmaları</strong>”.&nbsp; Nice hayatlar bir hiç uğruna son bulmuştur. Aramızda yaşayan nice canlı cenazelerin olduğunu söyler. Son hikâyesi Merhaba Ben Beyaz’da:&nbsp; “masumiyetin ve berraklığın rengi olarak mutlu bir evliliği ve eşine karşı sevgiyle bağlı bir erkeğin duygularını içermektedir”. Bu hikâye ise diğerlerinden nazaran kısacıktır. Adeta sevinç ve mutlulukların keder ve dertlere göre daha kısa oldukları gibi. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Eser'in giriş hikâyesi Hz. Meryem'in ki demiştik. Yazar “ annelik denilince hafızamdan çıkmayan her okuduğumda içimi titreten bir kıssadan bahsetmek istiyorum; evet sizlere cennetle müjdelenen o mübarek Hazreti Meryem'in yaşadığı zorluklardan bahsedeceğim” der.&nbsp; Fakat “ <strong>Hz. Meryem Allah'ın ipini tuttuğu halde insanoğluyla mücadelesi bitmemiştir. Ömrünün sonuna kadar hayatını ibadetle geçiren bir kadının nasıl olur da iffetinden şüphelenilirdi</strong>” (s.15) sorusu asırlardır erkek egemen dünyanın anaerkil toplumlarını dikkate almazsak kronolojik zamanın çok büyük bir kısmını işgal ettiği görülür.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Cahiliye devrinde kadına bakış (s.17) başlıklı yazısı Peygamber Efendimizin öncesinde cahiliye devrinde Kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesini anlatmaktadır. O dönemde kız çocuklarına söylenen “<strong>dayıya gitmek” deyimi ölümle buluşturmanın örtülü ifadesi</strong>dir. Böyle bir toplumda peygamberimiz Veda hutbesinde “ <strong>Kadınlar size emanettir</strong>” demiş olsa da&nbsp; vefatından sonraki yaşanan hadiseler Arap toplumu bu geleneğini yok etmesine rağmen bilinçaltında kadına ikinci sınıf bakışının kaybolmadığı da görülmektedir. Maalesef birçok toplum İslam'ı anlamak yerine Arap hatta cahiliye Arap adetlerini benimsemeyi de İslamlaşmak sanmıştır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bunun en acı örneği Türk töresince kadının toplumdaki değeri asırlar içinde aşınarak bugünlere gelinmesidir. Batı toplumlarında ise kadın haklarını savunduğunu iddia edenler Avrupa'nın&nbsp;feodal yapısındaki tarihi tortudan kurtulamamıştır. Cenab-ı Allah kadın erkek ayırmadan yaratılanların üstünü (eşrefi mahlûk) demesine rağmen nasıl bir idrak kırılması olduysa erkekler kendilerini üstün oldukları gibi bir zanna/vehime kaptırmışlardır. Zaman içerisinde atasözlerimizde ve deyimlerimizde kadınlar (s.20).&nbsp; <strong>Kızını dövmeyen dizini döver, kız kısmı konuşmaz, gelinlikle girdin kefenle çıkarsın, saçı uzun aklı kısa, eksik etek</strong> gibi&nbsp; insan onuruyla bağdaşmayan sözler toplumun sosyal genetik hafızasına işlenmiş ve kanıksanmıştır.&nbsp; Yazar “ <strong>örnek olun onlara, Sevginizi gösterin yavrularınıza</strong>”(s. 22) başlığı altında “ <strong>kız olsun erkek olsun öyle bir sevgi verin ki onlar şiddete meyilli birer birey olarak yetişmesin</strong>” cümleleri ile bir yudum sevginin bir tutam sevginin topluma vereceği merhameti vicdanı hatırlatmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“ 1926'da Medeni Kanunu, 1934'te Kadınlara seçme ve seçilme hakkını getiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu kanunlarla kadınların değerini yükseltmiştir. Bu kanunlarla beraber kadın erkek eşitliği sağlanmıştır. Kadınlar istedikleri meslekleri yapabilme hakkına sahip olmuşlardır. Bunun yanı sıra erkeklere tek eşlilik esası getirilmiştir.&nbsp; Getirilen kanunlar kadınlar için çok önemlidir. Onların özgürleşmelerini sağlamıştır”(s. 25). </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Naciye Tekerek “ olumsuzlukları&nbsp; ortadan kaldırmak için kız çocuklarımızı okumaya yazmaya teşvik edelim. Özgürlüğün yolunun okumaktan, meslek sahibi olmaktan geçtiğini kızlarımıza aşılayalım” “ kızlarımıza herhangi bir meslek sahibi olmadan evlenmeye teşvik etmeyelim”&nbsp; “Kadın zekidir, erkek her zaman kadının zekâsını baskı altına almıştır zekâsını kullanmasına izin vermemiştir. Erkek her koşulda üstünlüğü kendinde görmüştür” cümleleriyle &nbsp;yazarın haklı tespitlerine katılmamak mümkün değildir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Hatta burada <strong>Atatürk'ün ifadesi ile “ yeryüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir”</strong> gerçeğini&nbsp; anaokulundan, ilkokuldan,&nbsp; üniversite sıralarına kadar insanlığa öğretilmesi gerekmektedir. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yazar şöyle bir öneride bulunur “okullara kadın adıyla bir ders konulmasını talep ediyorum”. Bu teklif seçici bir bakış izlenimi vermektedir. Bunun yerine “Yurttaşlık Bilgisi” derslerinin genişletilmiş şekli olarak okullara; insan, insanlık, akıl, zekâ, ahlak vb. başlıkları içeren daha bütüncül olabilecek “Beyin ve Beyni Kullanmak” dersi daha isabetli olacaktır. Beyin ve Beyni Kullanmayı bilmeyen nesillerin yapay zekâ esirleri olacağı da unutulmamalıdır. Bilenler için böyle bir sorun olmayacaktır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Her şey doğru bir şekilde insan doğasına uygun olarak beyin ve beyni kullanmaktan başlar. Çocukluktan itibaren insanlığa ve uygarlıklara yön veren en önemli organımızın beyin olduğunu anladığımızda yanlış giden birçok şeyin farkına varmakla düşüncelerimizi ve eylemlerimizi değiştirmek mümkün olacaktır. 21. yüzyılda kadın cinayetleri, çocuk gelinler ve çocuk istismarı yeryüzünde&nbsp;ve yurdumuzda oluyorsa Türk halkının gerçekle yüzleşmesi açısından toplumsal beynini kullanma ve gelişim aynasına bakıp kendisini sorgulaması ve düşünmesi gerekmektedir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bilindiği gibi Mâtürîdî, <em>“<strong><u>Düşünmemeyi</u> size telkin eden her türlü his şeytan işidir</strong>”</em> diyen ve akılcılığı savunan Türk asıllı bir din âlimidir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[3]</span></span></span></a>. Asırlardır Türklerin Ahmet Yesevi’ye dayanan “hoşgörülü” inanç anlayışı ve “fıkıhta Hanefi, itikatta Mâtürîdî” çizgisinde olması unutulmuş yerine Türk milletine yabancı bir anlayış getirilmiştir. Hâlbuki Hanefi- Mâtürîdî -Yesevî anlayışı, halifeliğin getirilişine kadar Osmanlı devlet yönetiminde de etkilidir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[4]</span></span></span></a> Anadolu bacılarının (Bacıyan-ı Rum) Ertuğrul Gazi’den itibaren devlet yönetimi ve orduda etkinliği de bilinmektedir. “Fakat Yavuz Sultan Selim Han, halifeliğin İslami kurallara göre daha iyi uygulanmasına destek olacakları düşüncesiyle, Kahire’den dönerken iki bin kadar Eş’arî Arap din hocasını da İstanbul’a getirmiştir. Bunların arasında son Halife III. Mütevekkil ile din uleması kabul edilen önemli kişiler de vardı ve tamamı “kaderciliği” esas alan “Eş’arî” anlayışında olan insanlardı. İstanbul’a getirilen ve din uleması kabul edilen bu Eş’arî Arap hocalar yüksek maaşlarla devlet kadrolarına alındı, kimi saraya yerleştirilirken kimine de büyük konaklar tahsis edildi. Devletin üst kademelerinde görev yapan bürokratlara emir verilerek Arap hocalarla yakın temas kurmaları istendi. Arap hocalar artık Osmanlı devlet bürokrasisinde ağırlık kazanmış, devletin bir parçası olmuştu. Kısa zamanda Eş’arî Arap hocaların ve onların çevresinde toplananların, devlet bürokrasinin üzerinde etkileri öylesine arttı ki şeyhülislamlar devlet protokolünde çok gerilerdeyken hızla yükselerek sadrazamların da önüne geçtiler.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Şeyhülislamların, devlet protokolünde bu hızlı yükselişi, devlet yönetim tarzını da etkiledi. Öyle ki fetva almadan devlet karar alamaz, kanun çıkaramaz hale geldi. Padişahlar bile şeyhülislamlardan fetva/olur almadan ferman yayınlamaz oldular. Bu durum devletin yazışmalarını ve dilini de etkilemiş, resmi yazışmalarda adeta Arapça kelimeleri kullanma yarışı başlamıştı. İşte bu gidiş, Osmanlının kuruluşundan bu yana geçen “üç yüz yıllık devlet anlayışını” temelinden değiştirdi. Kaderciliği esas alan Eş’arî düşüncenin etkisiyle “akıl” rafa kaldırıldı, sonuçta Osmanlı Devleti, şeyhülislamlardan fetva almadan karar alamayan bir “din devleti” haline geldi<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[5]</span></span></span></a>. Sırf bu anlayış nedeniyle, matbaa gibi hayati önemi olan bir konuda bile, “Dinen uygun değildir.” denilerek olumlu fetva verilmediği için üç yüz yıla yakın bir süre beklemek zorunda kalındı. Benzeri bir olay da, dünyanın en önemli rasathanelerinden biri olma yolundaki İstanbul Rasathanesi’nin “akıl almaz” nedenlerle yerle bir edilmesidir. O günlerde, İstanbul’da zelzele, kıtlık gibi felaketler yaşanmaktadır. Bu olumsuzlukları rasathaneye bağlayan zamanın şeyhülislamı Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi, Padişah III. Murat’a giderek <em>“Yıldızları gözlemenin felaket getireceğini, göklerin sırlarını örten perdeyi kaldırmanın uğursuz bir haddini bilmezlik olduğunu, böyle bir gözlemevinin kurulduğu hiçbir devletin varlığını sürdüremeyeceğini”</em> söyledi. Bunun üzerine padişah III. Murat'ın emriyle 21 Ocak 1580 gecesi rasathane topa tutularak yerle bir edildi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Hâsılı kadının giyim kuşamı ve sosyal hayatıyla hiç ilgilenmeyen devlet, halifeliğin getirilmesinden sonra kadınların giyim kuşamı ve sosyal yaşamıyla yakından ilgilenmeye, bu konuda fermanlar çıkarmaya başladı. Bu fermanlardan bazı örnekler verelim:</span></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Kadınların, muhallebici dükkânına girmesi yasaklanmıştır.” Tarih 1573.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Kadınların, mesire yerlerine gitmeleri yasaklanmıştır.” Tarih 1751.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Kadınlar, ancak haftanın dört günü sokağa çıkabilirler.” Padişah II. Osman’ın fermanı.</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Müslüman kadınların sokağa çıkması yasaklanmıştır.” Padişah III. Mustafa’nın fermanı,</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Kadınların, sokaklarda erkeklerle dolaşamayacağına dair II Mahmut’un fermanı,</span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Kadınların sokakta babaları ve oğulları olmadan yürümeleri ve ayrı arabalara binmeleri ve belli meydanlardan geçmeleri yasaktır.” Tarih 1861. </span></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Yüze yapışan yaşmak takmak yasaktır.” 15 Eylül 1881<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[6]</span></span></span></a></span></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Böylece Osmanlı toplumunda da kadının cinsiyeti, toplum için “bir kültür”, “bir medeniyet”, “bir ahlak”, “bir dindarlık” konusu haline getirilmiştir. Başka bir deyişle, toplumun düzen ve ahlakının merkezine, tam odak noktasına “kadının cinsiyeti” oturtulmuştur<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[7]</span></span></span></a>.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir başka çalışmada<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[8]</span></span></span></a> Osmanlı toplumunda kadınlar hangi dine, sınıfa mensup olursa olsun, sosyal hayatın içerisinde belirli kurallara göre hareket etmek zorundadır. Kadınların kılık kıyafeti, sosyalleşme mekânları, ulaşım için kullandıkları vesaitlere kadar hemen her konuda sınırlamalara tabi tutulduklarını padişah fermanlarında görülmektedir. Fermanların sayısı kadınların sosyal hayatın içindeki varlığına paralel olarak artmıştır. Nitekim 18. yüzyıldan itibaren saraylı ve şehirli kadınların kamusal alan içerisinde daha fazla görülmesi ve sosyalleşme mekânı olarak mesire yerlerine gitmeye başlaması ile birlikte, arka arkaya çıkarılan fermanlar ile toplumsal düzen korunmaya çalışılmıştır. İncelenen fermanlarda kadınlara yönelik doğrudan mekânsal sınırlamalar ve yasaklar getirildiği görülmektedir. Sultan II. Selim’e ait 1573 tarihli fermanda kadınların kaymakçı dükkânlarına girmelerinin yasaklandığı ifade edilmektedir. Eyüp kadısına gönderilen hükümle, Eyüp semtinde kadınların kaymak yemek bahanesiyle kaymakçı dükkanlarında oturduklarını, buralarda kendilerine namahrem olan erkekler ile ahbaplık ettiklerini, bu sebepten dolayı kadınların bu dükkanlara girmelerinin yasak olduğu ilan edilmiştir (BOA, A. DVN.MHM.d: 22-42).&nbsp; Kadınların erkekler ile kayık içerisinde uygunsuz davranışlarda bulunmalarını önlemek amacıyla çıkarılan, kadınların yağlı kayığa binme yasağına Sultan III. Selim’e ait 9 Eylül 1790 tarihli hattı hümayunda rastlanılmaktadır. Padişahın kadınları söz konusu yasakları çiğnememesi için, “Mecmû‘u iskelelere tenbîh idesiniz bu günden sonra karılar yağlı kayığa binmesün ve hangi kayıkcı yağlı kayığa karı bindirir ise katl iderim ve kayığın batırırım hem Muslimân karıları Frenk gibi şemsiye ile geziyorlar tenbîh idesüz hele ben kimseyi görür isem öldürürüm bir sıkı tenbîh idesüz hem İstanbul᾽da sokaklarda cengâneler çalub çağırırlar imiş tenbîh idesün çalub gezmesünler bu yazdıklarım birisini bu da bu günden sonra da görür işidir isem sizi tekdîr iderim” diyerek oldukça sert bir dille uyardığı görülmektedir (BOA, HAT: 195-9735)<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[9]</span></span></span></a>.&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sultan II. Mahmut dönemi kadınlara yönelik sık sık ferman çıkarılmıştır. Bunlardan ilki kadınların mesire alanlarında dolaşmasını yasakladığı fermanıdır. Padişahın bu fermanı ilan etmesinde Bostancı başı ağanın, “Vak‘a-i fesâdın zuhûrundan berü ricâl ve nisvanın gerek piyade ve gerek araba ile seyr yerlerinde geşt ü güzârları muktezâ(y)-i irâde-i seniyye-i şâhâneleri üzre men‘ olunmuş iken geçen ‘îd-i şerîfde Dolma-Bağce᾽de zîb-i efzâ(y)-i sâha-i yumn ü iclâl olan biniş-i humâyûnlarda ‘îd-i şerîfe hurmeten ricâl ve nisâ ‘umûmen ruhsat-yâb-ı temâşâ olduklarına mebnî bu günlerde ba‘zı seyr mahallerinde yine kemâ-fi᾽s-sâbık tecemmu‘a başlamış olduklarından ba‘de-ezîn dahi bunlara ne vecihle mu‘âmele olunmasını bostancı başı ağa kulları bu def‘a takdim eyledigi bir kıt‘a tezkiresiyle su᾽âl ve istîzan itmiş olmağla…” diye yazdığı tezkiresi etkili olmuştur. Bostancı başı, kadınların yaya ya da araba ile seyir yerlerinde dolaşmaları padişah hazretlerinin iradesi ile yasaklanmışken, bayram gününün hürmetine seyir etmelerine izin verilmesinden dolayı, bugünlerde de yine eskisi gibi bazı seyir yerlerinde toplanmaya başladıklarının görüldüğü ve bunlara nasıl muamele edileceğini padişaha sormuştur. Sultan II. Mahmut bu tezkire üzerine ilan ettiği 27 Eylül 1821 tarihli hattı hümayununda “İş bu takrîrin ve bostancı başı ağanın tezkiresi me᾽âlleri ma‘lûm-i humâyûnum olmuşdur nisâ tâ᾽ifesi arabayla ve yayan hiçbir vecihle mesîrelere gitmesünler zukûrdan kendü ırz ve edebleriyle gezenler râkiben ve mâşiyen gezenlere be᾽s yokdur ve nisâ ta᾽ifesi dahi fakat mesîreden men‘ olunub musâferet ve maslahatları içün bir mahalle gitdiklerinde araba ve kayığa binmelerini men‘ iktizâ itmez bend-i evvel-i tıbk-ı tahrîrin vechile icrâ oluna… ve fakat bir maslahat veyahud musâferet içün bir mahalden bir mahalle ‘azîmetleriyle yollarda arabalara binmelerine bir şey denilmeyüb ancak bu vesîle ile seyr yerlerine uğrayub arabalarını durdurmak murâd idenler derhâl def‘ itdirilmesi ve iş bu mesîre ve araba yasağı fakat nisvân hakkında olub ırzıyla mukayyed olan tâ᾽ife-i zukûrun kendü hâlleriyle piyade ve süvari geşt ü güzâr itmelerine nâsı pek sıkmamak içün ruhsat virilmesi”(BOA, HAT: 300-17864) diyerek <strong>kadınların mesire alanlarına yaya ya da arabayla hiçbir şekilde gitmeyeceklerini, erkeklerin ise edepleriyle gezdikleri sürece yaya ya da arabayla gezmelerinde bir sakınca görmemiştir.</strong> Sultan II. Mahmut, kadınların gezinti amaçlı mesireye gitmelerini yasaklamıştır ancak misafirlik ya da işlerini halletmek için bir yere gidecekleri zaman ulaşım aracı olarak kayığa ve arabaya binmelerinde sakınca görmemiştir. Ancak işini ya da misafirliğe gitmeyi bahane ederek seyir yerlerine uğrayıp buralarda durmak isteyenlerin hemen uzaklaştırılmasını buyurmuştur. İlave olarak da bu yasağın yalnızca kadınlar için geçerli olduğunu, namusuna mukayyet olan erkeklerin gezip dolaşmalarına, halkı sıkmamak için müsaade edileceği bildirilmiştir<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[10]</span></span></span></a>.&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu gelişmeler sonucu kadınlar için kullanılan, “Bacağını kırsın, evinde oturup namusunu korusun.” deyimi Osmanlı toplumunda adeta bir slogan haline gelmiştir. Artık Osmanlı erkeğinin ahlak anlayışına göre kadının namuslu olmasının, namusunu korumasının tek yolu vardır, o da evinden dışarı çıkmaması, bacağını kırıp evinde oturmasıdır. Görüldüğü gibi güçlü ve söz sahibi kadınların yerine, her işi erkeklerin istediği gibi yapmaya alıştırılmış, evinde bile söz hakkı ve ağırlığı olmayan, sömürülen, ezik bir kadın tipi ortaya çıkmaya başlamıştır. Kadınların bu duruma düşmesinin en önemli nedeni de zaman içinde, Türk erkeğinin de değişerek kadına, “Arap erkeği gözüyle” bakan, yeni bir erkek tipi haline gelmiş oluşudur<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[11]</span></span></span></a>.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Kendi muhasebesini yapmayan toplumların asırlar geçse de değişmesi mümkün değildir. Söz sırası geldiğinde kendisinin İslam toplumu olduğunu söyleyen halklarda suç oranlarının ve kadına bakışın problemli olmasının diğer toplumlara göre açık ara öndeliğinin izahı nasıl yapılacaktır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Atatürk’ün büyük gayretlerine ve devrimlerine rağmen varlığın başlangıç noktası ve anlamlandırıcısı kadın nasıl olmuşta tekrar erkeklerin zihin ve hukuk dünyasında kazandığı onurdan tekrar uzaklaştırılmıştır. İşin özü ve özeti burada yatmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk “Millî Mücadele’de Türk Kadınının” başarılarını hafızalara kazıyarak onları hak ettikleri maddi ve manevi şeref madalyasına kavuşturmuştur. Türk kadını olmadan asla Türk Milletinin istiklal ve istikbalinin olamayacağını cumhuriyet kuşaklarına öğretmiştir. Milletçe tekrar hafızalarımızı tazelemeli toplumsal nevrozdan kurtulmalıyız. Atatürk Millî Mücadele'nin sonunda da milletçe zafere ulaşmayı şu cümleleriyle dile getirmiştir:&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“<em>Millî Mücadeleyi yapan, doğrudan doğruya milletin kendi­sidir, milletin evlatlarıdır. Millet analarıyla, babalarıyla, hemşi­releriyle mücadeleyi kendisine ülkü edindi. Biliyorsunuz ki, asır­larca vuku bulan mücadeleler ve bunların neticeleri olarak da yüksek tarihi zaferler vardır. Fakat </em>o <em>zaferlerin amilleri kendi ülküleri olarak değil, şunun bunun hırsı peşinde kul köle olarak bulunmuşlardır. Hâlbuki Milli Mücadele'de kişisel hırs değil, millî ülkü, millî izzet-i nefis hakiki müessir olmuştur<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title=""><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[12]</span></span></span></strong></a>.”</em></span></span></span></p>

<p style="margin-left:2px; margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Atatürk'ün bu cümlelerinde geçen ana ve hemşireler, Millî Mücadele'ye hazırlanış günle­rinde miting düzenleyen ve bu mitinglerde konuşup, milleti bu mukaddes mücadeleye yöneltenler, “Millî Mücadele”de kadınla­rın kurduğu dernekler, cephede ve cephe gerisinde kadınlarımı­zın hizmetleri, işgal altındaki bölgelerdeki kadınlarımızın fedakârlıklarını anlatmaktadır. Şu paragraflar ise Atatürk’ün <strong>Millî Mücadelede Türk kadının şahikalarına</strong> dikkat çekmektedir: </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;“Bu son senelerin devrim yaşamında, ateşli özverilerle dolu mücadele yaşamında, milleti ölümden kurtararak kurtuluşa ve bağımsızlığa götüren gayret ve faaliyet yaşamında her millet bireyinin çalışması, çabası, yardımı, özverisi olmuştur. Bu arada en fazla kutlanarak anılması ve daima gönül borcuyla tekrar edilmesi gereken bir yardım vardır ki o da, Anadolu kadınının göstermiş olduğu çok yüce, çok yüksek, değerli özveridir. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasından söz etmek imkânı yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim' diyemez<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[13]</span></span></span></a> ”.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Belki erkeklerimiz, memleketi istila eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüs germekle düşman karşısında hazır bulundular. Fakat erkeklerimizin oluşturduğu ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Memleketin yaşama araçlarını hazırlayan kadınlarımız olmuş ve kadınlarımız olmaktadır. Kimse inkâr edemez ki, bu savaşta ve ondan önceki savaşlarda milletin, yaşama yeteneğini tutan, hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, ürünleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber, sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin savaş gereçlerini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o özverili, o kutsal Anadolu kadınları olmuştur. Bu nedenle hepimiz, bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı gönül borcu ve teşekkürle sonsuza dek analım ve kutlayalım<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[14]</span></span></span></a>”.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Sözün sonunu <strong>Cins-i Latif</strong>’in “<strong>Merhaba Ben Siyah</strong>” renginde bir ananın oğlunu/ciğer paresini şehit vermesi üzerine dile gelen mısralarla tamama erdirelim. Her ne kadar ana sözü/kadın sözü tamama ermese de. Çünkü o ana dili oluşturur. Kadın/ana olmasaydı muhakkak ki lisan/dil de olamayacaktı. <strong>Cins-i Latif</strong> yeryüzünün hafıza santralleridir. Gökler ve yer unutsa <strong>Cins-i Latif</strong> asla unutmaz. <strong>Kadınlar olmasaydı Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi’nin hikmetlerini asırlarca bebeklerin beyaz kundağına şehitlerin beyaz kefenine nefeslerinden üfleyerek, hafızalarına nakış nakış işleyerek, çeyiz sandıklarında saklaya saklaya bize kimsecikler getiremeyecekti. </strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="color:black">“ŞEHİT”</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“<strong>Kundak beyaz, kefen beyaz</strong>/ <strong>Bu kara yazgı niye?</strong>/ Ama kara renkte lazım/ Hangi renk örtebilir ki kara geceleri?/ <strong>Gecelerden de karası var mıydı?/</strong> Vardı…/ <strong>Gecelerden de karası katran karasıydı/ Kaç şehit analarına hamile kaldı?/ Kaç şehit anası kara yazma bağladı başına?/ Kan kokulu topraklara…./ </strong>Gecelerden de karası katran karasıydı/ <strong>Ay’ı yüreklerine ışık tutsalar analar/ Aydınlatmazdı yürekleri/Katran karasıydı…/</strong> Artık hayra çıksın/ Gecenin sabaha karşı gebelikleri/ Şehitlerimiz ölmesin zaten ölmediler/ Çünkü emir büyük yerden: “<strong>Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler fakat siz bilemezsiniz</strong> (Bakara suresi/ 154. Ayet)”(s.93).</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="color:black">Cins-i Latif</span></strong><span style="color:black"> &nbsp;“gecelerden de kara katran karası” yazgıları ak nefesiyle yıkmaya/yakmaya çalıştı.&nbsp; O asırlardır kız olsun oğul olsun tüm insanlığa ilk çığlıklarında “<strong>Rahmanın nefesini</strong>” öğreten ilk mürebbiye oldu. Tanrı “ol” dediğinde <strong>Cins-i Latif</strong> hayat ağacının ilk meyvesini tattı. Çünkü o hayat ağacının tüm yükünü taşıyacak güç ve iradeyle donatılmıştı. Yoksa dünyanın yükünü milyonlarca yıldır kadın nasıl taşımakta taşıyabilmektedir. Çünkü o cins-i latif’tir. Latif olan cins, latif olan varlık, varlığın latif olanı kesif olmayanı. Nur/ışık olanı nar/ateş olmayanı odur. <strong>Karanlıkları aydınlatan Tanrı’nın “Rahim” isminin emanetçisi, <span style="background-color:white">nezaket,</span></strong></span><strong> <span style="color:black">&nbsp;<span style="background-color:white">zarafet, sevgi, hilm (sabırlı, yumuşak huylu), letafet,</span></span></strong> <strong><span style="color:black">şefkat ve merhametin mabedi, Cennet ırmağından beyaz sütü yeryüzünde kendi bedeninden bebeğe tattırabilen yegâne yaratılmıştır</span></strong><span style="color:black">. <strong>Cins-i Latif Beytullah’ın duvarı dibinde ebedî istirahatında asırlardır insanların tavaf ettiği Hz. İbrahim’in eşi, Hz. İsmail’in annesi Hacer validemizdir. </strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât adlı mevlidiyle yaygınlık kazanan ve birçok şair tarafından benzeri yazılan mevlid geleneği eserler ana hatlarıyla; Hz. Peygamber’in nurunun yaratılması, bu nûrun peygamberler aracılığıyla intikali, Âmine Hatun’un hamileliği ve bu esnada vuku bulan olağanüstü hadiseler, Hz. Peygamber’in doğumu anında ve sonrasında gerçekleşen olağanüstü hadiseler, Hz. Peygamber’in nübüvveti, mucizeleri, miracı ve vefatı gibi konulardan oluşmaktadır<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[15]</span></span></span></a>.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Mevlidlerdeki Hz. Peygamber’in doğum sahnesi tasvirleri incelendiğinde birtakım olağanüstü hadiselere yer verildiği görülmektedir. Peygamberlerin, vahiy almadan önce yaşadıkları ve nübüvvetlerine işaret eden bu olağanüstü hadiseler irhâsât olarak adlandırılmaktadır. Mevlid metinlerinin doğum sahnelerinde genel hatlarıyla Âmine Hatun ve diğer ulu kadınlar ile ilgili olağanüstü hadiseler tasvir edilmiştir: “Gök kapılarının açılması ve meleklerin Âmine Hatun’un önünde saygıyla durmaları. Âmine Hatun’un evinin kıble yönündeki duvarının yarılması ve Hz. Asiye, Meryem, Havva ve Hacer’in Hz. Peygamber’in doğumu için yardıma gelmeleri. Gökten üç alem inmesi ve birinin şarka, birinin garba ve birisinin de Kâbe’ye dikilmesi. Âmine Hatun’un evinde bir nur hâsıl olması ve âlemin nurla kaplanması. Gökten inen meleklerin Âmine Hatun’un evini tavaf etmesi. Meleklerin ve hurilerin doğum için sündüs döşek döşemeleri. Doğumun yaklaştığı an Âmine Hatun’da hararet zuhur etmesi ve kendisine şekerden tatlı, sütten ak, buzdan soğuk bir şerbet sunulması. Âmine Hatun’un doğum sancısı çekmemesi. Doğum yaklaştığında, beyaz bir kuşun gelip kanadıyla Âmine Hatun’un arkasını sıvazlaması ve nihayet Hz. Muhammed’in doğması. 10. Bir bölük atlı meleğin Âmine Hatun’un evini tavaf etmesi”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[16]</span></span></span></a>.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Görüldüğü gibi Mevlid-i Şeriflerde </span>Hz. Musa'yı himaye eden Asiye,<strong> </strong><span style="color:black">Hz. İsa’nın annesi Meryem, Hz. Âdem’in eşi Havva ve Hz. İbrahim’in eşi Hacer Hz. Peygamber’in doğumu için Âmine Hatuna yardıma gelmişlerdir. İnsanlığın ister peygamberleri ister düşünürleri isterse geçmiş gelecek tüm insanları olsun, kadın elinden berrak/ “anasının ak sütü gibi helal” olan suyu içmiştir. Fakat erkeklerin önemli bir kısmı gücü ellerine geçirdikleri günden beri kadına/ annesine/eşine katran suyu içirmektedir. <strong>Kız çocuğuna ve kadına yapılan negatif ayrımcılık ile haksızlık devam ettiği müddetçe insanlık hak ve hakikat güneşiyle asla buluşamayacaktır. Bu konuda Cins-i Latif eseri uyarıcı hatta sarsıcı bir nitelik taşımaktadır.</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kaynaklar</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:black">Naciye Tekerek, Cins-i Latif, Kutlu Yayınevi, İstanbul, 2021. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong><span style="color:black">Ahmet Vural, Diren Bitsin Karanlıklar, <em>Orta Asya'dan Bugüne Türk Kadını, </em>Önka Matbaa, Ankara, 2021.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hacer Yılmaz ve Ahmet Aksın (2022). Osmanlı Devleti’nde Kadınların Mekânsal Sınırlılıkları: 1850 Tarihli Tenbihat Örneği, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 32, 3(1267-1278).</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sedat Şenermen, Atatürk ve Türk Kadını, Nergiz Yayınları, İstanbul, 2018.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Zeynep Kayapınar, Türkçe Mevlidlerde Hz. Peygamber’in&nbsp; Doğum Sahnesi Tasvirlerine Dair Tespitler, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Kültüründe Mevlit Geleneği Uluslararası Sempozyum, Editör: Prof. Dr. Hakan Yekbaş, Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları No: 261, Sivas 2023, s. 885-889.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<div>&nbsp;
<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[1]</span></span></span></span></a><span style="color:black"> Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (ESTÜDAM) Kurucu Müdürü</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[2]</span></span></span></span></a><span style="color:black"> Naciye Tekerek, Cins-i Latif, Kutlu Yayınevi, İstanbul, 2021. </span></span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black"> Ahmet Vural, Diren Bitsin Karanlıklar, <em>Orta Asya'dan Bugüne Türk Kadını, </em>Önka Matbaa, Ankara, 2021, s. 92. Editörlüğünü H.Şule Albayrak'ın yaptığı “Kadın Olmak” kitabındaki Doç. Dr. Hülya Terzioğlunun “Rahmet ve Bereket Kaynağı Kadını Maturidi 'den Okumak” makalesi, s. 56.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black"> Ahmet Vural, a. g. e., s. 93.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[5]</span></span></span></span></a><span style="color:black"> Ahmet Vural, a. g. e., s. 93.</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black"> Ahmet Vural, a. g. e., s. 94-95., <em>&nbsp;Nermin Abadan Unat, Türk Toplumunda Kadın, sayfa 8.</em></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[7]</span></span></span></span></a><span style="color:black"> Ahmet Vural, a. g. e., s. 95., <em>Nilüfer Göle, Modern Mahrem, Medeniyet ve Örtünme, sayfa 48.</em></span></span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[8]</span></span></span></a><span style="font-size:10.0pt"> Hacer Yılmaz ve Ahmet Aksın (2022). Osmanlı Devleti’nde Kadınların Mekânsal Sınırlılıkları: 1850 Tarihli Tenbihat Örneği, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 32, 3(1267-1278).</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[9]</span></span></a> Hacer Yılmaz ve Ahmet Aksın, a. g. m., s. 1268.</span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[10]</span></span></a> Hacer Yılmaz ve Ahmet Aksın, a. g. m., s. 1269.</span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[11]</span></span></span></span></a><span style="color:black"> Ahmet Vural, a. g. e., s. 95.</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[12]</span></span></span></span></a><span style="color:black"> Sedat Şenermen, Atatürk ve Türk Kadını, Nergiz Yayınları, İstanbul, 2018, s. 126., Utkan Kocatürk, <em>Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, </em>s. 27-28.</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[13]</span></span></span></span></a><span style="color:black"> Sedat Şenermen, a. g. e., s. 128-129. <em>Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, </em>1923,<em> </em>c. II, s. 147-148</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:black"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[14]</span></span></span></span></a><span style="color:black"> Sedat Şenermen, a. g. e., s. 129. <em>Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, </em>1923,<em> </em>c. II, s. 148.</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[15]</span></span></span></a><span style="font-size:10.0pt"> Zeynep Kayapınar, Türkçe Mevlidlerde Hz. Peygamber’in&nbsp; Doğum Sahnesi Tasvirlerine Dair Tespitler, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Kültüründe Mevlit Geleneği Uluslararası Sempozyum, Editör: Prof. Dr. Hakan Yekbaş, Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları No: 261, Sivas 2023, s. 885.</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[16]</span></span></a> Zeynep Kayapınar, a. g. m. s. 887.</span></span></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 00:04:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/prof-dr-hilmi-ozden-1769727937.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1954\&#039;ten 2026\&#039;ya: Türkiye\&#039;nin Dünya Kupası Serüveni ve Bitmeyen Umut</title>
                <category>Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/1954ten-2026ya-turkiyenin-dunya-kupasi-seruveni-ve-bitmeyen-umut-1259</link>
                <author>DrMehmetArslan@bruxelleskorner.com (Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/1954ten-2026ya-turkiyenin-dunya-kupasi-seruveni-ve-bitmeyen-umut-1259</guid>
                <description><![CDATA[1954\'ten 2026\'ya: Türkiye\'nin Dünya Kupası Serüveni ve Bitmeyen Umut]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">1954'ten 2026'ya: Türkiye'nin Dünya Kupası Serüveni ve Bitmeyen Umut</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dr Mehmet Arslan</span></strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dünya yeniden futbolun etrafında birleşti. Milyarlarca insan ekranların başında, milyonlarca çocuk ise mahalle aralarında aynı hayalin peşinde koşuyor. Dünya Kupası başladığında yalnızca futbol konuşulmaz; ülkeler konuşulur, milletler konuşulur, tarih konuşulur. Çünkü Dünya Kupası, sporun çok ötesinde bir anlam taşır. O, ulusların kendilerini dünyaya anlattıkları en büyük sahnelerden biridir. Bu büyük sahneye baktığımızda Türkiye'nin hikâyesi ise başarılarla dolu uzun bir masaldan çok, umutlarla örülmüş inişli çıkışlı bir yolculuğu andırır. Bugün Dünya Kupası heyecanını yaşarken, Türk futbolunun bu organizasyondaki serüvenine dönüp bakmak yalnızca sportif bir değerlendirme yapmak değil, aynı zamanda toplumsal hafızamızın önemli bir parçasını hatırlamak anlamına gelir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/0b109db5-066f-4313-a56a-1a6b13a321d9.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türkiye'nin Dünya Kupası hikâyesi sanıldığından daha eskiye uzanır. Aslında millî takımımız ilk kez 1950 Dünya Kupası'na katılma hakkını elde etmişti. Ancak dönemin ekonomik şartları ve ulaşım zorlukları nedeniyle Brezilya'da düzenlenen turnuvaya gidilemedi. Böylece Türkiye'nin Dünya Kupası macerası başlamadan sona erdi. Aradan dört yıl geçti. 1954 yılında İsviçre'de düzenlenen Dünya Kupası'nda Türkiye ilk kez dünya sahnesine çıktı. Türk futbolu artık yalnızca kendi sınırları içinde değil, uluslararası arenada da görünür olmaya başlamıştı. O günlerin Türkiye'si bugünkü Türkiye'den çok farklıydı. Televizyon yoktu. İnternet yoktu. Haberler günler sonra gazetelere ulaşıyordu. Buna rağmen millî takımın başarısı büyük heyecan yaratmıştı. Çünkü futbol yalnızca bir oyun değil, genç Cumhuriyet'in dünyaya açılan pencerelerinden biri olarak görülüyordu. Ne var ki bu ilk tecrübenin ardından uzun bir sessizlik başladı. Tam kırk sekiz yıl.! Neredeyse yarım asır boyunca Türkiye Dünya Kupası finallerinde yer alamadı. Bu süreçte nesiller değişti. Dedeler büyüdü, babalar yaşlandı, çocuklar yetişti. Türkiye birçok teknik direktör, birçok futbolcu kuşağı ve sayısız eleme kampanyası gördü. Ancak Dünya Kupası hayali bir türlü gerçekleşmedi. Belki de bu yüzden 2002 yılı Türk spor tarihinin en unutulmaz dönüm noktalarından biri olarak hafızalara kazındı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Japonya ve Güney Kore'nin ev sahipliğinde düzenlenen Dünya Kupası'nda Türkiye yalnızca turnuvaya katılmadı; bütün dünyanın saygısını kazandı. Şenol Güneş yönetimindeki millî takım, mücadele ruhu, takım disiplini ve inancıyla futbol tarihimizin en büyük başarısına imza attı. Brezilya gibi bir devle başa baş mücadele eden, Japonya'yı eleyen, Senegal karşısında tarih yazan ve sonunda dünya üçüncülüğüne ulaşan bir Türkiye vardı sahada. O yaz yalnızca futbol konuşulmadı. Sokaklar doldu. Meydanlar doldu. Bayraklar balkonlardan eksik olmadı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sabahın erken saatlerinde oynanan maçlar için insanlar kahvehanelerde, iş yerlerinde ve evlerde ekran başına toplandı. Türkiye'nin attığı her golde birbirini hiç tanımayan insanlar aynı sevinci yaşadı. Araç konvoyları şehirleri dolaştı. İnsanlar camlardan bayrak salladı. O günlerde toplumun farklı kesimleri, günlük hayatın bütün ayrılıklarını kısa süreliğine de olsa bir kenara bırakabildi. Belki de 2002'nin en büyük başarısı dünya üçüncülüğü değildi. Asıl başarı, milyonlarca insanın ortak bir heyecanda buluşabilmesiydi. Çünkü millet olmanın temelinde yalnızca ortak tarih değil, ortak duygular da vardır. İnsanları birbirine bağlayan bazen aynı acıyı paylaşmaları, bazen de aynı sevinci yaşayabilmeleridir. İşte Dünya Kupası tam da bu nedenle sıradan bir spor organizasyonu değildir. Bugün birçok insan Dünya Kupası'nı yalnızca futbol turnuvası olarak görür. Oysa organizasyonun ortaya çıkışında çok daha büyük bir fikir vardır. Birinci Dünya Savaşı'nın yıkımını gören dönemin FIFA Başkanı Jules Rimet, milletlerin savaş meydanlarında değil spor sahalarında rekabet etmesi gerektiğine inanıyordu. 1930 yılında düzenlenen ilk Dünya Kupası'nın temel felsefesi buydu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Farklı bayraklar altında yaşayan insanlar aynı sahada buluşacak, mücadele edecek ve birbirlerini tanıyacaktı. Aradan geçen yaklaşık bir asır boyunca dünya büyük değişimler yaşadı. Savaşlar, darbeler, ekonomik krizler ve ideolojik çatışmalar yaşandı. Ancak Dünya Kupası'nın temel anlamı değişmedi. Çünkü Dünya Kupası'nda kulüpler değil milletler yarışır. </span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bir insan hiç tanımadığı futbolcular için neden sevinir?&nbsp; Bir gol atıldığında neden milyonlarca insan aynı anda ayağa kalkar? Çünkü sahadaki on bir oyuncu yalnızca kendilerini temsil etmez. Onlar bir ülkenin hafızasını, umutlarını ve ortak kimliğini taşırlar. Modern çağın en ilginç gerçeklerinden biri şudur: Aynı ülkenin vatandaşları birbirlerini hiç tanımasalar bile ortak semboller etrafında birleşebilirler. Bayrak, marş ve millî takım bu sembollerin en güçlüleri arasındadır. Bu nedenle Dünya Kupası aslında modern dünyanın en büyük toplumsal ritüellerinden biridir. Geçmişte insanlar kendilerini daha çok köyleriyle, mahalleleriyle veya şehirleriyle tanımlıyordu. Modern çağ ise bunların üzerine daha geniş bir aidiyet duygusu ekledi: millet olma bilinci. Dünya Kupası sırasında milyonlarca insanın aynı formaya, aynı bayrağa ve aynı heyecana yönelmesi bu aidiyetin en görünür hâlidir. Bu yüzden Dünya Kupası'nı anlamak için sadece futbola bakmak yeterli değildir. Onun içinde tarih vardır. Toplumsal hafıza vardır.Kimlik vardır. Aidiyet vardır. Ve en önemlisi umut vardır. Aradan yıllar geçti. Ne yazık ki 2002'de yakalanan başarı kalıcı bir Dünya Kupası geleneğine dönüşemedi. Türkiye uzun yıllar boyunca yeniden finallere ulaşmak için mücadele etti. Kimi zaman son maçlarda elendi. Kimi zaman büyük umutlarla başladığı elemeleri hayal kırıklığıyla tamamladı. Fakat futbolun ve belki de hayatın en ilginç yanı burada ortaya çıkar:</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Umut hiçbir zaman tamamen tükenmez. 1954'teki ilk adım da bir umuttu. 2002'deki üçüncülük de bir umuttu. Bugün yeni nesillerin kurduğu hayaller de aynı umudun devamıdır. Dünya Kupaları gelir geçer. Kupalar kaldırılır. Şampiyonlar değişir. Efsaneler sahneden çekilir. Fakat çocukların hayalleri değişmez. Belki bugün Anadolu'nun herhangi bir şehrinde, bir okul bahçesinde ya da bir mahalle arasında top peşinde koşan bir çocuk da geleceğin millî futbolcusu olmanın hayalini kuruyordur. Ve kim bilir... Belki Türk futbolunun bir sonraki büyük hikâyesi de tam şu anda yazılmaya başlanıyordur. Çünkü Dünya Kupası'nın gerçek gücü kupalarda değil, insanlara hayal kurdurabilmesindedir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 23:52:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/dr-mehmet-arslan-tarihci-bagimsiz-akademisyen-1769176822.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNSANIN NE KADAR YAŞADIĞI DEĞİL, GERİDE NE KADAR HOŞ SEDA VE VEFA BIRAKTIĞI ÖNEMLİDİR</title>
                <category>Gulten Abaci</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/insanin-ne-kadar-yasadigi-degil-geride-ne-kadar-hos-seda-ve-vefa-biraktigi-onemlidir-1258</link>
                <author>gulten@bruxelleskorner.com (Gulten Abaci)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/insanin-ne-kadar-yasadigi-degil-geride-ne-kadar-hos-seda-ve-vefa-biraktigi-onemlidir-1258</guid>
                <description><![CDATA[İNSANIN NE KADAR YAŞADIĞI DEĞİL, GERİDE NE KADAR HOŞ SEDA VE VEFA BIRAKTIĞI ÖNEMLİDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>İNSANIN NE KADAR YAŞADIĞI DEĞİL, GERİDE NE KADAR HOŞ SEDA VE VEFA BIRAKTIĞI ÖNEMLİDİR</h1>

<p>Hayatın içinde yıllar geçtikçe insan bazı gerçekleri daha iyi anlıyor. Gençlikte önemli görünen birçok şey zamanla anlamını yitirirken, bazı değerler her geçen gün daha da kıymetleniyor. Ben de bugün geriye dönüp baktığımda şuna inanıyorum: İnsanın ne kadar yaşadığı değil, yaşarken geride ne kadar hoş seda ve vefa bıraktığı önemlidir.</p>

<p>Çünkü hayat, sadece nefes alıp vermekten ibaret değildir. Yaşamak; dokunabilmek, hissedebilmek, iz bırakabilmek ve insanların gönlünde güzel bir yer edinebilmektir. Takvim yaprakları hepimiz için aynı hızla ilerliyor. Fakat o yaprakların arasına ne koyduğumuz, nasıl bir insan olduğumuz ve nasıl hatırlandığımız bizi birbirimizden ayırıyor.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2011%20juin%202026%2C%2012_36_50.png" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p>Bugün etrafımıza baktığımızda görüyoruz ki bazı insanlar aramızdan ayrılıp gittikten yıllar sonra bile sevgiyle anılıyor. Bazıları ise yaşarken büyük kalabalıkların içinde olsa da zamanla unutulup gidiyor. Bunun nedeni sahip oldukları makamlar, paralar veya unvanlar değildir. Bunun nedeni, geride bıraktıkları insanlıktır.</p>

<p>Ben her zaman insanların kalbinde yer edinmenin hayatın en büyük zenginliği olduğuna inandım. Çünkü insanın gerçek serveti bankadaki hesabı değil, gönüllerdeki karşılığıdır. Bir insanın ardından edilen bir dua, sevgiyle anlatılan bir hatıra ya da özlemle anılan bir isim, dünyadaki birçok başarıdan daha değerlidir.</p>

<p>Hayat bana şunu öğretti: İnsanlar çoğu zaman ne söylediğinizi unutabilir, ne yaptığınızı da unutabilir; ama onlara nasıl hissettirdiğinizi kolay kolay unutmazlar. Bir gönülde bıraktığınız sıcaklık, zor zamanlarda uzattığınız bir el, karşılık beklemeden yaptığınız bir iyilik, yıllar geçse de yaşamaya devam eder.</p>

<p>Vefa da işte tam burada devreye giriyor. Bana göre vefa, insanın karakterinin en güçlü göstergelerinden biridir. Çünkü vefalı olmak sadece hatırlamak değildir; emek verileni unutmamak, dostluğu zor günlerde de sürdürebilmek ve geçmişe saygı gösterebilmektir. Ne yazık ki günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz değerlerden biri de budur.</p>

<p>Hız çağında yaşıyoruz. İnsanlar birbirlerine çabuk ulaşıyor ama aynı hızla birbirlerinden uzaklaşıyor. Dostluklar kuruluyor, ilişkiler yaşanıyor, sonra çoğu zaman unutulup gidiyor. Oysa insanı insan yapan şey, biraz da hatırlayabilme erdemidir. Geçmişiyle bağını koparmayan, dostlarını unutmayan ve kendisine yapılan iyilikleri yüreğinde taşıyan insanlar her zaman farklı bir yerde durur.</p>

<p>Bazen düşünüyorum da, insan bu dünyadan ayrıldığında geriye ne kalıyor? Birkaç fotoğraf, birkaç eşya, birkaç belge... Fakat asıl kalan bunlar değil. Asıl kalan, insanların zihninde ve kalbinde bıraktığımız izlerdir. Ardımızdan söylenen samimi birkaç güzel söz, bazen koca bir hayatın özeti olabiliyor.</p>

<p>Bu yüzden hayatı yıllarla ölçmeyi hiçbir zaman doğru bulmadım. Çünkü uzun yaşamak bir başarı değildir. Asıl başarı; yaşadığın süre boyunca dürüst kalabilmek, vicdanını koruyabilmek, insanlara fayda sağlayabilmek ve geride güzel hatıralar bırakabilmektir.</p>

<p>Günün sonunda hepimiz aynı gerçeğe doğru yürüyoruz. Bu dünyada hiçbirimiz kalıcı değiliz. Kalıcı olan tek şey, geride bıraktığımız değerlerdir. Eğer bir gün adımız geçtiğinde insanların yüzünde bir tebessüm oluşuyorsa, bir dua eksik edilmiyorsa ve “iyi insandı” deniliyorsa, işte o zaman gerçekten yaşamışız demektir.</p>

<p>Benim inancım odur ki insanın ömrünün uzunluğu değil, gönüllerde bıraktığı iz önemlidir. Geride bırakılan hoş seda, gösterilen vefa ve kazanılan insan sevgisi, bir ömrün en kıymetli mirasıdır. Çünkü insan ne kadar yaşadığıyla değil, ne kadar güzel hatırlandığıyla yaşar.</p>

<p><strong>Yolunuza vefalı insanların çıkması dileğiyle...</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 13:31:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/04/gulten-abaci-1712351372.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD, ÇİN, SELÇUK BAYRAKTAR</title>
                <category>Tonyukuk Boran (Uluslararası  Stratejist)</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/abd-cin-selcuk-bayraktar-1257</link>
                <author>Tonyukuk@bruxelleskorner.com (Tonyukuk Boran (Uluslararası  Stratejist))</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/abd-cin-selcuk-bayraktar-1257</guid>
                <description><![CDATA[ABD, ÇİN, SELÇUK BAYRAKTAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>ABD, ÇİN, SELÇUK BAYRAKTAR</strong></span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><em>Tonyukuk BORAN</em></strong></span></span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İkinci Dünya Savaşı; Almanya’nın Polonya’ya saldırması ile 1 Eylül 1939 tarihinde başladı. Ancak Mayıs 1940’a kadar Almanya-Fransa sınırı hattında <strong><em>Yalancı Savaş</em></strong> olarak tanımlanan dönem yaşandı. Ülkeler birbirine savaş ilan etse de nerede ise bölgede karşılıklı eylemde bulunmadılar. İsrail/ABD-İran Savaşı ise tarihe belki de <strong><em>Yalancı Ateşkes</em></strong> olarak girecek. Zira İsrail’in Lübnan saldırıları, İran’a karşı zaman zaman kaynağı belirsiz saldırılar ve İran’ın karşı saldırıları devam etmektedir. En son olarak ABD’nin AH-64 Apache helikopterinin düşürülmesini bahane ederek İran’a karşı geniş bir saldırı başlatması Yalancı Ateşkes’in pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve ABD’de halen İsrail destekçilerinin kararlarda etkili olduğunu göstermektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2011%20juin%202026%2C%2012_21_16.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Birçok uzman ABD-İran Savaşı’nı ABD-Çin mücadelesinin bir aşaması olarak görmektedir. Ancak ekonomi cephesinde ise ABD’nin özellikle finansal ve teknolojik gücü sebebi ile Çin’in ABD ile yarışamayacağı birçok liberal yazar tarafından paylaşılan bir fikirdir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bir ekonominin gelişimine en büyük etki eden faktörlerden bazıları; bilimsel gelişme, üretim kapasitesi ile girişimciliğin desteklenmesidir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bilimsel gelişmeler açısından bakıldığında; ABD teknolojik anlamda Çin’in önünde gözükmektedir. Özellikle üniversite markası, Nobel, atıf geleneği ile özel sektör inovasyonunda Çin’in ilerisinde yer almaktadır. Ancak Çin’in makale sayısı, patent sayısı, üniversitelerin hızlı gelişimidevlet desteklerinin de yüksek olması sebebi ile ARGE ölçeğinde ABD’yi yakalamış veya kısa sürede yakalayacak seviyededir. Çin’in öne geçiren bir husus ise bilimsel gelişmelerin hızla uygulamaya sokulmasıdır. Örnek vermek gerekirse Microsoft tarafından araştırılan yapay zeka terminallerinin su içinde yapılması ile soğutma giderlerinin düşürülmesi yöntemi geçtiğimiz günlerde dünyada ilk olarak Çin tarafından uygulanmıştır. Ayrıca Çin’in insan gücünün büyük olması ve bu insan gücünün iyi eğitilmesi ile ilerleyen dönemlerde ABD ile en azından mücadele edebilecek seviyeye ulaşacağı öngörülmektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Üretim kapasitesi ekonomiyi etkileyen bir başka kritik husus olmakla beraber uzun süreli bir mücadelede en büyük etken olacağı açıktır. Nitekim ABD’nin İran’a karşı savaşta kullandığı kritik mühimmatın (Hava ve Füze savunma Füzeleri (SM-3,SM-6, THAAD Patriot PAC-3), uzun menzilli füzeleri (AGM-158 JASSM ve AGM-86 Tomahawk/CALCM)) yerine konmasının normal süreçte 5 yıl civarında olacağı birçok kaynakta belirtilmektedir. Buna karşılık ABD Savaş Bakanlığı üretim kapasitesinin artırılması için milyarlarca dolarlık kaynak ayırmaktadır. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çin, dünya imalat sanayinde % 30 civarında bir paya sahip iken ABD’nin payı yaklaşık % 15’tir. Çin tek başına ABD, Almanya, Japonya ve Güney Kore’nin toplam kapasitesi ile yarışabilmektedir. Ayrıca tedarik zincirinin en önemli halkası olan gemilerin inşasında Çin tüm dünyadan daha fazla üretim yapabilmektedir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yapay zeka alanında ise ABD ve Çin aralarında mücadele ederken, Çin’in çip üretiminde ABD’nin gerisinde olsa da gelişim hızının aşırı yüksek olması sebebi ile aradaki farkı kapatma yönünde çok büyük adımlar atmaktadır. Yapay zekanın diğer bir girdisi olan enerji alanında ise; dünyada güneş panelleri üretiminde dünya birincisidir. Ayrıca nükleer enerji kapasite artışı ve yeni nükleer teknolojiler konusunda da birçok çalışma yapmakta ve süratle hayata geçirmektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ekonomiyi büyüten bir diğer etkili faktörde yenilikçi iş alanlarında girişimcilerin ekonomiden elde ettikleri faydanın büyük olması ve bunun da diğer girişimcilere örnek olması ile kar topu etkisi ile ekonominin büyümesidir. Kısacası <strong><em>Amerikan rüyası</em></strong> olarak tanımlanan olgudur. Forbes zenginler listesine bakıldığında; ABD’nin en zenginleri listesinin % 80 ila 90 civarında iken Çin’in karma ekonomiye yeni geçmesinin de etkisi ile bu oran % 90 üzerindedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ülkemizde girişimci olarak Türkiye’nin en zenginler listesine girerek dikkati çeken kişi Cumhurbaşkanımızın damadı Selçuk BAYRAKTAR’dır. Babasının başlattığı insansız hava araçlarını bizzat geliştirilmesinde de yer alarak bir servetin sahibi olmuş ve gelişimine de devam etmektedir. Bürokratik engellerden dolayı yakınması da zaman zaman açıklamalarında yer almaktadır. Ancak muhtemelen kendisinin dahi farkına varmadığı bir diğer hususa dikkat çekmek gerekmektedir. Zira bürokraside yer alan statükocu karar vericilerin (Başımıza icat çıkarma diyen zihniyet) normal şartlarda kırk dereden su getirecekleri olaylarda Cumhurbaşkanımızın damadı olması sebebi ile daha olumlu yaklaşmaktadır. Nitekim bu ülke zamanında Nuri DEMİRAĞ, Şakir ZÜMRE gibi nice girişimciyi koruyup güçlendirmeyerek gelişmesini kendisi sekteye uğratmıştır. BAYRAKTAR kardeşlerin kamuoyunda bilinen İHA’lar ile sınılı olduğunu düşünmek ise onların vizyonlarına hakaret olur. Gelecekte İHA’lardan daha çok Fergani olarak bilinen uzay çalışmaları ile ön plana çıkacaklarına kuşku bulunmamaktadır. Selçuk ve Haluk BAYRAKTAR kardeşlerin girişimleri ülkemizin ekonomi, bilim ve teknoloji, askeri ile siyasi gücüne doğrudan olumlu etki etmektedir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ekonomi bilimindeki gelirler ücret (çalışanların geliri), kâr (girişimcinin geliri) ve rant (Toplumumuzda her ne kadar konu gayrimenkul olarak görülse de tanımsal olarak sermayenin elde ettiği geliri tanımlamaktadır.) olarak sınıflandırılmaktadır. Ekonominin gelişimi için milli gelir içinde kârın artırılması ve rantın düşürülmesi önem taşımaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sonuç olarak; ekonomik alanda Çin’in gelişiminin üretim, bilimsel ve girişimcilik faktörleri ile de desteklendiği görülmektedir. ABD’den geride olduğu alanlarda gelişim hızının yüksek olması nedeni ile de orta vadede sürdürülebilir bir şekilde ABD’yi yakalayıp geçeceğini öngörmek isabetli olacaktır. Ancak ABD’nin bir çıkar birliği olduğu, Çin tarihinin ise iç savaşlar tarihi olduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekmektedir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 13:12:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/04/tonyukuk-boran-uluslararasi-stratejist-1744136572.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ahmet Urfalı’dan “Bayrak ve Vatan Sevgisi’’ Konferansı</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ahmet-urfalidan-bayrak-ve-vatan-sevgisi-konferansi-1255</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ahmet-urfalidan-bayrak-ve-vatan-sevgisi-konferansi-1255</guid>
                <description><![CDATA[Ahmet Urfalı’dan “Bayrak ve Vatan Sevgisi’’ Konferansı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:18.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#202020">Ahmet Urfalı’dan “Bayrak ve Vatan Sevgisi’’ Konferansı</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#202020">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Urfalı, Kütahya'nın Tavşanlı ilçesindeki İstiklal Ortaokulu'nda öğrencilere "Bayrak ve Vatan Sevgisi" konulu konferans verdi. </span></span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#202020">Okul yönetiminin ev sahipliğinde gerçekleştirilen programa öğrenciler yoğun ilgi gösterirken, konferans boyunca milli ve manevi değerler ön plana çıktı. Ahmet Urfalı, Türk bayrağının ve vatanın taşıdığı anlamı anlatarak genç nesillerin bu değerlere sahip çıkmasının önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#202020"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/51b13e81-c87c-424c-b0b7-95a6ecb66738.jpg" style="height:800px; width:601px" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#202020">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Konuşmasında vatan sevgisinin sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Urfalı, gençlere önemli mesajlar verdi. Bu toprakların büyük fedakârlıklarla kazanıldığını ifade eden Urfalı, öğrencilere, "Bu aziz vatanı bizlere emanet eden şehitlerimizin hatırasına ve emanetine her zaman sahip çıkmalıyız. Bayrağımız, bağımsızlığımızın ve millet olma şuurumuzun en büyük sembolüdür" dedi.Öğrencilerin ilgiyle takip ettiği konferansta milli birlik, beraberlik ve vatan sevgisinin gelecek nesillere aktarılmasının önemi üzerinde duruldu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#202020">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Konferans sonrasında açıklamalarda bulunan Ahmet Urfalı, Tavşanlı Anadolu Lisesi'nden öğrencisi olan İstiklal Ortaokulu Müdürü Mustafa Ağartan'ın daveti üzerine programa katıldığını belirtti.Urfalı, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:"Tavşanlı Anadolu Lisesinden öğrencim, İstiklal Ortaokulu Müdürü Mustafa Ağartan'ın öncülüğü ve organizasyonu üzerine nazik davetine icabet ederek okul öğrencileriyle 'Vatan ve Bayrak Sevgisi' konulu bir söyleşi yapma imkânına kavuştuk. </span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#202020"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/7d50925d-5ab6-498c-aa78-548751395203.jpg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#202020">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ardından aynı okulda öğretmen olarak görev yapan öğrencilerimle bir araya gelerek anılarımızı tekrar yaşadık."Etkinliğin son derece düzenli ve anlamlı geçtiğini belirten Urfalı, programa katkı sunan eski öğrencilerine ve dostlarına teşekkür ederek, yıllar sonra öğrencileri tarafından hatırlanmanın ve sevgiyle karşılanmanın bir eğitimci için en büyük mutluluklardan biri olduğunu ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#202020">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yıllardır gerçekleştirdiği konferanslarla gençlere milli ve manevi değerleri aktarmaya devam eden Ahmet Urfalı, Tavşanlı'daki söyleşisinde de vatan ve bayrak sevgisinin önemini güçlü mesajlarla anlattı. Öğrenciler tarafından büyük ilgi gören konferans, hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle sona erdi. Urfalı'nın özellikle genç nesillere yönelik gerçekleştirdiği bu tür programlar, milli şuurun güçlendirilmesine ve vatan sevgisinin canlı tutulmasına önemli katkı sağlamaya devam ediyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#202020"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/af7f6bda-7214-4014-8363-43164ff7d146.jpg" style="height:800px; width:601px" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 22:08:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni yaşam </title>
                <category>Nerkiz Sahin</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/yeni-yasam-1254</link>
                <author>nrkiz@bruxelleskorner.com (Nerkiz Sahin)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/yeni-yasam-1254</guid>
                <description><![CDATA[Yeni yaşam ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:36px">Yeni yaşam&nbsp;</span></strong></p>

<p>Bazen mutluluğun ve hüzün yolu aynı anda kesişir. Yeni bir hayatı karşılar ve aynı zamanda hüzünle geçmişe dalabiliriz.</p>

<p>Doğum hayatımıza ışık, umut ve yeni bir başlangıç getirir. Ama hayatta mutluluk ve acı yeri gelir el ele yürür. Bu duygular birbirinin zıttı gibi görünse de, yine de yan yana var olabiliyor. Hepimizin böyle anları olmuştur mutlaka.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/985b8b96-2ba2-4abc-88d0-37e3193c77c9.png" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p>Bugün başlayan yeni bir yaşam için mutluluk duyuyor, aynı zamanda geçmişe dair kaybettiklerimiz için yas tutuyor olabiliyoruz. Yeni hayatın sevinciyle gülümsüyor, kaybın acısıyla üzülüyoruz yeri gelince.&nbsp;</p>

<p>Biliriz hayatımızda bir bölüm biterken, her zaman yeni bir bölüm başlar. Bazen yazılan hikayemizde başlıklar aynı olur, hatta isimler aynı olur veya geri gelir. Dilimize dolanır, hiç gitmemiş gibi. Hatta hiç düşmemişti dilimizden ve yüreğimizden.</p>

<p>Her iki duyguyu aynı anda yaşamak bu yüzden mümkün.&nbsp;<br />
Hem yeni yaşamın gelişinin sevincine hem de vedanın acısına yer vermek gerekir. Gönlümüzde hepsine yer var.</p>

<p>Bu iki duygu arasında, nesilleri birbirine bağlayan bir bebek büyüyor şimdi yuvamızda.<br />
Bir isim birini geri getiremez, ama bir hikâyeyi, bir sevgiyi ve bir hatırayı yaşatmayı kesinlikle bilir.&nbsp;</p>

<p>Hayat bize aynı gün içinde en farklı duyguları yaşatabiliyor, özlemini duyduğumuz kişilerin anılarını kalbimizde taşırken yeni anılar biriktireceğimiz bir bebek doğuyor güneş gibi üzerimize.</p>

<p>Hoş geldin Dünya'mıza Hakan bebek...</p>

<p>Nerkiz</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 17:57:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2023/01/nerkiz-sahin-1675124078.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Osmanlı’da Mahalle: Taştan, Topraktan ve İnsandan Örülmüş Bir Medeniyet Çekirdeği</title>
                <category>Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/osmanlida-mahalle-tastan-topraktan-ve-insandan-orulmus-bir-medeniyet-cekirdegi-1253</link>
                <author>DrMehmetArslan@bruxelleskorner.com (Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/osmanlida-mahalle-tastan-topraktan-ve-insandan-orulmus-bir-medeniyet-cekirdegi-1253</guid>
                <description><![CDATA[Osmanlı’da Mahalle: Taştan, Topraktan ve İnsandan Örülmüş Bir Medeniyet Çekirdeği]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Osmanlı’da Mahalle: Taştan, Topraktan ve İnsandan Örülmüş Bir Medeniyet Çekirdeği</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dr. Mehmet ARSLAN</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/9f701661-bf51-4aeb-abf8-0d1dfe4ed146.png" style="height:450px; width:800px" /></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Osmanlı toplumunda mahalle, yalnızca evlerin yan yana dizildiği kuru bir sokak topluluğu ya da sıradan bir yerleşim birimi değildi. Mahalle; insanların birbirini yakından tanıdığı, sevinci ve tasayı paylaştığı, harcı dayanışma ve ortak sorumlulukla karılmış yaşayan bir organizmaydı. Dönemin şartlarında bir insan, çoğu zaman yalnızca kendi adıyla değil, ait olduğu mahalleyle anılırdı. "Filanca Mahallesi’nden Ahmed Efendi" ifadesi, o kişinin kimliğinin, saygınlığının ve aidiyetinin en somut göstergesiydi. Merkezinde genellikle bir mescit veya caminin yer aldığı, etrafında şekillenen bu yapı, fiziksel bir mekân olmanın ötesinde tam anlamıyla bir kültür havzasıydı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Osmanlı mahallesinin sırrı, sadece insan ilişkilerinde değil, sokakların ve evlerin mimarisinde de gizliydi. Mimari, tesadüfi bir yığılma değil, derin bir mahremiyet anlayışının sonucuydu. Çıkmaz sokaklar, dışarıdan gelen yabancıların mahalleye elini kolunu sallayarak girmesini zorlaştıran doğal bir güvenlik önlemiydi. Evlerin yüksek duvarlı avluları, sokaktan içerinin görünmesini engellerdi. Evler inşa edilirken komşunun güneşini ve rüzgarını kesmemeye özen gösterilir, cumbalı pencereler komşu evin içini doğrudan görmeyecek şekilde tasarlanırdı. Bu ince düşünce, saygının taşa ve ahşaba işlenmiş haliydi. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bu organik yapının idari ve hukuki işleyişi de son derece sağlam temellere dayanıyordu. Mahallenin en önemli figürü olan imam, sadece ibadetleri yöneten bir din görevlisi değil; aynı zamanda devletle mahalleli arasındaki bağı kuran bir temsilci ve komşular arasındaki anlaşmazlıkları çözen bir arabulucuydu. İmamın yanı sıra mahalle kethüdası (muhtarın atası) ve geceleri asayişi sağlayan bekçiler, düzenin koruyucularıydı. Bununla birlikte Osmanlı mahallesinde “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturu sadece ahlaki bir öğüt değil, kurumsal bir pratiğe dönüşmüştü. Neredeyse her mahallenin kendine ait bir "Avarız Sandığı" (mahalle vakfı) bulunurdu. Mahallelinin bağışlarıyla dolan bu fon sayesinde; ödeme güçlüğü çekenlerin vergileri ödenir, fakir kızlara çeyiz düzülür, hastaların masrafı karşılanır ve mahallenin bozulan çeşmesi, kaldırımı onarılırdı. Bu dayanışmanın en güzel yansımalarından biri de mahalle bakkalıydı. Bakkal sadece alışveriş yapılan bir yer değil, mahallenin nabzının attığı, sırların tutulduğu bir merkezdi. Zengin ve hayırsever kimseler, Ramazan aylarında veya bayram öncelerinde bakkala gelir, "Zimem Defteri" denilen veresiye defterinden rastgele sayfalar açtırarak yoksulların borçlarını sildirirdi. Borcu ödeyen kimin borcunu ödediğini, borçlu da kendisini kimin kurtardığını bilmezdi. Zarafet, yardımlaşmanın ayrılmaz bir parçasıydı. Mahalle kahvehaneleri ise erkeklerin sosyalleştiği, memleket meselelerinin konuşulduğu, işsizlere iş bulunduğu sivil toplum merkezleri gibi işlev görürdü. Elbette bu sıkı bağların doğal bir uzantısı olarak güçlü bir sosyal denetim mekanizması da mevcuttu. Bugün "mahalle baskısı" dediğimiz kavramın tarihsel kökleri burada yatar. İnsanların birbirini çok iyi tanıdığı bu düzende; bir eve kimin gelip gittiği veya kimin toplumsal düzeni bozacak davranışlar sergilediği anında fark edilirdi. Mahallenin genel ahlakına zarar veren tutumlar hoş görülmezdi. Bu durum bir yandan muazzam bir güven ve aidiyet hissi üretirken, diğer yandan bireysel sınırları daraltan bir gözetim mekanizmasıydı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ed485db6-922f-4368-9c54-8a1bba1c5d41.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Gündelik yaşamın en renkli yüzünü ise çocuklar ve kadınlar oluştururdu. Mahalle çocukların misket ve çelik çomak oynayarak birlikte büyüdüğü devasa ve güvenli birer oyun alanıydı. Bir çocuk sadece kendi anne babasının değil, adeta tüm mahallenin evladı kabul edilir; yanlış bir hareketi olduğunda komşu teyze tarafından uyarılabilirdi. Kadınlar ise avlulu ev düzeninin sunduğu imkanlarla kapı önü sohbetlerinde, kışlık hazırlıklarında ve düğün organizasyonlarında bir araya gelerek bu toplumsal dokunun görünmez mimarları olurlardı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Özetle Osmanlı mahallesi; mimarisiyle mahremiyeti koruyan, sandığıyla yoksulu doyuran, bekçisiyle güvenliği sağlayan ve insanı yalnızlık girdabından kurtaran benzersiz bir medeniyet çekirdeğiydi. </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 01:50:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/dr-mehmet-arslan-tarihci-bagimsiz-akademisyen-1769176822.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BORÇ İSTER Mİ? GANİ OLAN</title>
                <category>Prof. Dr. Hilmi Özden</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/borc-ister-mi-gani-olan-1252</link>
                <author>ProfDrHilmiozden@bruxelleskorner.com (Prof. Dr. Hilmi Özden)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/borc-ister-mi-gani-olan-1252</guid>
                <description><![CDATA[BORÇ İSTER Mİ? GANİ OLAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">BORÇ</span></strong><strong><span style="font-size:14.0pt">&nbsp;İSTER Mİ? GANİ OLAN</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Ey insanlar, siz&nbsp;Allah'a yönelmiş yoksullarsınız!&nbsp;<strong>Allah</strong><strong>&nbsp;ise mutlak Ganî, mutlak Hamîd'dir.</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">&nbsp;Fâtır-15.ayet&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">“<strong>Kimdir o ki&nbsp;Allah'a güzel <span style="background-color:#fefefe"><span style="color:black">(karşılık beklemeden) </span></span>&nbsp;bir sûrette&nbsp;borç&nbsp;versin de&nbsp;Allah&nbsp;onu, o kimseye fazlasıyla ve kat - kat ödemesin?&nbsp;</strong>Allah&nbsp;daraltır da, ferahlatır da. Hepiniz de sonunda ona dönüp ulaşacaksınız”.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Bakara suresi-245.ayet</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Göğse yakut salınırmış?</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Sen bu sözü bildin mi hiç?</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">Muma Güneş alınırmış</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Sen bu sözü bildin mi hiç?</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Gel Oku sen Hak Kur’an’ı</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Arşa istiva duranı</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">Sonsuz ok’la kul vuranı</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Sen bu sözü bildin mi hiç?</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Borç</span><span style="font-size:14.0pt">&nbsp;ister mi?&nbsp;[1]&nbsp;Gani[2]&nbsp;olan</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Azrail’le canlar yolan</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">Fakir gönle mülkü dolan</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Sen bu sözü bildin mi hiç?</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Özden bırak nazı gözü</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Anlayanın görür özü</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">Döner Hakk’a daim yüzü</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Sen bu sözü bildin mi hiç?</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Saygılarımla</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">2 Nisan 2015</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">Hilmi Özden</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;</span></span></p>

<div>&nbsp;</div>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt">[1]</span><span style="font-size:10.0pt">&nbsp;<strong>Kimdir o ki&nbsp;Allah'a güzel <span style="background-color:#fefefe"><span style="color:black">(karşılık beklemeden) </span></span>&nbsp;bir sûrette&nbsp;borç&nbsp;versin de&nbsp;Allah&nbsp;onu, o kimseye fazlasıyla ve kat - kat ödemesin?&nbsp;</strong>Allah&nbsp;daraltır da, ferahlatır da. Hepiniz de sonunda ona dönüp ulaşacaksınız”.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt">Bakara suresi-245.ayet</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt">[2]</span><span style="font-size:10.0pt">&nbsp;Ey insanlar, siz&nbsp;Allah'a yönelmiş yoksullarsınız!&nbsp;<strong>Allah</strong><strong>&nbsp;ise mutlak Ganî, mutlak Hamîd'dir.</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt">&nbsp;Fâtır-15.ayet&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 01:43:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/prof-dr-hilmi-ozden-1769727937.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Avuç Kına</title>
                <category>Kadir Duran</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bir-avuc-kina-1251</link>
                <author>duranskynetbe@hotmail.com (Kadir Duran)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bir-avuc-kina-1251</guid>
                <description><![CDATA[Bir Avuç Kına]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:48px"><span style="font-family:Courier New,Courier,monospace">Bir Avuç Kına</span></span></strong></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/fdf1b806-16d1-42ef-aba0-2259b1b5464b.png" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/kina-haberi-1.png" style="height:800px; width:566px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/kina-haberi-2.png" style="height:800px; width:566px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/kina-haberi-3.png" style="height:800px; width:566px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/kina-haberi-4.png" style="height:800px; width:566px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/kina-haberi-5.png" style="height:800px; width:566px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-06-01%20at%2023_55_15.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 00:37:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/05/kadir-duran-1747245752.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“DAĞLAR İLE TAŞLAR İLE”</title>
                <category>Prof. Dr. Hilmi Özden</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/daglar-ile-taslar-ile-1250</link>
                <author>ProfDrHilmiozden@bruxelleskorner.com (Prof. Dr. Hilmi Özden)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/daglar-ile-taslar-ile-1250</guid>
                <description><![CDATA[“DAĞLAR İLE TAŞLAR İLE”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“DAĞLAR İLE TAŞLAR İLE”</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hilmi ÖZDEN<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></strong></a></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu denemede Yunus Emre’nin (1240-1321) “<strong>dağlar ile taşlar ile</strong>” başlayan şiirinin Endülüslü Muhiddin’in (1165-1240) “<strong>Cemâdâttan (cansız nesnelerden) yüce bir mahlûkat yoktur</strong>” mısrası ile derin ilişkisine yaklaşmaya gayret etmeye çalışılacaktır. Çünkü <strong>hem Yunus hem de Muhiddin vahdet-i vücud’un kurucu isimlerindendir.</strong> Tasavvuf okullarının kurucuları insanlık düşünce tarihi açısından iyi bilinmeli ve araştırmalıdır. Takipçiler çoğu kez kurucu isimlerin eserlerini açıklamaya/şerh etmeye çalışır. Davud-i Kayserî (1261-1345), Niyâzî-i Mısrî (1618-1694) ve birçok mutasavvıf vahdet-i vucud okulunun takipçileridir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/df210e43-d3fc-4cfc-a325-600c8163a6c3.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Felsefe ve düşünce okulları için de bu kural geçerlidir. Örneğin:&nbsp; Sokrates (M.Ö. 470–399), Platon (M.Ö 427-347), Aristoteles</span></span> <span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">(MÖ 384-322) kurucu filozoftur. Farabi</span></span> <span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">(870- 950), İbn-i Sina (980-1037), İbn-i Rüşt</span></span> <span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">(1126-1198) her ne kadar bu üstatlardan etkilendiler ve onların yorumcusu olarak kabul edildilerse de İslam dünyasına has felsefî yol ve yöntemlerini de kurmuşlardır. Batıda bilinen felsefecilerin çoğu Sokrates ve Platon’a dipnot düşmektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Vahdet-i Vucud’un zirve şahsiyetlerinden Yunus’un ilahisi şu satırlardan oluşmaktadır:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;“Dağlar ile taşlar ile/ Çağırayım Mevlâm seni/ Seherlerde kuşlar ile/ Çağırayım Mevlâm seni</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sular dibinde mahî ile/ Sahralarda ahû ile/ Abdal olup yahû ile/ Çağırayım Mevlâm seni</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Gökyüzünde İsa ile/ Tur dağında Mûsa ile/ Elindeki asa ile/ Çağırayım Mevlâm seni</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Derdi öküş Eyyûb ile/ Gözü yaşlı Yakub ile/ Ol Muhammed mahbûb ile/ Çağırayım Mevlâm seni</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hamd ü şükrullah ile/ Vasf-ı Kulhüvallah ile/ Daima zikrullah ile/ Çağırayım Mevlâm seni</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bilmişim dünya halini/ Terk ettim kıyl u kâlini/ Baş açık ayak yalını/ Çağırayım Mevlâm seni</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yunus okur diller ile/ Ol kumru bülbüller ile/ Hakk’ı seven kullar ile/ Çağırayım Mevlâm seni<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[2]</span></span></a>”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yunus Emre <strong>“Dağlar ile taşlar ile/ Çağırayım Mevlâm seni/ Seherlerde kuşlar ile/ Çağırayım Mevlâm seni</strong>” dizeleri ile bu ilahisine başladığı görülmektedir. Bu başlangıç bize Endülüslü sufi Muhiddin Arabi’nin Fusûsu’l-Hikem İshak faslındaki şiirinin mısralarını çağrıştırmaktadır. Yahut Muhiddin’in sözleri Yunus’u hatırlatmaktadır: </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Fidyesi midir bir peygamberin koç kurbanı?/ Nerede o acı meleme, nerede insan feryadı?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">/İnayet etti de Allah ya bize ya ona, o koçu yüceltti / Yüceliğin ölçüsünü acep nasıl bir terazide tarttı? /</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Develer kıymetçe ağırdır buna kuşku yoktu/ Ama kurbanlıkça değeri koçtan daha düşük oldu/ </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bir koç bilmem ki bakmadan cılız bedenine/&nbsp; Nasıl da oluverdi verdi de vekil, Rahman'ın halifesine ?/</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Var bir düzen anlasana bu fidye işinde/ Artmakta kazançlar, zararlarsa eksilmede/</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;<strong>Daha üstün yaratık yoktur donuktan (cansızdan) öte / Sonra gelir bitkiler kendi ölçüsünce / </strong></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sonrakiler duyu sahibidir; hepsi de ariftir / Kesin delil gerekmez ona keşif yoluyla bilir /</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Adem dediklerine gelince eksik olmaz boynundan / bir boyunduruk ki mamül akıldan, fikirden, imandan /</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Sehl ve bizim gibiler düşünüyoruz böyle işte/ İhsan mertebesine ermişiz hepimiz de / </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Gördüğüm gerçeği gören kişi / Söylediğimi görür açıkta ve gizlide / </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sözüme muhalif söze sakın itibar etme / Kıraç toprağa boş yere tohum serpme / </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sağır, dilsiz bunların hepsi; vermedi mi onlardan haber / Kur'an ayetlerinde o Masum Peygamber<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[3]</span></span></a></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;“Cemâdâttan (cansız nesnelerden) yüce bir mahlûkat yoktur (Daha üstün yaratık yoktur donuktan (cansızdan) öte). Ondan sonra da kadir ve kıymet dereceleri itibâriyle bitkiler gelir. Bitkilerden sonra gelenler de his sâhibi olanlardır (yâni hayvanlardır). (Bu üç sınıf varlığın) hepsinin de Yaratıcı'larını keşf ile ve (bu husustaki) delillerin tartışılmasıyla bildikleri sâbittir. Ama "âdem" adıyla anılan mahlûka gelince, o akılla, fikirle ve iman bağı ile bağlıdır. Cemâdât dediğimiz cansız nesnelerin nefsi (ego'su) yoktur. Bundan dolayıdır ki onlar Allah'ın emirlerine mutlak sûrette ve kayıtsız-şartsız itaatkâr olurlar. Onların Kullukları (ubûdiyyetleri), bu anlamda, kusursuz ve mükemmel olur. Onlar Allah'ın onların üzerindeki fiillerine çıplak bir şekilde tâbî olurlar; çünkü onlarla Allah Teâlâ arasında bir perde yoktur. Bu görüş açısından da Varlık hiyerarşisinde en üst mertebeyi işgal ederler. İkinci sırada bitkiler gelmektedir. Bunlar büyürler, gıdâlarını özümlerler ve çoğalırlar. Bu kapsamda bunlar kendiliklerinden hareket ederler. Ve bu kapsamda Hakk'a cemadattan daha da uzaktadırlar. Üçüncü sırada ise hayvanlar vardır. Bunlar his sâhibi olup istek ve irâde faaliyeti sergilerler. Hislerle idrâk ve istek nefsin bir mikdar faal olduğunu izhâr eder. Ama hayvandaki nefis insân'daki kadar kuvvetli değildir. Cansız nesneler, bitkiler ve hayvanlar akla sâhip olmadıklarından Allah Teâlâ'yı tabiî bir “keşif” ve sezgi ile bilirler. Buna karşılık insân Akl'a sâhiptir; ve Akıl da onun nefsini en uç sınırlarına kadar geliştirir; bundan ötürü de insân kendi nefsiyle perdelenmiş olur. İdeal “kulluk” açısından insân, Varlık sıralamasında, en aşağı sırada yer almaktadır. Bu sıralamada daha üste tırmanabilmesi için, her şeyden önce, (aslında kendisini insân kılmakta olan) Akl'ı def etmek ve Akıl'dan türemiş olan bütün özellikleri de sıfırlamak zorundadır. Eğer bunda başarılı olursa o zaman hayvanların mertebesine terfi (!) edebilir. Bundan sonra da bitkiler ve daha sonra da cansız nesneler mertebesine terfi etmesi gereklidir. Ancak o zaman insân (kulluğun kemâli açısından) Varlık sıralamasında en üst mertebede olabilecektir”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[4]</span></span></a>.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İsrâ Suresi 44. Ayette şöyle buyrulmaktadır: “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder; O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız. O halîmdir, bağışlayıcıdır”. Bu çerçeveden bakıldığında her nesnenin Tanrı’yı tesbih ettiği/ andığı anlaşılmaktadır. Özellikle Yunus’un şiiri ve Muhiddin’in açıklamaları ile cansız nesnelerden insanlara doğru varlık tarifine/tasnifine başlaması bize insanların Kabe’yi tavaf etmesinin kozmik ve metafizik temellerini de açıklamaktadır. Taştan ibaret Kabe’nin Tanrı ile ilişkisi beklentisizlik temeli üzerinden olduğu için Beytullah olmayı hak etmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Muhiddin Arabi’nin “Cemâdâttan (cansız nesnelerden) yüce bir mahlûkat yoktur” vurgusu ile varlığı temellendirmesi yüksek ahlakın beklentisizlik yüceliği açısından taş (cansız) ve insan arasındaki farkı netleştirmektedir. Beklentisizlik yücelik getirmektedir. İnsan da beklentisizliğe ulaştığında yani ölü gibi cansızlığa ulaştığında (ölmeden önce öldüğünde) kemal yönünden uyanmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yunus Emre ve Muhiddin Arabî bu tespitleri ile taş gibi cansız nesnelerin beklentisizliğinin insanlara örnek olarak sunulması, düşüncenin olgunlaşması açısından yüksek ahlakın önemli bir idrak merhalesini temsil etmektedir. Sözlerimi kıymetli dostum Mehmet Ali Esmer’in hatırlatmasıyla şu ayet-i kerime ile sonlandırmak isterim: “<strong><span style="background-color:#fefefe"><span style="color:black">Kim Allah’a güzel (karşılık beklemeden) bir borç verirse Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder. Daraltan da genişleten de Allah’tır ve O’na döndürüleceksiniz</span></span></strong><span style="background-color:#fefefe"><span style="color:black">”(Bakara Suresi, 245.Ayet).</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kaynaklar:</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İbnü’l-Arabî (2013). Fusûsu’l-Hikem, Çeviri ve Şerh: Ekrem Demirli, Kabalcı Yayıncılık, İstanbul.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yunus Emre (2015). Gönül Kardeşliği ve Yunus Emre, Hazırlayan: Hilmi Özden, Doğu Kütüphanesi, İstanbul.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Toshihiko Izutsu (1997).&nbsp; İbn Arabî’nin Fusûs’unda Anahtar Kavramlar, Çeviren: Ahmed Yüksel Özemre, Kaknüs Yayınları, İstanbul.</span></span></span></span></p>

<div>&nbsp;
<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></a> <span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black">Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (ESTÜDAM) Kurucu Müdürü</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[2]</span></span></span></span></a><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"> Yunus Emre, Gönül Kardeşliği ve Yunus Emre, Hazırlayan: Hilmi Özden,&nbsp; İstanbul, 2015.s. 26-27.</span></span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[3]</span></span></span></a><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"> İbnü’l-Arabî, Fusûsu’l-Hikem, Çeviri ve Şerh: Ekrem Demirli, Kabalcı Yayıncılık, 2013, İstanbul, s. 85.</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[4]</span></span></span></span></a><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Toshihiko Izutsu,&nbsp;&nbsp; İbn Arabî’nin Fusûs’unda Anahtar Kavramlar, Çeviren: Ahmed Yüksel Özemre, 1997, s. 190.</span></span></span></span></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 May 2026 00:07:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/prof-dr-hilmi-ozden-1769727937.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kıbrıs Türkleri’nin de anavatan siyasetinde bir yer bulduğu günlere doğru</title>
                <category>Prof. IŞIK KUŞÇU  BONNENFANT</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kibris-turklerinin-de-anavatan-siyasetinde-bir-yer-buldugu-gunlere-dogru-1249</link>
                <author>ISIKKUSCU@TAXMANBXL.BE (Prof. IŞIK KUŞÇU  BONNENFANT)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kibris-turklerinin-de-anavatan-siyasetinde-bir-yer-buldugu-gunlere-dogru-1249</guid>
                <description><![CDATA[Kıbrıs Türkleri’nin de anavatan siyasetinde bir yer bulduğu günlere doğru]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="color:black">Kıbrıs Türkleri’nin de anavatan siyasetinde bir yer bulduğu günlere doğru </span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Diasporaların siyasal rolüne ilişkin tartışmalar genellikle önemli bir endişe etrafında şekillenir: yurt dışında yaşayan toplulukların, ülkede yaşayanlara kıyasla daha katı ya da daha milliyetçi görüşlere sahip olabileceği ve bunun da anavatan iç siyasetini olumsuz etkileyebileceği düşünülür. Kıbrıs örneğine ilişkin yakın zamanda yayınladığımız açık erişimli akademik çalışma, bu varsayımı sorgulamakta ve diasporanın anavatana ilişkin katılımcı süreçlere dahil edilmesine daha dengeli—ve nihayetinde daha yapıcı—bir yaklaşım önermektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/8167b3b1-6521-44be-bc23-ec4a502042c6.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Burada temel sorun, diasporaların seçim süreçlerine ya da danışma süreçlerine dahil edilip edilmemesi değil, bu katılımın demokratik açıdan meşru ve kurumsal olarak sürdürülebilir bir şekilde nasıl tasarlanabileceğidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bulgularımızdan ilki kurumların önemidir. Diasporanın anavatan siyasetine seçim yoluyla dahil olmasına ilişkin olası ve orantısız etki konusundaki endişeler devam etse de seçim sistemlerinin tasarımı bu endişeleri yönetmek için uygun araçlar sunabilir. Yaygın olarak kullanılan yaklaşımlardan biri, yurt dışı seçim çevrelerinin oluşturulması ve diaspora seçmenlerine sabit sayıda parlamenter koltuk tahsis edilmesidir. Bu yöntem, temsiliyet sağlarken yurt dışındaki nüfusun iç siyasi sonuçları belirleyici biçimde etkilemesini engeller. Bu tür mekanizmalar birçok ülkede halihazırda uygulanmaktadır ve Kıbrıs bağlamına da uyarlanabilir—örneğin, anayasal olarak tanımlanan, demografik olarak daha az sayıda olan toplumlara, benzer şekilde sınırlı sayıda yurt dışı sandalyesi ayrılarak. Bu şekilde yapılandırılmış kurumsal kanallar, siyasi katılım ile siyasi istikrar arasında bir denge oluşturulmasını sağlar.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">İkinci mesele, diasporanın demografik açıdan anavatanda yaşayan nüfusa oranla daha büyük olmasıdır. Bu çoğu zaman bir endişe kaynağı olarak gösterilir ve genelde de abartılı yorumlara sebebiyet verir. Yurt dışında yaşayan kardeşler temelli demografik yöntemler kullanılarak hazırlanan güncel anket araştırmaları, Kıbrıs diasporasının önemli olmakla birlikte genellikle varsayılandan demografik olarak sayıca daha az olduğunu göstermektedir. Tahminlere göre yaklaşık 100.000–110.000 Kıbrıslı Rum ve yaklaşık 50.000 Kıbrıslı Türk yurt dışında yaşamaktadır; bu rakamlar Birleşik Krallıktaki mevcut verilerle de büyük ölçüde uyumludur. Tüm bu bulgular, diaspora seçmen kitlesinin demografik üstünlüğüne ve dolayısıyla anavatandaki seçim sonuçlarını belirleyebilecek güçte olduğuna dair yaygın anlatıları sorgulamaktadır. Aksine, seçim sonuçlarına ilişkin orantısal sapma korkuların abartılı olduğunu ve ölçülü bir katılımın hem mümkün hem de yönetilebilir olduğunu göstermektedir. Son olarak bu konu geleceğe ilişkin önemli bir riske de işaret edebilir: diasporanın sayıca üstünlüğüne dair abartılı söylemler, aslında gerçekte var olan demografik gerilemeyi de gizliyor olabilir—bu da ileride geliştirilebilecek politikalarla ele alınabilir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Araştırmamızın üçüncü ve belki de en önemli bulgusu ise diasporaların anavatanda beliren seçim tercihlerinden fazla sapma göstermediğidir. Aksine, Kıbrıs’tan elde ettiğimiz son deneysel veriler, diaspora topluluklarının ülkede yaşayanların siyasi tutumlarını büyük ölçüde yansıttığını—hatta bazı durumlarda daha ılımlı ve barış yanlısı pozisyonlar benimsediğini göstermektedir. “Uzaktan milliyetçilik” yönündeki yerleşik varsayımların aksine, veriler diasporaların uzlaşmaya karşı çıktığı ya da bir çözüm anlaşmasına direnç gösterdiği yönünde tutarlı bir eğiliminin olmadığını ortaya koymaktadır. Tam tersine, diaspora tercihleri geçmişte müzakere süreçlerinde tartışılan temel konularda ülke içindeki vatandaşlarınkilerle büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu bulgunun işaret ettiği önemli bir nokta ise diaspora katılımına karşı ileri sürülen en temel argümanlardan birini zayıflatmaktadır ve diaspora katılımının siyasi süreçleri istikrarsızlaştırmada olası bir rolü olmadığını göstermektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bu üç noktanın birlikte değerlendirilmesi, diaspora ve anavatan ilişkisinin yeniden düşünülmesi için güçlü bir ampirik temel sunmaktadır. Diasporada yaşayan Kıbrıslıların gelecekte yapılacak bir referanduma dahil edilmesi konusu artık daha geniş bir kamuoyu tartışmasına dahil edilmelidir. Öncelikle, hem Kıbrıs’ta hem de yurt dışında diaspora katılımının nasıl düzenlenebileceğine ilişkin istişarelerle başlanabilir. &nbsp;Ardından da şeffaf bir hukuki çerçevenin oluşturulmasıyla sürece devam edilmelidir. Bu, özellikle de geçmiş müzakere süreçlerinde gözlemlenen iki diaspora toplumu arasındaki yakınlaşmalar göz önüne alındığında, uzun süredir gecikmiş bir adımdır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Sonuç olarak, iyi tasarlanmış kurumlar diasporanın anavatan iç siyasetine katılımını düzenleyebilir, diasporanın demografik üstünlüğü çoğu zaman varsayılandan daha azdır ve diaspora tercihleri büyük ölçüde ülke içindeki dinamikleri yansıtmaktadır. Bu koşullar altında, diasporaların siyasi süreçlerden dışlanması giderek daha zor savunulabilir hale gelmektedir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 May 2026 23:59:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/05/prof-isik-kuscu-1780001960.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alışkanlığınızdan tutuklusunuz!!!</title>
                <category>Liliya Ismailova</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/aliskanliginizdan-tutuklusunuz-1248</link>
                <author>liliyaismailova@hotmail.com (Liliya Ismailova)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/aliskanliginizdan-tutuklusunuz-1248</guid>
                <description><![CDATA[Alışkanlığınızdan tutuklusunuz!!!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:28px">Alışkanlığınızdan tutuklusunuz!!!</span></strong></p>

<p><strong>Alışkanlıklarınızın Tutsağı Olmayın</strong></p>

<p>İnsanların bazı alışkanlıkları zamanla öyle bir boyuta ulaşabiliyor ki, adeta hayatlarını bir hapishaneye çeviriyor.</p>

<p>Alıştıkları her neyse, ellerinden alındığında “özgürlüklerini kaybettikleri” korkusuna kapılıyorlar.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/1dc37a17-79f8-4e0f-a032-e790b8a32b47.png" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p>Oysa özgürlük nedir?</p>

<p>Bana göre özgürlük; bir insanın özgürlüğünün, başka bir insanın özgürlüğünün başladığı yere kadar sürmesidir.</p>

<p>Bir de çok yaygın başka bir mesele var:<br />
“Beni olduğum gibi kabul et” sözü…</p>

<p>Ne kadar klişe ve ne kadar boşaltılmış bir ifade.</p>

<p>Hepimizin onlarca rolü varken insan gerçekten kimin yanında tamamen kendisi olabiliyor ki?</p>

<p>Anne-baba rolü, eş rolü, evlat, komşu, arkadaş, ortak, esnaf…<br />
İnsan toplum içinde kendini kabul ettirme çabasıyla yaşarken, öncelikleri çoğu zaman üstlendiği roller oluyor.</p>

<p>Bazı alışkanlıkları törpülemek, hatta tamamen hayatımızdan çıkarmak bazen bir ömür sürebiliyor.<br />
İnsan, alışkanlıklarının gözünün içine dik dik bakabilmek için önce kendini tanımalı.</p>

<p>Kendini tanımak, kendini kabul etmek ve ilerleyebilmek ciddi bir emek ister.<br />
Bu, hayatın kaçınılmaz gerçeklerinden biridir.</p>

<p>Sonuç olarak şunu söylemek isterim:<br />
Eğer bir insan, bir alışkanlığının bedelini kendi huzuruyla ve sevdiklerinin huzuruyla ödüyorsa, o alışkanlık mutlaka hayatından çıkarılmalıdır.</p>

<p>İnsan bazen kendi değerini, karşı tarafın neleri feda ettiğine bakarak ölçebilir.</p>

<p>Hayatınızın kontrolü kendi elinizde olduğunda, yaşam çok daha keyifli bir serüvene dönüşür ve insana yepyeni hikâyelerin kapısını açar.</p>

<p>Alışkanlıklarınızın esiri olmayın.<br />
Bu geniş dünyayı kendinize dar etmeyin.</p>

<p><strong>Liliya Geisler</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 May 2026 22:29:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/c1ee41941f8ec5c1e486dfb88dd70253.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kazakhstan’s Alatau: A Smart City Project Between Strategic Ambition and the Test of Reality</title>
                <category>Abdulhamid Hamid Al-Kba</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kazakhstans-alatau-a-smart-city-project-between-strategic-ambition-and-the-test-of-reality-1247</link>
                <author>AbdulhamidamidAlKba@GMAIL.COM (Abdulhamid Hamid Al-Kba)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kazakhstans-alatau-a-smart-city-project-between-strategic-ambition-and-the-test-of-reality-1247</guid>
                <description><![CDATA[Kazakhstan’s Alatau: A Smart City Project Between Strategic Ambition and the Test of Reality]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:36px"><strong>Kazakhstan’s Alatau: A Smart City Project Between Strategic Ambition and the Test of Reality</strong></span></p>

<p><em>Abdulhamid Hamid Al-Kba</em></p>

<p><em>Opinion writer specializing in Central Asia and Azerbaijan affairs</em></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/KAZAPROJ.png" style="height:500px; width:800px" /></p>

<p>Across the plains north of Almaty, Kazakhstan is developing a new smart city with an estimated cost of around $25 billion, as part of an ambitious urban project that some local observers describe as an attempt to create the “Singapore of Central Asia.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>The city carries the name “Alatau,” a Kazakh word associated with the country’s famous southern mountain ranges and often translated as “multicolored mountains,” reflecting the seasonal changes in the landscape. Yet the new Alatau is being presented not merely as an urban expansion project, but as a distinct economic and legal model designed to redefine the relationship between technology, investment, and urban development in Central Asia.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>The project is strategically located along the transport corridor linking Western Europe and Western China, giving it significance that goes far beyond traditional urban planning and placing it within Kazakhstan’s broader vision of becoming a regional logistics and digital hub across Eurasia.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Since the former village of Zhetigen was granted the status of a city of regional importance in early 2024, Alatau has gradually evolved into a national flagship project receiving direct political attention. That momentum later accelerated when the city was granted a special legal framework providing regulatory and administrative powers different from those of other Kazakh cities.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Alatau extends across nearly 96,500 hectares, making it one of the largest new-city projects in Central Asia, with an area roughly twice the size of nearby Almaty.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Under the master plan, the city is designed as a multi-centered urban hub that includes:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>a financial and commercial district,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>educational and medical clusters,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>industrial and logistics zones,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>as well as tourism and leisure projects along the Kapchagay reservoir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>According to long-term official plans, Alatau could eventually accommodate around 1.9 million residents and generate nearly one million jobs in technology, services, and the digital economy as part of a development vision extending to 2050.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Despite these ambitions, Kazakh local media coverage suggests that the project remains in an early foundational stage, although it has gradually begun moving from paper planning toward physical implementation on the ground.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Over the past two years, authorities have focused primarily on establishing the city’s legal and administrative foundations while simultaneously preparing core infrastructure and attracting initial investments.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Parliament approved a special constitutional law for Alatau, later confirmed by the Constitutional Court and formally signed by the president, in a move aimed at creating a more flexible governance model capable of reducing bureaucracy and facilitating investment procedures.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>At the same time, an independent administrative authority was established to serve as a unified gateway for investors, alongside the approval of the final master plan and the expansion of the surrounding special economic zone.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>On the implementation side, the government has already begun developing electricity, water, and engineering infrastructure networks, while official data points to dozens of investment projects worth billions of dollars across industry, logistics, and technology sectors.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Among the announced developments is the futuristic “Iconic Towers” complex, designed with the participation of global firms including Skidmore, Owings &amp; Merrill and Zaha Hadid Architects, in addition to plans for educational and technological partnerships with South Korean institutions.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Meanwhile, field reports indicate that large sections of the future city still resemble open infrastructure construction zones, where current work remains focused on upgrading roads, communications networks, water systems, and basic services. This reflects the natural gap between ambitious visions and on-the-ground execution during the early phases of large-scale futuristic urban projects.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kazakhstan is clearly attempting to draw lessons from successful Asian economic and urban models such as Shenzhen and Singapore by creating a more flexible environment capable of attracting global companies, investment, and advanced technologies.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>However, international experience shows that building smart cities depends not only on legal reforms and modern infrastructure, but also on the ability to create a sustainable real economy capable of attracting residents, talent, and long-term investment.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>This is where Alatau’s central challenge emerges: can the city transform into a genuine economic and urban center, or will it remain a highly ambitious project driven primarily by state planning and directed investment?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>The success of the “digital city” model will depend on more complex factors, including:</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>administrative efficiency,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>sustainable financing,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>digital governance,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>cybersecurity,</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>and the state’s ability to balance economic flexibility with regulatory oversight.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>At the same time, social and developmental challenges remain equally important, particularly regarding the city’s future ability to provide a balanced and livable urban environment for different social groups.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Urban experiences in Kazakhstan over recent years have shown that the rapid growth of major economic centers such as Almaty and Astana has been accompanied by steadily rising housing and living costs, raising broader questions about how to balance investment-driven growth with long-term affordability and quality of life.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>For that reason, Alatau’s success will ultimately be measured not only by the scale of investment or the speed of construction, but also by its ability to create a sustainable city capable of attracting residents, retaining talent, and delivering balanced economic and social development.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Although it remains too early to deliver a final judgment on the project, Alatau clearly reflects Kazakhstan’s broader attempt to redefine its development model at a time of intensifying regional competition over technology, logistics, and investment.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Between strategic ambition and practical realities, Alatau today appears less like a completed city and more like a large-scale economic and urban experiment open to multiple outcomes. Over the next decade, it could emerge as one of Central Asia’s most important new growth centers — or face the same structural challenges that have complicated other futuristic city projects once visionary planning meets the realities of implementation and market economics.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 22:15:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/03/abdulhamid-hamid-al-kba-1774086184.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsani İkamet İzni: Türkiye’de Olağanüstü Nitelikte,  Koruyucu Bir İdari Statü</title>
                <category>Avukat Mehmet Taş ( TR )</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/insani-ikamet-izni-turkiyede-olaganustu-nitelikte-koruyucu-bir-idari-statu-1246</link>
                <author>MEHMETTAS@bruxelleskorner.com (Avukat Mehmet Taş ( TR ))</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/insani-ikamet-izni-turkiyede-olaganustu-nitelikte-koruyucu-bir-idari-statu-1246</guid>
                <description><![CDATA[İnsani İkamet İzni: Türkiye’de Olağanüstü Nitelikte,  Koruyucu Bir İdari Statü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">İnsani İkamet İzni: Türkiye’de Olağanüstü Nitelikte </span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">Koruyucu Bir İdari Statü</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İnsani ikamet izni, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) çerçevesinde düzenlenen, klasik ikamet izinlerinden farklı olarak istisnai ve takdire dayalı bir idari koruma statüsüdür. Bu izin, yabancının hukuki durumunun diğer ikamet türleriyle çözülemediği veya geri gönderilmesinin ciddi hak ihlallerine yol açacağı hallerde devreye girer.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/e493832d-1a3a-443d-b040-c4809c60645b.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Aşağıda, uygulamada insani ikamet izninin değerlendirilmesine konu olan başlıca başvuru grupları yer almaktadır:</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:Cambria,serif"><strong>1. Ülkesinde Ağır Baskı ve Hak İhlali Riski Taşıyanlar</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kendi ülkesinde siyasi görüşleri, dini inancı, etnik kimliği veya yaşam tarzı nedeniyle ciddi baskı, ayrımcılık veya sistematik hak ihlallerine maruz kalma riski bulunan yabancılar bu kapsama girmektedir. Değerlendirme, kişinin ülkesine dönmesi halinde temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmeyeceği esasına dayanır.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:Cambria,serif"><strong>2. Eski Askerî ve Kolluk Görevlileri ile Yakınları</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kendi ülkesinde askerî veya kolluk kuvvetlerinde görev yapmış olup, görevleri nedeniyle hedef haline gelme ihtimali bulunan kişiler ile bunların yakın aile bireyleri somut risk değerlendirmesi kapsamında ele alınabilir. Bu grupta özellikle siyasi rejim değişiklikleri, iç çatışma veya güvenlik krizleri belirleyici olabilir.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:Cambria,serif"><strong>3. Türk Vatandaşı ile Evli Olan Yabancılar</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türk vatandaşı ile evlilik bağı bulunan yabancılar, aile hayatına saygı ilkesi çerçevesinde insani ikamet değerlendirmesine konu olabilir. Burada amaç, aile birliğinin korunması ve hukuki statü sürekliliğinin sağlanmasıdır.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:Cambria,serif"><strong>4. Türk Vatandaşı Çocuğu Bulunan Yabancılar</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türk vatandaşı çocuk sahibi olan yabancılar bakımından “çocuğun üstün yararı” ilkesi esas alınır. Çocuğun bakım, eğitim ve aile bütünlüğü içinde gelişiminin sağlanması, değerlendirmede temel kriterdir.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:Cambria,serif"><strong>5. Geri Gönderilmesi Halinde İnsanlık Dışı Muamele Riski Olanlar</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Geri gönderilmesi halinde işkence, insanlık dışı veya onur kırıcı muameleye maruz kalacağına dair ciddi emare bulunan yabancılar, uluslararası hukukta yer alan <strong>geri göndermeme (non-refoulement)</strong> ilkesi kapsamında değerlendirilir. Bu ilke, hem ulusal mevzuat hem de uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:Cambria,serif"><strong>6. Hakkında Yurtdışı Çıkış Yasağı Bulunan Yabancılar</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türk yargı mercileri tarafından yurtdışı çıkış yasağı konulan yabancılar, fiilen ülkeyi terk edemediklerinden, hukuki statülerinin devamı ve mağduriyet oluşmaması amacıyla insani ikamet kapsamında değerlendirilebilir. Bu durum genellikle adli süreçler devam ederken ortaya çıkar.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:Cambria,serif"><strong>7. Sağlık Durumu Nedeniyle Seyahat Edemeyenler</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ciddi sağlık sorunları nedeniyle seyahat etmesi tıbben mümkün olmayan veya ciddi risk taşıyan kişiler de insani ikamet iznine konu olabilir. Bu değerlendirmede, yetkili sağlık kuruluşlarından alınan raporlar belirleyici rol oynar.</span></span></p>

<h3 style="text-align:justify"><span style="font-size:13pt"><span style="font-family:Cambria,serif"><strong>Sonuç</strong></span></span></h3>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İnsani ikamet izni, idarenin takdir yetkisine dayanan ancak uluslararası insan hakları hukuku ile sınırlandırılan, istisnai nitelikte bir koruma mekanizmasıdır. Amaç, diğer ikamet türleriyle çözülemeyen durumlarda yabancının Türkiye’deki varlığını hukuki güvence altına almak ve temel hak ihlallerinin önüne geçmektir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Av. Mehmet TAŞ</span></span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 03:02:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/02/mehmet-tas-1706998187.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>REJİM</title>
                <category>Sait Kose</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/rejim-1245</link>
                <author>skose6826@GMAIL.COM (Sait Kose)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/rejim-1245</guid>
                <description><![CDATA[REJİM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:24px"><strong>Pazar Yazısı</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>REJİM</strong></span></p>

<p>Eminim yazının başlığı hemen ilginizi çekmiştir.</p>

<p>Yaz geliyor…</p>

<p>Ve birçoğumuz kışın alınan birkaç kiloyu nasıl vereceğimizi düşünmeye başladık bile.</p>

<p>Öncelikle şunu söyleyeyim:</p>

<p>Sabah 07:12’de chia tohumu yiyin,</p>

<p>08:03’te detoks çayı için,</p>

<p>öğlen avokadoyu Himalaya tuzuyla tüketin gibi tavsiyeler zaten sosyal medyada kafamızı yeterince dolduruyor ve sadece para kazanmak için yapılan programlar olduğunu hepimiz biliyoruz.</p>

<p>Gelin size daha basit bir yöntem anlatayım.</p>

<p>Öncelikle tabağınıza gelenle midenizi tamamen doldurmayın,yani yarısını yiyin.</p>

<p>Ama bizim kültürde tabaktaki yemeği bırakmak pek hoş karşılanmaz.</p>

<p>O yüzden en güzeli, tabağı baştan yarım doldurmaktır.</p>

<p>İkincisi:</p>

<p>Yavaş yiyin.</p>

<p>Gerçekten yavaş yiyin.</p>

<p>Çünkü insan hızlı yiyince, mide “tamam” demeden ikinci tabağı hazırlıyor,kalan yarıyıda öyle yemiş oluyoruz.</p>

<p>Bir diğer önemli konu:</p>

<p>Yemeğin üstüne hemen tatlı veya şekerli şeyler yemeyin.</p>

<p>Ve mümkünse geç saatlerde yemek yemeyin.</p>

<p>Akşam 6’dan sonra sadece su, çay veya kahve tüketmeye çalışın.</p>

<p>Yemek bittikten sonra da oturup kalmayın.</p>

<p>Evin içinde birkaç tur atın, camdan dışarı bakın, biraz hareket edin…</p>

<p>Vücut hemen “uyku moduna” geçmesin.</p>

<p>Bizim Türk kadınlarının klasik bir sözü vardır</p>

<p>“Ay ayol su içsem yarıyor…”<img alt="?" src="https://static.xx.fbcdn.net/images/emoji.php/v9/tce/1/16/1f600.png" style="height:16px; width:16px" /></p>

<p>Ama su içmeden önce ve sonra neler yediklerini bazen kendileri bile hatırlamaz <img alt="?" src="https://static.xx.fbcdn.net/images/emoji.php/v9/t57/1/16/1f609.png" style="height:16px; width:16px" />.</p>

<p>Aslında mesele mucize rejimler değil.</p>

<p>Mesele sürdürülebilir küçük alışkanlıklar.</p>

<p>Özetlersek işin sırrı genelde şu dört konuda gizlidir:</p>

<p>Ne yediğin</p>

<p>Ne kadar yediğin</p>

<p>Ne zaman yediğin</p>

<p>Nasıl yediğin</p>

<p>Rejimde en büyük hata,</p>

<p>3-5 gün kendini çok sıkıp sonra tamamen bırakmaktır.</p>

<p>Asıl önemli olan ise,</p>

<p>zor ve insanı bunaltan kurallar değil;</p>

<p>basit, uygulanabilir ve uzun vadede sizi zorlamayacak alışkanlıklar edinmektir.</p>

<p>Hadi bugün şimdi başlıyoruz .</p>

<p>Pazarınız güzel olsun.</p>

<p>Sait Köse</p>

<p><em>Emirdağ, 17 Mayıs Pazar</em></p>

<p><em><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-05-17%20215418.jpg" style="height:298px; width:223px" /></em></p>

<p><em><a href="https://www.facebook.com/story.php?story_fbid=27608240425445086&amp;id=100000574987047#">https://www.facebook.com/story.php?story_fbid=27608240425445086&amp;id=100000574987047#</a></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 May 2026 22:53:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2023/09/sait-kose-1694349923.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR ASIR ÖNCEKİ DÜNYA GERİ Mİ DÖNÜYOR?ÖNCEKİ DÜNYA GERİ Mİ DÖNÜYOR?</title>
                <category>Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bir-asir-onceki-dunya-geri-mi-donuyoronceki-dunya-geri-mi-donuyor-1244</link>
                <author>DrMehmetArslan@bruxelleskorner.com (Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bir-asir-onceki-dunya-geri-mi-donuyoronceki-dunya-geri-mi-donuyor-1244</guid>
                <description><![CDATA[BİR ASIR ÖNCEKİ DÜNYA GERİ Mİ DÖNÜYOR?ÖNCEKİ DÜNYA GERİ Mİ DÖNÜYOR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">BİR ASIR ÖNCEKİ DÜNYA GERİ Mİ DÖNÜYOR?</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">DR. MEHMET ARSLAN</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tarih bazen sessiz ilerler. İnsanlık gündelik hayatın akışı içinde büyük dönüşümlerin yaklaştığını fark edemez. Ancak bazı dönemler vardır ki siyasal gerilimler, ekonomik krizler, propaganda savaşları ve güç mücadeleleri geçmişin gölgelerini yeniden görünür hâle getirir. İşte bugün dünya tam da böyle bir eşikte bulunuyor. Çünkü uluslararası siyasetin son yıllarda aldığı biçim, birçok tarihçiye 1914 öncesi dünyanın ruhunu hatırlatıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/eb742582-1f6c-441c-8ac1-38a26e227939.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce Avrupa’da görünürde büyük bir refah dönemi yaşanıyordu. Sanayi üretimi artıyor, ticaret büyüyor, şehirler modernleşiyor ve teknolojik gelişmeler insanlığa yeni bir çağın kapılarının açıldığı hissini veriyordu. Demiryolları kıtaları birbirine bağlıyor, telgraf haberleşmeyi hızlandırıyor, küresel ticaret imparatorlukların ekonomilerini birbirine bağımlı hâle getiriyordu. Dönemin birçok aydını, böylesine iç içe geçmiş ekonomik ilişkilerin büyük bir savaşı imkânsız hâle getireceğini düşünüyordu.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ancak tarihin en büyük kırılmalarından biri tam da bu iyimser atmosferin ortasında yaşandı. Çünkü ekonomik yakınlaşma, devletler arasındaki rekabeti ortadan kaldırmadı. Aksine sanayi kapasitesi büyüdükçe ham madde ihtiyacı arttı; ham madde ihtiyacı arttıkça sömürge yarışı hızlandı; sömürge yarışı hızlandıkça ise askerî ve diplomatik gerilimler derinleşti. İngiltere deniz hâkimiyetini korumak istiyor, Almanya yükselen gücünü küresel düzeyde hissettirmeye çalışıyor, Fransa güvenlik kaygılarıyla ittifaklarını genişletiyor, Rusya ise Balkanlar üzerinden nüfuz alanını büyütmeye uğraşıyordu. Avrupa artık görünürde sakin, gerçekte ise patlamaya hazır bir güç dengesi sistemine dönüşmüştü.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bugünün dünyasına bakıldığında benzer bir tablo dikkat çekiyor. Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki rekabet artık yalnızca ekonomik bir yarış değil. Teknoloji, yapay zekâ, enerji koridorları, deniz yolları, veri güvenliği ve uzay çalışmaları yeni yüzyılın stratejik mücadele alanlarına dönüşmüş durumda. Bir asır önce devletlerin savaş gemileri ve donanmalar üzerinden yürüttüğü üstünlük yarışı, bugün yarı iletken teknolojileri, siber güvenlik sistemleri ve yapay zekâ altyapıları üzerinden devam ediyor. 20. yüzyılın başında Alman donanmasının büyümesi İngiltere’de nasıl ciddi bir tehdit algısı oluşturduysa, bugün de Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi Washington’da benzer bir stratejik kaygı yaratıyor. Bu nedenle ticaret savaşları yalnızca ekonomik meseleler olarak okunamaz. Gümrük tarifeleri, teknoloji ambargoları ve üretim zincirlerinin yeniden şekillendirilmesi aslında küresel güç mücadelesinin modern araçları hâline gelmiş durumda.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dünya siyasetindeki bloklaşmalar da dikkat çekici ölçüde geçmişi andırıyor. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa devletleri ittifak sistemleri etrafında sert biçimde kümelenmişti. Üçlü İttifak ve Üçlü İtilaf arasındaki denge o kadar kırılgandı ki küçük bir kriz bile küresel savaşı tetikleyebilecek noktaya ulaşmıştı. Nitekim Saraybosna’da atılan birkaç kurşun, milyonlarca insanın hayatını değiştiren büyük felaketin başlangıcı oldu. Bugün de dünya yeniden çok kutuplu, gergin ve kırılgan bir denge düzenine doğru ilerliyor. Rusya–Ukraynaa savaşı yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma olmaktan çoktan çıktı. Enerji politikaları, NATO’nun genişleme stratejisi, Avrupa güvenliği ve küresel ekonomi üzerindeki etkileriyle bütün dünyanın dengelerini etkileyen bir mesele hâline geldi. Aynı şekilde Orta Doğu’daki krizler de artık yalnızca bölgesel olaylar değil; enerji yolları, göç hareketleri ve büyük güçlerin nüfuz mücadelesi açısından küresel sonuçlar doğuruyor. Fakat asıl dikkat çekici unsur, dünya kamuoyunun artık yalnızca devletler tarafından değil dijital medya ağları tarafından da yönlendirilmesi. Çünkü propaganda çağ değiştirdi. Birinci Dünya Savaşı öncesinde gazeteler ve karikatürler kamuoyu oluşturmanın en güçlü araçlarıydı. Milliyetçilik duyguları, düşman imgeleri ve savaş psikolojisi büyük ölçüde basın aracılığıyla yayılıyordu. Bugün ise aynı işlevi sosyal medya algoritmaları, dijital platformlar ve küresel haber ağları üstleniyor. Bilgi artık saniyeler içinde yayılıyor; ancak bu hız aynı zamanda dezenformasyonu da büyütüyor. Modern insan tarihte hiç olmadığı kadar fazla bilgiye ulaşıyor, fakat aynı zamanda gerçeği ayırt etmekte hiç olmadığı kadar zorlanıyor. Ekonomik gelişmeler de geçmişle şaşırtıcı paralellikler taşıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">20. yüzyılın başında küresel ekonomi büyürken devletler aynı zamanda kendi sanayilerini korumaya çalışıyordu. Gümrük duvarları yükseliyor, ekonomik milliyetçilik güç kazanıyordu. Bugün de benzer biçimde “küreselleşmenin sonu” tartışmaları yapılıyor. Devletler artık stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmak istiyor. Enerji, savunma sanayii, teknoloji ve gıda güvenliği yeniden millî güvenlik meselesi olarak görülüyor. Aslında dünya uzun bir aradan sonra yeniden jeopolitiğin sert gerçekleriyle yüzleşiyor. 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından birçok düşünür liberal demokrasinin ve küreselleşmenin insanlık için kalıcı bir düzen oluşturacağını savunmuştu. “Tarihin sonu” tezleri konuşuluyor, büyük savaşların geride kaldığı düşünülüyordu. Oysa son yıllar bunun tam tersini gösterdi. Güç dengeleri hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı; yalnızca biçim değiştirdi. Bugün artık devletler yalnızca sınırlarını değil; veri akışlarını, enerji hatlarını, teknoloji altyapılarını ve ekonomik üretim zincirlerini koruma mücadelesi veriyor. Modern dünyanın savaş alanları bazen cephelerden çok limanlarda, borsalarda, medya merkezlerinde ve dijital ağlarda şekilleniyor. Fakat bütün bu benzerliklere rağmen tarih birebir tekrar etmez. Günümüz dünyası geçmişten çok daha karmaşık bir yapıya sahip. Nükleer silahların varlığı, küresel iletişim ağları ve ekonomik karşılıklı bağımlılık büyük güçleri doğrudan bir dünya savaşından uzak tutan önemli unsurlar arasında yer alıyor. Ancak tarih bize başka bir gerçeği de hatırlatıyor: Büyük krizler çoğu zaman aniden ortaya çıkmaz. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Uzun süre biriken rekabetlerin, korkuların, güvensizliklerin ve yanlış hesapların sonucunda oluşur. Belki de bugün insanlığın önündeki en büyük soru şudur: Teknolojinin zirvesine ulaşan modern dünya, siyasi bilgelik konusunda gerçekten geçmişten daha ileri bir noktada mı? Yoksa insanlık, dijital çağın ihtişamı içinde bir asır önceki dünyanın hatalarını yeniden üretmeye mi başladı? Çünkü tarih bazen kendini aynı şekilde tekrar etmez; fakat aynı zihniyetler yeniden ortaya çıktığında benzer sonuçlar doğurabilir.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 May 2026 00:42:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/dr-mehmet-arslan-tarihci-bagimsiz-akademisyen-1769176822.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AHMET URFALI’DAN “YUNUS EMRE” SÖYLEŞİSİ</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ahmet-urfalidan-yunus-emre-soylesisi-1243</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ahmet-urfalidan-yunus-emre-soylesisi-1243</guid>
                <description><![CDATA[AHMET URFALI’DAN “YUNUS EMRE” SÖYLEŞİSİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>AHMET URFALI’DAN “YUNUS EMRE” SÖYLEŞİSİ</strong></p>

<p>Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası münasebetiyle Şair/Yazar Ahmet Urfalı, Eskişehir Borsa Fen Lisesi öğrencileriyle söyleşi ve imza gününde bir araya geldi. Okul Müdürü Ercan Atasayar’ın daveti üzerine gerçekleştirilen programda Ahmet Urfalı, Yunus Emre’nin hayatı, düşünceleri ve Türk kültürüne etkileri üzerine öğrencilerle sohbet etti.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-14%20at%2007_30_20.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p>Etkinlik kapsamında ayrıca, Battal Gazi Barlas’ın fotoğrafları ile Ahmet Urfalı’nın şiir görsellerinden oluşan bir sergi de açıldı.</p>

<p>Yunus Emre üzerine kaleme aldığı&nbsp;<em>İşitin Ey Yarenler</em>&nbsp;ve&nbsp;<em>Alıç</em>&nbsp;adlı iki kitabı bulunan Urfalı, konuşmasında Yunus Emre öğretisinin geçmişten geleceğe uzanan insani ve evrensel değerleri üzerinde durdu. Söyleşi sonunda Ahmet Urfalı, etkinliğe katılan öğrencilere&nbsp;<em>İşitin Ey Yarenler</em>&nbsp;adlı kitabını imzalayarak hediye etti.</p>

<p>Eskişehir Borsa Fen Lisesi Müdürü Ercan Atasayar ise program sonunda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Değerli hocamız Ahmet Urfalı’ya, öğrencilerimize kattığı değerler ve verdiği bilgiler için teşekkür ediyorum. Yunus Emre’nin düşünce dünyasının günümüze yansımalarını samimi bir anlatımla bizlere aktardığı için kendisine minnettarız.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-14%20at%2007_30_20%20(1).jpeg" style="height:800px; width:600px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-14%20at%2007_30_21%20(1).jpeg" style="height:800px; width:600px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-14%20at%2007_30_21.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 May 2026 00:08:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SEYAHAT ETMEK İNSAN RUHUNA EN İYİ GELEN İLAÇTIR       </title>
                <category>Gulten Abaci</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/seyahat-etmek-insan-ruhuna-en-iyi-gelen-ilactir-1242</link>
                <author>gulten@bruxelleskorner.com (Gulten Abaci)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/seyahat-etmek-insan-ruhuna-en-iyi-gelen-ilactir-1242</guid>
                <description><![CDATA[SEYAHAT ETMEK İNSAN RUHUNA EN İYİ GELEN İLAÇTIR       ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:24px"><strong>SEYAHAT ETMEK İNSAN RUHUNA EN İYİ GELEN İLAÇTIR&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; </strong></span>&nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Gezmek, görmek, yeni yerler keşfetmek… Bana göre insan ruhuna en iyi gelen şeylerden biri seyahat etmektir. Çünkü insan bazen sadece dinlenmeye değil, bulunduğu yerden uzaklaşmaya da ihtiyaç duyar. Aynı sokaklar, aynı insanlar, aynı rutinler bir süre sonra ruhu yormaya başlıyor. İşte tam da bu yüzden yolculukların insana iyi geldiğine inanıyorum.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/2e695577-8d5f-4402-8e66-2b3411f83171.png" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><br />
Seyahat etmek yalnızca bavul hazırlayıp başka bir şehre gitmek değildir. Asıl yolculuk insanın kendi içinde başlıyor. Yeni bir yere vardığımda sadece farklı binalar ya da manzaralar görmüyorum; farklı hayatlara, farklı düşüncelere ve bambaşka yaşam biçimlerine tanıklık ediyorum. Bu da insana farkında olmadan yeni bir bakış açısı kazandırıyor.<br />
Bazen bilmediğim bir sokakta yürümek, tanımadığım insanların arasında olmak bana büyük bir huzur veriyor. Çünkü insan yeni yerlerde kendini daha çok dinliyor. Günlük hayatın telaşı içinde susturduğu düşüncelerini, hislerini ve hayallerini yeniden duymaya başlıyor.</p>

<p><br />
Seyahat etmenin ruhumuza en büyük faydalarından biri de insanı yenilemesidir. Yorgun bir zihin, yeni bir manzara gördüğünde hafifliyor. Deniz kokusu, tarihi sokaklar, farklı kültürler ve yeni insanlar insanın içindeki o monotonluğu kırıyor. Dönüp geldiğimizde ise sadece valizimiz değil, düşüncelerimiz de değişmiş oluyor.<br />
Ben şuna inanıyorum: İnsan bazen en çok yollarda kendini bulur. Çünkü yolculuk sadece kilometre aşmak değildir; insanın kendi içine yaptığı en güzel keşiflerden biridir. Ve bazı şehirler insana sadece anı değil, yeniden nefes almayı da öğretir.</p>

<p><br />
Bu yüzden seyahat etmek bana göre bir lüks değil, ruhun ihtiyacıdır. Çünkü insan ruhu bazen değişen manzaralarla, yeni yollarla ve bilinmeyenlerle iyileşir.Vakit varken gidin, görün, gezin… Çünkü hayat ertelediklerimizi beklemiyor. Bir gün demeden, içinizde ukde kalmadan yeni yerler keşfedin, farklı insanlar tanıyın, anılar biriktirin. Çünkü insan yıllar sonra aldığı eşyaları değil, yaşadığı güzel anları hatırlıyor. Ve bazen bir yolculuk, insana uzun zamandır aradığı huzuru verebiliyor.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 May 2026 00:06:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/04/gulten-abaci-1712351372.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNSANLAĞIN EVİ- TÜRKLÜĞÜN OTAĞI:    TOPAKEV</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/insanlagin-evi-turklugun-otagi-topakev-1241</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/insanlagin-evi-turklugun-otagi-topakev-1241</guid>
                <description><![CDATA[İNSANLAĞIN EVİ- TÜRKLÜĞÜN OTAĞI:    TOPAKEV]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>İNSANLAĞIN EVİ- TÜRKLÜĞÜN OTAĞI:&nbsp;&nbsp;&nbsp; TOPAKEV</strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp; ‘’Güneş bayrak, gök kurıkan’’</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Oğuz Kağan</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Hür yaşamanın timsalidir topakev. Geniş Orta Asya bozkırlarının ve göçebe hayatının kullanışlı evidir otağ. Türkler evlerini taşıyan millet olduğu için göçer evli de denilmiştir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bugün oda olarak kullanıyoruz otağı. Topakev, şeklini gökyüzünden alır.&nbsp; Ve o’nun altı Oğuz Han’ın dileği gereğince insanlığın evidir. Topakevin malzemesi; keçe, ağaç ve iptir. Kurması ve sökmesi kolaydır.&nbsp; Bu çadırın altında yaşayanlar, ahlaklı olmayı erdem sayarlardı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/3f1cb476-625b-43ae-8438-2c8c2ee91b48.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;7. asırda Çin’de yaşayan Göktürk şehzadesi muhteşem sarayda kalmak yerine, sarayın bahçesine kurdurduğu çadırda oturmuştur. Osmanlı’da otağ-ı hümayun işlerine hayme mehterleri bakardı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsanlığın Efendisi, Hendek Savaşında Kubbetu’t Türkî denilen Türk çadırını Karargah olarak kullanmıştır. İstanbul’un fethedileceğini bu çadırın gölgesinde müjdelemiştir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Efendimizin itikâfa girdiği çadır, yine Kubbetu’t Türkî’dir. Ashabıyla istişareyi; savaş kararlarını, barış görüşmelerini bu çadırda yapmıştır efendimiz. Çadırın kapısı sağdan açılır. Sağ; berekettir, selamettir. Kilit vurulmaz çadırın kapısına, zira en güvenli yerdir oba. Hiç kimsenin bir başkasının topakevinde gözü yoktur. Topakevin kapısından eğilerek içine girilir; girenin nezaketini gösterir, içerdekilere duyulan saygıyı da.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Topakev yazın serin, kışın sıcak olur. İçerde oturuş şekli yaşa göredir, çocuklar kapıya yakın oturur.&nbsp; Tek direklidir topakev, tek olanların birliğini anlatır. Tek olanlar burada bir’leşir. Çadırın kubbesi; gökyüzü, kazıkları, yıldızlardır. Hz. Nuh’un oğlu Yasef, Yasef’in oğlu Türk, Işık Göl’ün civarına yerleşip ilk çadırı kurandır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Türk; çadırın içinde doğar, atın üstünde ölür. Mimaride duvar binalardan hoşlanmayan atalarımız, muhteşem eserlerini ufukları kapatmayan, dağ silsilesi gibi birbiri üstünde yükselen çadır kubbesinden esinlenerek meydana getirmişlerdir. Kubbe ile minare arasından görünen gökyüzü sema ufkuna bakmaya imkan vermiştir.&nbsp; Oba; suyu bol, hafif eğimli,&nbsp; doğal afetlere karşı önlemleri alınmış çimenlik yerlere kondurulur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde; “Türk otağına hayran kalan Avusturya İmparatoru, konuklarına ziyafet vermek amacıyla sarayının bahçesine bir otağ kurulmasını emreder. Otağ kurmasını bilmedikleri için orta direği rüzgâra kaptıran görevlilerden yedisi ölmüş, pek çoğu yaralanmıştır. Bunun üzerine gönderilen Türkler, otağı kurmuşlardır.” şeklinde bir tanıklıkla Türk çadırı övülür. Bugün şölenlerde, şenliklerde içine girip fotoğraf çektirdiğimiz, çadırlara hayran hayran bakışımız,&nbsp; yer sofrasında oturup gözleme yiyerek, ayran içişimiz genetik kodların depreşmesi midir acaba?</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 May 2026 23:56:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Almanya\&#039;da bitmeyen ırkçılık</title>
                <category>Bülent Güven</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/almanyada-bitmeyen-irkcilik-1240</link>
                <author>guvenbulent@hotmail.com (Bülent Güven)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/almanyada-bitmeyen-irkcilik-1240</guid>
                <description><![CDATA[Almanya\'da bitmeyen ırkçılık]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Almanya'da bitmeyen ırkçılık</h1>

<h2>Dr. Bülent Güven&nbsp;</h2>

<p><a href="https://www.indyturk.com/taxonomy/term/286496"><img alt="" src="https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/150x150/public/B%C3%BClent%20G%C3%BCven.png?itok=RRrsUyzP" /></a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img src="https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/1368x911/public/article/main_image/2026/05/07/1370958-37721486.jpg?itok=ddXkOx0d" /></p>

<p>Fotoğraf:&nbsp;Thomas Peter/Reuters</p>

<p>Son yıllarda Ukrayna süreci ile başlayıp Trump’ın tekrar iktidara gelerek ABD dış politikasının eksenini değiştirmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni jeopolitik değişimler, dünyada ve Almanya’da aşırı sağ partilerin yükselişini nispeten gölgede bıraktığı için konu dışarıdan bakınca gündemden düşmüş gibi görünse de, içeriden bakıldığında ırkçılığın yükselişi maalesef canlılığını korumaktadır.</p>

<p>Almanya ve Fransa gibi Avrupa Birliği’nin iki başat ülkesinde, aşırı sağ partilerin anketlere bakılırsa bir dahaki seçimde iktidar olmaları kuvvetli bir ihtimal olarak gündemde duruyor. Bu iki ülkede bu partilerin iktidar olması, tüm dünyada yansımaları olabilecek yeni jeopolitik gelişmelerin de önünü açacaktır.</p>

<p>Bu yazıda Fransa’dan ziyade Almanya’daki ırkçı yükselişi ele alarak olayın boyutunu anlamaya çalışacağız.</p>

<p>Irkçılığın yükselişini ilk bakışta, ırkçı söylemler kullanarak oylarını artıran aşırı sağcı parti AfD’de görüyoruz. Bu parti an itibarıyla anketlere göre yüzde 28 ile birinci parti durumunda ve yükselme trendi de devam ediyor. 1 yıl önce yapılan genel seçimde bu partinin yüzde 20 oy aldığı dikkate alınırsa, oylarını bir yıl içinde yüzde 8 civarında artırmış olması meselenin vehametini daha da ortaya çıkarıyor.</p>

<p>Mevcut Başbakan Friedrich Merz’in partisi ise anketlere göre yüzde 24’lerde seyrediyor. Parlamentoda bulunan Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Sol Parti gibi partiler ise yüzde 11 ile 15 arasında gidip geliyorlar. Bu veriler, Almanya’daki diğer partilerin artık erime sürecine girdiğini ve 90’lı yıllarda İtalya’da olduğu gibi&nbsp;<em>“merkez”&nbsp;</em>olarak adlandırılan partilerin yok olup onların yerini aşırı sağ ve aşırı sol partilerin siyasi merkeze yerleştiği süreci hatırlatıyor.</p>

<p>Aşırı sağ parti AfD’nin Almanya genelindeki bu oy artışının dışında, Almanya’nın doğusunda yer alan ve 1990’a kadar Sovyetler Birliği’nin hegemonyası altında bulunan Doğu Almanya’ya ait eyaletlerde ise oyları yüzde 35 ile 40 arası seyrediyor. Almanya eyalet sistemi ile yönetildiği için, bu partinin bu süreç devam ettiği takdirde bu eyaletlerde tek başına iktidara gelme ihtimali mümkün görünmektedir.</p>

<p>Mevcut durumda diğer partiler bu parti ile koalisyon yapmak istemedikleri için, bu partinin eyaletlerde iktidar olmaya başlaması Almanya için felaketin başlangıcı olur. Almanya’da eyaletlerin yetkileri çok fazla olduğu için bu partinin eline bu şekilde ciddi bir güç geçmiş olacak. Eyaletlerin kendi polis teşkilatları, kendi istihbarat yapıları, kendi anayasa mahkemeleri ve kendi bankaları olduğu gerçeği dikkate alındığında vehametin boyutunu anlamak daha da kolaylaşıyor.</p>

<p>Bu gelişmeler karşısında sorulması gereken soru, Almanya’da ırkçı söylemler kullanan bir partinin kitleselleşmesinin nedenlerinin neler olduğu sorusudur.</p>

<p><br />
<em>Bu yükseliş farklı dönemlerde ve farklı ülkelerde olduğu gibi, ülkede işlerin iyiye gitmemesinden dolayı mı gerçekleşiyor, yoksa konunun daha derin sosyolojik ve kültürel nedenleri mi var?</em></p>

<p>Almanya için bu sorunun cevabı olarak&nbsp;<em>“her ikisi de”&nbsp;</em>demek mümkün.</p>

<p>Tüm Batı toplumlarında olduğu gibi Almanya’da da son yirmi yılda ekonomik olarak iki kırılma süreci yaşandı:</p>

<p>Bunlardan birisi 2007 yılında tüm dünyada da yansımaları olan ekonomik kriz, diğeri ise pandemi sonrası oluşan ekonomik durgunluktur. 2007 yılına kadar ABD liderliğindeki G7 ülkeleri dünya ekonomisinin yüzde 80’ini oluşturuyordu.</p>

<p>Bugün ise bu oran yüzde 40’lar civarına düşmüş durumda. Bu ekonomik durgunluğun topluma yansımaları Batılı ülkelerde siyasi anlamda kırılmalara yol açtı. İtalya’da aşırı sağ gelenekten gelen Meloni’nin başbakan olması, Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde aşırı sağ partilerin yüksek oranda oy almalarının arkasında bir yönüyle bu ekonomik durgunluk yatmaktadır. Trump gibi aşırı sağ ve dini söylemler kullanan birinin ABD’de ikinci defa başkan olması da bu sürecin sonuçlarından birisidir.</p>

<p>Bu ekonomik krizin nedenleri nelerdir sorusu ayrı bir tartışma konusudur; burada bu konunun detaylarına girilmeyecektir.<br />
Fakat Almanya için ırkçılığın yükselişinin farklı sosyolojik nedenleri de var ve Hitler gibi ırkçı ve faşist birini iktidara taşıyan dinamiklerin bugün de maalesef hâlâ var olduğunu yapılmış araştırmalar ve gözlemler teyit ediyor.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki Alman devleti 19. yüzyılda (1871) kurulurken, kuruluş meşruiyetini Alman kanından gelme olgusundan alıyordu. İlk anayasada da Alman vatandaşı olmanın temel şartı Alman kanından olmaktan geçiyordu. Bu anayasal madde 2000 yılında dönemin başbakanı Gerhard Schröder tarafından, göçmen kökenli insanların da Alman vatandaşı olmalarını kolaylaştırmak amacıyla değiştirildi.</p>

<p>Almanya’nın kurulmasından sonra ülkenin birliğini pekiştirmek için Alman ırkının üstünlüğünü vurgulayan ideolojik propagandalar devlet tarafından da destekleniyordu. Fichte ve Herder gibi Alman filozoflar da bu konunun entelektüel altyapısını yazdıkları yazılar ile oluşturmaya çalıştılar.</p>

<p>Bu perspektiften bakıldığında, I. Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile çıkan Almanya’nın kırılan gururunu onarmak için Alman ırkının üstünlüğüne vurgu yapan Hitler ve Nazi kadrosunun iktidara gelmesi şaşırtıcı değildir.</p>

<p>Fakat Hitler’in başlattığı İkinci Dünya Savaşı Almanya’yı ve dünyayı felakete sürükledikten sonra, Almanların akıllandıkları ve artık ırkçılıkla aralarına mesafe koyduklarına dair bir varsayım oluşmuştu. Bu varsayım iki temele dayanıyordu: Bunlardan ilki, savaş sonrası Batı Almanya’da ABD, İngiltere ve Fransa’dan oluşan galip devletlerin Almanları ırkçılıktan arındırma programları; diğeri ise Batı Almanya’da kurulan devletin gerçekten tarihiyle yüzleşerek Nazi dönemi ile yüzleşmeyi hem medyada hem de eğitim sisteminde gerçekleştirmiş olmasıydı.</p>

<p>Bu bağlamda İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden 4 yıl sonra ünlü Alman sosyolog ve filozofu, meşhur Frankfurt Okulu’nun kurucularından Theodor W. Adorno, 20'nci&nbsp;yüzyılın en büyük roman yazarlarından Alman Thomas Mann’a Almanya’nın ırkçılıkla ilişkisi üzerine yazdığı mektupta:&nbsp;<em>“Eski kafadan, biraz dokunaklı derecede kuklamsı birkaç hayduttan başka henüz hiç Nazi görmediğini”&nbsp;</em>söyler&nbsp;<em>“ve bunu yalnızca kimsenin Nazi olduğunu kabul etmek istememesi gibi ironik bir anlamda değil, çok daha ürkütücü bir şekilde, gerçekten öyle olmadıklarına inanmaları anlamında” demiştir. Mektupta Adorno’nun Almanların Naziliği konusunda net bir biçimde kaygısız olduğu görülür: Onların artık Nazi olmadıklarına inandığını ve “bu belirleyici noktada kendimi yanıltmamayı umduğunu”</em>&nbsp;ifade eder.</p>

<p>Fakat Adorno’nun bu kaygısızlığı, bizzat 1950 yılında, yani yazdığı mektuptan bir yıl sonra kendisinin yönettiği bir araştırma ile sarsılır. Araştırmanın sonuçlarını o kadar ürkütücü bulur ki, yaptığı araştırmayı yayımlamaktan vazgeçer.<br />
Adorno ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nü tanıyanlar için&nbsp;<em>“grup deneyi”&nbsp;</em>bilinen bir kavramdır.</p>

<p>Adorno ve arkadaşları grup tartışması yöntemini ABD’deki sürgün yıllarından, oradaki sosyal bilimcilerden öğrenip Almanya’ya getirmişlerdi; o dönemin Alman sosyal bilimleri için bu yöntem yapısal bir değişimdi. Temel düşünce şuydu:</p>

<p>Küçük gruplar içinde toplumsal kanaat oluşum süreçleri izlenebilir, az sayıda denekten hareketle Batı Alman kamuoyuna dair genellemeler yapmak mümkündür. Bu tür sosyolojik grup tartışmaları bugün de yürütülmektedir; örneğin en son 2023 tarihli ve büyük yankı uyandıran Berlin çalışması “Triggerpunkte” kapsamında uygulanmıştır. “Uzlaşılar nerede oluşur? Kim susar, kim onay verir? Hangi güç dinamikleri vardır?” gibi soruları irdeler bu yöntem.</p>

<p>Ağustos 1950’den Mayıs 1951’e kadar Adorno’nun öncülüğünde Enstitü çalışanları bu yöntem ile toplam 1.635 deneği grup tartışmalarında bir araya getirmişlerdir. Bu araştırma ile amaçlanan, yeni Federal Almanya’daki kamuya açık olmayan görüşleri, yani daha çok özel sohbetlerde dile getirilen tutumları tespit etmekti. Tartışmalar Frankfurt, Lübeck, Augsburg, Münih, Hamburg ve Batı Almanya’nın diğer bazı yerlerinde gerçekleştirildi; araştırmanın sonucu olarak 33.000 sayfayı aşan bir rapor ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Araştırma çerçevesinde yapılan tartışmadaki aşağıdaki kesit, Hitler tecrübesini bizzat yaşamış insanların savaşa ve sonuçlarına rağmen görüşlerinde bir değişim olmadığını gösteriyor:</p>

<p><em>Deney yöneticisi: Evet, bugün bir devleti—modern devleti—nasıl tasavvur ediyorsunuz? Sizce insanlar ırklara, sınıflara vb. göre mi ayrılmalı, yani farklı ırklara mı bölünmeli...?</em></p>

<p><em>Aradan bir ses: Hayır, böyle olmamalı!</em></p>

<p><em>Başka bir ses: Elbette! Zaten doğaları gereği farklı ırklar var ve aslında Tanrı’nın yasası bu ırkları saf tutmaktır, değil mi; çünkü başka türlü anlaşılamaz. Diğeri ise doğa yasasının ihlalidir.</em></p>

<p><em>Deney yöneticisi: Bayan Horn. Diğer hanımların bu konuda ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum. Irk saflığına inanıyor musunuz?</em></p>

<p><em>Bayan Horn: Evet, her ırk saf tutulmalıdır. [...]</em></p>

<p><em>Bayan Dietz: Bana göre Almanya’da, insanları yönlendirme yeteneğine sahip bir erkeğin yönetmesi gerekir ve farklı toplumsal katmanları da gözetebilmelidir. Böylece halkların katlanılabilir bir birlikte yaşamına da ulaşılabilir [...]</em></p>

<p><br />
Bugün AfD yöneticileri ve AfD’nin havzasında hareket eden “entelektüeller” benzer şeyleri söylüyorlar. AfD liderlerinden Bernd Höcke yaptığı açıklamada Almanya’nın 25 milyon eksik insanla da ayakta kalabileceğini söylüyor. Bahsettiği 25 milyon rakamı Almanya’da yaşayan göçmen kökenli insanların sayısını oluşturuyor. Höcke’ye göre Alman ırkını göçmenlerden arındırmak gerekiyor.</p>

<p>Araştırmadan bir başka kesit ise yapılan soykırımdan pişmanlık duyulmadığını açık bir şekilde gösteriyor:</p>

<p><em>Deney yöneticisi: Şimdi size şunu sormak istiyorum—ve diğer hanımlara da—: Demek ki siz, ya da en azından bazılarınız, Almanların Yahudileri yabancı bir ırk, halk içinde yabancı bir unsur olarak görme ve buna bağlı olarak onlara yaptırım uygulama hakkına sahip olduğunu kabul ediyorsunuz?</em></p>

<p><em>Aradan bir ses: Evet! [...]</em></p>

<p><em>Bayan Reuther: Bu biraz da şu yüzden; Yahudi de bize pek nazik davranmadı; bir bakıma bu bir tür intikamdır, diyebilirim… bazı Almanları adeta bir Rusun ya da bir Yahudinin peşine düşmeye iten şey de budur.</em></p>

<p><br />
Savaş ve savaş sonrası dönemi yaşamış anne babası ya da büyükanne ve büyükbabası olanlara bu konuşma tarzının içeriği muhtemelen tanıdık geliyordur: Fısıltı hâlindeki antisemitizm, suçun inkârı,<em>&nbsp;“Hitler döneminde her şey kötü değildi”</em>&nbsp;söylemi hâlâ yaygın bir kanaat maalesef. Bugün AfD’li siyasetçilerin söylemi de belirtildiği gibi hâlâ bu paralelde gitmektedir.</p>

<p>Sosyolojik olarak da Hitler’in partisi NSDAP’nin en fazla oy aldığı yerlerde AfD de aynı dereceye yakın oranda yüksek oy almaktadır. Ayrıca siyasi partinin dışında Nazi geleneğini devam ettiren başka yapılar da daha fazla gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Bunlardan en sonuncusu Jungadler isimli bir gençlik örgütüdür. Hitler dönemindeki Hitler Jugend isimli gençlik örgütünün devamı olarak görüyorlar kendilerini ve kendi iç çalışmalarında o dönemin ritüellerini kullanıyorlar.</p>

<p>Tekraren belirtmek gerekirse, Almanya’da aşırı sağın yükselmesi sadece ekonomik anlamda işlerin iyi gitmediğinden dolayı değil, aşırı sağa mümbit bir zemin sunan sosyolojik bir gerçeklikten kaynaklanıyor. Bir ülkenin tarihi ile bu kadar açık bir şekilde yüzleşip kayda değer bir ilerleme gösterememiş olması da ayrı bir tartışma konusudur.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 21:09:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2022/03/bulent-guven-1648377276.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TAMAM</title>
                <category>Sait Kose</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/tamam-1239</link>
                <author>skose6826@GMAIL.COM (Sait Kose)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/tamam-1239</guid>
                <description><![CDATA[TAMAM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:48px"><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#000000">Pazar Yazısı</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:48px"><strong>TAMAM</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:48px"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/05818865-b179-4db1-a505-b5f388193544.png" style="height:450px; width:800px" /></strong></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Dünyada bazı kelimeler vardır sınırları aşar, enternasyolleşmiştir .</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Her dilden insanın ortak kullanımıdır .</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">“Alo” dersiniz,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">“OK” dersiniz,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">“Merci” dersiniz…hatta "Ciao" bile bu kategoriye girer.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Artık bu kelimeler sadece bir dile ait değildir.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Uluslararası olmuştur.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/686298248_27435040282765102_961408919895933414_n.jpg" style="height:800px; width:530px" /></span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Türkçede uluslararası kullanabileceğimiz, yaymamız gereken mükemmel bulduğum bir kelime var : TAMAM .</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Kısa, net, güçlü, geniş…</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">“Tamam” dediğinizde,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">her şey yolundadır.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">“Tamam” dediğinizde,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">konu kapanmıştır.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">“Tamam” bazen bir onaydır,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">bazen bir kabulleniş…</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Türkçede manası nasıl söylediğine göre değişir.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Bazen içten bir kabuldür…</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">bazen isteksiz bir onay.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Bazen “yanındayım” demektir,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">bazen de “yapacak bir şey yok”.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Bazen canımız hiç tartışmak istemez,"tamaamm" der geçeriz .</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Aynı kelime…</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Ama anlamı, tonunda gizlidir.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Yıllar önce yaşadığım bir anı geldi aklıma…</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Bir kuzenim ( fransızca kelime) Eskişehir’de arabasını tamire bırakır.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Ayrılırken ustaya güvenip güvenemeyeceğini sorar.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Cevap kısa ve nettir:</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">“O iş tamam sen git yat.”</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Ertesi gün bir arkadaşıyla karşılaşır:</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">“Dün arabayla Eskişehir’in altını üstüne getirmişsin!”</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Meğer ustanın tamamı farklıymış <img alt="?" src="https://static.xx.fbcdn.net/images/emoji.php/v9/t57/1/16/1f609.png" style="height:16px; width:16px" /></span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Belki de artık</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">“tamam”ı sadece kendi aramızda değil,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">uluslararası alanda da daha çok kullanmanın zamanı gelmiştir.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Çünkü “OK” evrenseldir…</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">ama çoğu zaman düzdür.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">“Tamam” ise daha geniştir,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">daha zengindir,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">daha insandır.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Ben kendi çevremde denedim.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Birçok yabancı arkadaşım artık “OK” demek yerine</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">bana “Tamam” diyor <img alt="?" src="https://static.xx.fbcdn.net/images/emoji.php/v9/t7f/1/16/1f60a.png" style="height:16px; width:16px" /></span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Belki de küçük bir kelimeyle,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">büyük bir etki yaratmanın yolu budur.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Sonra yoğurt ve döneri kaptırdığımız gibi geç kalmayalım .</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Ve kim bilir…</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">yarın bir gün dünyanın dört bir yanında</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">insanlar birbirine tek bir kelimeyle cevap verir:</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Tamam.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><strong>Sait Köse</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>Brüksel, 3 Mayıs 2026</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>Bu yazı 3 Mayıs Dünya Türkçülük Günü vesilesiyle, dilimizin gücünü bir kelimeyle hatırlatmak için kaleme alınmıştır .</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/688995702_27435040639431733_7769936667753712667_n.jpg" style="height:800px; width:708px" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 15:21:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2023/09/sait-kose-1694349923.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Festivalden Fazlası: BIFFF Deneyimi</title>
                <category>Yüksel  Çilingir</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bir-festivalden-fazlasi-bifff-deneyimi-1238</link>
                <author>yuksel.cilingir@icloud.com (Yüksel  Çilingir)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bir-festivalden-fazlasi-bifff-deneyimi-1238</guid>
                <description><![CDATA[Bir Festivalden Fazlası: BIFFF Deneyimi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">“Ah o eski günler!” deriz ya… Belki de pek eski değiller; zira bazen şekil değiştirip yeniden karşımıza çıkıyorlar. Ve biz, bir bakmışız farklı bir zamanda aynı hissin kapısını yeniden aralıyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Benim çocukluğumda tabir yerindeyse görüntü yok, ses vardı: Radyo tiyatrosu. Bir odada oturur, görünmeyen yüzleri zihnimizde kurardık. Bir kapı gıcırdar, ardında ne olduğunu kendimize göre hayal ederdik. Aynı hikâye, her dinleyenin zihninde ayrı bir sahneye dönüşürdü. Hayal gücünü harekete geçiren bir deneyimdi; görmeden inanmak ve inandığını kendi içinde tamamlamak.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sonra beyaz perde girdi hayatıma: Marmara Sineması. Bursa Devlet Tiyatrosu’nun arka salonunda, küçük ama etkisi büyük bir yer. Kartal Tibet’in Tarkan, Cüneyt Arkın’ın Kara Murat ve Malkoçoğlu filmleri… Dergilerde dolaştığımız dünyalar orada hareket kazanıyordu. Filmlerin içine giriyorduk adeta.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Yıllar sonra Brussels International Fantastic Film Festival (BIFFF)’de devasa salonda otururken bunun aslında yeni olmadığını fark ettim. Sadece ölçeği değişmişti. Brussels Expo içindeki Palace 10 salonunda iki bine yakın insan aynı anda aynı dünyaya dahil oluyordu.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu, klasik film izleme deneyiminin ötesinde bir şey. Karanlıkta kasıtlı olarak yüksek sesle atılan çığlıklar, kahkahalar, perdedeki oyunculara anlarmış gibi sözle müdahale etmeler… Ama bunlar filmi bölmüyor, aksine tamamlıyor. Bir festivalden öte, bir topluluk, bir ortak kültür. Yurt dışından da gelenlerle sınır tanımayan bir oluşum. Bazen de masal kahramanları etrafta dolaşırken bir kıyafet balosu...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu yıl Türkiye’den&nbsp;<em>Cam Sehpa</em>&nbsp;filmi de bu dünyanın içindeydi. Can Evrenol’un yönettiği,&nbsp;<em>La Mesita del Comedor</em>&nbsp;uyarlaması olan film, basit bir durumdan yola çıkıyor: Cam bir sehpayı kurarken yaşanan küçük kaza, geri dönüşü olmayan bir süreci başlatıyor. Gerilim kazadan ziyade onu saklama çabasında yatıyor: suçluluk, panik, vicdan… Zamanla her şey zihinsel bir çözülmeye dönüşüyor.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">BIFFF, 44 yıldır büyüyerek bir kült hâline gelmiş. Ama festivalin gücü sadece gösterdiği filmlerde değil, aynı zamanda ürettiklerinde. Her yıl sosyal sorumluluk kapsamında katılımcı film yapımı da destekleniyor. Bu yıl Cinemaximiliaan ile yapılan projede ben de yer aldım. Fikirler ortaya atıldı, hikâyeler oluşturuldu. Sonra içlerinden biri seçildi ve birlikte senaryo yazıldı:&nbsp;<em>The Dark Room of Mind</em>.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Filmde alzheimer hastası bir fotoğrafçı, karanlık odada eski bir fotoğrafla karşılaşıyor. Çocukken annesinin öldürüldüğü ana ait siyah-beyaz, bulanık bir görüntü. Kim, ne zaman, nasıl çekmişti bunu?.. Film, hafızanın neyi sakladığından çok neyi bırakamadığını anlatıyor. Peşimizi bırakmayan o gölge yanımızı.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bu tür katılımcı projelerde herkes hem katkı sağlıyor, hem bir şeyler öğreniyor. Bir yandan üretim, bir yandan kendini deneme fırsatı. Sonra o hayal dünyası beyaz perdede gerçeğe dönüşüyor. İçinde senin de bir parçan var. Ve sinema, izlenen bir şey olmaktan çıkıp birlikte kurulan bir dünyaya dönüşüyor.&nbsp;</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Bunu daha önce de yaşamış mıydım? Radyodan gelen sesle duygulanmak, sinemadaki kahramanla coşup taşmak… O paylaşım, birlikte varoluş hâli…</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Zaman düz bir çizgi olmaktan çıkıyor; geri sarıyor, üst üste biniyor... Ve sanki bu yolculuk tek bir kelimeye dönüşüyor:</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Dejavu...</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Sevgiyle kalın.</span></p>

<div>&nbsp;</div>

<div>&nbsp;</div>

<div id="eid-safari-extension-is-installed">&nbsp;</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 02 May 2026 19:55:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/b47a9cb07797c11adc670fab70770f91.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Benim 1 Mayıs’ım</title>
                <category>Duran Kadir</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/benim-1-mayisim-1237</link>
                <author>durankadir@hotmail.be (Duran Kadir)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/benim-1-mayisim-1237</guid>
                <description><![CDATA[Benim 1 Mayıs’ım]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:48px"><span style="background-color:#000000">Çalışmanın Görünmez Ağırlığı</span></span></span></h2>

<p><strong>1 Mayıs 2026 Brüksel</strong></p>

<p><em><span style="font-size:22px">Bugün 1 Mayıs 2026. Bir Cuma. Takvimin insana seyrek de olsa sunduğu o nadir armağanlardan biri: uzun bir hafta sonu eşiği. Üç gün. Soluk alma vakti. Aile sıcaklığı, dostluk muhabbeti ya da yalnız kalma lüksü.</span></em></p>

<p><em><span style="font-size:22px">Ama bu sıradan görünümün arkasında, tarih hâlâ nefes alıyor.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-05-01%20at%2018_01_29.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><span style="font-size:14px">1 Mayıs, yalnızca bir tatil değil. O, hafızanın içinde kök salmış bir tarihtir işçi mücadelelerinin, hak taleplerinin, bazen de bastırılmış seslerin yankılandığı bir gün. Ülkeden ülkeye değişen anlamıyla: kimi yerde sokaklar bir tribune'e dönüşür, kimi yerde ise ulusal birliğin sahnesine. Ne var ki her hâlükârda bu gün, bir araçtır,&nbsp;&nbsp;siyasi ya da simgesel.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Ve nihayetinde, tek bir gerçeği taçlandırır:&nbsp;çalışmanın&nbsp;gerçeğini.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Ama "çalışma" kelimesinin altında ne yatıyor, buna dikkat etmek gerek.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Çalışma, tekbiçimli bir deneyim değildir. Ağır olabilir, değerli olabilir, görünmez olabilir, güvencesiz ya da kimliği kurucu olabilir. Ve her toplumda farklı biçimlerde tanınır &nbsp;ya da tanınmaz. Onun algısı, kültürün ve siyasi tercihlerin derin izlerini taşır.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">İşte benim yolum da bu aralıkta, bu eşikte şekilleniyor.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Finans, vergi, muhasebe, gayrimenkul ve miras planlaması... Bir yanda teknik bilginin soğuk dünyası. Öte yanda siyasi analiz: Belçika'nın karmaşık iç dengesi, Orta Asya'nın stratejik coğrafyası — Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan &nbsp;ve zaman zaman Orta Doğu'nun girift denklemleri.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Ve bunların yanında, belki de en derin kökleri olan bir başka iş daha:&nbsp;Belçika'daki Türk diasporası&nbsp;içinde medyatik bir köprü olmak.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">1960'larda imzalanan göç anlaşmalarıyla Belçika'ya yerleşen, zamanla bu toprağa kök salan, ama kimliğinin ağırlığını hâlâ taşıyan bir topluluk. Yerleşik ama derinlerde süregelen sorularla dolu: aidiyet, aktarım, temsil.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Ben de bu hikâyenin bir parçasıyım.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Göçmen bir aileden, Belçika'da doğmuş biri olarak; Türkiye'ye olan bağlılığım bazen mesafeyle daha da güçlenen bir bağlılık olarak &nbsp;iki dünyanın tam ortasında duruyorum. Ne tamamen buraya ait, ne tamamen oraya. Bu arada-lık, benim için bir yük değil; bir sorumluluk.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Üstlendiğim rol, bir&nbsp;aracının&nbsp;rolüdür.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Bir yanda: diasporaya, Belçika'nın kültürel, ekonomik ve siyasi dokusunu anlatmak. Öte yanda: Türk ve Türki kültürü, Belçikalı ve Avrupalı bir okuyucuya taşımak bağlamıyla, nüansıyla, derinliğiyle.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Bu iş tarafsız değildir. Titizlik ister, doğrulama ister, sürekli bir analitik uyanıklık ister. Kişisel konfordan ödün vermeyi gerektirir. Okuma, araştırma, tartma...</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Görünmez bir emektir bu. Ama yapısal bir emek.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Ve işte paradoks burada belirir.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Bu kadar çaba harcanan bir işin tanınması, çoğu zaman bu çabayla orantılı değildir.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Daha da ağırı: bu emek zaman zaman araçsallaştırılır. Desteklenmeden kullanılır. Sivil toplum aktörleri tarafından, kamu kurumları tarafından ve kimi zaman devlet yapıları tarafından.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Bu sonuncusu, meseleyi daha hassas bir zemine taşıyor.</span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:#e74c3c">Çünkü&nbsp;devlet,&nbsp;siyasi iktidar&nbsp;ile aynı şey değildir. Bu ayrım, basit görünebilir. Ama pratikte sürekli bulanıklaşır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px">Bir ülke, onu yönetenlerden ibaret değildir. Bir ülke, çeşitliliğiyle, gerilimleriyle, çelişkileriyle ve yine de birlikte yaşayabilme kapasitesiyle bir&nbsp;halktır.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Siyasi iktidar devlet mantığının önüne geçtiğinde, roller karışır. Öncelikler kayar. Ve farklı katmanları &nbsp;vatandaşları, kurumları, kültürleri &nbsp;birbirine bağlamaya çalışanlar, sisteme yabancı hâle gelir; çevresel bir figüre dönüşür.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Bu bir şikâyet değil. Bir gözlem.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-05-01%20180227.jpg" style="height:438px; width:800px" /></span></p>

<p><span style="font-size:14px">Sahada yürütülen çalışma özellikle diaspora kökenli gazetecilerinki &nbsp;çoğu zaman zorunluluktan tercih edilir: daha az maliyetli olduğu için, daha erişilebilir olduğu için ya da anaakım medya devrelerinin gözünden kaçtığı için. Ve sunduğu gerçek fayda ile karşılık gördüğü saygı arasındaki mesafe, çoğu zaman acı verici biçimde geniştir.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Ama bu, özün değişmesine yol açmaz.</span></p>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:16px"><span style="background-color:#e74c3c">Çünkü bu çalışma, iktidara değil; daha uzun soluklu bir şeye sesleniyor:&nbsp;devlete&nbsp;&nbsp;ve ötesinde,&nbsp;ülkeye.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px">İktidar geçicidir. Devlet ise zamana yazılır.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">1 Mayıs, tüm simgesel yükünün ötesinde, sade bir soru sorar bize:</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Çalışmaya gerçekten ne kadar değer veriyoruz?</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Yalnızca görünür olana değil. Yapısal olana, bağlayıcı olana, aydınlatıcı olana da.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Kamusal sorumluluk taşıyanlara sormak gerekir: Bugün alınan kararlar, gerçekten bu kararların ağırlığının bilincinde mi alınıyor?</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Vatandaşları temsil etmek, teknik bir görev değildir.&nbsp;Ahlaki bir zorunluluktur.</span></p>

<p><span style="font-size:14px">Ve o zorunluluk, yalın bir şeyle başlar:</span></p>

<p><span style="font-size:14px">İddia ettiğin şeye sadık kalmak.</span></p>

<p><span style="font-size:28px"><span style="color:#ffffff"><strong><em><span style="background-color:#000000">Kadir Duran</span></em><span style="background-color:#000000">&nbsp;</span><em><span style="background-color:#000000">Brüksel Korner</span></em></strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 19:03:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/7039bdaaf64d4ec937cfb43ee1a4a60c.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1er mai : une date, deux récits</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/1er-mai-une-date-deux-recits-1236</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/1er-mai-une-date-deux-recits-1236</guid>
                <description><![CDATA[1er mai : une date, deux récits]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align:center"><span style="font-size:36px">1er mai : une date, deux récits</span></h2>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><em>entre lutte sociale et ingénierie de l'unité nationale</em></span></p>

<p style="text-align:center"><em><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-30%20at%2023_45_39%20(1).jpeg" style="height:450px; width:800px" /></em></p>

<p>Il y a des dates qui ne dorment jamais vraiment. Des dates qui reviennent chaque année comme une blessure rouverte, ou comme une promesse que l'on n'a pas encore tenue. Le 1er mai est l'une d'elles.</p>

<p>En Europe, on descend dans la rue. On brandit des banderoles. On chante des chants que les pères ont appris des grands-pères, et que les enfants apprennent sans toujours en connaître les mots exacts — mais le geste, lui, on le connaît. Le poing levé. La marche. Le pavé. Il y a dans ce rituel quelque chose d'organique, de presque charnel : le corps social qui se rappelle qu'il existe, qu'il a faim, qu'il résiste. L'Europe a fait du 1er mai une fête du mécontentement civilisé. Une catharsis collective. Le peuple s'exprime <em>contre</em> &nbsp;le capital, contre le gel des salaires, contre les promesses non tenues des gouvernements successifs. Et dans cet <em>contre</em>, paradoxalement, il se reconnaît. Il se reconstitue.</p>

<p>Mais à plusieurs milliers de kilomètres de Bruxelles, la même date respire autrement.</p>

<p>Au Kazakhstan, ce jour s'appelle <em>la Journée de l'Unité du Peuple</em>. Et déjà, dans le nom seul, quelque chose se déplace. Plus de cent trente groupes ethniques cohabitent sur ce territoire immense, étiré entre steppes et montagnes, entre héritages soviétiques et horizons asiatiques. Cent trente façons de prier, de cuisiner, de se souvenir. Cent trente récits qui auraient pu, dans un autre contexte, se regarder en chiens de faïence.</p>

<p>L'État kazakh ne laisse pas ce hasard géographique se débrouiller seul. Il le prend en main. Il l'organise. Il lui offre une scène, une musique, une dramaturgie. La diversité n'est pas subie , elle est mise en scène, transformée en argument politique, en preuve vivante de la viabilité du projet national. Ce n'est pas du folklore : c'est de la doctrine.</p>

<p>Et cette doctrine dit quelque chose de précis : <em>nous sommes nombreux, donc nous devons être forts ensemble. Sinon, nous ne sommes rien.</em></p>

<p>On pourrait être tentés de comparer les deux modèles avec la satisfaction un peu condescendante de ceux qui croient que la démocratie occidentale a tout inventé. Ce serait une erreur de lecture.</p>

<p>Car ce que révèle ce contraste, ce n'est pas la supériorité d'un modèle sur l'autre. C'est quelque chose de plus troublant : deux anthropologies politiques fondamentalement différentes.</p>

<p>En Occident, la tension est le moteur. Le conflit est légitime, presque sacré. Le peuple se définit dans l'opposition à l'État, au patronat, aux élites. Cette conflictualité est le signe que la société respire, qu'elle n'est pas anesthésiée.</p>

<p>En Asie centrale, dans un environnement régional marqué par des fractures historiques jamais vraiment refermées, par des identités qui peuvent devenir des armes, par des géopolitiques qui changent de camp comme on change de saison ,&nbsp;l'unité n'est pas un idéal sentimental. C'est une nécessité stratégique. Le peuple se définit dans la cohésion, ou il risque de se désintégrer.</p>

<p>Ni naïveté. Ni cynisme. Une réponse à une géographie particulière.</p>

<p>Le 1er mai devient ainsi un miroir tendu devant chaque société.</p>

<p>Non pas pour nous demander qui a raison ,&nbsp;&nbsp;la question est mal posée. Mais pour nous obliger à regarder comment chaque civilisation choisit de penser le collectif. Comment elle décide de mettre en scène ce qui la constitue, et ce qu'elle préfère ne pas montrer.</p>

<p>En Europe : le peuple comme force critique, rugueuse, inconfortable. Au Kazakhstan : le peuple comme architecture à préserver, à consolider, à offrir comme signal au monde.</p>

<p>Derrière une même date, deux imaginaires. Deux rapports au pouvoir. Deux façons d'habiter la diversité &nbsp;par la confrontation ou par l'intégration dirigée.</p>

<p>Et peut-être, au fond, deux peurs différentes.</p>

<p>L'une de l'immobilisme. L'autre de la fracture.</p>

<p><em>Bruxelles Korner — Analyse sociétale &amp; géopolitique&nbsp;&nbsp;— Kadir Duran</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 May 2026 00:46:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Saviez-vous que les Ottomans étaient déjà à Bruxelles… bien avant l’Union européenne ?</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/saviez-vous-que-les-ottomans-etaient-deja-a-bruxelles-bien-avant-lunion-europeenne-1235</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/saviez-vous-que-les-ottomans-etaient-deja-a-bruxelles-bien-avant-lunion-europeenne-1235</guid>
                <description><![CDATA[Saviez-vous que les Ottomans étaient déjà à Bruxelles… bien avant l’Union européenne ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align:center"><span style="font-size:36px"><strong>Saviez-vous que les Ottomans étaient déjà à Bruxelles… bien avant l’Union européenne ?</strong></span></h3>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:26px"><strong>1838 – Istanbul – Ankara : archéologie d’une relation belgo-turque stratégique</strong></span></em></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><em>BRUXELLES KORNER / KADIR DURAN</em></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><em><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/1186bf94-9581-4a87-9028-603aed756910.png" style="height:450px; width:800px" /></em></span></p>

<p>Avant les architectures institutionnelles, avant les conciliabules diplomatiques sous pavillon européen, une autre trame &nbsp;plus discrète, plus organique se tissait déjà entre Bruxelles et Istanbul. Une diplomatie sans grand récit idéologique, mais animée par une logique plus fondamentale : celle des flux, des intérêts et des équilibres.&nbsp;</p>

<p>Car Bruxelles n’a pas attendu l’Europe politique pour regarder vers l’Est. Elle y était déjà tournée, par nécessité, par instinct, presque par anticipation.</p>

<h3><strong>1838 : l’intuition stratégique d’un État naissant</strong></h3>

<p>À peine sortie de sa propre révolution, encore fragile dans son existence, la Belgique ne se replie pas sur elle-même. Elle projette. Elle anticipe. Elle s’insère.</p>

<p>Le traité signé en 1838 avec l’Empire ottoman n’est pas un simple document diplomatique ; il est l’expression d’une intelligence stratégique rare pour un État aussi jeune. Dans une Europe en recomposition, où les empires dominent encore tandis que les nations émergent, la Belgique choisit d’exister par le commerce.</p>

<p>Face à elle, l’Empire ottoman traverse une phase d’ajustement. Moins dominant politiquement, mais toujours central dans les routes économiques, il cherche à diversifier ses alliances, à respirer hors de l’étreinte des grandes puissances.</p>

<p>C’est dans cet entre-deux que naît la convergence.</p>

<p>D’un côté, une Belgique industrielle en quête de débouchés.<br />
De l’autre, un empire en mutation à la recherche de partenaires.</p>

<p>Le traité de 1838 ne scelle pas seulement un accord &nbsp;il inaugure une logique.</p>

<h3><strong>Istanbul : laboratoire d’influence silencieuse</strong></h3>

<p>Très vite, la relation quitte les textes pour s’incarner dans les faits. Istanbul devient bien plus qu’un point d’ancrage diplomatique : elle se transforme en plateforme d’expansion.</p>

<p>La présence belge y est méthodique, presque discrète, mais structurante. Consulats, réseaux commerciaux, relais techniques, tout concourt à inscrire la Belgique dans les dynamiques locales sans jamais apparaître comme une puissance intrusive.</p>

<p>C’est là que réside son avantage.</p>

<p>Dans un espace dominé par les rivalités impériales &nbsp;entre le Royaume-Uni, la France et la Russie,&nbsp;&nbsp;la Belgique avance sans susciter de rejet. Elle n’impose pas, elle propose. Elle n’occupe pas, elle s’insère.</p>

<p>Ses acteurs participent à des projets d’infrastructures, de transport, d’industrialisation. Non pas dans une logique de domination, mais dans une dynamique d’interdépendance.</p>

<p>Istanbul devient alors un terrain d’influence douce, où se déploie un modèle économique européen sans la lourdeur politique des grandes puissances.</p>

<h3><strong>Ankara : rupture politique, continuité stratégique</strong></h3>

<p>Le XXe siècle introduit une césure majeure. L’Empire disparaît, la République émerge. En 1923, sous l’impulsion de Mustafa Kemal Atatürk, la Turquie redéfinit entièrement son architecture politique.</p>

<p>Le déplacement de la capitale vers Ankara est tout sauf symbolique. Il marque une volonté de rupture, une tentative de réécriture de l’État.</p>

<p>Et pourtant, derrière cette transformation radicale, une constante subsiste : la relation avec la Belgique.</p>

<p>Bruxelles ne s’attarde pas dans la nostalgie impériale. Elle s’adapte. Elle redéploie. Elle recalibre.<br />
La reconnaissance de la République turque en 1925 formalise cette continuité dans le changement.</p>

<p>La relation quitte progressivement le registre purement commercial pour entrer dans une dimension plus institutionnelle. Mais le socle, lui, reste intact.</p>

<h3><strong>Bruxelles–Ankara : une profondeur historique sous-estimée</strong></h3>

<p>Ce que l’on perçoit aujourd’hui comme une relation diplomatique classique entre un État membre de l’Union européenne et un partenaire stratégique dissimule en réalité une profondeur historique rarement mise en lumière.</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:16px"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-29%20at%2021_27_49.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></strong></span></p>

<p>Trois lignes de force traversent cette relation :</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>L’économie comme matrice</strong>&nbsp;: le commerce n’est pas une conséquence, il est l’origine</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>L’adaptabilité comme méthode</strong>&nbsp;: empire ou république, la relation se reconfigure sans se rompre</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>La continuité comme logique</strong>&nbsp;: au-delà des ruptures politiques, le lien persiste</p>
	</li>
</ul>

<h3><strong>Conclusion : Avant les institutions, les circulations</strong></h3>

<p>L’histoire belgo-ottomane rappelle une évidence souvent occultée : l’Europe ne s’est pas d’abord construite dans les traités, mais dans les échanges.</p>

<p>Avant les normes, avant les sommets, avant les structures, il y avait déjà des routes, des réseaux, des intérêts croisés. Bruxelles n’était pas encore capitale de l’Europe — mais elle en incarnait déjà une forme embryonnaire : celle d’un carrefour.</p>

<p>Dans cette cartographie oubliée, Istanbul puis Ankara ne sont pas des périphéries. Elles sont des points d’équilibre.</p>

<p>Ce qui évolue, ce sont les cadres.<br />
Ce qui demeure, ce sont les logiques.</p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Et ces logiques, elles prennent racine en 1838.</strong></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 22:24:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>20 + 4 = 24 ?</title>
                <category>Sait Kose</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/20-4-24-1234</link>
                <author>skose6826@GMAIL.COM (Sait Kose)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/20-4-24-1234</guid>
                <description><![CDATA[20 + 4 = 24 ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#ffffff"><span style="font-size:24px"><span style="background-color:#000000">Pazar Yazısı</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:36px"><span style="font-family:Courier New,Courier,monospace">20 + 4 = 24 ?</span></span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Bu Cuma, Belçika dönüşü Eskişehir Hasan Polatkan Havalimanı’na geldik .</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/679435460_27351689437766854_8318292852094873417_n.jpg" style="height:601px; width:800px" /></span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Check-in sırasında, online check-in yapılmadığı için 5 € ücret ödenmesi gerektiği söylendi.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Koltuk zaten belirlenmiş olmasına rağmen, sistemin ayrı bir işlem daha istediği ifade edildi.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Burada özellikle belirtmek isterim:</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Herhangi bir firmayı hedef göstermek gibi bir niyetim yok, bu yüzden şirket ismi vermiyorum ve fotolarda görünen logoları sildim .</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Bizim için sorun değil…</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Ama herkes için öyle mi?</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">İnterneti kullanamayanlar,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">yaşlı yolcular…</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Onlar da mı aynı “sistemin” içinde?</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Gelelim günün sorusuna:</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">20 + 4 = 24 mü?</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Yüküm fazla olmadığı için küçük valizi büyük valizin içine koydum.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Toplam: 24,7 kg</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Hak:</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">20 kg bagaj + 8 kg el bagajı= 28 kg</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Ama sonuç farklı:</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Valizde FAZLA</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Elde SERBEST</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Aynı kilo.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Farklı muamele.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Çözüm basit:</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">4 kiloyu eline al…</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Bir anda sistem seni “anlıyor”</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/679629862_27351689727766825_1012849807227782183_n.jpg" style="height:800px; width:450px" /></span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">DEMEKKİ MESELE KİLO DEĞİL,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">KİLONUN NEREDE OLDUĞU.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Bazen el bagajını aşağı aldırmaya çalışan bir sistem,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">bazen elde taşımaya zorlayan bir düzen…</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Kural var,koymuşlar.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Mantık… tartışılır.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Hazır konuya değinmişken ,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Eskişehir çok daha net bir şeyi hak ediyor:</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Modern, dört mevsim çalışan,</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">uçakların sorunsuz iniş yapabileceği bir havalimanı.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Bu konuyu gündemde tutalım.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Unutmayalım, unutturmayalım.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Türkiye’ye her gidişimizde,eş dost Kaymakam Vali Belediye Başkanı Bakan;</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">tanıdığımız kim varsa hatırlatalım.</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Ve seçim yaklaşırken şunu da söyleyelim:</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Havalimanını yapan veya sözünü veren,oyları isteme hakkına sahip olsun .</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/679083660_27351690177766780_4210552647080267479_n.jpg" style="height:450px; width:800px" /></span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Sait Köse</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:16px">Brüksel,Pazar 26 Nisan 2026</span></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 19:54:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2023/09/sait-kose-1694349923.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>​​​​​​​Question arménienne 24/04/1915  : mémoire, fracture et raison historique</title>
                <category>Duran Kadir</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/question-armenienne-24041915-memoire-fracture-et-raison-historique-1233</link>
                <author>durankadir@hotmail.be (Duran Kadir)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/question-armenienne-24041915-memoire-fracture-et-raison-historique-1233</guid>
                <description><![CDATA[​​​​​​​Question arménienne 24/04/1915  : mémoire, fracture et raison historique]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:22px"><strong>Question arménienne : mémoire, fracture et raison historique</strong></span></p>

<p><em>Par Kadir Duran</em></p>

<p><span style="font-size:16px"><em>Une date, plusieurs vérités concurrentes</em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><em>Le 24 avril s’impose, année après année, comme un point de tension dans l’histoire contemporaine. Il ne s’agit pas uniquement d’un moment de commémoration. C’est une ligne de fracture active, où mémoire, politique et identité se superposent sans jamais véritablement se rejoindre.</em></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><em>Plus de 111 ans après les événements de 1915 dans l’Empire ottoman, le débat reste irrésolu. Non pas faute de documentation, mais en raison de la nature même du sujet : une collision entre histoire vécue, interprétations nationales et intérêts géopolitiques contemporains.</em></span></p>

<p><strong>Le terme lui-même est disputé, Génocide&nbsp;Massacres ou déportations,&nbsp;Tragédie historique complexe pour certains courants académiques intermédiaires</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/0aeb194a-1492-42b2-9376-dc333d154431.png" style="height:450px; width:800px" /></strong></p>

<p>Cette instabilité lexicale n’est pas un détail. Elle est le symptôme d’un désaccord structurel.</p>

<p>Le 24 avril est une date qui pèse. 111 ans plus tôt, pour certains peuples, elle revient chaque année comme un rappel douloureux &nbsp;non pas seulement d'une catastrophe ancienne, mais d'une blessure qui n'a jamais tout à fait cicatrisé. Elle convoque à la fois la mémoire des disparus, la douleur de leurs héritiers et, inévitablement, l'accusation portée contre un autre peuple, un autre État, une autre identité collective. Entre deuil légitime et confrontation politique, le 24 avril demeure un moment de fracture autant que de recueillement.</p>

<p>Les événements de 1915 ont traversé plus d'un siècle sans trouver de nom universellement accepté. Génocide, massacres, déportations ,&nbsp;chaque terme charrie ses propres implications juridiques, morales et diplomatiques. Et c'est précisément cette instabilité sémantique qui révèle la nature profonde du problème : nous ne sommes pas encore en présence d'un consensus historique, mais d'un champ de bataille mémoriel sur lequel se jouent des enjeux qui dépassent largement le passé.</p>

<p>Une question, pourtant, mérite d'être posée avec franchise : à qui a réellement profité ce déchirement ? Car si un peuple est sorti de cette période arraché à ses terres, amputé de ses structures sociales, dispersé aux quatre vents du monde, d'autres acteurs &nbsp;politiques, diplomatiques, identitaires ont su, au fil des décennies, transformer cette tragédie en ressource. En levier. En capital.</p>

<p><strong>Avril 1915 : la guerre comme contexte, la loi comme instrument</strong></p>

<p>Le 24 avril 1915, tandis que l'Empire ottoman agonise sur le front des Dardanelles, des intellectuels arméniens sont arrêtés à Istanbul. Quelques semaines plus tard, le 27 mai, la loi de « Tehcir » officialise les déportations. Ces décisions s'inscrivent dans un contexte de guerre totale, de délitement interne et de recomposition géopolitique à marche forcée. L'empire vacille. Ses dirigeants perçoivent, ou prétendent percevoir, des menaces intérieures que la logique de survie militaire leur interdit d'ignorer.</p>

<p>Mais ce contexte explique-t-il tout ? Justifie-t-il tout ? C'est précisément là que les lectures divergent &nbsp;et divergeront encore longtemps. La position officielle turque y voit une mesure sécuritaire dictée par l'urgence de la guerre. Le consensus international dominant y reconnaît les contours d'un génocide. Entre ces deux pôles, les historiens débattent, les archives parlent &nbsp;parfois à voix basse, parfois en se contredisant.</p>

<p>Car la bataille des récits est aussi une bataille des sources. Les archives ottomanes, les fonds russes, les témoignages contemporains, les constructions diasporiques et les récupérations politiques modernes forment un corpus disparate, souvent fragmenté, toujours contesté. Aucune lecture sérieuse ne peut se satisfaire d'une seule boussole. Le témoin militaire qui a confronté, en chair et en os, ces narratifs rivaux face à des interlocuteurs étrangers le sait mieux que quiconque : la question arménienne n'est pas un terrain d'entente, c'est un terrain de guerre froide mémorielle.</p>

<p><strong>L'anachronisme comme tentation politique</strong></p>

<p>L'un des dangers les plus insidieux de ce débat est l'anachronisme moral. Imputer à des populations actuelles la responsabilité de décisions prises il y a plus d'un siècle par un appareil d'État disparu relève d'une logique qui, si elle était appliquée universellement, ne laisserait aucun peuple indemne. Les citoyens arméniens qui vivent aujourd'hui en Turquie font partie intégrante du tissu social de ce pays. Les sociétés contemporaines ne se réduisent pas à l'image de leurs prédécesseurs historiques &nbsp;et elles ne devraient jamais être jugées comme si elles en étaient les simples continuations.</p>

<p>Il serait tout aussi faux, à l'inverse, de balayer les faits au nom de la realpolitik. Le malheur réel d'une population réelle ne saurait être nié au motif que sa mémoire a été politisée. Les deux choses coexistent : la souffrance historique est authentique, et son instrumentalisation contemporaine est réelle. Les confondre ou les dissocier artificielle­ment produit le même résultat : l'impasse.</p>

<p><strong>La mémoire comme outil</strong></p>

<p>Plus d'un siècle après les faits, la question arménienne continue de circuler dans les chancelleries, les parlements et les campagnes électorales avec une étonnante vitalité. Elle sert de levier diplomatique pour les uns, de marqueur identitaire pour les autres, de munition rhétorique pour d'autres encore. Certains États l'ont reconnue officiellement pour signifier leur distance vis-à-vis d'Ankara. D'autres hésitent encore, pesant les intérêts stratégiques contre les exigences morales.</p>

<p>Cette instrumentalisation soulève une question que l'on n'ose pas toujours formuler clairement : la mémoire des victimes peut-elle véritablement être dissociée des intérêts de ceux qui la portent ? Et si non ,&nbsp;que reste-t-il de la dignité des morts lorsque leur souvenir devient un outil entre les mains des vivants ?</p>

<p><strong>La seule voie : la vérité sans ambition politique</strong></p>

<p>Nous ne pouvons pas revenir en arrière. Ni effacer ce qui s'est produit, ni prétendre le comprendre pleinement avec les outils du présent. Ce que nous pouvons faire, en revanche, c'est refuser la simplification. Refuser la condamnation sommaire autant que le déni confortable. Exiger des preuves là où l'on brandit des certitudes. Réclamer de la méthode là où règnent les passions.</p>

<p>L'histoire n'est pas une arène judiciaire où l'on rend des verdicts définitifs. C'est un chantier permanent, exigeant, inconfortable &nbsp;qui suppose l'ouverture des archives, le dialogue académique entre toutes les parties et une volonté sincère de comprendre plutôt que de condamner ou d'absoudre.</p>

<p>Car une chose demeure incontestable, et elle suffit à fonder toute éthique mémorielle digne de ce nom : le malheur des uns ne saurait jamais devenir le capital politique des autres. Ce principe-là, au moins, ne devrait souffrir aucune exception.</p>

<p><em>Kadir Duran est journaliste, analyste géopolitique et directeur éditorial de Bruxelles Korner.</em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><em>A lire aussi&nbsp;</em>Par Tonyukuk Boran</p>

<p style="text-align:center"><em><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2024%20avr_%202026%2C%2015_28_38.png" style="height:450px; width:800px" /></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 17:04:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/7039bdaaf64d4ec937cfb43ee1a4a60c.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ERMENİ MESELESİ</title>
                <category>Tonyukuk Boran (Uluslararası  Stratejist)</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ermeni-meselesi-1232</link>
                <author>Tonyukuk@bruxelleskorner.com (Tonyukuk Boran (Uluslararası  Stratejist))</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ermeni-meselesi-1232</guid>
                <description><![CDATA[ERMENİ MESELESİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>ERMENİ MESELESİ</strong></span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><em>Tonyukuk BORAN</em></strong></span></span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#0d0d0d">Çanakkale’nin İttifak Devletlerince saldırı altında olduğu 24 Nisan 1915 günü Osmanlı Devleti yaklaşık 300 kişilik Ayrılıkçı Ermeni ileri gelenlerini tutuklamıştır. Tehcir kanunu ise 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilmiştir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#0d0d0d"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2024%20avr_%202026%2C%2015_28_38.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#0d0d0d">Ermeni meselesi hakkında, bir emekli subayın anlatımları aşağıda sunulmuştur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em><span style="color:#0d0d0d">“2000’li yılların başlarında yurtdışı bir görevde İngiliz emekli SAS komandosu olan kişilerin NATO kapsamında teknik eğitim vermelerine irtibat subayı ve aynı zamanda çevirmen olarak görevlendirilmiştim. Türk kışlasında sürekli yanlarında olmam gerekmesi sebebi ile yemek arasında konuşurken konu savaşlardan ve özellikle Çanakkale Savaşı’ndan açıldı. Son onurlu savaş olarak birçok tarihçinin hem fikir olduğu savaş olduğunu belirtmem üzerine biri konuyu Ermeni meselesine getirdi. Orada onlara bunun bir İngiliz Propagandası olduğunu ve gerçek tarihin çok farklı olduğunu belirttim. Devamında konuyu üstlerime taşıdım. Sonuçta eğitimin durdurulması ve eğitici personelin gerekli şekilde kışla dışına kadar eşlik etme görevi tarafımdan icra edildi.</span></em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em><span style="color:#0d0d0d">Görev sonrasında Ermeni meselesi hakkında bilgilerimin yetersiz olduğunu düşündüm. O günleri yaşayan ve kaleme alan Kazım Karabekir Paşa’nın Ermeni Dosyası kitabını okuyarak meseleyi anlamaya çalıştım. Kazım Karabekir Paşa’nın kitabında Ermenilerin Pers ve Bizans arasındaki mücadelede sürekli farklı taraflar ile ittifaklar kurdukları ancak güç dengesinin her değişiminde de bunun bedelini acı bir şekilde ödedikleri konusu dikkatimi çekti. </span></em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em>Kitaplar üzerinde konuyu okurken uzun süreli bir kurs için ABD’ye gönderileceğim kesinleşince Ermeni olayları konusunda hem merakımı hem de olası ABD’de bu olay ile karşılaşmam durumunda daha bilimsel ve kati cevaplar vermek için o dönemde Anakara Üniversitesinde öğretim üyesi olan Prof. Seyit SERTÇELİK Hocadan randevu almayı başardım. Randevu günü kendisine içinde bulunduğum durumu ve bu konuda yardımcı olursa sevineceğimi belirtmem üzerine sağ olsun onca işi arasında yaklaşık iki saatini bana ayırarak bilgilerinin bir kısmını özet olarak benimle paylaştı. Seyit SERTÇELİK Hoca:</em></span></span></p>

<ul>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em>Rus Arşivlerinde uzun yıllar çalışma yaptığını ve Ermeni olayları meselesinde Osmanlı Devleti’nin taraf olması sebebi ile arşivlerinin dikkate alınmayabileceği ancak Rus Arşivlerinin herkes tarafından kabul edileceğini, Rusların Anadolu istilasına hazırlandıkları ve bu sebeble Anadolu hakkında ayrıntılı bir çalışma yaptıklarını, bu arşivlerde Polatlı’da bulunan Osmanlı garnizonunda kaç adet kab kacak bulunduğu konusunda bile veri bulunduğunu,</em></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em>Doğu Anadolu’da bulunan Ermenilerin savaş başlayınca büyük bir kısmının Rus tarafına göç ettiğini,</em></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em>İttifak devletleri saffında 200.000 den fazla Ermeni’nin görev yaptığını </em></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em>Ruslar tarafından Ermenilerce katledilen 600.000 Kürt Müslüman olduğunu belirttiği, Türklerin Ruslar açısından bir önemi olmadığından rakamlarının belirtilmediğini</em></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em>Yaptığı çalışmalar neticesinde birçok Ermeni’nin kimlik değiştirerek aramızda yaşadığını bunu çevresine ifade ettiğinde bir zamanlar güldüklerini ancak Yusuf HALAÇOĞLU Hocanın bu konuyu belirtmesi ile ciddiye aldıklarını anlatmıştı.</em></span></span></li>
</ul>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em>ABD’de kurs gördüğüm süreçte sadece başka bir ülke subayı tarafından konu açılmaya çalışılmıştı. Ancak kendisine sertçe bu konunun politik olduğu, ayrıca tarih bilimi açısından ise durumun tam tersi olduğu ve Ermeni Soykırımının olduğu ama bunun <strong>Ermenilerce uygulanan soykırım olduğunu </strong>belirtince ortamda bulunan dersin hocası tarafından konu kapatılmıştır. Ancak ortamda bulunan diğer arkadaşlara konu Rus Arşivleri üzerinden anlatılmıştır.</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em>Teknik bir kursa gitmekle beraber ülkem ve milletime karşı yapılan saldırılara bilgi ile cevap vererek ortamda bulunan diğer ülke subaylarına da bilgi aktararak en azından bu alandaki görevimi kısmen de olsa yerine getirdiğimi düşünüyorum.”</em></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Prof.Dr.Seyit SERTÇELİK’in de belirtiği ve Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU tarafından 2007 yılında açıklanan Kürt Alevilerin bir kısmının Ermeni olduğu açıklaması sonrasında Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’ndan alınmasına neden olmuştur. Bu açıklamaları bazı rivayetlere göre ABD Kongre Kütüphanesinden kopyası alınan “Kürtleşen Ermeniler Raporu”na dayanmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Birçok Ermeni vatandaşımız özgürce ve bu ülke için çalışmış olmakla beraber özellikle ABD (Osmanlı’nın son döneminde özellikle Doğu Anadolu’da okul ve misyonerlik faaliyetleri ile etki yarattılar.), İngiltere ve Fransa tarafından kullanılan ayrılıkçı Ermenilerin 1. Dünya Savaşı’nda yarattıkları tehdit nedeni ile Doğu ve Orta Anadolu’dan zorunlu tehcire maruz bırakılmaları bir tercih değil zorunluluktu.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">DEM Parti’nin bu tarihsel gerçekliklere rağmen Ermeni muhipliği ise ancak HALAÇOĞLU Hocanın açıklamalarının gerçek olduğunu düşünmeye neden olmaktadır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 16:18:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/04/tonyukuk-boran-uluslararasi-stratejist-1744136572.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZARAFETİN MİMARİSİ: OSMANLI SOKAĞINDA KUŞ KÖŞKLERİ</title>
                <category>Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/zarafetin-mimarisi-osmanli-sokaginda-kus-koskleri-1231</link>
                <author>DrMehmetArslan@bruxelleskorner.com (Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/zarafetin-mimarisi-osmanli-sokaginda-kus-koskleri-1231</guid>
                <description><![CDATA[ZARAFETİN MİMARİSİ: OSMANLI SOKAĞINDA KUŞ KÖŞKLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ZARAFETİN MİMARİSİ: OSMANLI SOKAĞINDA KUŞ KÖŞKLERİ</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bir medeniyetin büyüklüğü çoğu zaman saraylarının ihtişamıyla, ordularının gücüyle ya da fethettiği toprakların genişliğiyle ölçülür. Oysa asıl ölçü bazen çok daha küçük ayrıntılarda gizlidir. Bir pencerenin kıvrımında, bir çeşmenin gölgesinde, bir duvarın yüksekçe köşesine iliştirilmiş minicik bir yuvada!</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/a572a940-db18-464d-8827-c0af24355ea1.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Osmanlı şehirlerinde taşın ve ahşabın dili yalnızca insan için konuşmazdı. Sokaklar, meydanlar, camiler, hanlar ve konaklar sadece insanların barınması, ibadeti ya da ticareti için yapılmış yapılar değildi. Aynı zamanda canlı hayatın bütününe yer açan bir anlayışın ürünleriydi. Bunun en zarif örneklerinden biri de bugün hâlâ bazı duvarlarda görülebilen kuş köşkleridir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kuş köşkü denildiğinde akla küçük bir süs unsuru gelebilir. Oysa bunlar yalnızca estetik detaylar değildi. Taş cephelere işlenen minyatür evler, serçeler, güvercinler ve küçük kuşlar için tasarlanmış barınaklardı. Yağmurdan korunacakları, yuva kurabilecekleri, emniyet bulabilecekleri yerlerdi. İnsan eliyle yapılan bir binanın, insan dışındaki canlılarla paylaşılması fikriydi. Bugün dünyanın birçok yerinde beton yükselirken çoğu zaman ilk kaybolan şey sessizlik olur; ardından gölge, sonra kuş sesi. Oysa Osmanlı şehrinde mimari sadece yükselmek için değil, uyum kurmak için vardı. Bir caminin duvarında kuşlara ayrılmış küçük bir yuva, taşın incelikle işlendiğini gösterirdi.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yeni Valide Camii, Ayazma Camii, Selimiye Camii gibi yapılarda rastlanan kuş evleri; bazen iki katlı, bazen cumbalı, bazen saray cepheli küçük konaklar gibidir. Mimarlık tarihçileri onları taş üzerine oyulmuş şefkat notları gibi tarif eder. Bu anlayış tesadüfi değildi. Osmanlı toplumunda vakıf kültürü yalnızca insanlara değil, hayvanlara da uzanıyordu. Yaralı leyleklerin tedavi edildiği, sokak hayvanlarına yem bırakıldığı, kış günlerinde kuşlar için yiyecek dağıtıldığına dair kayıtlar mevcuttur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İyilik, yalnızca görünen yere değil, görünmeyene de yapılırdı. Belki de bu yüzden kuş köşkleri “sessiz iyilik”tir. Çünkü bir gösteriş taşımazlar. Üzerinde isim levhası yoktur. Kim yaptı, kim para verdi, kim övgü aldı bilinmez. Bir duvara yapılır ve kuşlar kullanır. Ne alkış ister ne teşekkür. Diğer bir deyişle kuş köşkleri bize, gerçek zarafetin görünmekte değil, düşünmekte olduğunu hatırlatır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bugün dünyada şehirler büyüyor, yapılar çoğalıyor, hayat hızlanıyor. Fakat insan ruhunun ihtiyaç duyduğu şeyler değişmiyor. Hâlâ bir ağaç gölgesi huzur veriyor, hâlâ kuş sesi sabahı güzelleştiriyor, hâlâ küçük bir iyilik kalpte iz bırakıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kuş köşkleri geçmişten bugüne ulaşan sessiz bir hatırlatmadır. İncelik gürültüyle değil, dikkatle yaşar. Merhamet çoğu zaman büyük sözlerde değil, küçük davranışlarda görünür. Bazen bir toplumun karakteri, meydanlarına diktiği yapılardan çok, duvarlarına açtığı minicik yuvalarda saklıdır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Belki bugün yeniden taş cephelere kuş sarayları yapmayacağız. Fakat onların taşıdığı ruhu yeniden yaşatmak mümkündür. Bir pencere önüne su koyarak, bir ağacı koruyarak, bir canlının yaşam hakkına saygı duyarak…</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çünkü bazı eserler zamana yenilir, bazıları unutulur. Ama zarafetle yapılmış iyilik, yüzyıllar geçse de ayakta kalır.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 12:43:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/dr-mehmet-arslan-tarihci-bagimsiz-akademisyen-1769176822.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Başka Bir Açıdan Çocuk Bayramı</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/baska-bir-acidan-cocuk-bayrami-1230</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/baska-bir-acidan-cocuk-bayrami-1230</guid>
                <description><![CDATA[Başka Bir Açıdan Çocuk Bayramı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Başka Bir Açıdan Çocuk Bayramı</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><a href="https://www.kirmizilar.com/author/ahmet-urfali/"><strong><span style="color:black">Ahmet URFALI</span></strong></a></span></span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><em><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; “Çocuğa kim demiş küçük şeydir, bir çocuk belki en büyük şeydir.’’</span></span></span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><em><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Abdülhak Hâmid Tarhan</span></span></span></em></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Kazım Karabekir, görev alanında 50 bine yakın bakıma muhtaç şehit yetimi çocuğun bulunduğunu tespit ettirmişti.1919 yılında bu çocuklar sersefil bir vaziyette; ağaç kovuklarında, mağaralarda, ağaç yaprakları ve ot yiyerek hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlardı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/d691ff5f-c43c-4b77-8deb-f379959d2f56%20(1).png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Kazım Karabekir, ‘’Çocuk Davam’’ adını verdiği bu projesini ‘’Gürbüz Çocuklar Ordusu’’ olarak tanımlayarak, onları hayata kazandırmayı arzu ediyordu. Paşa, bu amaçla sosyal, kültürel ve eğitim anlamında çalışmalar yapmaya başladı. Ailelerini savaşlarda kaybeden bu binlerce yetim ve öksüz çocuğun bir meslek sahibi olmasını, millet hizmetine koşmalarını istiyordu. Şehitler emaneti çocuklara, askeri eğitimin yanında zanaat eğitimi de verildi. Kazım Karabekir, yetim ve öksüz çocukları Atatürk’ün huzuruna çıkardı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Karabekir Paşa’nın çocukları Atatürk’ün huzuruna çıkarmasının amacı, ülkedeki yetimlere ve kimsesiz çocuklara dikkat çekerek onların eğitimini sağlayacak okullar kurdurtmaktı. ‘’Kimsesizlerin kimsesi ‘’ olan Atatürk, çocuklar için meslek okulları kurulmasını emretti.6 Mart 1917’de İstanbul Himaye-i Etfal Cemiyeti kurulmuştu. Bu cemiyet de Kazım Karabekir tarafından kurulan çocuk teşkilatıyla aynı amaçları taşımaktaydı.1921 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal’in Himaye-i Etfal Cemiyetinin koruyuculuğunu kabul etmesiyle yetim ve öksüz çocukların sorunlarıyla daha yakından ilgilenildi. 30 Haziran 1921’de Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Himaye-i Etfal Cemiyeti, 23 Nisanları Çocuk Bayramı olarak anmaya başladı. Kamuoyunun ilgisini çekmek, katkısını almak amacıyla çeşitli etkinlikler yaptı. O günkü basının da, 23 Nisan’ın; “Bu gün Yavruların Rozet Bayramıdır”, “23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür”. “Çocuk Günü” olduğu konusunda manşetler atarak yazılar neşretti.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Yeni Türk devletinin ilk bayramı olarak 23 Nisan 1921 yılında kabul edilen Hâkimiyet-i Milliye Bayramı, daha sonraki yıllarda Hâkimiyet-i Milliye Bayramı ve Çocuk Bayramı olarak kutlanmaya başlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk Ocaklarının aktif rol üstlendiği bayram bazen bir hafta boyunca çeşitli etkinliklerle devam etmiştir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">1980’den sonra bu bayramın adı; ‘”23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak belirlenmiştir.Zaman zaman gerek bilgisizlikten veya Cumhuriyet’in temel değerlerine kayıtsızlıktan dolayı şehit yetimlerine armağan edilen bu bayrama iyi gözle bakılmamıştır. Oysa şehitlerimizin emanetleri yetim yavruları hoşnut etmek herkesin milli görevleri arasında olmalıdır.Atatürk, şehit yetimi kimsesiz çocuklara şöyle seslenmiştir:&nbsp;<em>“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz.”</em></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Milletler geleceğini çocuklarına verdikleri eğitim sayesinde kurarlar. Çocuklar; aile, okul ve çevreden aldıkları eğitimle milli kültürlerini geleceğe taşırlar. Dede Korkut Hikâyelerinde çocuk eğitiminin anahtarı verilir:&nbsp;<em>“Kız anadan görmeyinçe öğüt almaz, oğul atadan görmeyinçe sufra çekmez. Oğul atanun yetiridür, iki gözinün biridir. Devletli oğul kopsa ocağınun közidür ”</em></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Çocuk, bir milletin ve neslin devamıdır. Bu bakımdan onun yetiştirilmesinden birinci derece de aile sorumludur. Çocukların iyi yetiştirilmesi ve varlığının korunmasının ana sebebi ailenin korunmasıdır. İyi yetiştirilen çocukların meydana getirdiği bir toplum geleceğe daha güvenli bakacaktır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">23 Nisanlarda makamlarını, koltuklarını bir anlık olsa da çocuklara emanet eden devlet yöneticileri, ‘’23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’’na bir de bu açıdan bakmalıdırlar.</span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 02:39:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÜRK BAHADIRLARININ ORTAK ADI: ALP</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/turk-bahadirlarinin-ortak-adi-alp-1229</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/turk-bahadirlarinin-ortak-adi-alp-1229</guid>
                <description><![CDATA[TÜRK BAHADIRLARININ ORTAK ADI: ALP]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>TÜRK BAHADIRLARININ ORTAK ADI: ALP</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Göçebelik hareket ve canlılık ister. Göçebeliği hayat tarzı olarak seçen toplumlar, içinde yaşadıkları bozkırın, tabiatın ve coğrafyanın yapısına uymak zorundadır. Burada uyuşukluğa, gevşekliğe yer yoktur. Garipname’ye göre ; “Alp” kişide sağlam yürek, pazı kuvveti, gayret, iyi bir at, özel bir giysi, iyi bir kılıç, süngü, yay ve kader birliği ettiği iyi bir arkadaş olmak üzere dokuz şey gereklidir. Alp; kahramandır, cesurdur, yiğittir. Doğuştan olgun ve güçlüdür. Hayatının her safhasında olağanüstülük bulunur. Alp aynı zamanda; mütevazı, dürüst, cömert, konukseverdir. Alplerin eşleri de yiğit, mücadeleci, kahraman kadınlardır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Dışa dönük bir yapıya sahip olan alp, İslamiyet’i kabul ettikten sonra “gazi tipi” halini almıştır. Ayrıca veli tipi Türk toplumunda kendini içine hapsetmez, daima bir öte duygusu ile bir ruh göçebesi gibi yaşar.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Fethedilen yeni topraklarda atlı-göçebe ve yerleşik yapıya uygun insan tipleri yetiştirme başarısı gösterilmiştir. Alplikle gazilik, erenlikle dervişlik bunun en güzel örneğidir. Alp-eren, gazi-derviş deyişleri adlarıyla bize bir idealinin ışıltısını vermektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Nâbi; Hayriye adlı ahlaki ve öğretici mesnevisinde “evsatü’n nas” (vasat, orta insan) tipini ön plana çıkarır. 18. yy.dan günümüze kadar uzanan sakin, rahatına düşkün bu tip, alplik ve gazilik geleneğinden gelen bir toplumda pek de sevilmez.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Alp-gazi tipi milletine hesap verir, görevini yerine getirir ve ulu Tanrı’ya borcunu öder. Cihana hükmetmek ülküsü olan Kızılelma, O’nun mücadele azmini artırır. Dünya barışının, bütün milletlerinin “nizam-ı alem”e kavuşması ile sağlanacağını düşünür.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bu bakımdan insan sevgisini esas alan eren-derviş tipi ile birleşir. Gönlü terbiye ederek, nefsi tanıyarak, insanları severek birlik ve barışı kurma gayretiyle çalışır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Osmanlı’nın kuruluş aşamasında alplik, ahilik, erenlik kavramlarının birbiriyle dayanışmayı kişilerde görmek mümkündür. Beyler gazidir, cengaverler alp’tir, gönül ehli erendir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;16.yy gazavetnamelerinde geçen;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu Türk azdur diyü itme bahane<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Onun bir şulesi besdir cihana. (1)</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">beyitinde inanç ile,</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Erenlerden kuşanmışdur kuşağı<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu yolda can veren sanma ölüptür.deyişindeki anlam, birbirini tamamlamaktadır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şemşir gibi rüy-ı zemine taraf taraf<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Saldın demür kuşaklı cihan pehlevanlar(2)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">beyitindeki kendine güven duygusu, zaman içerisinde ve bozulma, çözülme dönemlerinde cesaretlendirmeye yönelerek alp-erenlerin görevlerini hatırlatmaya dönüşmüştür.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eder tedvir-i âlem bir mekînin kuvve-i azmi<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Cihân titrer sebât-ı pây-ı erbâb-ı metânetten</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Ber mekînin azminin kuvveti alemi çevirir; (bunun gibi) metanet sahibinin ayak diremesinden cihan titrer” (3)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;Türk’ün ideal insan tipi olan alp-erenlik Mehmet Akif’te “Asım’ın Nesli” şeklinde karşımıza çıkar, ülkesini koruma görevini yerine getirir:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Asımın nesli.. diyordum ya… nesilmiş gerçek;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Alp-eren tipine duyulan hasret mısrada dile getirilir:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Alplar, erenler, Başbuğlar<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ardınca yürüsün tuğlar…<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yedi iklim, yüce dağlar,<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Karış karış Türk olacak.(4)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Anadolu bozkırında yeniden dirilişin, uyanışın müjdesi tarihin tanıklığında muştulanır:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nerde kaldı o çağlar ki<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Analar kurt doğururdu<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hilkat insan çamurunu<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Destanlarla yoğururdu (5)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yeni zamanların alp-eren tipi, Anadolu yaylasında Yunus Emre’den, Mevlana’dan, Hacı Bektaş’ı Veli’den ilham ve destur alarak gönlünü yeni güzelliklere açmaktadır:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yiğitlikleri atadan mirastır<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İmanları kutlu elçiden emanet</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;Adı efedir</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bahadırlığın yıldırım olup çakmasıdır düşman üstüne</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Adı ededir</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Yeni destanların yazılmasıdır alnındaki ışıktan</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Adı dadaştır</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Görkemli dağların kardeşidir başı dumanlı</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Adı uşaktır</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bir hasrete çırpınmasıdır sevdasıyla Karadeniz’in</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Adı seymendir</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Anadolu’nun ortasından bir tan ağartısıdır yeryüzüne</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Adı zeybektir</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Duruşu ilham verir her bakışta efsanelere</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Adı yarendir</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Dostluğu güvenlidir dar zamanlarda gelir</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Yetişmekte olan alp oğulların, alp torunların muhteşem kültür ve tarihten aldıkları ilham ile aklın yön verici ışığı ve sezginin kavrayıcı, bütünleyici, birleştirici sentezi sayesinde yeni dünyalar kuracakları çağın sancısındadır dünya.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black">1- Süzi Çelebi</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black">2- Baki</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black">3- Namık Kemal</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black">4- Y.Niyazi Gençosmanoğlu</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="color:black">5- A.Nihat Asya</span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 02:27:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Çocuk Neden “Yalnızım” Der?</title>
                <category>FİKRİYE AYRANCI KEPER</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bir-cocuk-neden-yalnizim-der-1228</link>
                <author>keperfikriye@hotmail.com (FİKRİYE AYRANCI KEPER)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bir-cocuk-neden-yalnizim-der-1228</guid>
                <description><![CDATA[Bir Çocuk Neden “Yalnızım” Der?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:22px"><strong>Bir Çocuk Neden “Yalnızım” Der?</strong></span></p>

<p>Kahramanmaraş’ta yaşanan o olaydan sonra herkes aynı şeyi soruyor:<br />
“Nasıl oldu bu?”</p>

<p>Ama artık bu sorunun kendisi bile eksik geliyor bana.</p>

<p>Çünkü bir gün önce<br />
Şanlıurfa’da da benzer bir haber vardı.</p>

<p>Bir gün Urfa…<br />
Ertesi gün Maraş…</p>

<p>İki gün.<br />
İki şehir.<br />
Aynı karanlık.</p>

<p>Bu artık “bir olay” değil.<br />
Bu bir işaret.</p>

<p>14 yaşında bir çocuk…<br />
Ve geride bıraktığı bir cümle:<br />
“Hayatım boyunca hep yalnız kaldım.”</p>

<p>Bunu okuyunca insanın içi sıkışıyor.</p>

<p>Çünkü bu bir cümle değil,<br />
duyulmayan bir hayatın özeti gibi.</p>

<p>Bir çocuk durduk yere bu noktaya gelmez.</p>

<p>Kimse bir sabah uyanıp “bugün her şeyi yakacağım” demez.</p>

<p>Önce konuşur… ama duyulmaz.<br />
Sonra anlatır… ama önemsenmez.<br />
Sonra susar… ve kimse fark etmez.</p>

<p>En tehlikeli kısım da tam orasıdır zaten:<br />
Susmaya alıştığı yer.</p>

<p>Biz bazen çocukları yanlış okuyoruz.</p>

<p>Sessizse “uyumlu” diyoruz.<br />
İçe kapanıksa “böyle biri” diyoruz.<br />
Sinirliyse “ergenlik” deyip geçiyoruz.</p>

<p>Ama çoğu zaman mesele bu kadar basit değil.<br />
Bazen sessizlik, sadece sessizlik değildir.</p>

<p>Bazen “biri beni fark etsin” demenin en sessiz halidir.</p>

<p>Ben şuna inanıyorum:<br />
Bir çocuk evinde gerçekten görülüyorsa, dışarıda kaybolmaz.</p>

<p>Ama “görülmek” dediğim şey<br />
sadece aynı evde yaşamak değil.</p>

<p>Yan yana oturmak değil.<br />
Aynı sofrayı paylaşmak değil.</p>

<p>Gerçekten bakmak.<br />
Gerçekten dinlemek.<br />
Telefonu bırakıp gözünün içine bakmak.</p>

<p>Bu kadar basit ama bu kadar zor.</p>

<p>Bugün çocuklar çok şey biliyor gibi görünüyor ama<br />
çok az şey hissedildiklerini düşünüyorlar.</p>

<p>Ve hissedilmediğini düşünen bir çocuk,<br />
bir süre sonra kendini anlatmayı bırakıyor.</p>

<p>O olaydan sonra bir cümle takıldı aklıma:<br />
“Hayatım boyunca hep yalnız kaldım.”</p>

<p>Bence en ağır yalnızlık, kalabalıkların içinde yaşanan.</p>

<p>Evde.<br />
Sınıfta.<br />
Aynı odada.</p>

<p>Ama kimsenin gerçekten “orada” olmadığı bir yalnızlık.</p>

<p>Biz ebeveynler, yetişkinler, toplum olarak<br />
bazen çok konuşuyoruz ama çok az dinliyoruz.</p>

<p>Çok öğüt veriyoruz ama az anlıyoruz.<br />
Çok düzeltmeye çalışıyoruz ama az fark ediyoruz.</p>

<p>Belki de mesele şu:<br />
Çocukları “büyütmeye” o kadar odaklandık ki<br />
onları “anlamayı” unuttuk.</p>

<p>Bir çocuk kaybolmaz aslında.<br />
Yavaş yavaş elinden bırakılır.</p>

<p>Bir bakmışsın konuşmuyor.<br />
Bir bakmışsın içine kapanmış.<br />
Bir bakmışsın artık anlatmıyor.</p>

<p>Ve en kötüsü:<br />
Biz bunu “normal” sanıyoruz.</p>

<p>Ben kimseyi suçlamak istemiyorum.<br />
Çünkü hepimiz bazen kaçırıyoruz bir şeyleri.</p>

<p>Ama şunu da görmezden gelemeyiz:<br />
Bir çocuğun iç dünyası,<br />
ihmal kaldırmaz.</p>

<p>Belki de artık şu soruyu sormak gerekiyor:</p>

<p>Bugün bir çocuk bana bir şey anlatmaya çalışsa,<br />
gerçekten onu duyabilir miyim?</p>

<p>Yoksa yine “sonra konuşuruz” mu derim?</p>

<p>Çünkü bazı “sonralar”<br />
hiç gelmiyor.</p>

<p>Bir çocuğun sessizliğini hafife alma…<br />
Çünkü en büyük çığlıklar, hiç duyulmayanlardır.</p>

<p>Fikriye Ayrancı Keper<br />
Belçika – Genk</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 23:23:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/06/fikriye-ayranci-keper-1719178271.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Quels pays européens seront les plus riches en 2030 ?</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/quels-pays-europeens-seront-les-plus-riches-en-2030-1227</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/quels-pays-europeens-seront-les-plus-riches-en-2030-1227</guid>
                <description><![CDATA[Quels pays européens seront les plus riches en 2030 ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2><span style="font-size:28px"><strong>Quels pays européens seront les plus riches en 2030 ?</strong></span></h2>

<h3><strong>Projections, illusions statistiques et recomposition silencieuse du monde autour de l’Europe</strong></h3>

<p><strong>Par Kadir Duran</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ee5a2e12-fdf9-44b4-946c-acfab453b576%20(1).png" /></strong></p>

<h3><strong>Introduction</strong></h3>

<p>2026 n’est pas une année ordinaire. Elle s’inscrit dans la continuité brutale des crises du siècle,&nbsp;guerres ouvertes ou larvées, tensions religieuses, fractures ethniques, pandémies récentes, instabilités économiques et financières &nbsp;auxquelles s’ajoute désormais une pression croissante sur l’énergie, avec une volatilité pétrolière alimentée par les rivalités géopolitiques.</p>

<p>Le monde ne traverse plus des crises successives. Il les cumule. Et surtout, il les absorbe sans jamais réellement les résoudre.</p>

<p>Dans ce contexte, toute tentative de projection vers 2030 devient un exercice délicat. Les équilibres sont fragiles, les dépendances multiples, et les décisions politiques souvent opaques, parfois difficilement lisibles. Les grandes orientations économiques se construisent désormais dans un environnement où la transparence recule, où les stratégies nationales s’affirment sans toujours se déclarer.</p>

<p>C’est précisément pour cette raison que cette analyse fait un choix méthodologique assumé : prolonger les tendances actuelles sans intégrer de rupture politique majeure. Observer, autrement dit, ce que deviendrait le monde si les dynamiques d’aujourd’hui économiques, démographiques, énergétiques, industrielles se poursuivaient dans leur logique propre, sans choc exogène décisif.</p>

<p>Mais ce choix n’est pas neutre.</p>

<p>Car il repose sur une hypothèse fragile : celle d’un monde stable dans ses instabilités. Or tout indique que les équilibres actuels tiennent moins par solidité que par tension contenue.</p>

<p>Dès lors, une double lecture s’impose. Celle, d’abord, d’un scénario tendanciel, rationnel, construit à partir des données disponibles. Et celle, plus implicite, d’un monde où l’absence de transparence politique pourrait, à tout moment, rebattre les cartes.</p>

<p>La question n’est donc pas seulement de savoir quels pays seront les plus riches en 2030. Elle est de comprendre sur quelles bases cette richesse repose, ce qu’elle recouvre réellement, et combien de temps elle peut tenir dans un monde qui se fragmente.</p>

<h2><strong>L’Europe restera riche. Mais elle ne changera presque pas.</strong></h2>

<p>Si l’on s’en tient aux projections disponibles, le premier enseignement est presque déroutant :&nbsp;<strong>l’Europe de 2030 ressemblera fortement à l’Europe d’aujourd’hui</strong>.</p>

<p>Les niveaux de vie progresseront globalement. Le produit intérieur brut par habitant augmentera dans la plupart des pays. Mais le classement, lui, bougera peu. Les plus riches le resteront. Les pays intermédiaires garderont leur rang. Les économies en rattrapage continueront d’avancer, mais sans véritablement renverser la hiérarchie.</p>

<p>C’est là tout le paradoxe du continent européen : il avance, mais sans se recomposer. Il progresse, mais sans redistribuer les cartes. Sa géographie économique reste profondément stable. Le Nord et l’Ouest continuent de dominer, l’Est rattrape lentement, et les pays candidats ou périphériques demeurent à distance.</p>

<p>Cette stabilité peut être lue comme une force. Elle peut aussi être interprétée comme une forme d’immobilisme. Car une économie qui change peu est aussi une économie dont les rapports de puissance internes sont déjà largement figés.</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/0b8962dd-d36b-4039-a6a6-a1c87b650c33.jpg" /></p>

<h2><strong>Le piège du PIB par habitant : mesurer la richesse, ou ses illusions</strong></h2>

<p>Le PIB par habitant reste l’indicateur de référence lorsqu’il s’agit de comparer les niveaux de vie entre pays. Il a l’avantage de la simplicité, de la lisibilité, de la comparabilité. Mais il a aussi un défaut majeur : il peut être profondément trompeur.</p>

<p>Il suffit, pour s’en convaincre, de regarder les pays qui dominent le classement.</p>

<p>L’Irlande, d’abord, s’impose sur le papier comme la grande championne européenne. Son PIB par habitant projeté pour 2030 tutoie des sommets. Mais cette performance relève en large partie d’une anomalie bien documentée : celle d’une économie qui concentre artificiellement les profits de multinationales mondiales, sans que cette richesse comptable reflète toujours la réalité quotidienne du pays.</p>

<p>Quand des géants pharmaceutiques ou technologiques localisent leurs droits de propriété intellectuelle ou leurs sièges européens à Dublin, ce sont les comptes nationaux irlandais qui s’envolent. Pas nécessairement le revenu réel des ménages, ni la qualité concrète de la vie. L’Irlande est riche, certes. Mais son classement repose aussi sur une architecture fiscale et juridique qui gonfle les chiffres plus qu’elle ne redistribue une prospérité homogène.</p>

<p>Le Luxembourg relève d’une autre logique, tout aussi trompeuse. Sa richesse est réelle, son économie puissante, son secteur financier redoutablement performant. Mais le pays bénéficie aussi d’un effet de structure massif : une part considérable de sa production repose sur le travail quotidien de centaines de milliers de frontaliers venus de Belgique, de France et d’Allemagne. Ces travailleurs créent de la richesse au Luxembourg sans être comptabilisés dans sa population résidente. Le résultat est mathématique : le ratio explose.</p>

<p>Dans les deux cas, la leçon est la même. Un chiffre élevé ne signifie pas toujours une richesse diffusée. Il peut traduire une performance économique réelle, mais aussi une distorsion statistique, une concentration extrême, ou une configuration territoriale atypique.</p>

<h2><strong>La vraie aristocratie économique européenne</strong></h2>

<p>Derrière ces deux cas singuliers, une autre Europe apparaît. Plus discrète, mais plus solide. Une Europe où la richesse ne repose pas d’abord sur des effets d’aubaine, mais sur des structures longues, des choix stratégiques, des modèles cohérents.</p>

<p>La Norvège en est l’illustration la plus éclatante. En refusant à deux reprises l’adhésion au projet communautaire tout en restant étroitement liée au marché européen, elle a fait un choix de souveraineté économique autant que politique. Sa rente énergétique, soigneusement capitalisée au sein de l’un des plus puissants fonds souverains du monde, lui a permis de transformer une richesse naturelle en puissance financière durable. La Norvège ne se contente pas de vendre du gaz ou du pétrole. Elle a converti cette rente en capacité d’investissement mondiale.</p>

<p>La Suisse suit une autre trajectoire, mais avec la même rigueur. Neutralité, stabilité institutionnelle, souveraineté monétaire, spécialisation dans les secteurs à très haute valeur ajoutée : l’horlogerie de luxe, la pharmacie, la finance, l’industrie de précision. Là encore, la richesse n’est pas accidentelle. Elle est le résultat d’un modèle patiemment consolidé, jalousement protégé, politiquement assumé.</p>

<p>L’Islande, plus petite, plus vulnérable en apparence, appartient à cette même logique des économies qui tirent parti de leur spécificité. Sa démographie réduite, sa spécialisation sectorielle, son énergie abondante et son ouverture touristique en font un cas à part, où la petite taille amplifie mécaniquement certains ratios, mais où la résilience économique reste réelle.</p>

<p>Et puis il y a le Danemark. Peut-être le cas le plus intéressant de tous. Car si l’on met de côté les distorsions irlandaises et luxembourgeoises, le Danemark apparaît comme le premier grand pays de l’Union européenne dont la richesse repose sur des fondamentaux lisibles : productivité, innovation, cohésion sociale, spécialisation industrielle et pharmaceutique, capacité à monter en gamme sans rompre l’équilibre du modèle social. Le Danemark n’impressionne pas par l’excès. Il rassure par la solidité.</p>

<h2><strong>La Belgique : prospérité réelle, fragilité croissante</strong></h2>

<p>La Belgique occupe une place singulière dans cette cartographie. Elle n’est ni au sommet absolu, ni en situation de décrochage. Elle appartient au groupe des économies riches, ouvertes, profondément insérées dans les flux européens et mondiaux.</p>

<p>Ses atouts sont nombreux. Sa position géographique, d’abord, au croisement des grandes routes commerciales d’Europe occidentale. Son rôle logistique ensuite, avec des infrastructures portuaires et de transport de premier plan. Sa densité institutionnelle, surtout, avec Bruxelles comme cœur administratif et politique de l’Union européenne, siège de l’OTAN, point de convergence de milliers d’acteurs publics, privés, diplomatiques et économiques. À cela s’ajoute un secteur pharmaceutique et chimique puissant, des services à forte valeur ajoutée, et un tissu économique encore robuste.</p>

<p>Mais derrière cette solidité se profile une vulnérabilité lourde :&nbsp;<strong>la dérive budgétaire</strong>.</p>

<p>La Belgique reste un pays riche. Elle n’est pas un pays en crise. Mais elle avance avec un poids croissant sur les épaules : dette élevée, déficit structurel persistant, hausse progressive des charges d’intérêts, disparités régionales tenaces. La Flandre continue de porter largement la dynamique productive du pays, tandis que Bruxelles et la Wallonie peinent davantage à transformer leurs atouts en croissance soutenue.</p>

<p>Le danger, pour la Belgique, n’est pas l’effondrement à court terme. C’est l’érosion. Une lente fragilisation de sa marge de manœuvre. Une prospérité qui demeure, mais qui devient plus coûteuse à maintenir.</p>

<h2><strong>Les grandes puissances européennes : la masse sans l’élan</strong></h2>

<p>L’Allemagne, la France, le Royaume-Uni, l’Italie et l’Espagne restent des puissances de premier plan si l’on raisonne en taille économique globale. Mais en termes de richesse par habitant, elles n’occupent pas les premières marches.</p>

<p>L’Allemagne, malgré sa puissance industrielle, subit depuis plusieurs années des tensions profondes : concurrence chinoise, transition énergétique douloureuse, coûts de production en hausse, incertitudes sur le modèle manufacturier. Elle reste la plus solide des grandes économies, mais elle n’a plus l’avance incontestée d’autrefois.</p>

<p>La France demeure une économie de masse, dotée d’infrastructures, de savoir-faire, d’une base productive diversifiée. Mais son endettement public, la pression sur les finances publiques et les rigidités structurelles limitent sa capacité de projection.</p>

<p>Le Royaume-Uni conserve un niveau de richesse élevé, mais le coût de la vie, notamment dans les grandes métropoles, réduit la perception concrète de cette prospérité.</p>

<p>L’Italie reste pénalisée par le poids de sa dette et par un vieillissement démographique rapide. Quant à l’Espagne, elle avance, mais à distance.</p>

<p>Ces grandes nations continuent donc d’imposer leur poids. Mais elles n’incarnent plus, seules, le sommet du niveau de vie européen. Elles dominent par le volume, moins par l’intensité.</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-19%20at%2013_37_53%20(1).jpeg" /></p>

<h2><strong>L’Est européen : un rattrapage réel, mais encore inachevé</strong></h2>

<p>L’Europe orientale poursuit sa convergence. Les taux de croissance y sont souvent plus dynamiques. La Pologne, la Lituanie, la Croatie, la Roumanie ou la Hongrie continuent de progresser plus vite que la moyenne occidentale.</p>

<p>Ce rattrapage est réel. Il serait faux de le minimiser. Depuis l’élargissement de l’Union, ces pays ont réduit une partie significative de l’écart qui les séparait du cœur européen. Les fonds structurels, les investissements industriels, les délocalisations intra-européennes, la montée en compétences de leur main-d’œuvre ont produit des effets tangibles.</p>

<p>Mais il faut regarder les choses sans illusion. En valeur absolue, l’écart reste massif. Le rattrapage est quantitatif, mais la convergence n’est pas achevée. La Bulgarie, par exemple, reste au bas de l’échelle européenne. La Pologne progresse vite, mais demeure loin des standards nordiques.</p>

<p>L’Est européen avance. Mais il n’a pas encore rejoint le centre de gravité de la richesse continentale.</p>

<h2><strong>La Turquie : la surprise qui dérange le récit européen</strong></h2>

<p>Dans cette Europe relativement figée, la Turquie constitue un cas particulièrement intéressant. Non parce qu’elle deviendrait soudain une économie riche au sens des standards nordiques ou suisses. Mais parce qu’elle progresse là où certains reculent.</p>

<p>Sa montée dans le classement européen, jusqu’à dépasser plusieurs États membres de l’Union, a une portée symbolique bien supérieure à son simple rang. Elle dit quelque chose d’essentiel : l’appartenance institutionnelle à l’Europe ne garantit plus, à elle seule, une trajectoire économique supérieure.</p>

<p>La Turquie conserve des fragilités majeures : inflation, volatilité monétaire, dépendance aux flux de capitaux, sensibilité aiguë aux décisions politiques et à la confiance des marchés. Mais elle dispose aussi d’atouts considérables : une population jeune, une base industrielle large, un tissu productif diversifié, des champions nationaux puissants, une capacité d’exportation solide, et un coût relatif qui améliore son pouvoir d’achat en parité de pouvoir d’achat.</p>

<p>Autrement dit, la Turquie n’est pas un modèle stable. Mais elle est devenue un acteur qu’il n’est plus possible de traiter comme une simple périphérie.</p>

<h2><strong>Pendant que l’Europe se stabilise, l’Asie centrale accélère</strong></h2>

<p>C’est ici que l’analyse doit s’élargir. Car le vrai contraste n’est pas seulement interne à l’Europe. Il se joue aussi dans sa périphérie élargie, là où d’autres régions avancent à une vitesse que le continent a perdue.</p>

<p>L’Asie centrale, à cet égard, est un révélateur. Le Kazakhstan, l’Ouzbékistan, le Kirghizistan, le Tadjikistan, le Turkménistan n’ont rien de comparable, à ce stade, avec les niveaux de richesse européens. L’écart reste immense. Mais leur dynamique de croissance, leur démographie, leur potentiel énergétique et minier, leur position géographique en font des acteurs de plus en plus structurants.</p>

<p>Le Kazakhstan s’impose nettement comme le pivot régional. Son économie, portée par les hydrocarbures, l’uranium, les métaux, mais aussi par une stratégie croissante de diversification logistique et numérique, le place à l’avant-garde d’une région en mutation. Ce n’est pas encore une puissance de niveau de vie. Mais c’est déjà une puissance de ressources, de transit, de projection régionale.</p>

<p>L’Ouzbékistan, avec sa population jeune et nombreuse, constitue un autre cas prometteur, à condition de réussir sa transformation institutionnelle et productive. Le Kirghizistan et le Tadjikistan restent plus fragiles, mais leur dynamique démographique pourrait, à long terme, peser davantage qu’on ne l’imagine.</p>

<p>L’Asie centrale ne concurrence pas encore l’Europe sur le terrain de la richesse. Elle la concurrence déjà sur celui de la vitesse.</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/6f685c21-31db-4d65-a089-a82ff6d19796.jpg" /></p>

<h2><strong>Le monde turcique : une influence qui se construit par les corridors, l’énergie et les matières premières</strong></h2>

<p>Au-delà des trajectoires nationales, une autre réalité prend forme : celle du monde turcique comme espace stratégique en constitution.</p>

<p>L’Organisation des États turciques ne constitue pas encore un bloc économique intégré au sens classique du terme. Son commerce intra-zone reste limité, sa cohésion politique encore incomplète, son poids mondial encore modeste. Mais elle possède un atout que beaucoup d’ensembles plus riches n’ont plus : la centralité géographique dans un monde fracturé.</p>

<p>Entre la Chine et l’Europe, entre la Caspienne et la Méditerranée, entre l’énergie, les corridors de transport, les minerais critiques et les ambitions de diversification occidentales, le monde turcique occupe un espace devenu décisif.</p>

<p>La Turquie y joue naturellement le rôle de moteur, par sa masse économique et industrielle. L’Azerbaïdjan s’affirme comme pivot gazier. Le Kazakhstan pèse sur l’uranium, les hydrocarbures, les corridors eurasien. Le Turkménistan, avec ses réserves gazières, reste une promesse stratégique. L’Ouzbékistan et le Kirghizistan complètent ce dispositif dans une logique plus démographique et territoriale.</p>

<p>Ce bloc n’est pas encore une puissance cohérente. Mais il devient un&nbsp;levier. Et dans le monde qui vient, les leviers comptent parfois davantage que les volumes.</p>

<h2><strong>L’Europe peut-elle devenir dépendante ?</strong></h2>

<p>La question se pose désormais de façon concrète. Non pas sous la forme d’une domination frontale, mais sous celle, plus subtile, d’une dépendance sélective.</p>

<p>L’Europe a besoin d’énergie. Elle a besoin d’uranium. Elle a besoin de minerais critiques. Elle a besoin de corridors alternatifs dans un contexte de guerre prolongée, de fragmentation des routes et de rivalités maritimes. À mesure qu’elle s’éloigne de la dépendance russe, elle cherche d’autres appuis. Et ces appuis se trouvent de plus en plus souvent à l’Est de la mer Noire, dans l’espace turcique et centre-asiatique.</p>

<p>Cela ne signifie pas que l’Europe deviendra captive. Elle dispose encore d’atouts considérables : sa richesse, son marché, son attractivité technologique, son cadre juridique, sa stabilité institutionnelle. Mais cela signifie qu’elle entre dans une nouvelle phase : celle où la richesse seule ne suffit plus à garantir l’autonomie.</p>

<p>Le pouvoir du XXIe siècle ne se mesure plus uniquement à ce qu’un pays possède. Il se mesure à ce dont les autres ont besoin.</p>

<h2><strong>Ce que les chiffres disent, et ce qu’ils ne disent pas</strong></h2>

<p>Les projections tendancielles sont utiles. Elles dessinent les continuités, révèlent les inerties, mettent en lumière les fractures. Mais elles ont une limite fondamentale : elles supposent que les structures économiques prolongent leur trajectoire sans rupture majeure.</p>

<p>Or, plusieurs forces de disruption pourraient, d’ici 2030, modifier sensiblement cette carte.</p>

<p>La réforme de la fiscalité mondiale peut fragiliser les économies dont l’avantage compétitif repose sur l’attractivité fiscale. L’intelligence artificielle peut accentuer l’écart entre pays fortement capitalisés en innovation et ceux qui restent dépendants d’industries plus routinières. La transition énergétique peut favoriser les économies déjà engagées dans les technologies vertes tout en déstabilisant celles qui dépendaient d’une énergie bon marché. La démographie peut bouleverser les ratios sans nécessairement refléter un enrichissement réel. Et, bien sûr, la géopolitique peut interrompre n’importe quelle trajectoire.</p>

<p>Autrement dit, le classement de 2030 ne sera peut-être pas faux. Mais il pourrait être incomplet.</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-19%20at%2013_37_53%20(1).jpeg" /></p>

<h2><strong>Conclusion : l’Europe gardera la richesse, mais plus l’exclusivité du pouvoir</strong></h2>

<p>À l’horizon 2030, l’Europe restera l’espace du monde où le niveau de vie moyen demeure le plus élevé. Ses atouts sont considérables. Son accumulation historique de capital, d’infrastructures, d’institutions, de savoir-faire et de stabilité ne peut être rattrapée en quelques années.</p>

<p>Mais cette richesse n’épuise plus la question du pouvoir.</p>

<p>L’Europe reste dominante par le revenu. Elle l’est moins par la vitesse. Elle l’est moins encore par la maîtrise des dépendances. Autour d’elle, des régions moins riches mais plus dynamiques, plus stratégiquement situées, plus dotées en ressources critiques, prennent une importance nouvelle.</p>

<p>L’Asie centrale ne remplacera pas l’Europe. Le monde turcique ne dominera pas, à court terme, l’économie mondiale. Mais ils avancent. Ils deviennent indispensables sur certains segments. Ils transforment l’architecture des échanges, des approvisionnements, des itinéraires, des arbitrages géopolitiques.</p>

<p>La vraie leçon de cette projection n’est donc pas que l’Europe va tomber. Elle est qu’elle ne sera plus seule à compter.</p>

<p>Elle gardera la richesse.<br />
Mais autour d’elle, d’autres construiront l’influence.</p>

<p>Et dans le monde qui vient, ce n’est pas toujours le plus riche qui dicte la règle. C’est souvent celui sans qui les autres ne peuvent plus avancer.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-04-19%20at%2013_37_53.jpeg" /></p>

<p>Sources complètes — Analyse économique Europe, Asie centrale et monde turcique</p>

<p>1. Sources institutionnelles internationales<br />
Fonds monétaire international (FMI)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;World Economic Outlook, avril 2026 — projections PIB nominal et PPA, 195 pays<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;worldometers.info/fr/pib (données FMI compilées)<br />
Banque mondiale<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;World Development Indicators — PIB/habitant historique et classification des revenus<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Global Economic Prospects 2025-2026 — banquemondiale.org<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Nouvelle classification des pays par revenu 2024-2025<br />
OCDE<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Études économiques : Irlande 2025 — oecd.org<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Perspectives économiques de l’OCDE, décembre 2024<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Türkiye Economic Snapshot 2025 — oecd.org<br />
Banque centrale européenne (BCE)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Indicateur ajusté PIB irlandais (PIB réel avec demande intérieure modifiée), fin 2025<br />
Nations Unies / UNCTAD<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;World Economic Situation and Prospects 2025 — unctad.org<br />
Banque eurasienne de développement (EDB)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Projections de croissance Asie centrale 2025-2026</p>

<p>2. Sources gouvernementales françaises<br />
Direction générale du Trésor (DGT) — tresor.economie.gouv.fr<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Présentation de l’économie irlandaise (mise à jour novembre 2025)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Indicateurs et conjoncture — Turquie (novembre 2024)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Situation économique et financière de la Belgique<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Présentation économique de l’Azerbaïdjan<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;L’économie norvégienne en bref<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Turquie — Ralentissement de la croissance début 2025 (juillet 2025)<br />
Bureau fédéral du Plan belge — plan.be<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Perspectives économiques 2025-2030, juin 2025<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Economic budget 2026 - Economic Outlook 2027-2031, février 2026<br />
Banque nationale de Belgique (BNB) — nbb.be<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Projections macroéconomiques pour la Belgique, décembre 2025<br />
SPF Économie belge — economie.fgov.be<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Aperçu de l’activité économique en Belgique (décembre 2025)<br />
IWEPS (Institut wallon de l’évaluation) — iweps.be<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Perspectives économiques régionales 2025-2030, juillet 2025</p>

<p>3. Médias spécialisés et analyses économiques<br />
Euronews Business<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Servet Yanatma, « Quels pays européens seront les plus riches en 2030 ? », 19 avril 2026<br />
Euractiv<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Le Kazakhstan dépasse la Russie et la Chine en termes de PIB par habitant, selon le FMI », août 2025 — euractiv.fr<br />
Euronews<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Central Asia posts growth above 6% in 2025, beating advanced economies », février 2026<br />
Touteleurope.eu<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;PIB par habitant des pays de l’Union européenne (août 2025)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Fact-checking : L’UE est-elle toujours dépendante des énergies fossiles russes ? (juin 2025)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Qu’est-ce que l’impôt mondial sur les multinationales ?<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;La convergence économique à l’épreuve de l’élargissement<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;À quoi ressemblera l’Europe en 2030 ?<br />
CEPR / VoxEU<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Comment l’IA influence la productivité et l’emploi en Europe » (février 2026) — cepr.org<br />
Le Grand Continent<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Une Europe cassée ? 10 points sur la politique de cohésion », avril 2024 — legrandcontinent.eu<br />
Cairn.info<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Irlande : une croissance en trompe-l’œil face à la pandémie », Chronique internationale de l’IRES<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« De la Caspienne à la Turquie : les enjeux du corridor gazier sud-européen », Hérodote, 2014<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Le basculement de l’économie mondiale à l’horizon 2030 », CEPII<br />
Allnews.ch<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« En Europe, le miracle économique est à l’Est », août 2024</p>

<p>4. Sources de données économiques<br />
TradingEconomics — fr.tradingeconomics.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;PIB par habitant Turquie, Belgique, Azerbaïdjan, Kazakhstan<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Taux de croissance annuel Turquie, Irlande<br />
Worldometers / FMI — worldometers.info<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;PIB par pays 2025-2026 (PPA et nominal)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;PIB par habitant mondial, Europe, Asie<br />
Countryeconomy.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;PIB Turquie 2025, Belgique 2025<br />
DonnéesMondiales.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;L’économie en Azerbaïdjan comparée à l’UE<br />
Businessornot.fr<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Classement PIB par habitant 2026 : Top 30 pays (janvier 2026)<br />
Comment-investir.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Pays par PIB : le classement mondial actualisé 2026<br />
Lagazetteaz.fr<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Le Kazakhstan en tête parmi les pays d’Asie centrale en PIB/habitant » (août 2025)<br />
Lapresseturquoise.fr<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Le Kazakhstan a désormais un PIB par habitant plus élevé que la Russie » (août 2025)<br />
EU Reporter — eureporter.co<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Kazakhstan’s GDP per capita surges past Russia and China » (août 2025)</p>

<p>5. Analyses sectorielles et thématiques<br />
Coface — coface.fr<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Fiche risque pays : Irlande 2025<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Fiche risque pays : Kazakhstan<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Analyse risques sectoriels : Énergie (avril 2026)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Économies émergentes les plus dynamiques en 2025<br />
Contrepoints.org<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Irlande : quand une imposition faible rime avec hausse des recettes » (janvier 2026)<br />
BNP Paribas — group.bnpparibas<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Quel impact pour l’Intelligence artificielle sur l’économie mondiale ? »<br />
FMI (blog) — imf.org<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« L’IA transformera l’économie mondiale » (janvier 2024)<br />
Fondapol<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Intelligence artificielle : enjeux économiques et financiers » (septembre 2025)<br />
Workday FR — blog.workday.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« L’Europe face à une nouvelle équation de productivité » (décembre 2025)<br />
ENGIE Newsroom<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« ENGIE appelle à l’action face aux risques pesant sur la décarbonation de l’Europe »<br />
Dauphine PSL — dauphine.psl.eu<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Le retour des crises énergétiques : mécanismes, effets et antidotes »<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Les enjeux de la crise mondiale : entre sécurité d’approvisionnement et transition énergétique »<br />
Enerdata — enerdata.fr<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Azerbaïdjan : stratégie énergétique, SOFAZ et ambitions 2030 »<br />
IEA / AIE — iea.org<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;World Energy Outlook 2023 (résumé)</p>

<p>6. Sources sur le monde turcique<br />
Eurasia Focus — eurasiafocus.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« L’Organisation des États turciques : ambitions et réalités » (mai 2025)<br />
TRT Français — trtfrancais.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Organisation des États turciques : quinze ans de coopération » (octobre 2024)<br />
Anadolu Agency — aa.com.tr<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« L’OET fête son 15e anniversaire » (octobre 2024)<br />
Donneesmondiales.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Membres de l’OTS — données démographiques et économiques<br />
Observatoire de l’Europe — observatoiredeleurope.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« L’UE salue le partenariat gazier azerbaïdjanais » (mars 2026)<br />
Times of Israël (Ops &amp; Blogs)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« De Moscou à Ankara : l’erreur énergétique de l’Europe » (janvier 2026)<br />
La Gazette AZ — lagazetteaz.fr<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Le Corridor gazier Sud d’Azerbaïdjan réduit la dépendance énergétique de l’Europe »<br />
Pravda FR — francais.news-pravda.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Bilan de l’Année Turcique » (janvier 2026)</p>

<p>7. Sources encyclopédiques et institutionnelles secondaires<br />
Wikipédia (FR)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Économie de la Turquie, Économie de la Belgique, Économie de la Norvège, Économie de l’Islande, Économie de l’Europe, Organisation des États turciques, Ouzbékistan, Liste des pays par PIB (PPA) par habitant<br />
CEPII (Centre d’études prospectives et d’informations internationales)<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Scénario économie mondiale 2030-2050<br />
Swissinfo.ch<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Suisse, Norvège : deux “cas” européens » — analyse comparée<br />
Atlantasocio.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Classement des États d’Europe par PIB par habitant<br />
Erdyn.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« La convergence économique : une réussite de l’Union européenne ? »<br />
Robert Schuman Foundation<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;« Quelle convergence au sein de l’UE élargie : les enjeux pour la Bulgarie et la Roumanie ? »<br />
Lafinancepourtous.com<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Circuits d’optimisation fiscale passant par l’Europe<br />
Vie-publique.fr<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Impôt sur les multinationales : taux minimum de 15 %<br />
Investory.fr<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Classement par PIB des pays en 2026 : quelles tendances pour demain ?<br />
Europe1 / Ekioz.fr<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;L’énigme irlandaise : comment une particularité nationale fausse les données de la zone euro<br />
IBSA (Brussels) — ibsa.brussels<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Perspectives économiques régionales 2025-2030 (Bruxelles, Flandre, Wallonie)</p>

<p style="text-align:center">Toutes ces sources ont été consultées entre le 17 et le 19 avril 2026. Les données du FMI utilisées correspondent au World Economic Outlook d’avril 2026 sauf mention contraire.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 16:52:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>RENVOYER L’ASCENSEUR</title>
                <category>Sait Kose</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/renvoyer-lascenseur-1226</link>
                <author>skose6826@GMAIL.COM (Sait Kose)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/renvoyer-lascenseur-1226</guid>
                <description><![CDATA[RENVOYER L’ASCENSEUR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:36px"><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#e74c3c">Pazar Yazısı</span></strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="color:#2980b9"><strong><span style="font-size:28px">RENVOYER L’ASCENSEUR</span></strong></span></p>

<p style="text-align:center">Fransızcada bir deyim vardır: renvoyer l’ascenseur.</p>

<p style="text-align:center">Asansörü geri yollamak diye düz tercüme edilir .</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/1187bf31-4c67-483d-a660-46cff07ea024.png" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center">Anlamı basittir; yapılan bir iyiliği, bir hizmeti, zamanı geldiğinde karşılık vererek geri göndermek.</p>

<p style="text-align:center">Daha doğrusu kendin rahatladığında iade etmektir,ve herhangi bir bedeli veya maddi manevi yükü olmayan iyilikitir.Basitçe asansörü geri yollamak,sizde binesiniz diye .</p>

<p style="text-align:center">Bu, sadece bir nezaket kuralı değildir.</p>

<p style="text-align:center">Aynı zamanda bir vefa meselesidir.</p>

<p style="text-align:center">Özellikle siyasette…</p>

<p style="text-align:center">Siyaset sadece kendi kariyerini düşünmek değildir.</p>

<p style="text-align:center">Siyaset sadece konuşmakta değildir.</p>

<p style="text-align:center">Siyaset, hatırlamaktır.</p>

<p style="text-align:center">Siyaset, zamanı geldiğinde yapılanı unutmamak ve karşılığını vermektir.</p>

<p style="text-align:center">Ama ne yazık ki, siyasette — tıpkı hayatın birçok alanında olduğu gibi —</p>

<p style="text-align:center">insanlar çoğu zaman hatırlamak yerine unutmayı,</p>

<p style="text-align:center">vefa göstermek yerine görmezden gelmeyi tercih eder.</p>

<p style="text-align:center">Hatta kimileri yardım eder gibi görünür…</p>

<p style="text-align:center">Ama zamanı geldiğinde o iyiliğin karşılığını vermek bir yana,</p>

<p style="text-align:center">insanı yalnız bırakır.</p>

<p style="text-align:center">Daha da kötüsü,</p>

<p style="text-align:center">bazıları sizi yukarı çıkarmak yerine,</p>

<p style="text-align:center">aynı asansör boşluğuna itmeye çalışır.</p>

<p style="text-align:center">Oysa bazı şeyler unutulmamalıdır.</p>

<p style="text-align:center">Yapılan bir iyilik…</p>

<p style="text-align:center">Verilen bir emek…</p>

<p style="text-align:center">Zor zamanda uzatılan bir el…</p>

<p style="text-align:center">Çünkü vefa, sadece bir duygu değil,</p>

<p style="text-align:center">aynı zamanda bir duruştur.</p>

<p style="text-align:center">Hayat devam eder,zaman geçer hemde çok çabuk geçer,</p>

<p style="text-align:center">Ama yapılanlar unutulmaz.</p>

<p style="text-align:center">İyilik de kalır, vefasızlık da…</p>

<p style="text-align:center">Dünya döner ve herkes,</p>

<p style="text-align:center">yaptığıyla bir gün mutlaka karşılaşır.</p>

<p style="text-align:center">VE HAYATIN DEĞİŞMEZ BİR GERÇEĞİ VARDIR :</p>

<p style="text-align:center">İnsan bazen yükselirken fark etmez,</p>

<p style="text-align:center">ama inerken asansör her zaman orada olmayabilir ...onada asansör boşluğu denir .</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/676828157_27268949606040838_23670852864685629_n.jpg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><em>Sait Köse</em></p>

<p style="text-align:center"><em>Antalya , Pazar 19 Nisan 2026</em></p>

<p style="text-align:center"><em>Dipnot : Fırsatınız oldukça mutlaka sabah güneşi alın , acayip ilham veriyor</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 16:36:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2023/09/sait-kose-1694349923.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZAİM AĞA KONAĞI VE KURTULUŞ SAVAŞINDAKİ YERİ</title>
                <category>Prof. Dr. Hilmi Özden</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/zaim-aga-konagi-ve-kurtulus-savasindaki-yeri-1225</link>
                <author>ProfDrHilmiozden@bruxelleskorner.com (Prof. Dr. Hilmi Özden)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/zaim-aga-konagi-ve-kurtulus-savasindaki-yeri-1225</guid>
                <description><![CDATA[ZAİM AĞA KONAĞI VE KURTULUŞ SAVAŞINDAKİ YERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">ZAİM AĞA KONAĞI VE KURTULUŞ SAVAŞINDAKİ YERİ</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:14.0pt">(</span>Göçebe <span style="background-color:white"><span style="color:black">Fikir, Kültür, Sanat ve Edebiyat </span></span>Dergisi Aralık 2025 Sayısı, s. 67-80)</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Hilmi ÖZDEN</strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ZAAIM1.jpg" style="height:273px; width:586px" /></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Zaim Ağa Konağının Ön Cephesi (Fotoğraf: Hilmi Özden 2025)</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Teşekkür</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">2025 Ağustos ayında Eskişehir Sivrihisar ilçesine dostum Atilla AYVA ile birlikte yaptığımız yolculukta ziyaret ettiğimiz yerlerden biri Zaim Ağa Konağıydı. Konağa gelen ziyaretçilere açıklamalarda bulunan Anadolu Üniversitesinden tez aşamasında Tarih Bölümü öğrencisi Şeyda OKUR Hanıma teşekkür eder başarılar dileriz.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Giriş</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Zaim Ağa Konağı, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Sakarya Meydan Savaşı'ndan sonra 22 Mart 1922 ile 29 Mart 1922 tarihleri arasında cepheyi ve birlikleri denetlemek için askeri ve sivil heyetle birlikte Sivrihisar'da konakladığı binadır. Bu bina Zaim zadelerden Hacı Ali Ağa'nın konağıdır. Yanında kardeşi Şefik Ağa'nın konağı da vardır. Mustafa Kemal Paşa esas Hacı Ali Ağa'nın konağında kalmakla birlikte Ali ve Şefik Ağalar bu her iki binayı Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki heyete tahsis etmişlerdi (Şakar, 2016: 62). </span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ZAAIM2.jpg" style="height:381px; width:397px" /></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Mustafa Kemal Paşaya Tahsis Edilen Masa ve Yatak (2025 HÖ)</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kerkük Türkmen aşiretinden olan bu aile muhtemelen 1895 yılında Anadolu'ya göç etmişlerdi. Aile üç erkek kardeşten oluşuyordu. Babaları Kara Zaimoğlu Kerkük'te kalıyor. Ailenin nüfus yoğunluğu nedeniyle üç ayrı konak yapılmıştı. Hacı Ali (şimdiki Zaim Ağa Konağı), bitişiğine kardeşi Şefik Ağa (Sakarya Konağı) Hasan Ağa Konağı yıkılmış kalıntısı yoktur. Hacı Ali Ağa'nın Konağı babalarının ismine atfen Zaim ağa Konağı olarak bilinmektedir. Konak 1902 tarihinde yapılmış olup, çok nüfuslu aile yapısına uygun ve Osmanlı yapı ve işçiliği ile tanzim edilmiştir (Şakar, 2016: 58).</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Zaim Ağa Konağı</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:6px; margin-right:2px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Geniş bir bahçe içinde yer alan konak, iki katlı olarak inşa edilmiştir. Ayrıca altta yarım kat yüksekliğinde bir bodrumu mevcuttur. Zaimoğlu adıyla anılan Ali Zaimoğlu tarafından inşa ettirilen yapının, usta adı bilinmemekte, ancak ahşap işlerinin Hafız Ahmed Elmas'ın eseri olduğu söylenmektedir (Sayan, 2009: 87). Konağın bodrum ve giriş kat duvarları yığma çamur harçlı kırma moloz taş; üst katları ahşap çatkı arası tuğla ve kerpiç dolgulu karkas şeklinde inşa edilmiştir. Üstü kırma çatılı ve oluklu kiremitle örtülüdür. Kuzey (giriş) cephesi sokağa bakan konağın arka ve doğu yanında bulunan bahçesi ve avlusu (hayatı) yüksek duvarlarla çevrilidir. Buraya doğrudan açılan çift kanatlı ahşap bir borda kapı mevcuttur. Doğrudan bahçeyle ve giriş katıyla bağlantılı olan bodrum katı; kiler, depo, ahır, ambar ve şaraphana gibi bölümlere ayrılmıştır. İç sofalı bir plana sahip üst katlar ise tamamen ikamet amaçlı olarak düzenlenmiştir (Sayan, 2009: 87).</span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Z3.jpg" style="height:264px; width:447px" /></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İç Mekânda Dolap ve Sedir (2025 HÖ)</span></span></p>

<p style="margin-left:2px; margin-right:6px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Konak 3 kattan oluşmaktadır. Ek bir ilaveyle çok amaçlı mutfak bulunmakta, 1. kat ailenin barındığı geniş bir salon, salona açılan 4 oda vardır. Odaların dışında iki oda arasında seyirlik bir bölüm, odalarda bulunan dolaplar aynı zamanda yatak, yorgan vs. bulunduğu bölümlerden oluşup, bu odalar oturma odası yanında yatma amaçlı da kullanılmaktadır. Her oda dolap içinde bir gusülhane (banyo) içerir. Ailenin gün boyu yaşantısı salonda geçmektedir. İkinci kat misafir katı olup birinci kat yapısının kopyasıdır. Salonda güneye bakan makat (divan) giriş kapı üzerine isabet eden bölümde de ana kapıdan girenin kim olduğunun görülmesi için zeminde kafes gözetleme alanı bulunmaktadır. Genelde binanın güneş alması için bol pencereli oluşu dikkat çekicidir. Yapıda bir kat daha bulunmakta burası tek göz odadan oluşmaktadır. Bol pencereli tepesi havadarlıklı olup, burada ailenin kışın tüketeceği pastırma, sucuk ve sebzenin kurutulacağı mekândır. Şu anda burası mevcut değildir. Aslında Sivrihisar'daki eski konaklarda bu ilave yapı bulunmamaktaydı. Binanın ana giriş kapısına beş mermer merdivenle çift taraftan çıkılır, kapı çift kanatlı olup genelde sağ kanat kullanılır. Ana giriş kapısında her iki kanadında ses veren pirinçten tokmak bulunmakta, sol taraftaki tokmak çalındığında çalanın kadın olduğu, sağ taraftaki ise erkek olduğu henüz kim olduğu görülmeden anlaşılmaktadır. Yapının genelinde kullanılan ağaç yörenin ürünü olan sarıçam kerestesidir. Binanın içindeki tavan, oda kapıları, duvardaki mumluk ve mucire( çekmece) dolap işlemeleri birer sanat harikası olup, işçilikte kullanılan motifler Selçuklu ve Osmanlı asma kökenli işlemelerdir (Şakar, 2016: 58). </span></span></p>

<p style="margin-left:2px; margin-right:6px; text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Z5.jpg" style="height:567px; width:610px" /></p>

<p style="margin-left:2px; margin-right:6px; text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Duvarda Gömme Dolap (Yüklük) (HÖ 2025)</span></span></p>

<p style="margin-left:2px; margin-right:6px; text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="margin-left:2px; margin-right:6px; text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bol Pencereli Duvarlar (HÖ 2025)</span></span></p>

<p style="margin-left:2px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Odaların giriş kapıları oyma ve geçme tarzında özenli ahşap süslemelere sahiptir. Genelde iç düzenlemesi ve elemanları itibariyle birbirlerine yakınlık gösteren bu mekânlardan sokak yönündekiler çıkmalarla genişletilmiştir. Bunlar iç süslemeleriyle de diğerlerinden daha özenlidir. Odalarda pencere önlerine kolçaklı sedirler yerleştirilmiş, duvarlardan birisi, dolap ve çiçekli ahşap yüklüklerle kaplanmış; yüklüklerin bir tarafı gusülhane olarak değerlendirilmiştir (Sayan, 2009: 96). Ahşap tavanlar ve duvarlara yerleştirilen gömme dolaplar da nitelikli ahşap işçiliği sergilemektedir. Isıtmanın daima soba ve pirinç mangallarla sağlandığı anlaşılan odalarda ocak yoktur. Soba deliklerinin ise özgün olduğu görülmektedir. </span></span></p>

<p style="margin-left:2px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Süslemesi </strong></span></span></p>

<p style="margin-left:2px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yapının dışta en belirgin süslemesini üst kat cephelerinde tuğlaların çeşitli şekillerde istiflenmesi ile biçimlenen bezemeler oluşturmaktadır. Çıkmalar, bunları ve saçakları taşıyan profilli ahşap konsollar, demir pencere şebekeleri, açıkta bırakılan ahşap hatıllar ve çatkılar yapının sokak cephesinde hareketli ve simetriğe yakın bir dekorasyon oluşturmaktadır. Düz tahta kaplamalı saçaklar ve çift kanatlı ahşap dış kapılar ise sadedir (Sayan, 2009: 98). Konak, dıştaki yalın görünüşüne rağmen içte zengin bir süsleme programına sahiptir. İç mekânlardaki süslemeler; oda kapıları, dolaplar, yüklükler, tavanlar, alçı raflar ve sedirlerde görülmektedir. Bezemeyi oluşturan motiflerin tümü geometrik ve bitkisel karakterlidir. Ahşap süslemelerde oyma, geçme ve yüzeyler üzerine çakıları çıtalarla bezeme kompozisyonları meydana getirilmiştir. Çıtalı tavan süslemelerinin ana motifini ince çıtalarla şekillenen küçük kareler içindeki stilize çarkıfelek motifleri ve "S" kıvrımları oluşturmaktadır. Bunların ortasındaki göbeklerde ayrıca metal süs unsurları da kullanılmıştır. Sofaların ve odaların duvarlarında görülen alçı lambalıklar da süslemeli elemanlardır. Başka yapılarda da gördüğümüz bu tarz rafların alt kısımlarında simetrik bir kompozisyon oluşturacak şekilde geometrik motifler yer almakta; onun altındaki üçgen panonun içinde tasvir edilen soyut bir çiçekli bitkinin üst köşelerinde, Arapça kabartma olarak yazılan “Maşaallah 1320” ibareleri okunmaktadır (Sayan, 2009: 103).</span></span></p>

<p style="margin-left:2px; text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Z6.jpg" style="height:286px; width:355px" /></p>

<p style="margin-left:2px; text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Maşallah 1320 (Sayan, 2009: 102).</span></span></p>

<p style="margin-right:3px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Tarihlendirme </strong></span></span></p>

<p style="margin-right:5px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yapının sokak cephesindeki giriş kapısı üzerine konulan “1320” yazılı tuğla tarih kitabesinden, konağın 1902 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. İç mekân duvarlarındaki alçı rafların üzerinde aynı tarihin tekrarlanmış olması da bunu teyit etmektedir (Sayan, 2009: 103). Konak 1905 yılına kadar Zaim ağa ailesinin barındığı mekânken, 1905 yılında Osmanlı hükümeti tarafından EYTAM ( askerdeki insanların yardıma muhtaç aile ve yetim çocuklarını himaye eden kurum) olarak 1914 yılına kadar işlevini sürdürmüştür. Yapı 1905 yılında, Fransız ortaklı <em>“</em>Osmanlı Genel Sosyal Güvenlik Sigorta” şirketi tarafından sigorta edilmiştir. Bu konuda yazılı belge olmayıp, konağın 2007'deki yenilenme sırasında bulunan orijinal pirinç plakette sigorta şirketinin logosu ve açıklaması bulunmuştur. Bu belge Sivrihisar Eğitim Vakfı'nın 109 nolu demirbaşında mevcuttur. Yapı 1914'ten sonra bir süre Hükümet Konağı olarak kullanılmış daha sonra Zaim ağa ailesi tarafından konut olarak kullanımını sürdürmüştür. Ancak konağın bakımı ve giderlerinin karşılanmasında zorluk çekildiği için bina ciddi oranda bakıma ihtiyaç duyulmuştur. Konak 2007 yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırılmıştır. Bakanlık binayı 28 Mart 2007’de Sivrihisar Belediyesine tahsis etmiştir. Kültür Bakanlığınca yenilenme projesi hazırlanmış, Eskişehir İl Özel idaresinin sağladığı ödenekle aslına uygun şekilde restore edilmiş ve Temmuz 2007'de Müze ve Kültür Evi olarak hizmete açılmıştır (Şakar, 2016: 58-59). </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Zaim Ağa Konağı’nın Kurtuluş Savaşındaki Yeri</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Z7.jpg" style="height:553px; width:736px" /></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Temsili İki Bakanlar Kurulu Üyesi (2025 HÖ)</span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Temsili Bakanlar Kurulu toplantısı (2025 HÖ)</span></span></p>

<p style="margin-left:5px; margin-right:3px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sakarya Meydan Muharebesi kazanılmış düşman Sakarya Nehri’nin batısına atılmıştı. 1922 yılının ilk aylarında ise gerek Batı Cephesi Karargâhında ge­rekse Başkomutanlıkta genel bir taarruzun yaz aylarında yapılması konusunda görüş birliğine varıldı. Türk ordusunun levazım, silah ve cephane ile taktiksel olarak taarruza hazırlandığı sırada İngiltere, Fransa ve İtalya arasında Anado­lu'nun geleceği ile ilgili bir konferansın düzenleneceği haberi alındı. Hükümet, Hariciye Vekili Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey'in başkan­lığında bir heyeti temaslarda bulunmak ve Avrupa kamuoyuna ilk el­den bilgiler vermek üzere Paris ve Londra'ya gönderme kararı aldı. TBMM'nin 4 Şubat 1922 tarihli toplantısında Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey gezinin gerekçesini milletvekillerine şöyle açıkladı: “Millî davamızı Türkiye Büyük Millet Meclisi namına onun Hariciye Vekili olarak doğrudan doğruya yerlerinde müdafaa etmek, bu davanın na­sıl haklı bir dava olduğunu gücümüz yettiği kadar cihana anlatmaya çalışmak üzere bizzat ben, Hariciye Vekiliniz, Avrupa'da bir seyaha­ti faideli gördüm”. Meclis'teki İkinci Grup'un etkili üyelerinden biri olan Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey, Anadolu harekât-ı mil­liyesinin bir yandan “kendisine tecavüz eden düşmanlara karşı, mem­leketini müdafaa” ettiğini, diğer yandan da “medeni bir şekilde bütün dünyaya varlığını” gösterdiğini, bu nedenle Hariciye Vekilinin Avrupa gezisinin “gayet muvafık” olduğunu öne sürdü. Meclis'in Hariciye Ve­kiline “siyaseten müzahir”(yardımcı) olduğunu ve “müttehid (birlik) olarak” kendisine yardımcı olacağını belirtti. Mersin Milletvekili Selahaddin Bey, Meclis başkanlığına verdiği takrirde, “Misak-ı Millî esasatı dairesinde hukuk-u milliyenin tamamii mahfuziyeti ve her mağdur millet için teslim olu­nan tamiratın çiğnenen topraklarımız için dahi temin-i kabulü suretiyle şeref-i milli dairesinde sulh ve sükünun tesisi emrinde Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey'in .... mesaisine Meclis-i Alinin müzaharet ve itimadı tammesi mevcud olduğundan tayini esamiyle “re'ye vaz'ını” önerdi. Yapılan oylamada 178 milletvekili olumlu oy kullanırken, 3 milletvekili ise çekimser kaldı (Yakut, 2023: 7- 8). </span></span></p>

<p style="margin-left:5px; margin-right:3px; text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Z8.jpg" style="height:243px; width:561px" /></p>

<p style="margin-left:5px; margin-right:3px; text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kurtuluş Harbindeki Askeri Malzemeler (2025 HÖ)</span></span></p>

<p style="margin-left:5px; margin-right:3px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">TBMM Hükümeti'nin diplomasi yoluyla Misak-ı Millî'yi gerçekleştirme perspektifini pratiğe dökmek için yola çıkan Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey, Paris'e gitmeden önce İstanbul'da Padişah Vahdet­tin, Sadrazam Tevfik Paşa ve Hariciye Nazırı Ahmed İzzet Paşa ile görüşmelerde bulundu ancak bu görüşmelerden Ankara lehine bir so­nuç alamadı. Yusuf Kemal Bey, Avrupa'daki temaslarında önce Pa­ris'te şehir merkezine yakın bir köyevinde eski başbakanlardan Aris­tide Briand ile görüştü ve Ankara'nın yaklaşlaşımını aktardı. Ardından 16 Mart 1922'de Londra'da İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon'la görüşerek, barışın yolunun Misak-ı Millî'yi kabul etmekten geçtiği­ni belirtti. Lord Curzon, Yusuf Kemal Bey'e TBMM Hükümeti'nin Sovyetler Birliği ile olan ilişkisinden rahatsızlık duyduklarını açıkladı. Hatta İngiltere'ye karşı kuvvet kullanılmaması konusunda güvence is­tedi ve Ankara Hükümeti'nin kuvvet kullanması halinde İngiltere'nin her türlü silahla buna karşı koyacağını bildirdi. Daha önce kararlaş­tırıldığı gibi İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Fransız Dışişleri Bakanı Raymond Poincare ve İtalya Dışişleri Bakanı M. Schanzer 22 Mart 1922'de Paris'te bir araya gelerek Türkiye ve Yunanistan'a bir ateşkes önerisinde bulundu (Yakut, 2023: 8). Ateşkes önerisinde; taraflar arasında on kilometrelik askersizleştirilmiş bir alan oluşturulması, tarafların askeri kıta, asker ve cephane bakımından güçlendirilmesi, askeri kuvvetle­rin mevcut konumlarını koruması, İtilaf devletlerine ait askeri komis­yonların söz konusu şartları denetlemesi, çarpışmalara üç ay süreyle ara verilmesi gibi konular ön plana çıkarılmıştı. Yunan tarafı ateşkes önerisini kabul etti. Bu sırada cephede bulunan Mustafa Kemal Paşa, hükümetle görüşerek ateşkes önerisini ilkesel olarak kabul edileceğini açıkladı. Sakarya Savaşı'nda maddi ve manevi açıdan büyük darbe alan Yunan ordusunun toparlanmasına fırsat verilmemesi ve ordunun ta­arruza hazırlanması ile ateşkesle tahliyenin paralel yürütülmesi verilen kararlar arasındaydı. TBMM Hükümeti'nin kararı Paris'e ulaşmadan üç dışişleri Bakanı 26 Mart'ta Ankara'ya ortak bir nota daha verdi. Bu notanın koşulları arasında; Yunanistan'ın Anadolu'yu boşaltması, Doğu Trakya'nın paylaşılması (Tekirdağ'ın Türkiye'ye, Kırklareli ve Edirne'nin Yunanistan'a), Çanakkale ve İstanbul boğazlarında geçiş serbestliğinin sağlanması için askersizleştirilmiş bölgeler oluşturulma­sı, İzmir'in Türkiye'de kalması ancak İzmir'deki Rumlarla Edirne'deki Türklere yönetime katılma imkânının sağlanması, Doğu Anadolu'da bir Ermeni yurdunun olması, İstanbul'un Türkiye'de kalması ve barı­şın sağlanmasıyla İstanbul'un boşaltılması gibi Türkiye'nin egemenli­ğiyle bağdaşmayan hükümler vardı (Yakut, 2023: 9).</span></span></p>

<p style="margin-left:5px; margin-right:3px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yunanistan bu teklifi hemen kabule yanaştı. Türkiye ise öneriyi hemen reddetmeyip şartlı kabul edilmesini benimsedi. Anadolu'nun işgal ordularından tamamen boşaltılması şartı ileri sürülerek diğer şartlarının ise kabul edilmeyeceği ve teklif edilen barış konferansına sıcak bakılabileceğine karar verilmesi düşünüldü. Atatürk 22 Mart 1922'den beri Batı cephesinde denetlemelerde bulunuyordu. Atatürk derhal Ankara'ya haber verip bu minval üzerine kesin karar almak için hazırlık yaptırarak Bakanlar Kurulunu Sivrihisar'a çağırdı. Bakanlar Kurulu; Atatürk ve beraberindeki askeri heyetin misafir kaldığı ve konakladığı Sivrihisar'daki Zaimağa Konağı'nda toplandı ve 24-25 Mart 1922 gecesi çalışmalar yapılarak İtilaf Devletlerine verilecek cevap hazırlandı (Şakar, 2016: 61). </span></span></p>

<p style="margin-left:9px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ödün vermeyen ama savaşçı da görün­meyen incelikli bir cevap hazırlamıştı. Bakanlar Kurulu cevabı uygun buldu. Cevap Meclis'te görüşülüp onaylandıktan sonra Londra, Paris ve Roma'ya tellenecekti. Bakanlar kuruluyla birlikte, Başkomutan'ın davet ettiği Sovyet Rusya Büyükelçisi Aralov, Ataşemiliter (Askeri Ateşesi) Zvonaryev ve Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilov da Sivrihisar'a gelmişlerdi (Özakman, 2025: 545). </span></span></p>

<p style="margin-left:9px; text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="margin-left:9px; text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Z9.jpg" style="height:255px; width:352px" /></p>

<p style="margin-left:9px; text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Aralov, Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Abilov (Dökmeci, 2024: 23)</span></span></p>

<p style="margin-left:9px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sovyet Diplomatı S. L Aralov'un Türkiye Hatıralarından Sivrihisar’daki o günleri okumak mümkündür<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></a>:&nbsp; 27 Mart günü (1922) sabah saat 7'de özel bir vagonla, Ankara istasyonundan yaklaşık 50 km. uzaklıkta (gerçekte yaklaşık 120 km. Orhan Keskin) Biçer istasyonuna hareket ettik. Abilov'la birlikte, Biçer istasyonundan Sivrihisar'a otomobille gittik. Bu yol 100 km. yi aşkın bir yoldu. (Yaklaşık 42 km.) Yolda, itilaf devletleri tarafından teklif edilen silah bırakılması meselesini konuşmak üzere tam kadro halinde M. Kemal'e giden Türk Hükümeti'ne rastladık. Sivrihisara sabahleyin saat 8'de vardık. Resmi bir törenle karşılandık. (Bakanlar karşılanmış olmalı- Orhan Keskin) Şeref kıt'ası, bando, halk topluluğu, kısacası her şey vardı. Sivrihisar'da Albay Arif Bey komutasındaki Kolordu'nun karargâhı bulunuyordu. Mustafa Kemal Paşa ile batı cephesi komutanı İsmet Paşa burada idiler. Bizi kabul ettiler, kahvaltı ikram ettiler….&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; . </span></span></p>

<p style="margin-left:9px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ertesi sabah, Sivrihisar kasabasıyla tanışmaya gittik. İlkokulu gezdik, derslerinde bulunduk. Manzara oldukça can sıkıcı idi. Çocuklar doğrudan doğruya yerlerde oturuyorlardı. (Herhalde halı ve kilim gibi sergi üzerinde oturmuş olmalılar-Orhan Keskin) Sıra falan yoktu. Müzik dersinde çocuklar Mustafa Kemal'le ilgili şarkılar söylediler ve şiirler okudular. Okuldan ayrılırken, çocuklara gerekli hediyeler alınmak üzere, sarıklı öğretmene Sovyetler Birliği adına biraz para verdik. Çok duygulanan ögretmenin gözleri yaşardı. Boynuma sarıldı. Okulda kitap ve ders aracı yokluğundan uzun uzun yakındı. Sivrihisar kasabasının Millî Kurtuluş Savası'nda hizmetleri dokunmuştur. Halkın topladığı para ile bir uçak satın alınmış ve cepheye gönderilmiştir. Kasabaya ziyaretimiz sırasında, uçak kasabanın göklerinde uçmakta idi. </span></span></p>

<p style="margin-left:9px; text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Z10.jpg" style="height:264px; width:528px" /></p>

<p style="margin-left:9px; text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Aralov'un Bahsettiği Uçak (Dökmeci, 2024: 23)</span></span></p>

<p style="margin-left:9px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">1921 yılında Yunanlıların yaptığı taarruz sonucunda Sivrihisar, Yunanlıların eline geçmişti. Ama kasabanın çilesi çok sürmemiş, Türk Ordusunun baskısı altında Yunanlılar kasabayı bırakmak zorunda kalmışlardı. </span></span></p>

<p style="margin-left:9px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sivrihisar, çok eski, Ankara'dan da eski bir kasabadır. Padişahlardan birinin mezarı burada imiş. (yanlış-Orhan Keskin) Eski camii tamamıyla ihmal edilmiş harap bir durumda idi. Eski caminin neden böylesine ihmal edildiğini sorduğumuzda: caminin imamı, devletin yardım etmediğini ödenek vermediğini söyledi. Kendisine, dindar kişilerin bu işle ilgilenmeleri gerektiğini söyledik, imam buna cevap vermedi. </span></span></p>

<p style="margin-left:9px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">(Emirdağ) Batık köyünde komutanı Yarbay Murad Bey olan 41. Tümen karargâhı bulunuyordu. </span></span></p>

<p style="margin-left:9px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Aziziye (Emirdağ) kasabasına geldik. Burada komutanı Selahaddin Adil Paşa olan 2. Kolordunun karargâhı bulunuyordu(Keskin, 2001: 49-50).</span></span></p>

<p style="margin-left:5px; margin-right:3px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bakanlar Kurulunun Sivrihisar'da toplanması İşgal Devletlerinin Anadolu'yu bölmek isteyen Ateşkes Teklifine Ret Cevabının Verilmesi, Sivrihisar'da yapılan bu toplantıda kararlaştırılmıştı. Bu karar aslında Yunanlıların Anadolu'dan tamamen atılması için cesaretle ve azimle savaşa devam edileceğinin kesin bir kararı olmuştur. İşte bu açıdan Gazi Paşa’nın konakladığı bu bina İstiklal Savaşı tarihimizin manevi bakımından çok önemli ve değer verilmesi gereken bir yer olmaktadır. Ayrıca Bakanlar Kurulunun Ankara dışında toplandığı ilk ve son yer olarak da istisnai bir konum arz etmektedir. Sivrihisar'da ateşkes önerisiyle ilgili notanın karşılığı olan bu karar verildikten sonra Bakanlar Kurulu Ankara'ya döndü. Başbakanı Fevzi Paşa (Çakmak) olan 18 Bakandan oluşan kabinenin 11 (10) Bakanı bu toplantıya katılmıştı (Şakar, 2016: 60). </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Toplantıya Katılan Mustafa Kemal Paşa ve Kabine Üyeleri:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İcra Vekilleri Heyeti Reisi: Fevzi Paşa (ÇAKMAK) </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Umuru Şeriye Vekili: Mustafa Fevzi Efendi (GERÇEKER) </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Millî Müdafa Vekili: Kazım Paşa (ÖZALP) </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Adliye Vekili: Refik Şevket (İNCE) </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Maliye Vekili: Hasan Fehmi (ATAÇ) </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dahiliye Vekili: Ali Fethi (OKYAR) </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Maarif Vekili: Vehbi Bey (BOLAK) </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Nafia Vekili: Fevzi Bey (PİRİNÇCİZADE) </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sıhhıye Vekili: Dr. Rıza NUR</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hariciye Vekili:Yusuf Kemal (TENGİRŞENK) (Yurt Dışı Görüşmelerde Bulunmaktadır)</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İktisat Vekili: &nbsp;Sırrı Bey ( DAY) &nbsp;(Şakar, 2016: 60).</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Z11.jpg" style="height:655px; width:580px" /></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ankara ile İletişimi Sağlayan Telgraf Makinesi (HÖ 2025)</span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Mustafa Kemal Paşa(ATATÜRK) Fevzi Paşa (ÇAKMAK)</span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Z12.jpg" style="height:297px; width:594px" /></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ali Fethi (OKYAR), Mustafa Fevzi Efendi (GERÇEKER)</span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kazım Paşa (ÖZALP), Sırrı Bey ( DAY)</span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Z13.jpg" style="height:638px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yusuf Kemal (TENGİRŞENK), Refik Şevket (İNCE), Hasan Fehmi (ATAÇ),</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Vehbi Bey (BOLAK), Dr. Rıza NUR, Cevat Paşa (ÇOBANLI) </span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Z14.jpg" style="height:529px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Temsili Sovyet Askeri Ateşesi (Ataşemiliter) Zvonaryev ve Türk Heyeti (HÖ 2025)</span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bakanlar kurulu, Sivrihisar’dan ayrıldıktan sonra Atatürk özel olarak davet ettiği Sovyet Rusya Büyükelçisi Averov ve Azerbaycan Büyükelçisi Abilov ile İsmet Paşa’da olduğu halde kritik konuları tartıştılar ve 29 Mart 1922'de Çay/Afyon 1.&nbsp; Ordu karargâhına geçtiler (Şakar, 2016: 61).</span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Sonuç</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kesin cevap vermek üzere Hariciye vekili Yusuf Kemal Bey'in yurda dönüşüne karar verildi. Yusuf Kemal Tengirşenk’i <span style="background-color:white"><span style="color:black">Daily Telgraph Gazetesi muhabiri “Mustafa Kemal Paşa’nın kuvvetli sağ kolu” olarak tanıttı. Müttefiklerin 22 Mart 1922 tarihli mütareke ve 26 Mart 1922 tarihli barış önerisini Paris’te öğrendi. Poincare’ye TBMM’nin son Yunan askerinin Türk toprağını terk ettiğini görmedikçe kılıcını kınına koymayacağını hatırlattı. Türkiye’nin, davasını ancak kuvvetle kazanabileceği izlenimini edindi. Anadolu’nun tahliyesine açıklık getirmeyen, Türk ordusunu müttefiklerin kontrolüne bırakan, Misak-ı Milli’yi göz ardı eden barış önerileri karşısında TBMM Hariciye Vekilinin Paris’te kalamayacağını düşünerek 2 Nisan’da Ankara’ya döndü (Halıcı, 2024).</span></span> TBMM Hüküme­ti, üç büyük İtilaf devletinden gelen iki notayı 5 Nisan 1922'de cevap­ladı. Ateşkesi ilkesel olarak kabul ettiğini açıklayan TBMM Hükümeti, Anadolu'nun boşaltılmasını şart koşmaktaydı. On beş gün içinde Es­kişehir-Kütahya-Afyon çizgisindeki kalan, dört ayın sonunda da Anadolu ve Doğu Trakya'nın işgali tümüyle sona erdirilmeliydi. Bu ce­vap İtilaf devletleri tarafından kabul görmedi. Buna rağmen TBMM Hükümeti 22 Nisan'da üç devlete ikinci bir nota vererek sonuç almaya çalıştı. Bir kez daha Yunan ordusunun Anadolu'yu boşaltması isten­di ve üç devletin temsilcileriyle barış için İzmit'te bir ön konferansın düzenlenebileceği belirtildi. İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerin­den biri olan D. G. Osborne bu notanın “küstahlık, iki yüzlülük ve yetersiz” olduğunu öne sürdü. İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold ise konferans teklifini “tuzak” olarak nitelendir­di. Dışişleri Bakanı Lord Curzon da bu değerlendirmelere katıldığını ve Ankara'nın amacının “barışı geciktirme” olduğunun açıkladı. Bu değerlendirmelere bakıldığında TBMM'nin diplomasi yoluyla Misak-ı Millî'yi gerçekleştirme niyeti akamete uğramakta ve taarruz fikri tek seçenek olarak öne çıkmaktaydı. İngiliz siyasetçilerinin kışkırtıcı tutumuna karşılık Fransız kamuoyu daha mutedil idi. Üç ülkenin dışişleri bakanlarının ortak ateşkes ve barış önerisi Fransız basının etkili gazetelerinden bir olan <em>Le Temps </em>tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Girişim, “Curzon Projesi” olarak nitelendirildi. Gazete, ateşkes ve barış önerisinin Türklerin “şevklerini kırma amacını taşıdığını”, hiçbir teminat sağlamadığını ve iki belgenin “müttefikleri şerefini küçük düşürücü olduğu kadar Türklerin zekası ile alay eden bir oyun olduğunu” öne&nbsp; sürdü. Fransız kamuoyunun TBMM Hükümeti'nin lehine döndüğünün açık belirtilerinden biri de <em>Le Petit Journal </em>gazetesinin İngiltere'nin doğu politikasına destek verilmemesine ilişkin yaklaşımıydı (Yakut, 2023: 9-10). </span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">TBMM Hükümeti ve ordunun kurmay heyeti diplomasi yoluyla amaca ulaşılamayacağının farkındaydı, ancak Batı karşısında zor du­ruma düşmemek ve Meclis içerisinde yükselen eleştirileri bertaraf etmek için bir süre diplomasi aracına başvurdu. Diplomasinin başarı­sızlığa uğramasından sonra toplumun topyekün taarruza hazırlanması safhasına geçildi. Mustafa Kemal Paşa 15 Nisan 1922'de Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti örgütüne gönderdiği genelgede, Cemiyet'in “hayat ve istiklal ve refahı milleti temin için bugüne ka­dar olduğu gibi bundan sonra da kemal-i ciddiyet ve tam vahdetle mesaisine devam” etmesi gerektiğini ihtar etti. Böylelikle toplumun birlik içerisinde seferber edilmesi amaçlandı. 1922 yılının Mart ayı bo­yunca subayların mali özlük haklarını iyileştirmek üzere yedi kanun çıkarıldı. Ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli finansmanı sağlamak üzere 15 Nisan-2 Mayıs 1922 tarihleri arasında 11 vergi tü­rünün orarıları arttırıldı. Bunlara ek olarak, 6 Mayıs, 3 Temmuz ve 21 Ağustos 1922'de Müdafaa-ı Milliye Vekaletince harcanmak üzere 22 milyon lira ödenek çıkarıldı (Yakut, 2023: 11). </span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ordunun silah, cephane ve eği­tim açısından hazırlandığını da belirtmektedir. TBMM'de 18 Nisan 1922'de yaptığı konuşmada Batı Cephesinde bir buçuk ay süren teftişi sonucunda ordunun moralinin yüksek ve savaşa hazır olduğunu gördüğünü milletvekillerine açıkladı. Mustafa Kemal Paşa, milletve­killerine, “Emin olabilirsiniz ki, ordumuzun bir neferi bile müstesna olmamak üzere, heyet-i umumiyesi takip ettiğimiz mukaddes dava­yı tamamen idrak etmiştir. (…) Ne için muharebe ettiğini biliyor ve hangi neticeyi istihsal edinceye kadar muharebe zaruretinde olduğunu kemal-I sükûn ve vicdanla takdir ediyor. (…) ) Ordular filvaki Viyana surlarına dayanan eski Osmanlı ordularından biri değildir. Ancak haiz olduğu âli ve insanî mefkure itibariyle onlardan daha yukarı meziyette, kıymette bir çelik parçasıdır (Yakut, 2023: 11-12).</span></span></p>

<p style="margin-left:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Daha sonra bilindiği gibi 26-30 Ağustos 1922 tarihleri arasında Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı (Başkomutanlık Meydan Savaşı) yapılarak Yunan kuvvetleri yurdumuzdan tamamen çıkarıldı. M. Kemal Paşa Başkomutanlık Meydan Muhaberesinden hemen sonra 31 Ağustos 1922'de Dumlupınar'dan orduya “İlk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri” diye bitirdiği ve Türk Milletine ayrı ayrı iki bildiri yayımlandı. Bu bildiriler büyük ve asil Türk milletinin ve onun ordusunun cefakârca ve vefakarca savaşlar vererek kendisinden üstün kuvvetleri milletçe birlik ve beraberlik içinde yurdundan atmasının zaferini ifade etmesi bakımından en değerli tarihi bildirilerdir. 1 Eylül 1922'de Türk Milletine yayımlandığı bildiri aynen şöyledir: “Büyük ve asil Türk Milleti” Garp cephesinde 26 Ağustos 1922'den beri başlayan taarruzi hareketlerimiz Afyonkarahisar­ Altınbaş- Dumlupınar arasında büyük bir meydan muhaberesi halinde beş gün beş gece sürdü. Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordularının şecaat (kahramanlığı) şiddet ve sür’ati tevfikatı süphaniyeye vesile-i tecelli oldu (Allah'ın yardımları ile görülmüş oldu). Zalim ve mağrur düşman ordusunun asıl unsurları akıllara dehşet verecek katiyetle imha edildi. Teşkilat ve teçhizatı gibi ananat zaferiyatı ve ismi, münhasıran (özellikle) milletimin şuurundan ezeli ve edebi imanından vücut bulan ordularımızı fedakârlıklara layık olarak size takdim ediyorum. En büyük kumandanından en küçük erine kadar ordularımıza hâkim olan fikir, milletin gösterdiği vazife uğrunda şehit olmaktır. Bunu muharebe meydanında yakından müşahede ederek büyük milletime haber veriyorum. Milletimizin bünyesindeki kudret ve mefkûreyi (ülkü, ideal) üç buçuk yıl evvel çalışma arkadaşlarımla ifade etmekten başlayarak, tahammül edilemeyecek güçlükler içinde devam eden mücahidatımızın netayici tezahür ediyor (Mücadelemizin neticeleri ortaya çıkıyor). &nbsp;Milletin rey ve iradesine istinat (dayanan) eden her işin neticesi, millet için hayır ve selamet olduğu sabittir. Milletimizin istikbali emindir ve nusratı mevduayı (vaat ve emanet edilen zaferi) Ordularımızın istihsali (elde etmesi) muhakkaktır” (Şakar, 2016: 61- 62).</span></span></p>

<p style="margin-left:1px; text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/1421b117-52bf-47a8-85e9-a97f7c8faf7a.png" style="height:450px; width:800px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Kaynaklar</strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">1-Halil Dökmeci, Dünyanın Merkezi Sivrihisar, Sivrihisar Belediyesi, Eskişehir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="margin-right:-250px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">2-Kemal Yakut, İşgal ve Direniş, 100. Yılında Eskişehir’in Kurtuluşu, Tarih Vakfı </span></span></p>

<p style="margin-right:-250px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yurt Yayınları,İstanbul, 2023. </span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">3-Naci Şakar, Burası Sivrihisar, Eskişehir Tepebaşı Belediyesi&amp;Sivrihisar Eğitim Vakfı, Eskişehir, 2016.</span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">4-Orhan Keskin, Bütün Yönleriyle Sivrihisar, Bayrak Matbaası, İstanbul, 2001.</span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">5-Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, Bilgi Yayınevi, 412. Basım, Ankara, 2015.</span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="margin-right:13px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">6-Yüksel Sayan, Sivrihisar Evleri, Ege üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, İzmir, 2009.</span></span></p>

<p style="margin-right:13px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">7- Şaduman Halıcı,&nbsp; Yusuf Kemal Tengirşenk (1878-1969), Atatürk Ansiklopedisi, Atatürk Araştırma Merkezi, 2024.</span></span></p>

<p style="margin-right:13px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<div>&nbsp;
<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></a> S. L Aralov'un Türkiye Hatıraları, Çeviren, H.Ali Ediz, Cumhuriyet Gazetesi Armağanı, 1997, Sahife: 103. Orhan Keskin, Bütün Yönleriyle Sivrihisar, Bayrak Matbaası, İstanbul, 2001.</span></span></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 15:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/prof-dr-hilmi-ozden-1769727937.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ortadoğu’da değişen dengeler </title>
                <category>Bülent Güven</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ortadoguda-degisen-dengeler-1224</link>
                <author>guvenbulent@hotmail.com (Bülent Güven)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ortadoguda-degisen-dengeler-1224</guid>
                <description><![CDATA[Ortadoğu’da değişen dengeler ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align:center"><strong>Ortadoğu’da değişen dengeler&nbsp;</strong></h1>

<h2>Dr. Bülent Güven&nbsp;</h2>

<p><a href="https://www.indyturk.com/taxonomy/term/286496"><img alt="" src="https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/150x150/public/B%C3%BClent%20G%C3%BCven.png?itok=RRrsUyzP" /></a></p>

<p>Siyaset Bilimci&nbsp;</p>

<p>Perşembe 16 Nisan 2026 8:04</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img src="https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/1368x911/public/article/main_image/2026/04/16/1369511-668911349.jpeg?itok=L0uJg-Pe" /></p>

<p>İllüstrasyon: Annelise Capossela/Axios</p>

<p>7 Ekim 2023’te Gazze savaşının başlamasıyla Ortadoğu’da uluslararası boyutta da yansımaları olan yeni bir süreç başladı. Fakat Gazze savaşı bu anlamda belki bir kırılma anı oldu. Asıl süreç, çok daha önceden Arap Baharı’nı ve İsrail’in agresif ve yayılmacı politikalarını içeren olaylarla başladı. Son olarak İran, ABD ve İsrail arasında yaşanan savaş da bölgede önümüzdeki dönemde yeni gelişmelerin ve dönüşümlerin önünü açtı.</p>

<p>Bu vesileyle Körfez ülkeleri, güvenlik politikaları ve jeopolitik ilişkilerinde kuvvetle muhtemel yeni bir yapılanma sürecine giriyor. Kendi güvenlikleri için ABD’ye yakın duran ve bu kapsamda ABD’ye milyarlarca dolar aktaran Katar, BAE gibi ülkelerde giderek daha net şekilde şu algı yerleşiyor: ABD için İsrail’in güvenliği vazgeçilmezdir; bu nedenle kriz anlarında öncelik İsrail’in güvenliğine verilmektedir. Bu algı, Amerika’nın bu ülkelere verdiği güvenlik garantilerine duyulan güveni kalıcı biçimde sarsıyor.</p>

<p>Bu perspektiften bakıldığında Körfez monarşilerinde stratejik bir yeniden kalibrasyonun gerekli ve kaçınılmaz olduğu yönünde bir anlayış yerleşiyor. Ancak bu sürecin başlangıcı belirtildiği gibi son çatışmayla sınırlı değil. En geç 7 Ekim 2023’ten, Eylül 2025’te İsrail’in Doha’ya yönelik saldırısından ve aynı ay Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşmasından itibaren bu jeopolitik kaymanın işaretleri görünür hâle geldi.&nbsp;</p>

<p>Daha da geriye gidildiğinde, 2019’da İran’ın Suudi petrol tesislerine yönelik saldırısına ABD’nin askerî karşılık vermemesi bu anlayışın yerleşmesinde kritik bir dönüm noktasıydı. Bu olay, Washington’un güvenilir bir koruyucu güç olup olmadığına dair ilk ciddi şüpheleri doğurdu. Benzer bir durum Türk-ABD ilişkileri için de geçerliydi. Türkiye’nin tüm uyarılarına rağmen “müttefik” ABD’nin, kırk yılı aşkın süredir NATO ülkesi Türkiye’yi bölmeye çalışan bir terör örgütünün Suriye’deki uzantısını ağır silahlarla donatması da bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>

<h6>&nbsp;</h6>

<p>Bu gelişmeleri yalnızca bölgesel dinamiklerle açıklamak mümkün değil. Bu anlamda uluslararası sistemdeki yapısal değişimleri de dikkate almak gerekiyor. ABD’nin küresel hegemonyasındaki yavaş ama sürekli gerileme ve Çin’in yükselişi, Körfez ülkelerini global anlamda da stratejik tercihlerini yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Aynı zamanda İran, Şii kartı üzerinden Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi ülkelerde nüfuzunu artırma çabaları nedeniyle önemli bir istikrarsızlık unsuru olmaya devam ediyor bu ülkeler için. İran bu yolla kendi konumunu Ortadoğu’da güçlendirmeye çalışıyor.</p>

<p>Bu ülkelerin ABD’nin güvenilirliğine ilişkin açık ve resmî açıklamaları olmasa da, çeşitli gelişmeler Körfez ülkelerinde ciddi bir rahatsızlık yaşandığını gösteriyor. Bölge ülkelerinin Çin gibi yeni güçlerle ilişkilerini artırmaya çalışmaları da bu şekilde okunabilir. Özellikle ABD’nin kayıtsız ve şartsız biçimde İsrail’in güvenliğine odaklanması, bölge ülkeleri arasında ciddi bir eleştiri konusu. Bu durum, Körfez ülkelerinin on yıllar boyunca Amerikan ekonomisine yaptıkları büyük yatırımlar düşünüldüğünde daha da dikkat çekici hâle geliyor. Bu yatırımların bir yönüyle İsrail saldırganlığına karşı kendilerini güvence altına alma amacı varken, diğer yönüyle İran gibi tehditlere karşı güvenlik desteği sağlama beklentisi bulunuyordu.</p>

<p>Son dönemde yaşanan gelişmeler ABD’ye yönelik şüpheleri daha da derinleştirdi. ABD’nin, Eylül 2025’te Doha’daki bir Hamas ofisine yönelik İsrail saldırısını engelleyememesi, bölge ülkeleri tarafından sessiz ama derin bir şekilde kayda alındı. Buna ek olarak Gazze’de süren savaş, Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişletilmesi ve 2025 tarihli yeni ABD ulusal güvenlik stratejisinde Ortadoğu’nun daha düşük bir seviyede önceliklendirilmesi, Washington’un güvenilirliği konusunda soru işaretlerini artırdı. Aynı durum İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları için de geçerli.</p>

<p>Son İran savaşında İran’ın Katar, BAE, Suudi Arabistan gibi ülkelere yönelik saldırıları karşısında, ABD’nin İsrail’i koruma konusundaki hassasiyetine benzer bir refleksi bu ülkeler için göstermemesi, belki de bardağı taşıran son damla oldu. Mevcut ABD yönetiminde savaş bakanı olarak anılan Siyonist evanjelist Peter Hegseth gibi isimlerin yer alması ve bunların İslam karşıtı söylemleri açıkça dile getirmeleri, ABD’nin güvenilir bir koruyucu olduğu yönündeki şüpheleri daha da artırdı.</p>

<p>Aslında Körfez ülkeleri ile ABD arasındaki ittifak uzun süre istikrarlıydı. Bu ilişki, “güvenlik karşılığında petrol” ilkesine dayanıyordu ve Soğuk Savaş sonrasına kadar etkili bir şekilde işledi. Ancak bu düzen hiçbir zaman iç çelişkilerden tamamen arınmış değildi. ABD’ye olan güvenlik bağımlılığı, toplumların bazı kesimlerindeki Batı karşıtı duygularla çelişiyordu. Ayrıca İran’a karşı denge unsuru olarak İsrail’e yaklaşılması da iç politik gerilimleri artırdı.</p>

<p>Buna rağmen bu ülkelerdeki yönetimler uzun süre bu çelişkileri kontrol altında tutmayı başardı. Ancak Arap Baharı, iç istikrarın ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koydu. Öte yandan İran’ın sahip olduğu asimetrik askerî kapasite –özellikle füze ve insansız hava araçları– Körfez ülkeleri için ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. İran’ın nükleer programı da bu belirsizliği artıran önemli bir faktör olarak kayda geçti.</p>

<p>Bugünkü tablo ise oldukça çelişkili. Bazı Körfez ülkeleri İran’ın zayıflamasını isterken, aynı zamanda İsrail’le aynı cephede yer almanın yaratacağı siyasi sonuçlardan kaçınmak istiyor; çünkü halkta Filistin meselesi nedeniyle İsrail’e karşı güçlü bir tepki var. İsrail ile aynı safta bulunmak, bu monarşilerin iktidarını Arap Baharı’na benzer bir şekilde tehlikeye atabilir. En önemlisi ise uzun sürecek bir savaşın ekonomik ve güvenlik açısından doğuracağı öngörülemez sonuçlar ile ABD’nin böyle bir durumda bu ülkelere gerçekten destek verip vermeyeceği konusundaki belirsizliktir. Mevcut durum analiz edildiğinde, bugünkü ABD’nin bu ülkelere böyle bir durumda destek verme ihtimali oldukça düşüktür.</p>

<p>ABD’ye olan güvenin ileri derecede aşınması, bölge için köklü sonuçlar doğurabilir. Gelinen noktada eski düzenin aynen devam etmesi pek olası görünmüyor. Bunun yerine Ortadoğu’nun güvenlik mimarisinde kapsamlı bir yeniden yapılanma ihtimali büyüktür. Bu süreç; silahlanmanın artması, Çin ve Rusya’ya yönelimin güçlenmesi ve ABD yapımı silah sistemlerinden uzaklaşılması gibi sonuçlar doğurabilir. Nitekim bu ülkelerin BRICS çerçevesinde bu aktörlerle yakınlaşmaya başlaması da bunu göstermektedir.</p>

<p>Bu yönde ilk işaretler de ortaya çıkmış durumda. Örneğin Ukraynalı bir askerî heyetin bölgeye yaptığı ziyaret, alternatif askerî iş birliklerine duyulan ilginin arttığını gösteriyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin, teknoloji transferi konusundaki anlaşmazlık nedeniyle Fransa ile yürütülen bir savunma projesinden çekilmesi ve Suudi Arabistan-Pakistan savunma anlaşması da bu arayışın göstergeleri arasında zikredilebilir. Ayrıca Suudi Arabistan’ın kendi nükleer programını geliştirmeye çalıştığı da ifade ediliyor. Yine bu ülkelerin Türk savunma sanayi ürünlerine ilgi duyması da bu sürecin yansımalarından biridir.</p>

<p>Bu çerçevede Çin’in rolü giderek önem kazanıyor. İran’ın önemli bir ortağı olan Pekin, Körfez ülkeleri için hem bir risk hem de bir fırsat olarak görülüyor. Çin ile iyi ilişkiler, istikrar ve dolaylı bir güvenlik garantisi sunabilir. Ancak bölge içindeki dengeler farklılık gösteriyor: Şii nüfusun ağırlıkta olduğu ülkeler İran etkisine karşı daha hassas kalırken, Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörler İsrail’le ilişkilerini daha da geliştirebilir.</p>

<p>Belirtildiği gibi, bazı Körfez ülkelerinin askerî bilgi ve teknoloji alanında Ukrayna ve Türkiye gibi yeni ortaklara yönelmesi dikkat çekici, hem de yeni dengelerin oluşması açısından önemli gelişmelerdir. Bu eğilim yalnızca yeni siyasi tercihlerin sonucu değildir; aynı zamanda ABD’nin askerî-sanayi kompleksinde ortaya çıkan yapısal sorunlarla da bağlantılıdır. Özellikle modern savaşın gerektirdiği alanlara, örneğin drone teknolojilerine yeterince uyum sağlanamaması eleştiri konusudur.&nbsp;</p>

<p>Yüksek maliyetli füze savunma sistemlerinin, düşük maliyetli insansız hava araçlarına karşı kullanılması bu yapısal dengesizliği açık biçimde ortaya koymaktadır. 20 ile 50 bin dolara mal olan bir drondan korunmak için 3 ile 9 milyon dolar arası maliyeti olan bir füzeyi kullanmak savaş ekonomisi açısından pek mantıklı görünmüyor. İyi bir altyapı ile yılda bir milyon drone üretmek mümkün iken, bahsedilen savunma sistemleri füzelerinden yılda ancak 700 ile 800 arası üretmek mümkün.</p>

<p>İran ise ABD ile Körfez ülkeleri arasında giderek belirginleşen bu gerilimi kendi lehine çevirmeye çalışmakta ve önümüzdeki dönemde bu yöndeki çabalarını artırması beklenmektedir. Tahran uzun zamandır ABD’nin bölgeden çekilmesini savunmakta ve bunun yerine İran’ın da dâhil olduğu bölgesel bir güvenlik mimarisinin oluşturulmasını önermektedir. Ancak İran’ın hegemonya arayışı ve ideolojik karakteri, Körfez ülkelerindeki mevcut yönetimlerde kalıcı bir güvensizlik duygusu yaratmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Savaşın ABD açısından maliyeti arttıkça, Irak ve Afganistan örneğinde görüldüğü gibi, ABD’nin bölgeden çekilmesi büyük bir ihtimaldir. ABD’deki güçlü İsrail lobisi hem toplumda hem de genç nesil siyasetçilerde ciddi eleştirilere tabi tutulduğu için orta vadede bu lobinin gücü ABD’yi İsrail güvenliği açısından bölgede tutmaya yetmeyebilir.</p>

<p>Yaşanan bu gelişmeler yalnızca bölgesel dinamiklerin sonucu değildir; aynı zamanda küresel siyasi ekonomideki daha geniş çaplı dönüşümlerin de bir yansımasıdır. ABD öncülüğünde şekillenen liberal dünya düzeni ve neoliberal ekonomik yapı, artık Amerikan ekonomisine geçmişte sağladığı ölçüde katkı sunmamaktadır. Çin’in yükselişi ve Hint-Pasifik bölgesinin artan stratejik önemi, Washington’un önceliklerini son yirmi yılda önemli ölçüde değiştirmiştir. İç politikada ise “America First” yaklaşımı bu yönelimi daha da pekiştirmektedir.</p>

<p>Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, Körfez bölgesindeki güç dengelerinin yeniden şekillendiği açıkça görülmektedir. ABD’nin bu süreçten beklenildiği kadar olumsuz etkilenmeyebileceği öne sürülse de, Avrupa Birliği’nin bölgede daha etkin bir rol üstlenme arayışında olması muhtemeldir. Bununla birlikte hem AB hem de Körfez ülkeleri, başta Çin olmak üzere yeni ortaklık seçeneklerine temkinli bir şekilde yönelmektedir.</p>

<p>Tasvir edilen bu jeopolitik çerçevede, dış güçlerin etkisinde kalmadan bölge ülkelerinin kendi aralarında bir düzen kurup kuramayacağı sorusu önem kazanmaktadır. Sadece bölgede değil, tüm İslam dünyasına bakıldığında insanın aklına 1860 yılında Ziya Paşa tarafından yazılmış şu dizeler gelmektedir:</p>

<p><em>Dolaştım mülk-i İslâm’ı bütün viraneler gördüm,<br />
Harâb olmuş bu cihânın her tarafın hâneler gördüm.</em></p>

<p><br />
Bölgenin bu kısır döngüden kurtulması ve virane hâlinden çıkabilmesi için yeniden yapılanmaya gitmesi gerekmektedir. Aslında ideolojik duruşu nedeniyle bölgede risk unsuru olarak algılanan İran, Türkiye ile birlikte burada anahtar bir rol oynayabilir. Bölgenin iki büyük ülkesi, ideolojik bagajlarını bir kenara bırakarak Almanya ve Fransa’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da yaptıkları gibi yeni bir düzenin kurulmasının önünü açabilirler. Bu yapılmadığı takdirde bölge ülkeleri bugün ABD ve İsrail’in, yarın ise Çin veya Rusya’nın hegemonik etkisi altında kalmaya devam edecektir. Ümit edelim ki son yaşanan gelişmeler böyle bir yeniden yapılanmanın kapısını aralar.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 02:09:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2022/03/bulent-guven-1648377276.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Le retour du Chemin de fer du Hedjaz : quand l’histoire ferroviaire devient levier géopolitique</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/le-retour-du-chemin-de-fer-du-hedjaz-quand-lhistoire-ferroviaire-devient-levier-geopolitique-1223</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/le-retour-du-chemin-de-fer-du-hedjaz-quand-lhistoire-ferroviaire-devient-levier-geopolitique-1223</guid>
                <description><![CDATA[Le retour du Chemin de fer du Hedjaz : quand l’histoire ferroviaire devient levier géopolitique]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:26px"><strong>Le retour du Chemin de fer du Hedjaz : quand l’histoire ferroviaire devient levier géopolitique</strong></span></p>

<p>Bruxelles Korner | Analyse</p>

<p><strong>Un accord centenaire ressuscité</strong></p>

<p>Il y a plus d’un siècle, le sultan ottoman Abdülhamid II lançait la construction d’une ligne ferroviaire destinée à relier Istanbul aux villes saintes de La Mecque et Médine. Inauguré en 1908 après huit ans de travaux, le Chemin de fer du Hedjaz avait alors relié Damas à Médine, réduisant un voyage qui prenait quarante jours en caravane chamelier à quelques heures de trajet. Endommagé pendant la Première Guerre mondiale, sabordé lors de la Révolte arabe sous l’impulsion du légendaire T.E. Lawrence, puis progressivement abandonné avec l’effondrement de l’Empire ottoman, ce joyau ferroviaire semblait condamné aux mémoires et aux musées. Ce n’était pas compter avec les recompositions géopolitiques du Moyen-Orient post-Assad.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/668515752_2765384130502283_3316594955817681898_n.jpg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong>Le tournant de 2025–2026</strong></p>

<p>En septembre 2025, des responsables des ministères des Transports de Jordanie, de Syrie et de Turquie se sont réunis à Amman pour soumettre un mémorandum conjoint à leurs ministres respectifs, proposant de relancer le Chemin de fer historique du Hedjaz avec l’appui d’Ankara. Ce n’était qu’une première étape. Le 7 avril 2026 il y a moins de 24 heures les ministres des Transports des trois pays ont franchi un pas décisif en signant à Amman un mémorandum d’entente trilatéral visant à développer la connectivité des transports et de la logistique entre leurs pays. Le texte prévoit la mise en place d’un cadre institutionnel et technique de coopération dans les domaines routier, maritime et ferroviaire, ainsi que la formation de comités mixtes chargés de coordonner les efforts et d’harmoniser les procédures.</p>

<p>La répartition des rôles est déjà définie : la Turquie s’est engagée à financer la maintenance du tronçon du Chemin de fer du Hedjaz entre Damas et la frontière jordanienne, tandis que la Jordanie prendra en charge la restauration des locomotives. Les deux pays ont également accepté de lancer des études de faisabilité pour de nouvelles extensions ferroviaires reliant leurs capitales à Ankara.</p>

<p><strong>Un calendrier ambitieux</strong></p>

<p>Les délais annoncés sont serrés. Des passagers pourraient emprunter le train entre Amman et Damas dès la fin 2026, selon un responsable jordanien. Plus au nord, la réouverture d’un tronçon de 350 kilomètres à la frontière turco-syrienne est envisagée dès le début de l’année 2026, tandis qu’un premier voyage d’essai entre Amman et Damas est projeté pour la fin de la même année.</p>

<p>Ces projections restent conditionnées à des facteurs encore incertains : financement, stabilité sécuritaire dans certaines zones syriennes, et coordination entre de nombreux acteurs. Aucun accord formel n’a à ce stade intégré l’Arabie Saoudite ou Oman dans ce processus même si les perspectives à plus long terme mentionnées par les officiels jordaniens visent bien à relier Amman aux projets ferroviaires du Golfe.</p>

<p><strong>La dimension géopolitique</strong></p>

<p>Ce projet ne se résume pas à de la ferraille et des rails. Il s’inscrit dans une recomposition profonde des équilibres régionaux. La chute de Bachar al-Assad en décembre 2024 a rouvert des corridors terrestres fermés depuis plus de quatorze ans. Le couloir envisagé relierait la Jordanie et la Syrie à la Turquie, et de là à l’Europe ,un axe bidirectionnel vital pour le commerce, qu’il s’oriente vers le nord ou vers le Moyen-Orient, via l’Arabie Saoudite, les États du Golfe et l’Égypte.</p>

<p>Pour Ankara, l’enjeu est stratégique. Restaurer et moderniser la ligne en particulier le tronçon Syrie–Jordanie rouvrirait un corridor commercial vital entre la Turquie et la mer Rouge. La Turquie pourrait ainsi développer considérablement ses échanges avec l’Arabie Saoudite et la Corne de l’Afrique. Pour Damas en phase de reconstruction, la relance ferroviaire représente une bouée économique autant qu’un signal de normalisation envoyé à la communauté internationale.</p>

<p><strong>Mémoire, identité et soft power</strong></p>

<p>Le Chemin de fer du Hedjaz n’est pas qu’un projet d’infrastructure. C’est un objet de mémoire chargé d’une symbolique islamique et ottomane puissante. Financé sans recours aux puissances étrangères, un tiers de son coût avait été couvert par des donations volontaires de la communauté musulmane mondiale, depuis Singapour jusqu’à l’Amérique du Nord. Sa renaissance, portée par la Turquie d’Erdoğan, s’inscrit dans une rhétorique néo-ottomane assumée, où l’histoire devient argument diplomatique et la coopération régionale, vitrine d’influence.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Conclusion</strong></p>

<p>Le Chemin de fer du Hedjaz traverse à nouveau les colonnes de l’actualité. Ce que l’Empire ottoman avait construit en huit ans au tournant du XXe siècle, trois États Turquie, Syrie, Jordanie tentent aujourd’hui de ressusciter dans un contexte de normalisation post-guerre civile. L’accord du 7 avril 2026 est un signal fort. Reste à savoir si la volonté politique, les financements et la stabilité régionale seront au rendez-vous pour transformer ce mémorandum en trains qui roulent.</p>

<p><em>Sources : Arab News, Gulf News, Enab Baladi, Daily Sabah, TRT World, The National, Radio Free Syria avril 2026.</em></p>

<p><em>Kadir Duran / Bruxelles Korner</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 18:41:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Top 10 des nouveaux citoyens de l’Union européenne en 2024</title>
                <category>Duran Kadir</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/top-10-des-nouveaux-citoyens-de-lunion-europeenne-en-2024-1222</link>
                <author>durankadir@hotmail.be (Duran Kadir)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/top-10-des-nouveaux-citoyens-de-lunion-europeenne-en-2024-1222</guid>
                <description><![CDATA[Top 10 des nouveaux citoyens de l’Union européenne en 2024]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:36px"><strong>Top 10 des nouveaux citoyens de l’Union européenne en 2024</strong></span></p>

<p><span style="font-size:24px">Naturalisation en Europe : qui deviennent les nouveaux citoyens ?</span></p>

<p>Bruxelles Korner | Analyse</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/667879295_2765387430501953_6813870737898128375_n.jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>En 2024, l’Union européenne confirme une tendance de fond : la citoyenneté nationale devient le point d’aboutissement de trajectoires migratoires de plus en plus structurantes.</p>

<p>Selon les dernières données d’Eurostat, 1,17 million de personnes ont acquis la nationalité d’un État membre. Une hausse significative qui traduit un basculement discret mais profond : l’Europe ne se contente plus d’accueillir, elle intègre durablement.</p>

<p>Une géographie de la naturalisation sans surprise… mais révélatrice</p>

<p><em><strong>En tête, la Syrie avec 110 100 acquisitions de nationalité. Derrière, le Maroc (97 100), suivi de l’Albanie (48 000).</strong></em></p>

<p><strong>Ce trio n’est pas anodin.</strong></p>

<p>Il reflète trois dynamiques distinctes :</p>

<p>• les conséquences prolongées des crises géopolitiques (Syrie),</p>

<p>• les flux migratoires historiques et structurés vers l’Europe (Maroc),</p>

<p>• l’intégration progressive des Balkans dans l’espace européen (Albanie).</p>

<p><strong>L’Europe qui naturalise : Allemagne, Espagne, Italie en première ligne</strong></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/667952350_2765394383834591_2038867659153115914_n.jpg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong>La naturalisation n’est pas homogène sur le territoire européen. Trois pays concentrent l’essentiel des acquisitions :</strong></p>

<p><strong>• Allemagne</strong></p>

<p><strong>• Espagne</strong></p>

<p><strong>• Italie</strong></p>

<p>Ces États jouent un rôle de pivot : ce sont eux qui transforment le plus massivement des résidents étrangers en citoyens à part entière.</p>

<p>Derrière les chiffres, une réalité politique</p>

<p>Ces données ne sont pas qu’administratives.</p>

<p>Elles traduisent :</p>

<p>• une installation durable de populations issues de zones de crise,</p>

<p>• une mutation démographique progressive de l’Europe,</p>

<p>• et surtout, une redéfinition silencieuse de la citoyenneté européenne.</p>

<p><em><strong>Car il faut le rappeler : on ne devient pas “citoyen de l’Union européenne” directement.</strong></em></p>

<p><em><strong>On devient d’abord citoyen d’un État membre, et c’est cette nationalité qui ouvre ensuite les droits européens.</strong></em></p>

<p>Une Europe en transformation lente mais irréversible</p>

<p>La naturalisation est souvent perçue comme une formalité. Elle est en réalité un marqueur stratégique.</p>

<p>Elle signe :</p>

<p>• la fin d’un cycle migratoire,</p>

<p>• le début d’un ancrage politique et social,</p>

<p>• et, à terme, une influence sur les équilibres électoraux et sociétaux.</p>

<p><strong>L’Europe de 2030 se dessine déjà dans les naturalisations de 2024.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 18:33:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/7039bdaaf64d4ec937cfb43ee1a4a60c.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KIZILELMA: TÜRK’ÜN YÜCE ÜLKÜSÜ</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kizilelma-turkun-yuce-ulkusu-1221</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kizilelma-turkun-yuce-ulkusu-1221</guid>
                <description><![CDATA[KIZILELMA: TÜRK’ÜN YÜCE ÜLKÜSÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:16.0pt">KIZILELMA: TÜRK’ÜN YÜCE ÜLKÜSÜ</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gizli arzuların ifadesidir rüya. Şuuraltı isteklerin dışa vurumudur. Karışık hayâllerdir. Rüya geçmişten çok, geleceğin planlanmasıdır. Bu yüzden “düş olmadan iş olmaz.” der Anadolu insanı. Rüyada görülenler bir beklentinin, umudun, amacın göstergesidir. Rüya, âlemlerden âlemlere göçülen zaman üstü sırlardır. Destanlarda, efsanelerde, menkıbelerde, halk hikâyelerinde, âşıklık geleneğinde baştan sona, bir rüya motifi yer alır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/368ddb13-d01e-4b62-8850-219307643be0.png" style="height:533px; width:800px" /></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Kahramanlar rüya ile hayâl kurar, rüya ile yönetirler halkı. Rüya, işlerine yön verir. Türk devletlerinin kuruluş felsefesi bir rüyaya dayanır. Rüya ki, bir olay, manevi güç verir devletin kuruluşunda. Jung’a göre toplumların da rüyası vardır; bu toplumun ortak şuuraltı anlatımıdır. “Fertler gibi, toplumlar da rüya görür. Bu rüyalar bir bakıma halin planlanması, geleceğin tahayyülü ve ideallerin belirlenmesi için yapılan taslaklar gibidir. Bu özellikleriyle bu rüyalar, cemiyetin mevcut tavırlarını tefsir ve gelecekteki hareketlerini tahmin etmeye yardımcı olur” Fertlerin ve toplumların gelecek tasarımları vardır. Biz bunlara; hayâl, imge, tasavvur, tasarım deriz. Bunlar aynı zamanda düşüncedir, fikirdir. Düşünce dünyasının sözlü ve yazılı ifadeleri kavramlardan oluşan önermelerdir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Kızıl Elma, Türkler tarafından değişik şekillerde tasvir edilmiş olup bazen bir belde, bazen bir taht, bazen de dünya hâkimiyetini temsil eden som altından yapılma kızıl renkli bir küre olmuştur. Bazen fethedilmesi gereken illeri ifade eder, çoğu kez ise bütün Türklerin, tek bayrak altında toplandığı devletin simgesidir. Bu altın top, bazen zaferin işareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yerin sembolü olarak ifade edilmiştir. Çok eski bir Türk inanç ve töresi olan Kızıl Elma, Türkistan'dan Hazar Denizi'nin doğusundan gelen Oğuzların, Hazar Kağanının ipek çadırının üzerinde hâkimiyetinin ifadesi olarak bulunan altın topu yani Kızıl Elma'yı ele geçirmeyi ülkü edinmişlerdir. Destanlarda da varlığı kuvvetle hissedilen Kızılelma, Oğuz Destanı’nda hedef gösterilen “büyük nehirler ve büyük denizler ülkesine varmak” tabiri çok eski bir Türk ülküsüydü. Yine Türk kültüründe toy ve düğün bayrağının ucuna ‘‘Kızılelma yerleştirmek âdeti” kutsiyeti açısından kayda değer bir durumdur. Yaygın olan bir efsane şöyledir: “Ayasofya’da bir heykelin elinde bulunan kızıl renkteki elma, cihan hâkimiyetinin tılsımını taşıyordu. Bu elma Hıristiyan seyyahlara göre Bizans’a uğur getiriyordu. Nitekim XV. yüzyılda heykelin yıkılması ve Kızılelma’nın düşmesi birçok ülkenin elden çıkmasına, bunların Türkler tarafından fethine ve imparatorluğun yıkılmasına işaret sayılmıştır.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Tarihî açıdan Türk insanına baktığımızda onun düşünce dünyasını ifade eden bazı kavramların varlığını, Türk tarih eserlerinde bulabiliriz. İslâm'dan önce Ergenekon veya kut; İslâmî dönemde, İlâ-yı Kelimetullah, cihan hakimiyeti, din ü devlet, nizam-ı alem ve benzeri kullanılan bir başka kavram, “Kızıl Elma”dır. Sözgelimi, Ziya Gökalp Kızıl Elma isimli eserinde, Türk varlığının neşv ü nema bulduğu Türk yurdu "Turan" veya Türk olma düşüncesinin verildiği bir "eğitim kurumu"; Ömer Seyfettin “Kızıl Elma Neresi?” isimli hikâyesinde, Osmanlı askerinin "padişahın fethini düşündüğü yer" olarak ifade ederken tarihçilerin belirttiği Kızıl Elma imgesi, "fethedilecek yerler" anlamını verir. Bu imge, “altın top”, “altın âlem”, “altın hokka” yanında “kızıl elma” simgesiyle anlatılır. Bu simgenin, fethedileceği düşünülen mekânlarda maddesel olarak var olduğu imlenirdi. Bu anlamda “kızıl elma” Osmanlı döneminde, hem "Kuzey Kafkasya" hem "Bizans" dolayısıyla "Batı dünyası" anlamını ifade eder.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; XVII. Yüzyılın tarihçilerinden olan Peçevi, Kızılelma’yla ilgili şunları söyler: ’Ehl-i İslam, Kızılelma’ya değin fethetseler gerektir deyu lisan-ı halkta şayidir. Lakin bu kelamın me’hazı ve sebebi malum değildir.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Gevheri’de Kızılelma bir murattır... Peygamberleri, evliyaları, gazileri yanına alan şair Kızılelma’ya şu dörtlüğüyle ulaşır:</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Gaziler serveri binip Düldül’e</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Evliye vü enbiya vü melekler ile</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Mucizât-ı Nebi ve lutf-ı Hak ile</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Kızılelma’ya dek uçmak isteriz “</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Kızıl Elma’ya ulaşılmazlığı Atsız şöyle belirtir;</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Yüz paralık kurşunla gider hayat dediğin;</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Tanrı yolu uzaktır; erken kalk sıkı giyin.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Güzel Kızılelma'na varmadan öleceksin.'’</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Yahya Kemâl de Otranto seferine çıkmayı Kızıl Elma’ya bağlar;</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Çıktı Otranto’ya pür-velvele Ahmet Paşa</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Tuğlar varsa gerektir Kızılelma’ya kadar</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Ra’d-ı tekbîr kopup gitmelidir bank-i ezan</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Dâr-ı küffârda meşhûr kenîsâya kadar”.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bir başka şair, Yeniçeri Ocağı ile Kızıl Elma ülküsüne dikkat çeker:</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Kızıl Elma kapusunu feth ederken nacağı,</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Ne revâdır bozula Hazreti Bektaş ocağı.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Bir yazar Kızıl Elma konusuna daha farklı yaklaşır: “Bence Kızılelma, bir yerde değildir, burada bizim içimizdedir; onun öteki ismi milli asabiyet, milli ahlâktır.” der.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; İbrahim Kafesoğlu, Kızılelma’yı Türk ordusunun manevi hedefi olarak belirtmiştir. "... Türk ordusunu diğer ordular arasında çok yükselten insani vazife, büyük milletimiz tarafından Kızılelma tefsiriyle ifadelendirilmiştir.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; İsmail Hami Danişment, Kızılelma için “... Türk’ün yüreğindeki coğrafyanın merkezine Kızılelma denir.” hükmünü vermiştir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Zeki Velidi Togan, "Nerede Türk varsa orasıdır vatan” diyerek Kızılelma’yı Türk’ün olduğu yer olarak tarif eder.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Bu arayış, yaklaştıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça vuslat arzusunu artıran bir ideal, bir fikirdir. Fikrin temel özelliği ise, ufukta parlayan güneş gibi ulaşılamaz kalmasıdır. İnsanı cezbeden yönü de onun bu ulaşılmazlığıdır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">AHMET URFALI</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:18.0pt"><span style="color:white">A&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></strong></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 02:22:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Neydi sahi, hayat?</title>
                <category>Yüksel  Çilingir</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/neydi-sahi-hayat-1220</link>
                <author>yuksel.cilingir@icloud.com (Yüksel  Çilingir)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/neydi-sahi-hayat-1220</guid>
                <description><![CDATA[Neydi sahi, hayat?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir büyüğüm “balonu bir yerinden sıkarsan, başka bir yerinden patlar.”&nbsp;demişti. Yıllar önce… Anladım sandım, şimdi anlıyorum ki aslında hiç anlamamışım.</p>

<p>Dünyaya gelmeden önce her şey o küçük bedende gizlidir, diyorlar. Ama dünyaya geldiğinde gözleri şaşkın bakıyor bebek. Sonra&nbsp;“öyle yapma, böyle söyleme”&nbsp;diyen sesler…&nbsp;<br />
Kendi sesinle çarpışmaya başlıyorsun&nbsp;zamanla. Ama Larousse olsa yetmez; yapraklardan dökülüyor sözler yere.</p>

<p>“Benim balonlarım vardı”&nbsp;diyordu çocukluğumuzun şarkısında İbo.&nbsp;Müslüm Baba, “kelimeler büyüyor ağzımda”&nbsp;diyerek gitti, paramparça.</p>

<p>Ve en acısı… En sevdiğine çıkıyor faturası. İş deyip sosyal! ortam deyip pek çok kişiye eyvallah diyorsun, ama nazını sevdiğine, seni sevene&nbsp;yapıyorsun. En çok seven, en çok yaralanıyor.</p>

<p>Adaletin bu mu, dünya?</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 13:43:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/b47a9cb07797c11adc670fab70770f91.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DENİZLERE HÂKİM OLAN DÜNYAYA HÂKİM OLUR MU? HÜRMÜZ BOĞAZI ÜZERİNDEN BİR TARİH OKUMASI</title>
                <category>Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/denizlere-hakim-olan-dunyaya-hakim-olur-mu-hurmuz-bogazi-uzerinden-bir-tarih-okumasi-1219</link>
                <author>DrMehmetArslan@bruxelleskorner.com (Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/denizlere-hakim-olan-dunyaya-hakim-olur-mu-hurmuz-bogazi-uzerinden-bir-tarih-okumasi-1219</guid>
                <description><![CDATA[DENİZLERE HÂKİM OLAN DÜNYAYA HÂKİM OLUR MU? HÜRMÜZ BOĞAZI ÜZERİNDEN BİR TARİH OKUMASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">DENİZLERE HÂKİM OLAN DÜNYAYA HÂKİM OLUR MU? HÜRMÜZ BOĞAZI ÜZERİNDEN BİR TARİH OKUMASI</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tarih boyunca güç mücadelesi yalnızca karada verilmedi. İmparatorlukların yükselişi ve çöküşü çoğu zaman deniz yolları üzerinde şekillendi. Bugün dünya gündeminin merkezinde yer alan Hürmüz Boğazı, bu kadim gerçeğin modern bir yansımasından ibarettir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">19.yüzyılın sonlarında Amerikan deniz stratejisti Alfred Thayer Mahan (1840–1914), tarihe damga vuran bir tez ortaya koymuştu: “Denizlere hâkim olan, dünyaya hâkim olur.” Mahan’a göre deniz gücü yalnızca savaş gemilerinden ibaret değildir; ticaret yollarını kontrol etmek, limanlara hükmetmek ve stratejik geçitleri denetlemek, küresel üstünlüğün anahtarıdır. Daha açık bir ifadeyle Mahan’a göre devletlerin küresel güç hâline gelmesi, karadan ziyade denizlere hâkim olmalarına bağlıdır. Güçlü bir deniz gücü; hem ticaret filosunu hem de bu yolları koruyacak askerî donanmayı kapsamalıdır. Bu çerçevede Mahan, İngiltere’nin küresel başarısını deniz ticaret yolları üzerindeki hâkimiyetine ve güçlü donanmasına bağlamıştır. Nitekim 20. yüzyılın başlarında Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politikasını ve büyük bir donanma kurma vizyonunu da derinden etkilemiştir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%203%20avr_%202026%2C%2014_21_58.png" style="height:533px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Aradan geçen uzun zamana rağmen bu düşüncenin geçerliliğini yitirmediğini bugün bir kez daha görüyoruz. Zira Hürmüz Boğazı yalnızca coğrafi bir geçit değil, küresel ekonominin adeta can damarıdır. Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmı bu dar su yolundan geçerken, burada yaşanacak en küçük bir kriz dahi küresel piyasaları sarsmaya yetmektedir. Bu durum, modern çağda deniz hâkimiyetinin artık yalnızca askerî değil, aynı zamanda ekonomik bir anlam taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Aslında bu tablo tarihçiler için hiç de yabancı değildir. Çanakkale Muharebeleri sırasında İtilaf Devletleri’nin hedefi yalnızca bir boğazı geçmek değil, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin kalbine ulaşarak savaşın kaderini değiştirmekti. Benzer şekilde İngiltere’nin Süveyş Kanalı ve Basra Körfezi üzerindeki hâkimiyet mücadelesi de aynı stratejik aklın ürünüdür.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bugün değişen yalnızca aktörlerdir. Dün imparatorlukların rekabet alanı olan bu dar geçitler, bugün küresel güçlerin nüfuz mücadelesine sahne olmaktadır. Ancak değişmeyen bir gerçek vardır: Enerji yollarını kontrol eden, küresel sistem üzerinde söz sahibi olur. Bu nedenle Hürmüz Boğazı etrafında şekillenen gerilim, sadece bölgesel bir kriz olarak değil, küresel güç dengelerinin yeniden yazıldığı bir süreç olarak okunmalıdır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Peki, Mahan’ın tezi bugün hâlâ geçerli mi?</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kısmen evet. Ancak bir farkla: Artık denizlere hâkim olmak tek başına yeterli değildir; bu hâkimiyeti ekonomik, teknolojik ve diplomatik güçle desteklemek gerekmektedir. Modern dünyada savaşlar yalnızca toplarla değil, enerji akışları, ticaret zincirleri ve finansal dengeler üzerinden de yürütülmektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı bize bir kez daha şunu hatırlatmaktadır: Coğrafya kaderdir; ancak bu kaderi anlamlandıran, insanın stratejik aklıdır. Tarih değişir, aktörler değişir; fakat dar boğazların dünya siyasetindeki belirleyici rolü değişmez. Belki de bugün sormamız gereken asıl soru şudur: Denizlere hâkim olan gerçekten dünyaya hâkim olur mu, yoksa artık dünyaya hâkim olanlar denizleri mi kontrol eder?</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:19:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/dr-mehmet-arslan-tarihci-bagimsiz-akademisyen-1769176822.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>﻿Astana Hub The Engine of Digital Transformation in Kazakhstan</title>
                <category>Abdulhamid Hamid Al-Kba</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/astana-hub-the-engine-of-digital-transformation-in-kazakhstan-1218</link>
                <author>AbdulhamidamidAlKba@GMAIL.COM (Abdulhamid Hamid Al-Kba)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/astana-hub-the-engine-of-digital-transformation-in-kazakhstan-1218</guid>
                <description><![CDATA[﻿Astana Hub The Engine of Digital Transformation in Kazakhstan]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:36px"><strong>﻿Astana Hub The Engine of Digital Transformation in Kazakhstan</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:18px"><em>Abdulhamid Hamid Al-Kba&nbsp;</em></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>On March 31, 2026, Deputy Prime Minister and Minister of Artificial Intelligence and Digital Development Zhaslan Madiyev announced during a government meeting that Astana Hub exported information technology services worth 328 billion Kazakh tenge, equivalent to $681 million, during the year 2025.This achievement represents a qualitative leap for Kazakhstan’s technology sector, which has historically relied on natural resources such as oil and minerals.Established in 2018 as part of Kazakhstan’s Digital Kazakhstan strategy, the center is located at the site of Expo 2017 and has become the primary hub for innovation in Central Asia.The role of Astana Hub revolves around building an integrated innovation ecosystem.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%201%20avr_%202026%2C%2023_18_50.png" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>It serves as a one-stop window for supporting technology entrepreneurship, hosts business acceleration programs, and connects startups with investors and international markets.Its growth focuses on four main pillars:</p>

<p>Stimulating industrial innovation,</p>

<p>Applying digital solutions in the subsurface sector (such as exploration and mining),</p>

<p>Developing the ecological environment through the Hub itself,</p>

<p>Forming a national innovation cluster.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/d1c16853-0de2-443a-8ca9-9975bc0e3aba.jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>In cooperation with the Astana City Administration, the program integrates startups into the urban environment to secure real commercial contracts.The Hub also supports the AI Entrepreneurs program, launched in September 2024. Since then, it has completed three cohorts comprising 35 startups, guiding them from the idea stage to investment.Tangible and diverse successes have been achieved. By the end of 2025, residents of the Hub had created more than 32,500 job opportunities, while 537 companies exported IT services to 111 countries worldwide.The center currently hosts approximately 2,000 technology companies and extends its network to 20 regional platforms and four international platforms. Participants’ revenues exceeded $1.5 billion (800 billion tenge), representing a 20% growth compared to the previous year.These figures are not merely statistics; they translate into real economic growth. Astana Hub contributed to raising national IT exports to $1 billion in 2025, a 31% increase compared to 2024.The importance of the center goes beyond financial numbers. Kazakhstan, a resource-rich country striving for economic diversification, finds in Astana Hub a strategic tool to shift toward a knowledge-based economy. It reduces dependence on oil, enhances global competitiveness by training talent in artificial intelligence, financial technology, and blockchain, and attracts international talent through digital visa programs, transforming Astana into a magnet for innovation in Central Asia.In a world witnessing a fierce race in artificial intelligence, the center helps place Kazakhstan on the global digital map, particularly through the launch of international platforms such as Digital Bridge.Personal View:</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/e4d0bbc7-8411-41bc-a096-78a5b7c678e3.jpg" style="height:463px; width:662px" /></p>

<p>Astana Hub represents a successful model for emerging countries seeking to break free from rentier economies. Its achievements in job creation, attracting investments, and exporting high-quality services are clear.Analytically, the center succeeded because it combined strong government support — including tax exemptions, acceleration programs, and international partnerships such as Google for Startups — which enabled the transformation of ideas into exportable products.However, balance requires acknowledging the challenges: heavy reliance on government support may hinder long-term sustainability if private investment does not increase. Kazakhstan also faces fierce competition from hubs in India and Singapore, along with geopolitical challenges and supply chain issues.I believe the real success will be measured by the center’s ability to produce independent unicorns (billion-dollar companies) and train 10,000 AI specialists by 2030, as officials aspire.Positively, the center shows great potential for growth if it continues to innovate and remain open.In conclusion, Astana Hub is not just a technology center; it is a symbol of Kazakhstan’s digital future. Thanks to its 2025 achievements, it has become a model of sustainable development in the region. By focusing on balancing government support with private initiative, this center can transform Kazakhstan into a genuine regional technological power.The road ahead is still long, but the beginning is promising and deserves continuous monitoring and support.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Writer and Researcher in Central Asian and Azerbaijani Affairs</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 00:14:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/03/abdulhamid-hamid-al-kba-1774086184.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>18 yıl</title>
                <category>Nerkiz Sahin</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/18-yil-1217</link>
                <author>nrkiz@bruxelleskorner.com (Nerkiz Sahin)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/18-yil-1217</guid>
                <description><![CDATA[18 yıl]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:28px">18 yıl</span></p>

<p>Dün katıldığım bir etkinlikte, 25 yıllık bir serüvenin kutlanmasına tanıklık ederken kendi yolculuğum üzerine düşünme fırsatı buldum bir anda. Sohbet ilerledikçe masadaki arkadaşlarla, benim ilk sergimin tam 18 yıl önce açıldığını fark ettik. Aslında bu da başlı başına önemli bir eşikti.&nbsp;<br />
Konu konuyu açtı derken arkadaşlardan biri, biraz da takılarak, “Sen aslında kendi kutlamanı ıskalamışsın,” dedi.&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2031%20mars%202026%2C%2000_57_02.png" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>İlk başta gülüp geçtim ama söylediklerinin içinde ciddi bir gerçek payı vardı aslında.<br />
Düşününce, insan hayatında 18 yaş nasıl ki bir dönüm noktasıysa, reşit olmanın, birey olmanın sembolüyse ve çoğu zaman kutlanıyorsa, benim için de o ilk sergiden buyana geçen zaman benzer bir anlam taşıyordu. Kendi yolculuğumda bağımsız bir adım attığım, üretimimi görünür kıldığım, belki de “ben buradayım” dediğim bir andı.&nbsp;</p>

<p>Ama ben o anın değerini o zamanlar yeterince fark etmemiş, onu özel bir dönüm noktası olarak görmeyi bile akıl etmemiştim. Öylesine gelişen bir an gibi gelip geçmişti. Biraz ürkek, endişeli, özgüven eksikliğiyle dolu bir gündü sanki.</p>

<p>Şimdi geriye dönüp bakınca, sadece büyük ve yuvarlak rakamların değil de, insanın kendi hikâyesinde anlam taşıyan her eşiğin çok değerli olduğunu daha iyi anlıyorum.&nbsp;</p>

<p>25 yıl elbette etkileyici bir süre; emek, sabır ve sürekliliğin sembolü. Ama 18 yıl da bir o kadar kıymetli, hatta daha kişisel olduğu için, daha samimi bir anlam taşıyor benim için.</p>

<p>Belki de mesele, ne kadar zaman geçtiğinden çok, o zamanın içinde ne biriktirdiğimiz ve hangi anların bizi biz yaptığıdır. Bu farkındalıkla bakınca, evet, biraz geç kalmış olabilirim ama fark etmek de önemli bir adım. Çünkü bazı şeylerin değeri, onları fark ettiğimiz anda başlar.<br />
Şimdi bunu biraz daha ileriye taşıyabileceğimi hissediyorum. Belki bu “gecikmiş” farkındalık, aslında daha bilinçli, daha içten bir duruşun ifadesi olur. O ilk sergideki ürkeklikten ziyade, heyecanı, belirsizliği, cesareti yeniden hatırlamak; o günkü halime dönüp teşekkür etmek için bir fırsat gibi bakmalı.&nbsp;</p>

<p>Sadece geçmişi anmak değil, bugüne nasıl geldiğimi görmek ve bundan sonrası için de kendime yeni bir alan açmak…<br />
Belki küçük bir buluşma, belki sessiz bir içsel an, belki de yeniden üretime daha güçlü bir bağ kurduğum bir başlangıç. Ama her ne şekilde olursa olsun, bu kez farkında olarak, isteyerek ve sahiplenerek durmak.<br />
Çünkü bazen en anlamlı kutlamalar veya anmalar, tam zamanında yapılanlar değil; insanın gerçekten hazır olduğu anda yaptığı diye düşünüyorum. Ve sanırım ben şimdi tam da o yerdeyim...</p>

<p>Nerkiz Şahin</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 01:54:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2023/01/nerkiz-sahin-1675124078.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YOLUMUZ</title>
                <category>Ayla Coşkun Ceren</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/yolumuz-1216</link>
                <author>Ayla@bruxelleskorner.com (Ayla Coşkun Ceren)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/yolumuz-1216</guid>
                <description><![CDATA[YOLUMUZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:36px"><strong>YOLUMUZ</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İnsan yaş aldıkça akıllanıyor galiba. Ya da yaş aldıkça bazı şeylerin değişmediğini değişmenin çok zor hatta mümkün olmadığını görünce bir adım geri çekiliyor. Her şeye anlık tepkiler vermemeyi öğreniyor. Ya da öğretiyor hayat. Doğduğun coğrafya kaderindir. Bu cümle için ne beylik laf derdim önceden. Hiç öyle şey olur mu? Oluyor işte her gün yüzümüze çarpa çarpa öğretiyor.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2030%20mars%202026%2C%2017_35_00.png" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>İnsan yaş aldıkça siyaset için sendika için, parti için, futbol takımı için arkadaşlarla, dostlarla kavga etmenin ne gereksiz, yıpratıcı, yorucu olduğunu anlıyor. Duygularımız bizi yanıltıyor zayıf davranışlar göstermemize neden oluyor. Oysa çoğunlukla gördüğümüz erdemsizlik, ölçüsüzlük, ahlaksızlık. Hayatta her şey değişir bu değişim gelişme yolunda daha iyiye güzeleyse evet değişelim ama değişmez şeyler vardır hayatımızda. Birileri istedi diye değiştirilemez onlar. Bazıları da o değişmezler için yolunu değiştirebilir. Her birimiz bir birey olarak kendimizden emin olursak kaderimizi de değiştirebiliriz. Yaşamımızı değiştiren şekillendiren bizim onun karşısında aldığımız tavırlarımızdır, tutumlarımızdır. Kant’ ın dediği gibi akıl ahlakın kaynağı olursa kaderimizin de değişme ihtimali var.</p>

<p>Hoşgörü önemli tabi. Farklı yerde duran her şey ve herkesin kıymetini bilmek gerekir. Farklılık, çok renklilik, değişiklik, gelişmenin, felsefenin, yaratıcılığın da önünü açar. Hani liberal kapitalizmin hür teşebbüsü ve serbest dolaşımı savunan meşhur sözü var ya “Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar.” Bu söz kendi alanının dışında da her şey için kullanılabilir. Onun için sakin olmak gerekir. İsteyen istediği takımı, partiyi, sendikayı, siyasetçiyi, görüşü vs. savunsun. Demokrasi bu değil mi zaten. Bilmek için önce anlamak gerekir. Demek ki hepimiz bir şeylerden anlıyoruz. O halde herkes kendi yolundan devam etsin.</p>

<p>Dostoyevski “Zamanımızda her aklı başında adam korkaktır, köle ruhludur; Açıkçası böyle olmak zorundadır. Bu onlar için normal bir durumdur.” der. Bu her dönem için geçerli bir söz. Ama korkaklık ve köle ruhluluk bir yere kadar. Söz konusu dilimiz, vatanımız, bayrağımız olduğu zaman aklı başındalık son bulur. Yoksa Kurtuluş Savaşı gibi şanlı bir tarihimiz olabilir miydi?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 18:32:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/01/ayla-coskun-ceren-1736192618.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mehmetçik kartaldı arşa doldular/ “İngilizler için afet oldular”</title>
                <category>Prof. Dr. Hilmi Özden</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/mehmetcik-kartaldi-arsa-doldular-ingilizler-icin-afet-oldular-1215</link>
                <author>ProfDrHilmiozden@bruxelleskorner.com (Prof. Dr. Hilmi Özden)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/mehmetcik-kartaldi-arsa-doldular-ingilizler-icin-afet-oldular-1215</guid>
                <description><![CDATA[Mehmetçik kartaldı arşa doldular/ “İngilizler için afet oldular”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">MUSTAFA KEMÂL’LE ÇANAKKALE DESTANI</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">“ŞEHİTLER ALLAH’TAN ŞUNU İSTEDİLER:</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">-YA RABBİ BİZİ DÜNYAYA TEKRAR GÖNDER VE SENİN UĞRUNDA BİR KERE DAHA ŞEHİD OLALIM”</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">HAZRETİ MUHAMMED (O’NA, ASHAB-I GÜZİNE, EHL-İ BEYTİNE SELÂM OLSUN)</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mehmetçik yürüdü Allahu Ekber/Alamaz onları yerde bin makber</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yürekler göründü cihandan ekber/ Ya Allah Bismillah Allahu Ekber</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Conkbayırında toprak düz müdür?/ Baharın mevsimi yoksa güz müdür?</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cennete gülenler başta yüz müdür ?/ Ya Allah Bismillah Allahu Ekber</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ölüm düğün günü yiğit harmanı/ İstemez düşmana boyun kırmanı</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dilinde söylüyor Hakk’ın fermanı/ Ya Allah Bismillah Allahu Ekber</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mehmetçik kartaldı arşa doldular/ “İngilizler için afet oldular”</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mustafa Kemal’le yaran buldular/ Ya Allah Bismillah Allahu Ekber</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Saygı ve Şükranla</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hilmi Özden</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Birinci Dünya Savaşında, Kasım 1914 ile Ocak 1916 arasında Çanakkale cephesinde yoğun muharebeler yaşandı. 19 Şubat 1915 günü iki İngiliz zırhlısının Çanakkale Boğazı’na girip Türk mevzilerini topa tutmasıyla başlayan savaş, 18 Mart 1915 günü deniz harekâtıyla devam etti. 25 Nisan 1915’te ingiliz ve Fransız Orduları’nın Kumkale ve Gelibolu yarım adasına yaptıkları kara çıkartmasıyla süren savaş; 7 Ocak 1916’da İngiliz ve Fransız birliklerinin Seddülbahir’den çekilmesiyle sona erdi. Bu savaşlarda insan kayıpları farklı kaynaklarda değişik sayılarda verilir. “Avustralyalı yazar Alan Moorehhead 1956 yılında yayımladığı; Gelibolu isimli eserinde tarafların Çanakkale Savaşları kayıplarını şöyle sıralar: Türkler: 251.309, İngilizler: 205.000, Fransızlar: 47.000 kişidir”</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ce589247-4576-4bd2-9665-e3d6623639fe.png" style="height:533px; width:800px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mustafa Kemal Çanakkale muharebeleri sırasında “Vatan Müdafası”nı askerlerindeki yüksek ruh ve imanı bilerek yapıyordu. Fakat cephedeki Alman komutanların Mustafa Kemal’in bildiği bu ruhu anlamaları beklenemezdi. Üstelik öngörüleri yetersiz, Türk Milletinin, Vatanları üzerindeki hassasiyetleri onlar için çok önemli değildi. Bu yüzden Ordunun sevk ve idaresinde de gerçekçi olamıyorlardı. Örneğin 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders’in düşmanın çıkartma yapacağı yerleri yanlış tahmin etmesi ve ordumuzun ana kuvvetlerini yanlış yerlerde konuşlandırması, çıkartma yapılan alanlarda savunmasız yakalanmamıza neden olmuştur. Hâlbuki savunma hattımız Seddülbahir ve Kabatepe bölgelerinde gerekli miktarda kuvvetlerle konuşlandırılsaydı, belki düşmanın karaya bile çıkmasına izin verilmeyecek ve savaş da o kadar uzun sürmeyip, o kadar fazla kayıpla bitirilmeyecekti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">25 Nisan 1915 Anzak Koyu çıkarması: Halim Sami Bey’den gelen raporu okuyan Mustafa Kemal, 57. Alay’a ve topçu bataryasına derhal hazır olma emrini verir. Yanındaki 57. Alay 1. Tabur Komutanı Zeki Bey, dört yıl sonra, 1919’da Çanakkale’ye geri dönen Avustralyalı tarihçi Charles Bean’e o anı ve Mustafa Kemal’in sözlerini şöyle aktaracaktır: “Alay toplandı. Mustafa Kemal şöyle dedi. “Eğer düşman kuvveti Kocaçimen’e doğru yönlenmişse bu basit bir çıkarma olamaz: bu gerçek bir şey; bu bir ana çıkarma.” Ve bunun üzerine, sadece 1 taburu değil tüm 57. Alay’ı harekete geçirmeye karar verdi.”</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mehmetçik yürüdü Allahu Ekber/Alamaz onları yerde bin makber</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yürekler göründü cihandan ekber/Ya Allah Bismillah Allahu Ekber</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mustafa Kemal durumu son derece iyi okumuş, Conkbayırı hattının önemini kavramış ve bu hat güçlü bir şekilde tutulmazsa, düşmanın stratejik olarak üstünlüğü ele geçireceğini ve savunmanın yetersiz kalacağını anlamıştır. Düşman çıkarma yaptığı zaman bölgede sadece gözetleme görevini sürdüren küçük avcı birliklerimiz bulunmaktaydı. Her ne kadar bu birlikler kahramanca çarpışarak düşmanı oyalasalar da, sayıca çok üstün olan düşman kuvvetleri, bu birlikleri ezip geçerek bölgeye yayılmaya başlar. Kanlısırt, Kırmızısırt ve daha kuzeydeki sırtlar işgal edilir. Kocaçimen’e 57. Alay’ı bizzat sevk ederek ulaştıran Mustafa Kemal’in ilk gördüğü manzara pek fikir verici değildir. Düşmanın çıkarma yapmış olduğu Arıburnu sahilleri Kocaçimen’den görülmemektedir. Bunun üzerine bin bir güçlükle Conkbayırı’na ulaşır. Bu esnada Conkbayır’ın güneyindeki 261 Rakımlı Tepe’den, 27. Alay’dan sahili gözetlemekle görevli bir müfreze efradının Conkbayır’a doğru kaçmakta olduğunu görür. Mustafa Kemal onların önüne geçer. Olayın geri kalan bölümünü kendisinden dinleyelim:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bizzat bu efradın önüne çıkarak: -Niçin kaçıyorsunuz? Dedim. -Efendim, düşman! Dediler. -Nerede? -İşte! Diye 261 Hâkimli Tepe’yi gösterdiler. Filhakika düşmanın bir avcı hattı 261 Rakımlı Tepe’ye yaklaşmış ve kemal-i serbestiyle ileri doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün: Ben kuvvetlerimi bırakmışım, efrat on dakika istirahat etsin diye… Düşman da bu tepeye gelmiş. Demek ki, düşman bana benim askerlerimden daha yakın ve düşman benim bulunduğum yere gelse, kuvvetlerim pek fena bir vaziyete düçar olacaktı. O zaman artık bunu bilmiyorum, bir muhakeme-i mantıkiye midir, yoksa sevk-i tabii ile midir, bilmiyorum. Kaçan efrada: -Düşmandan kaçılmaz, dedim. -Cephanemiz kalmadı, dediler. -Cephaneniz yoksa süngünüz var dedim. Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile Cebel bataryasının yetişebilen efradının marş marş’la benim bulunduğum yere getirilmesi için yanımdaki emir zabitini geriye yolladım. Bu efrat süngü takıp yere yatınca düşman efradı da yere yattı. Kazandığımız an bu andır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Bir koca muharebenin ufacık bir lahzaya bağlı olduğunu, hatta bir memleket hayatının fena kullanılmış bir an yüzünden tehlikeye düşebileceğini, burada olduğu gibi iyi kullanılmış bir anın ise bir muharebenin ve bir vatanın mukadderatını iyileştireceğini o dakikayı görür gibi canlanmış bir ifade ile duymak insanın tüylerini ürpertiyor.” </span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Conkbayırında toprak düz müdür?/ Baharın mevsimi yoksa güz müdür?</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cennete gülenler başta yüz müdür</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">5. Ordu Komutanı Alman Liman Von Sanders Mehmetçik için demiştir ki: “Ölüme onlar kadar gülerek giden bir millet ferdi daha görmedim”</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ya Allah Bismillah Allahu Ekber</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">57. Alay’ın bir taburu düşmanın kuzey kanadını tutacak şekilde yerleşir. Bu kuvvetlere Mustafa Kemal şu tarihi emri verir: “Ben size taarruzu emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelebilir, başka komutanlar kaim olabilir.” 57. Alay bir sel gibi düşmanın üzerine atılır. Düşman sahile kadar geri püskürtülür, öyle bir darbe yemişlerdir ki, ne yapacağını şaşıran düşman askerlerinin bir kısmının kayıklara binip kaçma çabaları görülür. 25/26 Nisan 1915 gecesi, İngilizler 5 tümenlik bir kuvvetle yeniden Arıburnu’na çıkarma yaparlar. Bu küçük bir ordudur. Hâlbuki bizim kuvvetlerimiz onlara göre hem sayıca çok az hem de bir sürü yetersizlik ve olumsuzluklarla mücadele etmektedir. Muharebe iletişimi iyi kurulamamıştır. Mustafa Kemal her türlü olumsuzluklara rağmen emrindeki birliklerle düşmana bir başarı şansı vermez.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ölüm düğün günü yiğit harmanı</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">30 Nisan 1915’de Mustafa Kemal’e padişah adına Gümüş İmtiyaz Madalyası gönderilir. Bu madalya yazısının bir cümlesinde şu ifade vardır: “Geceli gündüzlü süren harbi, başarılı bir şekilde idare ederek, her an başka bir surette tecelli etmekte olan fedakâr hizmetinizin sürüp gitmesini bekler, bütün kalbimle sizi kutlarım” 30 Nisan’da bir kumandanlar toplantısı yapılır. Mustafa Kemal şöyle der: “Bir’e kadar hepimiz ölerek düşmanı mutlaka denize dökmemiz lazımdır. İçimizde ve askerlerimizde, Balkan Harbi utancını tekrar görmektense ölmeyecek yoktur. Böyleleri varsa kendi elimizle kurşuna dizelim”.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İstemez düşmana boyun kırmanı/Dilinde söylüyor Hakk’ın fermanı</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Âl-i İmrân Sûresi 142. Ayet “Yoksa siz; Allah, içinizden cihat edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mâide Sûresi 35.Ayet “ Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, ona yaklaşmaya vesile arayın ve onun yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz”.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ya Allah Bismillah Allahu Ekber</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kahraman 57. Alay askerlerimiz için komutanları Mustafa Kemal şunları demiştir: “Onlar mukaddes vatan toprakları için canlarını seve seve vermişler, Çanakkale Savaşlarının kaderini değiştirmişlerdir. Burada geçen her saniye, kullanılan her an, ölen her nefer Türk vatan ve milletinin mukadderatını çizmiştir. Kara savaşlarına katılan ilk birlik olan 57. Alay vatan sevgisinin ne olduğunu insanlıkta göstermiştir. Bu kahraman alayı, hayranlık, minnet ve rahmetle anıyorum.”</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mehmetçik kartaldı arşa doldular</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mustafa Kemal “Askerin önüne geçerek yüksek sesle selam verdim ve dedim ki; -Askerlerim, karşımızdaki düşmanı yeneceğimize hiç şüphem yoktur: fakat siz acele etmeyin, önce ben ileriye gideyim. Siz ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız!.. Komutan ve subaylara da, işaretime askerlerin dikkatini çekmelerini emrettim. Ondan sonra hücum safının önünde bir yere kadar giderek oradan kırbacımı havaya kaldırıp, hücum işaretini verdim. Bütün erler, subaylar arlık her şeyi unutmuşlar, gözlerini, kalplerini verilecek işarete vermiş bulunuyorlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların önlerindeki tabancaları ve kılıçları ellerinde olduğu halde subaylarımız, kırbacımın aşağıya inmesiyle birden demirden bir kitle halinde, aslanlar gibi saldırdılar ve ileriye atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde gök gürültüsü gibi (Allah! Allah! Allah!) seslerinden başka bir şey işitilmiyordu. Düşman silah kullanmaya fırsat bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele sonucunda, ilk hatta bulunan düşman kâmilen yok edildi. Dört saat gibi kanlı bir mücadeleden sonra 23. ve 24. Alaylarımız Conkbayır’ı düşmandan tamamen temizledikten ve 28. Alay da Şahinsırt’ın en yüksek sırtını geriye attıktan sonra, Sarılarla, Ağıldere üzerine batıya doğru saldırdılar. Askerlerimiz önlerine çıkan düşman birliklerini yeniyor, bozguna uğratıyordu.”</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“İngilizler için afet oldular”</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mustafa Kemal, röportajında gazeteci Ruşen Eşref’e “Çanakkale Savaşının İngilizler için afet olduğunu” söyler. Savaştan sonra bir İngiliz yazarı, o günkü çarpışmalarda harekâtı komuta eden Mustafa Kemal hakkında şöyle diyecektir: “Mustafa Kemal’in savaş yönetiminde gösterdiği şaşırtıcı başarılar silsilesi bu tarihten itibaren başladı diyebiliriz. Ne Liman Von Sanders ne de başkasının göremediğini o görmüş, Gelibolu yarımadasına ancak Conkbayırı ile Kocaçimen Tepesinde egemen olunabileceğini o anlamıştı. Müttefikler buraları ele geçirselerdi, bütün boğaza egemen olurlar ve 20 km’lik bir çevreyi istedikleri gibi topçu ateşine tutabilirlerdi. Küçük rütbeli ama dahi bir Türk subayının orada bulunması müttefikler için harbin en büyük talihsizliklerinden biri oldu.”</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mustafa Kemal’le yaran buldular</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mustafa Kemal “Conkbayır tepesi birliklerimizin eline geçtikten sonra, düşman karadan ve denizden yağdırdığı yoğun topçu ateşiyle bu tepeyi cehenneme çevirmişti. Gökten şarapnel ve demir parçaları yağmur gibi yağıyordu. Büyük çaplı gemi toplarının tam isabetli daneleri yerin içine büyük lağımlar açıyordu. Bütün Conkbayır koyu dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Herkes tevekkül içinde akıbetini bekliyordu. Etrafımız şehitlerle ve yaralılarla doldu. Savaş meydanında olanı biteni gözetlerken, bir şarapnel parçası göğsüme isabet etti. Cebimdeki saat parça parça oldu. Şarapnel bu yüzden vücuduma girememiş, yalnız derince bir kan lekesi bırakmıştı”. Mustafa Kemal’in saatinin vurulma anını Şevki Yazman ise şöyle nakleder: Askerlerin saflarından ileriyi gözetleyen grup kumandanı bir ara göğsünün sağ tarafına bir şeyin çarptığını duyuyor, başını çeviriyor ve burada bir delik görüyor. Yanında 24. Alay’ın Kumandanı ve çocukluk arkadaşı Nuri Bey (Conker) vardır. O telaşlanıyor, “Efendim vuruldunuz!” diye bağırıyor. Maiyetinin bundan haberdar olmasını istemeyen kahraman kumandan, “Sus!” diyor, eliyle Nuri Bey’in ağzını kapıyor. Sonra hissettirmeden sızı veren bu yanını yokluyor. Bütün hızıyla bu yanına çarpan misket ceketinin cebini deldikten sonra cebin içindeki eski mektep saatini paramparça ediyor ve bu suretle Türk’ün koruyucusunu da Türk’ün talihini de koruyor. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ya Allah Bismillah Allahu Ekber</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal 9. Ağustos. 1915 gecesi birliklerin bulundukları hattı tahkim ederek savunma için düzenlenmeleri emrini verir. Kendisi de 10 Ağustos’ta yapılacak taarruzu yönetmek için Conkbayırı’na hareket etmiştir. Öte yandan 9. İngiliz Kolordu Komutanı da, Türkler’in elinde bulundurduğu Anafarta sırtlarını elde etmek amacıyla 10 Ağustos sabahı taarruz için gerekli emirleri vermiştir. İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler hücum anını beklemektedirler. Mustafa Kemal taarruzu çok erken saatlerde baskın tarzında planlamıştır. Bu taarruz süngü hücumu şeklinde olacaktır. 10 Ağustos 2015 taarruzu çok çetin ve çok kanlı muharebelere sahne olmuştur. Mehmetçik savaşın bütün evrelerinde olduğu gibi bu cephede de çok büyük kahramanlık destanları yazmıştır. Bakın o günkü muharebedeki askerimizin kahramanlıklarını Mustafa Kemal nasıl anlatır: “Karşılıklı siperler arasında mesafe sekiz metre… Yani ölüm muhakkak! Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulmamacasına hepsi düşüyor. İkincidekiler onların yerine giriyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor. En ufak bir duraksama bile göstermiyor. Sarsılma yok! Okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, Cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerin deki ruh kuvvetini gösteren hayrete ve tebrike değer bir örnektir! Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur!“</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kaynaklar:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İsmail Bilgin, Çanakkale savaşı Günlüğü, Timaş Yayınları, İstanbul, 2015.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 00:45:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/prof-dr-hilmi-ozden-1769727937.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye için 3 savaş stratejisi</title>
                <category>Bülent Güven</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/turkiye-icin-3-savas-stratejisi-1214</link>
                <author>guvenbulent@hotmail.com (Bülent Güven)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/turkiye-icin-3-savas-stratejisi-1214</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye için 3 savaş stratejisi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align:center">Türkiye için 3 savaş stratejisi</h1>

<p style="text-align:center"><a href="https://www.indyturk.com/taxonomy/term/286496"><img alt="" src="https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/150x150/public/B%C3%BClent%20G%C3%BCven.png?itok=RRrsUyzP" /></a></p>

<p style="text-align:center">Dr. Bülent Güven&nbsp;Siyaset Bilimci&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img src="https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/1368x911/public/article/main_image/2026/03/24/1368053-336791056.jpeg?itok=IxKRgAub" /></p>

<p>Görsel:&nbsp;trendsresearch.org</p>

<p>Yıllar&nbsp;önce&nbsp;Türkiye’nin&nbsp;içinde&nbsp;bulunduğu&nbsp;güvenlik&nbsp;riskini&nbsp;dikkate alarak&nbsp;emekli&nbsp;büyükelçi&nbsp;Şükrü&nbsp;Elekdağ,&nbsp;<em>Milliyet</em>&nbsp;gazetesinde&nbsp;<em>“İki&nbsp;Buçuk&nbsp;Savaş&nbsp;Stratejisi”</em>&nbsp;başlıklı&nbsp;bir&nbsp;yazı kaleme almıştı.&nbsp;Elekdağ&nbsp;bununla&nbsp;ne&nbsp;kastettiğini&nbsp;şöyleyazıyordu:</p>

<p><em>Türkiye'nin&nbsp;yaşamsal&nbsp;hakları&nbsp;ve&nbsp;toprakları&nbsp;üzerinde&nbsp;hak&nbsp;iddia&nbsp;eden&nbsp;Yunanistan&nbsp;ve&nbsp;Suriye,&nbsp;ülkemize&nbsp;karşı&nbsp;çıkar&nbsp;birliğiiçindedir&nbsp;ve&nbsp;Türkiye'yi&nbsp;çökertmek&nbsp;amacıyla&nbsp;PKK'ya&nbsp;her&nbsp;türlüyardımı&nbsp;yapmaktadır. Türkiye,&nbsp;bu&nbsp;ülkelere&nbsp;karşı&nbsp;savunmaplanlamasını,&nbsp;aynı&nbsp;anda&nbsp;iki&nbsp;ayrı&nbsp;cephede&nbsp;çatışmayazorlanacağı&nbsp;varsayımı&nbsp;üzerine&nbsp;dayandırmalıdır.</em></p>

<p><em>&nbsp;(Milliyet, 27&nbsp;Kasım&nbsp;1994)</em></p>

<p><br />
Yani o&nbsp;dönem&nbsp;Türkiye’ye&nbsp;doğrudan&nbsp;tehdit&nbsp;oluşturan&nbsp;Suriye&nbsp;veYunanistan, her&nbsp;biri&nbsp;Türkiye&nbsp;için&nbsp;kendi&nbsp;başına&nbsp;birer&nbsp;tehditoluşturmalarına&nbsp;karşın,&nbsp;bunların&nbsp;enstrümanı&nbsp;olan&nbsp;PKK’nın&nbsp;iseyarım&nbsp;tehdit&nbsp;olarak&nbsp;tasvir&nbsp;edildiği&nbsp;görülmektedir&nbsp;Elekdağtarafından.&nbsp;Bu&nbsp;perspektiften&nbsp;bakıldığında:&nbsp;</p>

<p><em>Türkiye,&nbsp;buülkelere&nbsp;karşı&nbsp;savunma&nbsp;planlamasını,&nbsp;aynı&nbsp;anda&nbsp;iki&nbsp;ayrı cephede&nbsp;&nbsp;çatışmaya&nbsp;zorlanacağı&nbsp;varsayımı dayandırmalıdır.</em></p>

<p><br />
Elekdağ’ın&nbsp;90'lı&nbsp;yıllar&nbsp;için&nbsp;yaptığı&nbsp;tespit,&nbsp;dönemin konjonktürü&nbsp;açısından&nbsp;doğru&nbsp;ve&nbsp;önemliydi.&nbsp;Fakat&nbsp;bugünkonjonktür&nbsp;değişti.&nbsp;Suriye’de&nbsp;Türkiye’ye&nbsp;en azından düşmanca&nbsp;bakmayan&nbsp;bir&nbsp;yönetim&nbsp;ve&nbsp;Türkiye’yi&nbsp;tanıyan&nbsp;ve Türkiye&nbsp;ile&nbsp;gönül&nbsp;ve&nbsp;akrabalık&nbsp;bağı&nbsp;olan&nbsp;bir&nbsp;halk&nbsp;var.&nbsp;Dolayısıyla&nbsp;konuya&nbsp;Suriye&nbsp;merkezi&nbsp;hükümeti&nbsp;açısındanbakıldığında, Türkiye&nbsp;için&nbsp;kalıcı&nbsp;bir&nbsp;tehdit&nbsp;unsuru&nbsp;olmaktançıkmış&nbsp;durumda.</p>

<p>Fakat&nbsp;İsrail’in&nbsp;niyet&nbsp;olarak&nbsp;hep&nbsp;var&nbsp;olan&nbsp;ancak&nbsp;son&nbsp;yıllarda uygun&nbsp;şartları&nbsp;oluşturup&nbsp;fiiliyatta&nbsp;uyguladığı&nbsp;agresif&nbsp;vesaldırgan&nbsp;politikası, Türkiye&nbsp;için&nbsp;kalıcı&nbsp;ve&nbsp;ontolojik&nbsp;bir&nbsp;risk hâline&nbsp;gelmiş&nbsp;durumdadır.&nbsp;Fanatik&nbsp;ve&nbsp;ırkçı&nbsp;Yahudilerin&nbsp;dışındaİsrailli&nbsp;devlet&nbsp;adamları&nbsp;ve&nbsp;güvenlik&nbsp;yetkilileri&nbsp;de&nbsp;açık&nbsp;ve&nbsp;netolarak&nbsp;farklı&nbsp;ortamlarda&nbsp;Türkiye’yi&nbsp;kendileri&nbsp;için&nbsp;bir&nbsp;“tehdit” olarak&nbsp;gördüklerini&nbsp;belirterek&nbsp;İran&nbsp;sonrası&nbsp;sıranın&nbsp;Türkiye’ye gelmesi&nbsp;gerektiğini&nbsp;söylemeye&nbsp;başlamışlardır.</p>

<p>Bunları&nbsp;İsrail’in&nbsp;travmatik&nbsp;yetkililerinin&nbsp;hezeyanları&nbsp;olarak ciddiye&nbsp;almamak&nbsp;doğru&nbsp;bir&nbsp;yaklaşım&nbsp;değildir.&nbsp;İsrail’in başbakanı&nbsp;Netanyahu, 90’lı&nbsp;yıllardan&nbsp;itibaren&nbsp;Saddam’ın başında&nbsp;olduğu&nbsp;Irak’ı&nbsp;ve&nbsp;İran’daki&nbsp;molla&nbsp;rejimini&nbsp;bölge&nbsp;barışıve&nbsp;İsrail&nbsp;güvenliği&nbsp;için&nbsp;tehdit&nbsp;göstererek&nbsp;ABD’yi&nbsp;bu&nbsp;iki&nbsp;ülkeye karşı&nbsp;savaşa&nbsp;sokmayı&nbsp;başarmıştır.&nbsp;ABD’li&nbsp;bir&nbsp;senatörün&nbsp;dediğigibi&nbsp;İsrail&nbsp;başbakanı&nbsp;Netanyahu,&nbsp;kendine&nbsp;göre&nbsp;aptal&nbsp;bir&nbsp;ABD&nbsp;başkanı&nbsp;bulduğunda&nbsp;İsrail&nbsp;lobisi&nbsp;AIPAC’ın&nbsp;ABD’deki&nbsp;gücünü kullanarak&nbsp;bu&nbsp;ülkeyi&nbsp;istediği&nbsp;ülkeye&nbsp;karşı&nbsp;bir&nbsp;lejyoner&nbsp;gibi kullanarak&nbsp;savaşa&nbsp;sokabilmektedir.</p>

<p>En&nbsp;son&nbsp;ABD’nin&nbsp;niçin&nbsp;İran’a&nbsp;karşı&nbsp;savaşa&nbsp;girdiğini&nbsp;başta Trump&nbsp;olmak&nbsp;üzere&nbsp;hiçbir&nbsp;ABD’li&nbsp;yetkili&nbsp;açıklayamıyor, Netanyahu&nbsp;hariç. Netanyahu,&nbsp;İran’a&nbsp;karşı&nbsp;savaş&nbsp;açmak&nbsp;benim 40&nbsp;yıllık&nbsp;hayalimdi&nbsp;diyor.&nbsp;ABD’li&nbsp;yetkililerin anıları okunduğunda,&nbsp;Netanyahu‘nun&nbsp;başta&nbsp;olduğu&nbsp;zamanlarda ABD’nin&nbsp;Obama&nbsp;ve&nbsp;Biden’ı&nbsp;da&nbsp;İran’a&nbsp;karşı&nbsp;savaşa&nbsp;zorlamak istediği,&nbsp;fakat&nbsp;bu&nbsp;iki&nbsp;başkanın&nbsp;buna&nbsp;direndiği&nbsp;görülmektedir. Biden&nbsp;dönemindeki&nbsp;durumu&nbsp;Washington Post&nbsp;yazarı&nbsp;Bob Woodward,&nbsp;<em>War (Savaş)</em>&nbsp;isimli&nbsp;kitabında&nbsp;detaylı&nbsp;anlatıyor.</p>

<p>İran’da&nbsp;savaşın&nbsp;sonu&nbsp;ne&nbsp;olursa&nbsp;olsun,&nbsp;ister&nbsp;mevcut&nbsp;rejim&nbsp;ayakta kalsın&nbsp;ister&nbsp;gitsin, İran;&nbsp;proksileri&nbsp;(vekil&nbsp;güçleri)&nbsp;ile&nbsp;birlikte İsrail&nbsp;ve&nbsp;ABD&nbsp;tarafından&nbsp;aldığı&nbsp;darbeler&nbsp;ile&nbsp;artık&nbsp;İsrail&nbsp;için kısa&nbsp;ve&nbsp;orta&nbsp;vadede&nbsp;bir&nbsp;tehdit&nbsp;oluşturmaktan&nbsp;çıkmış&nbsp;durumda.&nbsp;Dolayısıyla&nbsp;İsrail,&nbsp;kendi&nbsp;bölgesel&nbsp;planlarını&nbsp;gerçekleştirmekiçin&nbsp;Türkiye’yi&nbsp;hedef&nbsp;tahtasına&nbsp;oturtmuş&nbsp;durumdadır.</p>

<p>İsrail’in&nbsp;ana&nbsp;hedefi,&nbsp;Tevrat’ta&nbsp;geçen&nbsp;vadedilmiş&nbsp;toprakları&nbsp;elegeçirip&nbsp;bölgede&nbsp;uzun&nbsp;vadede&nbsp;bu&nbsp;hedeflerine ulaşmakta kendisine&nbsp;engel&nbsp;olabileceğini&nbsp;düşündüğü&nbsp;ülkeleri&nbsp;bölüpparçalayarak&nbsp;istikrarsızlaştırmak&nbsp;ve&nbsp;bölgede&nbsp;bir&nbsp;hegemonya kurmaktır.&nbsp;Bölgede&nbsp;Birleşik&nbsp;Arap&nbsp;Emirlikleri,&nbsp;Suudi Arabistan,&nbsp;Mısır,&nbsp;Ürdün&nbsp;gibi&nbsp;ülkeleri&nbsp;ABD’nin&nbsp;baskısı&nbsp;ile kendi&nbsp;açısından&nbsp;hizaya&nbsp;getirerek&nbsp;İsrail&nbsp;için&nbsp;bir&nbsp;güvenlik&nbsp;riskiolmaktan&nbsp;çıkarmıştır.&nbsp;Suriye,&nbsp;Lübnan, Irak&nbsp;gibi&nbsp;ülkeleri&nbsp;isekendi&nbsp;gayretleri&nbsp;ve&nbsp;ABD’nin&nbsp;askerî&nbsp;desteği&nbsp;ile&nbsp;fiilen parçalayarak&nbsp;kendisi&nbsp;için&nbsp;zararsız&nbsp;hâle&nbsp;getirmiş&nbsp;durumdadır.</p>

<p>Mevcut&nbsp;ABD&nbsp;hükümeti&nbsp;de&nbsp;İsrail’in&nbsp;tüm&nbsp;bölgesel&nbsp;planlarını destekliyor.&nbsp;ABD’nin&nbsp;İsrail&nbsp;Büyükelçisi&nbsp;Huckabee&nbsp;gibisiyonist&nbsp;evanjelistler,&nbsp;Ortadoğu&nbsp;topraklarının&nbsp;İsrail’e&nbsp;vadedilmiş olduğunu&nbsp;ve&nbsp;İsrail’in&nbsp;bu&nbsp;topraklara&nbsp;sahip&nbsp;olmasıgerektiğini&nbsp;açık&nbsp;ve&nbsp;net&nbsp;bir&nbsp;şekilde&nbsp;söylüyorlar.&nbsp;Bir&nbsp;başka Siyonist Evanjelist&nbsp;olan&nbsp;ABD’nin&nbsp;mevcut&nbsp;savunma&nbsp;bakanı Peter Hegseth de&nbsp;bakan&nbsp;olmadan&nbsp;yaptığı&nbsp;konuşmalarda İsrail’in&nbsp;kuruluşunu&nbsp;Mesih’in&nbsp;tekrar&nbsp;gelişinin&nbsp;bir&nbsp;mucizesi olarak değerlendirip,&nbsp;Mesih’in&nbsp;gelmesinin&nbsp;ön&nbsp;şartı&nbsp;olan&nbsp;üçüncüsü &nbsp;tapınağın tekrar&nbsp;inşasına&nbsp;sıranın&nbsp;geldiğini&nbsp;vurguluyor.&nbsp;Bu açıdan&nbsp;bakıldığında&nbsp;İsrail&nbsp;ve&nbsp;ABD’de&nbsp;an&nbsp;itibarıyla&nbsp;sorumluluk taşıyan&nbsp;kişiler,&nbsp;rasyonel&nbsp;çıkar&nbsp;eksenli&nbsp;bir&nbsp;politika&nbsp;takip etmekten&nbsp;ziyade&nbsp;fanatik&nbsp;dinî&nbsp;hezeyanlarının&nbsp;gerçekleşmesini hedefleyen&nbsp;bir&nbsp;kaosu&nbsp;hedeflemektedirler.&nbsp;Bu&nbsp;fanatik insanların elinde&nbsp;dünyanın&nbsp;en&nbsp;büyük&nbsp;askerî&nbsp;gücü&nbsp;vardır&nbsp;ve&nbsp;bu&nbsp;gücühukuk,&nbsp;kural&nbsp;ve&nbsp;merhamet&nbsp;tanımadan&nbsp;fütursuzca&nbsp;kullanmak istemektedirler.&nbsp;Bunca&nbsp;sivil&nbsp;ve&nbsp;masum&nbsp;insanın&nbsp;ölmesinin bunlar&nbsp;açısından&nbsp;hiçbir&nbsp;anlamı&nbsp;yoktur.&nbsp;Bu&nbsp;ölümler&nbsp;onlar&nbsp;için kolateral&nbsp;hasardır.</p>

<p>Bu&nbsp;perspektiften&nbsp;bakıldığında&nbsp;İsrail’e&nbsp;göre&nbsp;Türkiye,&nbsp;kendisi&nbsp;ve hedefleri için&nbsp;en&nbsp;büyük&nbsp;engellerden&nbsp;biri&nbsp;olarak&nbsp;görünmektedir.&nbsp;İsrailli&nbsp;yetkililerin&nbsp;Türkiye’yi&nbsp;İran&nbsp;sonrası&nbsp;yeni&nbsp;bir&nbsp;hedef olarak&nbsp;göstermelerinin&nbsp;arkasında&nbsp;bu&nbsp;gerçek&nbsp;yatmaktadır.&nbsp;İsrail’in&nbsp;hedefi,&nbsp;İran’ı&nbsp;bir&nbsp;“failed&nbsp;state”&nbsp;hâline&nbsp;getirdikten sonra&nbsp;Türkiye’yi&nbsp;mercek&nbsp;altına&nbsp;almaktır.&nbsp;Nitekim&nbsp;başta&nbsp;İsrail Başbakanı&nbsp;Netanyahu&nbsp;olmak&nbsp;üzere,&nbsp;bu&nbsp;niyeti &nbsp;İsrailli yetkililerin açıklamalarında&nbsp;belirtildigini görmek&nbsp;mümkündür.</p>

<p><span style="font-size:13px">İsrail’in&nbsp;Türkiye’ye&nbsp;saldırma&nbsp;niyetinin,&nbsp;Türkiye’nin&nbsp;NATO&nbsp;ülkesi&nbsp;olması&nbsp;nedeniyle&nbsp;mümkün&nbsp;olmayacağına&nbsp;dair&nbsp;itiraz,&nbsp;oldukça&nbsp;romantik&nbsp;bir&nbsp;bakış&nbsp;açısı&nbsp;olur. NATO, Trump&nbsp;ilebirlikte&nbsp;fiilen&nbsp;bitmiş&nbsp;durumdadır. ABD&nbsp;ve&nbsp;İsrail’dekisiyonistlerin&nbsp;gözünde&nbsp;NATO’nun&nbsp;ciddi&nbsp;bir&nbsp;önemi bulunmamaktadır.</span></p>

<p>Son&nbsp;yıllarda&nbsp;Türkiye’nin&nbsp;F-35&nbsp;savaş&nbsp;uçakları&nbsp;programından çıkarılmasının,&nbsp;Türkiye’ye&nbsp;1988’den&nbsp;beri&nbsp;taleplerine&nbsp;rağmen ABD’nin&nbsp;hava&nbsp;savunma&nbsp;sistemi&nbsp;satmamasının&nbsp;arkasında,&nbsp;Türkiye’nin&nbsp;kendini&nbsp;savunabilecek&nbsp;duruma&nbsp;gelmesini engellemek&nbsp;isteyen&nbsp;İsrail&nbsp;ve&nbsp;ABD’deki&nbsp;siyonistlerin&nbsp;etkisi&nbsp;gözardı&nbsp;edilemez.&nbsp;ABD’nin&nbsp;Türkiye’nin&nbsp;Rusya’dan&nbsp;aldığı&nbsp;S-400&nbsp;hava&nbsp;savunma&nbsp;sistemine&nbsp;aşırı&nbsp;tepki&nbsp;vermesinin&nbsp;arkasında&nbsp;da&nbsp;bu düşünceler&nbsp;yatmaktadır.&nbsp;Tüm&nbsp;parçalar&nbsp;bu&nbsp;perspektiften&nbsp;biraraya&nbsp;getirildiğinde,&nbsp;İsrail’in&nbsp;Türkiye’ye&nbsp;karşı&nbsp;ABD’nin desteği&nbsp;ile&nbsp;bir&nbsp;savaş&nbsp;planı&nbsp;olduğu&nbsp;iddiası&nbsp;artık&nbsp;çok&nbsp;da &nbsp;abartılı görünmemektedir.</p>

<p>İsrail,&nbsp;Türkiye’ye&nbsp;yönelik&nbsp;bu&nbsp;düşmanca&nbsp;tutumunu&nbsp;Türkiye’nin hem&nbsp;komşusu&nbsp;hem de&nbsp;kadim&nbsp;“düşmanı”&nbsp;Yunanistan&nbsp;ile&nbsp;2021&nbsp;yılından&nbsp;bu&nbsp;yana&nbsp;yaptığı&nbsp;bir&nbsp;dizi&nbsp;askerî&nbsp;anlaşma&nbsp;ile &nbsp;ç stratejisi&nbsp;çerçevesinde&nbsp;sürdürmektedir.&nbsp;Bu&nbsp;anlamda Türkiye&nbsp;ile&nbsp;İsrail&nbsp;arasında&nbsp;çıkabilecek&nbsp;muhtemel&nbsp;bir&nbsp;savaşt Yunanistan&nbsp;sadece&nbsp;İsrail’e&nbsp;ülkesinde&nbsp;vereceği&nbsp;lojistik&nbsp;destekile&nbsp;sınırlı&nbsp;kalmayabilir.&nbsp;Yunanistan&nbsp;da&nbsp;geliştirdiği askeri kapasite ile&nbsp;Türkiye&nbsp;ile&nbsp;Kıbrıs’ta&nbsp;ve&nbsp;Ege’deki&nbsp;adalarda&nbsp;kendiaçısından "yarım&nbsp;kalmış" işini&nbsp;bizzat&nbsp;savaş&nbsp;açarak&nbsp;tamamlama yoluna&nbsp;gidebilir.&nbsp;Yunanistan’daki&nbsp;ABD&nbsp;askerî&nbsp;üsleri&nbsp;de&nbsp;bu anlamda&nbsp;hem&nbsp;Yunanistan’a&nbsp;hem de&nbsp;İsrail’e&nbsp;savaş&nbsp;lojistiği&nbsp;ve mühimmat&nbsp;açısından&nbsp;destek&nbsp;verebilir. An&nbsp;itibarıyla&nbsp;sahip olduğu&nbsp;5.&nbsp;nesil&nbsp;savaş&nbsp;uçakları&nbsp;F-35’ler&nbsp;ve&nbsp;hava savunma sistemleri&nbsp;ile&nbsp;Yunanistan’ın&nbsp;askerî&nbsp;teknoloji&nbsp;açısındanTürkiye’ye&nbsp;karşı&nbsp;üstünlüğü&nbsp;bulunmaktadır.&nbsp;Dolayısıyla Türkiye,&nbsp;güney&nbsp;ve&nbsp;batı&nbsp;sınırlarında&nbsp;ABD’nin&nbsp;askerî&nbsp;desteğine sahip&nbsp;bu&nbsp;iki&nbsp;ülkenin&nbsp;savaş&nbsp;tehdidi&nbsp;altındadır.&nbsp;Böyle&nbsp;bir&nbsp;savaş belki kısa&nbsp;vadede&nbsp;gerçekleşmeyebilir;&nbsp;ancak&nbsp;orta&nbsp;vadede&nbsp;bu riskin varlığı&nbsp;göz&nbsp;ardı&nbsp;edilemez.</p>

<p>Tasvir&nbsp;edilen&nbsp;böyle&nbsp;bir&nbsp;savaş&nbsp;durumunda&nbsp;Türkiye&nbsp;için&nbsp;birbaşka&nbsp;tehdit&nbsp;ise&nbsp;kuzeydoğuda&nbsp;komşusu&nbsp;olan&nbsp;Ermenistan olabilir.&nbsp;Ermenistan’daki&nbsp;Paşinyan&nbsp;yönetimi&nbsp;ABD’nin&nbsp;desteğiile&nbsp;iktidardadır.&nbsp;Türkiye’nin&nbsp;İsrail&nbsp;ve&nbsp;Yunanistan&nbsp;ile&nbsp;bir&nbsp;savaş içinde olduğu&nbsp;bir&nbsp;durumda,&nbsp;ABD’nin&nbsp;yönlendirmesi&nbsp;ile Ermenistan’ın&nbsp;da&nbsp;böyle&nbsp;bir&nbsp;konjonktürde&nbsp;Türkiye’ye&nbsp;saldırma ihtimali&nbsp;bulunmaktadır.&nbsp;Ermenistan&nbsp;açısından&nbsp;bakıldığında,&nbsp;Türkiye’ye&nbsp;karşı&nbsp;düşmanlık&nbsp;duygusunun&nbsp;tarihsel&nbsp;gerekçeler bulunmaktadır. 1915&nbsp;tehcirinden&nbsp;sonra&nbsp;bazı&nbsp;Ermeni&nbsp;gruplar,&nbsp;Osmanlı&nbsp;ve&nbsp;Türkiye&nbsp;Cumhuriyeti&nbsp;ile&nbsp;sorun&nbsp;yaşayan&nbsp;ülkeler tarafından&nbsp;zaman&nbsp;zaman&nbsp;terör&nbsp;amacıyla&nbsp;kullanılan&nbsp;bir&nbsp;araç haline gelmiştir.</p>

<p>Yukarıda&nbsp;tasvir&nbsp;edilen&nbsp;bu&nbsp;üç&nbsp;ülke&nbsp;ile&nbsp;aynı&nbsp;anda&nbsp;savaş&nbsp;durumuilk&nbsp;bakışta&nbsp;abartılı&nbsp;görünebilir.&nbsp;Ancak&nbsp;tarihsel&nbsp;ve&nbsp;güncel gelişmeler&nbsp;bu&nbsp;ihtimali&nbsp;tamamen&nbsp;dışlamamaktadır.</p>

<p>Bu&nbsp;nedenle&nbsp;Türkiye,&nbsp;güvenlik&nbsp;mimarisini&nbsp;bu&nbsp;üç&nbsp;ülke&nbsp;ile&nbsp;aynıanda&nbsp;savaşabilecek&nbsp;bir&nbsp;yapıya&nbsp;göre&nbsp;yeniden&nbsp;kurgulamalıdır.</p>

<p>Türkiye’nin&nbsp;kara&nbsp;kuvvetleri&nbsp;güçlü&nbsp;olmakla&nbsp;birlikte,&nbsp;hava&nbsp;ve deniz&nbsp;kuvvetlerinin&nbsp;daha&nbsp;da&nbsp;geliştirilmesi&nbsp;gerekmektedir.&nbsp;Özellikle&nbsp;5.&nbsp;nesil&nbsp;savaş&nbsp;uçakları&nbsp;ve&nbsp;hava&nbsp;savunma&nbsp;sistemleri kritik öneme&nbsp;sahiptir.&nbsp;Türkiye’nin&nbsp;geliştirdiği&nbsp;KAAN&nbsp;savaşuçağının&nbsp;tam&nbsp;operasyonel&nbsp;hâle&nbsp;gelmesi&nbsp;2030’lu&nbsp;yılları bulabilir.</p>

<p>Ayrıca&nbsp;İsrail’in&nbsp;elinde&nbsp;farklı&nbsp;kaynaklara&nbsp;göre&nbsp;250&nbsp;ile&nbsp;400&nbsp;arasında&nbsp;nükleer&nbsp;silah&nbsp;bulunduğu&nbsp;iddia&nbsp;edilmektedir.&nbsp;Bu durum da&nbsp;caydırıcılık&nbsp;tartışmalarını&nbsp;gündeme&nbsp;getirmektedir. Türkiye&nbsp;mutlaka&nbsp;atom&nbsp;bombasına&nbsp;sahip&nbsp;olmanın yollarını araştırmalıdır. İran&nbsp;örneğinde&nbsp;görüldüğü&nbsp;gibi, İsrail'in saldırganlığı&nbsp;ve&nbsp;baskısından&nbsp;korunmanın&nbsp;yollarından&nbsp;biri nükleer&nbsp;silaha&nbsp;sahip&nbsp;olmaktır. Kuzey Kore,&nbsp;atom&nbsp;bombasına sahip&nbsp;olduğu&nbsp;için&nbsp;kendi&nbsp;güvenliğini&nbsp;ve&nbsp;bağımsızlığını koruyabilmektedir.&nbsp;ABD’nin,&nbsp;ister&nbsp;NATO&nbsp;çerçevesinde&nbsp;isterikili&nbsp;ilişkiler&nbsp;boyutunda&nbsp;sağladığı&nbsp;güvenlik&nbsp;garantilerinin hiçbir&nbsp;önemi&nbsp;yoktur.&nbsp;Körfez&nbsp;ülkeleri, İran&nbsp;ile&nbsp;olası&nbsp;bir&nbsp;savaşta ABD&nbsp;tarafından&nbsp;korunamadığı&nbsp;gibi,&nbsp;tam&nbsp;tersine&nbsp;ABD Askerî islerinin varlığı&nbsp;nedeniyle&nbsp;hedef&nbsp;hâline&nbsp;gelmişlerdir. ABD,&nbsp;Körfez’de&nbsp;en&nbsp;yakın&nbsp;müttefiklerinden&nbsp;biri&nbsp;olan&nbsp;Katar’ı&nbsp;dahi İsrail’in&nbsp;saldırısından&nbsp;koruyamamıştır.</p>

<p>Bu&nbsp;üç&nbsp;ülke&nbsp;ile&nbsp;savaş&nbsp;ihtimalinin&nbsp;dışında,&nbsp;olası&nbsp;bir&nbsp;savaşta&nbsp;ABD&nbsp;ve&nbsp;Avrupa’nın&nbsp;bu&nbsp;ülkelere&nbsp;destek&nbsp;vereceği&nbsp;de dikkate alınmalıdır.&nbsp;Ayrıca&nbsp;Suriye’de&nbsp;YPG&nbsp;üzerinden&nbsp;Kürt&nbsp;kartının&nbsp;da&nbsp;kullanılabileceği&nbsp;yönünde&nbsp;ciddi&nbsp;şüpheler&nbsp;bulunmaktadır.</p>

<p>Sonuç&nbsp;olarak&nbsp;Türkiye,&nbsp;iç&nbsp;güvenlik&nbsp;mimarisinin&nbsp;yanı&nbsp;sıra çevresindeki&nbsp;ülkeler&nbsp;ve&nbsp;küresel&nbsp;güçlerle&nbsp;ilişkilerini&nbsp;butehditleri&nbsp;dikkate&nbsp;alarak&nbsp;yeniden&nbsp;kurgulamalıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 00:38:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2022/03/bulent-guven-1648377276.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kazakhstan: A Rising Star in European Tourism</title>
                <category>Derya  Soysal</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kazakhstan-a-rising-star-in-european-tourism-1213</link>
                <author>deryasoysal@outlook.fr (Derya  Soysal)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kazakhstan-a-rising-star-in-european-tourism-1213</guid>
                <description><![CDATA[Kazakhstan: A Rising Star in European Tourism]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Kazakhstan: A Rising Star in European Tourism</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">The early months of 2026 have marked a turning point for Kazakhstan’s tourism industry, particularly in its relationship with Europe. The country has experienced a notable increase in visitors from across the continent, with Belgium standing out as one of the most dynamic sources of new arrivals. According to data provided by Turkish Airlines, flights from Brussels to Kazakhstan have risen sharply—an evolution closely linked to the geopolitical crisis unfolding in the Middle East.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-25%20at%2011_41_26.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">As the war in the Middle East reshapes global travel routes, tourists are increasingly redirecting their plans toward destinations perceived as safer and more stable. Kazakhstan has emerged as one of the unexpected beneficiaries of this shift. Its relative political stability, visa‑exemption policies, and extraordinary natural landscapes—ranging from vast steppes to magical lakes and dramatic mountain ranges—have positioned the country as a compelling alternative for travelers seeking security without sacrificing adventure. In these uncertain times, Kazakhstan is increasingly seen as a safe and attractive choice, fueling a potential surge in international arrivals.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">This trend was already anticipated last year. An EURACTIV article titled&nbsp;<em>“Kazakhstan, the Next Frontier of European Tourism”</em>&nbsp;suggested that the country was on track to become a new favorite among European travelers. Kazakhstan’s massive investments in tourism are beginning to bear fruit, as highlighted by Euronews in its piece&nbsp;<em>“Kazakhstan Aims to Make Tourism a €10 Billion Sector by 2029.”</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">French writer Arthur, contributing to&nbsp;<a href="http://atlas-monde.net/" style="color:#467886; text-decoration:underline" target="_blank">Atlas-monde.net</a>, captured this momentum by stating that&nbsp;<em>“Kazakhstan is now establishing itself as an essential destination for travelers seeking adventure, wild nature, and cultural heritage.”</em>&nbsp;Similarly, Zajmi, writing for EURACTIV, emphasized that&nbsp;<em>“as travelers look for more authentic, sustainable, and off-the-beaten-path destinations, Kazakhstan appears as a promising choice. With its spectacular landscapes, its nomadic heritage, and the continuous development of its infrastructure, the largest country in Central Asia is positioning itself as both accessible and attractive.”</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Adding to this growing recognition, Kazakhstan was recently ranked among the&nbsp;<strong>top ten best places to live</strong>&nbsp;by the prestigious Italian magazine&nbsp;<strong>Dove Travel</strong>, further boosting its international profile.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Kazakhstan and the Growth of Tourism</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">The year 2024 marked a period of explosive growth for Kazakhstan’s tourism sector. Investments reached&nbsp;<strong>$822.6 million in the first semester alone</strong>, reflecting both domestic ambition and rising global interest.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Why Kazakhstan?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kazakhstan’s cultural identity is a unique blend of Russian, Mongolian, Turkic, and Persian influences—a civilizational mosaic that gives the country immense potential to attract tourists from China, Turkey, and Europe, as noted by Ra^haem Ruiz. Those who celebrated&nbsp;<strong>Navruz</strong>&nbsp;in Kazakhstan were arguably among the luckiest travelers on Earth, experiencing one of the most vibrant and meaningful cultural festivities in Central Asia.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">The country’s appeal for European tourists lies in the extraordinary diversity of its natural environments:</span></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">deserts and endless steppes</span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">the beaches of the Caspian Sea</span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">ski resorts</span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">modern cities such as Almaty and Astana</span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">museums and cultural institutions</span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">nomadic traditions, yurts, and horse culture</span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">a distinctive gastronomy, including the iconic&nbsp;<em>beshbarmak</em></span></span></li>
	<li><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">the Silk Road heritage, including UNESCO sites in the historic city of Turkistan</span></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kazakhstan is also renowned for its&nbsp;<strong>14 national parks</strong>, which welcomed&nbsp;<strong>2.8 million visitors in 2024</strong>, representing an&nbsp;<strong>18% year‑on‑year increase</strong>.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Why Europeans Are Choosing Kazakhstan?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">One of the strongest incentives is the&nbsp;<strong>visa‑free regime</strong>. Citizens of all EU member states can travel to Kazakhstan without a visa for up to&nbsp;<strong>30 days</strong>. This convenience makes spontaneous travel possible—one can book a ticket today and fly tomorrow without bureaucratic hurdles.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">In 2024, nearly&nbsp;<strong>180,000 Kazakh citizens applied for a Schengen visa</strong>, with Germany being the top destination. This growing demand could pave the way for reciprocity agreements or a relaxation of visa conditions between Kazakhstan and the European Union.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>A Digital Nation</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kazakhstan is investing heavily in digital platforms to enhance the travel experience. The&nbsp;<a href="http://safetravel.kz/" style="color:#467886; text-decoration:underline" target="_blank"><strong>SafeTravel.kz</strong></a>&nbsp;application provides real‑time safety information and direct communication with law enforcement. According to research by Zajmi (2025) for EURACTIV, this digital convenience significantly simplifies travel planning and daily logistics, making the country increasingly attractive to European tourists.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Infrastructure is also evolving. A new airport will soon provide direct access to&nbsp;<strong>Katon‑Karagay National Park</strong>, while improvements to the transborder railway network—including onboard border controls—will make travel across Central Asia smoother and more welcoming.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Conclusion: Kazakhstan at the Crossroads of Continents</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Situated at the meeting point of Europe and Asia, Kazakhstan is rapidly emerging as a major tourism destination. Its visa‑liberalization policies, modern infrastructure, and digital innovations are attracting European travelers in search of unique, authentic, and sustainable experiences.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">As tourism becomes a central component of Kazakhstan’s international identity, opportunities for deeper cooperation with the European Union are expanding. The country is filled with natural wonders that remain largely unknown to the wider world.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">In the east,&nbsp;<strong>Katon‑Karagay</strong>&nbsp;captivates visitors with its crystal‑clear lakes, thermal springs, and majestic peaks such as Mount Belukha. Further north, the&nbsp;<strong>Korgalzhyn Reserve</strong>&nbsp;draws photographers from around the world with its wild flamingos. In the south,&nbsp;<strong>Sayram‑Ugam</strong>, still a hidden gem, offers trails leading to glacial lakes surrounded by vibrant alpine flora.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kazakhstan is not merely a destination—it is an emerging frontier where nature, culture, and modernity converge. As global tourism continues to evolve, the country stands ready to become one of the most exciting new horizons for European travelers.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">BIBLIOGRAPHY</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">BIBLIOGRAPHIE</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Euronews. (2025, 5 août). <em>Le Kazakhstan vise à faire du tourisme un secteur de 10</em><em> milliards d</em><em>’euros d</em><em>’ici 2029</em>. <a href="https://fr.euronews.com/business/2025/08/05/le-kazakhstan-vise-a-faire-du-tourisme-un-secteur-de-10-milliards-deuros-dici-2029" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://fr.euronews.com/business/2025/08/05/le-kazakhstan-vise-a-faire-du-tourisme-un-secteur-de-10-milliards-deuros-dici-2029</a> </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ruiz, R. (2024, 7 août). <em>Le Kazakhstan : le tourisme explose</em>. <strong>Tourismorama</strong>. <a href="https://www.tourismorama.com/kazakhstan-tourisme-explose/" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://www.tourismorama.com/kazakhstan-tourisme-explose/</a> </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Zajmi, X. (2025, 21 février). <em>Le Kazakhstan, prochaine frontière du tourisme européen</em>. <strong>Euractiv France</strong>. <a href="https://euractiv.fr/news/le-kazakhstan-prochaine-frontiere-du-tourisme-europeen/" style="color:#467886; text-decoration:underline">https://euractiv.fr/news/le-kazakhstan-prochaine-frontiere-du-tourisme-europeen/</a> </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 15:03:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/02/derya-soysal-1738662971.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HİZMET</title>
                <category>Sait Kose</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/hizmet-1212</link>
                <author>skose6826@GMAIL.COM (Sait Kose)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/hizmet-1212</guid>
                <description><![CDATA[HİZMET]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:22px">Pazar Yazısı</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:72px">HİZMET</span></p>

<p style="text-align:center">Geçtiğimiz pazartesi bir öneride bulundum.</p>

<p style="text-align:center">Amaç basitti: Bayram günü vatandaşın hayatını kolaylaştırmak.</p>

<p style="text-align:center">Ancak her zaman olduğu gibi, bazıları hemen konuşmaya başladı.</p>

<p style="text-align:center">Yok efendim geç kalınmış…</p>

<p style="text-align:center">Yok samimi değilmiş…</p>

<p style="text-align:center">Oysa siyaset, niyet tartışma yeri değil, çözüm üretme yeridir.</p>

<p style="text-align:center">Bugün eleştirenlere küçük bir hatırlatma yapmak isterim.</p>

<p style="text-align:center">22 Mart 2016.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/657105158_26965822296353572_3277230499110558551_n.jpg" style="height:800px; width:369px" /></p>

<p style="text-align:center">Yani tam 10 yıl önce bugün .</p>

<p style="text-align:center">Brüksel saldırıları…</p>

<p style="text-align:center">O dönemde belediyede sorumluluk taşıyordum.</p>

<p style="text-align:center">Bir mahalle güvenlik nedeniyle tamamen boşaltılmıştı( gare de Schaerbeek).</p>

<p style="text-align:center">İnsanlar evlerine giremiyor, ne yapacaklarını bilmiyordu.</p>

<p style="text-align:center">O gün,o an bir karar aldım.</p>

<p style="text-align:center">Belçika Kızılhaçını aradım ve yatak talep ettim.</p>

<p style="text-align:center">Bir spor salonumuzu( Crossing stadının altındaki salon) onlarla birlikte geçici yatakhaneye çevirdik.</p>

<p style="text-align:center">İnsanların geceyi güvenli ve insani şartlarda geçirmesini sağladık.Ve mahalle tamamen güvenli hale gelene kadar insanlarımız gecelerini aileleri ile birlikte o sıcak ortamda geçirdi.</p>

<p style="text-align:center">Ne uzun tartışmalar yaptım,</p>

<p style="text-align:center">Ne de niyet sorguladım.</p>

<p style="text-align:center">Çünkü mesele basitti:</p>

<p style="text-align:center">İnsan vardı, ihtiyaç vardı… ve çözüm gerekiyordu.</p>

<p style="text-align:center">Bugün de aynı noktadayım.</p>

<p style="text-align:center">Önerilerim polemik için değil, çözüm içindir.</p>

<p style="text-align:center">Aşağıda da paylaştığım yazışmalarda görüleceği üzere,</p>

<p style="text-align:center">konu ilgili makamlar tarafından değerlendirilmiş ve çeşitli seçenekler üzerinde çalışıldığı ifade edilmiştir.</p>

<p style="text-align:center">Bu vesileyle, geç de olsa dönüş yaparak konuyu ele alan</p>

<p style="text-align:center">Belediye Başkanı Martin de Brabant ve Başkan yardımcısı Sayın Justine Harzé’ye topu taça atmalarına rağmen teşekkür ederim.</p>

<p style="text-align:center">Çünkü siyaset;</p>

<p style="text-align:center">laf üretme sanatı değil,</p>

<p style="text-align:center">hizmet etme sorumluluğudur.</p>

<p style="text-align:center">Bazıları konuşur.</p>

<p style="text-align:center">Bazıları eleştirir.</p>

<p style="text-align:center">Bazıları ise gerektiğinde sorumluluk alır.</p>

<p style="text-align:center">Ben her zaman üçüncü tarafta oldum.</p>

<p style="text-align:center">Ve olmaya devam edeceğim.</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11px"><strong>Sait Köse</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11px"><strong>Brüksel</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11px"><strong>Pazar, 22 Mart 2026</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><em>Not: 22 Mart 2016 Brüksel terör saldırısında hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet dileyip saygıyla anıyoruz .</em></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><em><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/655714230_26965821616353640_7370794093963740996_n.jpg" style="height:452px; width:800px" /></em></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><em><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/654635137_26965821413020327_7786528363270406509_n.jpg" style="height:800px; width:410px" /></em></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><em><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/655117766_26965822003020268_8240160226112954242_n.jpg" style="height:800px; width:429px" /></em></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><em><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/654831834_26965822606353541_2415817236840346993_n.jpg" style="height:800px; width:413px" /></em></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><em><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/655901016_26965823239686811_330235956092422336_n.jpg" style="height:800px; width:416px" /></em></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><em><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/657320972_26965822889686846_2465777445928900010_n.jpg" style="height:800px; width:450px" /></em></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 16:30:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2023/09/sait-kose-1694349923.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Civilisation oui… mais pas la Belgique : le virage idéologique de Bart De Wever</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/civilisation-oui-mais-pas-la-belgique-le-virage-ideologique-de-bart-de-wever-1211</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/civilisation-oui-mais-pas-la-belgique-le-virage-ideologique-de-bart-de-wever-1211</guid>
                <description><![CDATA[Civilisation oui… mais pas la Belgique : le virage idéologique de Bart De Wever]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:26px"><strong>Civilisation oui… mais pas la Belgique : le virage idéologique de Bart De Wever</strong></span></p>

<h2>Le Premier ministre belge&nbsp;Bart De Wever&nbsp;ne parle plus seulement de politique &nbsp;il redéfinit le cadre.<br />
Dans une tribune aux accents idéologiques assumés, il déplace le débat : de la Belgique vers la civilisation, de l’individu vers l’héritage, du présent vers la continuité historique.</h2>

<p>Derrière la critique du postmodernisme et la défense des racines occidentales, une question émerge :<br />
La Belgique est-elle encore un projet… ou simplement un outil ?</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-21%20at%2021_36_44.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<h2><strong>Bart De Wever et le patriotisme des racines : la Belgique en arrière-plan, la civilisation au premier plan</strong></h2>

<h3><strong>Par Kadir Duran – Bruxelles Korner</strong></h3>

<h2><strong>Un discours qui dépasse la Belgique</strong></h2>

<p>À première lecture, le propos de&nbsp;Bart De Wever&nbsp;pourrait être interprété comme une forme de patriotisme classique. Pourtant, une analyse plus fine révèle une construction idéologique bien différente.</p>

<p>Ce n’est pas la Belgique qui est au centre du discours. Ce n’est même pas la Flandre. C’est&nbsp;la civilisation occidentale.</p>

<p>Dans cette prise de parole, Bart De Wever s’inscrit dans une tradition conservatrice structurée autour de trois piliers :</p>

<ul>
	<li>
	<p>la continuité historique</p>
	</li>
	<li>
	<p>la transmission des valeurs</p>
	</li>
	<li>
	<p>le rejet du relativisme culturel contemporain</p>
	</li>
</ul>

<p>Le cadre national belge est ici secondaire. Il sert de scène, pas de finalité.</p>

<h2>Le conservatisme comme réponse au vide moderne</h2>

<p>Le cœur du message est limpide, l’individu ne peut exister sans héritage collectif. Ce positionnement s’oppose frontalement à deux modèles contemporains :</p>

<ul>
	<li>
	<p>l’individualisme absolu</p>
	</li>
	<li>
	<p>l’État-providence omniprésent</p>
	</li>
</ul>

<p>À la place, Bart De Wever propose une troisième voie :&nbsp;la primauté de la société comme structure organique</p>

<p>Dans cette vision, la citoyenneté ne repose pas uniquement sur des droits, mais sur un socle de valeurs héritées :</p>

<ul>
	<li>
	<p>philosophie grecque</p>
	</li>
	<li>
	<p>droit romain</p>
	</li>
	<li>
	<p>humanisme</p>
	</li>
	<li>
	<p>Lumières</p>
	</li>
</ul>

<p>Ce récit n’est pas belge.Il est&nbsp;civilisationnel, européen, occidental.Une offensive contre le postmodernisme</p>

<p>L’autre axe central du discours est une critique directe du postmodernisme.</p>

<p>Selon cette lecture, les sociétés occidentales seraient entrées dans une phase d’auto-délégitimation :</p>

<ul>
	<li>
	<p>culpabilité historique permanente</p>
	</li>
	<li>
	<p>remise en cause des racines</p>
	</li>
	<li>
	<p>relativisation des valeurs fondatrices</p>
	</li>
</ul>

<p>Bart De Wever rejette cette dynamique qu’il considère comme dangereuse, car elle produit une&nbsp;érosion de la cohésion sociale.</p>

<p>L’exemple évoqué autour de&nbsp;Gianni Infantino&nbsp;est révélateur :<br />
il illustre, dans son argumentation, une forme d’autocensure occidentale face au reste du monde.</p>

<h2>Belgique : cadre politique, pas horizon idéologique</h2>

<p>C’est ici que se situe le point clé.</p>

<p>Ce discours ne reconstruit pas une identité belge forte.Il contourne la question.</p>

<p>La Belgique apparaît comme :</p>

<ul>
	<li>
	<p>un espace administratif</p>
	</li>
	<li>
	<p>un terrain de gouvernance</p>
	</li>
	<li>
	<p>un cadre institutionnel</p>
	</li>
</ul>

<p>Mais pas comme un projet émotionnel ou civilisationnel en soi.Autrement dit :<br />
ce n’est pas du belgicisme.C’est un conservatisme large, compatible avec la Belgique…mais qui pourrait tout aussi bien exister en dehors d’elle.</p>

<h2>Le signal politique</h2>

<p>Ce positionnement envoie un message stratégique clair :</p>

<ul>
	<li>
	<p>élargir le discours au-delà du nationalisme flamand</p>
	</li>
	<li>
	<p>parler à une base plus large (européenne, conservatrice)</p>
	</li>
	<li>
	<p>occuper le terrain idéologique face aux débats identitaires</p>
	</li>
</ul>

<p>Mais sans abandonner le fond : la nation reste un outil,&nbsp;la civilisation reste le cadre</p>

<h2>Le Discours Complet :&nbsp;</h2>

<p><span style="font-size:14px"><em>« On va tous les perdre. »</em></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><em>Et pour moi, c’est là l’essentiel du conservatisme : nous ne sommes pas nés dans le vide. Nous sommes nés dans une société construite par nos ancêtres, fondée sur des valeurs.</em></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><em>Pour un responsable politique conservateur, ce n’est donc pas l’individu qui prime. La liberté individuelle absolue n’est pas un idéal. Ce n’est pas non plus à l’État de tout régler et de tout prendre en charge. Ce qui compte, c’est la société.</em></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><em>La citoyenneté doit être fondée sur des valeurs. Une société a besoin de moyens matériels, bien sûr, mais aussi d’un “logiciel”. Et ce logiciel, ce sont nos racines profondes : la philosophie grecque, le droit romain, l’humanisme, les Lumières. Voilà la base de notre société.</em></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><em>Sur le long terme, il existe une continuité dans ces racines. L’histoire connaît parfois des ruptures, mais à grande échelle, c’est la continuité qui domine. Et il est essentiel d’assumer ces racines, de les connaître et d’en être fier.</em></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><em>Je rejette totalement le postmodernisme, qui a instauré une forme de honte de soi, poussant à rejeter nos racines. Selon cette vision, notre identité occidentale ne serait faite que de racisme, de colonialisme et d’impérialisme, et nous serions responsables de tous les maux du monde.</em></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><em>Prenons l’exemple de Gianni Infantino. Je ne suis pas particulièrement le football, mais il s’agit d’une figure importante dans ce domaine. Lors de la Coupe du monde au Qatar, des questions ont été posées sur les droits de l’homme. Et M. Infantino a déclaré que l’Europe devait se taire et s’excuser pendant 3000 ans avant de pouvoir critiquer qui que ce soit. À mes yeux, c’est totalement absurde.</em></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><em>Si l’on regarde l’histoire de manière critique, oui, nos ancêtres n’étaient pas parfaits. Mais ce sont précisément les valeurs des Lumières qui nous ont permis d’évoluer. Nous avons changé, nous avons progressé.</em></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><em>Comme l’a dit&nbsp;François Mitterrand&nbsp;: on ne tourne pas le dos à son passé, on évolue.</em></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><em>Mais exiger que nous nous reprochions en permanence notre histoire, tout en exemptant les autres sociétés de toute critique, affaiblit notre citoyenneté.</em></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><em>Et avant même de nous en rendre compte, nous en arrivons à des situations absurdes, comme installer des crèches abstraites à Bruxelles, simplement par honte de nos racines.</em></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><em>Et c’est précisément cela qu’il faut refuser. »</em></span></p>

<h2><strong><span style="font-size:14px"><em>Conclusion</em></span></strong></h2>

<p>Le discours de Bart De Wever ne doit pas être lu comme une déclaration d’amour à la Belgique.</p>

<p>C’est une tentative de redéfinir :</p>

<ul>
	<li>
	<p>l’identité</p>
	</li>
	<li>
	<p>la citoyenneté</p>
	</li>
	<li>
	<p>et la légitimité culturelle</p>
	</li>
</ul>

<p>à une échelle plus large.</p>

<p>Une Belgique gérée. Une civilisation revendiquée.</p>

<p>C’est toute l’ambiguïté et toute la stratégie.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 23:40:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kazakhstan: The Leading Investment Destination in Central Asia – Achievements from the UNCTAD Report and Lessons for</title>
                <category>Abdulhamid Hamid Al-Kba</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kazakhstan-the-leading-investment-destination-in-central-asia-achievements-from-the-unctad-report-and-lessons-for-1210</link>
                <author>AbdulhamidamidAlKba@GMAIL.COM (Abdulhamid Hamid Al-Kba)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kazakhstan-the-leading-investment-destination-in-central-asia-achievements-from-the-unctad-report-and-lessons-for-1210</guid>
                <description><![CDATA[Kazakhstan: The Leading Investment Destination in Central Asia – Achievements from the UNCTAD Report and Lessons for]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:right"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kazakhstan: The Leading Investment Destination in Central Asia – Achievements from the UNCTAD Report and Lessons for</span></span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Abdulhamid Hamid Al-Kba </span></span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">&nbsp;SustainabilityIn a world grappling with geopolitical tensions and economic volatility, Kazakhstan stands out as a notable exception in Central Asia. According to the latest World Investment Report by the United Nations Conference on Trade and Development (UNCTAD), Kazakhstan accounts for approximately 68.6% of the total accumulated foreign direct investment (FDI) stock in the region. This figure is far more than a statistic—it reflects a decades-long economic story that began after independence in 1991 and continues to evolve. Yet, while this dominance highlights significant success, it also raises important questions: Is this level of concentration a sustainable model, or does it signal underlying challenges that require deeper reforms?Kazakhstan's inward FDI stock stands at $151.3 billion, dwarfing the combined FDI stock of its four neighboring Central Asian countries—Uzbekistan, Turkmenistan, the Kyrgyz Republic, and Tajikistan—which totals just $69.3 billion. When compared to Kazakhstan's GDP of $291.5 billion in 2024, the FDI stock represents about 51.9% of the national economy, underscoring the heavy integration of foreign capital into sectors such as energy, infrastructure, and manufacturing. </span></span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/926788c3-eec1-4fb3-b2af-febf0765a2d8.jpg" style="height:401px; width:764px" /></p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">This makes Kazakhstan not only the regional leader but also a key player in the post-Soviet space, attracting multinational corporations through its vast natural resources and strategic location along modern Silk Road routes.The gap with neighbors has widened steadily over time. In 2000, Kazakhstan's FDI stock was $10.1 billion—already several times higher than that of Uzbekistan ($0.7 billion) or Turkmenistan ($1.8 billion). By 2010, it had surged to $63.4 billion, and by 2023, it reached $157.6 billion before settling at around $151 billion in 2024 amid some adjustments. This growth stems from a combination of factors: abundant oil, gas, and mineral resources; early openness to foreign investment post-independence; and a relatively stable institutional environment compared to regional peers. Partnerships with China, Russia, Western firms, and others have further bolstered inflows, positioning Kazakhstan as a bridge between East and West.Comparisons with the Baltic states—Estonia, Latvia, and Lithuania, now integrated into the European Union—add nuance. In Estonia, FDI stock reaches 73.9% of GDP, Latvia 55.2%, and Lithuania 40.9%. While these smaller economies benefit from EU membership for deeper diversification and stability, Kazakhstan surpasses them in absolute terms, with a larger economy and greater overall FDI volume. The combined GDP of the three Baltic states is around $171.4 billion, with an aggregated FDI stock of $97.5 billion—figures that Kazakhstan exceeds on its own.However, the picture is not entirely rosy. Kazakhstan remains a net importer of capital: while hosting over $151 billion in foreign investment, outward FDI from Kazakh companies stands at only $17–18 billion. This imbalance means the country is still building domestic champions capable of investing abroad. Moreover, recent UNCTAD data highlight a decline in net FDI flows—in 2024, Kazakhstan recorded its first negative net FDI figure since independence, at -$2.6 billion—driven by global instability, geopolitical risks, reduced multinational activity, and profit repatriation from major projects. These trends reflect broader challenges in a world of tightening financing and shifting investor confidence.Analytically, Kazakhstan's success rests on smart policies: early liberalization, strategic resource partnerships, and infrastructure investments. Yet heavy reliance on the energy sector carries risks—commodity price volatility, environmental pressures, and potential over-dependence on foreign firms in strategic industries. Economists emphasize the need for diversification into non-oil sectors like technology, advanced agriculture, logistics, and renewables to ensure long-term resilience. The country's large market size and population offer strong potential if governance, tax incentives, and bureaucratic efficiency continue to improve.Regionally, Kazakhstan's dominance benefits Central Asia as a whole. Investments flowing into the country often spill over through supply chains, joint projects, and connectivity initiatives like the Eurasian Economic Union. Still, the widening gap risks creating imbalances, where neighbors rely more on Chinese funding or aid. Greater regional cooperation could help distribute opportunities more evenly.In conclusion, the $151 billion FDI stock is a genuine achievement—a testament to Kazakhstan's ability to attract international trust amid regional and global uncertainties. It positions the country as the undisputed investment hub in Central Asia, outpacing even some post-Soviet peers in scale. True sustainability, however, demands more than impressive numbers: bold reforms for economic diversification, stronger institutions, and reduced resource dependence. If Astana can convert this momentum into a broader, inclusive growth model, Kazakhstan will not only lead Central Asia in investment attraction but also serve as an example for emerging economies on turning geography and resources into shared, enduring prosperity. The opportunity is present—the path forward depends on decisive leadership</span></span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Writer and researcher on Central Asian and Azerbaijani affairs</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:43:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/03/abdulhamid-hamid-al-kba-1774086184.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NEVRUZ BAYRAMI</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/nevruz-bayrami-1209</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/nevruz-bayrami-1209</guid>
                <description><![CDATA[NEVRUZ BAYRAMI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:20.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">NEVRUZ BAYRAMI</span></span></span></strong></p>

<p><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ahmet URFALI</span></span></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bütün Türk dünyasının kültürel kodları içinde bir başlangıç günü olarak kabul edilen Nevruz, tarih sahnesine çıkışımızdan bu yana coşkun&nbsp; şölenlerle kutlanagelmiştir. Nevruz, Türk dünyasında;&nbsp;<strong>Yılsırtı, Mart Dokuzu, Mart Bozumu, Sultan Nevruz, Gün Dönümü, Yeni Gün</strong>&nbsp;gibi&nbsp; pek çok isimlerle anılmaktadır. Nevruz, birlik, beraberlik ve bir kültür günü olarak&nbsp; anılmaktadır. 18.yüzyıl ozanlarından Ali Nebi, Nevruz şiirinde şöyle diyor:&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-21%20at%2007_58_07.jpeg" style="height:300px; width:580px" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">‘’ Bu gün dağlar yeşillendi</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sultan Nevruz safa geldinli</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Cümle kuşlar hep dillendi</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sultan Nevruz safa geldin</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu gün bahar eyyamıdır</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Nevruz Türk‘ün bayramıdır</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Gönüllerin sultanıdır</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sultan Nevruz safa geldin</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Allah deyü öten kuşlar</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dua eyler dağlar taşlar</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yeşillendi hep ağaçlar</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sultan Nevruz safa geldin</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Geçti şita&nbsp; döndük yaza</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ali Nebi’m vurur saza</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kızanlar düştü alaza</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sultan Nevruz safa geldin’’&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tarih boyunca bütün Türk devletlerinde Nevruz, bayram olarak kutlanmıştır. Türklerin Ergenekon‘dan çıkış gününün 21 Mart’a rastladığı kabul edilmektedir. On İki Hayvanlı Türk Takviminde yıl başı da aynı güne rastlamaktadır. Oğuz Kağan‘ın bu günü kutsal saydığını ve bayram gibi törenlerle karşıladığı bilinmektedir. Türklerin Nevruz kutlamaları Eski Uygur Dönemi resimlerine de konu olmuştur. Selçuklu Sultanı Sultan Celaleddin Melikşah, devrin uzay bilimcilerini Selçukluların başkenti İsfahan’da toplamış, kendi adıyla anılan Celali Takvimi’ni yaptırmıştır. Şemsi Takvim adıyla İran ve Afganistan’da kullanılan bu takvime göre yılbaşı 21Mart’tır. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan, Nevruz gününü yılbaşı kabul etmiş, vergileri buna göre düzenlemiştir. Sultan kelimesinin Nevruz’la birlikte kullanılması, padişahların halkla birlikte Nevruz kutlamalarına katılmasıyla ilgilidir. Ertuğrul Gazi Törenleri, II. Abdülhamid zamanına kadar&nbsp; Mart Dokuzu, Nevruz&nbsp; günü yapılmıştır.21 Mart 1919′da Konya’da Ergenekon Bayramı’nın kutlandığını devrin gazetelerinden yazmaktadır. Atatürk, Ankara Keçiören’de 21 Mart 1922′de Ergenekon bayramı ismiyle düzenlenen bir törene katılmıştır.&nbsp; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri’nde 21 Mart 1991′den itibaren Nevruz resmi bayram ilan &nbsp;edilmiştir.Nevruz, Farsça&nbsp;<strong>‘yeni gün’</strong>&nbsp;anlamına gelmektedir. İranlılar bu kutlamaları Saka Türklerinden alarak kendi kültürlerinin içine sokmuştur. Nevruz, bütün milletlerin kültürüne&nbsp; Türklerden &nbsp;geçmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Nevruz; Altay Türklerinde&nbsp; Cılgayak bayramı; Azerbaycan’da Novruz ve&nbsp; Ergenekon bayramı, Bozkurt bayramı, Ölüler bayramı; Başkurt Türklerinde&nbsp; Ekin bayramı, Doğu Türkistan’da&nbsp; Yeni Gün, Baş Bahar, Gagavuzlarda&nbsp; İlkyaz; Karaçay-Malkar Türklerinde&nbsp; Gollü, Gutan, Saban Toy, Tegri Toy; Kazakistan Türklerinde Navruz, Nevruz bayramı, Nevruz Köce, Ulus Günü; Kazan ve Karapapaklar&nbsp; Ergenekon bayramı; Kırgızistan’da Noruz; Kumuk Türklerinde&nbsp; Yazbaş; Nogay Türklerinde Navruz, Saban Toy; Özbekistan’da&nbsp; Nevroz; Tatarlarda Nevruz; Türkmenlerde Teze Yıl; Uygur’da Yeni Gün&nbsp; olarak adlandırılmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ateş kültü, su kültü ve atalar kültü temel inanışlardır. Demir dövülmesi, Ergenekon’dan çıkışı anlatır. Sabah ateş yakarak üzerinden atlamak&nbsp; ateş kültü ile ilgilidir.&nbsp; Suyun yola ve eve serpilmesi, geri kalan suyun ev halkınca içilmesi su kültünü belirtisidir. Konu komşuya yumurta, süt, yoğurt dağıtılması, ortak eğlenceler düzenlenmesi Türk kültürünün temel taşlarından olan&nbsp; sosyal dayanışma anlayışının bir örneğidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Divan edebiyatında da işlenmiş, şairler tarafından gazel ve kaside tarzında&nbsp;<strong>Nevruziyeler&nbsp;</strong>yazılmış, devrin hükümdarlarına ve devlet adamlarına sunulmuştur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Nef‘î’, Nevruz gazelinde;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">‘’Erişdi bahar oldu yine hemdem-i nevrûz</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Şâd etse n’ola dilleri câm-ı Cem’i nevrûz’’derken</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Pir Sultan Abdal, nevrûziyyesinde;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">‘’Âşık olan canlar bugün gelirler</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sultan nevrûz günü birlik olurlar</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hallâk-ı cihândan ziyâ olurlar</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Himmeti erince nevrûz sultanın’’ söyleyişi ile birlik olmaya dikkati çeker.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Şehriyar, Haydar Baba’ya Selam adlı şiirinde bir Nevruz eğlencesini anlatır ;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Yumurtanı göyçük güllü boyardık</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çakğışdırıp sınanların soyardık</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Oynamaktan birce meğer doyardık</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Eli mene yaşıl aşık vererdi.’’</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hüseyin Hüsnü Erdikul &nbsp;bir deyişinde Nevruz’a kavuşmaktan mutlu olur;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Gönüller şad oldu, ilkbahar geldi</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Nevruz bayramına eriştik ya Hu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çemenzar şevk ile nura bezendi</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Nevruz bayramına eriştik ya Hu…”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Cemlerde okunan bir&nbsp; gülbangta&nbsp; Nevruz kutlanır :</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Bismi Şah Allah Allah…!</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Nevruz bayramınız kutlu ola</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yeni yılınız hayırlı uğurlu ola.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Şah-ı Velayet İmam Ali Efendimizin doğum günü mübarek ola .</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Boz Atlı Hızır yoldaşınız ola.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dilde dileklerimizi, gönülde muratlarımızı vere.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda ihsan eyleye…</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dil bizden, nefes Pirimiz Hünkarımız Hacı Bektaş-ı Veli’den ola.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Gerçeğe Huuu…”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Namık Kemal, Ramazan bayramı ile Nevruz bayramını kasidesinde birlikte kutlar:</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Bayramı getürdü şeref-i makdem-i nevruz</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hem hürrem-i îdiz yine hem mükrem-i nevruz</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">At köhne libâs-ı gamı tecdîd-i sürur et,</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hem îd-i safa sür yürü hem âlem-i nevruz</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Olsam ki yüzden nola şekker çeş-i buse</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İd-i ramazan oldu bugün hemdem-i nevruz…”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yavuz Bülent Bakiler, Turan şiirinde&nbsp; Nevruz ateşini tutuşturur:</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Nevruz toylarımızda ateşler tutuşturdum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Orhun’dan, Seyhun’dan, Ceyhun’dan geçtim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yol gösterdi kükreyerek bana Bozkurt’um.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Atımla hep yan yana gözelerden su içtim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Baykal’da da çimdim ben, Hazar Denizi’nde de</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Toprağıma bağdaş kurup oturdum.”</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Nevruz, birlik ve beraberliğin en eski adıdır. Nevruz’da kin, nefret, bölücülük ve ayrılıkçılık olmamalıdır.&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Bu en eski Türk bayramını, kendilerine tarih ve kültür arayışına giren bölücülerin ellerine teslim etmemek gerekir.</strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:white">İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR</span></span></span></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:30:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BEYAZ PAPUÇLU BAYRAM</title>
                <category>Ferda (Boz) Güneri</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/beyaz-papuclu-bayram-1208</link>
                <author>FerdaGuneri@bruxelleskorner.com (Ferda (Boz) Güneri)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/beyaz-papuclu-bayram-1208</guid>
                <description><![CDATA[BEYAZ PAPUÇLU BAYRAM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:24px"><strong>BEYAZ PAPUÇLU BAYRAM</strong></span></p>

<p style="text-align:center">Ey yalnızlığı giyinen zamanın insanı!<br />
Gel otur yanıma<br />
Sana bayramı anlatayım…</p>

<p style="text-align:center">Biz çocukken bayram sabahı<br />
sabah ezanıyla açılırdı gözlerimiz,<br />
uykulu gözümüzden çapakları ovalayarak başlardık.</p>

<p style="text-align:center">Babam camiye giderken<br />
ardından bakmak bile ibadet gibi,<br />
annemin ocağa koyduğu çaydanlık<br />
usul usul kaynardı.</p>

<p style="text-align:center">Bayramlık elbisemizi giyerdik, ne haz verirdi.<br />
Hiç unutmam beyaz rugan pabuçlarım olmuştu.&nbsp;<br />
“Bu çok güzel kaymak gibi”<br />
&nbsp;diyerek yanağıma sürmüştüm.&nbsp;<br />
Annemle ablam bana gülmüşlerdi. Başucuma koyarak uyumuştum o gece pabuçlarımı.</p>

<p style="text-align:center">Arefeden hazırlanırdı bayram,&nbsp;<br />
baklavalar açılır, çörek otlu pişiler kızarır,<br />
helva kavrulur.<br />
Anneler sadece unu değil,<br />
hatıraları da çevirirdi sabırla.<br />
Komşulara sırayla dağıtılırdı bunlar.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/6b21cc08-e683-4d4e-9222-bdc6fd864145.png" /></p>

<p style="text-align:center">“Ölenler de gelir bugün” derdi annem,<br />
ben inanırdım kapıyı her açışımda<br />
geçmiş içeri girerdi sanki.</p>

<p style="text-align:center">Evde büyüklerin elleri öpülür, bayramlaşılır.<br />
Neşe ve huzur kalplerde gezerdi.</p>

<p style="text-align:center">Ben küçüktüm…<br />
Elimde şeker torbam, yüreğimde telaş,<br />
kapı kapı dolaşan bir bayramdım.</p>

<p style="text-align:center">Her kapıyı çaldığımda “gel yavrum” sesiyle&nbsp;<br />
dünya biraz daha güzelleşir.<br />
El öpüşlerde verilen harçlık ve şekerler<br />
Sevince dönüşür.</p>

<p style="text-align:center">Yıllar geçti…<br />
Ben büyüdüm,<br />
anneliğin, sonra neneliğin eşiğine vardım.</p>

<p style="text-align:center">Şimdi aynı ocakta<br />
yine çay kaynıyor,<br />
ama bu kez buhara<br />
torunların gülüşü karışıyor.</p>

<p style="text-align:center">Kapı çalınıyor<br />
koşan ben değilim artık,<br />
bekleyenim.<br />
İçeri giren her çocukta<br />
kendi çocukluğumun ayak seslerini duyuyorum.</p>

<p style="text-align:center">Evlatlarım geliyor,<br />
torunlarım sarılıyor dizlerime,<br />
eller öpülüyor<br />
ama bu kez sadece el değil,<br />
bir ömür öpüyorum sanki.</p>

<p style="text-align:center">Ey yalnızlığı giyinen<br />
ba!…<br />
Bayram hiç gitmedi aslında,<br />
sadece yer değiştirdi.</p>

<p style="text-align:center">Bir zaman ben taşırdım onu,<br />
şimdi o beni buluyor.</p>

<p style="text-align:center">Ben artık kapı çalmıyorum<br />
Şimdi kapım çalınıyor.</p>

<p style="text-align:center">Bir zaman harçlık alan bendim,<br />
şimdi harçlıkla gülüş dağıtanım.</p>

<p style="text-align:center">Şimdi anlıyorum artık:<br />
Bayram,<br />
aynı sevincin nesilden nesile el değiştirmesiymiş.</p>

<p style="text-align:center">Bir annenin ocağından<br />
bir nenenin yüreğine geçen<br />
değerli bir mirasmış.</p>

<p style="text-align:center">Telefon ekranına dokun<br />
“iyi bayramlar” yazıyor<br />
ama sesi yok, kokusu yok.<br />
Kalk ve canlan hayata karış.</p>

<p style="text-align:center">Bir telefonu önce sen aç.<br />
Bir mesajı önce sen gönder.<br />
Bir kapıyı önce sen çal.<br />
Bayramınız mübarek olsun de.</p>

<p style="text-align:center">Gel,<br />
yalnızlığını çıkar üzerinden<br />
bak, kapı yine çalıyor…<br />
Beyaz pabuçlarını giymiş<br />
İçeri<br />
bayram giriyor…</p>

<p style="text-align:center">Tüm ülkemin, gurbetteki hemşerilerimin ve islam aleminin mübarek ramazan bayramını kutlar sağlık ve afiyetler dilerim.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 18:57:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/02/ferda-boz-guneri-1740049887.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Arefe: Koşuşturmanın Durduğu, Kalbin Hatırladığı Gün</title>
                <category>Kadir Duran</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/arefe-kosusturmanin-durdugu-kalbin-hatirladigi-gun-1207</link>
                <author>duranskynetbe@hotmail.com (Kadir Duran)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/arefe-kosusturmanin-durdugu-kalbin-hatirladigi-gun-1207</guid>
                <description><![CDATA[Arefe: Koşuşturmanın Durduğu, Kalbin Hatırladığı Gün]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:36px"><strong>Arefe: Koşuşturmanın Durduğu, Kalbin Hatırladığı Gün</strong></span></p>

<p>Par Kadir Duran – Bruxelles Korner</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/654866399_2746384219068941_6552797799520858929_n.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p>Bugün Arefe.</p>

<p>Takvimde sıradan bir gün gibi görünse de, toplumların hafızasında çok daha derin bir anlam taşır. Arefe, sadece bayramdan önceki gün değildir; aynı zamanda bir duraklama anıdır. Günlük hayatın hızının yavaşladığı, bireyin kendisiyle ve sevdikleriyle yeniden bağ kurduğu bir eşiktir.</p>

<p>Brüksel gibi yoğun, çok katmanlı ve hızlı bir şehirde bile, Arefe’nin hissi farklıdır. Telefonlar biraz daha fazla çalar, mesajlar daha anlamlı hale gelir, geçmiş daha çok hatırlanır. Mezarlık ziyaretleri, aile hazırlıkları, son alışverişler… Hepsi aslında tek bir şeye işaret eder:</p>

<p>Bağ kurma ihtiyacı.</p>

<p>Arefe, modern hayatın unutturduğu değerleri kısa süreliğine de olsa geri getirir:</p>

<p>• Hatırlamak</p>

<p>• Affetmek</p>

<p>• Yakınlaşmak</p>

<p>• Paylaşmak</p>

<p>Bu yönüyle Arefe, sadece dini bir gün değil, aynı zamanda sosyal bir denge mekanizmasıdır. Toplumu yeniden birbirine yaklaştıran, bireyi yalnızlıktan çıkaran bir geçiş anıdır.</p>

<p>Ancak bir gerçek de var:</p>

<p>Bugünün en sessiz ama en derin mağdurları, yalnız olanlardır. Ailesinden uzak yaşayanlar, göçmenler, yaşlılar, kimsesizler… Bayramdan önceki bu gün, onlar için çoğu zaman bir hatırlatma değil, bir eksikliktir.</p>

<p>Bu nedenle Arefe, sadece hazırlık günü değil; aynı zamanda sorumluluk günüdür.</p>

<p>Bir telefon açmak.</p>

<p>Bir mesaj göndermek.</p>

<p>Bir kapıyı çalmak.</p>

<p>Bazen bir bayramı başlatan şey, takvim değil, insanın kendisidir.</p>

<p>Yarın bayram. Ama bayram, bugün başlar.</p>

<p>Cheffe Gonul Duran</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/652966874_2746384282402268_8752852858942916597_n.jpg" style="height:800px; width:600px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/653523694_2746384289068934_1653108977523045911_n.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/654208557_2746384232402273_7224366721320465951_n.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 18:53:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/05/kadir-duran-1747245752.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mehmetçik    </title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/mehmetcik-1206</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/mehmetcik-1206</guid>
                <description><![CDATA[Mehmetçik    ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:22.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Mehmetçik&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; </span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Ahmet URFALI</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Eski Türk devletlerinde “ordu-millet” geleneği vardır. Hakan aynı zamanda ordunun komutanıdır. Askerlik özel bir meslek sayılmaz ve paralı askerler bulunmazdı. Hayat tarzları o zamanın şartlarında Türklerin asker bir millet olmasını sağlamıştır. Savaş zamanında kadın-erkek, eli silah tutan herkes askerdir. Türk ordu teşkilatının temeli olan “Onluk Sistem” Mete Han tarafından kurulmuştur.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2019%20mars%202026%2C%2013_16_20.png" style="height:533px; width:800px" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Bu sistem Türk devlet teşkilatına da etki etmiş ve idarede kolaylık sağlamıştır. Türk orduları çağın tekniğine uygun en etkili silahları kullanmıştır. Türk ordusu atlı birliklerden oluşur ve silah olarak genelde ok ve yay kullanılırdı. Türklerin en yaygın savaş taktiği ani baskınlar şeklinde gerçekleşen Turan “Hilal Taktiği” dir. Türk ordu teşkilatı; Çin, Moğol ve Bizans ordularını da etkilemiştir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Türk ordusunun kuruluş tarihi, Mete Han’ın M.Ö. 209’da düzenli orduya geçtiği tarih olarak alınır. Orta Asya’da başlayan uzun öykü, büyük göçlerin neden olduğu hareketlilikle tüm ana karalara yayılmıştı. Doğuda; Hun, Göktürk ve Uygur devletleri, batıda ise 1040 yılında Oğuz kökenli Türklerin kurduğu başka bir Türk devleti Selçuklu İmparatorluğu, Türkleri dünyaya tanıtmış oldu.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Türklerin ön plana çıkmış meziyetlerinden biri doğuştan asker olmalarıdır. Türk askeri cesur, fedakâr ve itaatkardır. Tarih boyunca kurulan Türk devletlerinin temeli düzenli bir askeri teşkilata dayanmıştır. Askerlik, Türklerde milli bir görev olmuştur. Türklerin mükemmel askeri kuruluşları ve değerli komutanları tüm dünyanın hayranlığını kazanmıştır. Arap düşünür Cahiz,&nbsp;<strong>“Türk’e karşı hiçbir şey duramaz. Hiçbir kimse onu, yutulacak bir lokma olarak kabul edemez”</strong>&nbsp; diyerek Türk Ordularının üstünlüğüne işaret etmiştir. Kanuni devrinde 7 yıl boyunca (1555-1562) Avusturya sefiri olarak İstanbul’da bulunan Ogier Ghiselin de Busbecq, Türklerin askeri yönünden şöyle söz eder:&nbsp;<strong>‘’ Türkler, sefer esnasında sabırlı, tahammüllü ve iktisatlı hareket ederler. Türk sistemini kendi sistemimizle mukayese edince istikbalin başımıza getireceği şeyleri düşünerek istemiyorum. Bu ordu galip gelecek ve payidar olacak, biz ise mahvolacağız. Çünkü Türkler hiç sarsılmamış kuvvete sahip oldukları gibi, kendilerine has zafer itiyatları, meşakkatlere tahammül kabiliyeti, intizam, disiplin, kanaatkârlık ve uyanıklık var.’’</strong></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Türklerde vatanın savunulması bir askerlik hizmetinden çok severek, isteyerek yapılan ve gereklilikten doğan bir gelenektir. Bu borç adeta namus borcudur. Askerlik, kanunlardan önce adetlerimizde, törelerimizde yaşatılır. Hatıraları, bir ömür torunlara kadar anlatılır. Komutanlarımıza saygı, generallerimize-ki bizde paşa ifadesi daha tutulur ve sevilir- hürmet sınırsızdır. Onlara “paşa” diyerek geleneksel kıymetin en güzide yerine oturturuz.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Mete Han’ın ordusundan bugüne kadar 2500 yıldır ordu, milletin ordusudur, Çin kaynakları Göktürkler hakkında şunları kaydetmiştir;&nbsp;<strong>“ savaşta ölmeyi şeref sayarlar, hastalanarak ölmeyi istemezler, bu şekilde ölmekten utanırlar.”</strong>&nbsp;Macar Türkoğlu Rasony Türklerin çok mükemmel ordu teşkilatına sahip olduklarını söylerken özelliklerini vurgular; Dayanıklılığı kanaatkârlılığı, savaş araçlarını kullanmaktaki maharette ve üstün yetenekleri buluşları çok eski çağlardan itibaren batılı komşuları arasında ün salmıştır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Büyük zaferin hemen ardından 1924 yılında Atatürk Türk ordusu için şöyle diyor:</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">“Türkiye Cumhuriyeti yalnız iki şeye güvenir. Biri millet kararı diğeri en acıklı ve en güç şartlar içinde dünyanın takdirlerine hakkıyla layık olma niteliğine kazanan ordumuzun kahramanlığı”</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Türk tarihini diğer milletlerin tarihlerinden ayıran noktaları merhum Prof.Dr. İbrahim Kafesoğlu şöyle açıklıyor&nbsp;<strong>“Türklerin en belirgin özelliği tarih sahnesine çıktıkları anlardan itibaren ordu-millet karakterlerinde görünmeleridir… İlk Türk anayurdu olan bozkırlar coğrafyası Türkler için ordu millet vasfını zaruret haline geçirmiştir. O zaman ki tabii şartların gereği her an mücadeleye hazır olmaları icap ediyordu. Sürülerin korunması su başlarının korunması yaz aylarında süratle kuruyan sınırlı otlakların muhafazası gibi hayati meseleler Türkleri binlerce yıl evvel askeri disiplin içinde yaşamaya zorlamıştır. Her an asker her an çiftçi demek ki Türk ordusu Türk milleti kadar eskidir.”&nbsp;</strong>ifadesi milletimizin tarihi bünyesini en iyi şekilde ortaya koyan bir gerçeğin ifadesinden başka bir şey değildir. Kadını ve erkeği ile her Türk insanı askerdir. İşte milli mücadele en yakın örneği Alman generali Moltke’nin:&nbsp;<strong>‘Ordu milletin en canlı örneği Türklerdir.’</strong>&nbsp;sözü de bu gerçeğin beyanıdır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Tarihlerine şan ve şeref örnekleri veren kahramanlık için milletlerin çeşitli düşünce ve yorumlar vardır. Bu düşüncelerde çok kere cesaret ile kahramanlık karıştırılmış ve karıştırılmaktadır. Cesaret, insanda sadece manevi bir kuvvet, kahramanlık ise fazilettir. Kahramanlık ruhu ferde ırkından intikal eder. Bir millet yapısı itibariyle kahraman değilse, içinden çıkacak birkaç yiğitle dünya üzerinde özgür yaşamak imkânını bulamaz veya özgürlüğü her savaşta tehlikeye girer.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Buna karşı bir milletin cephede savaşan evlatları dünyayı hayretler içinde bırakan kahramanlıklar yaratmışsa hiç şüphe yok ki o milletin yalnız cephede savaşan erleri değil, beşik sallayan anaları, okul çağındaki evlatları ve ak saçlı ihtiyarları, sonuç olarak bütünü kahramandır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Türk ordusunun kahraman askerine verilen unvan olarak “Mehmetçik” simgesi, kökenini İslamiyet öncesi Türk medeniyetine kadar uzanmaktadır. Atalarımız daha Orta Asya’dayken belirli eşyaları, cisimleri ve şekilleri belirli manalara simge yapmışlardır. Meselâ, “ok” Tanrı’ya bağlılığın, “yay” da bu bağlılığın cihana yayılmasının simgesiydi. Keza davulun, tuğun devlet şeklinde değişik anlamları vardı. Doğal olarak Türk ordusu içerisinde görev yapan askerler için de bir simge geliştirilmişti. Bu dönemde Türk ordusu içerisinde görev yapan askerlere “alp , alp er”, “alperen” vs. gibi unvanlar verilmekte idi. Bu unvanların verilmesinin temel nedeni askeri kişiliğin bir kişiye ait olmaması, tüm ulusu temsil etmesi nedeniyle olmuştur.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">İslâmiyet sonrası Türk ulusunun oluşturduğu devletler içerisindeki ordularda görev alan askerlere “Mehmetçik” unvanının verilmesi görülmeye başlanmıştır. Bu durumun gerekçesi ise şu şekilde ortaya konmaktadır: İslam dini benimsendikten sonra uluslar üzerinde özellikle bu dinin peygamberi olan Hz. Muhammed’e karşı bir hayranlık oluşmuştu. Oluşan bu hayranlık üzerine insanlar doğan erkek çocuklarının birçoğuna “Mehemmed” ismini vermişlerdir. Bu isim daha sonra “Mehmet” şekline dönüşecektir. Mehmet isminin kullanımı günümüzde de yaygın şekilde görülmektedir. İnsanlarımızın birçoğu doğan erkek çocuklarına “Mehmet” ismini koymaktadırlar.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">“Mehmet” isminin kullanım alanının bu kadar geniş olması sonucunda zamanla askere giden erkek evlatlar için söylenen bir deyim haline dönüşmüştür. Tüm Türkiye’de bu şekilde anılan askerlerimizin bu adı alması zaten cesaret ve kahramanlığının sonucu olmuştur. Bütünü kahraman olan bir milletin fertlerini ismen ayırt etmek, kahramanlıklarını sayabilmek ise imkânsızdır. İşte onların hepsini bir tek adla bağrına basmak için Türk milleti, adları ayırt edilemeyen evlatlarının hepsine birden bir sevgi, kendisini savaş alanlarında tanıyan düşmanları ise bir saygı nişanesi olarak “MEHMETÇİK” demiştir. Mehmetçik bütün Türk ordusunun simgesidir. Mehmetçik bir isim değil bir fikirdir, bir amaçtır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Mehmetçik; Devlet-Ebed Müddete inanır, o yüzden Türk devletinin bekası için canını feda etmekten çekinmez. Mehmetçik; Nizam-ı Âlemin kurucusu, Kızılelma ülküsünün&nbsp; kahramanıdır. Mehmetçik; vatandır, bayraktır, Türklüktür.</span></span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 13:56:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukluğumun Bayramları Bir Başka Güzeldi </title>
                <category>FİKRİYE AYRANCI KEPER</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/cocuklugumun-bayramlari-bir-baska-guzeldi-1205</link>
                <author>keperfikriye@hotmail.com (FİKRİYE AYRANCI KEPER)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/cocuklugumun-bayramlari-bir-baska-guzeldi-1205</guid>
                <description><![CDATA[Çocukluğumun Bayramları Bir Başka Güzeldi ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:24px"><strong>Çocukluğumun Bayramları Bir Başka Güzeldi&nbsp;</strong></span></p>

<p>Bayram paralarımıza renkli şekerler alırdık… Çocukluğum Amasya’da geçti. Ama bayramlar iki ayrı güzel hatıra gibi kaldı içimde.</p>

<p>Babam devlet memuruydu. İzni az olduğunda bayramı Amasya’da geçirirdik, ama eğer bir haftadan uzun izni olursa, işte o zaman Çorum’a, büyükbabamlara giderdik. Köye vardığımızda tüm sülale toplanmış olurdu. Büyükler kendi aralarında sohbet eder, biz çocuklar oyunlara dalardık. O kalabalık, o ses, o telaş… bayramın ta kendisiydi.</p>

<p>Amasya’da kaldığımız bayramlarda ise bambaşka bir dünyamız olurdu. Boş tren vagonlarında evcilik oynar, tren raylarına kulak verirdik. Bir tren gelmeden önce raylardan bir ses geldiğine inanır, o sesi dinleyip heyecanlanırdık. Raylarda bağıra bağıra şarkılar söyler hoplar zıplardık. Sonrada istasyondaki terk edilmiş banklara oturup bayram şekerlerimizi yerdik. Çocukluk işte… küçücük şeylerden kocaman mutluluklar çıkarırdık.</p>

<p>Bizim evde bayram hazırlığı babamın bize bayramlık almasıyla başlardı. İçim içime sığmazdı. Alınan her yeni kıyafet bizim için tarifsiz bir heyecandı. Günlerce bayramı bekler, o kıyafetleri giyeceğimiz anın hayalini kurardık.</p>

<p>Sonra bayram temizliği başlardı. Annem zaten çok titiz bir kadındı; evimiz her zaman düzenliydi ama bize o bayram heyecanını vermek için bir hafta öncesinden evin içi dip köşe temizlenir, perdeler yıkanır, ütülenir, camlar silinir, dantellerimiz özenle yıkanıp ütülenirdi. Koltuklar, sehpa, masa, vitrin ve televizyonun üzeri adeta yeni gelin evi gibi süslenir, üzerine yıkanıp ütülenmiş dantelli örtülerimizi özenle sererdik; evimiz mis gibi kokardı. İşte buna bayram temizliği deniliyordu. Annem bize bunu öğretmişti; biz de şimdi çocuklarımıza aynı sevgiyi ve özeni gösteriyor, aynı geleneği yaşatıyoruz</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/cb8921dc-9c2c-4725-aba9-aa035e2ea202.png" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>Bayram sabahı babam erkenden bayram namazı için camiye giderdi. Annem mutfakta hazırlık yapar, mis gibi yemek kokuları tüm evi sarardı. Biz ise sabırsızlıkla babamın camiden gelmesini bekler, bir yandan da yeni kıyafetlerimizi giymeye çalışırdık. Babam eve girince annem babamın elini öperdi—saygıdan. Her yerde olmayan ama bizim evde yeri olan bir gelenekti bu. O anın anlamını belki o zaman tam bilmezdik ama evin içindeki o saygıyı, o ince bağı hissederdik. Ardından biz kardeşler sıraya girer, önce babamın sonra annemin elini öperdik.</p>

<p>İlk bayram harçlığımız her zaman olduğu gibi babamdan gelirdi. O anın keyfi bambaşkaydı. Sonra hep birlikte sofraya oturur, güzel bir muhabbetle yemeğimizi yer, ardından ortalığı toparlardık. Çok geçmeden kapı zilleri peş peşe çalmaya başlardı.</p>

<p>Evimizin içi bir anda hareketlenirdi. Misafirlerimiz daha kapıdan içeri girer girmez evimizin havası değişirdi.<br />
Annem çoğu zaman bir bakışıyla bizi yönlendirir, ne yapmamız gerektiğini sessizce anlatırdı. Biz de hemen anlardık zaten; Çocuk aklı işte, ne zaman kolonya tutulacak, ne zaman bayram şekeri ikram edilecek… hepsini annemin o küçük işaretleriyle öğrenirdik. Kardeşlerimle de tatlı bir yarış başlardı: “Sen kolonya tutacaksın, ben bayram şekerini!” diye birbirimize gülerek bakar, heyecanlanır bu işi sıraya koyardık. Daha sonra annem misafirlerimiz için özenle hazırladığı baklava, sarma, su böreği gibi bayram ikramlıklarını sunardı misafirlerimize. Ve en son da mis gibi kokan Türk kahvesi ikram ederdik. Gelen her misafirle evimiz biraz daha şenlenirdi.</p>

<p>Bir de o zamanların kartpostalları vardı… Bayramdan önce kırtasiyeye giderdik… O kartpostalların önünde uzun uzun durur, en güzelini seçmeye çalışırdık.&nbsp;<br />
Üzerindeki resme bakar, kime göndereceğimizi düşünürdük. Sonra eve gelip özenle birkaç satır yazardık. O küçücük kâğıda koca bir özlem sığdırırdık aslında… Uzakta olanlara “unutmadık” demenin en içten yoluydu bu. Şimdi dönüp bakınca, o kartpostalların ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum.</p>

<p>Bugün ise bayramlar bambaşka… Herkes tatil planında, sahillerde, otellerde. Bavullar günler öncesinden hazırlanıyor ama gönüller eskisi gibi hazırlanıyor mu, emin değilim… Dost, arkadaş, akraba ziyaretleri neredeyse yok oldu. Kapılar eskisi gibi çalınmıyor, sofralar kalabalık kurulmuyor.</p>

<p>Bir de o bayram mesajları var… Kopyala yapıştır, herkese aynı cümleler. Ne bir isim, ne bir his, ne bir emek… Oysa insan, en azından iki kelimeyi kendi yüreğinden yazmak ister. “Seni düşündüm” demek ister. Ama şimdi ya hazır sözler ya da başkasına ait cümleler dolaşıyor sosyal medyalarda. Aynı mesaj onlarca kişiye gidiyor… Kimse kendini özel hissetmiyor.</p>

<p>Herkes bayram kutluyor güya ama o eski sıcaklık, o samimiyet yok artık… Aynı şehirdeyken bile birbirine uğramayan insanlar var artık. Bir şeyler eksik… hem de tarif edilemeyecek kadar büyük birşeyler...</p>

<p>Belki de en çok o kalabalığı, o sesi, o içtenliği özlüyorum. Çünkü çocukluğumun bayramları… gerçekten bir başka güzeldi.</p>

<p>Fikriye Ayrancı Keper<br />
Belçika-Genk</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 03:08:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/06/fikriye-ayranci-keper-1719178271.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AHMET URFALI’DAN ‘BAYRAK’ KONFERANSI</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ahmet-urfalidan-bayrak-konferansi-1204</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ahmet-urfalidan-bayrak-konferansi-1204</guid>
                <description><![CDATA[AHMET URFALI’DAN ‘BAYRAK’ KONFERANSI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">AHMET URFALI’DAN ‘BAYRAK’ KONFERANSI</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Köşe yazarımız Ahmet Urfalı “Değerler Bayrakla Yaşar” ana teması başlığı altında ‘Bayrak’ konulu konferans verdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kütahya Aysel-Selahattin Erkasap Sosyal Bilimler Lisesi Bilimler Lisesinde eğitimci, yazar ve şair Ahmet Urfalı’nın verdiği konferansa öğrenciler,&nbsp; öğretmenler ve eğitim camiasından davetliler katıldı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Katılanlar tarafından yoğun ilgi gören etkinlikte, Ahmet Urfalı, Türk milletinin köklü tarihinden beslenen milli ve manevi değerlerin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Konferansta bayrağımızın milletimizin bağımsızlığının, birlik ve beraberliğinin en güçlü sembollerinden biri olduğu vurgulanırken, milli kimliğimizin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının önemi üzerinde duruldu. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öğrenciler programı ilgi ve dikkatle takip ederek değerler eğitimi açısından önemli kazanımlar elde etti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Program sonunda İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Mustafa Topuz tarafından günün anısına Ahmet UrfalI’ya hediye takdim edilirken, Okul Müdürümüz Zeki Kilitci de değerli katkılarından dolayı Ahmet Urfalı’ya teşekkür etti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-05%20at%2021_12_10%20(1)(1).jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 02:47:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NORMAL</title>
                <category>Sait Kose</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/normal-1203</link>
                <author>skose6826@GMAIL.COM (Sait Kose)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/normal-1203</guid>
                <description><![CDATA[NORMAL]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:48px"><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#c0392b">Pazar Yazısı</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:48px"><strong>NORMAL</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Son yıllarda etrafımızda “normal” olan çok şey kalmadı.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Normal fiyatlar yok.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Normal siyaset yok.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Normal tartışmalar yok.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Her şey ya aşırı gergin, ya aşırı hızlı, ya da aşırı yüzeysel.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Eskiden insanlar fikirleri tartışırdı,</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Şimdi insanlar birbirlerini tartışıyor.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Eskiden siyaset çözüm üretmek içindi,</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Bugün çoğu zaman sadece tarafını savunmak için kullanılıyor.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Oysa toplumlar ve insanlar bağırarak değil, konuşarak ilerler.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Demokrasi herkesin aynı düşündüğü bir düzen değildir,</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Farklı düşünen insanların çözüm üretip bir arada yaşayabildiği düzendir.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Belki de bugün en büyük ihtiyaç yeni bir şey değildir</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Sadece yeniden normal olmaktır.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Bazen en büyük değişim,</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">kaybettiğimiz dengeyi tekrar bulmaktır.</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:14px">Anormal olan herşeyin normal gibi görünmediği bir dünya dileğiyle .</span></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:14px">Sait Köse</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:14px">Brüksel</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:14px">Pazar,15 Mart 2026</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:14px"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/652369372_26892446410357828_1021732318253420557_n.jpg" style="height:565px; width:503px" /></span></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 17:17:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2023/09/sait-kose-1694349923.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karadeniz’de Bir Gönül Coğrafyası: Aybastı</title>
                <category>FİKRİYE AYRANCI KEPER</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/karadenizde-bir-gonul-cografyasi-aybasti-1202</link>
                <author>keperfikriye@hotmail.com (FİKRİYE AYRANCI KEPER)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/karadenizde-bir-gonul-cografyasi-aybasti-1202</guid>
                <description><![CDATA[Karadeniz’de Bir Gönül Coğrafyası: Aybastı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:24px">Karadeniz’de Bir Gönül Coğrafyası: Aybastı</span></strong></p>

<p>Bazen bir yolculuk sadece kilometreleri aşmak değildir. Bazen bir yolculuk, insanın kalbine dokunan hikâyelerle, unutulmayacak yüzlerle ve samimiyetle tanışmaktır. Yardım kampanyamız vesilesiyle, De Klavertjes van Genk Derneği olarak yolumuz Karadeniz’in yeşil cennetlerinden biri olan Aybastı’ya düştü. Bir haftalık kısa bir zaman dilimi… Ama geride bıraktığı iz, çok daha uzun bir yolculuğun hatırası gibi.</p>

<p>Aybastı’ya ilk adım attığınızda sizi karşılayan şey yalnızca doğa değil. Evet, Karadeniz’in o meşhur yeşili burada bütün ihtişamıyla karşınızda duruyor. Dağlar, vadiler, temiz hava ve huzur… Ama Aybastı’nın gerçek güzelliği doğasının ötesinde saklı: İnsanlarında.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2015%20mars%202026%2C%2014_51_45.png" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>Bu topraklarda insan hâlâ selamı içten verir. Kapılar misafire açıktır, gönüller paylaşmaya hazırdır. Güler yüz, yardımseverlik ve tevazu burada sadece birer kelime değil; günlük hayatın doğal bir parçası.</p>

<p>Yardım çalışmalarımız süresince ilçenin değerli yöneticileri ve eğitim camiasıyla tanışma fırsatı bulduk. Aybastı Kaymakamı Sayın Makbule Adacı ve Aybastı Belediye Başkanı Sayın İzzet Gündoğar’ın ilçeye olan ilgisi, halkla kurdukları yakın bağ ve gösterdikleri destek bizler için son derece kıymetliydi.</p>

<p>Eğitim alanında ise aynı özveriyi görmek mümkündü.<br />
Sefalık Şehit Sadık Kütük Ortaokulu Müdürü Beytullah Evin, Ordu Aybastı Hacıosmanlı Özel Eğitim Uygulama Okulu Müdürü Ünal Çelik ve Ortaköy Ortaokulu Müdürü Aydın Emergen ile yaptığımız sohbetlerde eğitime gönül vermiş insanların çabasını ve samimiyetini görmek gerçekten umut vericiydi. Bir toplumun geleceğinin, çocuklarına verilen değerle şekillendiğini bir kez daha hatırladık.</p>

<p>Aybastı’da geçirdiğimiz günler boyunca bizleri evlerinde misafir eden ve her konuda desteklerini esirgemeyen Fatih İkiz ve Suna İkiz ailesine ayrıca çok teşekkür ediyorum. Onların sıcaklığı ve içtenliği, Aybastı insanının misafirperverliğinin en güzel örneklerinden biriydi.</p>

<p>Elbette bu güzel organizasyon sadece birkaç kişinin değil, gönlünü ortaya koyan birçok insanın emeğiyle mümkün oldu. Yardım kampanyamızda desteklerini esirgemeyen LC Waikiki'den Özel Yılmaz, Canik Kasap'dan Hasan Güney, Cemal İkiz, ulaşım konusunda bizleri büyük bir özveriyle götürüp getiren Kutlar Mahallesi Muhtarı Fikret Yıldız, belediyede görev yapan kıymetli arkadaşlarımız ve Aybastı medyasına da gönülden teşekkür ediyorum.</p>

<p>Bir hafta sonunda Aybastı’dan ayrılırken yanımızda sadece fotoğraflar ya da manzaralar yoktu. Yanımızda samimiyet vardı, dostluk vardı, insanlığın hâlâ ne kadar güçlü olduğunu hatırlatan güzel hatıralar vardı.</p>

<p>Bazen bir yer sizi doğasıyla etkiler.<br />
Bazen tarihiyle…<br />
Ama bazı yerler vardır ki sizi insanıyla büyüler.</p>

<p>Aybastı işte tam da böyle bir yer.</p>

<p>Yolunuz bir gün Karadeniz’e düşerse, haritaya bakıp sadece bir ilçe görmeyin.&nbsp;</p>

<p>Aybastı’ya uğrayın. Çünkü burada yalnızca bir coğrafya değil, kocaman bir gönül dünyası sizi bekliyor.</p>

<p>Fikriye Ayrancı Keper<br />
Belçika-Genk</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 16:23:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/06/fikriye-ayranci-keper-1719178271.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Notre beau Bayram est arrivé</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/notre-beau-bayram-est-arrive-1200</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/notre-beau-bayram-est-arrive-1200</guid>
                <description><![CDATA[Notre beau Bayram est arrivé]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align:center">Notre beau Bayram est arrivé</h2>

<p style="text-align:center">Chaque année, nous attendons ce jour avec la même joie, la même nostalgie et le même espoir.<br />
Bienvenue à toi, Bayram…<br />
Bienvenue dans nos familles, à nos tables, dans nos maisons et dans nos cœurs.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-03-14%20143818.jpg" style="height:520px; width:775px" /></p>

<p style="text-align:center">Tout au long du mois de Ramadan, chacun de nous a vécu un voyage intérieur.<br />
Nous avons essayé de discipliner notre âme et de redécouvrir le sens de la patience.<br />
Atteindre la patience du prophète&nbsp;Job (Hazreti Eyüp)&nbsp;n’est peut-être pas chose aisée, mais essayer d’en apprendre ne serait-ce qu’une part suffit parfois à transformer le cœur de l’être humain.</p>

<p style="text-align:center">Ce mois nous a rappelé une fois encore que&nbsp;le partage est l’une des plus belles dimensions de l’humanité.<br />
Même si nos tables ne sont pas celles, abondantes, du prophète&nbsp;Abraham (Hazreti İbrahim), nous avons appris à partager ce que nous possédons.<br />
Nous avons compris une fois de plus combien une bouchée de pain, un sourire ou une prière peuvent avoir une immense valeur.</p>

<p style="text-align:center">Les tables dressées lors des soirées de Ramadan n’étaient pas seulement des tables pour se nourrir.<br />
Elles étaient aussi des lieux où se rencontrent&nbsp;les souvenirs, les amitiés et les prières.</p>

<p style="text-align:center">Les rues où les enfants couraient avec joie,<br />
les histoires racontées après l’iftar,<br />
ont ravivé la même chaleur et la même espérance.</p>

<p style="text-align:center">Cette scène ne s’est pas vécue dans une seule ville.<br />
Elle s’est répétée dans de nombreuses régions, dans nos pays comme ailleurs dans le monde.<br />
Chaque région, chaque ville possède son esprit propre, mais&nbsp;la foi, l’espoir et le partage restent immuables.</p>

<p style="text-align:center">Aujourd’hui, en célébrant la joie du Bayram, nous ne pouvons pas ignorer les réalités douloureuses du monde.<br />
À&nbsp;Gaza, au Soudan, en Ukraine, en Iran&nbsp;et dans bien d’autres régions, des millions de personnes souffrent, subissent l’injustice et espèrent la paix.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2014%20mars%202026%2C%2014_38_29.png" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center">Nos prières ne sont donc pas seulement pour nos propres tables,<br />
mais pour que&nbsp;la justice, la paix et la compassion règnent partout dans le monde.</p>

<p style="text-align:center">Car le Bayram n’est pas seulement un jour de fête.<br />
C’est aussi&nbsp;un rappel qui élargit le cœur de l’homme.</p>

<p style="text-align:center">Il est le moment de gratitude, de solidarité et de miséricorde<br />
qui vient après un mois façonné par la patience.</p>

<p style="text-align:center">Depuis des siècles, nous portons l’héritage de peuples qui ont construit une civilisation faite de foi, de culture et de solidarité, et qui ont toujours vécu au rythme de leurs fêtes.</p>

<p style="text-align:center">Notre responsabilité aujourd’hui est claire :<br />
ne pas seulement se souvenir de cet héritage,<br />
mais&nbsp;le faire vivre par notre éthique, nos actions et nos valeurs.</p>

<p style="text-align:center">Et le transmettre, avec espoir, aux générations futures.</p>

<p style="text-align:center">C’est pourquoi aujourd’hui nous rendons grâce une fois encore.<br />
Nous partageons la joie et la sérénité d’avoir atteint ce jour béni.</p>

<p style="text-align:center">À de nombreux Bayrams encore…</p>

<p style="text-align:center">Je souhaite à toutes et à tous<br />
une très belle fête de l’Aïd el-Fitr, avec mes vœux les plus sincères.</p>

<p style="text-align:center"><strong>Kadir Duran</strong></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-20%20at%2012_52_44.jpeg" style="height:800px; width:534px" /></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-20%20at%2012_52_43.jpeg" style="height:800px; width:534px" /></strong></p>

<p style="text-align:center">Ramazan Song — Une ode à la patience et au partage Dans un monde marqué par la vitesse, l’individualisme et la fragmentation sociale, Ramazan Song s’inscrit comme une pause nécessaire. Cette chanson propose un retour à l’essentiel : la patience, la foi, la solidarité et le lien humain. Écrite et interprétée par Kadir Duran, avec une composition réalisée à l’aide de l’intelligence artificielle, elle incarne aussi une rencontre entre tradition et modernité. Une spiritualité ancienne portée par des outils contemporains. Inspirée de l’esprit du mois de Ramadan, elle traduit une expérience universelle. Au-delà du jeûne, c’est une période de discipline intérieure, de recentrage et d’ouverture aux autres. Chaque parole évoque cette attente annuelle, presque intime, où les cœurs se préparent à accueillir un temps différent — plus lent, plus profond. La référence aux figures prophétiques, notamment à la patience du prophète Ayyub (Job) et à la générosité d’Ibrahim, inscrit la chanson dans une continuité spirituelle. Elle rappelle que Ramadan n’est pas uniquement un rituel, mais un héritage moral : apprendre à endurer, à partager et à se rassembler. Le refrain — centré autour de la table — symbolise un espace social fondamental : celui du partage. À travers l’iftar, les différences s’effacent, les liens se recréent, et une forme de fraternité prend place. En définitive, Ramazan Song dépasse le cadre musical. C’est une narration collective, une passerelle entre foi, culture et innovation. Une invitation à ralentir, à se reconnecter — à soi-même, aux autres — dans un monde qui en a profondément besoin.</p>

<p style="text-align:center"><a href="https://youtu.be/U_HScppAm40?si=8wMeWfolAkO8eY_g">https://youtu.be/U_HScppAm40?si=8wMeWfolAkO8eY_g</a></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 16:49:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güzel Bayramımız Geldi</title>
                <category>Kadir Duran</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/guzel-bayramimiz-geldi-1199</link>
                <author>duranskynetbe@hotmail.com (Kadir Duran)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/guzel-bayramimiz-geldi-1199</guid>
                <description><![CDATA[Güzel Bayramımız Geldi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Güzel Bayramımız Geldi</h1>

<p>Her yıl seni sabırla, özlemle bekliyoruz.<br />
Ailemize, soframıza, evimize hoş geldin.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/473c8a5b-efe3-491c-bd0e-e2e775db91c4.jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>Bu mübarek ayda hepimiz nefsimizi terbiye etmeye çalıştık.<br />
Hazreti Eyüp kadar olmasa da onun sabrından bir parça öğrenmeye ve onun yolunda yürümeye gayret ettik.</p>

<p>Her yıl sabırla seni bekliyoruz.<br />
Hazreti İbrahim kadar olmasa da soframızı paylaşmayı bildik.<br />
Özellikle Ramazan ayında aileler, dostlar ve komşular bir araya geldi; aynı sofrada buluştu, aynı dualarda birleşti ve seni bekledi.</p>

<p>Etrafta neşeyle koşuşturan çocuklar,<br />
iftar sonrası anlatılan hikâyeler,<br />
aynı sıcaklığı ve aynı heyecanı yeniden yaşattı.</p>

<p>Bu manzara yalnızca tek bir yerde değil;<br />
yurt içinde ve yurt dışında birçok şehirde aynı coşku ile yaşandı.<br />
Her bölgenin kendine özgü bir ruhu olsa da inanç, umut ve paylaşma duygusu hiç değişmedi.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/5dde1ca6-25fd-4fe0-aa1c-372607ae616f.png" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>Her yıl şükrediyoruz.</p>

<p>Ama bir yandan da dünyanın acı gerçeklerini görmezden gelmiyoruz.<br />
Gazze’de, Sudan’da, Ukrayna’da, İran’da ve dünyanın farklı yerlerinde acı çeken, zulüm gören ve huzuru bekleyen mazlumları da unutmuyoruz.<br />
Dünyanın her yerinde barışın, adaletin ve huzurun hâkim olmasını diliyoruz.</p>

<p>Çünkü paylaşmak bayramın özüdür.<br />
Sabır ve inanç ise bizi biz yapan değerlerdir.<br />
Ramazan da bayram da bu yüzden yalnızca bir gelenek değil; bir ruh, bir ahlak ve bir dayanışma biçimidir.</p>

<p>Her yıl senin için dua ediyoruz.</p>

<p>Bizler asırlardır bayramlarıyla yaşayan, inancıyla yoğrulan ve bu topraklarda bir medeniyet kurmuş insanların mirasını taşıyoruz.<br />
Şimdi bize düşen görev; bu mirasa güzel ahlakımızla, güzel amellerimizle layık olmaya çalışmak ve onu gelecek nesillere aktarmaktır.</p>

<p>Bu yüzden bayramımıza kavuştuğumuz için Allah’a şükrediyoruz.</p>

<p>Her yıl bu güzel güne ulaşmanın sevincini ve huzurunu yeniden yaşıyoruz.</p>

<p>Ve “nice bayramlara” diyerek,<br />
herkesin Ramazan Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum.</p>

<p><strong>Kadir Duran</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-20%20at%2012_52_44.jpeg" style="height:800px; width:534px" /></p>

<p>&nbsp;</p>

<h2>Ramazan Song — Sabra ve Paylaşmaya Adanmış Bir Ezgi</h2>

<p>Hızın, bireyselliğin ve toplumsal parçalanmanın öne çıktığı bir dünyada, <strong>Ramazan Song</strong> adeta gerekli bir duraklama anı sunuyor. Bu şarkı, insanı yeniden özüne çağırıyor: <strong>sabır, iman, dayanışma ve insani bağ</strong>.</p>

<p><strong>Kadir Duran</strong> tarafından yazılıp seslendirilen, bestesi ise yapay zekâ desteğiyle hazırlanan bu eser, aynı zamanda <strong>gelenek ile modernliğin buluşmasını</strong> temsil ediyor. Kadim bir maneviyatın, çağdaş araçlarla yeniden hayat bulmuş hali gibi.</p>

<p>Ramazan ayının ruhundan ilham alan şarkı, aslında evrensel bir deneyimi dile getiriyor. Çünkü Ramazan, sadece oruçtan ibaret değildir; aynı zamanda <strong>iç disiplinin, yeniden dengelenmenin ve başkalarına açılmanın</strong> zamanıdır. Şarkının her sözü, her yıl yeniden hissedilen o derin ve mahrem bekleyişi yansıtıyor; kalplerin farklı, daha yavaş ve daha anlamlı bir zamana hazırlanışını anlatıyor.</p>

<p>Özellikle <strong>Hz. Eyyub’un sabrı</strong> ve <strong>Hz. İbrahim’in cömertliği</strong> gibi peygamberî örneklere yapılan göndermeler, eseri güçlü bir manevi sürekliliğe yerleştiriyor. Böylece şarkı, Ramazan’ın yalnızca bir ibadet dönemi olmadığını; aynı zamanda <strong>sabretmeyi, paylaşmayı ve birlikte olmayı öğreten ahlaki bir miras</strong> olduğunu hatırlatıyor.</p>

<p>Nakaratta sofranın merkezde yer alması ise son derece anlamlıdır. Çünkü iftar sofrası, yalnızca yemek yenilen bir yer değil; <strong>farklılıkların silindiği, bağların yeniden kurulduğu ve kardeşliğin görünür hale geldiği sosyal bir alan</strong>dır. Aynı sofrada buluşmak, aynı duada birleşmek, aynı vakti paylaşmak… Şarkı tam da bu ortak ruhu yansıtır.</p>

<p>Sonuç olarak <strong>Ramazan Song</strong>, müziğin sınırlarını aşan bir anlatıdır. Bu eser; <strong>iman, kültür ve yeniliği bir araya getiren</strong>, insanı yavaşlamaya, düşünmeye ve yeniden bağ kurmaya çağıran güçlü bir davettir. Hem kendimizle hem de başkalarıyla yeniden temas kurmayı önerir. Bugünün dünyasında ise belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur.</p>

<p><strong>Söz ve yorum: Kadir Duran</strong><br />
<strong>Müzik: Yapay zekâ destekli beste</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><a href="https://youtu.be/U_HScppAm40?si=8wMeWfolAkO8eY_g">https://youtu.be/U_HScppAm40?si=8wMeWfolAkO8eY_g</a><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-20%20at%2012_52_43.jpeg" style="height:800px; width:534px" /></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>https://youtu.be/U_HScppAm40?si=8wMeWfolAkO8eY_g</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 16:46:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/05/kadir-duran-1747245752.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Arizona: Reformun sosyal kırılmaya dönüşmesi</title>
                <category>Kadir Duran</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/arizona-reformun-sosyal-kirilmaya-donusmesi-1198</link>
                <author>duranskynetbe@hotmail.com (Kadir Duran)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/arizona-reformun-sosyal-kirilmaya-donusmesi-1198</guid>
                <description><![CDATA[Arizona: Reformun sosyal kırılmaya dönüşmesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#e74c3c">GÖRÜŞ</span></span></h2>

<h3><span style="font-size:48px"><strong>Arizona: Reformun sosyal kırılmaya dönüşmesi</strong></span></h3>

<p><span style="font-size:36px"><strong>12 Mart 2026 gösterisi – Bir değerlendirme</strong></span><br />
<strong>Analiz – Bruxelles Korner / Kadir Duran</strong></p>

<p>12 Mart 2026’da düzenlenen gösteri, Belçika’nın siyasi yaşamında önemli bir dönüm noktası oldu. On binlerce vatandaş – sendikalara göre 100.000’den fazla, polise göre ise yaklaşık 80.000 kişi – bugün Başbakan&nbsp;Bart De Wever&nbsp;tarafından yönetilen ve artık&nbsp;“Arizona hükümeti”&nbsp;olarak anılan federal hükümetin başlattığı reformları protesto etmek için sokaklara çıktı.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-03-13%20at%2015_47_57.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>12 Mart 2026’daki gösterinin ardından yaşananları ve ortaya çıkan tabloyu değerlendirmek gerekir. Bu gösteri, Belçika hükümetinin aldığı kararların yol açtığı sorunları protesto etmek amacıyla düzenlenmişti.</p>

<p>Gerçekte bugün bakıldığında&nbsp;Bart De Wever, hükümet gemisinin gerçek kaptanı olarak görünmektedir. Hükümet kurulurken tartışılan birçok girişimi sürdürmekte ve bu reformları adım adım hayata geçirmektedir.</p>

<p>Ayrıca bu hükümetin&nbsp;son derece kırılgan bir çoğunlukla, neredeyse&nbsp;tek oy farkıyla&nbsp;kurulduğunu hatırlatmak gerekir. Bu nedenle mevcut siyasi denge yapısal olarak hassastır ve her an sorgulanabilir.</p>

<p>Buna rağmen&nbsp;Bart De Wever’in eleştirilerden veya toplumsal mobilizasyondan ciddi biçimde etkilenmiş görünmediği&nbsp;dikkat çekmektedir. İlginç olan ise bu koalisyonun mimarlarından biri olan&nbsp;Georges-Louis Bouchez’in&nbsp;artık çok daha az görünür olmasıdır.</p>

<p>Sonuçta siyasi sorumluluk büyük ölçüde&nbsp;Başbakan Bart De Wever’in omuzlarında toplanmış&nbsp;görünmektedir; bu da doğal olarak onun başbakan olmasının bir sonucudur.</p>

<h2>Önemli bir toplumsal mobilizasyon… ama görmezden mi geliniyor?</h2>

<p>Dün birçok toplumsal hareket hükümetin reformlarına karşı sesini yükseltti.</p>

<p>Sendikalar&nbsp;100.000’den fazla kişinin, polis ise&nbsp;yaklaşık 80.000 kişinin&nbsp;gösterilere katıldığını belirtiyor. Her durumda bu&nbsp;önemli bir mobilizasyondur.</p>

<p>Gösterinin amacı açıktı: Federal hükümetin aldığı ve birçok kişi tarafından&nbsp;adaletsiz ve sosyal açıdan sert&nbsp;olarak görülen önlemleri protesto etmek.</p>

<p>Ancak bu kadar büyük bir katılıma rağmen hükümetin&nbsp;oldukça kayıtsız&nbsp;kaldığı görülüyor.</p>

<p>Son günlerde yapılan bazı açıklamalar da gerilimi artırdı. Özellikle&nbsp;Georges-Louis Bouchez’in, bazı muhalifleri “aptal” olarak nitelemesi ve ardından sözlerini yumuşatmaya çalışarak “bizi Mars’a göndereceklerini düşünmedim” demesi tartışma yarattı.</p>

<p>Bu tür açıklamalar, bazı siyasi aktörlerle toplumun gerçekliği arasında&nbsp;derin bir kopukluk olduğu izlenimini güçlendirdi.</p>

<p>Bu sırada&nbsp;Bart De Wever, hükümetin&nbsp;reform rotasından sapmayacağını&nbsp;açıkladı.</p>

<h2>Endişe yaratan emeklilik reformu</h2>

<p>Eleştirilerin merkezinde özellikle&nbsp;emeklilik reformu&nbsp;bulunuyor.</p>

<p>Mevcut mantık, vatandaşların&nbsp;daha uzun süre çalışmasını&nbsp;teşvik ediyor. Planlanan sistemde&nbsp;kariyer süresinden çok çalışılan saat sayısının&nbsp;dikkate alınması gündemde. Bu da Belçika’nın sosyal modelinin dengelerini ciddi şekilde değiştirebilir.</p>

<p>Bazı gözlemciler bu modeli, bütçe dengesini korumak için insanların&nbsp;çok ileri yaşlara kadar çalıştığı sürekli bir çalışma sistemi&nbsp;olarak tanımlıyor.</p>

<p>Yeni ekonomik kaynaklar, büyüme modelleri veya yapısal inovasyonlar aramak yerine hükümetin politikası daha çok&nbsp;kamu harcamalarını azaltmaya&nbsp;odaklanıyor.</p>

<p>Bu kesintiler şu alanları kapsıyor:</p>

<ul>
	<li>
	<p>emeklilik sistemi</p>
	</li>
	<li>
	<p>sosyal yardımlar</p>
	</li>
	<li>
	<p>sağlık sigortaları (mutualiteler)</p>
	</li>
	<li>
	<p>bazı sosyal güvenlik mekanizmaları</p>
	</li>
</ul>

<p>Başka bir deyişle,&nbsp;sosyal harcamaların azaltıldığı bir politika&nbsp;söz konusu.</p>

<p>Ancak temel soru şu:</p>

<p>Bu kesintilerin yükünü kim taşıyor?</p>

<p>Cevap çoğunlukla açıktır:<br />
orta sınıf ve işçi sınıfı.</p>

<h2>Orta sınıf üzerindeki baskı</h2>

<p>Bu politik yönelim, doğrudan&nbsp;halk kesimlerini ve orta sınıfı&nbsp;etkileme potansiyeline sahiptir. Bu kesimler zamanla bazı sosyal kazanımlarını kaybedebilir.</p>

<p>Emeklilik yaşı belirsizliğini koruyor:<br />
Bugün&nbsp;67, yarın&nbsp;70&nbsp;olabilir.</p>

<p>Ayrıca emeklilik hesaplama yöntemlerinde yapılacak değişiklikler nedeniyle&nbsp;kadın-erkek eşitsizlikleri&nbsp;konusunda da endişeler bulunuyor.</p>

<p>Bazı analistler, Bart De Wever’in politikalarının&nbsp;Belçika modelinde daha derin bir dönüşümü&nbsp;temsil ettiğini düşünüyor.</p>

<p>Bu bakış açısına göre sonuç açık olabilir:</p>

<p>orta sınıfın giderek zayıflaması.</p>

<p>Neden?</p>

<p>Çünkü gelirler azalırken&nbsp;mali ve vergi baskısı yüksek kalmaya devam ediyor.</p>

<p>Vergi indirimleri azalıyor, daha fazla çalışanlar ise her zaman daha fazla avantaj elde edemiyor.</p>

<p>Sonuç olarak toplum&nbsp;daha çok çalışıp göreceli olarak daha az kazanılan bir modele&nbsp;doğru ilerleyebilir.</p>

<h2>Bir sosyal krizin eşiğinde mi?</h2>

<p>Orta vadede bunun ciddi sonuçları olabilir.</p>

<p>Bir-iki yıl içinde birçok hanenin kredilerini ödeyememesi nedeniyle&nbsp;zorunlu gayrimenkul satışlarının artması&nbsp;şaşırtıcı olmayacaktır.</p>

<p>Bu durum şu sonuçlara yol açabilir:</p>

<ul>
	<li>
	<p>aile içi gerilimler</p>
	</li>
	<li>
	<p>boşanmalar</p>
	</li>
	<li>
	<p>güvenlik sorunlarında artış</p>
	</li>
	<li>
	<p>sosyal şiddet</p>
	</li>
</ul>

<p>Birçok kişinin bugün düşünmek istemediği senaryolar bunlar.</p>

<p>Hatta bazı siyasi aktörlerin&nbsp;dikkati başka yönlere çekmeye çalıştığı&nbsp;da söylenebilir.</p>

<p>Bugün bu sosyal gerçeklerin&nbsp;Rusya gibi dış tehditlere ilişkin alarmcı söylemlerle gölgelenmek istendiğini&nbsp;düşünmek bile mümkündür. Böylece artan silahlanma, daha fazla askeri varlık ve devlet kontrolünün güçlendirilmesi meşrulaştırılabilir.</p>

<p>Bazı söylemlerde, sanki dış bir istilacıya karşı değil de&nbsp;kendi toplumuyla bir gerilime hazırlık&nbsp;yapıldığı izlenimi doğuyor.</p>

<p>Üstelik aynı dönemde&nbsp;Vladimir Putin, Avrupa ile diyaloga açık olduğunu ve hatta Avrupa ekonomisinin ihtiyaç duyduğu&nbsp;gaz ve enerji kaynaklarını sağlamaya hazır olduğunu&nbsp;dile getirmiştir.</p>

<p>Bu durum önemli bir soruyu gündeme getiriyor:</p>

<p>Bu güvenlik söylemlerinin arkasında&nbsp;daha derin bir sosyal dönüşüm mü hazırlanıyor?</p>

<p>Ve bu dönüşüm özellikle&nbsp;büyük şehirlerde yaşayan kırılgan bir sosyal sınıfın zayıflamasına mı yol açacak?</p>

<h2>Çok kültürlü ama kırılgan bir şehir: Brüksel</h2>

<p>Bu kırılgan sosyal yapı özellikle&nbsp;Brüksel gibi şehirlerde&nbsp;görülüyor.</p>

<p>Brüksel&nbsp;200’den fazla milliyetten insanın yaşadığı, kültürel açıdan son derece zengin bir şehir.</p>

<p>Ancak aynı zamanda&nbsp;ekonomik açıdan giderek daha kırılgan hale geliyor.</p>

<p>Şehrin sosyal dokusunun önemli bir bölümü&nbsp;60-70 yıl önce gelen göç dalgalarının oluşturduğu topluluklardan&nbsp;oluşuyor.</p>

<p>Buna rağmen bu sosyal gerçeklerin&nbsp;siyasi karar alma süreçlerinde yeterince dikkate alınmadığı&nbsp;görülüyor.</p>

<p>Elbette Brüksel’in reformlara ihtiyacı var.</p>

<p>Bazı harcamaların gözden geçirilmesi, idari yapıların yeniden düzenlenmesi, belediyelerin ve polis teşkilatının daha etkin yönetilmesi gerekebilir.</p>

<p>Ancak bu dönüşümler&nbsp;toplumsal gerçeklikleri dikkate almadan ve ani biçimde&nbsp;gerçekleştirilemez.</p>

<p>Bu kadar çeşitli bir şehirde herkes aynı koşullarda yaşamaz ve aynı perspektifi paylaşmaz.</p>

<p>Bu nedenle&nbsp;daha kapsayıcı ve daha uyumlu kamu politikalarına ihtiyaç vardır.</p>

<h2>Siyasi olarak kırılgan bir hükümet</h2>

<p>Mevcut koşullarda şu soru kaçınılmaz hale geliyor:</p>

<p>Arizona hükümeti bu yasama dönemini gerçekten tamamlayabilecek mi?</p>

<p>Koalisyon kırılgan.<br />
Toplumsal gerilim artıyor.<br />
Bazı reformlar bu gerilimi daha da büyütebilir.</p>

<p>Örneğin&nbsp;%10’luk sermaye kazancı vergisi, zenginleri hedef alan bir önlem olarak sunuluyor.</p>

<p>Ancak pratikte birçok vergi mekanizması bu yükün&nbsp;hafifletilmesine veya ertelenmesine&nbsp;olanak tanıyor.</p>

<p>Sonuç olarak en ağır yük çoğu zaman&nbsp;sıradan vatandaşların&nbsp;üzerine kalıyor.</p>

<p>Emeklilik reformları, mobilite kısıtlamaları, hayat pahalılığı ve artan borçlar nedeniyle birçok kişi&nbsp;ciddi ekonomik kırılganlık&nbsp;yaşayabilir.</p>

<p>Hatta bazıları&nbsp;yüksek kiralar nedeniyle Brüksel’i terk etmek zorunda kalabilir.</p>

<p>Bu sistemde yalnızca&nbsp;yüksek gelire veya birden fazla gelir kaynağına sahip olanlar&nbsp;daha rahat uyum sağlayabilir.</p>

<p>Ancak toplumun büyük bölümü için gerçeklik farklı olacaktır.</p>

<h2>Son söz</h2>

<p>Belki de en başından şu gerçeği anlamamız gerekiyordu:</p>

<p>Arizona aslında Amerika Birleşik Devletleri’nde bir eyalettir.</p>

<p>Ve ABD, dünyada&nbsp;en güçlü kapitalist sistemin sembollerinden biridir.</p>

<p>Bugün Belçika’nın da yavaş yavaş&nbsp;benzer bir modele doğru ilerlediği&nbsp;görülüyor.</p>

<p>Bu modelde:</p>

<p>satın alma gücü toplumdaki değerin temel ölçüsü haline geliyor,<br />
ve sosyal politika giderek sadece parayla ölçülür hale geliyor.</p>

<p>Başka bir ifadeyle:</p>

<p>Paranız varsa ayakta kalabilirsiniz.<br />
Paranız yoksa sistem sizi korumaz.</p>

<p>Ve bütün bunların ortasında vatandaşlardan hâlâ aynı şey isteniyor:</p>

<p>daha fazla çalışmak<br />
ve daha fazla ödemek.</p>

<p>Belki de&nbsp;Arizona modelinin gerçek mantığı tam olarak budur.</p>

<p>Kadir Duran<br />
Tax Man Bruxelles – Vergi Uzmanı</p>

<p>Bruxelles Korner – Analist ve Köşe Yazarı</p>

<p>https://www.bruxelleskorner.com/haber/arizona-quand-la-reforme-devient-fracture-sociale-11030</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 17:51:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/05/kadir-duran-1747245752.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÜRPRİZ -SURPRISE</title>
                <category>Sait Kose</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/surpriz-surprise-1197</link>
                <author>skose6826@GMAIL.COM (Sait Kose)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/surpriz-surprise-1197</guid>
                <description><![CDATA[SÜRPRİZ -SURPRISE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:24px">Pazar Yazısı</span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:26px">SÜRPRİZ -SURPRISE</span></p>

<p style="text-align:center">Türkçe zengin bir dildir. Tarih boyunca başka dillerden kelimeler aldığı gibi, başka dillere de pek çok kelime vermiştir.</p>

<p style="text-align:center">Kültürlerin ve toplumların etkileşimi dilde de kendini gösterir.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2012%20mars%202026%2C%2003_05_57.png" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">Bugün günlük hayatımızda kullandığımız birçok kelime Fransızcadan Türkçeye geçmiştir. Örneğin tren, istasyon, gar, otomobil, restoran, şoför, asansör, balkon gibi kelimeler Fransızca kökenlidir ve artık dilimizin doğal bir parçası haline gelmiştir.</p>

<p style="text-align:center">“SÜRPRİZ” kelimesi de bunlardan biridir. Fransızca "surprendre" fiilinden gelir. Anlamı; beklenmeyen bir anda ortaya çıkan ve insanı şaşırtan durumdur.</p>

<p style="text-align:center">Hayatımızda yaşadığımız sürprizler bazen mutluluk,bazen korku bazende kızgınlık uyandırır.</p>

<p style="text-align:center">Bazıları insanı çok mutlu eder; beklenmedik ama güzel gelişmelerdir. İnsan böyle sürprizleri yaşamayı ister.</p>

<p style="text-align:center">Hayatın içinde küçük ama değerli sürprizler de vardır. Uzun zamandır görmediğiniz bir dosttan gelen bir telefon, beklenmedik bir başarı haberi, hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkan yeni bir fırsat… Bazen hayat, en sade anların içine bile küçük sürprizler saklar.</p>

<p style="text-align:center">Bazı sürprizler ise şaşırtır. İnsanları düşünmeye sevk eder. Beklenen düzeni değiştirir ve yeni bir tablo ortaya çıkarır.</p>

<p style="text-align:center">Hayat ve siyaset de aslında biraz böyledir. Bazen herkesin tahmin ettiği gelişmeler olur. Bazen de kimsenin beklemediği sürprizler ortaya çıkar.</p>

<p style="text-align:center">Ancak hayat ve siyasette asıl mesele sürprizin kendisi değildir. Asıl mesele; doğru zamanda doğru adımı atabilmektir.</p>

<p style="text-align:center">Çünkü hayat da siyaset de bekleyerek değil, karar vererek ilerler.</p>

<p style="text-align:center">Ve bazen bir adım, uzun süredir konuşulan ama kimsenin cesaret edemediği bir değişimin başlangıcı olur.</p>

<p style="text-align:center">Sonuçta şunu da unutmamak gerekir:</p>

<p style="text-align:center">Hayatta ve siyasette en büyük sürprizler, aslında en çok konuşulan ama kimsenin gerçekleşeceğine inanmadığı adımlardır.</p>

<p style="text-align:center">Bazıları o adımı uzaktan izler.</p>

<p style="text-align:center">Bazıları ise o adımı atar.</p>

<p style="text-align:center">Hayatımız hep güzel sürprizlerle dolu olsun inşallah !</p>

<p style="text-align:center">Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü.</p>

<p style="text-align:center">Hayatımıza değer katan, emeğiyle, sabrıyla ve gücüyle toplumumuzu ayakta tutan tüm kadınların DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜ KUTLUYORUM.</p>

<p style="text-align:center">Daha adil, daha eşit ve daha güzel bir dünya için kadınların varlığı ve katkısı her zaman en büyük gücümüzdür.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/648101970_26824723680463435_6074511525864481049_n.jpg" style="height:518px; width:526px" /></p>

<p><em>Sait Köse</em></p>

<p><em>Brüksel, Pazar 8 Mart 2026</em></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 04:58:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2023/09/sait-kose-1694349923.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Korkma Sönmez</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/korkma-sonmez-1196</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/korkma-sonmez-1196</guid>
                <description><![CDATA[Korkma Sönmez]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:20.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#22262a">Korkma Sönmez</span></span></span></strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Anayasa’nın&nbsp; 3. maddesinde Cumhuriyetimizin nitelikleri sayılırken, ‘’Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.’’ hükmüne yer verilmiş, değiştirilmesi teklif&nbsp; edilemeyecek ibaresiyle karara bağlanmıştır.&nbsp; Düşmanlara karşı ordu ve millete cesaret vermek isteyen İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif&nbsp; Ersoy, şiirine “Korkma!” diye başlar. “Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın/Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.” mısraları da ümitli zafer bekleyişini ve geleceğe olan inancını gösterir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2012%20mars%202026%2C%2002_54_28.png" style="height:533px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Korku , bir tehlike anında hayatta kalmayı sağlayan temel bir duygu&nbsp; mekanizmasıdır<span style="background-color:white"><span style="color:black">.İnsan vücudu tehdit algısına farklı tepkiler gösterir.Doğal bir tepki olan korku, ancak kahramanlık gösterilerek ortadan kaldırılır. Kahramanlık, cesaretli olmanın çok ötesindedir. Cesur, içindeki korkusuzluğu&nbsp; davranışa dönüştürdüğünde kahraman olur. Kahramanlık ‘kut’ almış Türk milletine Tanrı’nın bir armağanıdır. Türk’ün kahramanlığı, sadece tarih sayfalarında kalan bir hatıra değildir. Türk, tarih sahnesine çıktığı zamandan bu yana kahramanlığını her zaman göstermiştir. Aradan yüzyıllar geçse de Türk’ün kahramanlık ruhu her dem taptazedir. Kırk yoldaşıyla Çin sarayını basan Kürşad’ın kahramanlığıyla Mehmetçiklerimizin&nbsp; gösterdiği kahramanlıklar arasında fark yoktur. </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <span style="background-color:#f8f5f1"><span style="color:black">Sözlüklerde kahraman: </span></span><span style="background-color:#f8f5f1"><span style="color:black">‘</span></span><span style="background-color:#f8f5f1"><span style="color:black">Savaşta yiğitlik ve cesâret göstererek korkusuzca dövüşen kimse, yiğit, bahadır. Mukaddes bildiği şey uğruna büyük fedakârlıklara katlanan, gayretli, gözü pek ve cesur kimse’’olarak açıklanmıştır. Türkçe’de yiğit, alp, bahadır, er&nbsp; kelimeleri kahraman kavramıyla eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:#f8f5f1"><span style="color:black">&nbsp;Atsız Ata’nın dizelerinde kahramanlık anlamını bulur:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından<br />
Koşar adım gitmeli onların arkasından.<br />
Kahramanlık: İçerek acı ölüm tasından<br />
İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mehmet Akif, İstiklal Marşını ‘’Kahraman Ordumuza’’ armağan etmiştir. Bu hitap, kahramanlık üzerine ne varsa bünyesinde toplayan&nbsp;&nbsp; Milli Ordumuza gerçek anlamda çok uygundur.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şair, buradaki ‘’Korkma’’&nbsp;&nbsp; sözünün&nbsp; esinlenmesini&nbsp; Yüce Peygamberimizin Hicret sırasında sığındıkları Sevr Mağarasında müşriklerden endişelenen Hz. Ebubekir’in elini tutarak söylediği sözden almıştır:<span style="background-color:white"><span style="color:black"> "Korkma, Allah bizimle beraberdir" </span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eski Türklerde bir tevekkül sözü olarak zikredilen; </span></span><strong>&nbsp;</strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">"Tengri biz menen" (Tanrı bizimledir.) deyişi de bu benzerlik bakımından ilgi çekicidir. Keza "Korkmadık, savaştık" sözü, Türk’ün düşmanlarına karşı bir meydan okuma haykırışıdır. Bu ses, 725 yılından Bilge Tonyukuk atamızdan miras olarak 1921’de Mehmet Akif Ersoy dilinde İstiklal Marşımızın ilk sözü olur. Namık Kemal de ‘korkma’ sözünün kaynağını şu dizeyle belirtir: ‘</span></span></span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">"Fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır.’’</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; &nbsp;Korkma, sen kanından, tarihinden ve&nbsp; manevi&nbsp; değerlerinden aldığın cesaret ile&nbsp; her zorluğu yenersin. Tarihine dön, kendine dön. &nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şiirin birinci dörtlüğünde söz konusu olan; “al sancak” tır. Al sancak, Türk milletinin sembolüdür. Türk bayrağının al rengi, şairde alev izlenimi uyandırmıştır. Bu alev “sönmez” dir. Zira onun çıktığı kaynak her Türk ailesinin evinde yanan “ocak” tır&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;Bayrağımızdaki dikkati çeken ikinci sembol; “yıldız”dır. Birinci dörtlüğün üçüncü dizesinde Şair, bu yıldız ile gökteki yıldızı birleştirir. Gökteki yıldıza kimsenin eli dokunamayacağı gibi, “Türk milletinin yıldızı” olan al bayrağın yıldızına da kimse el süremez. Burada yıldız, , baht ve talih anlamında&nbsp; da kullanılmıştır. Ayrıca inanışa göre her insanın gökte bir yıldızı bulunmaktadır. Bu inanış Şair tarafından Türk milletinin yıldızı olarak verilmek istenmiştir. Yıldız, Türk milletinin sembolüdür.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp; İstiklal Marşımız, bağımsızlık ve hürriyetimizi elimizden almak isteyen yedi düvele karşı verilen namus savaşının en sıcak günlerinde yazılmıştır. Mehmet Akif, bu&nbsp; millet destanını Safahat’a almamış, ‘“O benim değil milletimindir” diyerek Türklüğe armağan etmiştir. Son günlerinde “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın” dileğinde bulunmuştur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;Marşımızda milli ve dini kavramlar lirik/hamasi ifadelerle belirtilerek savaşın neler uğruna yapıldığı vurgulanmıştır. Bayrak, hilâl, yıldız, hak, hürriyet, istiklâl, yurt, millet, ırk, vatan, kahramanlık gibi millî kavramlarla iman, şehâdet, helâl, cennet, hudâ, ezan, mâbed, vecd gibi dini değerler birbiriyle uyum halinde zengin bir belâgatla kullanılmış, böylece Millî Mücadele’yi gerçekleştiren Türk milletinin ruh ve şuuru ortaya konulmuştur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İstiklal Marşımız, 12 Mart 1921’de<span style="background-color:white"> TBMM tarafından ‘Milli Marş’ olarak kabul edilmiştir. Bu kutlu günün 105. Yıldönümünde atalarımızı rahmet ve şükranla anıyoruz. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="background-color:white"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mehmet Kaplan Hocamızın tarihimizin her döneminde gerçek kahramanlarımız olan Mehmetçiklerimiz için söylediği sözler kendi gök kubbemizde parlak bir yıldız misali parlamaktadır:’’</span></span> <span style="background-color:white"><span style="color:black">Bu milleti, bütün mazisi, halihazırı ve istikbali ile bütün gerçeği,ideali ve hayat felsefesi ile temsil eden müşterek, gerçekten millî bir sembol varsa, o, Mehmetçik'tir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="color:black">AHMET URFALI</span></span></strong></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 04:49:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MİLLİ ÜLKÜLER</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/milli-ulkuler-1195</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/milli-ulkuler-1195</guid>
                <description><![CDATA[MİLLİ ÜLKÜLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:26.0pt">MİLLİ ÜLKÜLER</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:10.0pt">AHMET URFALI</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tarih aynı zamanda bir milletler mezarlığıdır. Binlerce toplum, tarihin tozlu sayfalarında kaybolup gitmiştir. Varlığını sürdüren toplumlar, kutlu ülküler etrafından birbirine kenetlenmiş insanlardan oluşur. Topluluktan topluma, toplumdan milletleşme aşamasına geçebilmek milli kültür sayesinde gerçekleşebilir. Milletleşme sürecine geçememiş topluluklar, hâliyle devlet de kuramamışlardır. Devlet, milletin teşkilatlanmış yapısıdır. Devlet, milletlerin ana cevheri olan milli kültürden tezahür eder. Milleti meydana getiren insanlar, maddi çıkarları için bir araya gelmiş, anonim şirket üyeleri değildir. Onları gönül ve ruh birliği bir araya toplar, birleştirir, yüce hedeflere ulaştırır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%207%20mars%202026%2C%2023_10_03.png" style="height:533px; width:800px" /></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Avusturyalı bilim insanı Oswald Menghin’in yeryüzünde ilk siyasi kadroları Türklerin meydana getirdiğini ifade eder: “Savaşçılık kabiliyetini iyice güçlendiren demirciliği yanında, otlak ve su için mücadeleler dolayısıyla metaneti artan bozkırlı, aynı zamanda, huzur içinde yaşayabilmek için insanların karşılıklı saygı hissi ile donanması gerektiğini de öğrenmiş ve insan kütlelerini sürekli olarak barış halinde tutabilmek için toplulukta herkes tarafından zaruri bir hukuk düşüncesine ulaşmıştır. Bu devlet fikrinin doğuşudur. İşte savaşçılığına, hukuk fikrine ilavaten yine at sayesinde sağladığı uyuşuk yerli kütleleri zihin durgunluğundan kurtararak, insan iradesine sonsuz faaliyet ufukları açan sürat kavramı ve maddi araç olarak sahip bulunduğu demir vasıtası ile Türkler, kendilerine bağladıkları insanları idare etmek üzere yeryüzünde ilk siyasi kadroları vücuda getirmiş, ilk kanun koyucu millet olmuştur.” </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türkler erdemli millettir. Onların yöneticileri acun beyidir. Dünyadaki gelişmeleri onlar takip eder, yönlendirme ve yönetme onların işidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Türk devleti; din ü devlet mülk ü millet esasına dayanır. "Dini Devlet, Mülkü Millet Muhafazası için Rızaenlillah Nöbetteyim Komutanım”&nbsp; sözü Türk askerinin yeminlerinden biridir. Türk devleti; Devlet-i Aliyye, Devlet-i Hümayun’dur. Devletin kutlu yüceliği bütün dünyayı kucaklayıp sevgi çemberinin içine alır. Bu yüzden Türk devleti, cihan devletidir, cihanşümul devlettir. Türk devleti, devlet-i ebed-müddettir. İla-yı Kelimetullah için nizam-ı âlemi kurmak için mücadele eder. Anadoluculuktan Oğuzculuğa, oradan da Turan’a ulaşmak ve sonunda Türk Cihan Hâkimiyetini sağlamak, Adalar Denizinden Altayların daha ötesine kadar bütün Türk Gençliğine verilmiş milli bir görevdir. Kızıl Elma ise yaklaştıkça uzaklaşan bir kavuşma arzusudur ki, kara sevdası sürüp gider.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türklüğün sırrı yüksek ülkülere sahibi ve takipçisi olmakta yatar. Hangi milletin insanlık hayrına bu kadar erdemli düşünceleri vardır?</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Türk milleti; Uluğ Türkistan’da milli kültürle yoğrulmuş, insanlık ülküleriyle donanmış belli bir yetkinliğe ulaştıktan sonra da ‘’Kutsal Göç’’ ile görevlendirilmiş ve böylece dünyaya yayılmıştır. Dünyanın kaos buhranı yaşadığı çağlarda sevgi, dostluk, kardeşlik ilkelerini bayraklaştırarak barışın elçisi olmuşlardır. Türk’ün kültürel yapısında bulunan kosmos fikriyle dünyaya yeni bir düzen vermişlerdir. Kosmos; düzenlemek, çeki düzen vermek, güzelleştirmek, bezemek, süslemek, donatmak, dünyanın uyumlu birliğini sağlamaktır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kemal Üçüncü, bu konuda muhteşem bir yargıda bulunur; “Türk milleti 5000 yıllık tarihi süreç içerisinde Asya, Avrupa ve Afrika kontrol ettiği 55 milyon kilometrekarelik alanda barış, hoşgörü ve adaletin öncüsü, olmuştur. Bu coğrafyalardaki bütün kadim medeniyetlerle kültürel ve siyasal ilişkilerde bulunmuş tarihin kıdemli bir milletidir.”&nbsp; Bu muazzam fütuhat sadece askeri zaferlerle açıklanamaz. Gönüllere girmek, gönülleri fethetmek Türk hâkimiyet anlayışının en belirgin özelliğidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türkçe’de, "er erdemi-insanlık değeri’’ ifadesi sıkça rastlanılan bir kavramdır. Erdem bir ahlâk terimi olarak kullanılmıştır. Erdem, nefsin iyi huyları ve bunların ahlâkî kalitesine göre dışa yansıyan adaletli davranışlar olarak açıklanmaktadır. TDK sözlüğünde erdem; ahlâkın övdüğü iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk vb. niteliklerin genel adı, fazilet, insanın ruhsal olgunluğu şeklinde ifade edilmiştir. Er erdemi, insanın yukarıda belirttiğimiz olumlu davranışları gösterebilmenin adıdır. İnsanlık değeri olarak karşılık bulan er erdemi, ahlâki değerlere bağlı kalarak bütün insanlığı kucaklayabilmektir. Buradaki er kelimesi, cinsiyet anlamında olmayıp yiğitlik, doğruluk gibi insanlara gösterilebilecek kavramların karşılığıdır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Divân-ı Lügati't-Türk'te Kaşgarlı Mahmut, ‘’Yüce Tanrı, devlet güneşini Türk burçlarında doğdurdu. Dönenceleri onların ülkeleri çevresinde döndürdü. Bundan dolayı onları Türk diye adlandırdı. Onları çağın hakanları yapıp dünyanın egemenlik dizginlerini ellerine verdi. Onları herkese üstün kıldı, tüm insanlıkla görevlendirdi, doğruluğa yöneltti. Onlara katılanları ve onlar adına çabalayanları güçlendirdi.’’ diyerek milli ülkü ülkünün hareket noktasını ortaya koymuştur.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Türk maşeri şuurunda bütün bu erdemli düşünceler yer almaktadır. Siyasi buhranlar, iç çekişmeler, dış müdahaleler, Türk devlet geleneğinden saplamalar gelip geçer. Türk milletinin basireti zaman içerisinde her şeyi yerli yerine oturtur. Nurettin Topçu’nun dediği gibi; ‘’Millet, kökleri mazide, gövdesi halde bulunan, dalları ve yaprakları istikbale uzanan, geçmişte, halde ve gelecekte hatıraları, temayülleri ve tasavvurlariyle birleşmiş olan varlıktır. Maziden gelip hâlden geçerek istikbâle akan bir nehir gibidir. Milleti yaşatan hayatî kuvvetler onun mazisinde gömülüdür. Bu kuvvetler halin hayat tarlasını suladıktan sonra yine kaybolmaz, toprağa gömülmezler,&nbsp; istikbâli de onlar yaratırlar.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 01:06:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALTIN KALEMLE YAZ</title>
                <category>Ferda (Boz) Güneri</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/altin-kalemle-yaz-1194</link>
                <author>FerdaGuneri@bruxelleskorner.com (Ferda (Boz) Güneri)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/altin-kalemle-yaz-1194</guid>
                <description><![CDATA[ALTIN KALEMLE YAZ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><strong>ALTIN KALEMLE YAZ</strong></span></p>

<p style="text-align:center">Dünyada insan çok, adam az<br />
Adam bulursan altın kalemle yaz<br />
Her görünen yüz değil bir nişan<br />
Her konuşan dil değil bir vicdan</p>

<p style="text-align:center">İnsan yürür, gölgesi peşinden gider<br />
Adam yürür, duası önden gider<br />
İnsan bakar menfaate, payına düşene<br />
Adam bakar yetimin titreyen yüreğine</p>

<p style="text-align:center">İnsan kalabalıktır çarşıda, pazarda<br />
Adam sessizdir, durur dara düşen yerde<br />
İnsan çıkarına göre eğilir bükülür<br />
Adam doğruysa kırılır ama eğilmez, dik ölür</p>

<p style="text-align:center">İnsan söz verir, rüzgarla savrulur<br />
Adam söz verir, canıyla kavrulur<br />
İnsan alkış arar, göz arar, meydan arar<br />
Adam geceyi sever; Rabbine açılan bir kapı arar</p>

<p style="text-align:center">Bir anne düşün, saçına ak düşmüş<br />
Kapısında bekler evlat diye üşümüş<br />
İnsan geçer görmeden o kapıyı<br />
Adam: “Bir ihtiyacın var mı, ana?” diye sorar soruyu</p>

<p style="text-align:center">Bir çocuk düşün, kalbinde hayalleri kırık<br />
Ayakkabısı yırtık, yüzü solgun buruk<br />
İnsan görür ve susar<br />
Adam görür ve susmaz; yüreği yanar</p>

<p style="text-align:center">İnsan çoğalır, dünya daralmaz<br />
Adam azalır, gönüller daralır biraz<br />
Çünkü adam omuzdur, sığınılacak dağdır<br />
Fırtınada yanındaysa, korku ayıptır</p>

<p style="text-align:center">Adam dediğin merhamettir, emanettir<br />
Helal lokma, temiz niyettir<br />
Yetimin başını okşayan eldir<br />
Emanete sahip çıkan güvendir</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/61f9e540-768d-4b13-9290-a37b711de729.png" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center">Ey ustam, sen hangisisin söyle?<br />
Kalabalıkta bir isim mi<br />
Yoksa aranan bir gölge mi çölde?<br />
Yoksa utanılan bir karakter mi baş köşe de?</p>

<p style="text-align:center">Dünyada insan çok, adam az<br />
Bulursan birini, kıymet bil, yaz<br />
Hemde altın kalemle yaz ismini deftere<br />
Silmesin zamanın sert esen rüzgarı</p>

<p style="text-align:center">Adamı tanımak zordur ilk bakışta<br />
Çünkü göstermez kendini alkışta<br />
O, yangın yerinde sudur<br />
Yıkılan gönülde umuttur</p>

<p style="text-align:center">İnsan toksa da gönlü açtır<br />
Adam açsa da gönlü toktur<br />
Canlar temiz suyla değil&nbsp;<br />
Temiz niyetle canlanır<br />
Temizliğin suyla değil<br />
Gönülle olduğunu bilir</p>

<p style="text-align:center">İnsan, yetimin hakkına girebilen<br />
Adam olamamış, aynaya bakınca küçülen<br />
Değil adamlık üç beş kuruşta<br />
Marifet adam gibi adam olmakta</p>

<p style="text-align:center">İnsan, mazlumun hakkını yerken susabilen<br />
Vicdanını üç kuruşa kiraya verebilen<br />
Adam, bir mazlumun iç çekişini duyunca irkilen<br />
El uzatmadığı gün kendinden eksilen</p>

<p style="text-align:center">İnsan olmak kolaydır doğmakla<br />
Adam olmak zor; doğrulmakla<br />
Bir ömürlük imtihandır bu yol<br />
Niyetle başlar, tamam olur sabırla</p>

<p style="text-align:center">Ustam…<br />
Sen de bilirsin, adam dediğin<br />
Kırıldığında bile kırmayan<br />
Yandığında bile yakmayan<br />
Sevdi mi omuz olan<br />
Gitti mi iz bırakan&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">Dünyada insan çok, adam az<br />
Adam bulursan altın kalemle yaz<br />
Hatta bir değil, iki kere yaz…<br />
Çünkü böyleleri<br />
Her çağda<br />
Biraz…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 01:33:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/02/ferda-boz-guneri-1740049887.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tahran’da Şok: Yüce Lider’in Açıklanan Ölümü ve Bölgesel Kırılma Riski</title>
                <category>Kadir Duran</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/tahranda-sok-yuce-liderin-aciklanan-olumu-ve-bolgesel-kirilma-riski-1193</link>
                <author>duranskynetbe@hotmail.com (Kadir Duran)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/tahranda-sok-yuce-liderin-aciklanan-olumu-ve-bolgesel-kirilma-riski-1193</guid>
                <description><![CDATA[Tahran’da Şok: Yüce Lider’in Açıklanan Ölümü ve Bölgesel Kırılma Riski]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Tahran’da Şok: Yüce Lider’in Açıklanan Ölümü ve Bölgesel Kırılma Riski</h1>

<p><strong>Görüş – Kadir Duran | Bruxelles Korner</strong></p>

<p><strong>Stratejik darbe, anayasal halefiyet, İran’ın muhtemel karşılığı ve güç dengelerinin yeniden şekillenmesi</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-03-01%20163315.jpg" style="height:534px; width:800px" /></strong></p>

<h2>Giriş</h2>

<p>İran devlet televizyonu, Ayetullah Ali Hamaney’in İsrail’e atfedilen bir askeri operasyon sonucunda hayatını kaybettiğini duyurdu. Bölgesel kaynaklara göre operasyona Amerikan desteği de sağlandı.</p>

<p>İsrail, Türk ve Anglo-Sakson medya organları, Tahran’daki konutuna yönelik hedefli bir saldırıdan söz etti.</p>

<p>Yazının kaleme alındığı saat itibarıyla bazı operasyonel detaylar bağımsız ve kesin teyit sürecini beklemektedir. Ancak bir husus nettir: İran, Anayasa’nın 111. maddesinde öngörülen halefiyet mekanizmasını devreye sokmuştur.</p>

<p>Eğer Yüce Lider’in ölümü tüm büyük uluslararası ajanslarca kesin biçimde doğrulanırsa, bu gelişme Orta Doğu açısından tarihsel ölçekte bir stratejik deprem anlamına gelecektir.</p>

<p>Operasyonel ayrıntılar tam bağımsız doğrulama aşamasındadır. Bununla birlikte, birçok uluslararası medya kuruluşu şu yapısal unsurları teyit etmiştir: anayasal mekanizmanın aktive edilmesi, anlık diplomatik tepkiler ve enerji piyasalarındaki dalgalanma.</p>

<p>Olayın kendisinden öte, asıl mesele bölgesel istikrar ve büyük güçler arasındaki sistemik rekabettir.</p>

<h2>Bildirilen Olaylar</h2>

<p>Çeşitli medya organlarının aktardığı unsurlar şunlardır:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Yüce Lider’in konutuna yönelik bir hava operasyonu düzenlendiği,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Yaklaşık 30 mühimmat kullanıldığı,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Birkaç üst düzey İranlı askeri yetkilinin öldüğü,</p>
	</li>
	<li>
	<p>İsrail medyasının fotoğrafik kanıtların İsrail makamlarına iletildiğini öne sürdüğü,</p>
	</li>
	<li>
	<p><em>Wall Street Journal</em>’ın, operasyon tarih ve saatinin üst düzey İranlı yetkililerin stratejik bir toplantısına göre belirlendiğini yazdığı,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Reuters ve Associated Press’in, İran’ın Anayasa’nın 111. maddesi uyarınca halefiyet mekanizmasını devreye soktuğunu doğruladığı,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Rus ajanslarının aktardığına göre Devlet Başkanı Vladimir Putin’in operasyonu kınadığı.</p>
	</li>
</ul>

<h2>İran: Anayasal Mekanizmanın Derhal Devreye Girmesi</h2>

<p>Yüce Lider makamının boşalması halinde İran Anayasası açık bir prosedür öngörmektedir.</p>

<p>Geçici olarak görevler şu üçlü konsey tarafından yürütülür:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Cumhurbaşkanı,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Yargı Erki Başkanı,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Anayasayı Koruyucular Konseyi’nden bir dinî üye.</p>
	</li>
</ul>

<p>Yeni Yüce Lider ise 88 seçilmiş din adamından oluşan Uzmanlar Meclisi tarafından belirlenir.</p>

<p>Reuters ve AP, kurumsal boşluk oluşmaması için bu mekanizmanın devreye alındığını teyit etmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla söz konusu olan bir iktidar boşluğu değil, hukuken çerçevelenmiş bir geçiş sürecidir.</p>

<h2>Bir Liderin Sonu, Jeopolitik Bir Eşiğin Başlangıcı mı?</h2>

<p>Bazı olaylar askeri taktik düzeyindedir.<br />
Bazıları ise tarihin tektonik plakalarını yerinden oynatır.</p>

<p>Ayetullah Ali Hamaney’in ilan edilen ölümü ikinci kategoriye girer.</p>

<p>Eğer nihai olarak teyit edilirse, bu yalnızca hedefli bir saldırı değildir; İran’ın ötesine taşan büyük bir stratejik kırılmadır.</p>

<h2>Çatışmanın Niteliğini Değiştiren Bir Darbe</h2>

<p>İsrail yalnızca bir rakibi etkisiz hale getirmemiş olabilir.<br />
Rejimin doktriner merkezini hedef almış olabilir.</p>

<p>Yüce Lider sıradan bir devlet başkanı değildir.<br />
İslam Cumhuriyeti’nin teolojik-siyasal sürekliliğinin sembolüdür.</p>

<p>Yabancı bir askeri operasyonla ortadan kaldırılması, jeopolitik çatışmayı sembolik bir hesaplaşmaya dönüştürür.</p>

<p>Bu artık yalnızca stratejik bir karşılaşma değildir.<br />
Algılanan bir aşağılanmadır.</p>

<p>Ve İran siyasal kültüründe aşağılanma, karşılıksız bırakılmaz.</p>

<h2>İsrail Mantığı: Mutlak Önleyicilik Doktrini</h2>

<p>Tel Aviv yıllardır aynı doktrini uygular:<br />
İran’ın askeri nükleer eşiğe ulaşmasını her ne pahasına olursa olsun engellemek.</p>

<p>Eğer saldırı doğrulanırsa, bu niteliksel bir sıçramadır:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Artık çevresel altyapılar değil,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Sistemin başı hedef alınmaktadır.</p>
	</li>
</ul>

<p>Mesaj açıktır: İsrail caydırıcılığında tabu kalmamıştır.</p>

<p>Ancak baş kesme stratejileri her zaman bir risk taşır:<br />
Rakibin ideolojik dayanıklılığını hafife almak.</p>

<h2>İran: İntikam ile Soğukkanlı Hesap Arasında</h2>

<p>İran karikatürize edildiği gibi salt duygusal hareket eden bir aktör değildir.<br />
Rejim derin stratejik akılla hareket eder.</p>

<p>Muhtemel karşılık doğrudan ve konvansiyonel olmayacaktır.<br />
Asimetrik olacaktır:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Hizbullah’ın devreye sokulması,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Amerikan üslerine baskı,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Deniz hatlarında gerilim,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Siber operasyonlar.</p>
	</li>
</ul>

<p>Tahran, ABD ile doğrudan bir savaşın yıkıcı olacağını bilir.<br />
Ancak çatışmayı uzun, maliyetli ve istikrarsız hale getirme kapasitesine sahiptir.</p>

<h2>Enerji Boyutu: Gerçek Kaldıraç</h2>

<p>Orta Doğu, küresel enerji sisteminin kalbidir.</p>

<p>Hürmüz Boğazı bir coğrafi detay değildir;<br />
küresel sistemin sinir düğümüdür.</p>

<p>Kalıcı bir kesinti şu sonuçları doğurabilir:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Petrol fiyatlarında sert yükseliş,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Küresel enflasyon artışı,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Avrupa ekonomilerinin kırılganlaşması,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Çin üzerinde doğrudan baskı.</p>
	</li>
</ul>

<p>Kriz burada bölgesel çerçeveyi aşar.</p>

<h2>Çin: Tartışmanın Kör Noktası</h2>

<p>İran ekonomik olarak izole değildir.<br />
Asya enerji mimarisine entegredir.</p>

<p>Çin, yaptırımlara rağmen İran petrolünün önemli alıcılarındandır.<br />
Tahran’ın kalıcı biçimde zayıflatılması dolaylı olarak Pekin’i etkiler.</p>

<p>Bu dolaylı bir Çin hesaplaşması mıdır?<br />
Bu boyutu dışlamak safdillik olur.</p>

<p>Orta Doğu bir kez daha küresel rekabetin çevresel sahnesine dönüşmektedir.</p>

<h2>Rusya: Hesaplı Stratejik Mesafe</h2>

<p>Moskova kınar, ancak angaje olmaz.</p>

<p>Rusya’nın İsrail ile doğrudan çatışma çıkarı yoktur.<br />
Yüksek enerji fiyatlarından fayda sağlar.</p>

<p>Tutumu pragmatik kalacaktır:<br />
resmî mesafe, stratejik gözlem.</p>

<h2>Avrupa: Siyasi Hizalanma, Ekonomik Kırılganlık</h2>

<p>Avrupa itidal çağrısı yapar.<br />
Ancak belirleyici aktör değildir.</p>

<p>Sorunu şuradadır:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Enerji bağımlılığı,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Lojistik kırılganlık,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Gerçek stratejik özerklik eksikliği.</p>
	</li>
</ul>

<p>Bu kriz Avrupa gücünün sınırlarını bir kez daha ortaya koymaktadır.</p>

<h2>Türkiye: İhtiyat ile Maruziyet Arasında</h2>

<p>Ankara doğrudan angajmandan kaçınacaktır.</p>

<p>Ancak çatışma Suriye ya da Irak’a yayılırsa, Türkiye kayıtsız kalamaz.</p>

<p>Bölgesel istikrar, doğrudan ulusal güvenlik meselesidir.</p>

<h2>Gerçek Risk: Hesap Hatası</h2>

<p>Orta Doğu yıllardır paradoksal bir dengeyle çalışıyor:</p>

<ul>
	<li>
	<p>Sürekli çatışma,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Sınırlı tırmanma,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Karşılıklı caydırıcılık.</p>
	</li>
</ul>

<p>Yüce Lider’in ölümü bu denklemi değiştirir.</p>

<p>Sembol ne kadar güçlü ise, görünür bir karşılık baskısı o kadar artar.</p>

<p>Karşılık ne kadar görünür olursa, zincirleme tırmanma riski o kadar büyür.</p>

<p>Henüz küresel bir savaş aşamasında değiliz.<br />
Ancak yüksek istikrarsızlık fazına girilmiş durumdadır.</p>

<p>Gidişatı belirleyecek üç soru:</p>

<ol>
	<li>
	<p>İran intikamı mı, stratejik sabrı mı tercih edecek?</p>
	</li>
	<li>
	<p>Hizbullah açık savaş eşiğini aşacak mı?</p>
	</li>
	<li>
	<p>Çin pasif mi kalacak, yoksa dolaylı biçimde devreye mi girecek?</p>
	</li>
</ol>

<h2>Sonuç: Tarihsel Bir Eşik</h2>

<p>Yüce Lider’in ilan edilen ölümü bir döngüyü kapatmıyor.<br />
Yeni bir döngü açıyor.</p>

<p>Bu an, kırılgan bir denge döneminin sonu ve daha sert bir bölgesel yeniden yapılanmanın başlangıcı olabilir.</p>

<p>Bölge tarihi bir sabiti öğretir:<br />
Krizler tek bir olaydan doğmaz.<br />
Gerilim hatları kesiştiğinde patlar.</p>

<p>Bugün o hatlar kesişmektedir.</p>

<p>Ve sistemin baskın değişkeni artık belirsizliktir.</p>

<h2>Uluslararası Medyanın Teyit Ettikleri</h2>

<h3>Reuters</h3>

<ol start="111">
	<li>
	<p>madde kapsamındaki anayasal mekanizmanın aktive edildiğini doğrulamıştır. Görevlerin geçici olarak Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Anayasayı Koruyucular Konseyi’nden bir din adamı tarafından yürütüldüğünü belirtmiştir. Ayrıca Rus diplomatik tepkilerine ve itidal çağrılarına yer vermiştir.</p>
	</li>
</ol>

<h3>Associated Press (AP)</h3>

<p>Kurumsal boşluk oluşmadığını, devlet yapısının sürdüğünü ve güvenlik aygıtının Devrim Muhafızları kontrolünde kaldığını vurgulamıştır. Halefin belirlenmesinin yalnızca Uzmanlar Meclisi’nin yetkisinde olduğunu belirtmiştir.</p>

<h3>Wall Street Journal (WSJ)</h3>

<p>Operasyonun titiz planlamasına dikkat çekmiş; zamanlamanın üst düzey İranlı yetkililerin stratejik toplantısına göre ayarlandığını aktarmıştır. İsrail’in önleyici doktrini bağlamına yerleştirmiştir.</p>

<h3>New York Times (NYT)</h3>

<p>Operasyon öncesinde ABD’nin Körfez’deki askeri varlığını artırdığını belirtmiştir. Washington’un İsrail’e destek verirken geniş çaplı bir bölgesel savaştan kaçınma arayışında olduğunu yazmıştır.</p>

<h3>Bloomberg</h3>

<p>Enerji piyasalarındaki anlık etkiye odaklanmıştır. Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir aksamanın petrol fiyatlarında ciddi sıçramaya yol açabileceğini belirtmiştir. Piyasaların son derece hassas olduğunu vurgulamıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Mar 2026 18:31:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/05/kadir-duran-1747245752.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD’NİN İRAN SALDIRISI NASIL VE NE ZAMAN</title>
                <category>Tonyukuk Boran (Uluslararası  Stratejist)</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/abdnin-iran-saldirisi-nasil-ve-ne-zaman-1192</link>
                <author>Tonyukuk@bruxelleskorner.com (Tonyukuk Boran (Uluslararası  Stratejist))</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/abdnin-iran-saldirisi-nasil-ve-ne-zaman-1192</guid>
                <description><![CDATA[ABD’NİN İRAN SALDIRISI NASIL VE NE ZAMAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>ABD’NİN İRAN SALDIRISI NASIL VE NE ZAMAN </strong></span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:right"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><em>Tonyukuk BORAN</em></strong></span></span></p>

<p style="text-align:right">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#0d0d0d">ABD yönetiminin İran’a yönelik doğrudan bir savaşa girmesi konusunda ciddi bir toplumsal ve politik tereddüt olduğu görülmektedir. Özellikle İsrail adına savaşma algısı ve Donald Trump’ın 2018’de çekildiği nükleer anlaşmaya benzer bir sürecin yeniden inşa edilmesinin anlamsızlığı yönündeki eleştiriler dikkat çekmektedir. Hatta Gerald R. Ford uçak gemisi personelinin gemideki tuvalet sistemlerini sabote ettiğine dair iddialar dahi kamuoyuna yansımıştır. Bu iddiaların doğruluğu tartışmalı olsa da, uzun süredir görevde olan Gerald R. Ford uçak gemisi personelinin savaş yorgunluğu psikolojisi etkisi altında olduğu açıktır.</span> </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ABD’nin hava gücü yığınağına bakıldığında Arap Yarımadası dışında, Ürdün, İsrail ve Yunanistan’ın Suda Hava Üssü dâhil ciddi bir kuvvet yığmıştır. Ancak dikkat çeken nokta İran'a yakın üslerde nakliye uçaklarının çokluğudur. </span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2028%20f%C3%A9vr_%202026%2C%2001_10_42.png" style="height:533px; width:800px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Lincoln uçak gemisinin İran’dan 700 km mesafede bulunmasının nedeninin İran balistik füzelerinin tehdidinin azaltılması olarak okunmalıdır. Ayrıca balistik füzelere karşı şimdiye kadar üretilmiş dokuz THAAD sisteminin en az dördünün bölgede bulunduğu bilinmektedir. Ayrıca ABD muhripleri balistik füzelere karşı SM-3 ve SM-6 füzelerini fırlatabilmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>ABD İRAN’A NASIL SALDIRACAK</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Öncelikli soru; saldırıya İsrail mi yoksa ABD tarafından mı başlanacağıdır. ABD’nin bu savaşa İsrail için girdiği düşünürse; İsrail’in ilk hedef olmaması ve az zayiat alması maksadı ile ABD’nin saldırıyı başlatması daha makuldür. Ancak; diplomatik görüşmeler devam ederken ABD’nin kendi ve dünya kamuoyunu ikna edebilmek için İsrail tarafından başlatılan, İran’ın balistik füzeler ile İsrail’e saldırdığı ve devamında ABD’nin İsrail’i korumak için saldırılara başladığı senaryo da gözden kaçırılmamalıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ABD’nin saldırısı; hava unsurları, gemi ve denizaltılardan atılacak füzeler ile ilk saatlerde aşırı yoğun olarak başlayacaktır. İlk hedefler kritik personel, komuta kontrol, hava savunma ve balistik füze sistemleri olacaktır. Ancak şu anda uçakların konuşlandığı üslerden kalkarak ilk sortiyi gerçekleştirmelerini müteakip aynı üslere inmeleri beklenmemelidir. Zira balistik füzelere karşı yeterince korunmayan üslerden harekâtın devam etmesi beklenemez. İran’ın saldırılarının durumunda göre ABD hava gücünü ilerleyen günlerde daha yakın üslere intikal ettirecektir. Bu öngörünün en büyük dayanağı ABD’nin 100’ün üzerinde tanker uçağını bölgeye intikal ettirmiş olması ayrıca İsrail ve Suudi Arabistan’ın sahip olduğu 36 tanker uçağı ile beraber değerlendirildiğinde bu sonuca ulaşılmaktadır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">12 Gün Savaşı’nda İran’ın diplomatik görüşmelerin devam etmesi, saldırının başında yönetim kadrolarının çeşitli yöntemler ile vurulması, komuta kontrol sistemlerinin yok edilmesi ve karıştırılması nedenlerinden dolayı etkili karşı saldırıya geçmesi uzun sürmüştür. Şayet İran gerekli dersleri aldı ise daha kısa zamanda daha yoğun bir şekilde karşı saldırıya geçmesi beklenmelidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>ABD’NİN KARA SALDIRISI</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">YPG/PKK’nın bir anda Suriye’de etkisizleşerek malzeme ve teçhizatının dahi Irak bölgesine aktarılması, IŞİD tutuklularının Irak’a aktarılması kritik gelişmelerdir. İran’ın PJAK (PKK’nın İran kolu) dâhil beş örgütün İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu’ nu kurmaları dikkat çekicidir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ABD nakliye uçaklarının uçuşlarını takip eden bazı kaynaklar, ABD uçaklarının Hazar Denizi üzerinde vericilerini kapatarak izlenmelerini önüne geçildiği bilgisi yer almaktadır. İran’a sınır ülkeler düşünüldüğünde inecekleri ülkelerin Türkmenistan, Afganistan veya Pakistan olması muhtemeldir. Türkmenistan’ın tarafsız ülke konumunda olması, Pakistan’ın ise Belucistan nedeni ile İran saldırısına karşı olması nedeni ile Afganistan olması muhtemeldir. Taliban’ın İran karşıtlığı değerlendirildiğinde ABD ile anlaşma yapması yüksek olasılıktır. Son günlerde Afganistan-Pakistan Savaşının ABD etkisi ile Pakistan’ın meşgul edilmesi maksadını gütmesi muhtemeldir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ABD’nin özel kuvvetlerin yönlendirmesi ile batıda Kürtler ve IŞİD güçlerini kullanarak karada operasyon gerçekleştirmesi muhtemeldir. Bu saldırılar İran’a yönelik hava ve füze taarruzlarının etkisine göre başlatılacaktır. Ancak Trump’ın politik olarak riske girmemek adına özel kuvvetleri kullanmak yerine adını Irak’ta sıkça duyduğumuz Blackwater gibi şirketleri de kullanabilecektir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>SALDIRI NE ZAMAN BAŞLAYACAK</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Basra Körfezi’nde bulunan ABD savaş gemilerinin denize açıldıkları, Gerald R.Ford uçak gemisinin Girit Adasında bulunan Suda Deniz Üssünden ayrılmış olması, ABD’nin İsrail’deki büyükelçiliğini kritik görevdeki personel hariç boşaltması en büyük emarelerdir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ABD tarafından; piyasalarda dalgalanmanın azaltılmasına yönelik bir düşünce hâkim olursa saldırının ABD borsalarının Cuma günü kapanışı sonrasında olması beklenmelidir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ABD’nin İran’a saldırısının gerçekleşmesi durumunda kaybeden en başta İsrail olmak üzere İran ve ABD olacaktır. Saldırı sonrasında ABD’nin modern mühimmat ve balistik füzelere karşı cephaneliğinin ihtiyacı karşılamaktan çok uzak olacağı değerlendirildiğinde Çin’in Tayvan’a müdahalesinin önünde etkili bir ABD askeri gücü olmayacağından en büyük kazanan Çin olacaktır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 03:08:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/04/tonyukuk-boran-uluslararasi-stratejist-1744136572.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gurbetçi Gözüyle Çorum: Hizmet, Kültür, Ramazan – Başkan Halil İbrahim Aşgın</title>
                <category>FİKRİYE AYRANCI KEPER</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/gurbetci-gozuyle-corum-hizmet-kultur-ramazan-baskan-halil-ibrahim-asgin-1191</link>
                <author>keperfikriye@hotmail.com (FİKRİYE AYRANCI KEPER)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/gurbetci-gozuyle-corum-hizmet-kultur-ramazan-baskan-halil-ibrahim-asgin-1191</guid>
                <description><![CDATA[Gurbetçi Gözüyle Çorum: Hizmet, Kültür, Ramazan – Başkan Halil İbrahim Aşgın]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:22px">Gurbetçi Gözüyle Çorum: Hizmet, Kültür, Ramazan – Başkan Halil İbrahim Aşgın</span></p>

<p>Belçika’da yaşayan bir Çorumlu olarak memleketimi her zaman büyük bir özlem ve merakla takip ediyorum. Son yıllarda Çorum’un sadece fiziksel bir dönüşüm değil; aynı zamanda sosyal gelişim, kültürel zenginleşme ve toplumsal dayanışma alanlarında da önemli adımlar attığını görmek, gurbetçi yüreğimi ısıtan bir mutluluk kaynağı oluyor.</p>

<p>Bu değişimin arkasında, Başkan Halil İbrahim Aşgın’ın vizyon sahibi yöneticilik anlayışı, kararlı duruşu ve hizmet odaklı yaklaşımı açıkça hissediliyor. Başkan Aşgın’ın çalışmalarının merkezinde “Çorum’un geleceğini inşa etmek” gibi büyük bir hedef var. Göreve geldiğinden bu yana seçim sürecinde söz verdiği projelerin önemli bir kısmını başarıyla hayata geçirerek halkla verilen sözlerin büyük bir bölümünü tutmayı başardı; altyapıdan üstyapıya, kültür‑sanattan sosyal hizmetlere kadar geniş bir alanda çalışma yürüttü.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-25%20003855.jpg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p>Çorum Belediyesi’nin son dönemde tanıtılan 41 büyük projesi, Çorum için yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. Bu projeler arasında modern bir kongre ve kültür merkezi, yeni yaşam ve ticaret alanları, rekreasyon projeleri ve sosyal mekanlar yer alıyor; bu sayede Çorum, hem kültürel etkinliklere hem bilimsel buluşmalara ev sahipliği yapabilecek bir şehir hâline geliyor.</p>

<p>Bununla birlikte sosyal belediyecilik alanında da adımlar atılıyor. Özellikle çocuklar ve gençler için kurulan Bilim ve Teknoloji Merkezi, aileler için tasarlanan sosyal alanlar ve eğitim‑destek çalışmaları, toplumun her kesimine hitap eden projeler olarak öne çıkıyor. Bu merkezler, geleceğin liderlerini yetiştirmeye yönelik önemli fırsatlar sunuyor.</p>

<p>Ramazan ayı boyunca Başkan Halil İbrahim Aşgın’ın öncülüğünde düzenlenen etkinlikler, şehrin manevi ve toplumsal bağlarını güçlendiriyor. Kurulan iftar çadırları sayesinde halk bir araya gelirken, Hacivat‑Karagöz ve meddah gösterileri, tasavvuf ve ilahi dinletileri Ramazan’ın coşkusunu Çorum’a taşıyor. Çocuklar için düzenlenen yarışmalar, animasyonlar ve etkinlikler, ailelerin birlikte keyifli zaman geçirmesine imkân sunuyor. Tüm bu programlar, sadece manevi bir atmosfer yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda toplumsal dayanışmayı ve birlik duygusunu pekiştiriyor.</p>

<p>Çorum’un tarihi dokusuna sahip çıkmak da bu hizmet anlayışının bir parçası. Kale restorasyonu gibi projeler hem tarihî mirasın korunmasını sağlıyor hem de yeni kuşaklara köklerini hatırlatıyor. Bu tür çalışmalar, yerel kimliği güçlendiren önemli adımlar…</p>

<p>Yine uluslararası arenada Çorum’un temsil edilmesi, kardeş şehir ilişkileri ve kültürel iş birlikleriyle şehrin adı sadece Türkiye’de değil, dış dünyada da duyuluyor. Bu tür girişimler, yerel yönetimin vizyoner bakış açısını ve dışa açılan bir şehir olma hedefini gösteriyor.</p>

<p>Tüm bu hizmetler, sadece fiziki değişimi değil; aynı zamanda toplumun her kesimini içine alan kapsayıcı bir kalkınmayı da beraberinde getiriyor. Çorum’un ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan yükselmesine tanıklık etmek, gurbetçi bir yazar olarak beni hem gururlandırıyor hem de ilham veriyor.</p>

<p>Bu yazıda değindiğim tüm projelerin ve çalışmaların arkasında büyük emek, özveri ve kararlılık var. Bu sebeple Çorum’un bugününe ve yarınlarına şekil veren Başkan Halil İbrahim Aşgın’a ve bu süreçte gece gündüz çalışarak emek veren tüm ekibine içtenlikle teşekkür ediyorum. Çorum halkı, böylesine vizyon sahibi bir lider ve özverili bir ekip ile çalışma imkânına sahip olduğu için gerçekten çok şanslı.</p>

<p>Aynı zamanda bende;<br />
Mutluyum ve Çorumluyum ?</p>

<p>Sağlıcakla kalın!</p>

<p>Fikriye Ayrancı Keper<br />
Belçika-Çorum</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 02:31:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/06/fikriye-ayranci-keper-1719178271.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Le Parlement belge, ou la République de la chaise musicale</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/le-parlement-belge-ou-la-republique-de-la-chaise-musicale-1190</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/le-parlement-belge-ou-la-republique-de-la-chaise-musicale-1190</guid>
                <description><![CDATA[Le Parlement belge, ou la République de la chaise musicale]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align:center"><span style="font-size:22px"><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#e74c3c">OPINION</span></strong></span></span></h2>

<h2 style="text-align:center">&nbsp;</h2>

<h2 style="text-align:center">Le Parlement belge, ou la République de la chaise musicale</h2>

<h3 style="text-align:center">Quand le pouvoir devient un jeu de déplacement permanent</h3>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-21%20234359.jpg" style="height:528px; width:800px" /></p>

<h2 style="text-align:center">&nbsp;</h2>

<p><strong>La chaise musicale.</strong><br />
Un jeu d’enfance en apparence. Une métaphore politique en réalité.</p>

<p>Le principe est simple : la musique joue, les participants tournent autour des sièges, et lorsque le son s’arrête, chacun se précipite pour conserver une place. Un siège en moins, un éliminé de plus. Et ainsi de suite, jusqu’à ce qu’il ne reste qu’un seul occupant.</p>

<p>Ce mécanisme, conçu comme un divertissement, semble aujourd’hui constituer une grille de lecture étonnamment pertinente du fonctionnement du pouvoir politique en Belgique.</p>

<h2>La Belgique : un théâtre institutionnel permanent</h2>

<p>La Belgique n’est pas une démocratie présidentielle. Elle est une démocratie parlementaire de coalition, ce qui implique une réalité structurelle :&nbsp;<strong>le pouvoir ne se conquiert pas seul, il se négocie en permanence.</strong></p>

<p>Dans ce système :</p>

<ul>
	<li>
	<p>Les électeurs votent pour des parlementaires ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>Les partis négocient entre eux pendant des semaines, parfois des mois ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>Les postes ministériels sont répartis selon des équilibres politiques, linguistiques et stratégiques ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>Et les acteurs changent régulièrement de fonction, sans nécessairement repasser par les urnes.</p>
	</li>
</ul>

<p>Ce phénomène produit une dynamique caractéristique :&nbsp;<strong>le pouvoir circule davantage qu’il ne s’enracine.</strong></p>

<p>Un parlementaire devient ministre.<br />
Un ministre devient bourgmestre.<br />
Un bourgmestre devient président de parti.<br />
Un président de parti redevient parlementaire.</p>

<p>La musique ne s’arrête jamais vraiment.</p>

<h2>Le pouvoir comme mouvement, non comme mandat</h2>

<p>Dans les systèmes politiques plus centralisés, le pouvoir repose souvent sur une figure dominante. En Belgique, au contraire, le pouvoir est fragmenté, partagé, et constamment redistribué.</p>

<p>Ce modèle repose sur trois réalités structurelles :</p>

<h3>1. La logique des coalitions</h3>

<p>Aucun parti ne gouverne seul. La majorité est toujours le produit d’un compromis.</p>

<h3>2. La logique des équilibres communautaires</h3>

<p>Chaque nomination doit respecter un équilibre entre francophones et néerlandophones.</p>

<h3>3. La logique des partis</h3>

<p>Les présidents de partis disposent d’un rôle déterminant dans la désignation des fonctions exécutives.</p>

<p>Ainsi, le vote populaire constitue une base, mais la répartition effective du pouvoir relève d’une architecture négociée.</p>

<h2>Le Parlement comme scène, le gouvernement comme coulisse</h2>

<p>La démocratie belge fonctionne selon une distinction fondamentale :</p>

<ul>
	<li>
	<p>Le Parlement est la scène visible, où se tiennent les débats publics ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>Le gouvernement est l’espace exécutif, où se prennent les décisions ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>Les partis sont les véritables centres de gravité, où se négocient les équilibres.</p>
	</li>
</ul>

<p>Dans cette configuration, les acteurs politiques deviennent à la fois :</p>

<ul>
	<li>
	<p>comédiens,</p>
	</li>
	<li>
	<p>metteurs en scène,</p>
	</li>
	<li>
	<p>et parfois scénaristes de leur propre trajectoire.</p>
	</li>
</ul>

<p>Le déplacement entre ces rôles est constant.</p>

<h2>Une instabilité structurelle ou une stabilité sophistiquée ?</h2>

<p>Ce système peut donner l’impression d’une instabilité permanente. Pourtant, il constitue aussi une forme de stabilité paradoxale.</p>

<p>La Belgique évite les ruptures brutales. Elle privilégie les transitions négociées.</p>

<p>Ce n’est pas une politique de conquête.<br />
C’est une politique de positionnement.</p>

<p>Le pouvoir ne s’impose pas.<br />
Il se redistribue.</p>

<h2>Conclusion &nbsp;La musique continue</h2>

<p>La chaise musicale n’est ni un film, ni un instrument dans le cas belge.</p>

<p>C’est une mécanique.</p>

<p>Une mécanique institutionnelle où le pouvoir circule, se déplace, se négocie et se recompose sans cesse.</p>

<p>Le Parlement belge n’est pas immobile.<br />
Il est en mouvement permanent.</p>

<p>Et tant que la musique institutionnelle joue, les acteurs continueront à tourner autour des sièges.</p>

<p><strong>Question centrale :</strong><br />
dans ce système, qui contrôle réellement la musique ?</p>

<p><br />
<strong>Kadir Duran</strong><br />
Bruxelles Korner</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 01:44:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“SOYAĞACI” IŞIĞINDA EPSTEIN BATAKLIĞI</title>
                <category>Prof. Dr. Hilmi Özden</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/soyagaci-isiginda-epstein-batakligi-1189</link>
                <author>ProfDrHilmiozden@bruxelleskorner.com (Prof. Dr. Hilmi Özden)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/soyagaci-isiginda-epstein-batakligi-1189</guid>
                <description><![CDATA[“SOYAĞACI” IŞIĞINDA EPSTEIN BATAKLIĞI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">“SOYAĞACI” IŞIĞINDA EPSTEIN BATAKLIĞI</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Hilmi ÖZDEN<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" style="color:blue; text-decoration:underline" title=""><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></strong></a></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="https://www.youtube.com/watch?v=vQHfJy3E9CA" style="color:blue; text-decoration:underline">https://www.youtube.com/watch?v=vQHfJy3E9CA</a></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-21%20145752.jpg" style="height:461px; width:800px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong><span style="font-size:14.0pt">Özet</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Öznur Yılmaz Soyağacı romanına <strong>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Vatanı Korumak çocukları korumakla başlar”</strong> uyarısı ile giriş yapar. Eser 2021 yılında kaleme alınmıştır. Roman güçlü ve zengin bir öngörüye sahiptir. Günümüzde (2026) Epstein skandalı ile çocukların korunmadığı ortaya çıkmaktadır. İstihbaratın o denli güçlendiği bir dünyada (CIA, MI6, MOSSAD, vd.)&nbsp; bu utanç nasıl olurda insanlığa ağır yükler getirmektedir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Eserde Şöhret ve Murat’ın bebekleri olarak dünyaya gelen Meryem, Murat’ın ABD 6. Filosu protestosu sonrası öldürülmesiyle Şöhret tarafından yabancı uyruklu okul arkadaşları Şeküre ve Ziya’ya evlatlık olarak verilir. Onların ise emperyalistlerle ilişkisi vardır. Şeküre yeni doğanları hastanelerde karıştırarak soyu bozmakla görevlidir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Şeküre ve Ziya daha sonra İngiltere’ye gidince Uluslararası pedofil sapıklara ölümsüzlük serumu pazarlayan kilit isimler olur. Meryem’i Mary olarak büyütürler. Mary, annesi ve babası sandığı Şeküre ve Ziya’nın ölümünden sonra onların nasıl korkunç bir çetenin üyesi olduğunu öğrenecektir. Romanın bebek ve çocuk kaçakçılığı ilgili kısmı adeta günümüzde basına düşen Epstein bataklığını deşifre etmektedir. Bu yazıda romanın sadece bu boyutu kaleme alınmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Anahtar Kelimeler</strong>: Soyağacı, Epstein Skandalı, Bebek/çocuk Kaçakçılığı, Sözde Seçilmişler, Adrenokrom</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong><strong><span style="font-size:14.0pt">Giriş</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Gazeteler: “ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein ile ilgili belgelerin ilk bölümünü 19 Aralık 2025 Cuma günü yayınladığını açıkladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">O günden bugüne ve gelecek günlerde neler ortaya çıkacağı kamuoyunca görülecektir. Çocuk istismarı, cenin ve bebek katliamlarına kadar birçok insanlık suçunun işlendiği gözler önüne serilmektedir. Ne yazık ki kendini elitler, seçkinler yahut seçilmişler sanan bir sürü insan dışı insan görünümlü organizma bu suç örgütüne katılmıştır. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:8pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu noktada edebî bir roman olmasına rağmen belgesel nitelik taşıyan </span></span><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">(E) </span></span></strong></span><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Mak.Müh.Kd.Alb.Öznur YILMAZ</span></span></strong></span><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">’ın “</span></span></strong></span><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Soysuzlar için Soyağacı</span></span></strong></span><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" style="color:blue; text-decoration:underline" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[2]</span></span></strong></span></span></a><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">” isimli eseri Epstein Bataklığı ve benzerlerinin haber vericisi ve toplumları uyandırı aydın kalemlerden birine aittir. Karanlıkta kalmış toplumlar ve insanlar mutlaka böyle kalemlerin ışığına ihtiyaç duyarlar. Edebî eserler veya kaynaklara dayanan bilimsel çalışmalar gözleri açar ve uyuyan gözleri rahatsız eder.</span></span></strong></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:8pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;İnsanlığın rehavet uykusundan uyanması ve üzerindeki ölü toprağını atması gerekmektedir. ABD ve birçok ülke ile bağlantısı olduğu ortaya çıkan </span></span></strong></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Epstein skandalı bilim insanından siyasetçisine, sanatçısından iş dünyasına kadar kendilerini elit ve yeryüzünde ölümsüzlük hakkına sahip olduğunu zanneden yaptıkları sorumsuzlukları adrenalin yükseltiyoruz bahanesiyle doğal bir stres hormonunu karanlık dünyalarına karıştıranlara herhalde insanlığın değil tüm canlıların yüz karası demek gerekmektedir. Üstelik adrenalin hastanelerin acil servislerinde yoğun bakımlarında hayat kurtarıcı bir ilaçtır. Her sağlık personelininde yanında bulunması da tavsiye edilir. Epstein skandalında çokça bahsedilen Adrenochrom’un adrenalin türevi olduğu ve piyasada satıldığı bilindiğine göre komplo teorilerine bir yenisi daha mı eklenmektedir? Bu konuda yani adrenokrom üzerinden birşey söylemek için erken olsa da her hormon yahut kimyasal bileşiğin doz ve sürelerinin dikkate alınması tıbbi çalışmalarda bilinen bir gerçektir. <span style="background-color:white"><span style="color:black">Vitaminler dahil kimyasal bileşiklerin uygulanan süre, doz, vd. birçok belirleyicileri ile faydalı yahut zararlı olabilmektedir. Hayvan deneyleri yahut hücre kültürü çalışmaları yapanlar bunu gayet iyi bilmektedir. Klinik uygulamalarda bunu teyit eder. Bu yazıda “Soysuzlar için Soyağacı” romanının Epstein Bataklığını yıllar öncesinden deşifre eden yönlerinin ele alınması amaçlanmıştır.</span></span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:8pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Soysuzlar için Soyağacı (Türkiye)</span></span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:8pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Soyağacı romanı ABD altıncı filosunun İstanbul’a (Welcome 6. Filo) gelişi ile başlar. Evli bir kadın olan Hanife’nin Missouri zırhlısından bir askeri personelle eşini aldatması soyağacının ilk (1. kuşak: 1946) bozulmasıdır. Bu yasak ilişkiden Şöhret isimli bir kızları olur. Yıllar sonra (2. kuşak: 1968-1969) Şöhret’in Murat isimli bir sevgilisi vardır. Şöhret ve Murat’ın aralarındaki beraberlikten Meryem &nbsp;isimli kızları dünyaya gelse de Murat’ın 6. Filo’nun geliş sonrası öğrenci protestoları sırasında öldürülmesi nedeniyle yabancı uyruklu arkadaşlarına onu evlatlık olarak verir. Arkadaşları “Şeküre ve Ziya, </span></span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">öğrenci gibi görünen, ancak emperyalistler tarafından seçilmiş, özenle eğitilmiş ve çeşitli ülkelere bir ve­sileyle sızdırılmış yasadışı örgüt üyesi, sosyal ajanlardandı. Gö­revleri, bulundukları ülkelerde soyu bozmak için emperyalizm uşaklarını seçmek ve emperyalizme tehdit olabilecek, Murat gibi geleceğin kuvvetli seslerini tespit edip ihbar etmekti!”(s. 88 ) </span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:8pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ziya, Meryem bebeğin babası ve vatanperver, antiemperyalist&nbsp; bir Türk genci olan Murat’ı ihbar etmiş öldürtmüştü. “Şeküre'nin görevi ise Ziya'ya nazaran biraz daha ağırdı. Kadın olduğu için bulundukları coğrafyada dikkat çekmeyecekti. Şeküre, hastanelerin yeni doğan kliniğinde gezmek ve yeni doğan bebeklere beşiklerinde yer değiştirmekle görevliydi. Amaç, netti. Birbirleriyle karışan bebeklerin gerçek aileleri ile bağlantıları kesileceğinden sosyal yapının organize olarak bozulması daha kolay sağlanacaktı. Soyağacının temelini oluş­turan aile ortamında nüve, yani çekirdek çatladı mı düşüncele­rin duygulardan bağımsız olması, dilin ise bambaşka telden çalması kendiliğinden kaos ortamını beraberinde getirecekti. Her kaos da bir süre sonra asıl sömürgecilerini ortaya çıkaracaktı” (s.89). </span></span></strong></span></span></p>

<p style="margin-left:4px; margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Çekirdek ailede nüve çatlatılınca aile sandıkları ortamda yetişirken kan bağının yüklediği aidiyetle alakalı manevi de­ğerlerden olabildiğince yoksun kalan nesil, bu eksikliklerini kapatmak amacıyla maddi değerlere ölümüne bağlanacaktı. Ne kadar doysa da tatminsiz olan yeni yeşeren nesle, tam bağımlılık konusunda istenilen şekil en doğal yoldan verilebilecekti. Toplumun genel kesimi de üzüm üzüme baka baka kararacaktı! Tek bir merkezden kontrol edilip yönetilecek, milliyet, zür­riyet ayrımını ortadan kaldıracak ve tüm sınırları yok edecek dünya vatandaşlığı düzeninin zemini, yıllar öncesinden üst akıl tarafından hazırlanmıştı. Yenidünya düzenine geçilirken, yani rahmani düzen yıkıldıktan sonrası için de gereği düşünülmüştü. Soyağacının en temel taşı çekirdek ailede nüveyi çatlatmak. Zira inanç ve etnik ayrımlarla coğrafyayı karıştırmak, ancak bir zamana kadar mümkün olabilecekti. Yani, X, Y kuşağı tamamdı da Z kuşağı için de gereği düşünülmüştü!” (s.89)</span></span></p>

<p style="margin-left:8px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Bilinçli ve farkındalığı yüksek, gümbür gümbür gelen Z kuşağının başkaldıran, kafa tutan isyanı, emperyalizmin işine gelmiyordu. Çünkü emperyalizmin ekmek kapıları, inanç ve etnik ayrışmalardı. Bilim, teknoloji ve yeni oluşum ekseninde din eski gücünü yitirdikçe emperyalizm farkındalığı yüksek nesil için de yıllar öncesinden yenidünya düzeni bağlamında önlemini almıştı. Kişiye özel farklı senaryo çoktan yazılmış, zar atar gibi kültür motiflerine işlenmişti. Bu plan, dinler muazzam güçlerini kaybettiği anda uygulamaya geçirilecekti. Amaç, yeni nesle yaptığından ya da ona yapılandan utanmamasını öğretmekti. Yani, vicdan diye bir şeyin olmayacaktı ... insani değerler sömürülürken kalpler nasır tutacak, olup biten kendi başına gelmedikçe kimse umursamayacaktı. Bu planda, "Önce ben" vardı. “Sonra ben, hep ben” vardı. Uluslar üstü sosyal düzenin sağlanması için, herhangi bir ahlaki anlayışın, tüm inanç sisteminin, vatanseverlik gibi ulvi değerlerin ve insan haysiyetinin hiçe sayılarak yok edilmesi ya da talan edilmesi planın aşamalarındandı. Plan, işlevsellikten uzakmış gibi görünse de, soyu bozmanın amacı göz dikilen coğrafyaya topyekun saldırıp imha etmek değildi. Emperyalizmin istediği model, her şartta insanın insanı rahatça sömüreceği zeminleri oluşturmaktı. Kurulacak sistem, insanı yaşatmak değil, sömürmek üzerineydi. Ta ki sömürülecek bir şeyleri kalmayıncaya kadar ... Teknolojinin insan hayatında ilerlemesi, bilgiyi eninde so­nunda, sömürülen ve oyuna getirilen cahillerin bile gözlerinin önlerine serecekti. Sonrasında, onlar bile uyanacaktı. Çünkü, günümüz teknolojisinden bilinçli faydalanan nesil için doğru ile yanlışı ayırt etmek de kolaylaşmaktaydı; bu durum on­ları sömürecek sistemin işini hem kolaylaştırıp hem de zor­laştırmaktaydı. Ancak, bu tehdidi bertaraf etmek de yeni kur­gulanan planda kolaydı” Eğitim sistemi, türlü bahanelerle en çarpık hale sokulacaktı. Emperyal hülyaya hizmetteki en kolay ve en etkili mihenk taşı bulunmuştu” (s.90). Zira neslin kırılması ve geriden gelenlerin emperyalizmin niyeti doğrultusunda kayıtsız şartsız hizmet etmeleri için eğitim sisteminin çöküşüne sabretmek gerekliydi. Malum, her şeyin başı da sonu da eğitimdi! Eğitimde, sadece iki nesil kaybedildi mi geriden gelen ne­silden ne ailesine ne de milletine yarar gelmeyeceği açıktı. Hedef buydu. Çünkü emperyalizm gözünü diktiği coğrafyada, hedef aldığı ülkede amaçlarını gerçekleştirmek için sinsi plan­larını uzun vadeye yayar. Hedef, ortalama yirmi yıl içinde nesiller arasındaki nüveyi çatlatabilmektir. Bunun için toplum mühendisliği ve sosyal mühendislik stratejilerini kullanır. Bu kara büyü gibi stratejiyle, uzun vadeli propagandalarla halkın önceden değer verdiği her şey ama özellikle ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk gözden düşürülecektir. Örümcek ağı gibi sarılan iyi bir hikayenin arasına gizlenen türlü mesajlar ile de algı yanılması oluşturularak halk doğru bildiği şeylere önce şüphe ile yaklaşacak, daha sonra doğruların yerini yalanlar alacaktır. En ileri safhada da tepkisizleştirilen ve sıkı sıkıya maddiyata sarılan nesle verilen talimatlar otomatik kabul ettirilecektir. Böylesi cehaletle yetişen şuursuzlar, emperyalizmin karanlık niyetlerini adeta kanların son damlası kalana kadar, onlardan bile daha hararetle savunurlar. Emperyalizm ise koltuğuna yaslanıp seyre dalmıştır. Bu kanı bozuk yöntemde, her şeyin çok yavaş, sezdirmeden ilerlemesi esastı. Ancak sonuç kesindi. Zincir en zayıf nokta­sından kendiliğinden kırılacaktı. Hastalıklı genler, aileler arasında birbirlerine en doğal ve en kolay yoldan bebek de­ğişimleriyle bulaştırılacaktı. Ailelerin ruhu bile duymadan, soyu bozma eylemlerine start verilmişti. Ne kadar çok bebek değiştirilebilirse, hain plan o kadar rayında işleyecekti. Bu yön­tem misyonerlikten daha etkiliydi. Maneviyat değerleri yerine geçen maddi tutulmaları da yeni neslin arasına sokmak, emperyalizm için çocuk oyuncağıydı. "Hep ben" diyen, hiç vermeden hep almak isteyen doyumsuz bir gençlik yetişecekti (s.91). Çevrelerinde ne dolap döndüğünü önemsemeyen, ellerindekiyle yetinmeyip avazı çıktığı kadar daha iyisi benim hakkımdır diye bağıran -hakkı olmasa da- baş­kasının elindekine göz diken bir nesil. Şeküre ve Ziya da plandaki asıl yerlerinin ne olduğunu henüz sökememişlerdi. Sistem diye tanımladıkları matrisin içinde kendilerine verilen görevleri layıkıyla yaptıkça, yani acımasızlıkları ölçüsünde edindikleri terfiler ile piramidin üst basarnaklanna hızla tırmanıyorlardı. Bu mevkid insan diye bir şey yoktu! Matris içinde, insanın insanı sömürmesi, ama özellikle ilk etapta çocukların sömürülmesi amaçtı. Şeküre ve Ziya, ilerleyen yıllarda “ölümsüzlük serumu” adı altında şişelenip dünya genelindeki pedofil sapıklara açık artırma ile satılan “adrenochrome”un uluslararası trafiğinin üst düzey kilit isimlerinden olacaklardı (92). </span></span></p>

<p style="margin-left:8px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong><span style="font-size:14.0pt">Adrenokrom</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Burada Epstein bataklığı (Skandalı)nda da bahsi çok geçen adrenochrom (Adrenokrom) üzerinde durmak gerekiyor. <span style="color:#1a1b1b">Adrenokrom, Hunter Thompson’ın 1971 tarihli “Fear and Loathing in Las Vegas” romanı ve 1998 yapımı filmi ile tanınmıştır. Hem roman hem de filmde adrenokromun insanlardan elde edilen halüsinojen madde&nbsp; olarak tanımlanmıştır. Fakat bu maddenin tedavi edici, gençleştirici bir özelliği henüz keşfedilmemiştir.&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="margin-left:4px; margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Her klasik kaynakta ifade edildiği gibi “adrenokrom, adrenalinin oksidasyon ürünüdür ve ilgili katekolaminlerin oksidasyonunda kolayca elde edilen aminokromlar olarak bilinen kırmızıdan mora renkli indolin-5,6-kinonlar ailesinin en bilinen üyesidir” (Heacock &amp; Powell, 1975: 277) .&nbsp; Panfilov ve arkadaşlarının (2025) “<em>Epinefrinin (Adrenalin) Fotokimyasal Salınımı Sırasında Toksik Yan Ürün Oluşumunun Azaltılması</em>” isimli çalışmasında “<span style="background-color:white"><span style="color:black">adrenalinin (epinefrin) fotokimyasal salınımı, nöro ve kardiyotoksik etkilere sahip olan adrenokrom oluşumuyla birlikte gerçekleşir” denmektedir. &nbsp;</span></span>Panfilov ve arkadaşları b<span style="background-color:white"><span style="color:black">u etkiyi ayrıntılı olarak incelemek için, iki “kafeslenmiş” (Bileşenlerden birinin oluşturduğu boşlukların başka bir bileşene ait atom ve iyonlarla doldurulmasıyla oluşan bir kimyasal bileşik) adrenalin analogu (başka bir bileşiğe yapısal açıdan benzese de, işlevsel ve alt gruplarda farklılık göstermesi durumu) sentezlemişler ve karşılaştırmışlardır. Bu analoglardan ilki, adrenalin’in amino grubuna bağlı bir&nbsp;<em>orto</em>&nbsp;-nitrobenzil koruyucu gruba sahip klasik bir bileşiktir. İkinci analog,&nbsp;<em>orto</em>&nbsp;-nitrobenzil grubunu korumakla birlikte ek bir karbamat bağlayıcı içermiştir. Her iki bileşiğin fotolizi (bir kimyasal bileşiğin moleküllerinin ışığın ( fotonların ) emilimiyle parçalandığı kimyasal bir reaksiyon) aynı koşullar altında gerçekleştirilmiş ve elde edilen ürünler UV-Vis spektroskopisi (Ultraviyole ve görünür ışık (UV-Vis) absorpsiyon spektroskopi bir ışın demetinin bir örnekten geçtikten veya bir örnek yüzeyinden yansıtıldıktan sonraki azalmasının ölçülmesi), kromatografi (karışım halindeki maddeleri analiz etmek, saflaştırmak, ve karışım içerisindeki bileşenleri tanımlamak ve miktarını ölçmek amacı ile kullanılan bir yöntem) ve NMR teknikleri (</span></span><span style="color:black">kimyasal olarak moleküllerin yapı tayinini belirlemek için)</span>&nbsp;<span style="background-color:white"><span style="color:black"> kullanılarak analiz edilmiştir. Şaşırtıcı bir şekilde, klasik bileşik adrenokrom oluşumuna yol açarken, karbamat tipi kafeslenmiş adrenalin bu yan ürünü üretmemiş ve aktif maddenin temiz bir şekilde salınmasını sağlamıştır.&nbsp;Sonuç olarak b</span></span>u makalede, bir karbamat bağlayıcısının adrenalinin “kafesli” bir analoğuna eklenmesinin, ürünün kafesten çıkarılması sırasında foto oksidasyonunu azalttığını göstermiştir. Bu, nöro ve kardiyotoksik etkilere sahip adrenokrom ve alt ürünlerin oluşumu olmadan adrenalinin temiz bir şekilde üretilmesini sağlamıştır. Çalışma daha sonra, yeni karbamat tipi “kafesli” adrenalinin in vitro trombosit aktivasyonu için uygulanabilirliğine de örnek teşkil edecektir (Panfilov, 2025:10).</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Adrenalin ve adrenokromdam benzerliğinden farklı olarak “clostridium botulinum” bakterisinin ürettiği bir toksin olan botulinum toksini de örnek verilebilir. Tıbbi uygulamalarda gerekli durumlarda ve minimal dozlarda örneğin; kas tonusunda azalma, inme hastalarındaki üst ekstremite (kollar) spastisitesinde (kas hareketlerinde) &nbsp;botulinum toksini hastaların iyileşmesine katkıda bulunmaktadır. Aynı botulinum’un bir tatlı kaşığı kadarı ise teorik anlamda (pratikte mümkün olmasa da ) 85 milyonluk Türkiye’yi biyolojik silah olarak yok edebilme gücüne sahiptir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:8pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Soysuzlar için Soyağacı (Londra)</span></span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:8pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Meryem’i de yanlarına alan Şeküre ve Ziya daha sonra Türkiye’den ayrılır ve Londra’ya yerleşirler. Evlatları gibi gösterdikleri Meryem ile hiç dikkatte çekmezler. Meryem’in adını da Mary &nbsp;yapmışlardır. Mary burada büyür anne ve babası olarak Şeküre ve Ziya’yı bilir. Londra’da David isimli biriyle evlenir (1990: 3.Kuşak). Bu evlilikten Adam isimli bir çocukları (2000’ler: 4.Kuşak) olursa da boşanırlar.</span></span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:8pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Boşanma sonrası yıkılan hayatını geri toplayıp ayağa kalk­maya çalışan Mary, annesi Şeküre'yi ve babası Ziya'yı ru­hunda deprem etkisiyle ansızın Londra'da toprağa verdikten hemen sonra baba evine döndüğünde şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Elini atıp açtığı her çekmecenin ya da kilitli her valizin içinden tomar tomar para ve külçe külçe altın çıkmıştı”(s.182).</span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"> Bu paralar illegal bir hayatın birikimidir. Üvey babası ve üvey annesi uluslararası çetenin organizatörleri olarak çok servet edinmişlerdir. Halbuki Mary,&nbsp; Ziya’yı mütevazi atelyesinde çalışan biri olarak bilmektedir.</span></span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Mary (Meryem)“Evlerinin garajına yöneldi. Babası, evdeki vaktinin çoğunu bahçedeki garajın içinde bakımsız dökük atölyesinde tek başına geçirirdi. Dışarıdan bakılınca her şey ne de köhne görünüyor ve çevresindeki herşeyle yamalı bohça gibi sırıtıyordu. Babası her bulduğunu garajın içine tıkmıştı. Düzen yoktu. Her şey üst üste yığılmıştı. Hiçbirine yıllarca el değmediği herşeyin toz ve pisik içerisinde olmasından belliydi. Kapının harap halinden de belliydi ki içeride ne var ne yok hiç de merak edilmemişti” (s.182). </span></span></p>

<p style="margin-left:1px; margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Babası Ziya'nın ıvır zıvır şeyleri tamir ettiğini sandığı atöl­yesinin sözümona derme çatma tahta kapısını açtığında ise, gördüklerine asıl o an inanamadı. Harap kapının içerden açılan tarafındaki ikinci kapı, adeta bir uzay mekiğine açılıyordu. Plazma ve ışın lazerle kesilen monoblok paslanmaz çelikten sur gibi kapıyı otomatik açmak için neyse ki göz retinası isten­miyordu. -Belki de babası özellikle önlem almak için yapmıştı. Kim bilir?- Teknoloji çağında bio-medikal ve moleküler biyolojinin mikro yazılım ile bu kadar ilerlediği çağda canlıyken iradesi dışında herhangi bir zorlamaya karşı, retina ile değil de aklı ile karşılık verebilmek için şifreyi eski usul ile sağlamlaştırmıştı. Malum, insanlığa henüz çip takılmamıştı. Beyni, kodladığı “password”u koruyacak hakimiyetteydi. Yani kapının şifresini rızası dışında kurcalayanlara karşı, en ilkel yöntemle tedbirini almıştı. Kapı zorlandığı anda, içeride ne var ne yok demeden kendini imha edecek düzenek kapının gerisinde profesyonelce tuzaklanmıştı. Çok az kişi bilirdi Londra'da Mary'nin “Meryem” olduğunu. Mary,şansını denemeye karar verdi, şifre “Meryem” olabilirdi. İsmini tuşladı, evet, haklı çıkmıştı, gizli kapı açıldı. İçeri girdiğinde ise, askeri üsteymiş hissine kapıldı. Teknoloji fakiri sandığı, her haliyle mülayim, hayatını otomatiğe bağlamış, işinden eve, evden işe ve bir de derneğe gidip gelen, kendi halinde yaşayıp giden babasına inanamıyordu. Hatta babasının başka herhangi bir şeyden anlamadığına yemin bile edebilirdi. Mary'nin ağzı açık kalmıştı. Şaşırmayıp da ne yapsın? Garajdaki teknolojiyi görse Ellon Musk'ın bile gözü kamaşır, ağzının suyu akardı” (s.183). </span></span></p>

<p style="margin-left:1px; margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Bilgisayar ekranı açılınca ortaya çıkan resimler korkunçtu. Bir iki resim ve görüntüden fazlasını izleyemedi Mary. Ağlamaya ve kusmaya başladı. Çocuk kaçakçılığının dünyadaki en büyük ticaret alanla­rından biri olmasının sebebi, sadece seks değildi. Fazla dillen­dirilmeyen, ancak dünya tarihi kadar eski “adrenochorom” şeytani ayinlerinin günümüzde de varlığının kanıtları gözünün önündeydi. Resimler ve videolardaki işkence gören çocukların değil bedenleri, gözlerinin akı dahi, artık beyaz bile değildi. Kan revandı. Acı ve korkudan göz damarları çatlamış, gözlerinin tamamına kan oturmuştu. Küçücük bedenlere yapılan işken­cenin boyutu korkunçtu! Stres, korku ve dehşet altında acımasızca işkence gördükten sonra bu yavruların minik vücutlarından pompalanan adrenalin hormonu içeren kan, açık artırma ile satılıyordu. Alıcı listeleri ne kadar da uzun ve talep nasıl da çoktu. Sıraya dizilmişlerdi. Çarşaf çarşaf listelerde, dünyanın dört bir yanından itibarlı -sözüm ona- çok saygın isimler, ayrı gruplar halinde bir araya toplanmıştı” (s.184). </span></span></p>

<p style="margin-left:1px; margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“İksir dedikleri, şişelenen temiz enerjiye sahip olma yarışına giren bu vampir yaratıklardan bazısı, o kanın ne şartlarda şişelendiğiyle de ilgilenmiyordu. Bu, organ mafyasına parasını bastırıp kendisine ya da bir yakınına organ satın almak gibi bir şeydi. Ya da kürk giyip et yiyen sözde hayvan severler gibi ... Onlara göre ne vardı ki? Parasını bastırmış, almışlardı. Onlar almasa başka birisi nasılsa alacaktı. Vampirlerin vicdanları ra­hattı ... Mary'nin ruhu kararmıştı. Gördükleri karşısında yüreği cayır cayır yanıyordu. iyi kalpli babasının nasıl kalpsiz biri olduğunu anlamıştı. Babası Ziya, uluslararası pedofili trafiğinin üst düzey yöneticilerinden biriydi. Dünya, şeytani bir ağ tarafından yönetiliyordu. İngiltere, Avustralya ve Amerika bu şeytani şebekenin güç kaynağıydı. Enerji, şeytani şebekenin tünel adını verdiği yeraltında gizli sığınaklarında hapsettiği, genellikle Uzakdoğulu ve Ortadoğulu “batarya” dedikleri çocuklardan akıyordu. Çoğu kaçırılmıştı ya da pedofili, tecavüz, işkence, cinayet ve soyu bozma eylemleri için özel üretiliyordu. Şeytani ağın katılımcılarına pedofil sapıklara üye deniliyordu. Sistem, suça ve vahşete karışan tüm üyelerin, her birinin işledikleri suçun infaz bedelinin ödendiği bir ücret karşılığında çalışıyordu. Ödediği paraya göre, kademe kademe ... Bir piramit gibi. Ayinleri ekrandan izlemek, ayinin olduğu mekanda camın gerisinden ayini izlemek, bizzat ayine katılarak ama eyleme katılmadan izlemek, ayine katılmak ve ayinde başrol ya da tali rol üstlenmek, hepsi için ayrı para ödenirdi. Ancak adrenochrome için, yani kurban edilen çocuktan akan kanı içmek için para basma, ayin tamamlanmadan, internet üzerinden açık artırma yöntemiyle yapılırdı. Parayı bastıranlar arasında, yani ekran karşısında ya da ayinin yakınında ya da tam içinde olan katılımcıların asıl enerji patlaması, masum canlar acı içinde çığlık attıklarında yaşanı­yordu. Medeniyet yalanı ile evrimleştiğini sanan insanlık, günü­müzde de ilkel çağda arenada toplanan kalabalıktan farksızdı”(s.185). </span></span></p>

<p style="margin-left:1px; margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Adına ritüel denen dünün sapıklığını bugüne taşıyan inanılmaz bir yeraltı endüstrisi vardı. Küçük çocukların yaka­lanmasından, işkence görmesinden, kanlarının boşaltılmasına, “adrenochrome”un satılmasına kadar giden ama bununla bitmeyen bir süreçti bu. Öldürülen çocukların ve özellikle kürtaj yoluyla alınan fetüs ve bebeklerin vücut parçalarını, aşılarda ve pahalı krem içeriklerini oluşturmak için kozmetik sanayiine satmak, sektör için sıradan finans kaynaklarıydı. Her bir çocuk için para peşin alınıyordu. Sisteme giriş yapanların ve alacaklarını alanların kayıtlardan isimleri derhal siliniyordu. İsimler sadece birkaç kişinin, o da Mary'nin babası Ziya gibi üst düzey yöneticilerin kayıtlarında yer alıyordu. Yeni bir üye, sisteme daha önce giriş yapan eski bir üyenin tavsiyesi ve referansı ile, detaylı araştırma ve ön izleme ile, uygun görülürse kabul ediliyordu. Kurbanlar, dünyanın dört bir yanından ama özellikle az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerden kaçırılan çocuklar veya sırf bu şeytani sapıklık için tünelde özel üretilen çocuklardı. Bu organizasyon piramidinin en alt seviyesinde sokak çeteleri. sonra kendi aralarında organize olmuş mafya men­supları, uluslararası terör örgütünün finansörleri ve üst akıl yöneticisi paranın baronları vardı. Elitler kulübü üyeliğine kabul edilenler, normal pedofil oluyordu. Yani sadece çocuklara tecavüz. Ritüellere katılmak içinse elit VIP, yani soylu olmak, bu tanıma dahilolmak gerekirdi” (s.186). </span></span></p>

<p style="margin-left:1px; margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Ayinlerde çocuklar ya hipnotize ediliyordu ya da uyuşturucu enjekte edilerek serseme çevriliyorlardı. Üyeler fiziki eyleme geçmeden önce önlerindeki çorbada bulunan bütün halindeki cenini iştahla parçalayıp yiyorlardı. Özellikle sekiz dokuz yaşında hamile kalan çocuklar kürtaj edilip alınan ceninler yıkanmadan çorba için kullanılıyordu. Doğum sonrası kadından atılan plazmanın habersizce top­lanıp güzellik kremlerinde kullanıldığı, bilinen bir gerçekti. Ancak, bazı hastanelerden ceninler de toplanıyordu. Satanist pedofili ayinler için ceninler hamile çocuk annelerden özellikle üretiliyordu. Ayin sırasında, çocuk anneden alınıyordu. Can­lıyken işlem yapılıyordu (s.187). &nbsp;</span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Pedofil çetenin eline geçmiş, istismar edilen mağdurlardan canlı kalanların ifşa ettiği itiraflar, &nbsp;medyada sayısız kez yer bulmuştu. İtirafları ile derin devlet tarafından yönetilen süb­yancı çevrelerinin şeytan'ı ayin ve tacizlerini açıklamakla kal­mamış, sapık pedofil devlet başkanlarının, siyasetçilerin, ünlü iş insanlarının, din adamlarının ve saygın görünümlü Hollywood artistierinin VIP partilerde ne haltlar işlediklerini de deşifre etmişti. </span></span></p>

<p style="margin-left:24px"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Mary yıkılmıştı. </span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yoksa annesi de mi biliyordu? Evet” (s.188). </span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Mary, bir an bile tereddüt etmeden ölmüş anne ve babasını ihbar etti. Tüm belge ve delilleri de polise teslim etti.&nbsp; Sadece Londra'da değil dünyanın birçok yerinde özellik­le kimsesiz çocukların barındığı yurtların altı tünelden geçil­miyordu. Krokilerde belirtildiği üzere, çoğu tünelin bağlantısı kutsal sayılan bir ibadethanenin direkt kapısına açılıyordu. Korkunçtu. Tünel denilen ağı düşündü. Dünyada ne kadar tünel olabilirdi? Filipinler'i düşündü. Bu ülke, yedi bin altı yüz kırk bir ada dan ibaretti. İnsan ticareti için ağ üzerindeki tünel­lerin olası sayısını düşününce Mary dehşete kapıldı. Felaketin büyüklüğü, bedenini zangır zangır titretiyordu(s.189). </span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Soyağacı romanını teyit eden bir olayda kapsamı tam olarak bilinmesede “</span><span style="color:black">New York'ta Brooklyn Crown Heights 770 Eastern Parkway'de bulunan ve Yahudilerin yoğun olarak kullandığı “Chabad-Lubavitch World Headquarters” adlı sinagog, polis baskınına uğradı. Baskında, sinagogun altında kazılmış gizli tüneller tespit edilmesidir” (Gazeteler: 10.Ocak. 2024 </span><span style="color:black">By&nbsp;euronews</span><span style="color:black">). </span></span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Devletler ne yapıyordu? Ne işe yararlardı? Dünyada olup bitene ne kadar yakın ne kadar uzaktılar? Yoksa hepsi mi bu endüstriden nemalanıyordu? Yoksa bazısına sus payı mı dağı­tılıyordu? Bağımsız ülke yok, birbirine bağımlı ülkeler var, sözünden ne anlaşılırdı? Düşünüyor ama işin içinden çıkamı­yordu. Misyonerlik ya da halkına ne kadar dindar bir hükümet ol­duğunu gösterme yarışında olanlar, Tanrı'nın ismiyle ve din kardeşliği adına elinde kutsal kitapla boy gösteren yetkililer, tünellerin varlığını bilmiyorlar mıydı? (s.189). </span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“CIA, MI6, MOSSAD gibi “anlı şanlı!” istihbarat örgütlerinin de mi haberi yoktu olan bitenden? Tünel hadisesinde yeraltı örgüt faaliyetleri ile yerüstü faa­liyetler karmakarışıktı. Fareler ve insanlar boşuna beraber yaşamıyoriardı. Fareler garanti yukarıdaydı” (s.190).</span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Soyağacı (2021) romanının bir kısmında geçen bu olaylar zinciri Epstein skandalı (2026) ile adeta bire bir örtüşmektedir. “Gazeteler: Epstein skandalı Kraliyet Ailesi’ne sıçradı... Eski prens sorgulandı, vb.”(20. Şubat. 2026). </span></span></p>

<p style="margin-right:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">Sonuç</span></strong></span></span></p>

<p style="margin-left:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Öznur YILMAZ’ın çok yönlü bir romanı olan “Soysuzlar için Soyağacı”nda<strong> </strong>Epstein Bataklığını önceden adeta haber verircesine Türk toplumunu aydınlatmaya çalıştığı görülmektedir. Günümüzde istihbarat çalışmaları her türlü disiplinin verilerini kullanarak çalışmaktadır. Hatta İngiliz dış istihbaratı MI6 “Military intelligence” ile kendisini ifade etmekte entellektüel yönünü vurgulamaktadır. Mutlaka istihbarat teşkilatları açık istihbarat medyayı takip etmekle birlikte akademik disiplinleri ve aydın insanların kaleminden çıkan eserleri okuyan, değerlendiren birimleri de güçlendirmelidir. Çünkü istihbarat (intelligence demek daha isabetli) başlı başına bilimsel, sanatsal ve üstün yetenekler içeren bir faaliyettir. Bu çerçeveden bakıldığında “Soyağacı” romanı önemli laboratuar verileri de sunmaktadır. Edebiyatçılar ve kültürel antropologlar içinse Türkiye’nin sosyal değişiminin anahtarı niteliğinde, öngörü ve derin gözlem içeren edebî eser özelliğine sahiptir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">Kaynaklar</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Öznur Yılmaz, Soysuzlar için Soyağacı, Gölkitap yayıncılık, İstanbul, 2021.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Öznur Yılmaz, Soysuzlar için Soyağacı, Doğu Kitapevi, 2. Baskı, İstanbul, 2024.</span></span></p>

<p style="margin-left:1px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Heacock RA&amp; Powell W S, Adrenochrome and related compounds, Prog Med Chem,&nbsp; 1972; 9(2):275-339.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Panfilov MA, Starodubtseva ES, Karogodina TY,&nbsp; Vorob’ev A Y and Moskalensky AE, Article Reducing the Formation of Toxic Byproducts During the Photochemical Release of Epinephrine, Journal of Xenobiot, 2025,15,(8): 1-12.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnternet: <a href="https://tr.euronews.com/" style="color:blue; text-decoration:underline">https://tr.euronews.com/</a> </span></span></p>

<div>&nbsp;
<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" style="color:blue; text-decoration:underline" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></a> Anatomi Prof. Dr., Tıp Tarihi ve Deontoloji Doktoru, Felsefe Lisans mezunu</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" style="color:blue; text-decoration:underline" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[2]</span></span></span></a> <span style="font-size:10.0pt">Öznur Yılmaz, Soysuzlar için Soyağacı, Gölkitap yayıncılık, İstanbul, 2021., </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt">Öznur Yılmaz, Soysuzlar için Soyağacı, Doğu Kitapevi, 2. Baskı, İstanbul, 2024.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 16:48:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/prof-dr-hilmi-ozden-1769727937.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pourquoi des ministres non élus gouvernent-ils Bruxelles et la Belgique ?</title>
                <category>Duran Kadir</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/pourquoi-des-ministres-non-elus-gouvernent-ils-bruxelles-et-la-belgique-1188</link>
                <author>durankadir@hotmail.be (Duran Kadir)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/pourquoi-des-ministres-non-elus-gouvernent-ils-bruxelles-et-la-belgique-1188</guid>
                <description><![CDATA[Pourquoi des ministres non élus gouvernent-ils Bruxelles et la Belgique ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Pourquoi des ministres non élus gouvernent-ils Bruxelles et la Belgique ?</h1>

<h2>Légitimité démocratique indirecte ou fracture de perception ?</h2>

<p><strong>Par Kadir Duran | Bruxelles Korner</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-19%20at%2023_18_50.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></strong></p>

<p>À chaque formation de gouvernement, la même question refait surface. Pourquoi des figures parfois absentes des listes électorales ou inconnues du grand public se retrouvent-elles à la tête de ministères stratégiques ? La réponse ne réside ni dans une anomalie démocratique ni dans une exception belge, mais dans le fonctionnement même du régime parlementaire.</p>

<p>Car en Belgique, le citoyen n’élit pas directement un gouvernement. Il élit un Parlement. Et c’est ce Parlement qui produit ensuite l’exécutif.</p>

<h2>Le principe fondamental : la légitimité parlementaire, pas élective directe</h2>

<p>Le système belge repose sur une chaîne de légitimité indirecte mais claire : les citoyens élisent des représentants, et ces représentants désignent un gouvernement.</p>

<p>Dans ce schéma, un ministre n’est pas titulaire d’un mandat électif direct. Il exerce une fonction exécutive issue d’une majorité parlementaire.</p>

<p>À Bruxelles, cette logique est explicite. Le gouvernement régional est élu par le Parlement bruxellois, lui-même élu par les citoyens. La légitimité des ministres est donc indirecte, mais institutionnelle.</p>

<h2>Le cas emblématique de Boris Dilliès, ministre-président sans candidature en 2024</h2>

<p>La nomination de&nbsp;<strong>Boris Dilliès (MR)</strong>&nbsp;comme ministre-président de la Région de Bruxelles-Capitale illustre parfaitement cette mécanique institutionnelle.</p>

<p>Boris Dilliès ne s’était pas présenté aux élections régionales de juin 2024. Pourtant, il dirige aujourd’hui l’exécutif bruxellois.</p>

<p>Cette situation est parfaitement conforme au droit belge.</p>

<p>Sa légitimité ne repose pas sur un mandat parlementaire personnel obtenu lors du dernier scrutin, mais sur la confiance accordée par la majorité parlementaire bruxelloise.</p>

<p>Il convient néanmoins de préciser que Boris Dilliès n’est pas un inconnu du suffrage. Bourgmestre d’Uccle depuis 2017, il dispose d’une légitimité électorale locale solide. Mais sa fonction actuelle de ministre-président résulte d’une désignation politique, non d’un vote direct des électeurs bruxellois pour cette fonction spécifique.</p>

<h2>Une réalité répandue à tous les niveaux de pouvoir</h2>

<p>Le cas de Boris Dilliès n’est pas isolé.</p>

<p>Plusieurs ministres actuels n’ont pas été élus directement lors du dernier scrutin :</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Bernard Quintin siège comme ministre fédéral sans avoir été élu à la Chambre lors des dernières élections.</strong></p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Rob Beenders exerce également une fonction ministérielle fédérale sans mandat parlementaire direct.</strong></p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Cécile Neven est ministre au sein du gouvernement wallon.</strong></p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Laurent Hublet est devenu ministre bruxellois après avoir été désigné par son parti.</strong></p>
	</li>
</ul>

<p>Dans chacun de ces cas, la légitimité découle de la majorité parlementaire, non d’un vote individuel direct.</p>

<h2>La logique des coalitions : stabilité avant personnalisation du vote</h2>

<p>La Belgique fonctionne presque exclusivement par coalitions. La désignation des ministres répond donc à des équilibres complexes :</p>

<ul>
	<li>
	<p>équilibre entre partis,</p>
	</li>
	<li>
	<p>équilibre interne aux formations politiques,</p>
	</li>
	<li>
	<p>équilibre linguistique,</p>
	</li>
	<li>
	<p>équilibre stratégique et institutionnel.</p>
	</li>
</ul>

<p>Le critère déterminant devient la capacité à maintenir la stabilité gouvernementale, plus que la performance électorale personnelle.</p>

<h2>Le paradoxe démocratique : légitimité juridique, défi politique</h2>

<p>Sur le plan constitutionnel, aucune anomalie n’existe. Le système fonctionne conformément aux principes du régime parlementaire.</p>

<p>Mais sur le plan politique, la perception citoyenne est différente.</p>

<p>Un ministre non élu peut apparaître comme désigné en dehors du suffrage direct. Cette perception alimente un sentiment de distance entre le pouvoir exécutif et l’électeur.</p>

<p>Plus la désignation semble éloignée du vote, plus l’exécutif doit compenser par la performance et la transparence.</p>

<h2>Le véritable centre du pouvoir reste le Parlement</h2>

<p>Un ministre belge ne gouverne jamais seul. Il dépend en permanence de la confiance de la majorité parlementaire.</p>

<p>Le Parlement conserve le pouvoir réel : il contrôle, interroge, et peut renverser un gouvernement.</p>

<p>La légitimité démocratique reste donc intacte, mais elle s’exerce de manière indirecte.</p>

<h2>Conclusion : Boris Dilliès, symbole d’un système légal mais politiquement sensible</h2>

<p>La nomination de Boris Dilliès comme ministre-président sans candidature aux élections régionales illustre une réalité structurelle du système belge.</p>

<p>La démocratie parlementaire ne repose pas sur l’élection directe des exécutifs, mais sur la désignation par les représentants élus.</p>

<p>Ce modèle est légal, constitutionnel et largement répandu en Europe.</p>

<p>Mais il impose une exigence politique plus forte.</p>

<p>Car dans l’esprit du citoyen, la légitimité ne se décrète pas uniquement par les institutions.</p>

<p>Elle se construit aussi par le vote.</p>

<p>Et lorsque celui-ci semble indirect, la confiance devient la véritable monnaie du pouvoir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Feb 2026 01:19:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/7039bdaaf64d4ec937cfb43ee1a4a60c.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bruxelles–Washington : l’affaire Rousseau, ou le rappel brutal des rapports de force transatlantiques</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bruxelleswashington-laffaire-rousseau-ou-le-rappel-brutal-des-rapports-de-force-transatlantiques-1187</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bruxelleswashington-laffaire-rousseau-ou-le-rappel-brutal-des-rapports-de-force-transatlantiques-1187</guid>
                <description><![CDATA[Bruxelles–Washington : l’affaire Rousseau, ou le rappel brutal des rapports de force transatlantiques]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#c0392b">OPINION&nbsp;</span></span></h2>

<h2>Bruxelles–Washington : l’affaire Rousseau, ou le rappel brutal des rapports de force transatlantiques</h2>

<p><strong>Par Kadir Duran | Bruxelles Korner</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-19%20at%2021_47_06.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<h3>Une polémique belge devenue signal diplomatique international</h3>

<p>La Belgique pensait assister à une polémique politique interne. Elle se retrouve confrontée à un incident diplomatique transatlantique.</p>

<p>Tout part d’une vidéo publiée par Conner Rousseau, président du parti socialiste flamand Vooruit, dans laquelle il compare Donald Trump à Adolf Hitler, évoquant notamment une prétendue “milice privée” et des actes d’une extrême gravité attribués aux autorités américaines. Une déclaration qui, dans un climat politique déjà fortement polarisé, n’a pas tardé à franchir les frontières nationales.</p>

<p>La réaction américaine ne s’est pas fait attendre. L’ambassadeur des États-Unis en Belgique, Bill White, a officiellement demandé au gouvernement belge de condamner ces propos, les qualifiant de “totalement inconcevables et inacceptables”.</p>

<p>À partir de cet instant, la polémique cesse d’être belge. Elle devient diplomatique.</p>

<h3>Une réaction américaine qui dépasse la simple indignation</h3>

<p>Il serait naïf de considérer cette réaction comme une simple manifestation d’indignation morale.</p>

<p>Dans les relations internationales, chaque prise de position officielle est calibrée. Lorsqu’un ambassadeur adresse une demande formelle à un gouvernement hôte concernant les propos d’un acteur politique national, il envoie un message clair : ce qui est en jeu dépasse l’opinion individuelle.</p>

<p>Ce type d’intervention poursuit plusieurs objectifs simultanés :</p>

<ul>
	<li>
	<p>protéger l’image institutionnelle américaine ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>dissuader la banalisation de comparaisons historiques extrêmes ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>et, surtout, rappeler les limites implicites du discours politique lorsqu’il touche à des intérêts stratégiques américains.</p>
	</li>
</ul>

<p>Ce n’est pas seulement une réaction. C’est un acte diplomatique.</p>

<h3>La Belgique face à sa propre réalité géopolitique</h3>

<p>La Belgique occupe une position paradoxale.</p>

<p>Sur le plan juridique, elle est un État pleinement souverain. Mais sur le plan stratégique, elle constitue l’un des centres névralgiques du système occidental. Bruxelles abrite à la fois les institutions européennes et le siège de l’OTAN. Cette concentration institutionnelle unique transforme chaque incident politique local en événement à portée internationale.</p>

<p>Dans ce contexte, la Belgique n’est pas un État neutre dans l’équilibre occidental. Elle en est une pièce centrale.</p>

<p>Cela implique une conséquence directe : les propos tenus sur son territoire, surtout par des dirigeants politiques de premier plan, ne sont jamais interprétés uniquement comme des opinions individuelles. Ils sont perçus comme des signaux politiques potentiels.</p>

<h3>Conner Rousseau : responsabilité politique et effet systémique</h3>

<p>La responsabilité politique de Conner Rousseau est réelle. Comparer un dirigeant contemporain à Adolf Hitler constitue un acte discursif d’une intensité exceptionnelle. Ce type de comparaison appartient à ce que les politologues appellent la “rhétorique de disqualification absolue”.</p>

<p>Son objectif est clair : délégitimer radicalement l’adversaire en l’associant à la figure politique la plus universellement condamnée de l’histoire moderne.</p>

<p>Mais dans un pays comme la Belgique, cette rhétorique produit un effet secondaire : elle expose l’État lui-même à des conséquences diplomatiques.</p>

<p>Ce n’est plus seulement une déclaration politique. C’est un événement international.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-19%20at%2021_51_08.jpeg" style="height:800px; width:640px" /></p>

<h3>Washington rappelle sa capacité d’influence symbolique</h3>

<p>L’intervention américaine doit également être comprise comme un rappel de puissance.</p>

<p>Les États-Unis n’ont pas menacé la Belgique. Ils n’ont pris aucune sanction. Mais ils ont utilisé un instrument diplomatique fondamental : la pression symbolique.</p>

<p>En demandant officiellement une réaction du gouvernement belge, Washington teste implicitement la capacité de l’État belge à gérer ses propres équilibres politiques sans compromettre la relation transatlantique.</p>

<p>Ce type de démarche est classique dans les relations entre alliés asymétriques.</p>

<p>Elle ne vise pas à rompre l’alliance. Elle vise à en maintenir la cohérence.</p>

<h3>La Belgique face à un dilemme silencieux</h3>

<p>Le gouvernement belge se retrouve face à une équation délicate.</p>

<p>Condamner officiellement Rousseau reviendrait à créer un précédent : celui d’un gouvernement national réagissant sous l’impulsion directe d’une demande diplomatique étrangère.</p>

<p>Ne pas réagir pourrait être interprété comme une tolérance implicite à l’égard de propos jugés inacceptables par un allié stratégique majeur.</p>

<p>Dans les deux cas, la marge de manœuvre est étroite.</p>

<p>Ce type de situation illustre une réalité souvent ignorée du grand public : la souveraineté moderne n’est pas absolue. Elle s’exerce dans un réseau d’interdépendances politiques, militaires et symboliques.</p>

<h3>Un incident révélateur, plus qu’une crise</h3>

<p>Il serait excessif de parler de crise diplomatique. Les relations entre la Belgique et les États-Unis restent structurellement solides, ancrées dans des décennies d’alliance stratégique, de coopération militaire et d’intégration institutionnelle.</p>

<p>Mais cet épisode agit comme un révélateur.</p>

<p>Il rappelle que la Belgique, malgré sa taille, se trouve au cœur du système occidental. Et que dans ce système, les mots prononcés à Bruxelles résonnent bien au-delà de ses frontières.</p>

<h3>Conclusion | La souveraineté à l’épreuve de la réalité géopolitique</h3>

<p>L’affaire Rousseau n’est pas seulement une polémique politique. Elle est une illustration concrète de la position réelle de la Belgique dans l’ordre international.</p>

<p>Conner Rousseau a exercé sa liberté politique.<br />
Les États-Unis ont exercé leur influence diplomatique.<br />
Et la Belgique se trouve entre les deux, dans son rôle habituel : celui d’un État souverain, mais exposé.</p>

<p>La véritable question n’est pas de savoir qui a raison ou tort.</p>

<p>Elle est de comprendre que dans le monde contemporain, la politique nationale et la géopolitique internationale ne sont plus séparées.</p>

<p>À Bruxelles, elles ne font qu’un.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 23:49:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gözlerinin İçi Gülen Kadın…</title>
                <category>FİKRİYE AYRANCI KEPER</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/gozlerinin-ici-gulen-kadin-1186</link>
                <author>keperfikriye@hotmail.com (FİKRİYE AYRANCI KEPER)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/gozlerinin-ici-gulen-kadin-1186</guid>
                <description><![CDATA[Gözlerinin İçi Gülen Kadın…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:16px"><strong>Gözlerinin İçi Gülen Kadın…</strong></span></p>

<p style="text-align:center">14 Şubat’a dair birkaç gerçek.</p>

<p style="text-align:center">Bir kadının gözlerinin içi gülmüyorsa,<br />
bunu makyaj kapatmaz.</p>

<p style="text-align:center">Ne pahalı çiçekler,<br />
ne gösterişli hediyeler,<br />
ne de sosyal medyada paylaşılan mutlu fotoğraflar…</p>

<p style="text-align:center">Çünkü gözler, gerçeği ele verir.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/3a85a119-cb1c-45b0-9ebd-ac353be20278.png" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center">Kadınlar güçlüdür, evet.<br />
Ama çoğu zaman güçlü olmak zorunda bırakıldıkları için güçlüdürler.<br />
Herkesi idare eden, ortamın huzurunu sağlayan, kırılınca bile toparlayan taraf olmaktan yorulurlar.</p>

<p style="text-align:center">Ve yorulan bir kadının ilk sönen yeri gözleridir.</p>

<p style="text-align:center">Bir kadının gözleri sönmüşse,<br />
bu bir gecede olmaz.<br />
Yarım bırakılan cümleler,<br />
geçiştirilen duygular,<br />
“abartıyorsun” denilerek küçümsenen hisler birikir.</p>

<p style="text-align:center">Kadın en çok anlaşılmadığında susar.<br />
En çok yalnız hissettiğinde güçlü görünür.<br />
En çok değersiz hissettiğinde “iyiyim” der.</p>

<p style="text-align:center">Ama…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 21:46:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/06/fikriye-ayranci-keper-1719178271.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘BAYRAK SEVGİSİ’ KONFERANSLARI</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bayrak-sevgisi-konferanslari-1185</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bayrak-sevgisi-konferanslari-1185</guid>
                <description><![CDATA[‘BAYRAK SEVGİSİ’ KONFERANSLARI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; AHMET URFALI’DAN&nbsp; ‘BAYRAK SEVGİSİ’ KONFERANSLARI</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şair/YazarAhmet Urfalı, davetli olarak verdiği ‘Bayrak Sevgisi’ konferanslarını bu defa &nbsp;Borsa İstanbul Fen Lisesi ile Şehir Nadir Şimşek Anadolu Lisesinde gerçekleştirdi.&nbsp; Konferanslara liselerin yönetici, öğretmen ve öğrencileri katıldı. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-19%20at%2019_24_41%20(1).jpeg" style="height:450px; width:800px" /></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yoğun ilgi gören etkinlikte, Ahmet Urfalı, Türk milletinin köklü tarihinden beslenen milli ve manevi değerlerinin önemine dikkat çekti. Türk bayrağının milletin bağımsızlık, birlik ve beraberliğinin en güçlü sembolü olduğu vurgulanırken, milli kimliğin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının önemi üzerinde duruldu.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-19%20at%2019_24_43.jpeg" style="height:439px; width:800px" /></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Bayrak Sevgisi” temalı&nbsp; etkinliklerde&nbsp; milli ve manevi değerler, vatan sevgisi ve sorumluluk bilinci üzerine vurgu yapılırken tarihten de duygulu ve etkileyici örnekler gösterildi. Konferanslar öğrenci ve öğretmenlerle&nbsp; anlamlı ve&nbsp; ilham verici bir buluşma oldu.</span></span><br />
<span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Borsa İstanbul Fen Lisesi Müdürü Ercan Atasayar ve Şehir Nadir Şimşek Anadolu Lisesi Müdürü Süreyya Dokuzağaç, etkinlik için Ahmet Urfalı’ya teşekkür ettiler.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-19%20at%2019_24_41.jpeg" style="height:640px; width:800px" /></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-19%20at%2019_24_42%20(1).jpeg" style="height:800px; width:709px" /></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/e65f81e4-63f1-454c-8d78-aee319f9f782.jpg" style="height:744px; width:800px" /></span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 21:40:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan Medeniyeti</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ramazan-medeniyeti-1184</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ramazan-medeniyeti-1184</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan Medeniyeti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:24.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#212529">Ramazan Medeniyeti</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><br />
<span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><a href="https://www.kirmizilar.com/author/ahmet-urfali/"><span style="color:black"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ahmet URFALI</strong></span></a></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp; </strong><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">‘’Türkler bir Ramazan medeniyeti kurmuşlardır.</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; O medeniyet görüyoruz ki, ruhlarda berdevamdır.’’</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp; Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;Ramazan; sabır, ibadet, rahmet, mağfiret ve bereket ayı olup gelişi coşku ve heyecanla karşılanır. Yalnız Allah’a kul olma bilinciyle vecd içinde yapılan ibadetlerin yoğun olarak yaşandığı bu ayda, toplumsal bilinç, yardımlaşma ve dayanışma davranışlarının en üst seviyesine ulaşır. Kalplerin yumuşamasıyla merhamet, hoşgörü duyguları sevginin çiçekli baharı olup insanların simalarına yansır. Ramazan ayında çirkinlik ve kötülük, kin ve nefret gibi olumsuz tutumlar kaybolur. Şu da bir gerçektir ki, bu ayda kabahat ve suç işleme oranları en düşük oranlara iner.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-19%20193453.jpg" style="height:531px; width:800px" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp; &nbsp;&nbsp;Oruç, kişisel bir ibadet olmasına karşılık toplumsal bir mahiyet kazanmıştır. Ramazan ayı,&nbsp; kültürel bir değer olarak da pek çok geleneğin doğmasına vesile olmuştur. Camilerde kandillerin yakılması, minareler arasına mahya kurulması, iftar davetleri, ihtiyaç sahiplerine yardımların arttırılması, sokaklarda davul çalınıp mâniler söylenerek sahur vaktinin halka duyurulması, Ramazan gecelerinde oyun ve eğlencelerin tertiplenmesi, Ramazan’a has yiyeceklerin hazırlanması gibi uygulamalar varlığını hâlen sürdürmektedir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;Süheyl Ünver’in ‘’Türkler, İslâmiyet’i bedii bir şekle sokmuşlar ve bir&nbsp;Ramazan Medeniyeti&nbsp;oluşturmuşlardır.’’&nbsp; sözü, bir hakikat serlevhası olarak imanlı gönüllerde terennüm edilip duran bir ilahi gibidir. Onun temellendirdiği Ramazan Medeniyetinin ana öğeleri; temizlik, ahlak tasfiyesi, günah ve zararlı şeylerden çekinme, yerinde eğlenebilme, dinlenebilme, cömertliktir. O, bu unsurların ışığında herkesi düşünme terbiyesiyle bir araya getirmek ister. Mümin kalpler;‘’&nbsp;gökten yıldızlar toplayıp minareler arasına asılan mahyalarla aydınlanır.’’</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bütün ailenin sofra başında ezanın okunmasını beklerken çocukların gözlerine doğan o huşu ışıltısı, bütün güzelliklerin bir araya gelerek manevi zenginliği kanatlandırır.&nbsp; Yine çocukları bu ibadete alıştırmanın bir eğitim yöntemi olan ‘tekne orucu tutmak’,&nbsp; her insanın yaşadığı sürece hafızasında taşıdığı kutlu bir hatıra değil midir? Çocukların ısrarla sahura kalkma istekleri ailelerin mutluluğunu katlar, onların sofra başında uyuklamaları hoş latifelerle karşılanır. Hele bir de teravih namazlarında en arka saflarda yer verilen çocukların arada bir gülüşmeleri ve muziplikleri ramazanın unutulmaz anılarıdır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Bütün bunların yanı sıra, yazar ve şairlerimizin eserleriyle oluşturduğu bir ramazan edebiyatı teşekkül etmiştir. Edebiyat toplumun aynasıdır. İnsan ve toplumu ilgilendiren her şey edebi-estetik disiplin dikkate alınarak edebiyatın konusu olabilir. Din, insan ve toplum hayatında önceliği olan bir kurumdur. Oruç tutmak, İslâm’ın şartlarından farz olan&nbsp; bir ibadettir. Ramazan, Kameri ayların dokuzuncusu olup oruç bu ayda tutulur.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ramazan; inanç, kültür ve gelenek olarak Türk milletinin önemli bir değeridir. Teravih, iftar, sahur, Kadir Gecesi inancın toplum üzerindeki yansımalarını gösterir. Öte yandan atasözleri, deyimler, maniler, ilahiler ve şiirlerle dopdolu geçen Ramazan, edebiyat alanına da farklı etkiler yapmıştır. Ramazan gecelerinde yapılan eğlenceler toplum tarafından beğenilerek izlenmiştir. Yardımlaşma ve kaynaşma duygularının&nbsp; zirve çıktığı bu ayda, birlik ve beraberlik şuuru da yükselir. Oluşan manevi hava, her kesimi çekim sahasına alarak sevgi ışıltılarının gönülleri aydınlattığı, davranışlarda görülmektedir. İnsanların ruhlarında yanan mahyalar, fazilet ve hikmetin güzellikleriyle çorak bozkırları çiçeklendirmektedir. Türk kültür ve medeniyetinin mühim bir öğesi olan Ramazan, yüzyıllardan beri Türk milletini ortak değerlerde birleştirip bütünleştirmektedir.<br />
Türk edebiyatı bünyesinde bir Ramazan edebiyatı doğmuş, Ramazaniye adıyla bir edebi tür oluşmuştur. Dini, tasavvufi ve edebi olarak ele alanın Ramazaniyeler, en çok da kaside nazım şekliyle örnekler vermiştir. Kasidelerin nesip bölümlerinde Ramazan’ın gelişi, faziletleri, oruçlu insanların davranışları, camilerin kandillerle, mahyalarla süslenişi, iftar ve sahur sofraları, edebi bir özellikle anlatılır. Övülen kişinin üstünlük ve meziyetleri, özellikleri Ramazanla ilgi kurularak anlatılır. Bu tür kasidelerin dua bölümlerinde Ramazan, Kadir Gecesi ve Ramazan Bayramı’yla ilgili çeşitli kavramların çağrışımlarından faydalanılır. Ramazaniyelerin yanı sıra, Ramazan ilahileri ve Ramazan manileriyle edebiyatın bu kolu zenginleşmiştir. Tasavvuf ve divan edebiyatında yoğun olarak işlenen Ramazaniyeler günümüzde de örnekler vererek geleceğe doğru uzanmaktadır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Enderunlu Fâzıl, Sâbit, Nazîm, Edirneli Kâmî, Nedîm, Koca Râgıb Paşa, Şeyh Galip, Enderunlu Vâsıf, Sünbülzâde Vehbî gibi isimler Ramazâniyye şairleri arasında sayılabilir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Şair Bahtî&nbsp; mahlasıyla şiir yazan Sultan 1. Ahmet, Ramazan ayının gelişini selamlayarak söze başlar: “On bir aydır gideli biz de çekerdik hicran,</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Merhaba etti yine bize şehr-i Ramazan”</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Üftâde’de şiirinde Ramazan ayını coşkuyla karşılar:</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">‘’Âşıklara edin salâ</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Oruç ayı geldi yine</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Rahmet denizi cûş edip</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Âlemlere doldu yine’’</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Niyazi Mısrî, Ramazanın sona ermesinden hüzünlenir:</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;‘’Yine firkat nârına yandı cihân</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">‘Hasretâ gitti mübarek Ramazan</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Nûruyla bulmuşdu âlem yine can</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Firkatâ gitti mübarek Ramazan’’</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Ramazan davulcularının mânileri, sahur gecelerine ayrı bir güzellik katar:</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">‘’ Ramazan’ın ibtidası</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Kuruldu cennet binası</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bu ayda oruç tutanın</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Kabul olur her duası’’</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Mehmet Akif Ersoy, ramazanı dizelerine şöyle aksettirir:</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">‘’Yâ Rab, şu muazzam Ramazan hürmetine,<br />
Kaldır aradan vahdete hâil ne ise.<br />
Yâ Rab, şu asırlarca süren tefrikadan<br />
Artık ezilip düşmesin ümmet ye’se<br />
Mâdâm ki verdin bize rûh-ı nevîn<br />
Yâ Rab, daha bir nefha-i te’yîd insin.&nbsp;‘’</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Arif Nihat Asya,&nbsp; Ramazan Akşamı&nbsp; başlıklı şiirinde&nbsp; İstanbul camilerini dile getirir:<br />
‘’İftar topu aksedince İhsâniye’den<br />
Seslendi ezanlarım, Süleymaniye’den<br />
Altında ve üstünde yanıp bin kandil<br />
Nûr indi civâra Nuruosmaniye’den&nbsp;‘’ Şair, oradan yaylalara koşar ve iftarını karla yapar:</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Ey karlı köyüm, beyaz köyüm hür yayla,</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bir gün ki oruçluydu yamaç, dam, tarla</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Yoldaydım uzakta okunurken ezanın,</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bir dağ tepesinde iftar ettim karla.’’</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;Faruk Nafiz Çamlıbel, Ramazan ayının bir başka yönünü şiirleştirir:</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">‘’Alnımız secdede bulsun bizi her lahza ezan<br />
Ve hazin ömrümüzün her günü olsun Ramazan<br />
Zikrimiz Arş’-ı geçip fecre kadar yükselsin<br />
Mâveralardan ümîd ettiğimiz ses gelsin&nbsp;‘’</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Yahya Kemal Beyatlı, ‘’Atik Valde’den İnen Sokakta&nbsp;‘’ şiirinde hayatın içindeki ramazanı anlatır:</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">‘’İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,<br />
Kaç def’a geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,<br />
Sessizdiler. Fakat Ramazan mâneviyyeti<br />
Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti;<br />
Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,<br />
Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;<br />
Bakkalda bekleşen fıkarâ kızcağızları<br />
Az çok yakından sezdiriyor top ve iftarı.<br />
Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün;<br />
Bir top gürültüsüyle bu sâhilde bitti gün.<br />
Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,<br />
Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri.<br />
Yârab nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!<br />
Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş’esiz.<br />
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı<br />
Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.<br />
Bir tek düşünce oldu tesellî bu derdime;<br />
Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:<br />
‘Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;<br />
Mademki böyle duygularım kaldı, çok şükür.’’</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;Ramazan, bütün renkleriyle hayatın içinde devam edip gidiyor. Türk&nbsp; insanının manevi yönünü kuvvetlendiren, her yıl bir ay boyunca tazelenen, yenilenen bilinç dünyasıyla &nbsp;güzelliklere ulaşmaktadır. Mukabeleler, hatimler, ilahilerle dini bağlar, insanları birbirine yaklaştırarak ruh ve gönül birliği yeniden kurulmaktadır. Ramazanda sadece oruç ibadeti değil, toplumsal ve kültürel bütünlüğün, millet olmanın algısı da canlanmaktadır. Yardımlaşma ve dayanışmanın maddi yönlerden olan fitre, bu ayda dağıtılır. Keza zekâtlar tercihen genellikle bu ayda verilir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ramazan Bayramı’nda insanlar sevdikleriyle buluşur, hasret giderirler. Küskünler ve dargınlar birbiriyle barışır, küçükler büyüklerin ellerinden öper, büyükler küçükleri sever, hastalar ve yaşlılar ziyaret edilerek gönülleri alınır. Uzakta olanlar sevdiklerine mesaj gönderir, onları arar veya onlarla konuşur. Kısacası bayramlar dostluk ve sevginin zirve yaptığı zamanlardır. Komşuluk ilişkileri de bayramda pekişir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ramazan ayı içinde yoğun olarak güzellik, iyilik ve doğruluk barındırır.&nbsp; Nefis terbiyesi öncelikli oruç ibadeti bu ayda yapılır, Adı Allah tarafından verilen ve yüce kitabımızda yer alan Kadir Gecesi bu ayda idrak edilir. Dini bayramlarımızın birincisi olan Ramazan Bayramı’nı yine bu ayda kutlarız. İnsani, milli ve dini pek çok değer birlikte yaşanır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;Kadir; değer ve kıymettir. Hüküm, şeref, güç ve yüceliktir. Yüce kitabımız sonsuz ışığı ve hikmeti ile bütün evreni bu gece indirilerek aydınlatmış ve aydınlatmaya devam etmektedir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Bayram, sevinç ve mutluluk günleridir. İnsanlara çok güçlü bir mensubiyet şuuru kazandırır. Aile ocağı, akrabalık bağları, komşuluk ilişkileri, millet olma bilinci, dindaş olma duygusu bayram günlerinde gerçek anlamını bulur.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp; Ramazan Bayramı namazı; en saf, temiz ve duru bir yakarıştır Tanrı’ya. Dualar, salavatlar, tekbirler ve ilahiler çocuk hafızalarında yerlerini alırken kalabalıklar, aynı duyguların cezbesiyle gönüllerini birleştirir. Müminle saf saf huzura durur. Uçmak sırası avludaki güvercinlerden önce inanan yüreklerdedir. Kanat sesleri, Yunus Emre ilahilerinin terennümüne karışır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp; Yahya Kemal Beyatlı’nın; “Ömrümün en mesut anı, iki hamal arasında kıldığım Bayram namazıdır.” Deyişi doğudan batıya bir güneş gibi doğar. Medeniyetle dini hayat arasında kuvvetli bir bağ bulunmaktadır. Medeniyet kavramı; hayat tarzı, yaşama biçimi olarak da adlandırılmaktadır. Bundan dolayı Türk kültüründe önemli bir değer olan Ramazan ile medeniyet kavramı kutlu bir izdivaçla hemhâl edilerek ‘’Ramazan Medeniyeti’’ ortaya çıkmıştır. Ramazan’ın hikmetine vâkıf olmak, irfanını idrak etmek ve atalardan gelen değerler sistemi içindeki yerinin yüceliğini anlamak, gelecek nesillere emanet edilecek görkemli bir mirastır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 21:28:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SİVRİHİSAR BALKAYASI VE ANADOLU’DA ERKEN TÜRKLER</title>
                <category>Prof. Dr. Hilmi Özden</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/sivrihisar-balkayasi-ve-anadoluda-erken-turkler-1183</link>
                <author>ProfDrHilmiozden@bruxelleskorner.com (Prof. Dr. Hilmi Özden)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/sivrihisar-balkayasi-ve-anadoluda-erken-turkler-1183</guid>
                <description><![CDATA[SİVRİHİSAR BALKAYASI VE ANADOLU’DA ERKEN TÜRKLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">SİVRİHİSAR BALKAYASI VE ANADOLU’DA ERKEN TÜRKLER</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Hilmi ÖZDEN<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></strong></a></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Önsöz</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, <strong>en aşağı</strong>, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.” Gazi Mustafa&nbsp;Kemal Atatürk</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-16%20222524.jpg" style="height:297px; width:318px" /></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="color:black">Giriş</span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bir rastlantı sonucu keşfedilen Sivrihisar Balkayası kaya resmi, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesindeki sarp kayalıkların doğudaki en uç kısmında, Hisarönü-Balkayası mevkii olarak adlandırılan granit cinsi kayalıkların en uç kesiminde Ali Rıza ÖZTEKİN ve Nizamettin ASLAN tarafından bulunmuştur<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[2]</span></span></span></a>. Frig Kaya Anıtı Böğürtlen Köyü'nün güneyinde, Balkayası olarak da adlandırılan yüksek kaya kütlesinin dik yüzüne oyulmuştur. Beşik çatılı, üçgen alınlıklı bir yapının ön cephesini simgeler. Ortada kapıyı simgeleyen dikdörtgen sığ bir niş vardır. Bilinen aynı tip Frig anıtlarından farklı olarak alınlık ve cephedeki geometrik bezemeler koyu kırmızı renk boya ile yapılmıştır<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[3]</span></span></span></a>. Burada özellikle Balkayası’ndaki at resimleri dikkat çekicidir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-16%20222550.jpg" style="height:436px; width:386px" /></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">M.Ö. 5000 yıllarında prehistorik döneme ait granit kaya üzerine toprak boya ile resmedilmiş “At Sürüleri, Çoban ve Köpeği” görülmektedir (Görsel: Ali Rıza Öztekin, Nizamettin Aslan, 2001)<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">[4]</span></span></span></a></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-16%20222621.jpg" style="height:286px; width:402px" /></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Böğürtlen Balkayası</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">(Görsel: Eskişehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Şimdilik bunlar Anadolu’da bulunan ilk At Figürleri olarak düşünülmelidir. Bu somut tespitin ne kadar açık/net olduğu da o denli önemlidir. Eskişehir tarihine ait birçok araştırmaları ile tanıdığımız Nizamettin ASLAN Beyle konuşmamızda Balkayası ve civarında araştırmayı bekleyen birçok kaya resminin beklediğini öğreniyoruz. <strong>2005 yılında Ali Rıza ÖZTEKİN ve Nizamettin ASLAN’ın bu büyük tespitini akademik çevrede tanıtan Ali Umut TÜRKCAN ve Eskişehir halkına duyuran Naci ŞAKAR’ın “Balkayası resimleri” yazıları Eski Türk Tarihî araştırmacılarının yeterince ilgisini çekmemiştir.</strong> </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Hâlbuki bu resimler Anadolu Eski Türk Uygarlıkları ve Tarihinde bir devrim niteliği özelliğindedir.</strong> Bu yazımız “devrim niteliğindeki” “Balkayası At Resimlerini” geniş (akademik yahut Türk halkı) çevrelere duyurmak amacı taşımaktadır. Bu çalışmada Ali Rıza ÖZTEKİN ve Nizamettin ASLAN’ın fotoğrafları ile Ali Umut TÜRKCAN’ın “Balkayası Anadolu’nun İlk At Figürleri<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[5]</span></span></a>” yazısı ve Naci ŞAKAR’ın “Burası Sivrihisar<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[6]</span></span></a>” eseri bize bu çalışmada yol gösterici olacaktır. Ekrem Hayri PEKER’in hazırlamakta olduğu “Anadolu ve Balkanlarda Turanîler” kitabı da yayınlandığında mutlaka okuyuculara farklı bakış açıları sunacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2016%20f%C3%A9vr_%202026%2C%2022_34_45.png" style="height:533px; width:800px" /></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Sivrihisar Balkayası’ndaki At Resimleri</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">Sivrihisar kayalıkları,yüksek zirveli granit kaya kütlelerinin ihtişamı ile sakin ve sarı bozkır bir ovanın zıtlığı içinde,Ankara-Eskişehir yolundan geçen herkesin belleğine eşi olmayan bir doğa manzarası olarak kazınır.Özellikle, kayaların zik zak çizen silueti ve bazı kesimlerinde peribacalarına benzeyen uzunlamasına kaya kütleleri günbatımında büyülü bir siluet halini almaktadır.Bir rastlantı sonucu keşfedilen Balkayası kaya resmi, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesindeki engin kayalıkların doğudaki en uç kısmında Hisarönü Balkayası mevkii olarak adlandırılan granit cinsi kayalıkların en uç kesiminde bulunmuştur. Eskilerin de ayrıca “Şinşirak” olarak adlandırdığı bu kayalıklar,içinden bir su kanalı ve antik bir yolun bağlandığı bağlar ve yoğun bir ağaç örtüsüne sahip küçük bir vadiyi çevirmektedir<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[7]</span></span></a>.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">2001’in sonbaharında, Eskişehir’in fotoğraf sevdalıları ve tarih araştırmacıları Ali Rıza ÖZTEKIN ve Nizamettin ASLAN, kayalık bölgede fotoğraf çekmek için dolaşırken, ani bir yağmurun başlamasıyla bir kaya cephesine sığınırlar.Bu arada dikkatlerini,kayanın 4 m üzerinde,L şeklinde bir nişin içinde yer alan kırmızı çizgisel şekiller çekmiş ve duvar yazısı olabileceğini düşündükleri bu yeni keşiflerini fotoğraflayarak kayıt altına almışlardır. Kaya resminin fark edilmesinde,olasılıkla yağmurun resmi ıslatarak kırmızı toprak boyayı daha belirgin hale getirmesi etkili olmuştur.Çünkü, ilk bakışta bir yazı olarak düşünülen kırmızı şekiller,dikkatle incelendiğinde kalabalık bir kompozisyonun tekil öğeleri olan hayvan ve insan figürleri olarak algılanmaktadır.Öğle saatlerinden önce resmin doğuya bakan ve açık olan cephesine kuvvetli güneş ışınları vurması,resmin değil anlaşılmasını, seçilebilmesini bile zorlaştırmaktadır<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[8]</span></span></a>. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yer seviyesinden yaklaşık 4 m yukarıda ve L şeklinde bir kaya nişinin içinde yer alan resim, granit kaya cephesine kırmızı toprak boya ile yapılmıştır. Resmin ana eksenindeki atlar ve bir insan figürünün oluşturduğu kompozisyon, çizgisel ve şematik at tasvirlerinin oluşturduğu kalabalık grup ve onların karşısında yer aldığı anlaşılan kolları havada şematik bir insan figüründen oluşur. Kaya resmi, çıplak gözle bakıldığında dikine iki sıra halinde gövdeleri oldukça uzatılmış,kuyruk ve kafa kısımları daha kaim fırça darbesi ile vurgulanmış at figürlerinden ve kompozisyonun hemen sağ tarafında yer alan atlardan daha büyük resmedilen bir insan figüründen oluşmaktadır. Her iki sıradaki atların bir kısmının diğerlerinden daha küçük betimlendiği de gözden kaçmamaktadır. Daha küçük boydaki atların ikinci sıranın üst kesiminde üçlü bir öbek oluşturması dikkat çekicidir.Atların genel olarak, baş kısımlarının aşağı eğik ve bacaklarının düz halde sabit konumları, atların koşmalarından ziyade dinlenir halde olduklarını gösteriyor gibidir. Kompozisyonun sağ kesiminde atlardan ayrı olarak, daha büyük resmedilmiş ayakta bir insan figürü sahneyi tamamlayan bir diğer öğedir.İnsan figürünün altındaki boş bırakılan alanda (kalabalık at kompozisyonunun önünde) ise, daha çok köpeği anımsatan eğik kısa başlı, kısa ve bodur gövdesi ile bir figür daha yer almaktadır. Figürlerin ağırlıklı olarak şematize bir şekilde tasvirlenmesi ve zaman içinde boya pigmentlerinin solması, resim hakkındaki yorumları zorlaştırmaktadır<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[9]</span></span></a>. &nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Bununla birlikte Üst Paleolitik Dönem Batı Avrupa Mağara Sanatı’ndaki at tasvirleri ile karşılaştırıldığında (Chauvet, Lascaux), resimlerin özellikle bu gelenekten farklı olarak, şematik çizimleri ile genelde Mezolitik ve Neolitik Dönem Kuzey Avrupa, Ön Asya ve Orta Asya’da görülen şematik kalabalık hayvan toplulukları (At, Geyik vb.)ve insanı ilişkisini konu alan (bazılarının kostümlerinden şaman figürleri olduğu anlaşılan) resim geleneğini hatırlatmaktadır<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[10]</span></span></strong></a>.</strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Sivrihisar Balkayası resimlerinin rahmetli Sevet SOMUNCUOĞLU’nun Sibirya’dan “Anadolu’ya Taştaki Türkler” eserindeki Kazakistan-Tamgalı-Say, Kırgızistan, Talas Karakol Yaylası kaya resimleri<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title=""><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[11]</span></span></strong></a> ile benzerlikleri çok önemlidir.</strong> Servet SOMUNCUOĞLU bu resimleri geniş bir Türk coğrafyasını dolaşarak tespit etmiştir. Kazakistan, Tamgalı Say, Almatı’ya 170 km uzaklıktaki Yedi Su Bölgesinde “Damgalı Vadi” anlamına gelmektedir. Yaklaşık 3000 resim bulunmaktadır. Kırgızistan, Talas Karakol Yaylasında 200 kadar değişik resim vardır<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[12]</span></span></a>. Karakol Yaylası çizimlerinde dağ keçisi ağırlıklı olmakla birlikte avcı insan ve at resimleri de görülmektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-16%20222736.jpg" style="height:554px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong><span style="font-size:12.0pt">2005 yazında, Sivrihisar Balkayası</span> <span style="font-size:12.0pt">kaya resminin üzerinde Eskişehir (Arkeoloji) Müzesi ve Anadolu Üniversite işbirliği ile belgeleme çalışmaları yapılmıştır.Resim üzerinde yapılan ilk tetkiklerde, Özellikle sağ ve sol taraflarda boyanmış figürlerin genel olarak zaman içinde yağmur suyu ve güneş ışınları gibi dış etkilere maruz kaldığı görülmektedir.Bunun sonucunda resmin solduğu ve böylece çıplak gözle her figürün fark edilmesinin güçleştiği belirlenmiştir. Kaya resminin çevresinde bulunan çok sayıda çanak çömlek parçası ile çakmak taşı dilgiler ve bazalttan bir ezgi taşı kaya resminin tarihlenmesi konusunda fikir verebilecek buluntulardır.Bölgede uzun yıllar araştırmalar yapan İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Turan EFE’nin bu buluntuları Son Neolitik ile ilk Kalkolitik Çağ’a ait olduğunu belirtmesi kaya resminin M.Ö. 5. binyıla ait olabileceğini düşündürmektedir<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[13]</span></span></a>. &nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Bilindiği üzere Anadolu, maden devrine erişinceye kadar, binlerce yıl süren uzun bir taş devri yaşamıştır. Taş devri kültürleri; Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik devirler olmak üzere üçe ayrılır. Paleolitik devir, tarihten önceki devirlerin en eski safhası olup, “Yontma Taş Devri” olarak da bilinir. Bu devirde insanlar, kültür bakımından avcılık seviyesinde bulunuyorlardı. Paleolitik devirden sonra başlayan ve “Orta Taş Devri” demek olan Mezolitik devir, M.Ö. 15.000-8.000 yılları arasında tarihlenmektedir. Mezolitik devir, Paleolitik devrin bir devamı niteliğindedir. Mezolitik devirden sonra, insanlığın eriştiği kültür aşamasına Neolitik (Yeni Taş Devri) devir denilir. Neolitik devir, taş devri kültürleri içerisinde bir inkılâp devri olarak kabul edilir. Çünkü bu devirde birtakım yeni keşif ve icatlarla karşılaşılmaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">1. Ateş, insanoğlu tarafından kontrol altına alınmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">2 Pişirme tekniği ile seramik imaline başlanmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">3. Ziraat keşfedilmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">4. İlk defa olarak yerleşik hayat başlamıştır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yukarıdaki keşif ve icatların her biri, bir diğerinden kaynaklanmıştır. Gerçekten, paleolitik devirlerden beri mevcudiyeti bilinen ateş, Neolitik devirde insanoğlu tarafından kontrol altına alınmış ve buna bağlı olarak da o güne kadar elde yapıldıktan sonra güneşte kurutulan çanak çömlekler, ateşte pişirilmek suretiyle daha sağlam ve daha kullanışlı hale getirilmiştir. Neolitik devre, “Cilalı Taş Devri” de denilmektedir. Anadolu'da Neolitik devirden sonra başlayan ve taş aletler yanında az miktarda madenin de kullanıldığı devre Kalkolitik devir denilir. Kalkolitik tabiri, Hellen dilinde “bakır” anlamına gelen khalkos ile “taş” anlamına gelen lithos'tan türetilmiş olup, “Bakır-Taş Devri” olarak da isimlendirilir. Bu devrin en önemli özelliği, taş aletlerden yine yaygın bir şekilde yararlanılmakla beraber, madenlerden de yararlanılmaya başlanmış olmasıdır. Bu devirde, yaygın olmamakla beraber, en çok kullanılan maden bakırdır. Kalkolitik devirde, Neolitik devre göre önemli değişiklikler olmamış ise de, yine de bazı gelişmeler tespit edilebilir. Her şeyden önce tarım daha ilerlemiş, araçlar daha gelişmiştir. Dokumacılığın da bu devirde başladığı tahmin edilmektedir. Çömlekler çömlekçi çarkı henüz bilinmediğinden yine elde yapılmakta, bazı yerlerde ise bunların üstüne kalın bir astar boya çekildikten sonra, geometrik motiflerin çizildiği görülmektedir. Bu devirde ölüler daha ziyade ağzı açık küplere gömülmüş, küpün içerisine ölen kişinin silahları ve eşyaları da konulmuştur”<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[14]</span></span></a>. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">Şimdiye kadar yapılan araştırmalar ışığında Balkayası resmi, içerdiği 20 at ve 1 insan figürü ile üslup açısından Prehistorik döneme ait gözükmektedir. Kaya resminin olduğu kaya kütlesinin yüzünün işlenmiş olduğu ve kabartmalarla bezendiği anlaşılmaktadır.Ayrıca, kaya yüzeylerindeki bazı işlenmiş kısımların direk soku yerleri, bu alanın olasılıkla üstü kapalı bir alan olduğu ve niteliğini henüz bilemediğimiz bir amaçla kullanılmış bir mekan olabileceğini düşündürmektedir.Buranın bir yerleşime ait olduğuna ilişkin öngörümüzü güçlendiren bir diğer neden ise, resmin bulunduğu uzunlamasına alanın (yaklaşık5x25m) üzerinde ve yamaca doğru olan dolgusunda yoğun seramikle az da olsa çakmaktaşı düğüler ve bir bazalt öğütme taşına sahip olmasıdır. Kırmızı, bej ve gri renkteki bu seramiği, Orman Fidanlığı ve Keskaya yerleşmelerindeki örneklerinde olduğu gibi Eskişehir Bölgesi Erken ve Kalkolitik seramik grupları ile ilişkili olduğu söylenebilir<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[15]</span></span></a>. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Atlar ile insan arasındaki ilişki hem bölge için hem de Anadolu’nun Tarih öncesi sürecinde önemli detaylara sahiptir. Eskişehir Merkez’e bağlı Orman Fidanlığı Kalkolitik Dönem yerleşmesinin Orta Kalkolitik Çağ tabakalarında ele geçen çok sayıdaki yabani at kalıntısı M.Ö 5. binyılda bölgede atın önemli bir besin kaynağı olarak tüketildiğini kanıtlar. Geçim ekonomisinde yabani atın yeri ve tarihsel süreçte Frigya (Phrygia) bölgesinde at yetiştiriciliğinin önemi, Balkayası kaya resminin merkezini atların oluşturması ile örtüşür niteliktedir. Neticede, Balkayası kaya resmi, yalnızca Eskişehir için değil, bölgedeki tek kaya üstü resim olması nedeni ile bütün Orta Anadolu içinde büyük önem taşımaktadır<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title=""><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[16]</span></span></a>. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Sonuç</span></strong> </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">Turanî halklarda atın binek ve ulaşımda kullanılması yanında gıda/ beslenme vasıtası olarak değerlendirilmesi&nbsp; Sivrihisar Balkaya'sı resmi ile Eskişehir Orman Fidanlığında bulunan at kalıntıları ile tespit edilmektedir. Halen Türkistan coğrafyasında atın gıda zincirinde Türkler arasında kullanılması Türkiye- Türkistan kültür ve uygarlık köklerinin zamanın ne kadar derinlerine gittiğini göstermektedir. M.Ö. 5000 günümüzden 7000 yıl önceye ait bu bulguların Türklüğün Anadolu'da yurtlanması açısından güçlü kanıtlarını ispat etmektedir. Mustafa Kemal Atatürk'ün “Anadolu en az 7000 yıllık Türk beşiğidir” sözü böylece Türk ilim insanlarına ve gençliğine yol göstericiliğini sürdürmektedir. Türkler 1071'den binlerce yıl önce de Anadolu'da coğrafyasını vatan yapmışlardır. 1071 Türklerin Anadolu'ya gelişlerinden sadece bir tanesidir ve bu yakın bir zamana tarihlenmektir.&nbsp; Atatürk'ün binlerce yıl öncesinden itibaren Anadolu'da Türk tarihini araştırması ve araştırma yaptırması asla duygusal değil tamamiyle gerçek verilere dayanan bilimsel bir metodolojinin sonucudur. “<strong>Ne mutlu Türküm diyene</strong>”.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Kaynaklar: </span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">Ali Umut TÜRKCAN, Balkayası Anadolu’nun İlk At Figürleri, Aylık Coğrafya ve Keşif Dergisi, Sayı: 152, Kasım 2005, s. 38-40.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ekrem Memiş, Eskiçağ Türkiye Tarihi, Ekin Basım, Bursa, 2017.<strong> </strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">Eskişehir Rehberi (5.Baskı), Eskişehir Valiliği (2014). Eskişehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">Naci ŞAKAR, Burası Sivrihisar, Eskişehir Tepebaşı Belediyesi, Sivrihisar Eğitim Vakfı, Eskişehir, 2016.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">Sevet Somuncuoğlu, Sibirya’dan, Anadolu’ya Taştaki Türkler, A-Z Yapı İnşaat Sanayii A.Ş. Kültür Hizmeti, İstanbul, 2008.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Fotoğraflar: </span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">Ali Rıza ÖZTEKİN &amp; Nizamettin ASLAN</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">Eskişehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:12.0pt">Sevet SOMUNCUOĞLU</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<div>&nbsp;
<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></a> Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (ESTÜDAM) Kurucu Müdürü</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[2]</span></span></span></a><span style="font-size:10.0pt"> Naci ŞAKAR, Burası Sivrihisar, Eskişehir Tepebaşı Belediyesi, Sivrihisar Eğitim Vakfı, Eskişehir, 2016., s.103.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[3]</span></span></a> Eskişehir Rehberi,&nbsp; Eskişehir Valiliği, 2014.</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[4]</span></span></a> Naci Şakar, a. g. e., s. 100.</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[5]</span></span></span></a><span style="font-size:10.0pt"> Ali Umut Türkcan, Balkayası Anadolu’nun İlk At Figürleri, Aylık Coğrafya ve Keşif Dergisi, Sayı: 152, Kasım 2005, s. 38-40.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[6]</span></span></a> Naci Şakar, a. g. e., s. 100, 103-106.</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[7]</span></span></a> Naci Şakar, a. g. e. , s.103.</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[8]</span></span></a> Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.38., Naci Şakar, a. g. e. , s.103.</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[9]</span></span></a> Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.39., Naci Şakar, a. g. e. , s.104.</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[10]</span></span></a> Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.40., Naci Şakar, a. g. e. , s.104.</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:15pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[11]</span></span></span></a><span style="font-size:10.0pt"> Sevet Somuncuoğlu, Sibirya’dan, Anadolu’ya Taştaki Türkler, A-Z Yapı İnşaat Sanayii A.Ş. Kültür Hizmeti, İstanbul, 2008.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[12]</span></span></a> Sevet Somuncuoğlu, a. g. e., s. 313, 401.</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[13]</span></span></a> Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.40., Naci Şakar, a. g. e. , s.105.</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[14]</span></span></span></a><span style="font-size:10.0pt"> Ekrem Memiş, Eskiçağ Türkiye Tarihi, Ekin Basım, Bursa, 2017., s. 9-15.<strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[15]</span></span></a> Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.40., Naci Şakar, a. g. e. , s.105.</span></span></p>
</div>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[16]</span></span></a> Ali Umut Türkcan, a. g. m., s.40., Naci Şakar, a. g. e. , s.105.</span></span></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 00:22:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/prof-dr-hilmi-ozden-1769727937.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bruxelles : un nouveau casting, mais un scénario inchangé ?</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bruxelles-un-nouveau-casting-mais-un-scenario-inchange-1182</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bruxelles-un-nouveau-casting-mais-un-scenario-inchange-1182</guid>
                <description><![CDATA[Bruxelles : un nouveau casting, mais un scénario inchangé ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Bruxelles : un nouveau casting, mais un scénario inchangé ?</h1>

<p><strong>« Nouveau gouvernement bruxellois : changement réel ou simple redistribution des rôles ? »</strong></p>

<h3>Qui peut réellement faire la différence dans le nouveau gouvernement bruxellois ?</h3>

<p><strong>Par Kadir Duran | Bruxelles Korner</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-14%20at%2015_45_00.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></strong></p>

<p>Après 613 jours d’impasse politique, Bruxelles dispose enfin d’un gouvernement. Mais derrière l’annonce officielle et la mise en scène institutionnelle, une question persiste : s’agit-il d’un véritable changement de cap, ou simplement d’une redistribution des rôles entre les mêmes acteurs ?</p>

<p>L’examen du casting révèle une réalité plus nuancée &nbsp;et potentiellement plus inquiétante pour ceux qui attendaient une rupture.</p>

<h2>Une continuité structurelle : les piliers restent en place</h2>

<p>La première observation est claire : plusieurs figures centrales demeurent inchangées.</p>

<p><strong>Elke Van den Brandt (Groen)</strong>&nbsp;conserve la Mobilité, les Travaux publics et la Sécurité routière. Cela signifie que les orientations structurantes des dernières années — notamment les politiques liées à Good Move, la réduction de la place de la voiture et la transformation de l’espace urbain &nbsp;devraient se poursuivre sans rupture majeure.</p>

<p>Au Parlement,&nbsp;<strong>Bertin Mampaka</strong>&nbsp; (MR) reste président. Son maintien garantit une continuité institutionnelle et une gestion expérimentée des équilibres parlementaires, mais il ne constitue pas un facteur de transformation politique en soi.</p>

<p>Ces deux postes sont essentiels : ils incarnent la stabilité du système, mais aussi ses limites.</p>

<h2>Le PS conserve des leviers sociaux stratégiques</h2>

<p>Le Parti socialiste conserve des compétences structurantes dans l’architecture sociale et territoriale.</p>

<p><strong>Ahmed Laaouej</strong>, nommé ministre de l’Action sociale et des Pouvoirs locaux, occupe une position clé. Ce portefeuille lui confère une influence directe sur les CPAS, les communes et les mécanismes d’aide sociale — soit l’ossature du modèle social bruxellois.</p>

<p><strong>Karine Lalieux</strong>, en tant que secrétaire d’État au Logement et aux Infrastructures sportives, intervient dans un domaine explosif : la crise du logement. Bruxelles fait face à une pression démographique constante, une pénurie structurelle de logements accessibles et une hausse des loyers.</p>

<p>Ces nominations ne traduisent pas une rupture idéologique, mais une consolidation d’un modèle existant.</p>

<h2>Laurent Hublet (&nbsp;Les Engagés)&nbsp;: l’inconnu qui hérite de l’économie</h2>

<p>La véritable nouveauté réside dans la nomination de&nbsp;<strong>Laurent Hublet</strong>&nbsp;comme ministre de l’Économie et de l’Emploi pour Les Engagés.</p>

<p>Son profil tranche avec les figures politiques traditionnelles. Peu connu du grand public et sans historique électoral majeur, il incarne une tentative de renouvellement technocratique.</p>

<p>Mais cette nomination pose une question centrale : peut-il peser dans un système dominé par des partis installés depuis des décennies ?</p>

<p>À Bruxelles, l’économie et l’emploi sont étroitement liés à des structures administratives lourdes, des équilibres communautaires et des contraintes budgétaires sévères. La marge de manœuvre réelle d’un nouveau venu dépendra moins de ses intentions que de sa capacité à naviguer dans cet écosystème complexe.</p>

<h2>Dirk De Smedt aux Finances&nbsp; : le poste le plus critique du gouvernement pour ANDERS</h2>

<p>Si un ministre peut réellement changer la trajectoire de Bruxelles, c’est celui du Budget.</p>

<p><strong>Dirk De Smedt</strong>, en charge des Finances et du Budget, détient la clé de l’équilibre régional. Bruxelles fait face à :</p>

<ul>
	<li>
	<p>une dette croissante,</p>
	</li>
	<li>
	<p>une dépendance élevée aux transferts fédéraux,</p>
	</li>
	<li>
	<p>une pression sociale intense,</p>
	</li>
	<li>
	<p>et des investissements structurels nécessaires (mobilité, logement, rénovation).</p>
	</li>
</ul>

<p>Dans un système où chaque décision dépend du financement, le ministre du Budget est souvent plus déterminant que le ministre-président lui-même.</p>

<h2>Boris Dillies (MR)&nbsp;: un ministre-président avec des pouvoirs limités</h2>

<p>La nomination de&nbsp;<strong>Boris Dillies</strong>&nbsp;comme ministre-président soulève une question fondamentale sur la nature du pouvoir à Bruxelles.</p>

<p>Contrairement à un chef de gouvernement national, le ministre-président bruxellois est un coordinateur plus qu’un décideur souverain.</p>

<p>Son pouvoir est limité par :</p>

<ul>
	<li>
	<p>l’équilibre entre partis,</p>
	</li>
	<li>
	<p>le poids des communes,</p>
	</li>
	<li>
	<p>la fragmentation institutionnelle,</p>
	</li>
	<li>
	<p>et les contraintes budgétaires.</p>
	</li>
</ul>

<p>Bruxelles n’est pas un État centralisé. C’est une mosaïque de 19 communes, chacune dirigée par un bourgmestre disposant d’un pouvoir réel sur le terrain.</p>

<p>En pratique, les bourgmestres contrôlent des leviers essentiels : urbanisme, police locale, permis, fiscalité communale.</p>

<p>Cela signifie qu’aucune réforme majeure ne peut réussir sans leur adhésion.</p>

<h2>Audrey Henry&nbsp; ( MR&nbsp;)et Ans Persoons (&nbsp;VOORUIT)&nbsp;: des rôles structurants mais indirects</h2>

<p>Les nominations comme&nbsp;<strong>Ans Persoons</strong>&nbsp;au Patrimoine, à la Rénovation urbaine et à l’Environnement participent à la gestion du tissu urbain, mais leur impact dépendra largement des arbitrages budgétaires.</p>

<p>Ces postes influencent la transformation physique de Bruxelles, mais rarement sa trajectoire politique globale.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/633778477_2715514012155962_4610865769476508814_n.jpg" style="height:535px; width:800px" /></p>

<h2>La véritable conclusion : le système n’a pas changé</h2>

<p>Le point central est le suivant : ce gouvernement ne représente pas une révolution politique. Il constitue un rééquilibrage interne du même système.</p>

<p>Les mêmes partis dominent. Les mêmes structures subsistent. Les mêmes contraintes persistent.</p>

<p>La différence ne viendra pas uniquement des ministres, mais de trois facteurs :</p>

<ol>
	<li>
	<p>la capacité à rétablir la discipline budgétaire,</p>
	</li>
	<li>
	<p>la coordination avec les communes,</p>
	</li>
	<li>
	<p>et la volonté politique réelle de rompre avec les compromis permanents.</p>
	</li>
</ol>

<p>Sans ces éléments, le changement restera essentiellement nominal.</p>

<h2>La vraie question n’est pas qui gouverne, mais qui décide réellement</h2>

<p>Bruxelles fonctionne moins comme un gouvernement centralisé que comme une fédération de pouvoirs locaux.</p>

<p>Dans ce système, le ministre-président coordonne, les ministres arbitrent, mais les bourgmestres exécutent.</p>

<p>Et tant que cette réalité structurelle ne change pas, aucun casting, aussi renouvelé soit-il, ne pourra à lui seul redresser Bruxelles.</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:20px"><strong>BONNES CHANCES !</strong></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Feb 2026 17:45:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BENGÜ TAŞLAR  </title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bengu-taslar-1181</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bengu-taslar-1181</guid>
                <description><![CDATA[BENGÜ TAŞLAR  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:22.0pt">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; BENGÜ TAŞLAR&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">AHMET URFALI</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ‘’Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası.. Türk askerî dehasının, Türk askerlik sanatının esasları.. Türk gururunun ilâhî yüksekliği.. Türk feragat ve faziletinin büyük örneği... Türk içtimaî hayatının ulvî tablosu.. Türk edebiyatının ilk şaheseri... Türk hitabet sanatının erişilmez şaheseri.. Hükümdarâne eda ve ihtişamlı hitap tarzı.. Yalın ve keskin üslûbun şaşırtıcı numunesi.. Türk milliyetçiliğinin temel kitabı.. Bir kavmi bir millet yapabilecek eser.. Asırlar içinden millî istikameti aydınlatan ışık.. Türk dilinin mübarek kaynağı.. Türk yazı dilinin ilk, fakat harikulade işlek örneği..Türk yazı dilinin başlangıcını milâdın ilk asırlarına çıkartan delil.. Türk ordusunun kuruluşunu en az 1250 sene öteye götüren vesika.. Türklüğün en büyük iftihar vesilesi olan eser, İnsanlık aleminin sosyal muhteva bakımından en manalı mezar taşları.. Dünyanın bu gün belki de en büyük meselesi olan Çin hakkında 1250 sene evvelki Türk ikazı.,’’&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muharrem Ergin, Orhun Abideleri adlı eserine bu muhteşem girişi yapıp devam eder, Abidelerin, Göktürk devletinin Bilge Kağan döneminin ürünü olduğunu belirtir. Üç Abidenin birincisi olan Kül Tigin Abidesini ağabeyi Bilge Kağan 732'de, ikincisi olan Bilge Kağan abidesini de ölümünden bir yıl sonra 735'te kendi oğlu olan kağan diktirmiştir. Üçüncü olarak verilen Tonyukuk Abidesi ise 720–725 senelerinde kendisi tarafından dikilmiştir.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-12%20160141.jpg" style="height:536px; width:800px" /></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Muhtevasının zamanı aşmasından dolayı Orhun Abidelerine Bengü Taşlar denilmiştir. Bengü taş; ebedî, sonsuz taş demektir. Dönüşümü ve döngüyü vurgular. Sonsuz hayatın sembolüdür. Farklı Türk dillerinde Mengütaş, Bengüdaş, Bengütaş olarak da söylenir. Ayrıca anıt anlamına da gelir. Bengi (Bengü/Mengü/Mengi) kavramı sonu olmayan, hep var olacak olan bir varlık anlayışını ifade eder. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu taş ise sonsuz bir döngü içerisinde ruhların göğe yükselişini simgeler. Taş; gücü ve dayanıklılığı (ölümsüzlüğü) temsil eder. Bu nedenle tüm kalıcı anıtlar ve yazıtlar sağlam taşlardan yapılır. Orhon ve&nbsp; Yenisey Anıtları Türk tarihinin en önemli yazılı anıtlarıdır Anıtlar dikerek daima anımsanma ve yad edilme arzusu hemen her milletin geçmişine ait çeşitli büyüklüklerde taş anıtların varlığını da beraberinde getirmiştir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Türk kültüründe taşlarla ilgili pek çok söylenti vardır. Yabancılara aldanıp kutsal taşı onlara hediye eden bir hakanın yüzünden ülkenin bereketi kaçar. Bazı kahramanlar ellerinde dokuz köşeli taşla doğarlar. Masallarda cezaların en kötülerinden biri taşa dönüşmektir, böylece insanlar o taşı görüp ibret alırlar. Gökten düşen taşlar sıra dışı özelliklere sahiptir. Kaya üstünde yatmakla gebe kalınacağına dair inanç da bu konuyla bağlantılıdır.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Abideler, Göktürk (Orhun) yazısıyla yazılmıştır. Bu yazının kökeni Türk damgalarına dayanmaktadır. Bilindiği kadarıyla Türklerin kullandığı ilk yazı sistemi olan ve Orhun Yazıtları'nda kullanılmasından ötürü Orhun Alfabesi olarak adlandırılan yazı sistemi ilk olarak 6. yüzyılda kullanılmıştır. Burada önemli bir nokta bu alfabenin Orhun alfabesi olarak isimlendirilmesine karşılık, Orhun Yazıtları'nın yazılıp, anıtsal nitelikte dikilmesinden iki yüzyıl önce Yenisey'deki anıtlarda kullanılmış olmasıdır. Bu durum, adı geçen alfabenin son ve mükemmel biçimini Orhun'daki anıtlarda almış olmasından kaynaklanır. Gök Türkler, Uygurlar, Kırgızlar tarafından doğduğu coğrafyada kullanılan Orhun yazısı, bazı Türk boylarınca Avrupa'ya da taşınmıştır. Hatta 16. yüzyıla kadar Macaristan'da Sekeller arasında kullanıldığı bilinmektedir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Orhun Yazıtları, Türk devlet anlayışının bir göstergesidir. Devlet adamları milletine hesap verir, halkını tehlikelere karşı uyarır. Devlet-i ebed-müddet olarak yaşayabilmenin sırlarını, devletin ayakta kalmasının şifrelerini verir:&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">‘’Amcam kağan oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı. ( KTG-D-16)Yekün olarak yirmi beş defa ordu sevk etti, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş Kağanı türkümüz, milletimiz idi…(KTG-D-18)Türk milleti için gene uyumadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım. Ben kendim kağan oturduğumda, her yere (KTG-D-27) gitmiş olan millet öle yite, yaya olarak çıplak olarak dönüp geldi. Milleti besleyeyim diye, kuzeyde Oğuz kavmine doğru, doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru, güneyden Çine doğru on iki defa büyük ordu sevk ettim,… savaştım. Ondan (KTG-D-28)Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti? Türk milleti, vaz geç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan kağanına, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hale soktun. Silahlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin! Doğuya giden, gittin! Batıya,( BG-D-19)geldi. Milleti besleyeyim diye kuzeyde Oğuz kavmine doğru; doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru; güneyde Çine doğru on iki defa ordu sevk ettim… savaştım. Ondan sonra Tanrı buyurduğu için, devletim, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli kıldım. Fakir milleti zengin kıldım.( BG-D-23)-Türk Bilge Kağanı Türk Sir milletini, Oğuz milletini besleyip oturuyor.(TN2-K-4)’’</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Orhun Abidelerinin muhtevasıyla Atatürk’ün Nutuk’u arasında düşünce birliği bulunmaktadır. Nutuk, milleti ülkenin geleceğini belirleyecek olan milli birlik ilkesi etrafında bilinçlendirip birleştirerek milli irade ve milli hakimiyet kavramlarının harekete dönüştürülmesi yoluyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşundan Cumhuriyetin ilanına kadar uzanan başarılı bir tarihi akışın hikayesidir. Türk gençliği bu iki görkemli eseri daima okumalı ve arasındaki&nbsp; ortak özellikleri yeniden keşfetmelidir.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 17:56:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Brüksel Şerif\&#039;i iş başında</title>
                <category>Kadir Duran</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bruksel-serifi-is-basinda-1180</link>
                <author>duranskynetbe@hotmail.com (Kadir Duran)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bruksel-serifi-is-basinda-1180</guid>
                <description><![CDATA[Brüksel Şerif\'i iş başında]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:26px"><strong>Brüksel Şerif'i iş başında</strong></span></p>

<p>Brüksel baskı altında: Arizona hükümeti takibini keskinleştiriyor, kovboylardan mükelleflere</p>

<p><em>Kadir Duran | Bruxelles Korner</em></p>

<p style="text-align:center"><em><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-10%20184744.jpg" style="height:348px; width:407px" /></em></p>

<p>Brüksel tonunu değiştiriyor. Ve daha da önemlisi, yöntemini.</p>

<p>Trafik vergisi kurallarına uymayan araçların müsaderesinden sonra Arizona hükümeti vites yükseltiyor: artık hedefte varlıklar, ayni menfaatler (ATN) ve ödenmeyen vergiler var. Av yalnızca kenarlarda dolaşmıyor; sistemin kalbine giriyor.</p>

<p>6 Şubat Cuma günü gerçekleştirilen geniş çaplı polis operasyonu bir dönüm noktasını temsil etti. Görünür. Kitlesel. Bilinçli.</p>

<p>Eşi benzeri görülmemiş bir güç gösterisi</p>

<p>Rakamlar açık konuşuyor.</p>

<p>Altı Brüksel polis bölgesinden 300’ü aşkın polis, federal polis, gümrük ve Yabancılar Dairesi’nin desteğiyle sahadaydı. Açık hedef: suç gelirleri, kara para aklama ve hileli düzeneklerle mücadele.</p>

<p>Sonuç:</p>

<p>• 55 araç, çoğunluğu lüks, müsadere edildi</p>

<p>• 342.057 avro ve 9.200 dolar el konuldu</p>

<p>• 10 ticari işletme adli mühür altına alındı</p>

<p>Brüksel Savcılığı’nın yetkisi altında yürütülen operasyon, başta DH Bruxelles olmak üzere basında geniş yer buldu.</p>

<p>Görünür hayduttan sessiz vergi kaçağına</p>

<p>Değişen sadece operasyonun ölçeği değil; felsefesi.</p>

<p>“Kovboylar”dan — plakası sorunlu araçlar, yabancı plakalar, ödenmemiş vergiler — sonra devlet artık gündelik hayatın beyaz yakalı banditlerini hedef alıyor:</p>

<p>• şirket araçlarının ATN kapsamında düşük gösterilmesi ya da hiç beyan edilmemesi,</p>

<p>• hileli leasing,</p>

<p>• beyan dışı gelirler,</p>

<p>• kaynağı izlenemeyen nakit.</p>

<p>Mesaj net: Mali tutarlılıktan yoksun gösterişli lüks artık bir alarm sinyali.</p>

<p>ATN hedefte: yeni cephe</p>

<p>Mali ve muhasebe çevrelerinde bir kavram sıkça dile getiriliyor: ATN.</p>

<p>Şirket aracıyla bağlantılı ayni menfaat, uzun süredir gri bir alan; kimi zaman ayarlama aracı, kimi zaman kör nokta. Artık çapraz denetimlerin giriş kapısı haline geliyor: vergi, kara para ve fonların kaynağı birlikte inceleniyor.</p>

<p>Mekanizma basit:</p>

<p>Beyan edilen gelirlerle uyumsuz bir araç, zincirleme denetimleri tetikliyor.</p>

<p>Güvenlik mi, siyasi gösteri mi?</p>

<p>Resmî söylem uzlaşmacı:</p>

<p>“Brüksel’de tüm vatandaşların güvenliğini, somut, görünür ve yapılandırılmış eylemlerle sağlamak.”</p>

<p>Ancak siyasi sinyal de güçlü.</p>

<p>Arizona hükümeti harekete geçtiğini, kontrol ettiğini, göze çarpan yerde vurduğunu gösteriyor. Açıklar, güvensizlik ve emniyet sorunlarıyla yıpranmış bir şehirde müsadere, yargısal bir araç olduğu kadar bir iletişim aracına dönüşüyor.</p>

<p>Bir başlangıç, bir son değil</p>

<p>Kimse yanılmıyor: Bu daha başlangıç.</p>

<p>Bu hızla baskı yalnızca artar. Denetimler yoğunlaşacak, profesyonelleşecek ve sistematik hale gelecek.</p>

<p>Brüksel yeni bir evreye girdi:</p>

<p>Mali düzensizliğin operasyonel, görünür ve anlık bir risk haline geldiği bir evre.</p>

<p>Hâlâ fazla kovboyun ve fazla banditin olduğu bir şehirde devlet sahayı geri almaya karar verdi… araç araç, avro avro.</p>

<p><em>Bruxelles Korner – Siyasi, mali ve kentsel analiz.</em></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Feb 2026 00:33:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/05/kadir-duran-1747245752.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Brüksel’de Yedi Partili Konklav, TFA Dışarıda: Kurumsal Meşruiyet, Demokratik Kırılma</title>
                <category>Kadir Duran</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/brukselde-yedi-partili-konklav-tfa-disarida-kurumsal-mesruiyet-demokratik-kirilma-1179</link>
                <author>duranskynetbe@hotmail.com (Kadir Duran)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/brukselde-yedi-partili-konklav-tfa-disarida-kurumsal-mesruiyet-demokratik-kirilma-1179</guid>
                <description><![CDATA[Brüksel’de Yedi Partili Konklav, TFA Dışarıda: Kurumsal Meşruiyet, Demokratik Kırılma]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:20px"><strong>“Brüksel’de Yedi Partili Konklav: Demokratik Meşruiyet mi, Siyasal Kırılma mı?”</strong></span></p>

<p><em><span style="font-size:18px">Brüksel’de Yedi Partili Konklav, TFA Dışarıda: Kurumsal Meşruiyet, Demokratik Kırılma</span></em><br />
<em>Kadir Duran | Bruxelles Korner</em></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-10%20143609.jpg" style="height:531px; width:800px" /></p>

<h3>600 günlük kilitlenmenin ardından TFA’nın dışlanması</h3>

<p>600 günü aşkın siyasi tıkanıklığın ardından, Brüksel Bölgesi’nde bir hükümet kurmak amacıyla yedi partinin bir araya getirileceği konklav duyurusu, kurumsal bir “şok terapisi” olarak sunuluyor. Georges-Louis Bouchez’nin girişimiyle masaya Frankofon kanatta MR, PS ve Les Engagés; Flamanca kanatta ise Groen, Vooruit, CD&amp;V ve Anders davet edildi.</p>

<p>Ancak dikkat çeken bir büyük eksik var: <strong>Team Fouad Ahidar (TFA)</strong>. Oysa TFA, sandıktan çıkan sonuçlara göre Flamanca kanadın <strong>ikinci büyük gücü</strong> konumunda.</p>

<p>Bu ayrıntı tali değil; Brüksel demokrasisinin özüne temas ediyor: Anlamlı bir seçmen eğilimini temsil etmeden bir hükümet <strong>hukuken</strong> kurulabilir mi? Ve daha önemlisi, bunun <strong>siyasal bedeli</strong> nedir?</p>

<h3>Belirleyici Rakamlar</h3>

<p>Brüksel Parlamentosu <strong>89 sandalyeden</strong> oluşuyor:</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>72 Frankofon sandalye</strong> (çoğunluk: 37)</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>17 Flamanca sandalye</strong> (çoğunluk: 9)</p>
	</li>
</ul>

<p>TFA, Flamanca kanatta <strong>3 sandalye</strong> kazandı ve potansiyel bir <strong>kilit aktör</strong> haline geldi. Onu konklavın dışında bırakmak, bu seçmen dinamiğini yansıtmadan bir çoğunluğun kurulabileceğini varsaymak anlamına geliyor.</p>

<h3>Yedi Partili Konklav: Hızlandırıcı mı, Sahneye Konmuş Bir İniş mi?</h3>

<p>Bouchez’nin MR, PS, Les Engagés, Groen, Vooruit, CD&amp;V ve Anders’i aynı masaya çağırması, uzayan felç halinin ve kurumsal yorgunluğun ardından geldi. Asıl soru, bu hamlenin <strong>gösterişli</strong> olup olmadığı değil; <strong>sıralı ve mantıklı</strong> olup olmadığıdır.</p>

<p>Bu noktada CRISP’in meşhur ifadesi yerli yerine oturuyor: <strong>“Atın önüne araba koymak.”</strong> Konklavlar, parametreler kilitlendiğinde—net bir çoğunluk ve ana hatları çizilmiş bir uzlaşı mimarisi varken—son virajı almak için işe yarar.</p>

<h4>“Atın Önüne Araba Koymak” Neden Sadece Bir Deyim Değil?</h4>

<p>Bir konklav koalisyon <strong>icat etmez</strong>; onu <strong>nihayete erdirir</strong>. Oysa bugün hâlâ çözülmemiş temel başlıklar var:</p>

<ul>
	<li>
	<p>çoğunluk meselesi (yalnızca metin değil),</p>
	</li>
	<li>
	<p>topluluk dengesi (tam meşru bir Flamanca çoğunluk),</p>
	</li>
	<li>
	<p>bütçe sürdürülebilirliği,</p>
	</li>
	<li>
	<p>kamu düzeni ve güvenlik (istasyonlar ve çevresi) gibi <strong>inandırıcılık testleri</strong>.</p>
	</li>
</ul>

<p>Kısacası: pist yoksa, pilotları kokpite kilitlemek uçağı uçurmaz.</p>

<h3>Söylenmeyen Risk: N-VA’nın Yokluğu</h3>

<p>N-VA cephesinde eleştiri şimdiden şekillenmiş durumda: “Masaya kimin oturacağına PS karar veriyor.” Bu, reformdan ziyade <strong>Vivaldi tarzı bir süreklilik</strong> riskine işaret ediyor.</p>

<p>Bunun iki somut sonucu var:</p>

<ol>
	<li>
	<p><strong>Flamanca meşruiyet:</strong> Sayılar tutsa bile “Flaman seçimi baypas edildi” argümanı, her hassas dosyada bir <strong>zaman bombası</strong>na dönüşebilir.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Bütçe anlatısı:</strong> Krizi yönetmeye dönük bir yama gibi algılanan bir anlaşmada “2029’a kadar denge” vaadi, mekanizma değil <strong>mesaj</strong> olarak kalabilir.</p>
	</li>
</ol>

<h3>Peki TFA’nın Dışarıda Kalması?</h3>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-10%20at%2013_47_59.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong>Usul Demokrasisi mi, Temsil Demokrasisi mi?</strong></p>

<p>Hukuken, her partiyi müzakereye davet etme zorunluluğu yoktur. Usul demokrasisi nihai oylamada ölçülür: çoğunluk, kabul edilen metinler—dosya kapanır.</p>

<p>Siyasal açıdan ise TFA’nın dışlanması sorunludur. Brüksel’de sıkça hissedilen şu duyguyu besler: <strong>“Sandıkta sayılıyoruz, mutfakta daha az.”</strong> Bu da, topluluk, sosyal ve kimlik fay hatlarıyla zaten gerilimli bir bölgede yürütmenin <strong>toplumsal meşruiyetini</strong> zamanla aşındırır.</p>

<h3>İdeolojik Değil, Yönetişimsel Bir Kordon</h3>

<p>Bu hamleyi “aşırı sağa kayış” diye etiketlemek indirgemeci olur. Ortaya çıkan şey, <strong>yönetişimsel bir kordon</strong>dur: TFA’yı baypas edebilen aritmetik bir çoğunluk mümkünken, “alev alıcı” başlıklardan (devletin tarafsızlığı, sembolik değerler) kaçınmak.</p>

<p>Bu tercih ideolojik değil <strong>stratejiktir</strong>. Bedeli açıktır: yükselen bir aktörü, entegre—zorlayıcı da olsa—bir ortak yerine <strong>biriken bir öfke gücü</strong>ne dönüştürmek.</p>

<h3>Konklav Paradoksu</h3>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/628014802_2711541615886535_1471312422871795765_n.jpg" style="height:800px; width:429px" /></p>

<p>Konklav, bir <strong>iniş yöntemi</strong>dir; kalkış motoru değildir. Tarihsel olarak, zaten çizilmiş bir anlaşmayı kilitlemek için kullanılır. Burada ise çoğunluk <strong>siyasal olarak kırılgan</strong>, anlatı olarak <strong>tartışmalıdır</strong>.</p>

<p>Masa ne kadar genişlerse (yedi parti), uzlaşı o kadar <strong>en düşük ortak payda</strong>ya çekilir: genel ilkeler, 2029’a kadar denge vaatleri, güvenlikte uzlaşı başlıkları. Felci bitirmek için faydalı; yönetişimi yeniden inşa etmek için yetersiz.</p>

<h3>Sonuç</h3>

<p>Evet, <strong>dar kurumsal anlamda</strong> demokratiktir.<br />
Hayır, <strong>Brüksel’de temsil demokrasisi</strong> açısından sağlıklı değildir.</p>

<p><strong>Temel risk:</strong> gerçek bir seçim sıçramasını entegre etmeden yönetmek, ilk bütçe ya da güvenlik şokunda çatlamaya hazır bir <strong>meşruiyet gerilimini</strong> kabullenmek demektir.</p>

<p>Brüksel’de bir hükümet, bir eğilime karşı kurulabilir.<br />
Ama <strong>kalıcı yönetişim</strong>, toplumla birlikte inşa edilir.<br />
Ve tam da bu nokta hâlâ çözümsüzdür.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-10%20141523.jpg" style="height:522px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Feb 2026 16:29:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/05/kadir-duran-1747245752.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Après Bouchez, De Wever : Bruxelles sous tutelle politique ?</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/apres-bouchez-de-wever-bruxelles-sous-tutelle-politique-1178</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/apres-bouchez-de-wever-bruxelles-sous-tutelle-politique-1178</guid>
                <description><![CDATA[Après Bouchez, De Wever : Bruxelles sous tutelle politique ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Après Bouchez, De Wever : Bruxelles sous tutelle politique ?</strong></h1>

<p><em>Chronique – Bruxelles Korner - Kadir Duran&nbsp;</em></p>

<p>Après&nbsp;<strong>Georges-Louis Bouchez</strong>, c’est désormais&nbsp;<strong>Bart De Wever</strong>, Premier ministre, qui s’invite frontalement dans le débat bruxellois. Le ton est posé, le message est dur, et la cible est claire : la gouvernance de la Région de Bruxelles-Capitale.<br />
Une question traverse désormais l’espace public, sans détour :&nbsp;<strong>pourquoi des responsables politiques perçus comme extérieurs à Bruxelles veulent-ils absolument “gouverner” Bruxelles ?</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-09%20at%2021_03_23.jpeg" style="height:450px; width:800px" /></strong></p>

<h2><strong>Bruxelles, un “problème pour tout le monde”</strong></h2>

<p>Dans une interview accordée à&nbsp;<strong>La Première – RTBF</strong>, Bart De Wever ne mâche pas ses mots. Pour lui, Bruxelles n’est plus un problème régional, mais&nbsp;<strong>un problème national et européen</strong>.</p>

<p>« La situation à Bruxelles est un problème pour tout le monde. D’abord parce qu’ils réalisent des déficits incroyables. »</p>

<p>Le Premier ministre insiste sur un point central souvent éludé :&nbsp;<strong>les comptes de Bruxelles pèsent directement sur les chiffres consolidés de la Belgique</strong>. Autrement dit, chaque dérive budgétaire bruxelloise devient un dossier à défendre devant l’Union européenne.</p>

<p>« Si on jette l’argent par la fenêtre ici, c’est moi qui dois l’expliquer à l’Europe. »</p>

<h2><strong>Déficits, transferts et colère flamande</strong></h2>

<p>Le discours est clair :&nbsp;<strong>les efforts non consentis à Bruxelles sont compensés ailleurs</strong>&nbsp;par les autres Régions et par le fédéral. Une logique de transferts devenue, selon De Wever,&nbsp;<strong>politiquement et financièrement insoutenable</strong>.</p>

<p>« Chaque effort qu’ils ne font pas, ce sont les autres régions et le fédéral qui doivent compenser. »</p>

<p>Derrière cette déclaration se lit une exaspération flamande bien connue, mais désormais assumée au sommet de l’État :&nbsp;<strong>Bruxelles coûte, Bruxelles ne réforme pas, Bruxelles échappe à toute véritable tutelle</strong>.</p>

<h2><strong>“Donnez-moi Bruxelles cinq ans” : la tentation du pouvoir direct</strong></h2>

<p>La phrase est lourde de sens politique :</p>

<p>« Si on me donne carte blanche et cinq ans, je peux faire une économie d’un milliard et mieux gérer la ville. »</p>

<p>Bart De Wever se pose en&nbsp;<strong>manager de crise</strong>, revendiquant son bilan passé et son expérience de gestion. Mais il pointe immédiatement l’obstacle majeur :&nbsp;<strong>l’architecture institutionnelle bruxelloise</strong>.</p>

<ul>
	<li>
	<p>Une Région</p>
	</li>
	<li>
	<p>19 communes</p>
	</li>
	<li>
	<p>des compétences éclatées</p>
	</li>
	<li>
	<p>des responsabilités diluées</p>
	</li>
</ul>

<p>« Avec les institutions comme elles existent ici, c’est impossible. »</p>

<h2><strong>Réforme institutionnelle ou mise sous tutelle ?</strong></h2>

<p>Le mot est lâché :&nbsp;<strong>réforme institutionnelle</strong>.<br />
Pour De Wever, le problème bruxellois dépasse le budget. Il touche à&nbsp;<strong>la crédibilité internationale de la Belgique</strong>.</p>

<p>« Partout où je me rends, en Europe, on m’interroge là-dessus. On me dit : c’est quoi ce bordel ? »</p>

<p>Bruxelles, capitale de l’Europe, devient paradoxalement&nbsp;<strong>l’exemple de ce qu’un État fédéral ne parvient plus à expliquer</strong>.</p>

<h2><strong>Pourquoi “des étrangers de Bruxelles” veulent-ils Bruxelles ?</strong></h2>

<p>La question est brutale, mais elle s’impose dans le débat public bruxellois.<br />
Ni Bouchez ni De Wever ne sont issus du tissu politique bruxellois francophone traditionnel. Pourtant,&nbsp;<strong>ils veulent réformer, encadrer, voire diriger Bruxelles</strong>.</p>

<p>Deux lectures possibles :</p>

<ol>
	<li>
	<p><strong>Bruxelles comme symbole</strong><br />
	Capitale, vitrine, point faible. Celui qui “répare” Bruxelles répare l’image du pays.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Bruxelles comme levier politique</strong><br />
	En attaquant la gouvernance bruxelloise, on parle à son électorat ailleurs, tout en imposant un rapport de force institutionnel.</p>
	</li>
</ol>

<h2><strong>Une chose est sûre</strong></h2>

<p>Bruxelles n’est plus seulement une Région.<br />
Elle est devenue&nbsp;<strong>un dossier national explosif</strong>, un sujet de crédibilité européenne et un terrain de confrontation idéologique.</p>

<p>Et désormais, ce ne sont plus seulement les Bruxellois qui parlent de Bruxelles.<br />
Ce sont&nbsp;<strong>ceux qui veulent la changer &nbsp;de l’extérieur</strong>.</p>

<p><em>Bruxelles Korner</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 22:58:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EMLİK KUZULARI</title>
                <category>Ferda (Boz) Güneri</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/emlik-kuzulari-1177</link>
                <author>FerdaGuneri@bruxelleskorner.com (Ferda (Boz) Güneri)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/emlik-kuzulari-1177</guid>
                <description><![CDATA[EMLİK KUZULARI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:26px"><strong>EMLİK KUZULARI</strong></span><br />
(6 Şubat Günü Anısına)</p>

<p style="text-align:center">Gördüm!..<br />
İçime alev düştü.<br />
Hayallerim kanatlanmış,<br />
Yıkılmış evin önünde, bir bebek!..</p>

<p style="text-align:center">Üşümüş karların altında,<br />
Taze tomurcuk, açmamış henüz,<br />
Körpe kuzu, annesini emmeye durmuş.<br />
Donmuş!..<br />
Anne sütünün ilk damlası dudağında..</p>

<p style="text-align:center">Yer, çok sallama bebeği,<br />
Anne ninnisiyle uyuyacak.<br />
Kar çok yağma, örtme üzerini,<br />
Annesinin sıcak koynu, onu saracak.</p>

<p style="text-align:center">Ağladım!..<br />
Gözümde yaş, dilimde dua,<br />
Kanat açmış uçmuş meleğim,<br />
Doymadan yaşamaya.</p>

<p style="text-align:center">Uç git meleğim!<br />
Cennette üşümeyeceksin,<br />
Anne sütünü, sıcacık içeceksin.<br />
Melekler büyütsün seni,<br />
Sallasın beşiğini,<br />
Agucuk diyen sesinle,<br />
Cennetler şenlensin.</p>

<p style="text-align:center">Korusun Rabbim,<br />
Emlik kuzularını,<br />
Göstermesin evlatların,<br />
Kanatlanıp uçtuklarını..</p>

<p style="text-align:center">Bebekler anasız,<br />
Sütsüz kalmasın,<br />
Canlar dağlanıp,<br />
Yanmasın…<br />
Bir daha, bir daha acılar yaşanmasın.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
Göz renkleri herkeste ayrı ayrı,<br />
Bu gün gözlerdeki bakışlar,<br />
Hep &nbsp;aynı.<br />
Vurdu deprem her yanı<br />
Acısı var ülkemin, yastayım gayrı.</p>

<p style="text-align:center">Hayalleri vardı herkesin,<br />
Kim bilecek, hepsi bitecek.<br />
Karanlık evlere çökecek,<br />
Hayatlar sona erecek.</p>

<p style="text-align:center">Malda, mülkte, canda yalan oldu,<br />
Hayatlar, yaşanmışlıklar, bir mesel oldu,<br />
Henüz yazılmayanlara konu oldu,<br />
Dertler, acılar, sönen hayatlarla son buldu.</p>

<p style="text-align:center">Bu gün bir ve beraberiz<br />
Ellerimiz birer kepçe,<br />
Ayaklarımız vinç,<br />
Her birimiz birer makine.</p>

<p style="text-align:center">Yürekler yanınca, ayaklar üşümez,<br />
Canlar yanınca, soğuğu hissetmez,<br />
Belki hava çok soğuk , kar ve yağmurluydu,<br />
Fakat kimseler üşümez..</p>

<p style="text-align:center">Babalar çocuklarını arıyordu,<br />
Anneler kuzularını,<br />
Çocuklar ağlıyordu,<br />
Her bir ağız da dualar, yakarışlar.</p>

<p style="text-align:center">Dağları yerinden yürütüp, sallayan,<br />
Göğü yarıp, karları, yağmurları gönderen,<br />
Rüzgarları savuran kudret,<br />
Acıları sarma zamanı şimdi..</p>

<p style="text-align:center">El ele verdi Türkiye’m ve yüz ülke,<br />
Tek yürek, tek bilek olmaya.<br />
Yaraları sarmaya, koştu her bir nefer,<br />
Canları kurtarmaya.<br />
&nbsp;<br />
Çanakkale ruhu taşır insanım,<br />
Boğazdan düşmanı geçirmedi,<br />
Yalnız yediği lokması da<br />
Boğazından geçmezdi.</p>

<p style="text-align:center">Somun ekmeğini,<br />
Pişirdiği aşını, yemeğini,<br />
Örtüsünü, minderini,<br />
Açtı gönlünü, paylaştı evini.</p>

<p style="text-align:center">Kardeşlik bu günde lazım,<br />
Kırık gönülleri alalım,<br />
Allah’ım şifa menbaından gönder,<br />
Acıları azaltıp, yaraları saralım.</p>

<p style="text-align:center">Hak Teâlâyı ve Habib-i Ekrem’i<br />
Razı ve hoşnut edelim,<br />
Ahirete göçenleri, rahmetle anıp,<br />
Tek yürek, tek millet olalım…</p>

<p style="text-align:center">Ferda Boz Güneri .?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 00:57:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/02/ferda-boz-guneri-1740049887.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AHMET URFALI’DAN ‘BAYRAK’ KONFERANSI</title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ahmet-urfalidan-bayrak-konferansi-1176</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ahmet-urfalidan-bayrak-konferansi-1176</guid>
                <description><![CDATA[AHMET URFALI’DAN ‘BAYRAK’ KONFERANSI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">AHMET URFALI’DAN ‘BAYRAK’ KONFERANSI</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-05%20at%2021_12_10.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Köşe yazarımız Ahmet Urfalı “Değerler Bayrakla Yaşar” ana teması başlığı altında ‘Bayrak’ konulu konferans verdi.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kütahya Aysel-Selahattin Erkasap Sosyal Bilimler Lisesi Bilimler Lisesinde eğitimci, yazar ve şair Ahmet Urfalı’nın verdiği konferansa öğrenciler,&nbsp; öğretmenler ve eğitim camiasından davetliler katıldı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-05%20at%2021_12_11.jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Katılanlar tarafından yoğun ilgi gören etkinlikte, Ahmet Urfalı, Türk milletinin köklü tarihinden beslenen milli ve manevi değerlerin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Konferansta bayrağımızın milletimizin bağımsızlığının, birlik ve beraberliğinin en güçlü sembollerinden biri olduğu vurgulanırken, milli kimliğimizin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının önemi üzerinde duruldu. </span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öğrenciler programı ilgi ve dikkatle takip ederek değerler eğitimi açısından önemli kazanımlar elde etti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Program sonunda İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Mustafa Topuz tarafından günün anısına Ahmet UrfalI’ya hediye takdim edilirken, Okul Müdürümüz Zeki Kilitci de değerli katkılarından dolayı Ahmet Urfalı’ya teşekkür etti.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-05%20at%2021_12_10%20(1).jpeg" style="height:600px; width:800px" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#080809"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-05%20at%2021_12_11%20(1).jpeg" style="height:800px; width:600px" /></span></span></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 23:29:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Annenin Gözünden Epstein</title>
                <category>FİKRİYE AYRANCI KEPER</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bir-annenin-gozunden-epstein-1175</link>
                <author>keperfikriye@hotmail.com (FİKRİYE AYRANCI KEPER)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bir-annenin-gozunden-epstein-1175</guid>
                <description><![CDATA[Bir Annenin Gözünden Epstein]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:24px"><strong>Bir Annenin Gözünden Epstein</strong></span></p>

<p><br />
Günlerdir Jeffrey Epstein olaylarını, o çocukların yaşadıklarını düşünüyorum. Ne kadar anlamaya çalışsam da kafam hala karışık, içim hala sıkışıyor. Bir anne olarak bunu düşünmek bile tüylerimi diken diken ediyor. Çünkü bu sadece bir suç hikâyesi değil; bu, gücün, paranın ve sessizliğin çocukları nasıl savunmasız bıraktığını gösteren bir trajedi.</p>

<p>Epstein zengin, bağlantıları güçlü bir adamdı. Ama arkasında, küçük yaşta kız çocuklarını sistemli bir şekilde istismar eden, onları korkutan ve susturan bir yapı vardı. Bu çocukların çoğu masumca başlayan “iş fırsatları” ile tuzağa düştü: Masaj yapmak, birkaç saatlik iş… Ama sınırlar hızla silindi ve çoğu kendini çaresiz hissetti.</p>

<p>Bir anne olarak en çok yıkan nokta, bu çocukların yalnızlığı. Yoksulluk, ailesel sorunlar veya yalnızlıkları yüzünden tuzağa düşen küçük bedenler… Onları kim koruyacaktı? Onların sesi kim tarafından duyulacaktı? Epstein dosyasında sadece onun suçlu olması yetmiyor; bu bir ağ ve sistem meselesi. Güçlü isimler, politikacılar, ünlüler… İddialar var ama gerçek adalet çok az gerçekleşti.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-02-05%20212416.jpg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p>Düşünsenize: Bir çocuk yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor ama karşısında avukat orduları, tehditler ve “kimse sana inanmaz” cümleleri var. Bir aile evladını korumaya çalışıyor ama sistem “sus” diyor. Bu, en acı olan kısmı.</p>

<p>Çünkü tehlike, bazen kravatlı, güler yüzlü ve saygın görünen kişilerden çıkıyor. Dışarıdan bakıldığında toplum tarafından “başarılı”, “güvenilir” ve “saygın” görünen insanlar, aslında en savunmasız olanları hedef alabiliyor. Güçlerini ve sosyal konumlarını kullanarak güveni suiistimal ediyor, kurbanların sesini bastırıyor ve korku yaratarak sessizlik sağlıyor. Masum görünen teklifler, nazik sözler ve “sizi önemsiyorum” tavırlarının ardında bazen çok karanlık planlar gizlenmiş olabiliyor.</p>

<p>Bazen tehlike, sistemin ta kendisinden geliyor. Çocukları koruması gereken mekanizmalar — adalet sistemi, kolluk güçleri, sosyal hizmetler — çeşitli nedenlerle etkisiz kalabiliyor. Para, nüfuz ve bürokratik engeller, suçu açığa çıkarmayı zorlaştırıyor. Çocuklar yardım istemeye çalışsa da çoğu zaman “bunu ispatlayamazsın” veya “bize gelene kadar çok geçti” gibi soğuk cevaplarla karşılaşıyor. Sistem, bazen bilinçli olarak, bazen yapısal zayıflıklarından dolayı çocukların sesi olamıyor.</p>

<p>Epstein’ın hapishanede ölmesi ise birçok soru işaretini beraberinde götürdü. Ölümü, peki çok gerçeğin de gömülmesi anlamına geldi. Çocuklar için bu, ikinci bir adaletsizlikti. İlkinde bedenleri ihlal edildi, ikincisinde sesleri.</p>

<p>Bir anne olarak şunu söylüyorum: Konuşmak zorundayız. Rahatsız edici, mide bulandırıcı ve korkutucu bile olsa, bu hikâyeleri gündeme taşımak, başka çocukların hayatını kurtarabilir. Çünkü tehlike sadece görünür bir kişi veya bir olayla sınırlı değil; güvenmesi gereken yapılar bile çoğu zaman sessiz kalıyor.</p>

<p>Bu olay sadece Epstein meselesi değil. Bu, dünyanın çocuklara borcunu ödememesi meselesi. Ve bir anne olarak tek dileğim şu: Hiçbir çocuğun yaşadığı korkuyu anlatırken yalnız kalmaması, hiçbir annenin “Keşke daha önce fark etseydim” demek zorunda kalmaması.</p>

<p>Epstein dosyası belki resmi olarak kapandı ama kapanmadı. Çünkü o çocukların travmaları hâlâ devam ediyor. Biz unutursak, gerçek anlamda kaybederiz.</p>

<p>Bu yüzden içim dolu, kalbim ağır. Ama umudum var: Konuştuğumuz, paylaştığımız ve hatırladığımız sürece, çocuklar bir nebze de olsun korunabilir, sesleri duyulabilir.</p>

<p>Sevgiyle Kalın</p>

<p>Fikriye Ayrancı Keper<br />
Belçika-Genk</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 23:17:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/06/fikriye-ayranci-keper-1719178271.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>\&quot;Je vous fais payer 3 fois le même produit \&quot;</title>
                <category>Kadir Duran</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/je-vous-fais-payer-3-fois-le-meme-produit-1174</link>
                <author>duranskynetbe@hotmail.com (Kadir Duran)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/je-vous-fais-payer-3-fois-le-meme-produit-1174</guid>
                <description><![CDATA[\"Je vous fais payer 3 fois le même produit \"]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>♠️<span style="font-size:18px"><strong>Le mot de fin de soirée</strong></span>♠️<br />
<br />
???&nbsp;<span style="font-size:26px"><strong>"Je vous fais payer 3 fois le même produit " </strong></span>???</p>

<p><em>de Kadir Duran</em><br />
<br />
On a laissé s’installer une mise en scène devenue presque banale : des élus empilent les fonctions, et présentent ce cumul comme si tout appartenait naturellement à “leur mandat”. Comme si être député, conseiller communal, administrateur d’une intercommunale, membre d’un conseil d’administration d’un organisme public, tout cela n’était qu’une seule et même mission, un seul “service”.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/625005588_2701311236909573_1157593078749665545_n.jpg" style="height:533px; width:800px" /><br />
<br />
En réalité, c’est souvent un système de multiprimes.<br />
• Chaque casquette peut venir avec une rémunération, des jetons de présence, des indemnités, des avantages.<br />
• Chaque fonction est ensuite vendue en communication comme une preuve d’“abnégation” : regardez comme je me bats pour vous.<br />
• Et pendant que le citoyen croit payer un travail, il finance parfois surtout un portefeuille de mandats.<br />
<br />
Le cynisme, c’est la promesse recyclée : “on va limiter le cumul”, “on va moraliser”, “ce ne sera plus le cas”. Et puis la réalité continue, parfois plus discrète, plus technique, plus “réglementaire”. Le cumul ne disparaît pas : il se restructure.<br />
<br />
Le problème n’est pas qu’un élu ait de l’expérience locale et nationale. Le problème, c’est quand cette multiplication devient :<br />
• une stratégie de carrière,<br />
• une stratégie de revenus,<br />
• et une stratégie d’image.<br />
<br />
Car à force de présenter le cumul comme de l’engagement, on finit par transformer la démocratie en vitrine, et le mandat en métier à options : une fonction principale, et des “extensions payantes” autour.<br />
<br />
Et au final, le citoyen est coincé dans l’arnaque la plus propre qui soit :<br />
il vote pour un représentant… et il finance un collectionneur de mandats.<br />
<br />
C’est peut-être ça, la fracture politique moderne : on ne reproche même plus aux élus de ne pas tenir leurs promesses. On leur reproche de tenir leur promesse la plus rentable : se servir d’abord, se raconter ensuite.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 02:44:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/05/kadir-duran-1747245752.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Une démocratie à la carte, principes stricts pour les autres, tolérance souple pour soi</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/une-democratie-a-la-carte-principes-stricts-pour-les-autres-tolerance-souple-pour-soi-1173</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/une-democratie-a-la-carte-principes-stricts-pour-les-autres-tolerance-souple-pour-soi-1173</guid>
                <description><![CDATA[Une démocratie à la carte, principes stricts pour les autres, tolérance souple pour soi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3>&nbsp;</h3>

<h3><span style="font-size:28px"><strong>Une démocratie&nbsp;à la carte,&nbsp;principes stricts pour les autres, tolérance souple pour soi</strong></span></h3>

<h3><strong>« Je vous fais payer trois fois le même produit » : quand une enquête médiatique frappe, et qu’un parti riposte</strong></h3>

<p>Il y a quelques jours, j’écrivais cette phrase, volontairement provocatrice :&nbsp;« Je vais faire payer 3 fois le même produit ». Ce n’était pas un slogan gratuit : c’était une critique d’un mécanisme politique bien connu &nbsp;l’empilement de mandats, de fonctions, de jetons, de postes “satellites”&nbsp;&nbsp;présenté comme une seule mission noble, alors qu’il s’agit souvent d’un système de rente institutionnelle.</p>

<p>https://www.bruxelleskorner.com/makale/je-vous-fais-payer-3-fois-le-meme-produit-1174</p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-04%20at%2000_25_36.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>Et puis l’actualité a rattrapé cette intuition.</p>

<p>Le&nbsp;3 février 2026, un article publié par&nbsp;<em>Le Soir</em>&nbsp;(Julien Thomas) relaie une enquête de&nbsp;Bruzz&nbsp;visant un député bruxellois :&nbsp;Ilyas El Omari&nbsp;(Team Fouad Ahidar – TFA). Le cœur de l’accusation est lourd :&nbsp;l’utilisation présumée d’un collaborateur parlementaire pour des affaires privées, autrement dit un soupçon de confusion entre ressources publiques et intérêts personnels.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-04%20at%2000_28_34%20(1).jpeg" style="height:800px; width:749px" /></p>

<p>C’est précisément le type d’affaire qui, dans une démocratie, devrait être traité avec&nbsp;deux exigences simultanées&nbsp;:</p>

<ol>
	<li>
	<p>la rigueur&nbsp;(faits, preuves, recoupements, contradiction)</p>
	</li>
	<li>
	<p>la prudence&nbsp;(car l’accusation salit avant même qu’un juge ne tranche)</p>
	</li>
</ol>

<h3>Ce que dit l’article : une suspicion structurée</h3>

<p>Dans le récit médiatique, plusieurs éléments sont mis en avant :</p>

<ul>
	<li>
	<p>le député visé serait entrepreneur et administrerait (ou aurait administré)&nbsp;de nombreuses sociétés&nbsp;;</p>
	</li>
	<li>
	<p>des témoignages cités suggéreraient une priorité accordée à l’activité commerciale ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>et surtout, l’idée centrale :&nbsp;un collaborateur parlementaire aurait été mobilisé pour des tâches liées aux entreprises.</p>
	</li>
</ul>

<p>L’article précise que le député n’aurait pas donné suite aux sollicitations, tandis que&nbsp;sa formation politique dément.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-04%20at%2000_25_36%20(1).jpeg" style="height:800px; width:368px" /></p>

<h3>La riposte : le communiqué TFA (03/02/2026)</h3>

<p>La réaction est immédiate et cadrée :&nbsp;communiqué de presse, ton ferme, et trois axes de défense :</p>

<ul>
	<li>
	<p>Procédure interne&nbsp;: les collaborateurs sont recrutés pour du travail parlementaire, contrats encadrés (temps plein/mi-temps), suivi par la secrétaire de groupe.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Légitimité du député&nbsp;: mise en avant de sa présence sur des dossiers techniques (commission spéciale Métro 3, commission Finances, budgets, Bureau/Bureau élargi).</p>
	</li>
	<li>
	<p>Démenti total&nbsp;: accusations jugées&nbsp;infondées, qualifiées de&nbsp;diffamation&nbsp;; le collaborateur n’est plus en poste pour travail jugé insuffisant ;&nbsp;aucun fonds public&nbsp;n’aurait servi à autre chose que le cadre contractuel.</p>
	</li>
</ul>

<p>Le communiqué ajoute un angle politique :&nbsp;TFA serait ciblée&nbsp;à mesure que les “vétos” se lèvent, et subirait des attaques pour la discréditer.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-04%20at%2000_28_34.jpeg" style="height:800px; width:368px" /></p>

<h2>Lecture Bruxelles Korner : ce que cette affaire dit vraiment</h2>

<p>Indépendamment de l’issue &nbsp;car&nbsp;une enquête n’est pas un verdict&nbsp;&nbsp;cette séquence révèle une tension majeure dans la politique bruxelloise :</p>

<h3>1) La frontière public/privé est devenue une zone grise</h3>

<p>Le danger démocratique ne commence pas forcément par la corruption pénale. Il commence souvent par la&nbsp;banalisation&nbsp;:</p>

<ul>
	<li>
	<p>un agenda mixte,</p>
	</li>
	<li>
	<p>des équipes qui “dépannent”,</p>
	</li>
	<li>
	<p>des missions informelles,</p>
	</li>
	<li>
	<p>une confusion d’intérêts,</p>
	</li>
	<li>
	<p>et au final, une impression diffuse :&nbsp;l’élu se sert d’abord de la fonction, et sert ensuite les citoyens.</p>
	</li>
</ul>

<h3>2) Le sujet n’est pas l’entrepreneuriat &nbsp;c’est l’architecture du contrôle</h3>

<p>Être entrepreneur et élu n’est pas un crime. Mais cela exige :</p>

<ul>
	<li>
	<p>transparence&nbsp;renforcée,</p>
	</li>
	<li>
	<p>séparation stricte&nbsp;des moyens,</p>
	</li>
	<li>
	<p>traçabilité des tâches,</p>
	</li>
	<li>
	<p>et, surtout,&nbsp;contrôles indépendants&nbsp;(pas seulement internes).</p>
	</li>
</ul>

<p>Aujourd’hui, la politique adore “se justifier” mais déteste&nbsp;se faire auditer.</p>

<h3>3) L’effet médiatique précède toujours la preuve</h3>

<p>Le problème contemporain : l’opinion publique juge en temps réel.<br />
Quand un média sort un récit “fort”, le mal est fait. Même si demain, rien n’est établi, la réputation est déjà touchée.<br />
Inversement, si les faits sont établis, le dommage institutionnel est encore plus grave : cela confirmerait l’idée que&nbsp;l’argent public peut être détourné par micro-usages.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-04%20at%2000_28_34%20(2).jpeg" style="height:800px; width:368px" /></p>

<h2>Le nœud central : “payer trois fois”</h2>

<p>Mon expression “payer trois fois le même produit” prend ici un sens brutal :</p>

<ul>
	<li>
	<p>payer une fois&nbsp;: par l’impôt, pour financer l’institution ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>payer deux fois&nbsp;: par les rémunérations, cabinets, assistants, structures ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>payer trois fois&nbsp;: si des moyens publics glissent vers le privé, même partiellement, même ponctuellement.</p>
	</li>
</ul>

<p>Ce n’est plus une formule. C’est une question de&nbsp;confiance, donc de stabilité politique.</p>

<h2>Ce qu’il faut exiger maintenant</h2>

<p>Sans hystérie, sans lynchage, mais avec méthode :</p>

<ol>
	<li>
	<p>Clarification factuelle&nbsp;: quelles tâches précises ? quelles périodes ? quelles preuves matérielles ?</p>
	</li>
	<li>
	<p>Contradiction complète&nbsp;: réponse directe du député, pas uniquement du parti.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Vérification indépendante&nbsp;: mécanisme d’audit / contrôle administratif si possible.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Règles bruxelloises plus dures&nbsp;: traçabilité des missions, limitation des zones grises, sanctions claires.</p>
	</li>
</ol>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-02-04%20at%2000_26_12.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<h3>Moment de réflexion :</h3>

<p>Le problème, ce n’est pas seulement un nom, un parti, ou un article.<br />
Le problème, c’est que&nbsp;trop d’électeurs ont déjà l’impression que la politique fonctionne comme un business, et que certains mandats deviennent des plateformes personnelles.</p>

<p>Et quand cette impression rencontre une affaire de collaborateur, le soupçon devient un incendie.</p>

<p>Bruxelles n’a pas besoin de show. Elle a besoin de&nbsp;preuves, de règles, et de contrôle.</p>

<h3>Pour finir</h3>

<p>Il faut arrêter les&nbsp;géométries variables.</p>

<p>Quand un député cumule &nbsp;conseiller communal, mandats para-publics, conseils d’administration &nbsp;il y a un fait simple que trop de gens feignent d’ignorer :&nbsp;le temps n’est pas extensible. Et dans la pratique, une partie du&nbsp;temps de travail “député”&nbsp;sert inévitablement à&nbsp;préparer&nbsp;ou&nbsp;gérer&nbsp;des dossiers liés aux autres fonctions.</p>

<p>Or, ce temps-là est&nbsp;financé&nbsp;:</p>

<ul>
	<li>
	<p>par le&nbsp;budget public&nbsp;(donc par le contribuable),</p>
	</li>
	<li>
	<p>et politiquement par l’électorat, qui vote pour un mandat déterminé.</p>
	</li>
</ul>

<p>L’électeur ne paie pas un député pour qu’il avance, sur les heures de Parlement, des dossiers de commune ou des intérêts liés à d’autres structures. Même sans “enveloppe” illégale, même sans fraude,&nbsp;le conflit d’intérêt public/privé devient mécanique, parce que la frontière se brouille :&nbsp;<em>qui sert-on, à quel moment, avec quels moyens ?</em></p>

<p>C’est exactement là que naît l’ambiguïté toxique&nbsp;:</p>

<ul>
	<li>
	<p>le cumul est présenté comme de “l’engagement”,</p>
	</li>
	<li>
	<p>alors qu’il fabrique une zone grise où le&nbsp;mandat principal finance les mandats secondaires.</p>
	</li>
</ul>

<p>Et dans un contexte politique où un parti sort d’une période de&nbsp;veto&nbsp;(ou de mise à l’écart), la lecture devient immédiatement instrumentalisée :</p>

<ul>
	<li>
	<p>pour les adversaires, c’est l’occasion de&nbsp;tirer à vue,</p>
	</li>
	<li>
	<p>pour le parti visé, c’est la preuve d’une&nbsp;attaque politique.</p>
	</li>
</ul>

<p>Résultat : on perd l’essentiel.<br />
Ce n’est pas “pour ou contre” un parti. C’est une question de&nbsp;méthode démocratique&nbsp;: clarté des rôles, séparation stricte des missions, et transparence sur l’usage du temps et des moyens.</p>

<p>Parce qu’à force d’accepter ces cumuls et ces confusions, on finit avec une démocratie qui fonctionne à la carte :&nbsp;principes stricts pour les autres, tolérance souple pour soi.</p>

<p><span style="font-size:18px"><em>Kadir Duran – Bruxelles Korner</em></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 02:29:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÖZGÜRLÜK</title>
                <category>Sait Kose</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ozgurluk-1172</link>
                <author>skose6826@GMAIL.COM (Sait Kose)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ozgurluk-1172</guid>
                <description><![CDATA[ÖZGÜRLÜK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:36px"><strong>Pazar Yazısı</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:36px">ÖZGÜRLÜK</span></em></p>

<p style="text-align:center">Ortaçağ filmlerinde görürüz,birisinin özgürlüğünü aldıklarında zincire vururlarmış şimdi şarj kabloları milyarlarca insanı bağlamaya yetiyor .</p>

<p style="text-align:center">Telefonumuz yanımızda değilse eksik hissediyoruz.</p>

<p style="text-align:center">Cebimizde taşıdığımız şey bir iletişim aracı mı,</p>

<p style="text-align:center">yoksa modern bir tasma mı, emin değilim.</p>

<p style="text-align:center">Eskiden kaybolduğumuzda adres sorardık,</p>

<p style="text-align:center">şimdi navigasyon kapalıyken kalbimiz sıkışıyor.</p>

<p style="text-align:center">Grand Place doğru inerken yolunu arayan bir turiste yol tarif etmenin ayrı bir keyfi vardı,şimdi ise herkes turist,herkes rehber.</p>

<p style="text-align:center">Google:</p>

<p style="text-align:center">Bizi bizden iyi tanıyor.</p>

<p style="text-align:center">Daha düşünmeden ne arayacağımızı tahmin ediyor.</p>

<p style="text-align:center">Bazen reklamlar geliyor ve diyoruz ki:</p>

<p style="text-align:center">“Biz bunu sadece düşündük.”</p>

<p style="text-align:center">Arama geçmişimiz var, izleme geçmişimiz var,neredeyse çocukken ne düşündüğümüzü dahi bilecek.</p>

<p style="text-align:center">Para:</p>

<p style="text-align:center">Nakit paradan vazgeçmemeliyiz!</p>

<p style="text-align:center">Sessizdir, iz bırakmaz, kimseye hesap vermez.</p>

<p style="text-align:center">Ama artık pek sevilmiyor.</p>

<p style="text-align:center">Kart var, temassız var, uygulama var.</p>

<p style="text-align:center">“Kolaylık” diyorlar adına.</p>

<p style="text-align:center">Kolay</p>

<p style="text-align:center">Ama hafızası kuvvetli.</p>

<p style="text-align:center">Nerede, ne zaman, ne kadar…</p>

<p style="text-align:center">Hepsini hatırlıyor.</p>

<p style="text-align:center">Seneler sonra bile nerede ne ödediniz ,ne yediniz, nerede kaldınız önünüze uzun bir hesap gibi dökülebilir.</p>

<p style="text-align:center">Altın:</p>

<p style="text-align:center">Son günlerin en çok konuşulan maddesi .</p>

<p style="text-align:center">Bizim kültürde altın sadece yatırım değildir.</p>

<p style="text-align:center">Güvendir.</p>

<p style="text-align:center">Yastık altıdır, düğündür, zor gündür.</p>

<p style="text-align:center">Şimdi altın alırken kimlik sorulacakmış, kaynak sorulacakmış.</p>

<p style="text-align:center">Kaynak nereden ?</p>

<p style="text-align:center">Emeğin cevabı yetmiyor artık.</p>

<p style="text-align:center">Büyüklerimiz altın alırken kimlik vermezdi.</p>

<p style="text-align:center">Çünkü kimlik belliydi:</p>

<p style="text-align:center">Alın teri.</p>

<p style="text-align:center">Avrupa'da yaşıyoruz.</p>

<p style="text-align:center">Burada her şey daha düzenli, daha sakin, daha sessiz.</p>

<p style="text-align:center">Kimse bağırmıyor,</p>

<p style="text-align:center">Sistem fısıldıyor.</p>

<p style="text-align:center">Türkiye’de kurallar yüksek sesli.</p>

<p style="text-align:center">Avrupa’da nazik.</p>

<p style="text-align:center">Ama ikisi de aynı şeyi bekliyor bizden,neyi bekliyor ?</p>

<p style="text-align:center">Alışmamızı.</p>

<p style="text-align:center">Sosyal medyada özgürüz mesela.</p>

<p style="text-align:center">Herkes konuşuyor.</p>

<p style="text-align:center">Kimse susamıyor..</p>

<p style="text-align:center">Biz özgürlüğümüzü daha tam kaybetmedik belki de.</p>

<p style="text-align:center">Biz onu yavaş yavaş kaybediyoruz.</p>

<p style="text-align:center">Biraz konfor keyf, birazda haz karşılığında.</p>

<p style="text-align:center">Birazda “zaten herkes böyle” diyerek.</p>

<p style="text-align:center">Kimse zorla almıyor,</p>

<p style="text-align:center">Biz veriyoruz elimizle .</p>

<p style="text-align:center">Fakat,</p>

<p style="text-align:center">hâlâ bir şans var.</p>

<p style="text-align:center">Özgürlük her zaman büyük devrimler değildir.</p>

<p style="text-align:center">Bazen sadece durup sormaktır:</p>

<p style="text-align:center">“Ben bunu gerçekten istiyor muyum"</p>

<p style="text-align:center">Belki özgürlük,telefonu bir süreliğine kapatabilmektir.</p>

<p style="text-align:center">Belkide cebindeki nakittir.</p>

<p style="text-align:center">Ve kesinlikle şunu diyebilmektir:</p>

<p style="text-align:center">“Hayır,bana sessizce dayatılan bunlara alışmak istemiyorum.”</p>

<p style="text-align:center">Pazarınız özgür olsun .</p>

<p style="text-align:center">Sait Köse</p>

<p style="text-align:center">Brüksel, 1 Şubat 2026</p>

<p style="text-align:center">Dipnot: fotoda telefon görünsün istedim ,bağımlılığımızın ispatı olması için .</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/623559217_26493166053619201_4251557310928285227_n.jpg" style="height:800px; width:586px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Feb 2026 23:43:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2023/09/sait-kose-1694349923.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZİYA GÖKALP BUGÜNE NE SÖYLER?</title>
                <category>Prof. Dr. Hilmi Özden</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ziya-gokalp-bugune-ne-soyler-1171</link>
                <author>ProfDrHilmiozden@bruxelleskorner.com (Prof. Dr. Hilmi Özden)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/ziya-gokalp-bugune-ne-soyler-1171</guid>
                <description><![CDATA[ZİYA GÖKALP BUGÜNE NE SÖYLER?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ZİYA GÖKALP BUGÜNE NE SÖYLER?</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Prof. Dr. Hilmi Özden</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türk fikir hayatının büyük düşünürü Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirlerimin babası dediği Ziya Gökalp’in (1876 Diyarbakır-1924 İstanbul) Türk Ocaklılara Armağan olarak 1923 yılında yazdığı “Türkçülüğün Esasları” Dr. Salim Çonoğlu’nun hazırladığı haliyle Türk okuru ile yeniden buluştu. Dr. Çonoğlu genç kuşaklar tarafından anlaşılması belki zor-şüpheli olan bazı kelimelerin bugünkü anlamlarını da vermektedir. Böylece Ziya Gökalp’in eserleri berrak bir Türkçe ile yeni baştan derin okumalar yapmak isteyenlere zengin bir kapı açmıştır. Büyük Türk sosyoloğu hatta filozofu diyebileceğimiz Gökalp, Yahya Kemal’in ifadesi ile beyni hayatı boyu uranyum gibi çalışmıştır. Maalesef Türkiye’de Gökalp bazı sığ kalemler tarafından Türk Milletinden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Fakat güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi o da her geçen gün fikir hayatımıza her sabah doğan güneş gibi zihinleri aydınlatmaya devam etmektedir. Dönemi için hayli ileri görüşlere sahip bu insanın sadece “Hukukî Türkçülük” yazısı bile bizlere çok şey anlatmaktadır:&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Hukukî Türkçülüğün gayesi, Türkiye'de asri (çağdaş) bir hukuk vücuda getirmektir. Bu asrın milletleri arasına geçebilmek için, en esaslı şart; millî hukukun bütün şubelerini teokrasi ve klerikalizm bakiyelerinden (arta kalanlarından) büsbütün kurtarmaktır. Teokrasi, kanunların, Allah’ın yeryüzündeki gölgeleri addolunan (sayılan) halifeler ve sultanlar tarafından yapılması demektir. Klerikalizm ise esasen Allah tarafından vaz' edildiği (konulduğu) iddia olunan an'anelerin (geleneklerin) la-yetegayyer (değişmez) kanunlar addolunarak Allah’ın tercümanları itibar olunan ruhaniler tarafından tefsir edilmesidir (yorumlanmasıdır). </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/0eb1a4ed-ef2a-462b-a9da-e31a0f0c0c5c.png" style="height:800px; width:533px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kurûn-ı Vustai (Ortaçağ) devletlerin bu iki alamet-i mümeyyizesinden (ayırıcı özelliklerinden) tamamıyla kurtulmuş olan devletlere asri devlet namı verilir. Asri devletlerde, evvela gerek kanun yapmak ve gerek memleketi idare etmek, salahiyetleri (yetkileri) doğrudan doğruya millete aittir. Milletin bu salahiyetini tahdit (sınırlayacak) ve takyit edecek (kısıtlayacak) hiçbir makam, hiçbir an'ane ve hiçbir hak yoktur”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></a>. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Saniyen (ikinci olarak), milletin bütün fertleri tamamıyla birbirine müsavidir (eşittir). Hususi imtiyazlara malik (sahip) hiçbir fert, hiçbir aile, hiçbir sınıf mevcut olamaz. Bu şartları haiz olan devletlere demokrasi namı da verilir ki, halk hükümeti demektir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hukuki Türkçülüğün birinci gayesi, asri (çağdaş) bir devlet vücuda getirmek olduğu gibi, ikinci gayesi de, mesleki velayetleri (otoriteleri), velayeti ammenin (kamu otoritesinin) müdahalesinden kurtararak, mütehassısların (uzmanların) salahiyetine (yetkisine) müstenit (dayanan) meslek muhtariyetleri (kendi kendine hareket edebilme serbestliği) tesis etmektir. Bu esasa müstenit bir kanun-ı medeni (medeni kanun) ile ticaret, sanayi, ziraat kanunları, Darülfünün, baro, tabipler cemiyeti, muallimler cemiyeti, mühendisler cemiyeti, ilh (vb) ... gibi mesleki teşkilatların mesleki muhtariyetlerin dair kanunlar yapmak da bu gayenin icabâtındadır (gereklerindendir) . </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hukuki Türkçülüğün üçüncü gayesi de bir asri aile vücuda getirmektir. Asri devletteki müsavat umdesi (eşitlik ilkesi), erkekle kadının nikâhta, talakta (boşanmada), mirasta, mesleki ve siyasi haklarda müsavi olmasını da istilzam eder (gerektirir). O halde, yeni aile kanunu ile intihabat (seçimler) kanunu bu esasa istinaden (dayanarak) yapılmalıdır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hulasa (kısaca), bütün kanunlarımızda, hürriyete, müsavata (eşitliğe) ve adalete münafi (aykırı) ne kadar kaideler ve teokrasi ile klerkalizme ait ne kadar izler varsa, hepsine nihayet vermek (son vermek) lazımdır”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[2]</span></span></a>. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Görüldüğü üzere hukuk felsefesinin özetini yaptığı yazısında bugüne ve yarınlara ipuçları vermektedir. Türk aydını onun eserlerini tarihin tozlu sayfalarında müzelik değil tam tersine Yunus Emre’nin “her dem yeniden doğarız/Bizden kim usanası” mısraları ekseninde okumalıdır. Düşünürümüzün hakkını teslim ederek insaflı şekilde eleştirisini de (bu derin felsefi karşılaştırmalar yapabilen okuyucu için söz konusu olabilir) yaparak anlamaya çalışmak Türk Milleti için büyük önem arz etmektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çünkü Ziya Gökalp gibi fikir ve hareket insanları her millette kolay kolay yetişmemektedir. O 48 yıllık ömründe Türk Milletine güçlü, örnek bir şahsiyet, yüzlerce makale, onlarca eser ve yüce bir Turan Ülküsü bırakmıştır. Onun yaktığı ateş elden ele sonsuza kadar Türk gençleri tarafından taşınacaktır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kaynak: Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Hazırlayan, Salim Çonoğlu, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2025.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<div>&nbsp;
<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[1]</span></span></span></a><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"> Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Hazırlayan, Salim Çonoğlu, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2025., s. 193.</span></span></span></p>
</div>

<div>
<p><span style="font-size:10pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-size:10.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">[2]</span></span></span></a><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"> Ziya Gökalp, a. g. e., s. 194.</span></span></span></p>
</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jan 2026 02:05:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/prof-dr-hilmi-ozden-1769727937.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CPAS : le “succès” qui cache la file invisible</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/cpas-le-succes-qui-cache-la-file-invisible-1170</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/cpas-le-succes-qui-cache-la-file-invisible-1170</guid>
                <description><![CDATA[CPAS : le “succès” qui cache la file invisible]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>CPAS : le “succès” qui cache la file invisible</strong></h1>

<h3>Quand on se félicite d’une baisse de demandes… sans se demander où sont passés les gens</h3>

<p>Un CPAS sort un exemple, presque comme un communiqué : <em>« Nous n’avons pas autant de demandes de revenu de réinsertion que prévu. »</em> Et aussitôt, le récit s’active. Dans certains cercles politiques et médiatiques, l’information devient une preuve : pas de tsunami social, donc la réforme du gouvernement Arizona fonctionne, donc tout va bien.</p>

<p>Sauf qu’un chiffre, isolé, peut fabriquer une réalité de vitrine. Et parfois, cette vitrine ressemble à un mensonge royal.</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-29%20at%2011_38_04%20(1).jpeg" /></p>

<h2><strong>1) Moins de demandes ne veut pas dire moins de misère</strong></h2>

<p>La baisse des demandes n’est pas automatiquement le signe d’une amélioration. Elle peut être le signe d’un autre phénomène : <strong>le non-recours</strong>.</p>

<p>Quand les procédures se durcissent, quand les conditions se multiplient, quand l’accès se ralentit, la pauvreté ne disparaît pas : elle se déplace.</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>Découragement administratif</strong> : délais, pièces exigées, convocations, contrôles, suspicions.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Renoncement</strong> : fatigue, honte, peur d’être stigmatisé ou sanctionné.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Portes plus étroites</strong> : critères resserrés, interprétations restrictives, décisions de suspension.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Glissement hors radar</strong> : associations, dettes, famille, rue, travail au noir.</p>
	</li>
</ul>

<p>En clair : le compteur “demandes” peut baisser… parce que les gens <strong>n’arrivent plus à demander</strong>.</p>

<h2><strong>2) La communication politique fabrique un succès sans autopsie</strong></h2>

<p>Ce qui choque, ce n’est pas qu’un CPAS partage un chiffre. C’est la manière dont ce chiffre est immédiatement converti en trophée politique.</p>

<p>Le mécanisme est simple :<br />
<strong>moins de demandes = moins de problèmes = réforme validée</strong>.</p>

<p>Mais ce raisonnement est fragile, parce qu’il ne mesure pas la réalité sociale ; il mesure seulement <strong>la quantité de personnes qui parviennent encore à entrer dans la procédure</strong>.</p>

<p>Et lorsqu’on “resserre” les politiques sociales, on obtient souvent exactement ce que la communication adore :</p>

<ul>
	<li>
	<p>moins de demandes,</p>
	</li>
	<li>
	<p>plus de silence,</p>
	</li>
	<li>
	<p>une apparence d’ordre.</p>
	</li>
</ul>

<p>Le silence devient un argument.</p>

<h2><strong>3) “Pas de tsunami” : la misère rendue muette</strong></h2>

<p>Le récit “tout va bien” a un effet pervers : il légitime la prochaine étape.</p>

<p>Si le “tsunami” n’arrive pas, on conclut qu’on peut serrer davantage :</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>couper plus vite</strong>,</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>suspendre plus facilement</strong>,</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>sortir les malades du circuit</strong>,</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>durcir les contrôles</strong>,</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>renvoyer la détresse à l’invisible</strong>.</p>
	</li>
</ul>

<p>C’est une brutalité douce : une violence sociale emballée dans une phrase de satisfaction.</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-29%20at%2011_38_04.jpeg" /></p>

<h2><strong>4) Où sont les partis ? Où est la contre-attaque ?</strong></h2>

<p>Le problème, ce n’est pas seulement la mesure. C’est l’absence de riposte sérieuse.</p>

<p>Parce que contester exige du courage politique :</p>

<ul>
	<li>
	<p>affronter l’accusation de “laxisme” ou “d’assistanat”,</p>
	</li>
	<li>
	<p>dénoncer une réforme présentée comme “responsable”,</p>
	</li>
	<li>
	<p>expliquer un phénomène impopulaire mais réel : le non-recours.</p>
	</li>
</ul>

<p>Alors beaucoup se taisent. Et ce silence ressemble à une convergence : tout le monde pense à son portefeuille, pendant que la réalité sociale devient un angle mort.</p>

<h2><strong>5) La seule question honnête</strong></h2>

<p>Pas : “combien de demandes ?”<br />
Mais :</p>

<ul>
	<li>
	<p><strong>combien de refus ?</strong></p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>combien de dossiers abandonnés ?</strong></p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>combien de rendez-vous repoussés ?</strong></p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>combien de suspensions ?</strong></p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>combien de personnes basculées vers les associations, les dettes, la rue ?</strong></p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>combien de malades sortis des radars ?</strong></p>
	</li>
</ul>

<p>Tant qu’on n’ose pas cette autopsie, on continuera à brandir des chiffres comme des médailles, en appelant “succès” ce qui n’est parfois qu’une chose : <strong>une pauvreté rendue invisible</strong>.</p>

<p><strong>Bruxelles Korner — Kadir Duran</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 29 Jan 2026 16:12:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bruxelles “team building”, Bruxelles sans gouvernement : la Région paie l’ambiance, pas la décision</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bruxelles-team-building-bruxelles-sans-gouvernement-la-region-paie-lambiance-pas-la-decision-1169</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bruxelles-team-building-bruxelles-sans-gouvernement-la-region-paie-lambiance-pas-la-decision-1169</guid>
                <description><![CDATA[Bruxelles “team building”, Bruxelles sans gouvernement : la Région paie l’ambiance, pas la décision]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Bruxelles “team building”, Bruxelles sans gouvernement : la Région paie l’ambiance, pas la décision</h1>

<p><strong>BRUXELLES KORNER &nbsp;Analyse</strong><br />
<em>26 janvier 2026</em><br />
Par <strong>Kadir Duran</strong></p>

<p>Des documents transmis au Parlement bruxellois révèlent plusieurs centaines de milliers d’euros engagés en 2025 dans des activités de <em>team building</em> au sein de l’administration régionale. Le débat serait banal dans une Région stable. Il devient explosif dans une capitale qui atteindra, le 30 janvier 2026, le cap de 600 jours sans gouvernement de plein exercice. Le cœur du problème n’est pas la cohésion d’équipe : c’est la cohésion politique — et la responsabilité transversale de tous les partis, y compris ceux qui crient aujourd’hui après s’être tus hier.</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-01-26%20221046.jpg" /></p>

<h2>1) Les chiffres 2025 : une dépense concentrée, un symbole ravageur</h2>

<p>Selon les éléments relayés dans la presse sur base de documents communiqués au Parlement :</p>

<ul>
	<li>
	<p>SPRB (administration) : Réception de Nouvel An 54.266 € ; “Summer Day” 74.099 €.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Services d’Alain Maron (Ecolo) : 106.580 €, dont 91.000 € liés à Bruxelles Environnement (et 3.700 € pour son ministère, selon l’article).</p>
	</li>
	<li>
	<p>Services d’Ans Persoons (Vooruit) : 96.338 €, avec des coûts significatifs chez hub.brussels.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Clerfayt (DéFI) : 9.854 € ; Van den Brandt (Groen) : 4.014 € ; Vervoort (PS) : 0 € (dans l’état rapporté).</p>
	</li>
</ul>

<p><em>Note :</em> certains comptes sont mentionnés comme “pas terminés” dans la même séquence d’informations.</p>

<h2>2) Pourquoi cela choque : la crise institutionnelle a détruit le “bénéfice du doute”</h2>

<p>Le contexte change tout :</p>

<ul>
	<li>
	<p>30 janvier 2026 : 600 jours sans gouvernement bruxellois, avec appels à manifester ce jour-là.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Une impasse politique où la responsabilité est structurellement partagée, sur fond de tensions MR–PS et d’architecture institutionnelle bruxelloise qui rend les majorités plus difficiles à assembler.</p>
	</li>
</ul>

<p>Dans ce décor, une dépense d’événementiel interne n’est plus “une ligne RH” : elle devient un signal politique. Et le signal est mauvais : la machine continue à financer l’atmosphère pendant que les partis n’assemblent pas une majorité.</p>

<h2>3) Tous responsables, y compris les “indignés sélectifs”</h2>

<h3>Ceux qui gouvernent (ou pilotent cabinets et organismes)</h3>

<p>Ils doivent répondre sur trois points : utilité, proportion, procédure. Pas en slogans, en pièces.</p>

<h3>Ceux qui dénoncent aujourd’hui</h3>

<p>Le Parlement n’est pas une scène d’indignation, c’est un lieu de contrôle continu. Les partis qui découvrent le sujet en même temps que le public doivent expliquer leur absence de contrôle en amont.</p>

<h3>Et surtout : la culture du “tout continue”</h3>

<p>La crise bruxelloise a normalisé une dérive : l’essentiel est bloqué, le secondaire se déroule. Dans une démocratie, c’est l’inverse qui devrait se produire.</p>

<h2>Encadré ,PS–MR : les deux mains sur le volant, les yeux ailleurs</h2>

<p>Le PS et le MR sont les deux pôles dominants du jeu francophone bruxellois &nbsp;et c’est précisément pourquoi leur “surprise” sonne creux.</p>

<ul>
	<li>
	<p>Le MR est premier parti au Parlement bruxellois côté francophone (20 sièges, 25,95%) ; le PS suit (16 sièges, 22,05%).</p>
	</li>
	<li>
	<p>Depuis des mois, la crise est décrite comme nourrie par un bras de fer MR–PS, notamment autour des configurations de coalition et du débat sur certains partenaires.</p>
	</li>
</ul>

<p>Alors, pourquoi cette impression de “yeux fermés” ?</p>

<ol>
	<li>
	<p>Côté PS, la logique dominante est la protection de l’appareil et de la coalition sortante : ouvrir un front public sur l’administration (SPRB) et des organismes, c’est fragiliser ce qui reste de gouvernance en affaires courantes.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Côté MR, le calcul est double : capitaliser sur l’indignation sans s’enfermer dans une réforme “anti-event” qui s’appliquerait demain à tous, y compris aux niveaux de pouvoir où le MR gouverne aussi.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Pour les deux, il existe une tentation commune : préférer le bénéfice politique de la dénonciation à l’acte structurant qui oblige tout le monde (audit, open data, plafond automatique).</p>
	</li>
</ol>

<p>Conclusion : quand les deux partis majeurs tiennent les clés du récit et du blocage, ils ont aussi la responsabilité du remède. S’ils veulent prouver qu’ils ne “ferment pas les yeux”, ils doivent produire des actes &nbsp;pas des postures.</p>

<h2>4) Ce qu’il faut exiger (sinon, c’est de la communication)</h2>

<p>Pour juger sérieusement &nbsp;et éviter le procès d’intention,&nbsp;&nbsp;il faut la transparence opérationnelle :</p>

<ul>
	<li>
	<p>factures détaillées (catering, location, animation, sécurité, logistique)</p>
	</li>
	<li>
	<p>procédures de marchés publics (mise en concurrence, conventions-cadres, seuils)</p>
	</li>
	<li>
	<p>nombre de participants + coût par tête</p>
	</li>
	<li>
	<p>objectif RH (réorganisation, risques psychosociaux, absentéisme)</p>
	</li>
	<li>
	<p>évaluation ex post (indicateurs, retours, impact)</p>
	</li>
</ul>

<p>Sans ces éléments, la dépense reste politiquement indéfendable dans le contexte actuel &nbsp;même si elle est administrativement “régulière”.</p>

<h2>5) Le pack “costaud” : mesures anti-hypocrisie applicables à tous</h2>

<ol>
	<li>
	<p>Plafond automatique des dépenses événementielles internes tant que la Région est en affaires courantes</p>
	</li>
	<li>
	<p>Transparence active trimestrielle (open data) : objet, fournisseur, procédure, montant, coût par participant</p>
	</li>
	<li>
	<p>Audit externe ciblé (SPRB + organismes cités) sur 2023–2025, avec doctrine de dépenses “essentielles / non essentielles”</p>
	</li>
	<li>
	<p>Règle unique pour tous : mêmes seuils, mêmes obligations, mêmes sanctions administratives</p>
	</li>
	<li>
	<p>Débat annuel au Parlement avec tableau consolidé des dépenses “hospitality / events / team building”</p>
	</li>
</ol>

<h2>Conclusion</h2>

<p>Le <em>team building</em> n’est pas le crime. Le crime politique, c’est la dissociation : une Région capable de financer l’ambiance, mais incapable de produire un gouvernement. À 600 jours de vide, Bruxelles n’a plus besoin de morale à la carte. Elle a besoin d’un exécutif de plein exercice &nbsp;et d’une règle simple : à crise exceptionnelle, transparence exceptionnelle.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 01:48:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bruxelles efface les noms. Les diasporas, elles, effacent des vies</title>
                <category>Kadir Duran</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bruxelles-efface-les-noms-les-diasporas-elles-effacent-des-vies-1168</link>
                <author>duranskynetbe@hotmail.com (Kadir Duran)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/bruxelles-efface-les-noms-les-diasporas-elles-effacent-des-vies-1168</guid>
                <description><![CDATA[Bruxelles efface les noms. Les diasporas, elles, effacent des vies]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2>Bruxelles efface les noms. Les diasporas, elles, effacent des vies</h2>

<p><strong>BRUXELLES KORNER / Kadir Duran</strong></p>

<h3>Une vitrine rénovée, une mémoire qui se délite</h3>

<p>À Bruxelles, tout se rénove. Les façades se modernisent, les vitrines se « nettoient », les enseignes se standardisent. La ville aime le neuf, le lisse, le « conforme ». Mais parfois, dans ce processus ordinaire, un détail infime provoque en nous une secousse disproportionnée.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-24%20at%2020_56_09(1).jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>Aujourd’hui, j’ai vu les bureaux d’un homme en rénovation. En regardant la vitrine, j’ai compris que, dans la journée, son nom serait très probablement effacé. Un geste simple, presque mécanique : on gratte, on arrache, on recouvre. Un mouvement froid, comme une production en série.</p>

<p>Or ce nom n’était pas un autocollant banal. C’était un signe. Un point d’appui. Un morceau de l’histoire de Bruxelles.</p>

<p>Ce nom, c’était celui de&nbsp;<strong>Yakup Yurt</strong>&nbsp;(et non « Yakup Kurt », comme on le confond parfois). Au sein de la communauté turque de Belgique, on le connaissait comme&nbsp;<strong>« Tercüman Yakup »</strong>, Yakup le traducteur. Pas « un » traducteur parmi d’autres : le traducteur d’une époque, le traducteur d’une génération. Le traducteur d’un Bruxelles où l’intégration se jouait à travers des formulaires, des rendez-vous, des procédures, et des phrases capables d’écraser un être humain.</p>

<h2>Le « Tercüman Yakup » de Bruxelles : après Yakup Yurt (1950–2024)</h2>

<p>Pendant de longues années, Yakup Yurt a servi de passerelle entre le turc et le français, notamment dans les tribunaux et les démarches officielles. Connu dans la diaspora sous le nom de&nbsp;<strong>« Tercüman Yakup Yurt »</strong>, il est décédé&nbsp;<strong>au début du mois d’avril 2024</strong>. Les mots employés dans les hommages laissent apparaître l’image d’une figure « éclairée, en paix avec la société, appréciée » au sein de la communauté turque de Belgique.</p>

<p>Yakup Yurt est mort au début d’avril 2024. Pourtant, ce matin, j’ai eu l’impression d’assister à une deuxième disparition : celle qui survient lorsque la ville retire le&nbsp;<strong>dernier signe visible</strong>&nbsp;d’une présence.</p>

<h2>Yakup Yurt : le traducteur devenu « institution »</h2>

<p>Dans les diasporas, certains métiers cessent d’être de simples métiers : ils deviennent des fonctions sociales. Le traducteur, surtout, est souvent une&nbsp;<strong>porte de passage</strong>&nbsp;: un intermédiaire entre l’État et ceux qui n’en maîtrisent pas les codes, plus qu’un professionnel, presque un garant.</p>

<p>Yakup Yurt faisait partie de ces figures. Son nom circulait dans les familles comme une solution :</p>

<ul>
	<li>
	<p>« Il faut aller à la commune. »</p>
	</li>
	<li>
	<p>« Il faut comprendre cette lettre. »</p>
	</li>
	<li>
	<p>« Il y a un dossier au tribunal. »</p>
	</li>
	<li>
	<p>« Il y a un problème à l’hôpital. »</p>
	</li>
	<li>
	<p>« On ne comprend pas ce qu’on signe. »</p>
	</li>
</ul>

<p>Dans ces moments-là, il ne s’agit pas seulement de langue. Il s’agit d’existence. Un seul mot mal compris peut coûter cher : une aide manquée, un droit non réclamé, un document signé dans la précipitation, une situation qui s’alourdit… Dans cette réalité, traduire n’est pas seulement « passer du turc au français » : c’est empêcher qu’un citoyen devienne&nbsp;<strong>invisible</strong>&nbsp;parce qu’il ne parle pas la langue du guichet.</p>

<p>Une génération a connu Yakup Yurt :</p>

<ul>
	<li>
	<p>directement, parce que les démarches passaient par lui ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>par son nom, parce qu’il était devenu une référence ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>ou par nécessité, parce qu’un jour, on a besoin de quelqu’un qui comprend le système et refuse de vous laisser disparaître dedans.</p>
	</li>
</ul>

<p>Le paradoxe, c’est que beaucoup ne l’ont peut-être pas « aimé » au sens sentimental du terme. Mais presque tous le respectaient, comme on respecte une figure utile, structurante, indispensable. Il ressemblait à une&nbsp;<strong>institution non officielle</strong>&nbsp;de la diaspora bruxelloise.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-24%20at%2020_58_01.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<h2>Le choc : je ne l’ai pas connu, et pourtant j’ai eu mal</h2>

<p>Je ne l’ai pas connu personnellement. Et c’est précisément pour cela que la scène frappe plus fort.</p>

<p>En voyant ce matin cette vitrine sur le point d’être effacée, j’ai ressenti une chose très nette :&nbsp;<strong>la mémoire collective ne disparaît pas dans un grand drame.</strong>&nbsp;Elle s’efface par couches, par gestes techniques, par rénovations, par travaux.</p>

<p>Un instant, je me suis vu dans un miroir glacé :</p>

<p>Un jour, nous aussi, nous serons un nom sur une vitrine.<br />
Un jour, la vitrine sera rénovée.<br />
Un jour, ce nom sera retiré.</p>

<p>Sans procès. Sans hommage. Sans archive.</p>

<p>C’est la violence silencieuse des villes contemporaines : elles avancent en effaçant. Elles se modernisent en neutralisant. Elles deviennent « propres » en grattant ce qui laisse trop de traces.</p>

<h2>Effacer « un nom » dans la diaspora : qu’est-ce que cela signifie ?</h2>

<p>Dans les quartiers, les diasporas bâtissent leurs points d’appui : boutiques, cafés, bureaux, associations, lieux de solidarité, enseignes dans la langue maternelle… Ce sont des ancrages. Des endroits où l’on respire. Où l’on est compris. Où l’on n’a pas à « expliquer » son accent.</p>

<p>Mais ces ancrages sont fragiles. Ils tiennent sur le verre, le papier, les loyers, les contrats. Et lorsqu’ils disparaissent, ce n’est souvent pas seulement une enseigne qui s’en va : c’est une partie de l’histoire sociale de Bruxelles qui s’efface avec elle.</p>

<p>Effacer le nom de Yakup Yurt d’une vitrine, ce n’est pas seulement retirer une plaque : c’est retirer une trace de ce qu’a été la communauté turque, et de la manière dont elle a tenu debout dans la complexité belge.</p>

<p>C’est ici que l’émotion devient politique :&nbsp;<strong>à qui appartient le droit de laisser une trace dans la ville ?</strong>&nbsp;Qui mérite la mémoire durable ? Pourquoi certains noms s’inscrivent dans la pierre (rues, plaques, commémorations) alors que d’autres n’existent que sur des vitrines facilement remplaçables ?</p>

<h2>Bruxelles et la mémoire sélective : une ville qui intègre, mais archive peu</h2>

<p>Bruxelles aime se présenter comme capitale internationale, ville-monde, mosaïque. La diversité est un slogan — parfois une réalité. Mais la mémoire des diasporas reste souvent hors des récits officiels.</p>

<p>Aujourd’hui, on célèbre la diversité ; mais on archive peu le passé des communautés :</p>

<ul>
	<li>
	<p>peu de plaques,</p>
	</li>
	<li>
	<p>peu de récits institutionnalisés,</p>
	</li>
	<li>
	<p>peu d’archives accessibles,</p>
	</li>
	<li>
	<p>peu de reconnaissance pour les « acteurs ordinaires » qui ont pourtant tenu la ville debout.</p>
	</li>
</ul>

<p>Or l’histoire de Bruxelles ne se résume pas aux grandes figures politiques ou aux institutions européennes. Elle s’écrit aussi dans les couloirs administratifs, aux côtés des traducteurs, des médiateurs, dans ce travail invisible qui relie l’humain à l’État.</p>

<p>Yakup Yurt appartient à cette catégorie : une figure « non officielle », mais vitale. Et c’est pour cela que sa disparition est doublement dangereuse : si la communauté n’entretient pas sa mémoire, personne ne le fera à sa place.</p>

<h2>Dernier mot : la diaspora n’a pas le luxe de l’oubli</h2>

<p>Ce matin, je n’ai pas seulement vu une vitrine rénovée. J’ai vu une leçon amère : à Bruxelles, la diaspora est souvent condamnée au provisoire. Elle construit, travaille, aide, soutient, tisse des réseaux de solidarité. Puis ses traces s’effacent, remplacées par une surface propre, neutre, sans récit.</p>

<p>Mais nous avons une responsabilité : ne pas laisser notre mémoire se réduire à des souvenirs privés. Ne pas accepter que nos figures structurantes disparaissent sans laisser de trace. Refuser que l’histoire collective se limite à « des anecdotes racontées en famille ».</p>

<p>Yakup Yurt est parti. Qu’il repose en paix.<br />
Et qu’il sache que — s’il existe un au-delà — même ceux qui ne l’ont pas connu peuvent être marqués par ce qu’il a représenté.</p>

<p>Parce que ce nom sur une vitrine disait quelque chose de plus grand que lui : une époque, une génération, une manière de survivre à Bruxelles.</p>

<p>La vitrine s’effacera peut-être.<br />
Mais si la mémoire s’efface aussi, alors nous ne perdrons pas seulement un homme : nous effacerons, de nos propres mains, une partie de notre histoire à Bruxelles.</p>

<h2>Plus qu’un nom : que représentait « Tercüman Yakup Yurt » ?</h2>

<p>Dans la diaspora, certains noms fusionnent avec une fonction. L’expression « Tercüman Yakup » dit exactement cela :</p>

<ul>
	<li>
	<p>pas seulement celui qui « traduit » la langue dans les démarches, mais celui qui transporte aussi le contexte et l’humain ;</p>
	</li>
	<li>
	<p>une interface « qui fait tenir » le quotidien, au cœur des institutions et de la réalité migratoire bruxelloise.</p>
	</li>
</ul>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-24%20at%2021_03_45.jpeg" style="height:800px; width:800px" /></p>

<h2>Repères biographiques : de Bursa à la Wallonie, puis à Bruxelles</h2>

<p>D’après les éléments biographiques relayés dans la presse et les hommages, Yakup Yurt :</p>

<ul>
	<li>
	<p>est né à Bursa en 1950,</p>
	</li>
	<li>
	<p>est arrivé en Belgique en 1967 et y a poursuivi ses études,</p>
	</li>
	<li>
	<p>est diplômé de l’Université catholique de Louvain (UCLouvain) en communication,</p>
	</li>
	<li>
	<p>a exercé à partir de 1981 comme traducteur juré turc–français à Bruxelles,</p>
	</li>
	<li>
	<p>a vécu après sa retraite à Gemlik/Umurbey.</p>
	</li>
</ul>

<p>Les informations relatives à son décès évoquent la date du&nbsp;<strong>7 avril 2024</strong>, et indiquent que l’annonce funéraire passait par Umurbey.</p>

<h2>Dans ses textes : non pas « changer », mais « grandir humainement »</h2>

<p>Dans les extraits qui circulent, la langue de Yakup Yurt dépasse le récit classique de l’« histoire migratoire » :</p>

<ul>
	<li>
	<p>une perception du temps entre Turquie et Belgique,</p>
	</li>
	<li>
	<p>la question de l’adaptation et de l’appartenance (inadaptation personnelle ou décalage culturel),</p>
	</li>
	<li>
	<p>une critique du mimétisme et du sentiment de supériorité observé en Occident,</p>
	</li>
	<li>
	<p>et, comme ligne de sortie, l’idée de se rejoindre sur des valeurs humaines minimales.</p>
	</li>
</ul>

<p>Cette posture en fait non seulement un traducteur, mais aussi un producteur de sens public au sein de la diaspora.</p>

<h2>La traduction comme culture, pas seulement comme technique</h2>

<p>Dans son profil et ses publications, la traduction apparaît comme une pratique esthétique et émotionnelle : poésie, aphorismes, références culturelles, aller-retour entre les langues. La mention d’un intérêt pour la traduction de « belles phrases » et de poésie va dans ce sens.</p>

<p>Un exemple de traduction de Nazım Hikmet (comme dans les textes évoqués) montre :</p>

<ul>
	<li>
	<p>l’effort pour préserver le rythme et l’image tout en portant le sens,</p>
	</li>
	<li>
	<p>un mouvement double : un turc qui s’ouvre au français, et un français qui revient au turc.</p>
	</li>
</ul>

<h2>De Bruxelles à Umurbey : la mémoire diaspora en scènes minuscules</h2>

<p>Dans ses écrits, Bruxelles n’est pas seulement une ville : c’est un lieu de mémoire. Une église au coin d’une rue, l’air froid, un petit-déjeuner, un sans-abri dans la rue, un pigeon à côté… Ce sont des scènes ordinaires, mais dans la littérature diasporique, ce sont souvent elles qui fixent le plus durablement le réel : elles capturent le grand social à travers le petit.</p>

<p>C’est pourquoi, dans les hommages, le fait qu’il soit décrit comme « connu » et « apprécié » n’est pas une formule : c’est l’indice d’un nom passé par le tissu vivant de Bruxelles.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-24%20at%2020_58_36.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 24 Jan 2026 23:07:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/05/kadir-duran-1747245752.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çin’in Sınav Ordusu mu, Türkiye’nin Genç Potansiyeli mi Kazanır? Eğitimde Büyük Karşılaştırma</title>
                <category>Dr. Bedri ŞAHİN Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/cinin-sinav-ordusu-mu-turkiyenin-genc-potansiyeli-mi-kazanir-egitimde-buyuk-karsilastirma-1167</link>
                <author>BEDRI@bruxelleskorner.com (Dr. Bedri ŞAHİN Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/cinin-sinav-ordusu-mu-turkiyenin-genc-potansiyeli-mi-kazanir-egitimde-buyuk-karsilastirma-1167</guid>
                <description><![CDATA[Çin’in Sınav Ordusu mu, Türkiye’nin Genç Potansiyeli mi Kazanır? Eğitimde Büyük Karşılaştırma]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Çin</span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">’</span></span></strong><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">in Sınav Ordusu mu, Türkiye</span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">’</span></span></strong><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">nin Genç Potansiyeli mi Kazanır? Eğitimde Büyük Karşılaştırma</span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Merhaba sevgili okurlarım, takipçilerim, öğrencilerim. Bir ülkenin kaderini en çok ne belirler? Para mı, teknoloji mi, ordusu mu? Hayır, bana göre cevap şudur: En çok <em>eğitim sistemi</em> belirler, bugün size iki önemli ülkenin eğitim sistemini yan yana koyup, karşılaştıracagım.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/ChatGPT%20Image%2023%20janv_%202026%2C%2015_14_38.png" style="height:533px; width:800px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Biri Türkiye Cumhuriyeti ve diğeri Çin Halk Cumhuriyeti. Biri disiplinle, sınavla, milyonlarca gençle dünyayı sarsıyor; diğeri eşitlik hayâliyle, genç nüfusuyla ve bitmeyen reform sancılarıyla yıllardan beridir yol almaya çalışıyor. Hangisi daha başarılı? Hangisinden ne öğrenebiliriz? Geliniz, biraz bu konu üzerinde sohbet edelim...</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İki Farklı Başlangıç Hikâyesi</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çin’de eğitim 1949 Devrimi’yle birlikte Parti’nin ideolojik silahı hâline geldi. Bugün 9 yıl zorunlu eğitim vardır yani 6 yıl ilkokul + 3 yıl ortaokuldur. Sistem demir gibi merkezidir, Milli Eğitim Bakanlığı her dersi, her kitabı, hatta her öğretmenin ağzından çıkacak cümleyi bile belirliyor. Xi Jinping Düşüncesi artık matematik problemlerinin bile satır aralarına sızmış durumda. Lise sonunda <u>Gaokao</u> denen dev sınav var; tek bir puanla milyonlarca gencin kaderi yazılıyor. Erişim %99 yani inanılmaz bir rakam ama kırsalda hâlâ <em><u>“Hukou</u> Sistemi<u>”</u></em> yüzünden şehir okullarına gidemeyen çocuklar vardır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türkiye’de ise hikâye 1923’te başlıyor, Eğitim, Cumhuriyet’in en güçlü eşitlik aracı olarak doğdu. Bugün 12 yıl zorunlu eğitim var: 4+4+4, Müfredat ulusal/millî ama son yıllarda “Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli” gibi girişimler biraz nefes aldırmaya çalışıyor. Üniversiteye geçiş yine merkezi sınav YKS ile oluyor. Erişim %95 fena değil, ama Doğu’da hâlâ Batı’nın zengin/çeşitli imkânları yoktur</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kısaca Çin kısa, sert ve disiplinli bir yol çizmiş; Türkiye daha uzun, daha kapsayıcı ama biraz dağınık bir yol seçmiş görünüyor. İkisinde de ortak nokta, her şey başkent Ankara’dan ya da Pekin’den yönetiliyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sınıfta Hava Nasıl Bakalım?</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çin sınıfı genellikle sessiz, öğrenciler önlerinde, öğretmen tahtada, STEM (bilim-teknoloji-mühendislik-matematik) kokusu ağır basıyor. Ezber hâlâ güçlü, ama son yıllarda “yaratıcılık” kelimesi de yeni yeni duyulmaya başlandı. Yapay zekâ destekli öğrenme platformları yaygınlasıyor. Öğrenci/öğretmen oranı 1:15, öğretmenler devlet memuru, maaşları iyi, toplumda saygınlıkları yüksek olup, Çin’de öğretmen olmak hâlâ bir onurdur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türkiye sınıfı daha canlı, bazen biraz gürültülüdür. Yeni müfredat “beceri odaklı” diyor ama öğretmenler hâlâ “konuyu yetiştirelim” telaşındadır. Dijital araçlar var (EBA), ama köy okullarında internet bazen rüya gibi kalıyor. Oran 1:16&nbsp; seviyesindedir, öğretmen maaşları düşük, atama bekleyen on binlerce genç var ve tükenmişlik çok yaygındır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çin’de öğretmen “saygın bir memur”, Türkiye’de “fedakâr ama yorgun bir kahramandır”.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Peki PISA Masasında Kim Önde?</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">PISA 2022 sonuçları çok net konuşuyor. Çin (en iyi bölgeler: Pekin, Şanghay, Jiangsu, Zhejiang) matematikte 552, bilimde 543, okumada 510 puanla dünyada zirvede ama dikkat edelim: Nitekim bu skorlar/rakamlar ülkenin tamamını değil, en parlak bölgelerini gösteriyor. Gerçek ortalama muhtemelen daha düşüktür.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türkiye matematikte 453, bilimde 476, okumada 456 puan aldı&nbsp; yani OECD ortalamasının altındadır. En çarpıcı olan, zengin aile çocuğu ile köydeki çocuk arasında uçurum vardır. Eşitlik endeksi çok düşüktür, yani Çin sınav makinesi gibi çalışıyor ve sonuç alıyor. Türkiye eşitlik için çabalıyor ama verimlilikte geride kalıyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Üniversite ve Gelecek Vizyonu</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çin üniversiteleri artık küresel arenada devdir. Tsinghua ve Pekin Üniversitesi QS sıralamasında ilk 20’dedir. Araştırma bütçesi devasadır, yani uluslararası öğrenci sayısı yarım milyona yakındır. Gaokao’yu kazanan gençler bu okullara yerleşiyor. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türkiye’de ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ hâlâ bölgesel liderdir. Ama araştırma bütçesi düşüktür, uluslararası sıralamalarda genellikle 400-600 bandında kalıyoruz. Türkiye’de beyin göçü hâlâ en büyük yaradır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Reform Rüzgârları ve Acı Gerçekler</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çin 2021’de “Çift Azaltma” diye bir politika çıkardı: okul dışı dershaneleri büyük ölçüde kapattı, çocukların uykusuzluğunu ve stresini azaltmaya çalıştı. Şimdi sınıflara yapay zekâ giriyor ama hâlâ en büyük şikâyet aşırı rekâbet ve gençlerdeki intihar oranlarıdır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türkiye’de 2024’te yeni model gelmiştir: Beceri odaklı, değerler / etik eğitimi güçlüdür. Ama öğretmenler “yine mi müfredat değişti?” diyorlar. Müfredat istikrarsızlığı, öğretmen motivasyonu ve mülteci entegrasyonu hâlâ çözülmemiş yaralar vardır...</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Peki Ne Yapmalı? Gerçekçi Öneriler</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çin bize şunu öğretiyor: Disiplin, merkezi planlama ve kaynak odaklılık gerçekten sonuç veriyor. Ama bedeli ağırdır, yaratıcılık eksikliği, aşırı stres, bireysel özgürlüklerin gölgede kalmasıdır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türkiye bize eşitlik ve kapsayıcılık konusunda samimi bir çaba gösteriyor. Genç nüfusu, kültürel zenginliği ve demokratik zemini büyük avantaj ama merkeziyetçilik, istikrarsız reformlar, düşük öğretmen motivasyonu ve bölgesel uçurumlar hâlâ önümüzde duruyor.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><u><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">BEKÂMIZ icin </span></span></u><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ç<u>ok önemli olan e</u>ğ<u>itim konusu bir akademisyen/bir ö</u>ğ<u>retmen olarak benim ANA BÜYÜK DERTLER</u>İ<u>MDEN biridir. Benim somut önerilerim şöyledir, elbette bunlara ilerleyen süre</u>ç<u>te baska ekleyeceklerim de olacaktır:</u></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">♦ Öğretmen maaşlarını ciddi şekilde artıralım, Çin’de öğretmen olmak bir onur; bizde de öyle olmalıdır. Maaş artışı + sürekli eğitim zorunluluğu getirilmelidir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">♦ Dijital altyapıyı kökten güçlendirelim, EBA’yı Çin’in yapay zekâ platformları seviyesine taşımak için ciddi yatırım şarttır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">♦ Doğu illerine özel eğitim fonları ayıralım, öğretmenlere kırsalda ek prim verelim, okullaşma oranını yükseltilmesi gerekmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">♦ Sınav baskısını azaltalım, Çin’in “Çift Azaltmasından” ilham alıp okul dışı yükleri hafifletelim, beceri odaklı değerlendirme sistemleri yaygınlaştıralım. Tek büyük bir sınav değil aşamalı yani kademeli 3’lü sınav sistemi getirilmelidir. Tek ve büyük bir sınav sonucuna göre bir insanın HAYATINA - KADERİNE karar verilmesi yanlış/hatalı bir uygulamadır, en azından 3’lü yani kademeli sistem depresyonu, travmayı, baskıyı azaltır. 1. sınavı kazanan, &nbsp;2. sınava girme hakkı elde eder, 2. sınavı kazanan 3. sınava girer... </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">♦ Araştırma ve uluslararasılaşmayı artıralım, üniversitelerde ortak Çin-Türkiye öğrenci değişim programları başlatalım. Erasmus benzeri bir “İpek Yolu Bursu” hayâl edelim. Yurtdışına sadece öğrenciler değil, egitimcilerin de gitmesi, kendilerini geliştirme-yetiştirme vb. birçok yararı olacağından yurtdışı deneyimlere devlet daha çok destek vermesi gerekmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">♦ Ruh sağlığını ciddiye alalım, pandemi sonrası artan kaygı ve depresyonu görmezden gelemeyiz, okullarda rehberlik hizmetlerini güçlendirilmesi gerekmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">♦ Herkez üniversite okuyacak diye bir SAÇMALIK yerine bilim, hayatın gerçekleri, insanların özellikleri vb. göz önünde bulundurularak dünya hayatının, sanayinin, faprikaların, özel sektörün ihtiyaç duydugu ve duyacağı TEKNİK ELEMANLARIN ihtiyaca cevap vereceği oranda gençleri, ortaokul veya liseden sonra 3 ila 4 yılda, bir mesleğin erbabı olacak şekilde yetiştirmek zaruriyeti vardır. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">♦ Üniversitelerde birçok bölümün 4 yıl olması bilimsel gerçeklere aykırıdır, hele de digital devrimin, yapay zeka, otamasyon hatta çok yakında bütün dünyayı saracak olan süper zeka döneminde, 4 yıllık fakültelerin bazılarının süresinin 2 veya 3 yıla düşürülmesi gerekmektedir. </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Eğitim olgusu bir milletin, bir ulusun, bir halkın , bir devletin en önemli BEKÂ konusudur. İyi, sağlam kaliteli, gerçekci, uygun bir eğitim sistemiyle DEVLETLER kendi insan sermayesini en verimli şekilde değerlendirmiş olur. Aksi durumda insan sermayesi adeta carcur olur, harcanır... </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Eğitim bir yarış değil, bir medeniyet inşasıdır, Çin bize disiplini ve planlamayı, Türkiye bize eşitliği ve umudu hatırlatıyor. İkisinin en iyi yanlarını birleştiren bir sistem, belki de 21. yüzyılın en güçlü modeli olur. Sizler ne dersiniz? Çin’in sınav ordusu mu, Türkiye’nin genç ve dinamik potansiyeli mi daha umut vericidir? </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yorumlarda buluşalım.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Muhabbetle/Sevgiyle Kalınız/Başarılar/Kolaylıklar Diliyorum...</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dr. Bedri </span></span><u><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:#f8f9fa"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9E" style="color:blue; text-decoration:underline"><span style="color:black">Ş</span></a>AH</span></span></span></span></u><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İ</span></span><u><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:#f8f9fa"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">N</span></span></span></span></u><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"> - Almanya NRW</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler </span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Eğitim Bilimleri ve Uzakdoğu Çalışmaları Uzmanı</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 17:10:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/dr-bedri-sahin-turk-dili-ve-edebiyati-ogretmeni-1727905352.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇANAKKALE’NİN YANKISI: 62 YIL ÖNCEKİ BİR RÖPORTAJIN İZİNDE</title>
                <category>Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/canakkalenin-yankisi-62-yil-onceki-bir-roportajin-izinde-1166</link>
                <author>DrMehmetArslan@bruxelleskorner.com (Dr. Mehmet Arslan - Tarihci / Bagimsiz Akademisyen)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/canakkalenin-yankisi-62-yil-onceki-bir-roportajin-izinde-1166</guid>
                <description><![CDATA[ÇANAKKALE’NİN YANKISI: 62 YIL ÖNCEKİ BİR RÖPORTAJIN İZİNDE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ÇANAKKALE’NİN YANKISI: 62 YIL ÖNCEKİ BİR RÖPORTAJIN İZİNDE</span></strong></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Merhaba değerli okurlar, bugün sizleri tarihin tozlu sayfaları arasında kısa ama bir o kadar da derin bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Okurken sizi yormayacak fakat zihninizde o günlerin devasa mücadelesini canlandıracak bir vesikayı paylaşmak niyetindeyim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bundan tam 62 yıl önce, 18 Mart 1964 tarihli Akşam Gazetesi, Çanakkale Zaferi’nin 49. yıl dönümü vesilesiyle cephenin tozunu yutmuş, barutu koklamış iki kahraman gaziyle bir mülakat gerçekleştirmişti. Aradan geçen onca yıla rağmen, hafızalarındaki o taze heyecan ve vatan sevgisi kelimelere döküldüğünde ortaya paha biçilemez bir tablo çıkıyor.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ateş Çemberi İçinde Bir Üsteğmen: Nizamettin Çoray</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çanakkale Cephesi’nde görev yapan birliklerin içinde, Topçu Üsteğmeni rütbesiyle bataryaların başında duran Nizamettin Çoray, 18 Mart günü yaşanan deniz savaşını şu sarsıcı cümlelerle aktarıyor:</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-01-23%20150617.jpg" style="height:535px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Düşman gemileri günlerden beri hatlarımızı adeta bir ateş yağmuruna tutuyordu. 7 Mart’ta bu hücum artık son haddine, dayanılmaz bir boyuta ulaşmıştı. Düşman, attığı binlerce mermiyle bizi tamamen yok ettiğini, tabyalarımızı susturduğunu zannederken, 18 Mart sabahı bizi yine dimdik karşısında gördü. O an deniz, devasa gemilerin manevralarıyla beyaz köpüklerle çalkalanmaya başladı. Karşılıklı ateş yağmuru yeniden tazelenmişti. Tanrı'nın verdiği o sarsılmaz iman gücümüz, sanki mermi olup düşmanın kalbini deliyordu. O gün denizin mağrur devleri birer birer devrildi. Fransızların göz bebeği Bouvet Zırhlısı ve iki torpidosu peşi sıra Boğaz’ın serin sularına gömüldüler. Onları, 'yenilmez' denilen Irresistible ve Ocean isimli korkunç harp gemileri takip etti. Boğaz o gün onlara geçit vermedi.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">"Geri Çekilmek Yok!": Ali Tezcan ve Mustafa Kemal'in Emri</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Henüz 23 yaşında bir delikanlıyken vatan savunmasına koşan Ali Tezcan ise, tarihin seyrini değiştiren o kırılma anlarından birine, bizzat Mustafa Kemal’in yanında şahitlik edişini anlatıyor. Kanlısırt’ın barut kokan yamaçlarında yaşanan o anları Ali Tezcan’ın ağzından dinlemek, tüylerimizi diken diken etmeye yetiyor:</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Kanlısırt’a varmıştık ki, bir anda karşımıza 57. Alay Komutanı Mustafa Kemal ve 27. Alay Komutanı Şefik Bey çıktılar. Mustafa Kemal, keskin bakışlarını üzerimize dikerek bana: ‘Yalovalı ne oldu? Düşman aşağıda mı?’ diye sordu. O anki çaresizlikle, ‘Kumandanım hep telef olduk. Yüzbaşım toprak altında kaldı, deniz kenarı İngilizlerle dolu’ dedim. Bir anda damarları adeta teninden fırlayan, bakışları çelikleşen Mustafa Kemal’in cevabı tarihe kazınacak nitelikteydi: ‘Geri çekilmek yok, ileri!’ İşte o gür ses, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ kulaklarımda bir dalga gibi yankılanıyor. O emirle ilerledik, kan döktük, can verdik ama nihayetinde kazandık.”</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tarihin Emanetine Sahip Çıkmak</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Savaşın her saniyesini ruhlarında taşıyan gazilerimizin bu kısa ama etkileyici anıları; hem isimsiz kahraman askerlerimizin hem de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehasının Çanakkale’yi nasıl bir “Geçilmez” destanına dönüştürdüğünü bir kez daha kanıtlıyor. Onlar sadece birer savaşçı değil, bugünkü özgürlüğümüzün mimarlarıydı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu röportajlar bizlere hatırlatıyor ki; Çanakkale sadece bir toprak parçasının savunulması değil, bir milletin onur savaşıdır. Gazilerimizin o günkü heyecanını bugün kalbimizde hissedebiliyorsak, ne mutlu bizlere.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yeni ve farklı bir konuda, tarihin başka bir köşesinde tekrar görüşmek ümidiyle… Şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhu şad olsun.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dr. Mehmet Arsla</span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">n</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tarih</span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ç</span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">i Ba</span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ğı</span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ms</span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ı</span><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">z Akademisyen</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 17:00:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/dr-mehmet-arslan-tarihci-bagimsiz-akademisyen-1769176822.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Görmezden Gelinen Hakikat: Makedonya Türklerinin Eşitlik Mücadelesi</title>
                <category>Dr. REYHAN RAHMAN</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/gormezden-gelinen-hakikat-makedonya-turklerinin-esitlik-mucadelesi-1165</link>
                <author>DrREYHANRAHMAN@bruxelleskorner.com (Dr. REYHAN RAHMAN)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/gormezden-gelinen-hakikat-makedonya-turklerinin-esitlik-mucadelesi-1165</guid>
                <description><![CDATA[Görmezden Gelinen Hakikat: Makedonya Türklerinin Eşitlik Mücadelesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Görmezden Gelinen Hakikat: Makedonya Türklerinin Eşitlik Mücadelesi</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Balkanlar, tarih boyunca çok dilli, çok kültürlü bir mozaiğin adı oldu. Ne var ki bu mozaiğin bazı taşları, parıldaması gerekirken bilinçli biçimde gölgede bırakıldı. Kuzey Makedonya’daki Türk varlığı, bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Asırlardır bu topraklarda yaşayan, kültürün taşıyıcısı, şehrin kurucusu, ekonominin orta direği olan bir topluluk… Ama gelin görün ki hâlâ <strong>kendi yurdunda misafir muamelesi görmeye zorlanıyor</strong>. Makedonya’da demokrasi konuşuluyorsa, öncelikle yapılması gereken, gözümüzü bu hakikate çevirmektir:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türklerin sesi hakkından daha düşük çıkıyor.</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/b9ddc3a6-02bb-4fe2-9f82-c9c75fe37536.png" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Demografi Değişmedi, Siyaset Değişti; Ama Eksik Olan Hep Aynı</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bugün <strong>Üsküp’ten Gostivar’a, Plasnica’dan Merkez Jupa’ya</strong> kadar Türkler canlı, üretken ve görünür bir topluluk. Ancak temsil mekanizmalarına bakıldığında tablo bambaşka: Türkler ne yerel meclislerde güç bulabilecek kadar sandalye sahibi, ne karar alma süreçlerinde etkili, ne de hak ettikleri saygınlıkla masada yer alıyorlar. Siyasi partiler, Türk oyunu talep ederken sahada birden “dost”, mecliste ise birden “unutkan” oluveriyor. Bu unutkanlık tesadüf değil; <strong>yapısal bir ihmalin adıdır</strong>. Türk toplumu bir yandan kültürel haklarını korumaya çalışırken diğer yandan demokrasiyi ayakta tutuyor. Çünkü unutulmasın: Görmezden gelinen her azınlık, aslında demokrasinin eksik kalan parçasıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dil: Bir Halkı Ayakta Tutan Son Kale</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bugün Türkçe eğitim veren okulların bir kısmı öğretmen eksikliği, idari yetersizlik ve politik ilgisizlikle karşı karşıya. Gençler anadillerinde eğitim almanın güçleştiği bir ortamda büyüyor. Dil, bir halkın hafızasıdır; hafıza kaybı da kültürel yok oluşun ön adımıdır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Peki, soralım</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">: Bir halk kendi dilinde geleceğini yazamıyorsa, o ülkede eşitlikten söz edilebilir mi? Türkler bu sorunun cevabını çoktan verdi<strong>: Hayır. Ama mücadele bitmiş değil.</strong> </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Demokrasi, Azınlığın Güvende Hissettiği Yerdir</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bir devlet, kendisini çoğulcu, demokratik ve kapsayıcı olarak tanımlıyorsa bunun ilk testi azınlıklardır. Eğer o küçük görünen topluluk güvende, temsil edilmiş ve değerli hissediyorsa, o ülkede demokrasi vardır. Aksi hâlde “çoğulculuk” sadece bir kampanya sloganından ibarettir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bugün Makedonya’nın demokrasi karnesinde en zayıf notların başında, Türklerin temsili geliyor. Ve bu yalnızca Türklerin değil, <strong>Makedonya’nın Avrupa Birliği geleceğinin de önündeki engellerden biri</strong>. Çünkü Avrupa’ya yönelen her ülkenin ilk sorumluluğu, kendi vatandaşını eşit yurttaş kılmaktır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Değişim Kapıda: Mazlum Olmaya Niyetli Bir Halk Yok</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Makedonya Türkleri sabırlıdır ama sessiz değildir; barışçıldır ama edilgen değildir. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de haklarını diplomasiyle, hukukla ve demokratik kanallarla aramaya devam ediyorlar. Fakat bir gerçek artık daha yüksek sesle dile getiriliyor:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu topraklarda misafir değiliz; kurucu unsurlardan biriyiz!!!</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu cümle sadece kimlik beyanı değil, aynı zamanda siyasal bir taleptir: Eşit temsil, eşit fırsat, eşit saygınlık.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Son Söz: Hakikat, Eninde Sonunda Kendini Duyurur</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Görmezden gelinen gerçekleri sonsuza kadar bastırılamaz...</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bugün Makedonya Türklerinin yaşadığı görünürlük ve temsil sorunu, yarın ülkenin demokrasi vitrinindeki en belirgin çatlak olacaktır. Ve hiçbir ülke, kendi geleceğini bu çatlaklara emanet edemez. Türklerin mücadelesi sadece kendi kimlikleri için değil; Makedonya’nın daha adil, daha eşitlikçi ve daha onurlu bir geleceğe kavuşması içindir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu yüzden sesleri kısık gibi görünse de umutları gürdür. Çünkü bilirler ki:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hakikat gecikir, ama gizlenemez…</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dr. Reyhan Rahman</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Uluslararasi Iliskiler - Harran Üniversitesi</span></span></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 16:46:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2026/01/dr-reyhan-rahman-1769175959.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÜRK TÖRESİ  </title>
                <category>Ahmet Urfali</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/turk-toresi-1164</link>
                <author>ahmeturfali@bruxelleskorner.com (Ahmet Urfali)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/turk-toresi-1164</guid>
                <description><![CDATA[TÜRK TÖRESİ  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-size:20.0pt">TÜRK TÖRESİ&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>AHMET URFALI</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;<span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; “Yerleşik insan, bir ailenin sınırlı menfaatleri dışında herhangi bir hak davası gütmeye ve daha geniş bir cemiyet yapısının gereklerini düşünmeye ihtiyaç duymazken, bozkırlı, kalabalık sürülerini türlü manevralarla kışın ayrı, yazın ayrı ve birbirinden uzak mesafelere götürmek; otlakları ve suyu silahla muhafaza etmek; hayvanların yaylak ve kışlaklarda barındırılması, çeşitli hastalıklardan korunması, tedavi edilmesi gibi maharetlerde yatkınlık kazanmak; gerektiğinde otlak ve kaynakları ortaklaşa kullanabilme için diğer sürü sahipleri ile anlaşmalar yapmak ve aralarındaki haksızlıkların, anlaşmazlıkların halli için bir hakem heyeti ve başkanlığı tesis etmek; nihayet besicilik-çobanlık zamanla geliştikçe çok geniş arazi üzerine yayılan, şiddetli rekabetlerden bunalan kabilelerin toplanarak müştereken mücadeleye hazır tutulması zaruretinin doğurduğu daha kuvvetli bir teşkilat kurmak, buna ‘meşruiyet’ kazandırmak gibi hukuki yollar aramak zorunda kalmıştır.”</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; “Böylece bozkırlı, çobanlığın geliştirdiği sevk-idare kabiliyet ve emretme-itaat alışkanlığını ‘hayvan sürülerinden insan kütlelerine intikal ettirmek’ suretiyle beşeriyet tarihinde çok etkili bir dinamizm içine girerek bambaşka bir dünya görüşü elde etme şansına erişmiştir.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-01-23%20143320.jpg" style="height:516px; width:800px" /></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">“Bu durum bütün sosyal, ekonomik, hukuki cepheleri ile tarihte ilk ‘sosyal organizasyon’un açık belirtisinden başka bir şey değildir.” İbrahim Kafesoğlu sözleri ile tarihimize yeni anlamlar yüklenir.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Bu sosyal organizasyonunun ilişkileri töreye göre düzenlenir. Divan-ı Lûgat’it Türk, “El kaldı, törü kalmas” (Devlet gidebilir, ama töre kalıcıdır.) demektedir. Çünkü kalıcı olan töre, devleti yeniden kurabilir. Nitekim Orhun abidelerinde; töreyi kazanmak, töreyi düzenlemek, törece yaşamak, töreyle büyümek, töreyi bırakmak, töreyi tutmak, töreyi bozdurmamak şeklinde onlarca deyim geçer.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Töre kavramı, Kutadgu Bilig’de “küntogdı” sembolüyle anlatılmıştır. Küntogdı anlamı itibariyle güneş manasına gelmektedir. Güneşin tabii yapısına benzetilen törenin yerine konulmuştur. Eserde işlenen ütopik devlet fikri içerisinde Hakanı temsil etmektedir. Yani, Küntogdı – Hakan – Töre – Güneş olarak sembolleştirilmiştir.Küntogdı’nın ifadeleriyle açıklanan güneş-töre benzetmesinin ne kadar yerinde olduğu ortadadır. “Güneşe bak, küçülmez, bütünlüğünü daima muhafaza eder, parlaklığı hep aynı şekilde kuvvetlidir.”, “Benim tabiatım da ona benzer, adalet ile doludur ve hiçbir vakit eksilmez”, İkincisi- güneş doğar ve dünyayı aydınlatır, aydınlığını bütün halka eriştirir, kendinden hiçbir şey eksilmez”, “Benim de hükmüm bu öyledir, ben ortadan kaybolmam; hareketim ve sözüm bütün hak içindir aynıdır.”, “Üçüncüsü-bu güneş doğunca yere sıcaklık gelir, o zaman binlerce renkli çiçekler açılır.”, “Benim bu törem hangi memlekete erişirse, o memleket baştanbaşa kayalık dahi olsa, hep düzene girer.” Tanrı iradesinin, tabiat nizamını tesis edişiyle törenin beşeriyeti ıslahı arasındaki tabii ahengi düşündürmektedir. Nitekim “Güneş doğar temiz veya kirli demeden her şeye aydınlık verir, kendisinden bir şey eksilmez.”, “Benim de hareketim tıpkı böyledir, herkes benden nasibini alır”, “Bir de güneşin burcu sabittir, bu sabit dediğim, temeli sabit olduğu içindir.”, “Güneşin burcu Arslan’dır ve bu burç yerinden kımıldamaz; yerinden kımıldamadığı için evi bozulmaz.”, “Benim tavır ve hareketime bir bakın; benim de katiyen değişmez.”</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kararlar töreye göre verilir. Ulusun teminatı her şeyden önce töredir. Zira ahlaki, sosyal, siyasi ilkeler töreye göre tespit edilerek, uygulanır. Törede ortaya konulan ilkelerin doğruluğundan, adil oluşundan kimsenin şüphesi yoktur. Zira “Töre konuşunca Hakan susar.” Adalet bey ile ulusa aynı dağıtılır, kimsenin ayrıcalığı olamaz. Töre Kelimesi ile Türk adı aynı kökten çıkmıştır. Türk; töreli, kanun-nizam sahibi, Tanrının has yaratığı, töresi olan, güçlü-kuvvetli anlamlarına gelir. Hakanlar, devleti töre ile yönetirler. Selçuklu ve Osmanlılar, eski örf ve adetlere “Oğuz Töresi” deyip uyarlardı.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp; Töre, Türk ordu sisteminde hiçbir taviz vermeden günümüze değin uygulanmıştır. Çünkü göçer-bozkır hayatı güçlü bir ordunun sürekli hazır bulundurulmasını gerektirir. Devlet töresini hakan ve kurultay, halk töresini ulus kendisi yürütür. Töre sayesinde dağınık kitleler ulus-millet haline gelir. Törede, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak önemli olup, aksi davranış gösterenler çok şiddetli cezalandırılır. Sosyal dayanışma, toplumsal yardımlaşma, konukseverlik Türk töresinin mühim göstergeleridir. İmeceden kaçana hiç tesadüf edilmez. Muhtaçlara yardım etmek Türk’ün en başta gelen vasfı olmuştur. Aile yapısındaki saygı, sevgi ve bağlılık başlı başına bir örnek teşkil eder. Eline, diline, beline sahip olmak her insanın davranışıdır, Oğuz töresinde. Eline sahip olmak; devletine-milletine, vatanına bağlılıktır. Diline sahip olmak; kötü sözden sakınmak, faydasız söz söylememek, hayrı konuşmaktır. Beline sahip olmak; soyunu korumak, soyuna bağlanmak anlamındadır.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Anadolu’da huysuz, geçimsiz, nizacı insanlara “töresiz” denir. Kut anlayışı, yalan söyleyen hakanın düşürülmesi, hakanların mal yığmayarak yağmalatması, halkı için sürekli çalışması Türk töresinin hakanlarla ilgili düzenlemeleridir. İslam’ın dinamizmi; Türk ahlakı, doğruluğu ülkü ile birleşerek hem Türklük ve hem de insanlık için yeni hamleler atılmasına vesile olmuştur.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hayme Ana’nın öğüdüdür, çağların içinden süzülüp gelen sen ve herkes, her Türk için, kulak ver dinle: ‘’Ululuk isteyen töreden ayrılmasın.’’</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 16:22:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/05/ahmet-urfali-1716139690.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hier j’étais de Gauche, aujourd’hui je suis de Droite</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/hier-jetais-de-gauche-aujourdhui-je-suis-de-droite-1162</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/hier-jetais-de-gauche-aujourdhui-je-suis-de-droite-1162</guid>
                <description><![CDATA[Hier j’étais de Gauche, aujourd’hui je suis de Droite]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Hier j’étais de Gauche, aujourd’hui je suis de Droite</h1>

<h2>Bruxelles, terrain d’essai d’un “mercato” politique où la conviction sert parfois de paravent</h2>

<p><strong>Par Kadir Duran | Bruxelles Korner</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-19%20at%2020_32_12.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></strong></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><em>À Schaerbeek comme ailleurs, Bruxelles s’habitue à la transhumance &nbsp;et l’électeur finit par trinquer</em></span></p>

<p>À Bruxelles, les ruptures partisanes ne se lisent plus seulement comme des accidents de parcours. Elles s’installent, se banalisent, et finissent par ressembler à un mécanisme ordinaire de la vie politique locale. L’élu quitte son parti, invoque la perte de confiance, le désaccord de fond, la dérive d’une ligne, puis continue sa route &nbsp;indépendant, ou sous une autre étiquette. Le public entend le vocabulaire des principes. Les coulisses, elles, parlent souvent le langage des positions.</p>

<p>Car le point sensible, rarement assumé, est celui des revenus et de l’accès aux fonctions. Pas forcément le revenu immédiat du mandat “de base”, parfois modeste, mais l’accès au palier suivant : un poste exécutif, une responsabilité institutionnelle, une place éligible sur une liste, une fonction de groupe, ou un rôle dans l’écosystème qui gravite autour des majorités locales. Dans une région où la fragmentation politique est forte et où les rapports de force se jouent parfois à quelques sièges, la carrière se construit comme un pipeline : visibilité, investiture, influence, puis accès au poste qui structure réellement un parcours. Quand le pipeline se ferme, l’argument des convictions prend souvent le relais dans le récit public.</p>

<p>Ce qui se passe à Bruxelles n’a rien d’ésotérique. Il suffit d’observer la façon dont certains départs s’enchaînent avec une rapidité surprenante, parfois à peine après une élection, parfois au milieu d’une législature, lorsque les arbitrages internes se durcissent. Dans plusieurs communes, ces dernières années, des conseillers ont rompu avec leur formation d’origine, expliquant ne plus s’y reconnaître, ou ne plus pouvoir travailler avec leur équipe. À Evere, le départ de&nbsp;<strong>Liridon Demiri</strong>&nbsp;du MR, fin 2025, a été justifié par une prise de distance idéologique et une rupture interne. À Schaerbeek, au début de 2026,&nbsp;<strong>Salih Demirhan</strong>&nbsp;a quitté Les Engagés pour rejoindre le MR, au nom d’un désaccord sur la trajectoire et la stratégie bruxelloises. Dans le même esprit,&nbsp;<strong>Emin Özkara</strong>&nbsp;avait quitté DéFI en 2025 pour siéger comme indépendant. Et à la Ville de Bruxelles, épisode plus rare encore, deux élus de la Team Fouad Ahidar ,&nbsp;<strong>Kader Sati</strong>&nbsp;et&nbsp;<strong>Yousra Nouar</strong>&nbsp;avaient annoncé en 2024 qu’ils siégeraient indépendants avant même la prestation de serment, invoquant divergences de valeurs et de méthode. Ces cas, pris séparément, peuvent sembler anecdotiques. Mis bout à bout, ils dessinent une dynamique : celle d’un espace politique où l’étiquette se négocie, se quitte ou se réendosse à mesure que l’utilité électorale et l’accès aux leviers se reconfigurent.</p>

<h2>Schaerbeek, l’exemple parfait : “propositions de mandats” et départs vers l’indépendance</h2>

<p>Schaerbeek condense tout : rivalités locales, arithmétique de majorité, tensions internes. Très tôt, l’idée circule qu’un siège n’est pas seulement une voix : c’est une variable de négociation. Dans ce contexte, le départ de&nbsp;<strong>Youssra Ouchen</strong>, élue Team Fouad Ahidar à Schaerbeek, passant&nbsp;<strong>indépendante</strong>&nbsp;fin 2025, a eu valeur de symptôme. Ce type de geste est politiquement lourd : il ne se limite pas à une querelle interne ; il reconfigure la lisibilité du vote, fragilise l’idée même d’un “bloc” issu des urnes, et installe une incertitude durable sur ce que “vaut” encore une étiquette après le scrutin.</p>

<p>Schaerbeek, d’ailleurs, n’est pas qu’un lieu de départs : c’est aussi un lieu de recrutements, de tentations, de recompositions permanentes. Un terrain où l’on comprend vite que l’identité politique n’est pas seulement une appartenance &nbsp;mais un rapport de force.</p>

<h2>Bruxelles-Ville : l’onde de choc Ahidar, entre bascules et éclatement</h2>

<p>À l’échelle bruxelloise, Schaerbeek n’est qu’un chapitre. La Ville de Bruxelles a offert une séquence presque didactique. Après l’annonce précoce de&nbsp;<strong>Kader Sati</strong>&nbsp;et&nbsp;<strong>Yousra Nouar</strong>&nbsp;de siéger indépendants, le feuilleton s’est poursuivi : début 2025,&nbsp;<strong>Achraf Haddach</strong>,&nbsp;<strong>Kader Sati</strong>&nbsp;et&nbsp;<strong>Yousra Nouar</strong>&nbsp;rejoignent le groupe&nbsp;<strong>PS-Vooruit</strong>. Puis, en juillet 2025, nouvelle secousse :&nbsp;<strong>Ayşe Malçikan</strong>&nbsp;quitte à son tour la Team Fouad Ahidar et passe indépendante, dans une ambiance de fracture interne.</p>

<p>Le résultat est concret, mesurable politiquement : un groupe issu des urnes se délite, et l’électeur assiste à une reconfiguration post-vote. Ce n’est pas une abstraction démocratique : c’est l’expérience vécue d’un scrutin dont la “promesse de cohérence” se dissout à mesure que les rapports de force internes s’inversent.</p>

<h2>Anderlecht : un miroir de la capitale, entre ralliements et sorties</h2>

<p>À Anderlecht, le même mécanisme prend plusieurs formes, comme si la commune rejouait à petite échelle les contradictions de Bruxelles.&nbsp;<strong>Fatiha Bouzagou</strong>&nbsp;quitte PS+Vooruit pour rejoindre la Team Fouad Ahidar, en invoquant des engagements non respectés et une volonté de changement. À l’inverse, dans les coulisses de la Team Ahidar, le cas&nbsp;<strong>Abdurrahman Kaya</strong>&nbsp;révèle une autre tension : celle des arbitrages entre mandats, fonctions, trajectoires &nbsp;puisqu’il quitte son siège au conseil communal pour se concentrer sur son mandat au CPAS, entraînant un remplacement.</p>

<p>On voit bien la logique : l’indépendance n’est pas seulement une “position morale”, elle peut devenir un statut transitoire, une manière de rester en jeu quand l’appareil ne vous “porte” plus, ou quand la structure interne ne garantit plus ni place, ni perspective.</p>

<h2>Molenbeek, Jette, Forest : la transhumance en série, commune après commune</h2>

<p>À&nbsp;<strong>Molenbeek</strong>, la sortie du MR de deux conseillers communaux <strong>Danielle Evraud</strong>&nbsp;et&nbsp;<strong>Leonidas Papadiz</strong>&nbsp;&nbsp;illustre une autre facette : l’élu local qui casse la relation avec l’appareil au nom du respect et de l’écoute, mais qui, dans les faits, ajoute de l’instabilité à un paysage déjà fragmenté.</p>

<p>Ailleurs, la même musique se rejoue sous d’autres noms. À&nbsp;<strong>Jette</strong>,&nbsp;<strong>Le Bao Tran Nguyen</strong>&nbsp;quitte la Team Fouad Ahidar pour siéger comme indépendante. À&nbsp;<strong>Forest</strong>, la bourgmestre&nbsp;<strong>Mariam El Hamidine</strong>&nbsp;quitte Ecolo et siège comme indépendante dans une séquence de recomposition locale. Ce n’est pas une vague homogène idéologiquement. C’est une vague de mobilité, nourrie par les contraintes locales, les rivalités internes, et la logique de survie politique.</p>

<h2>Régional : quand l’appartenance à un groupe devient une question d’oxygène</h2>

<p>Au niveau régional, la logique devient plus nette encore. Dans un parlement, l’appartenance à un groupe n’est pas qu’une question de “famille politique” : c’est une question de poids, de temps de parole, d’accès aux ressorts du travail parlementaire, et de capacité à peser sur les équilibres.&nbsp;<strong>Michaël Vossaert</strong>, élu bruxellois, a quitté DéFI en 2024 pour siéger indépendant en évoquant une rupture de confiance ; son repositionnement ultérieur sur la scène communale illustre ce va-et-vient entre niveaux de pouvoir et opportunités. Fin 2025,&nbsp;<strong>Soulaimane El Mokadem</strong>, passé indépendant après son départ du PTB, se rattache au groupe PS au Parlement bruxellois via une formule technique, tout en assumant un rapprochement politique.</p>

<p>Même lorsque les arguments invoqués parlent de cohérence, la réalité institutionnelle rappelle une règle simple : un élu isolé pèse peu, tandis qu’un élu “rattaché” retrouve de l’air, des marges, une capacité de peser.</p>

<p>Autre illustration, plus sensible car elle mêle recomposition partisane et controverse judiciaire : <strong>Loubna Azghoud et Bertin Mampaka Mankamba</strong>, tous deux issus du cdH (devenu Les Engagés), ont rallié le MR en cours de législature et figuraient ensuite en positions visibles sur la liste MR bruxelloise pour les élections régionales de 2024 (Mampaka 4e, Azghoud 5e). Leur arrivée a fait débat, car tous deux sont inculpés dans le cadre de l’“affaire Milquet” (soupçons liés à des engagements de collaborateurs en 2014 et à une enquête pour prise illégale d’intérêt).</p>

<h2>Le cas “pratique” qui résume tout : de l’échevinat au Parlement, puis retour “aux sources”</h2>

<p>Il existe des trajectoires qui disent plus que des discours, parce qu’elles montrent la logique de la carrière à l’état brut. Le parcours de <strong>Sadik Köksal</strong> est, à cet égard, un cas d’école bruxellois : <strong>ancrage initial au MR</strong>, passage par l’exécutif communal à Schaerbeek (échevin), <strong>basculer sous l’étiquette DéFI</strong> au moment d’accéder au niveau régional, puis <strong>retour au MR</strong> en 2023.</p>

<p>Ce récit intéresse parce qu’il éclaire le mécanisme : on peut changer d’étiquette sans nécessairement “changer de vie politique”, mais parce que l’étiquette est aussi un véhicule d’accès à un exécutif, puis à un hémicycle, puis à un groupe plus porteur. Et au passage, un point mérite d’être corrigé factuellement : <strong>DéFI existe toujours</strong> comme parti, même s’il a connu un net recul électoral et a disparu de certains conseils communaux.</p>

<p>&nbsp;</p>

<h2>Fédéral : De Maegd, le signal que la transhumance n’épargne plus personne</h2>

<p>Au niveau fédéral, même logique en pleine lumière :&nbsp;<strong>Michel De Maegd</strong>&nbsp;quitte le MR et rejoint&nbsp;<strong>Les Engagés</strong>&nbsp;début janvier 2026. Là encore, on met en avant la ligne et la méthode. Mais l’effet institutionnel est clair : l’appartenance à un parti, à ce niveau, structure l’influence, les rôles, l’accès aux leviers. Un mandat, ce n’est pas seulement une idée, c’est aussi une place et un avenir.</p>

<h2>Le “grand écart” Handichi, symbole du basculement assumé</h2>

<p>Le passage du&nbsp;<strong>PTB au MR</strong>&nbsp;le plus commenté de ces dernières années est celui de&nbsp;<strong>Youssef Handichi</strong>&nbsp;: ancien élu PTB, devenu indépendant, puis annoncé au MR en&nbsp;<strong>mars 2024</strong>, avant d’être&nbsp;<strong>élu à la Chambre</strong>&nbsp;lors des élections de juin 2024 (même avec un score de préférences limité, porté par les votes en case de tête).&nbsp;</p>

<p>C’est un symbole, parce que le mouvement traverse tout l’échiquier et confirme que la transhumance n’est plus cantonnée au local : elle atteint le niveau fédéral, où l’on parle pourtant de “vision” et de “cap”.</p>

<h2>Le nœud du problème : quitter un parti, c’est souvent quitter une architecture d’accès</h2>

<p>On ne sort pas seulement d’un groupe. On sort d’un système de redistribution interne des ressources politiques. Qui décide des places sur les listes ? Qui contrôle les nominations ? Qui distribue la visibilité ? Qui ouvre ou ferme les portes de l’exécutif ? Dans un paysage où les coalitions sont complexes, où les majorités communales reposent sur des équilibres fragiles, la fidélité partisane se retrouve en concurrence avec un calcul simple : rester et s’éteindre, ou partir et redevenir un acteur “négociable”.</p>

<p>C’est ici qu’apparaît le fossé démocratique. L’électeur vote pour une ligne, une marque, un projet, souvent aussi pour une coalition implicite. Lorsque, en cours de route, l’élu change de camp, la justification morale est presque toujours prête : “je ne me reconnais plus”, “je ne fais plus confiance”, “je ne cautionne plus”. Il arrive que ce soit vrai. Mais l’usage mécanique de ces formules finit par produire l’effet inverse : la suspicion. Dans l’opinion, la rupture ressemble moins à un acte de conscience qu’à une optimisation. Et la conviction, à force d’être invoquée comme argument universel, devient un produit rhétorique.</p>

<h2>L’électeur paie l’addition</h2>

<p>On peut empiler les cas &nbsp;et Bruxelles en offre davantage que les seuls exemples cités ici. Il n’existe pas de tableau officiel consolidant tous les départs, exclusions, ralliements, passages en indépendance et “regroupements techniques” sur l’ensemble des communes et des niveaux de pouvoir. Mais la dynamique est visible, répétitive, et suffisamment volumineuse pour alimenter l’idée qu’on dépasse largement quelques incidents isolés.</p>

<p>Et c’est là que se situe la fracture : l’électeur vote pour une liste, un programme, une équipe, une cohérence. Puis il découvre que le mandat peut se déplacer, se renégocier, se “reconfigurer” après coup. À force, la conclusion s’impose : le vrai scrutin se joue après le vote, dans les couloirs.</p>

<h2>Conclusion : la place prime, et la place a un prix</h2>

<p>Bruxelles a donc un choix politique à trancher. Soit elle accepte cette mobilité comme une caractéristique structurelle un marché ouvert de mandats et d’alliances &nbsp;au prix d’une défiance croissante. Soit elle se donne les moyens d’en réduire les effets pervers : transparence plus lisible sur l’économie des mandats, règles internes plus claires sur les investitures et les arbitrages, et surtout une culture politique qui assume davantage la part stratégique des ruptures au lieu de les habiller systématiquement de vertu.</p>

<p>Au fond, la formule “Hier j’étais de Gauche, aujourd’hui je suis de Droite” choque parce qu’elle dit tout haut ce que beaucoup soupçonnent : à Bruxelles, la cohérence peut être réelle, mais elle est parfois secondaire. Ce qui prime, trop souvent, c’est la place &nbsp;et la place, ici, a un prix.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:48px"><strong>Pas d'argent pas de parti !</strong></span></p>

<h1>&nbsp;</h1>

<h2>&nbsp;</h2>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 22:46:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KARTAL İLE EJDERHA SATRANCINA YENİ HAMLELER YENİ PEARL HARBOR OLACAK MI?</title>
                <category>Tonyukuk Boran (Uluslararası  Stratejist)</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kartal-ile-ejderha-satrancina-yeni-hamleler-yeni-pearl-harbor-olacak-mi-1161</link>
                <author>Tonyukuk@bruxelleskorner.com (Tonyukuk Boran (Uluslararası  Stratejist))</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/kartal-ile-ejderha-satrancina-yeni-hamleler-yeni-pearl-harbor-olacak-mi-1161</guid>
                <description><![CDATA[KARTAL İLE EJDERHA SATRANCINA YENİ HAMLELER YENİ PEARL HARBOR OLACAK MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align:center"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">KARTAL İLE EJDERHA SATRANCINA YENİ HAMLELER</span></span></h1>

<h1 style="text-align:center"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">YENİ PEARL HARBOR OLACAK MI?</span></span></h1>

<p style="text-align:right"><strong><em><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tonyukuk BORAN</span></span></em></strong></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Birinci Dünya Savaşı sırasında</strong> ABD, resmî olarak tarafsızlığını korurken <strong>İngiltere ve Fransa’ya sağlanan silah, mühimmat ve finansman desteği</strong> ile fiilen Almanya’ya karşı cephede yer almıştır. Alman denizaltılarının 1915 yılında Lusitania yolcu gemisini batırmasıyla birlikte Amerikan kamuoyunda savaş algısının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Nihayetinde ABD, 6 Nisan 1917’de Almanya’ya savaş ilan ederek sürecin askerî boyutunu resmileştirmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İkinci Dünya Savaşı öncesinde de benzer bir tablo ortaya çıkmıştır. ABD, savaşın ilk yıllarından itibaren İngiliz nakliye hatlarını Alman denizaltılarına karşı korumuş, ödünç verme ve kiralama yasası kapsamında İngiltere’ye kapsamlı lojistik destek sağlamıştır. Aynı dönemde; Japonya’ya karşı mücadele eden Çin Milliyetçi Kuvvetleri’ne askerî ve mali yardım yapılmıştır. <strong>Japonya’ya </strong>hurda metal, uçak yakıtı <strong>ve nihayetinde petrol ihracatı yasaklanmıştır</strong>. Bu adımlar, <strong>Japonya’yı stratejik bir çıkmaza sürüklemiş ve 7 Aralık 1941’de Pearl Harbor baskınına giden yolu açmıştır.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Bugüne gelindiğinde; ABD–Çin rekabetinde benzer bir çevreleme stratejisinin uygulandığı görülmektedir. ABD, Pasifik’teki askerî üsleri, ittifak ve/veya etkisi altındaki ülkeler vasıtasıyla Çin’in denize bağlantısını kontrol altında tutabilmekte ve <strong>Çin’in ana ticaret ile enerji hatlarını baskı altında tutmaktadır</strong>. <strong>Çin’in Avrupa ile ekonomik entegrasyonunu hedefleyen Kuşak ve Yol Projesi ise Ukrayna Savaşı ve artan jeopolitik gerilimler nedeniyle ciddi ölçüde yavaşlamıştır</strong>. </span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center">ABD’nin Çin’i Batı Pasifik Bölgesindeki Üsleri<br />
(Kaynak: <a href="https://solidarity.net.au/highlights/us-bases-positioned-war-china/">https://solidarity.net.au/highlights/us-bases-positioned-war-china/</a> )</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-01-18%20174438.jpg" style="height:442px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Öte yandan; küresel ısınmanın etkisiyle <strong>Arktik deniz yollarının</strong> daha uzun süre ulaşıma açık kalması, Çin ve Rusya için alternatif bir ticaret rotası oluşturmuştur. Ancak <strong>ABD’nin Grönland üzerindeki nüfuzunu artırma çabaları</strong>, bu hattın da <strong>kırılgan hâle gelmesine neden olmaktadır</strong>.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Enerji konusu, ABD–Çin rekabetinin en hassas başlıklarından biridir. Çin, <strong>İran petrol ihracatının yaklaşık %80, Venezuela petrolünün ise yaklaşık % 75’ini satın almaktadır.</strong> İran’ın ABD baskısı altına girmesi veya <strong>Hürmüz Boğazı</strong> üzerinde ABD’nin belirleyici bir hâkimiyet kurması durumunda, <strong>dünya petrol ticaretinin yaklaşık % 40’ı</strong> Washington’un kontrol alanına girecektir. <strong>Bu senaryo, Çin açısından hem jeostratejik hem de jeoekonomik olarak kabul edilemez sonuçlar doğuracaktır.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tüm bu gelişmeler, ABD’nin Çin’e yönelik politikalarının, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Japonya’ya uygulanan baskı modeliyle önemli benzerlikler taşıdığını göstermektedir. Ancak günümüz dünyasında teknoloji, küresel ekonomi ve karşılıklı bağımlılık düzeyi, ülkelerin zafiyetlerini değiştirmektedir. ABD’nin <strong>en güçlü yanı para birimi</strong> yani ABD Doları iken <strong>aynı zamanda en büyük zafiyetidir.</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ABD’nin bu adımlarına karşılık Çin; özellikle SWIFT sistemine rakip olacak <strong>ödeme sistemini aktif etmiş ve 2 gün içerisinde 89 milyar ABD Doları hacme ulaşmıştır</strong>. Aynı zamanda nadir toprak elementleri ve deniz nakliyesindeki gücü vasıtasıyla da Venezuela’da yaşananlara karşı pek kimsenin vermediği karşılığı vermiştir. Ancak Çin’in bu eylemlerini devam ettirmesi ABD için yıkımın ayak sesleri olarak duyulsa da, Çin’in en büyük pazarının ABD olması ve hatırı sayılır miktarda ABD Dolarına bağlı finansal varlıkları nedeni ile bu gerilimlerin anlaşma ile sonuçlanmaması durumunda Çin de ciddi zarar görecektir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">1 ve 2. Dünya Savaşları süper güç olma mücadelesi idi. 3. Dünya Savaşı’nın vekâlet savaşları, ekonomik şoklar, siber saldırılar, kritik altyapıları hedef alan asimetrik hamleler ve hatta Ay’da yaşanan mücadele biçiminde ortaya çıkması daha muhtemel görünmektedir. Tarih, büyük güç rekabetlerinde kırılma anlarının, şekil değiştirmelerinin çoğu zaman beklenmedik bir tetikleyiciyle başladığını göstermektedir. Sonuç olarak yeni bir Pearl Harbor yaşanıp yaşanmayacağından ziyade, bu kırılmanın hangi alanda ve hangi yöntemle ortaya çıkacağıdır. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Jan 2026 19:44:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2025/04/tonyukuk-boran-uluslararasi-stratejist-1744136572.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İran krizi, İsrail ve bölgesel yansımaları</title>
                <category>Bülent Güven</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/iran-krizi-israil-ve-bolgesel-yansimalari-1160</link>
                <author>guvenbulent@hotmail.com (Bülent Güven)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/iran-krizi-israil-ve-bolgesel-yansimalari-1160</guid>
                <description><![CDATA[İran krizi, İsrail ve bölgesel yansımaları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Dr. Bülent Güven</h1>

<p><a href="https://www.indyturk.com/taxonomy/term/286496"><img alt="" src="https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/150x150/public/B%C3%BClent%20G%C3%BCven.png?itok=RRrsUyzP" /></a></p>

<p>Dr. Bülent Güven<a href="https://www.indyturk.com/taxonomy/term/286496">&nbsp;</a>Siyaset Bilimci&nbsp;</p>

<p>Cuma 16 Ocak 2026&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>İran krizi, İsrail ve bölgesel yansımaları</h1>

<p>&nbsp;</p>

<p>13 Haziran 2025’te İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve kendi açısından “önleyici” olarak tanımladığı savaşın başlamasından yalnızca iki gün sonra, bu savaşın İsrail açısından sadece İran’ın nükleer programıyla ilgili olmadığı, bizzat İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun açıklamalarıyla ortaya çıktı. Netanyahu, ABD’deki Fox News kanalına verdiği bir röportajda amaçlarının İran’da rejim değişikliği olduğunu açıkça ifade etti. İsrail’in bu tutumu yeni değildir; benzer bir yaklaşımı Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi sürecinde de sergilemişti. Senaryo da aynı, oyun da aynı; yalnızca İran boyutu ve oyuncular farklıdır.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202026-01-16%20at%2021_43_59.jpeg" style="height:537px; width:800px" /></p>

<p>Netanyahu’nun 2025’te “ahtapotun başı” olarak tanımladığı İran’a yönelik İsrail–ABD ortak yapımı saldırı — Hamas, Hizbullah ve Husileri “ahtapotun kolları” olarak gördüğünü ve bu yapıları yaptığı saldırılarla etkisiz hâle getirdiğini, uzun vadede tamamen etkisiz bırakmayı hedeflediğini söylüyor — onun yeni bir Orta Doğu vizyonunu yansıtmaktadır: İsrail’in güçlü askerî yapısıyla dilediği gibi hareket edebileceği bir bölge. İsrail’in bu bakış açısı yalnızca savaşa katılmak için sabırsızlanan Amerikalı şahinler arasında değil; Almanya gibi bazı Batılı ülkelerde de destek bulmaktadır. Almanya Şansölyesi dahi İran saldırısı dolayısıyla İsrail’e “pis işi yaptığı” için teşekkür etmiş ve İran rejiminin sonunu açıkça arzuladığını ifade etmiştir.</p>

<p>Bugünlerde İran’daki ayaklanmaların gerekçesi, İran’ın iç politikasındaki nedenlerin ötesinde, geçen yıl İsrail ve ABD’nin askerî saldırılarla elde edemediği rejim değişikliğini, İran toplumunda var olan rahatsızlığı kaşıyarak ve tahrik ederek sağlamaya çalışmalarıdır.</p>

<p>İsrail tarafından askerî anlamda tamamlanmaya çok yakın olduğu iddia edilen nükleer programı engellemek ve İran’ı sınırlandırmak amacıyla geçen yıl başlatılan savaş, eğer kısa ve orta vadede İsrail ve ABD tarafından rejim değişikliği hedefi doğrultusunda — ister konvansiyonel ister konvansiyonel olmayan yöntemlerle — sürdürülmeye çalışılırsa, Orta Doğu’daki istikrarsızlık kısa ve orta vadede daha da şiddetlenir ve uzar.</p>

<p>Böyle bir hedefi ilan eden taraf, rejim yıkılana kadar savaşmak zorunda kalır. Bunun bedelini ise hem rejimi yıkılan ülkenin halkı son derece ağır bir şekilde öder hem de rejimi yıkmak isteyen ülke, insan kaybı olmasa bile, ciddi bir siyasi bedelle karşı karşıya kalır.</p>

<p>İsrail’in ve ABD’nin İran’da hem konvansiyonel hem de konvansiyonel olmayan yöntemlerle rejim değişikliğini zorlamaları, aslında geçmişte yaşanan tecrübelerden sonra gündemden düşmüş bir fikrin yeniden öne sürülmesidir.</p>

<p>Son 25 yılda Irak, Afganistan ve Libya gibi ülkeler, dış müdahaleyle gerçekleştirilmeye çalışılan rejim değişikliklerinin başarısızlığının somut örnekleri olarak öne çıkmaktadır. İran’ın bizzat kendi tarihi de dış müdahalelerin işe yaramadığını ve hatta tam tersi sonuçlar doğurabileceğini gösteren ampirik bir örnektir. 1953 yılında İngiltere’nin sömürdüğü İran petrol kaynaklarını İran’ın menfaatleri doğrultusunda yeniden düzenlemek isteyen Muhammed Musaddık, MI6 ve CIA destekli bir darbeyle iktidardan uzaklaştırılmış; Şah Rıza Pehlevi’nin rejim üzerindeki egemenliği yeniden tesis edilmiş ve İran’ın sömürülmesi sürdürülmüştür. 1979 Devrimi, İran halkının bu darbeye tepkisinin büyük ölçüde bir sonucuydu.</p>

<p>Neoconlardan oluşan maceraperest çevrelerin yüce idealleri olarak sundukları “özgürlük” ve “barış”ın bombalarla getirilemeyeceğini, söz konusu ülkelerin ve bizzat Irak’taki gerçekliklerinden biliyoruz. Bir diktatörün devrilmesinin ardından devletin çökmesi, iç savaşın patlak vermesi ve şiddetin yayılması gibi sonuçların ortaya çıkabileceği, 2000’li yılların başından bu yana bilinmektedir. Yüz binlerce insan, “iyi niyetli demokrasi getirme” planlarının bedelini hayatlarıyla ödemiştir.</p>

<p>Bazı yorumculara göre “bu sefer her şey farklıdır”. Çünkü İran, nihayetinde Irak ya da Libya gibi sömürgeci yöntemlerle bir araya getirilmiş bir yapı değildir. Aksine, 2500 yıllık bir geçmişe sahip, ulusal olarak konsolide olmuş bir devlettir; eğitimli, seküler ve büyük ölçüde Batı yanlısı bir topluma sahiptir. Bu görüşe göre söz konusu toplum yalnızca Orta Çağ’dan kalma mollaların baskısı altında acı çekmekte ve adeta özgürleştirilmeyi beklemektedir.</p>

<p>Ancak bu bakış açısı İran gerçeğini yansıtmamaktadır. İran İslam Cumhuriyeti, yalnızca siyasi liderlerinin ortadan kaldırılmasıyla — Mübarek, Bin Ali ya da Esad örneklerinde olduğu gibi — kolayca saf dışı bırakılabilecek patrimonyal bir kleptokrasi kesinlikle değildir. 46 yıldır ayakta duran, büyük ölçüde dış destek olmadan ve dünya ile çoğu zaman izole bir şekilde varlığını sürdüren kurumsallaşmış bir devlettir. Kendi halkının geniş kesimleriyle arasındaki yabancılaşma artmış olsa da rejim hâlâ topluma derinlemesine nüfuz eden, aktif ve destekleyici sosyal tabakalara sahiptir; bu kesimler rejimin din temelli meşruiyetini kabul etmektedir.</p>

<p>Ayrıca rejimin devrildiği varsayılsa bile asıl soru şudur: İran İslam Cumhuriyeti’nin ardından ne gelecektir? Ülkede, bilinen nedenlerden ötürü, ne siyasi ne de silahlı anlamda organize bir muhalefet bulunmaktadır. Sürgünde ise Halkın Mücahitleri ve monarşistler gibi iki yapı mevcuttur; ancak bunların etkili olup olamayacağı oldukça şüphelidir. İlki, mevcut rejimden bile daha fazla nefret edilen bir yapıya dönüşmüştür — bunda Birinci Körfez Savaşı sırasında Irak lideri Saddam Hüseyin’in tarafını tutmuş olmalarının büyük payı vardır. Benzer şekilde Veliaht Prens Rıza Pehlevi de aynı kaderle karşı karşıya kalabilir; zira birçok İranlı için onun Benyamin Netanyahu’ya fazlasıyla yakın durduğu ve ABD’nin piyonu olduğu algısı oluşmuştur.</p>

<p>İsrail ve ABD desteğiyle “Pehlevi tahtına” dönüş, onurlu ve gururlu Pers milliyetçileri açısından cazip ve mümkün bir seçenek olarak görülmemektedir. İran muhalefeti, neredeyse yarım yüzyıllık sürgün hayatında kayda değer ve organize bir yapı kurmayı başaramamıştır. Oysa mevcut rejimi elinde tutan mollalar, 1979’daki iktidarlarını yıllar süren sürgün faaliyetleriyle hazırlamışlardı. Muhalifler, Ayetullah Humeyni’den bu açıdan ders almayı başaramamıştır.</p>

<p>Gelinen noktada İran uzmanlarının da belirttiği gibi, İran rejiminin dış müdahaleyle devrilmesi oldukça zor görünmektedir. Rejim yıkılsa bile yerine sürgündeki muhalefetten ziyade askerî bir diktatörlüğün gelmesi, uzmanlar tarafından daha olası bir senaryo olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Ancak bir askerî diktatörlük kurulsa bile, rejim değişikliğini hedefleyen İsrail’in ve ABD’nin istediği şekilde nükleer meselenin kendiliğinden çözüleceğini düşünmek mümkün değildir — tam tersine. İntikam duygusuyla dolu bir ülke, nükleer silaha ulaşma arzusunu daha da artırabilir. 90 milyonluk İran gibi büyük bir ülke, kim tarafından ve nasıl yönetilirse yönetilsin, siyasi rengi ne olursa olsun, bölgesel hegemonya için doğal bir adaydır. Körfez ülkeleri için İran İslam Cumhuriyeti “tanıdıkları bir şeytandır”; sonrası ise belirsizlikle doludur. Bu nedenle bu ülkeler, rejim değişikliği sonrası oluşabilecek muğlak bir geçiş sürecindense İran’da mevcut statükonun korunmasını tercih etmektedir. Bu nedenle başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri, Trump nezdinde İran’a saldırılmaması için lobi faaliyetleri yürütmektedir.</p>

<p>Tahran’ın aldığı ve muhtemelen Riyad, Ankara ve Kahire’de de yankı bulan ders şudur: Atom bombası bir tür hayatta kalma sigortasıdır. Nükleer silaha sahip bir İran’a bu kuralsız dünyada saldırı yapılmaz; ancak nükleer silahı olmayan İran’a saldırılır. Böylece süreç, İsrail’in amaçladığının tam tersi bir sonuca yol açabilir: Nükleer silaha sahip bir İran ve silahlanma yarışına giren bir bölge. Nitekim Suudi Arabistan’ın atom bombasına sahip Pakistan ile güvenlik iş birliği yapmış olması, bu trendin ilk işaret fişeği olarak değerlendirilebilir. Benzer şekilde Türkiye’nin de Pakistan ile böyle bir iş birliğine gitme ihtimali farklı kaynaklarda dile getirilmektedir.</p>

<p>Daha az tehditkâr olmayan bir başka senaryo ise bundan sonraki süreçte — ister bölgesel bir yangınla birlikte ister onsuz — İran devletinin gerçekten çöküşe sürüklenmesidir. Düzenli bir siyasi geçişin başarısız olması hâlinde, hem ideolojik hem de muhtemelen etnik temelli korkunç bir iç savaş patlak verebilir. İran nüfusunun yaklaşık %40’ı etnik azınlıklardan oluşmakta ve bu gruplar ülkenin kuzey, batı ve güney sınır bölgelerinde yoğunlaşmaktadır. Bugüne kadar her rejim, bu çok etnisiteli yapıyı bir arada tutma görevini üstlenmek zorunda kalmıştır. Ülkenin “Balkanlaşması”, yani etnik temelli parçalanması, sonsuz bir şiddet ortamı yaratabilir; bu şiddet komşu ülkelere de sıçrayarak yeni dış müdahaleleri gündeme getirebilir.</p>

<p>Tüm bunlar, dünya deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yaklaşık %30’unun geçtiği Hürmüz Boğazı’nın hemen kuzeyinde yaşanmaktadır. Böyle bir durumda ABD’nin Asya’ya yönelme stratejisi sürdürülemez hâle gelebilir ve sıkıştırmak istediği ana rakibi Çin’in manevra alanını genişletmiş olur.</p>

<p>Tüm bu gelişmeler şunu göstermektedir: İran’da rejim değişikliği hayali, çok kolaylıkla küresel yansımaları olan bölgesel bir kâbusa dönüşebilir.</p>

<p>Bölge ülkeleri bu gerçekler karşısında artık birbirleriyle uğraşmak yerine, tüm bölgeyi kaosa sürükleyerek kendi kontrolü altına almaya çalışan ve başında Netanyahu’nun bulunduğu İsrail’e “dur” demelidir. ABD’deki güçlü lobi ağını kullanarak dünyanın en büyük ordusuna sahip olan ABD’yi adeta kendi lejyoner gücü gibi kullanan İsrail, akıl ve ahlak sınırlarını zorlayan maceralara sürüklemektedir. Bu gidişat aynı zamanda ABD’nin ve tüm Batılı ülkelerin de aleyhinedir. 8–10 milyonluk İsrail uğruna 1,5 milyarlık İslam dünyasını şeytanlaştırıp hedef almak, hangi aklın ve mantığın ürünü olduğu anlaşılması güç bir yaklaşımdır.</p>

<p>İran’ın kaosa sürüklenmesi, aynı zamanda Türkiye için de kaosun önünün açılması anlamına gelmektedir. Başta Netanyahu olmak üzere İsrail yetkilileri, yaptıkları açıklamalarla şimdiden Türkiye’yi düşmanlaştırmaya başlamışlardır. İlk fırsatta uydurulan gerekçelerle Türkiye’yi de problemli bir ülke olarak gösterip Saddam rejimi veya İran rejimiyle aynı kefeye koymak istemektedirler. Bu nedenle gelinen noktada İran’ın istikrarı, bölgenin ve Türkiye’nin istikrarı demektir. İran’ın istikrarsızlığı ise bölgesel istikrarsızlığın daha da derinleşmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><em><strong>*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Bruxelles Korner Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.</strong></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 23:33:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2022/03/bulent-guven-1648377276.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAYATI ERTELEMEYİN.!GÜZEL ŞEYLER SONRAYA BIRAKILMAYACAK KADAR KIYMETLİDİR</title>
                <category>Gulten Abaci</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/hayati-ertelemeyinguzel-seyler-sonraya-birakilmayacak-kadar-kiymetlidir-1159</link>
                <author>gulten@bruxelleskorner.com (Gulten Abaci)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/hayati-ertelemeyinguzel-seyler-sonraya-birakilmayacak-kadar-kiymetlidir-1159</guid>
                <description><![CDATA[HAYATI ERTELEMEYİN.!GÜZEL ŞEYLER SONRAYA BIRAKILMAYACAK KADAR KIYMETLİDİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><strong>HAYATI ERTELEMEYİN.!GÜZEL ŞEYLER SONRAYA BIRAKILMAYACAK KADAR KIYMETLİDİR</strong></p>

<p style="text-align:center">İnsan, zamanla en çok kendini erteliyor.<br />
Hayatın koşuşturması içinde, yapılması gerekenlerin listesi uzadıkça; yaşanması gerekenler sessizce listenin dışına itiliyor. Hep daha acil olanlar var: yetişmesi gereken işler, çözülmesi gereken sorunlar, kazanılması gereken mücadeleler… Ve bir de hep “sonra”ya bırakılanlar.<br />
Sonra içilecek çay.<br />
Sonra giyilecek elbise.<br />
Sonra sevilecek an.<br />
O “sonra” dediğimiz zaman, çoğu kez gelmiyor. Gelse bile, içimizdeki heves eskisi kadar taze olmuyor.<br />
Toplum olarak bize öğretilen bir değer vardı hatılarmısınız? Güzel olanı saklamak. En iyi takımı misafir gelince giymek, en sevdiğimiz fincanı “kırılır” korkusuyla dolabın arkasına koymak, mutlu olmayı bile şartlara bağlamak… Sanki hayat, sadece belirli günlerde yaşanmaya değer bir şeymiş gibi.<br />
Oysa hayat, tam da sıradan dediğimiz anlarda kendini gösteriyor. Sabahın sessizliğinde, bir pencere kenarında içilen çayda, aynaya bakıp kendimize “bugün de buradayım” diyebilmekte.<br />
Ne zaman ki insan, güzel olanı ertelemeyi bırakıyor; işte o zaman hayatın ritmi değişiyor. Çünkü mutluluk büyük olaylarda değil, küçük seçimlerde saklı. Bugün sevdiğin fincanı kullanmak, bugün kendin için özenmek, bugün kendine kıymet vermek… Bunlar basit gibi görünen ama insanın iç dünyasında derin izler bırakan tercihler.<br />
Hayatın bize hiçbir borcu yok.<br />
Ama bizim hayata bir borcumuz var: Onu ertelemeden yaşamak.<br />
Yarınlara güvenerek bugünü ihmal etmek, zamanın bize tanınmış sonsuz bir hak olduğu yanılgısından başka bir şey değil. Oysa her geçen gün, geri gelmeyecek şekilde geçip gidiyor. Ve biz çoğu zaman, farkına bile varmadan bir ömrü “idare ederek” tüketiyoruz.<br />
Bu yazıyı yazarken şunu düşünüyorum: Belki de gerçek cesaret, büyük kararlar almak değil; kendimize bugün izin vermek. Mutlu olmaya, güzel olanı kullanmaya, kendimizi beklemeye almamaya izin vermek.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-01-15%20190420.jpg" style="height:516px; width:800px" /><br />
Çünkü güzel şeyler, sonra yaşanmak için değil.<br />
Çünkü hayat, ertelenecek kadar uzun değil.<br />
Ve çünkü insan, kendini ertelediği her gün, hayattan biraz daha uzaklaşıyor.<br />
Bugün, en sevdiğin fincanı kullan.<br />
Bugün, kendin için özen göster.<br />
Bugün, hayatı beklemeye alma.<br />
Yarın değil bugün.“Sonra yaparım” dediğimiz her şey, aslında bugünden çaldığımız küçük parçalardır. Sonra mutlu olurum. Sonra kendime vakit ayırırım. Sonra güzel olanı yaşarım. O “sonra”, fark etmeden bir savunma mekanizmasına dönüşür. Şimdiyle yüzleşmemek için kurduğumuz nazik bir cümle.<br />
Oysa hayat, beklemeye gelmez.<br />
Hayat, ancak yaṣandığın da anlam kazanır.“Sonra yaparım” dediğimiz her şey, aslında bugünden çaldığımız küçük parçalardır. Sonra mutlu olurum. Sonra kendime vakit ayırırım. Sonra güzel olanı yaşarım. O “sonra”, fark etmeden herșeye geç kalınır. Şimdiyle yüzleşmemek için kurduğumuz nazik bir cümle.<br />
Oysa hayat, beklemeye gelmez.Bugün kendin için bir şey yapmayan insan, yarın bunu yapacak gücü de bulamayabilir. Çünkü hayat, erteledikçe genişlemez; daralır.<br />
Belki de bu yüzden artık şunu yüksek sesle söylemenin zamanı gelmiştir:<br />
Hayat, “sonra”ya bırakılmayacak kadar kıymetlidir.<br />
Kalben sevgilerimle.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Jan 2026 21:02:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/04/gulten-abaci-1712351372.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Quand le regard trompe : une leçon d’humanité dans un compartiment de train</title>
                <category>Kadir Duran French</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/makale/quand-le-regard-trompe-une-lecon-dhumanite-dans-un-compartiment-de-train-1158</link>
                <author>lineacasa@hotmail.be (Kadir Duran French)</author>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/makale/quand-le-regard-trompe-une-lecon-dhumanite-dans-un-compartiment-de-train-1158</guid>
                <description><![CDATA[Quand le regard trompe : une leçon d’humanité dans un compartiment de train]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Quand le regard trompe : une leçon d’humanité dans un compartiment de train</strong></h3>

<p><strong>C’est bien une allégorie</strong> &nbsp;et, plus précisément, une <strong>allégorie identitaire et sociale</strong>.</p>

<p>J’ai entendu un jour une histoire simple en apparence, mais d’une profondeur rare. Une de ces histoires qui, sans discours moralisateur, rappelle une vérité ancienne et pourtant constamment oubliée :&nbsp;<strong>l’habit ne fait pas le moine</strong>, et le regard que nous portons sur les autres est bien souvent paresseux, superficiel, voire injuste.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Capture%20d%E2%80%99%C3%A9cran%202026-01-14%20224317.jpg" style="height:511px; width:800px" /></p>

<p>L’histoire se déroule dans un train.<br />
Un compartiment ordinaire.<br />
Rien d’exceptionnel, en apparence.</p>

<p>Un père s’installe avec sa fille. En face d’eux, un couple, mari et femme, observe la scène d’un œil distrait, comme on le fait souvent dans les transports, entre curiosité et indifférence. Le train démarre. Le paysage commence à défiler.</p>

<p>Soudain, la petite fille s’exclame, la voix remplie d’émerveillement :<br />
—&nbsp;<em>Papa, regarde le ciel… il est bleu.</em></p>

<p>Le père sourit, sans surprise, et répond calmement :<br />
—&nbsp;<em>Oui, tu as raison, le ciel est bleu.</em></p>

<p>Le couple échange un regard discret, légèrement interloqué.<br />
Le trajet continue.</p>

<p>Un peu plus tard, la fillette reprend, encore plus enthousiaste :<br />
—&nbsp;<em>Papa, le soleil est jaune, presque rouge… et l’herbe n’est plus du même vert. C’est un autre vert que je vois.</em></p>

<p>Le père acquiesce à nouveau, avec douceur :<br />
—&nbsp;<em>Oui, tu as tout à fait raison. Le ciel a changé de couleur, l’herbe aussi.</em></p>

<p>Cette fois, le malaise s’installe chez les passagers d’en face. Les regards deviennent insistants. Les murmures silencieux s’accumulent. Quelque chose, manifestement, leur échappe… ou plutôt, quelque chose&nbsp;<strong>les dérange</strong>.</p>

<p>La petite fille se lève ensuite et dit :<br />
—&nbsp;<em>Papa, je vais aux sanitaires. Je reviens.</em></p>

<p>Elle quitte le compartiment. Le père reste seul.</p>

<p>C’est alors que le couple, convaincu d’avoir compris, se sent autorisé à parler :<br />
—&nbsp;<em>Écoutez… excusez-nous, mais nous pensons que votre enfant a un problème. Vous devriez peut-être consulter un médecin.</em></p>

<p>Le père ne se vexe pas. Il ne se justifie pas. Il répond simplement, avec une tranquillité désarmante :<br />
—&nbsp;<em>Vous avez raison. Nous avons vu le médecin. Nous en revenons, justement.</em></p>

<p>Un silence.<br />
Puis il ajoute :<br />
—&nbsp;<em>Ma fille est née aveugle. Aujourd’hui, pour la première fois de sa vie, elle voit.</em></p>

<p>À cet instant, tout bascule.</p>

<p>Ce qui paraissait étrange devient évident.<br />
Ce qui semblait être un “problème” devient un miracle.<br />
Et ceux qui jugeaient se retrouvent jugés par leur propre précipitation.</p>

<p>Cette histoire n’est pas qu’un récit émouvant. C’est un miroir.<br />
Elle révèle notre réflexe collectif :&nbsp;<strong>classer, diagnostiquer, étiqueter</strong>&nbsp;sans comprendre. Nous croyons voir, alors que nous ne faisons que projeter nos certitudes. Nous croyons entendre, alors que nous n’écoutons pas.</p>

<p>Dans un monde saturé d’images, d’apparences et de jugements instantanés, cette histoire rappelle une chose essentielle :<br />
<strong>avant de juger, il faut comprendre</strong>.<br />
<strong>avant de parler, il faut savoir</strong>.<br />
<strong>avant de condamner, il faut écouter</strong>.</p>

<p>Car bien souvent, ce que nous prenons pour une faiblesse est une victoire invisible.<br />
Et ce que nous croyons être une anomalie est parfois, simplement, un instant de renaissance.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Jan 2026 00:34:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/kullanicilar/2024/10/kadir-duran-french-1729366774.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
