<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>BRUXELLES KORNER  BLOG COPYRIGHT 2015-2026 SOLUTION BUILDING ENGINEERING S-B-E Ltd.</title>
        <link>https://www.bruxelleskorner.com/</link>
        <description>Bruxelles Korner Posta
Son Dakika Haberleri: Türkiye, Orta Asya ve Belçika’nın Fransızca, İngilizce ve Türkçe Haber Portalı
Les dernières actualités en direct de Turquie, d’Asie centrale et de Belgique,  votre portail d’information trilingue en français, anglais et turc.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Modern yaşamın yeni kaçış rotası, mistik akımlar!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/modern-yasamin-yeni-kacis-rotasi-mistik-akimlar-12980</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/modern-yasamin-yeni-kacis-rotasi-mistik-akimlar-12980</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, insanların neden mistik ve spiritüel akımlara yöneldiği, bu yönelimin arkasındaki psikolojik ve toplumsal nedenleri ve bu tür akımlara karşı eleştirel düşünmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Mistik ve spiritüel akımlar gizemli yapıları ve kişisel güç vaadiyle çekici hâle gelebiliyor!</strong></p>

<p>Teknolojik gelişmeler ve modernleşmeyle birlikte toplumdaki hızlı değişimin, ekonomik ve kültürel istikrarsızlıkların daha derinden hissedilmesine neden olabildiğini aktaran Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu durum, sosyal bağların zayıflamasına, bireylerde belirsizlik ve kontrol kaybı hissinin artmasına, aynı zamanda anlam arayışının güçlenmesine yol açabiliyor. Tüm bu faktörler, kişileri çeşitli alternatif uygulamalara yöneltebiliyor.” dedi.</p>

<p>Geleneksel dinlerin, inanç sistemlerinin hatta bilimsel açıklamaların bazı bireyler için yeterince tatmin edici bulunmayabildiğine dikkat çeken Beyaz, “Tam da bu noktada, mistik ve spiritüel akımlar gizemli yapıları ve kişisel güç vaat ettikleri iddiasıyla çekici hâle gelebiliyor. Bireyler, yaşamlarında eksikliğini hissettikleri sorun çözme, iyileşme, özgüven kazanma ve aidiyet duygusunu bu tür uygulamalarda bulabileceklerini düşünebiliyor. Sosyal medyanın bu içerikleri viral hâle getirmesi ve merak duygusunu artırması da ilgiyi bu alanlara yöneltebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Bu yaklaşımlar, kontrol hissi yaratarak psikolojik çekim oluşturuyor!</strong></p>

<p>Hayatına anlam katma, kendini daha iyi tanıma ve kişisel gelişimini destekleme arayışında olan bireylerin bu tür eğitimlere ilgi gösterebildiğini ifade eden Uluğ Çağrı Beyaz, insanlar zaman zaman yaşamlarını anlamlandırmak, yaşadıkları belirsizliklerle başa çıkmak veya kendilerini daha iyi hissetmek amacıyla farklı yaklaşım ve eğitimlere yönelebildiklerini, bu tür çalışmaların, bireylere yaşamları üzerinde daha fazla farkındalık ve kontrol hissi kazandırabileceği düşüncesiyle ilgi çekebildiğini söyledi.</p>

<p>Beyaz, “Özellikle kişisel gelişim, aidiyet ve kendini keşfetme arayışı içinde olan kişiler için bu eğitimler merak uyandırabiliyor. Ayrıca sosyal medya ve popüler kültürün etkisiyle bu akımların yayılması hız kazanıyor. İnsanlar, başkalarının bu yöndeki deneyimlerini ve katılımlarını gördükçe merak duyabiliyor ve ‘ben de denemeliyim’ düşüncesine kapılabiliyor. Bunun yanında günlük yaşamda stres, kaygı veya depresif duygularla baş etmekte zorlanan bireyler, bu tür alternatif yöntemlere umut bağlayabiliyor. Spiritüel eğitimlerin rahatlama ve öz yeterlilik hissi sağlayacağı beklentisi de yaygınlaşmalarında etkili olabiliyor.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Farklı motivasyonlar spiritüel akımlara ilgiyi artırabiliyor!</strong></p>

<p> </p>

<p>Bu tür eğitimlere veya akımlara ilgi gösterenlerin farklı motivasyonlara sahip olabileceğini belirten Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu kişiler arasında kişisel gelişimine katkı sağlamak isteyenler, kendini daha iyi tanıma arayışında olanlar, farklı yaşam yaklaşımlarını merak edenler ve spiritüel konulara ilgi duyanlar bulunabiliyor. Kadınların bu konulara daha fazla ilgi gösterdiği yönünde yaygın bir kanaat bulunsa da, bu ilgi yalnızca cinsiyetle açıklanabilecek bir durum değildir.” dedi.</p>

<p>Özellikle 20’li ve 40’lı yaşlarda, sosyal medyayı yoğun kullanan ve kimlik arayışı içinde olan bireylerde bu eğilim daha belirgin görülebildiğine işaret eden Beyaz, “Kimi zaman yeni bir hobi edinme isteği, kimi zaman da yaşam tarzını değiştirme arzusu bu tür yönelimleri artırabiliyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Bilimsel temeli olmayan trendler çoğu zaman umut tacirliğinden beslenir!</strong></p>

<p>Bu akımların cazibesinin temelinde modern yaşamın getirdiği belirsizlikler, yalnızlık hissi ve kontrol arayışının yattığına vurgu yapan Uluğ Çağrı Beyaz, “Bireylerin ve toplumun bu tür durumlar karşısında öncelikle eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeleri gerekiyor. ‘Bu vaatler gerçekçi mi?’ sorusu, sosyal medyanın büyüleyici dünyasında önemli bir rehber olabilir.” dedi.</p>

<p>Bireylerin kişisel gelişim, farkındalık ve iyi oluş arayışlarında farklı yöntemlerden yararlanabildiğini ifade eden Beyaz, özellikle ruh sağlığını ilgilendiren konularda bilimsel temelli yaklaşımların ve uzman desteğinin güvenilir bir yol haritası sunduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Günümüzde sıkça karşılaştığımız bazı olaylar, profesyonel yardımın önemini bir kez daha hatırlatıyor. Psikoterapi ve psikiyatrik değerlendirme süreçleri, bireylere sağlıklı ve güvenli bir keşif alanı sunar.</p>

<p>Sosyal medya kullanımında ise mistik içeriklerin etkisine kapılmak yerine güvenilir kaynakları takip etmek önem taşır. Aidiyet ihtiyacını karşılamak adına sanal topluluklara yönelmek yerine gerçek dostluklar kurmak ve yerel sosyal gruplarla doğrudan temas etmek daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.</p>

<p>Kısacası, bilimsel temeli olmayan bu tür trendler çoğu zaman umut tacirliğinden beslenir. Bu nedenle hem bireylerin hem de toplumun bilinçli ve eleştirel bir bakış açısıyla hareket etmesi, yanıltıcı vaatlerden korunabilmek açısından büyük önem taşır.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 18:26:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/06/modern-yasamin-yeni-kacis-rotasi-mistik-akimlar-1781277997.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenme düzeni için 10 öneri</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/yogun-is-temposunda-saglikli-beslenme-duzeni-icin-10-oneri-12913</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/yogun-is-temposunda-saglikli-beslenme-duzeni-icin-10-oneri-12913</guid>
                <description><![CDATA[Yoğun iş temposu, dengeli ve düzenli beslenmeyi sürdürmeyi birçok kişi için zorlaştırıyor. Toplantılar, uzun çalışma saatleri ve yolda geçen zaman nedeniyle öğünlerin sıklıkla aksayabildiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu yoğunluk sonucunda öğün atlama, günü yalnızca kahveyle geçirme, akşam saatlerinde fazla yeme ve işlenmiş gıdalara yönelme gibi alışkanlıklar ortaya çıkabiliyor. Oysa gün içinde yeterli protein, lif ve su tüketmek; enerji seviyesini, odaklanmayı ve kilo kontrolünü destekliyor. Uzun süre aç kalmak ise tatlı isteğini artırırken porsiyon kontrolünü zorlaştırabiliyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Hızlı iş temposuna sahip kişiler için her gün aynı saatlerde kahvaltı, öğle ve akşam yemeği tüketmek çoğu zaman mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle katı kurallar yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları geliştirmek daha önemli diyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Buradaki temel hedef, gün boyunca vücudu uzun süre aç bırakmadan gerekli besin öğelerini karşılayabilmek. Çantada ya da ofis çekmecesinde bulundurulabilecek yoğurt, kefir, taze meyve, çiğ kuruyemiş veya tam tahıllı sandviç gibi seçenekler pratik çözümler arasında. Protein ve lif açısından zengin bu ara öğünler, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olurken enerji düşüşlerini azaltıyor ve akşam saatlerinde ortaya çıkabilen aşırı yeme eğiliminin önüne geçebiliyor” bilgilerini verdi.</p>

<p><strong>Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenmeyi sürdürebilmek için 10 tavsiye:</strong></p>

<ol>
	<li>Enerji düşüşü yaşandığında şekerli atıştırmalıklar yerine protein ve lif içeren ara öğünler tercih edin.</li>
	<li>Kahve tüketiminde miktar kontrolünü koruyun. Kahvenin yanında şekerli bisküvi, çikolata veya hamur işleri yerine daha dengeli seçeneklere yönelin.</li>
	<li>Her fincan kahvenin yanında bir bardak su içerek günlük sıvı alımını destekleyin.</li>
	<li>İş yemekleri ve sosyal buluşmalarda “ya hep ya hiç” yaklaşımı yerine porsiyon kontrolüne odaklanın.</li>
	<li>Menü seçerken kızartmalar yerine ızgara, fırın veya haşlama yöntemleriyle hazırlanan yemekleri tercih edin.</li>
	<li>Tabağın yarısını sebzelerle tamamlayın, sosları ayrı isteyin ve karbonhidrat porsiyonlarını sınırlandırın.</li>
	<li>Tatlı isteği geldiğinde önce gerçekten aç olup olmadığınızı değerlendirin. Su içmek, kısa bir yürüyüş yapmak veya nefes molası vermek bu istekle baş etme noktasında yardımcı olabilir.</li>
	<li>Alışveriş yaparken “fit”, “light” veya “şekersiz” ifadelerine güvenmeyin. Ürünün içerik listesini ve eklenmiş şeker miktarını kontrol edin. Protein ve lif açısından zengin ürünleri tercih edin.</li>
	<li>Alışverişe aç çıkmamaya özen gösterin. Açlık hissi plansız ve yüksek kalorili seçimleri artırabilir. </li>
	<li>Hafta sonu kısa bir hazırlık yaparak sebzeleri doğrayın, baklagilleri porsiyonlayın ve sağlıklı alternatifleri hazır bulundurun. Böylece yoğun günlerde plansız ve sağlıksız seçimlerin önüne geçebilirsiniz.</li>
</ol>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 13:22:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/06/yogun-is-temposunda-saglikli-beslenme-duzeni-icin-10-oneri-1781173378.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>5. Diyet Fest İçin Geri Sayım Başladı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/5-diyet-fest-icin-geri-sayim-basladi-12841</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/5-diyet-fest-icin-geri-sayim-basladi-12841</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’nin sağlıklı yaşam alanındaki en kapsamlı buluşmalarından biri olan Diyet Fest, 13-14 Haziran tarihlerinde Kemerburgaz Kent Ormanı Festival Alanı’nda beşinci kez kapılarını açmaya hazırlanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin sağlıklı yaşam alanındaki en kapsamlı buluşmalarından biri olan Diyet Fest, 13-14 Haziran tarihlerinde Kemerburgaz Kent Ormanı Festival Alanı’nda beşinci kez kapılarını açmaya hazırlanıyor.</p>

<p>Her yıl binlerce katılımcıyı bir araya getiren festival, bu yıl da sağlıklı yaşam, beslenme, spor ve fonksiyonel tıp  alanlarının öncü isimlerini aynı platformda buluşturacak.</p>

<p>TARTI’nın Ana Sponsorluğu ve Culturelle Probiyotik’in Co-Sponsorluğunda gerçekleştirilecek 5. Diyet Fest; sağlık profesyonelleri, diyetisyenler, öğrenciler ve sağlıklı yaşam meraklıları için iki gün boyunca benzersiz bir deneyim sunacak.</p>

<p>20.000 metrekarelik festival alanında kurulacak deneyim alanlarında ziyaretçiler; sağlıklı gıda markaları, fonksiyonel ürünler, vücut analiz ölçümleri, sağlık teknolojileri ve yenilikçi yaşam çözümleriyle buluşma fırsatı yakalayacak.</p>

<p>Festivalde ayrıca alanında uzman konuşmacıların yer alacağı sahne programları, marka deneyim alanları, tadımlar, yarışmalar ve sürpriz etkinlikler gerçekleştirilecek. </p>

<p>Festival programının öne çıkan etkinliklerinden biri, 13 Haziran Cumartesi günü saat 18.30’da gerçekleşecek olan ”Cem İşçiler’le Diyet Geyikleri” interaktif gösterisi olacak. Komedyen Cem İşçiler, sağlıklı yaşam, diyet kültürü ve günlük yaşamın eğlenceli yanlarını kendine özgü üslubuyla sahneye taşıyacak.</p>

<p>Günün finalinde ise saat 19.30’da sahne alacak olan Bariton konseri, katılımcılara müzik dolu keyifli anlar yaşatacak. </p>

<p>Bu yıl festivale destek veren markalar arasında; Aksu Vital, Altınkılıç, Avoya, California Walnuts, CNR, DeNeBi Diyet, Fellas, Jomani, Mayi Tuz, Möller’s Omega-3, Mutlu Makarna, Pronokal Group, Reis Gıda, Spor Endüstrisi A.Ş., Sultan, Verytest Ultimate, Vitalest, Wild Fruits ve Züber yer alıyor.</p>

<p>Sağlık sponsoru olarak Next Plus Health Systems’ın destek verdiği organizasyon, Uzman Diyetisyen Samet YAĞLI öncülüğünde Nutrition İstanbul tarafından gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Beşinci yılında daha da büyüyen Diyet Fest, sağlıklı yaşamın yalnızca bir hedef değil, sürdürülebilir bir yaşam biçimi olduğunu vurgulayan içerikleriyle katılımcılarını bekliyor.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 23:42:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/06/5-diyet-fest-icin-geri-sayim-basladi-1780951334.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Safra kanalı tıkanıklığı ciddi sonuçlar doğurabiliyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor-12811</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor-12811</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Şükrü Arslan, safra kesesi taşlarının belirtileri, yol açabileceği ciddi sağlık riskleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Safra kesesi taşları sessiz seyredebildiği gibi çeşitli şikâyetlerle de ortaya çıkabiliyor!</strong> </p>

<p>Safra kesesinin besin sindirimi için gerekli olan safranın depolandığı bir organ olduğunu hatırlatan Dr. Şükrü Arslan, “Bazı kişilerde safra sıvısının yoğunlaşıp kristalize olmasıyla taşlar oluşabilir.” dedi.</p>

<p>Bu taşların bazen hiçbir şikâyete sebep olmayabileceğini ifade eden Dr. Arslan, “Bazen de özellikle yağlı gıdalardan sonra karnın sağ üst tarafında ağrıya, bu ağrının omuz ve sırta vurmasına, bulantı, kusma, hazımsızlık ve şişkinlik şikayetlerine sebep olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Tedavide amaç sadece taşı değil, taşın yol açabileceği hayati tehlikeleri de ortadan kaldırmak!</strong></p>

<p>Taşın safra kanalını tıkayabileceğine değinen Dr. Şükrü Arslan, şunları söyledi:</p>

<p>“Tıkanma neticesinde ateş, titreme, cilt ve gözde sararma, dışkı renginde açılma, idrar renginde koyulaşma gibi bulgular meydana gelebilir. Hastalığın tedavisinde günümüzde laparoskopik yani kapalı yöntemle ameliyatlar yapılabiliyor. Bu ameliyatta taşla beraber safra kesesi de alınır. Ameliyattan kısa süre sonra hastalar sosyal hayatlarına dönebilirler. Safra kesesi ameliyatıyla hem safra taşına bağlı şikayetlerin ortadan kaldırılması hem de ileride gelişebilecek hayati risklerin önüne geçilmesi hedeflenir.” </p>

<p><strong>Üç santimin üzerindeki safra kesesi taşları kanser riskini artırabiliyor! </strong></p>

<p>Safra kesesinde oluşan taşlara müdahale edilmediği durumlarda bazı riskler oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Şükrü Arslan, “Taş, safra kesesini iltihaplandırabilir. Safra duvarında delinme meydana gelebilir ve sepsis dediğimiz ciddi enfeksiyon tablosu ortaya çıkabilir.” dedi.</p>

<p>Taşların safra kesesinden kanala düştüğü zaman ise tıkanma, sarılık ve iltihaplanmaya sebep olabileceğini kaydeden Dr. Arslan, “Taşın boyutu özellikle üç santimin üzerindeyse safra kesesi kanseri gelişmesine zemin hazırlayabilir. Safra kesesi taşları toplumda oldukça sık görülüyor ancak tüm taşlara ameliyat gerektirmiyor. Burada önemli olan taşın boyutu.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Riskli safra kesesi taşları mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiriyor! </strong></p>

<p>Taşın hastada şikâyet oluşturup oluşturmadığının ve ileride oluşturabileceği risklerin değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Şükrü Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Yani hastada şikâyete sebep olan semptomatik taşlar varsa, safra kanalına düşme ihtimali daha yüksek olan milimetrik boyutlu taşlar varsa, kanser gelişmesine zemin hazırlayan özellikle üç santimden büyük boyutlu taşlar varsa, porselen kese dediğimiz safra kesesi duvarında kireçlenme durumu varsa, hastada aynı zamanda diyabet hastalığı da varsa, bu tarz hastalar mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmeli.” </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 23:38:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/06/safra-kanali-tikanikligi-ciddi-sonuclar-dogurabiliyor-1780951125.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tiroit nodülleri ülkemizde giderek artıyor!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/tiroit-nodulleri-ulkemizde-giderek-artiyor-12731</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/tiroit-nodulleri-ulkemizde-giderek-artiyor-12731</guid>
                <description><![CDATA[Tiroit bezi içerisinde gelişen ve çevre dokudan farklı bir yapıda olan tiroit nodülleri dünya genelinde ve ülkemizde yaygın görülen bir sağlık sorunu. Yetişkin nüfusun yüzde 30 ila 50’sinde saptanan tiroit nodülleri çoğunlukla iyi huylu oluyor ve ciddi bir problem oluşturmuyor. Ancak bazı  nodüller büyüyerek nefes darlığı,  yutma güçlüğü ve ses kısıklığı gibi yaşam kalitesini düşüren sorunlara neden olabiliyor, boyun bölgesinde belirgin bir çıkıntı oluşturarak estetik kaygı yaratıyor. Geçmiş yıllarda hastada şikâyet oluşturan iyi huylu tiroit nodülleri için cerrahi tedavi ön planda yer alırken, günümüzde ise gelişen teknolojiyle birlikte  ameliyatsız yöntemler ön plana çıkıyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  son yıllarda artık birçok iyi huylu tiroit nodülünün ameliyatsız yöntemlerle  başarılı şekilde tedavi edilebildiğini belirterek, “Bu yöntemler arasında dokunun lazer veya kimyasal maddeler kullanılarak yok edilmesi prensibine dayanan ablasyon yöntemi ön plana çıkmaktadır. Özellikle radyofrekans ablasyon, mikrodalga ablasyon ve lazer ablasyon gibi yöntemler, seçilmiş hastalarda oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu yöntemlerin sağladıkları en önemli fayda ise birçok hastada tiroit hormonu üretiminin korunması sayesinde ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacını azaltabilmesi veya tamamen ortadan kaldırabilmesidir” diyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tiroit bezi içerisinde gelişen ve çevre dokudan farklı bir yapıda olan tiroit nodülleri dünya genelinde ve ülkemizde yaygın görülen bir sağlık sorunu. Yetişkin nüfusun yüzde 30 ila 50’sinde saptanan tiroit nodülleri çoğunlukla iyi huylu oluyor ve ciddi bir problem oluşturmuyor. Ancak bazı  nodüller büyüyerek nefes darlığı,  yutma güçlüğü ve ses kısıklığı gibi yaşam kalitesini düşüren sorunlara neden olabiliyor, boyun bölgesinde belirgin bir çıkıntı oluşturarak estetik kaygı yaratıyor. Geçmiş yıllarda hastada şikâyet oluşturan iyi huylu tiroit nodülleri için cerrahi tedavi ön planda yer alırken, günümüzde ise gelişen teknolojiyle birlikte  ameliyatsız yöntemler ön plana çıkıyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,</strong>  son yıllarda artık birçok iyi huylu tiroit nodülünün ameliyatsız yöntemlerle  başarılı şekilde tedavi edilebildiğini belirterek, “Bu yöntemler arasında dokunun lazer veya kimyasal maddeler kullanılarak yok edilmesi prensibine dayanan ablasyon yöntemi ön plana çıkmaktadır. Özellikle radyofrekans ablasyon, mikrodalga ablasyon ve lazer ablasyon gibi yöntemler, seçilmiş hastalarda oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu yöntemlerin sağladıkları en önemli fayda ise birçok hastada tiroit hormonu üretiminin korunması sayesinde ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacını azaltabilmesi veya tamamen ortadan kaldırabilmesidir” diyor. </p>

<p><strong>İyot eksikliğine dikkat! </strong></p>

<p>Aynaya baktığımızda fark etmediğimiz, hatta yıllarca hiçbir şikâyete yol açmadan sessizce büyüyen tiroit nodülleri, günümüzde artık sadece ileri yaş gruplarında değil, 20’li ve 30’lu yaşlardaki genç erişkinlerde de sıkça rastlanan bir sorun. Bu artışın önemli bir kısmı ultrason kullanımının yaygınlaşması olsa da hatalı beslenme alışkanlıkları ve otoimmün hastalıklardaki artış gibi çeşitli faktörlerin etkili olabileceği düşünülüyor. Tiroit nodüllerinin oluşumunda pek çok etken rol oynuyor. En yaygın nedenlerinden birinin iyot eksikliği olduğunu belirten Prof. Dr. Melih Kara, “ Özellikle yıllarca süren iyot eksikliği tiroit bezinin büyümesine ve nodül oluşumuna yol açabilmektedir. Ayrıca genetik yatkınlık, ilerleyen yaş,  kadın olmak, boyun bölgesine radyasyon maruziyeti, sigara kullanımı ve Hashimoto gibi otoimmün tiroit hastalıkları önemli risk etkenleri arasında yer almaktadır” diye konuşuyor.</p>

<p><strong>Kadınlarda yaklaşık 4 kat fazla görülüyor</strong></p>

<p>Tiroit nodüllerinin kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Melih Kara, “Çalışmalarda, yaklaşık her 3 kadından 1’inde, hatta bazı serilerde yaklaşık her 2 kadından 1’inde, ultrason taramasında nodül saptandığı belirtilmektedir. Erkeklere göre kadınlarda yaklaşık 4 kat daha fazla görülmektedir. Bunun başlıca sebebi hormonal etkilerdir. Özellikle östrojenin tiroit dokusu üzerindeki uyarıcı etkisi ve otoimmün tiroit hastalıklarının kadınlarda daha sık olması nodül oluşumunu tetikleyebilmektedir. Aynı zamanda gebelikler de  tiroit dokusunu etkileyebilmektedir” ifadelerini kullanıyor.  </p>

<p><strong>Genellikle uzun yıllar hiçbir belirti vermiyor</strong></p>

<p>Tiroit nodülleri  çoğu zaman uzun yıllar hiçbir belirti vermedikleri için hastaların büyük bir bölümü nodülleri tesadüfen öğreniyor. Prof. Dr. Melih Kara, tiroit nodüllerinin belirti vermeye başladığında ise oluşan sorunları şöyle  sıralıyor:</p>

<ul>
	<li>Boyunda şişlik veya ele gelen kitle</li>
	<li>Yutkunurken takılma hissi</li>
	<li>Boğazda baskı veya dolgunluk hissi</li>
	<li>Nefes darlığı (özellikle büyük nodüllerde)</li>
	<li>Ses kısıklığı</li>
</ul>

<p>Aşırı hormon üreten bazı nodüllerde; çarpıntı, kilo kaybı, terleme ve sinirlilik gibi hipertiroidi belirtilerinin de ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Melih Kara, “Hastaların çok az bir kısmında ise hızlı büyüme, sertlik, lenf bezlerinde büyüme veya kalıcı ses kısıklığı gibi kanser açısından dikkat gerektiren bulgular görülebilir” uyarısında bulunuyor. </p>

<p><strong>Hiçbir şikayetiniz olmasa bile 35 yaşından sonra…</strong></p>

<p>Tiroit nodüllerinde başarılı bir tedavi süreci için erken tanı ve doğru risk analizi kritik bir önemde. Çünkü erken dönemde saptanan riskli nodüller tedavi edildiğinde oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Özellikle ailede tiroit hastalığının olması, kadın olmak, iyot eksikliği bulunan bölgelerde yaşamak ve boyun bölgesine radyasyon öyküsünün daha dikkatli takip gerektirdiğine vurgu yapan Prof. Dr. Melih Kara,<strong> </strong>“Şikâyeti olmayan bireylerde bile özellikle 35 yaş sonrası en az bir kez tiroit muayenesi ve ultrason değerlendirmesi faydalı olabilmektedir. Sonrasında takip sıklığı; kişinin risk durumuna, nodül varlığına ve ultrason bulgularına göre belirlenmektedir. Boyunda şişlik, yutma güçlüğü, ses kısıklığı, hızlı büyüyen kitle veya ele gelen sertlik durumunda ise mutlaka hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor. </p>

<p><strong>Ameliyat ihtiyacı giderek azalıyor, çünkü… </strong></p>

<p>Tiroit nodüllerinin tedavisinde temel hedef kanser riskini dışlamak, hastanın şikayetlerini gidermek ve tiroit fonksiyonlarını korumak. Her iyi huylu nodül doğrudan cerrahi müdahale gerektirmiyor. Küçük ve risksiz nodüllerde sadece takip yeterli olurken, bazı tablolarda ise ilaç tedavileri ve cerrahi müdahale gündeme gelebiliyor. Gelişen teknolojiyle birlikte artık birçok iyi huylu tiroit nodülünün ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebildiğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  bu seçeneklerde son yıllarda “ablasyon” yönteminin öne çıktığını belirterek, “Tiroit ablasyonu özellikle iyi huylu olduğu biyopsiyle kanıtlanmış ancak büyümeye devam ederek baskı ya da kozmetik sorun oluşturan nodüllerde tercih edilmektedir. Ayrıca, cerrahi için riskli veya ameliyat istemeyen hastalarda da önemli bir alternatiftir” diyor. Kötü huylu nodüllerde ise temel tedavinin hâlâ çoğu hastada cerrahi yöntem olduğunu anlatan Prof. Dr. Melih Kara, “Ancak küçük, düşük riskli bazı papiller tiroit kanserlerinde ya da ameliyat olamayacak hastalarda ablasyon yöntemleri alternatif veya tamamlayıcı tedavi olarak kullanılabilmektedir” bilgisini veriyor.</p>

<p><strong>Hormon ilacı kullanma ihtiyacını azaltabiliyor </strong></p>

<p>İyi huylu tiroit nodüllerinde ablasyon yönteminin en önemli avantajlarından biri sağlam tiroit dokusunun büyük ölçüde korunması. Klasik cerrahi operasyonlarda bazen tiroit bezinin bir kısmı veya tamamı alınabilirken, ablasyon yönteminde sadece hedef nodül tedavi ediliyor.  Bu sayede birçok hastada tiroit hormonu üretiminin korunduğuna dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  “Böylece ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacı azalabilmekte veya tamamen ortadan kalkabilmektedir.  Boyunda hiçbir kesi izinin olmaması, genel anestezi gerektirmemesi ve iyileşme süresinin kısa olması da yöntemin önemli faydalarını oluşturmaktadır” diye konuşuyor.   </p>

<p><strong>Günlük yaşama kısa sürede dönüş</strong></p>

<p>Ablasyon tedavisinin ultrason eşliğinde ve lokal anestezi altında gerçekleştirildiğini anlatan<strong> </strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Çoğu zaman hastanede yatış gerektirmeyen bu yöntem ortalama 20-45 dakika içinde tamamlanmaktadır. İnce bir iğne elektrot yardımıyla kontrollü ısı enerjisi verilerek nodülün küçültülmesi sağlanmaktadır. Hastalar genellikle  aynı gün evine dönebilmekte ve kısa sürede günlük yaşamlarına devam edebilmektedir”  diyor. </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 14:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/06/tiroit-nodulleri-ulkemizde-giderek-artiyor-1780659180.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Beyin Tümörü Sonrası Kaç Yıl Yaşarım?” Sorusu Artık Değişiyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/beyin-tumoru-sonrasi-kac-yil-yasarim-sorusu-artik-degisiyor-12719</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/beyin-tumoru-sonrasi-kac-yil-yasarim-sorusu-artik-degisiyor-12719</guid>
                <description><![CDATA[Beyin tümörü tanısı alan hastaların en büyük korkularından biri yıllardır aynı soru işaretine dönüşüyor: “Kaç yıl yaşarım?” Beyin cerrahisi alanındaki teknolojik gelişmeler, moleküler tanı yöntemleri, akıllı ilaçlar ve ileri görüntüleme sistemleri sayesinde bugün artık bu sorunun yerini; “Nasıl daha kaliteli ve sağlıklı yaşarım?” sorusu almaya başladı. Uzmanlar, doğru zamanda yapılan müdahale ve kişiye özel tedavi yaklaşımları sayesinde beyin tümörüyle mücadelede son 20 yılda çok önemli bir yol kat edildiğini vurguluyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Zafer Orkun Toktaş, beyin tümörlerinin tedavisi hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Beyin tümörleri geçmişe göre daha erken teşhis edilebiliyor</strong></p>

<p>Beyin tümörleri; beynin kendi hücrelerinden, beyin zarından veya kafatası kemiği gibi çevre dokulardan gelişebilen anormal hücre büyümeleridir. Ayrıca vücudun başka bir bölgesindeki kanserin beyne yayılmasıyla oluşan metastatik tümörler de görülebilmektedir. İyi huylu ya da kötü huylu olabilen bu tümörler, bulundukları bölgeye ve büyüme hızına göre farklı klinik tablolar oluşturabilir. Günümüzde beyin tümörleri, geçmişe kıyasla çok daha erken teşhis edilebiliyor, çok daha hassas yöntemlerle ameliyat edilebiliyor ve hastaların yaşam kalitesi korunarak tedavi süreçleri planlanabiliyor.</p>

<p><strong>Bazı tümörler kişilik değişiklikleriyle ortaya çıkabilir</strong></p>

<p>Beyin tümörlerinin belirtileri; tümörün boyutuna, oluşturduğu ödeme ve beynin hangi bölgesini etkilediğine göre değişiklik gösterebilir. En sık görülen şikayet baş ağrısı olsa da; bulantı, kusma, görme bozuklukları, işitme kaybı, konuşma bozukluğu, yutma güçlüğü, kol ve bacaklarda güç kaybı gibi belirtiler de görülebilir. Bazı tümörler ise çok daha sinsi ilerleyebilir. Örneğin; frontal bölgedeki tümörler kişilik değişiklikleriyle ortaya çıkabilirken, oksipital bölgedeki tümörler yalnızca görme problemleriyle kendini gösterebilir.</p>

<p><strong>Kötü huylu tümörler erkeklerde daha sık izleniyor</strong></p>

<p>Beyin tümörleri her yaşta görülebilse de özellikle 40 yaş sonrası risk artmaktadır. Çocukluk çağında ise 14 yaş altı grupta daha sık rastlanır. Kadınlarda iyi huylu tümörler daha fazla görülürken, kötü huylu tümörler erkeklerde daha sık izlenmektedir. Bilinen en önemli risk faktörü radyasyon maruziyeti olarak kabul edilirken, ailesel kanser öyküsü de riski artırabilir. Cep telefonu kullanımı ve sigara ile ilgili araştırmalar ise halen devam etmektedir.</p>

<p><strong>Her beyin tümörü ameliyat gerektirir mi?</strong></p>

<p>Her beyin tümörü ameliyat edilmek zorunda değildir. Bazı tümörlerde yalnızca biyopsi yeterli olabilirken, bazı olgularda takip tercih edilebilir. Tedavi planı; tümörün tipi, bulunduğu bölge ve hastanın genel durumuna göre kişiye özel hazırlanmaktadır. Birçok olguda, beyin cerrahı ve onkoloji hekimi birlikte karar vermelidir. Sadece ışın tedavisi veya kemoterapi ile tedavi edilebilecek tümörler de vardır. Asıl önemli değişken, tümörün biyolojik özellikleri ve yerleştiği bölgedir.</p>

<p><strong>Beyin cerrahisinde teknoloji çağı</strong></p>

<p>Günümüzde beyin ameliyatlarında teknoloji adeta oyunun kurallarını değiştirmiş durumda.<strong> </strong>Artık ameliyat öncesi yapılan MR ve bilgisayarlı tomografi görüntülemeleriyle tümörün yeri, boyutu ve çevre dokularla ilişkisi milimetrik düzeyde analiz edilebilir. Üstelik ameliyat sırasında kullanılan intraoperatif ultrason (IoUSG) ve intraoperatif MR (IoMR) sistemleri sayesinde cerrahlar operasyon devam ederken gerçek zamanlı görüntüleme yapabilmektedir.<strong> </strong>Bu sayede tümörün ne kadar çıkarıldığı ameliyat sırasında net olarak görülebilir ve cerrahi strateji anlık olarak güncellenebilir.</p>

<p><strong>Kesiler küçülüyor, iyileşme süreci kısalıyor</strong></p>

<p>Modern navigasyon sistemleri sayesinde artık tümöre ulaşmak için en kısa ve en güvenli yollar planlanabilmektedir. Bu durum hem kesi boyutlarını küçültür hem de hastanın ameliyat sonrası iyileşme sürecini hızlandırmaktadır. Kanama ve enfeksiyon riskleri geçmişe göre çok daha düşük seviyelere iner ve birçok hasta ameliyatın ikinci gününde günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma gelebilir.</p>

<p><strong>“Hasar kalır mı?” endişesi azalıyor</strong></p>

<p>Beyin ameliyatı geçiren hastaların en çok merak ettiği konuların başında fiziksel fonksiyonlarını kaybetme korkusu gelir. Ancak gelişmiş cerrahi teknikler sayesinde günümüzde hastaların büyük bölümü ameliyatın ertesi günü yürüyebiliyor, konuşabiliyor ve yemek yiyebiliyor. Hastaların erken mobilizasyonu iyileşme sürecinde oldukça önemlidir.</p>

<p>Beyin cerrahisinde geçmiş yıllara göre en büyük değişimlerden biri de komplikasyon oranlarının ciddi şekilde düşmesi oldu. “Uyanık beyin ameliyatı”, “nöromonitörizasyon” ve ileri görüntüleme teknolojileri sayesinde artık beynin konuşma, hareket ve diğer hayati fonksiyon bölgeleri korunarak ameliyat planlanabilmektedir. Beynin içindeki sinir ağları önceden görüntülenir ve kritik bölgelere zarar vermeden operasyon gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>“Kaç yıl yaşarım?” yerine “nasıl yaşarım?” dönemi</strong></p>

<p>Beyin tümörlerinde yalnızca yaşam süresi değil, yaşam kalitesi de ön planda. Özellikle moleküler biyoloji alanındaki gelişmeler sayesinde tümörün genetik özelliklerine göre hedefe yönelik akıllı ilaçlar kullanılabilmektedir. Bu da tedavi başarısını belirgin şekilde artırmaktadır. Son 20 yılda beyin tümörlerinde hem yaşam süresi hem de tedavi başarısı dikkat çekici biçimde arttı.</p>

<p>Beyin hastalıkları çoğu zaman sinsi ilerler ve belirti verdiğinde ciddi hasarlar oluşmuş olabilir. Bu nedenle herhangi bir şikayet beklenmeden, rutin sağlık kontrolleri sırasında beyin MR’ı yapılmasını öneriyoruz. MR görüntüleme yönteminin radyasyon içermemesi ve güvenle tekrarlanabilmesi erken teşhis açısından önemli avantaj sağlar.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:06:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/06/beyin-tumoru-sonrasi-kac-yil-yasarim-sorusu-artik-degisiyor-1780574783.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mükemmeliyetçilik baskısı çocukları depresyona sürüklüyor!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/mukemmeliyetcilik-baskisi-cocuklari-depresyona-surukluyor-12684</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/mukemmeliyetcilik-baskisi-cocuklari-depresyona-surukluyor-12684</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, çocuklarda artan depresyonun nedenlerini ve aile, eğitim sistemi, sosyal medya, mükemmeliyetçilik baskısı ile yanlış ebeveyn tutumlarının çocuk ruh sağlığı üzerindeki etkilerin hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Sosyal medyayı da içine alan mükemmeliyetçilik akımları, çocukları olumsuz etkiliyor!</strong></p>

<p>Günümüzde çocuklarda<strong> </strong>depresyon, kaygı bozukluğu ve duygu durum dengesizlikleri gibi rahatsızlıkların hızla arttığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Bu durumun elbette mizaç ve genetik yatkınlık gibi faktörleri olmakla birlikte, çevresel faktörler de önemli bir rol oynuyor.” dedi.</p>

<p>Bu çevresel faktörlerin başında uyaran fazlalığı geldiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Sosyal medyayı da içine alan mükemmeliyetçilik akımları, çocukları olumsuz etkiliyor. Çocuklar artık akranlarıyla dışarıda vakit geçirmek yerine zamanlarının çoğunu dijital dünyada, tek başlarına geçiriyorlar. Bu durum, gerçek sosyal bağların zayıflamasına neden oluyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Çocuk, ailenin koyduğu çıtaya ulaşamadığını hissettiğinde depresyon tetikleniyor!</strong></p>

<p>Aile içi huzursuzluklar, çatışmalar ve özellikle ebeveynlerin aşırı mükemmeliyetçi beklentilerinin çocukları büyük bir baskı altına soktuğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Çocuk, ailenin koyduğu çıtaya ulaşamadığını hissettiğinde yetersizlik duygusu geliştiriyor ve bu da depresyonu tetikliyor.” dedi.</p>

<p>Çocuklarda depresyon riskini artıran diğer faktörlere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, şunları söyledi:</p>

<p>“Akademik başarının da depresyonla oldukça fazla ilgisi var. Eğitim sistemindeki yoğun rekabet ve sınav odaklı yaşam, çocukların oyun oynaması ve dinlenmesi gereken zamanı ellerinden alıyor. Sürekli bir yarış içinde olmak, çocuklarda kronik stres ve tükenmişlik yaratarak depresyona zemin hazırlıyor.</p>

<p>Öte yandan pandemi dönemiyle birlikte çocukların rutinleri bozuldu ve belirsizlik arttı. Bu süreçte yaşanan hareketsizlik ve uyku düzenindeki bozulmalar, biyolojik olarak da depresyon riskini artırdı.”</p>

<p><strong>Çocuklar hem dış görünüş hem de yaşam tarzı açısından giderek tek tip bir görünüme zorlanıyor! </strong></p>

<p>Çocuk yetiştirirken, özellikle çocukların depresyon geliştirme riskini etkileyen durumlara değinen Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “İnsanlar, dış görünüşlerinin farklılığıyla güzeldir; ancak iç dünyaya baktığımızda hepimiz artılar ve eksilerden oluşan bireyleriz. Her alanda yetenekli, her alanda başarılı ve her alanda becerikli bir insan yoktur. Bu nedenle çocuklar kendi ilgi alanlarını bulmalıdır.” dedi.</p>

<p>Çocukların ortak bir görünüme itildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Çocuklar hem dış görünüş hem de yaşam tarzı açısından giderek tek tip bir görünüme zorlanıyor. Kız çocukları aşırı zayıf, yüz hatları birbirine benzeyen bir ideal algısına yönlendirilirken; erkek çocukları kaslı olma baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Aynı zamanda başarı ve yaşam tarzı açısından da daha az çalışarak daha fazla kazanmanın normal olduğu yönünde yanlış mesajlar veriliyor. Bu yaklaşım son derece yanlıştır.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Sağlıklı özgüven, sınırlarla ve doğru rehberlikle gelişir! </strong></p>

<p>Çocukların sosyal medyaya yönelmesinin nedenleri hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “En büyük problemlerden biri, yeni nesil çocukların oyun alanlarının kısıtlanmasıdır. Oyun için ayrılması gereken zamanın azalması ve çocuklara sorumluluk konusunda aşırı beklenti yüklenmesi, onları farklı arayışlara yönlendirmektedir. Bu nedenle çocuklar, yaşlarına uygun olmamasına rağmen internet, bilgisayar oyunları ve sosyal medyaya yöneliyor.”</p>

<p>‘Çocuğun her istediğini yaparsak özgüveni artar’ düşüncesinin doğru olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Sınırları olmayan, hak kavramını öğrenmemiş, sorumluluk almayan çocuklar ya düşük özgüvenli ya da kendini aşırı üstün gören bireyler haline gelirler. Sağlıklı özgüven, sınırlarla ve doğru rehberlikle gelişir.</p>

<p>Çocuklara verilen cezalar üç günden fazla olmamalı. Özellikle küçük çocuklar uzun süreli cezaların nedenini kavrayamaz ve hatırlamaz. Davranışı sönümlendirmek için uygulanması gereken doğru ceza yöntemi, hak mahrumiyetidir. Tıpkı yetişkin yaşamında olduğu gibi; bir kişi görevini yerine getirmezse karşılığında maddi kayıp yaşar. Benzer şekilde çocuklara da yaptıkları davranışın doğal sonucu olarak hak kaybı uygulanmalı ve bu durum şiddet veya bağırma olmadan, net bir şekilde açıklanmalı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:02:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/06/mukemmeliyetcilik-baskisi-cocuklari-depresyona-surukluyor-1780574562.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Reflü yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor, hatta…</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/reflu-yemek-borusunda-kalici-hasara-yol-acabiliyor-hatta-12667</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/reflu-yemek-borusunda-kalici-hasara-yol-acabiliyor-hatta-12667</guid>
                <description><![CDATA[En sık görülen sindirim sistemi hastalıklarından biri olan reflü, toplum tarafından çoğu zaman yalnızca “mide yanması” olarak değerlendiriliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı, ancak uzun süre devam eden reflünün yemek borusunda ciddi hasarlar oluşturabileceğini belirterek, “Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kronik iltihaba ve hasara yol açabilmektedir. Bunun sonucunda ülser ve yemek borusunda daralma gibi sorunlar oluşabilmektedir. Ayrıca, bazı hastalarda Barrett özofagusu olarak adlandırılan hücresel değişikliklerin gelişmesine  ve buna bağlı olarak yemek borusu kanseri riskinin artmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla reflünün erken tanısı ve tedavisi büyük bir önem taşımaktadır” diyor.  Mide yanmasında kontrolsüz mide koruyucu ilaç kullanımına da dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı, “Mide koruyucu ilaçlar hekimin önerdiği süre ve dozda kullanıldığında oldukça faydalıdır. Ancak birçok hasta mideyle ilgili şikâyetlerinde hekime danışmadan yıllarca mide koruyucu ilaçlar almaktadır. Bu ilaçların gelişigüzel kullanımı kemik erimesi, vitamin eksiklikleri ve mide hücrelerinde yapısal değişim gibi ciddi sorunlar   oluşturabilmektedir” uyarısında bulunuyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>En sık görülen sindirim sistemi hastalıklarından biri olan reflü, toplum tarafından çoğu zaman yalnızca “mide yanması” olarak değerlendiriliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı,</strong> ancak uzun süre devam eden reflünün yemek borusunda ciddi hasarlar oluşturabileceğini belirterek, “Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kronik iltihaba ve hasara yol açabilmektedir. Bunun sonucunda ülser ve yemek borusunda daralma gibi sorunlar oluşabilmektedir. Ayrıca, bazı hastalarda Barrett özofagusu olarak adlandırılan hücresel değişikliklerin gelişmesine  ve buna bağlı olarak yemek borusu kanseri riskinin artmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla reflünün erken tanısı ve tedavisi büyük bir önem taşımaktadır” diyor.  Mide yanmasında kontrolsüz mide koruyucu ilaç kullanımına da dikkat çeken <strong>Genel Cerrahi Uzmanı </strong><strong>Prof. Dr. Samet Yardımcı, </strong>“Mide koruyucu ilaçlar hekimin önerdiği süre ve dozda kullanıldığında oldukça faydalıdır. Ancak birçok hasta mideyle ilgili şikâyetlerinde hekime danışmadan yıllarca mide koruyucu ilaçlar almaktadır. Bu ilaçların gelişigüzel kullanımı kemik erimesi, vitamin eksiklikleri ve mide hücrelerinde yapısal değişim gibi ciddi sorunlar   oluşturabilmektedir” uyarısında bulunuyor. </p>

<p><strong>Nedeni mide fıtığı olabilir</strong></p>

<p>Mide asidinin yemek borusuna kaçması sonucu oluşan reflünün pek çok nedeni olabiliyor. Obezite, sigara kullanımı ve sağlıksız beslenme en sık görülen sebepleri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı,<strong> </strong>özellikle mide fıtığının (hiatal herni) reflünün altında yatan önemli nedenlerden biri olabileceğine vurgu yapıyor.  Prof. Dr. Samet Yardımcı,<strong> </strong>sözlerine şöyle devam ediyor: “Bazı hastalarda mide fıtığı nedeniyle mide ile yemek borusu arasındaki koruyucu mekanizma bozulmaktadır. Bu durum sadece yanma hissine değil; kronik öksürük, ses kısıklığı, ağız kokusu, gece nefes darlığı hissiyle uyanma ve yutma güçlüğü gibi şikâyetlere de yol açabilmektedir.”</p>

<p><strong>Yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor</strong></p>

<p>Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kalıcı hasar oluşturabiliyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı, bu nedenle özellikle uzun süredir devam eden mide şikâyetlerinde mutlaka hekime başvurmak gerektiğini vurgulayarak, “Bazı hastalarda yıllar süren reflüye bağlı olarak yemek borusunda hücresel değişiklikler gelişebilmektedir. Tedavide gecikildiğinde bu hücresel değişiklikler yemek borusu kanserinin gelişimine neden olabilmektedir. Dolayısıyla, sürekli mide yanması yaşayan kişilerin hekime danışmadan ilaç kullanarak şikâyetlerini baskılamaları son derece yanlıştır” diye konuşuyor. </p>

<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Samet Yardımcı, aşağıda yer alan belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmanın son derece önemli olduğunu anlatıyor.</p>

<ul type=”disc”>
	<li>Uzun süredir devam eden mide yanması </li>
	<li>Ağza acı su gelmesi </li>
	<li>Kronik öksürük ve ses kısıklığı </li>
	<li>Yemek sonrasında şişkinlik </li>
	<li>Yutma güçlüğü </li>
	<li>Sürekli mide koruyucu ilaç ihtiyacı</li>
</ul>

<p><strong>Tedaviden oldukça başarılı sonuçlar sağlanıyor</strong></p>

<p>Reflü hastalığında yaşam tarzı değişiklikleri ve bazı durumlarda uygulanan cerrahi tedaviyle kalıcı çözüm sağlanabiliyor. Günümüzde reflü ameliyatlarının büyük bir kısmının laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Samet Yardımcı, uygun hastalarda oldukça başarılı sonuçlar alınabildiğini vurgulayarak,  “Doğru hasta seçimiyle uygulanan modern reflü cerrahisi uzun süreli ilaç ihtiyacını azaltabilmekte ve yaşam kalitesini ciddi şekilde artırabilmektedir” diyor.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 21:31:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/06/reflu-yemek-borusunda-kalici-hasara-yol-acabiliyor-hatta-1780511508.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kartepe Gastronomi Festivali İçin Geri Sayım Başladı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kartepe-gastronomi-festivali-icin-geri-sayim-basladi-12660</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kartepe-gastronomi-festivali-icin-geri-sayim-basladi-12660</guid>
                <description><![CDATA[Kartepe Belediyesi tarafından geçen yıl ilk kez düzenlenen ve yoğun ilgi gören Gastronomi Festivali’nin ikincisi için geri sayım başladı. Festival, 7 Haziran Pazar günü Kartepe Kent Meydanı’nda gerçekleştirilecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:13pt”><span style=”line-height:19.9333px”><span style=”font-family:Cambria, ”serif””></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><strong><span style=”font-size:13pt”><span style=”line-height:19.9333px”><span style=”font-family:Cambria, ”serif””>Ünlü Şefler Sahne Alacak</span></span></span></strong></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:13pt”><span style=”line-height:19.9333px”><span style=”font-family:Cambria, ”serif””>Festival kapsamında gastronomi dünyasının tanınmış şefleri özel yemek gösterileri gerçekleştirecek. Katılımcılar, şeflerin hazırladığı lezzetleri yakından takip ederken mutfak sırlarını da öğrenme fırsatı bulacak. Festivalin en heyecanlı bölümlerinden biri olan yemek yarışmalarında ise yarışmacılar en lezzetli tabağı hazırlayabilmek için kıyasıya mücadele edecek. Saat 10.00 ile 20.00 arasında sürecek festival, gün boyu birbirinden renkli etkinliklere ev sahipliği yapacak. Ziyaretçilere geleneksel lezzetler festival boyunca ikram edilecek.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><strong><span style=”font-size:13pt”><span style=”line-height:19.9333px”><span style=”font-family:Cambria, ”serif””>Çocuklara Özel Etkinlikler, Akşam Konseri</span></span></span></strong></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:13pt”><span style=”line-height:19.9333px”><span style=”font-family:Cambria, ”serif””>Festivalde çocuklar da unutulmadı. Gün boyunca sürecek özel etkinlikler ve eğlence alanlarıyla minikler keyifli vakit geçirecek. Festival coşkusu ise akşam saatlerinde gerçekleştirilecek konserlerle zirveye ulaşacak.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><strong><span style=”font-size:13pt”><span style=”line-height:19.9333px”><span style=”font-family:Cambria, ”serif””>Başkan Kocaman’dan Davet</span></span></span></strong></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:13pt”><span style=”line-height:19.9333px”><span style=”font-family:Cambria, ”serif””>Kartepe Belediye Başkanı Av. M. Mustafa Kocaman herkesi festivale davet ederek,  “Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı Kartepe’miz, birbirinden değerli lezzetleri de içinde barındırıyor. Bu zenginliği, gelecek nesillere aktarmak ve hemşehrilerimizle birlikte paylaşmak amacıyla düzenlediğimiz Gastronomi Festivali’nde tüm vatandaşlarımızı bu eşsiz lezzet yolculuğuna ortak olmaya davet ediyorum.” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”> </p>

<p style=”text-align:justify”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 21:31:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/06/kartepe-gastronomi-festivali-icin-geri-sayim-basladi-1780511471.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yalnız ebeveynler maratonu tek başına koşuyor!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/yalniz-ebeveynler-maratonu-tek-basina-kosuyor-12584</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/yalniz-ebeveynler-maratonu-tek-basina-kosuyor-12584</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 1 Haziran Dünya Ebeveynler Günü kapsamında yalnız ebeveynlerin ergenlik dönemindeki çocuklarla yaşadığı en yaygın sorunlara dair açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Kendine bakım, yalnız ebeveynler için lüks değil zorunluluk!</strong></p>

<p>Ebeveynliğin bir maraton gibi olduğunu dile getiren Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Yalnız ebeveynlik ise çoğu zaman bu maratonu tek başına koşmak gibidir. Bu nedenle kendine bakım, bir lüks değil, zorunluluktur.” dedi.</p>

<p>Yalnız ebeveynlerin tükenmişliğe karşı önlem alması gerektiğine dikkat çeken Ülkü, “Yakın çevre, arkadaşlar ya da destek gruplarıyla bağ kurmak, yalnızlık hissini azaltır. Haftada birkaç saat bile olsa sadece kendine ayrılan zaman, ruhsal yenilenme sağlar. Fiziksel sağlıkla ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi göz ardı etmemek gerekir. Uyku, beslenme ve egzersiz, duygusal dayanıklılığı artıran temel taşlardır. Yeterince iyi ebeveyn olmak, mükemmel olmaktan daha gerçekçidir. Ebeveynlik sürecinde psikolojik destek almak, zayıflık değil, dayanıklılık göstergesidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Ebeveyn yorgunluğu, ergenle bağı zayıflatabilir!</strong></p>

<p>Yalnız ebeveynlerin ergen çocuklarıyla yaşadığı zorlukların başında otorite dengesi kurmak, duygusal kopukluk, iletişim sorunları ve rol karmaşası geldiğini vurgulayan İnci Nur Ülkü, “Ergenlik, bireyselleşme ve bağımsızlık talebinin arttığı, aynı zamanda yoğun duygusal fırtınaların yaşandığı bir dönemdir.” dedi.</p>

<p>Ebeveynin tüm yükü sırtlandığında, ergenin bu yükün farkında olmayabileceğini ifade eden Ülkü, “Ayrıca ebeveynin yorgunluğu, zaman zaman çocuğun duygusal ihtiyaçlarını gözden kaçırmasına yol açabilir. Bu da bağ kurma zorluklarına ve uzun vadede çatışmalı ilişkilere neden olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Sınır koymak sevginin zıttı değil, aksine bir sevgi biçimi!</strong></p>

<p>Ergenlik döneminde sınırların, hem güvenli bir çerçeve sunduğunu hem de bireyselleşmeyi desteklediğini kaydeden İnci Nur Ülkü, “Ancak yalnız ebeveynler, çocuklarıyla daha ‘arkadaşça’ bir ilişki kurma eğiliminde olabilir. Bu da sınırların belirsizleşmesine yol açar. Sınır koymanın, sevginin zıttı değil, aksine bir sevgi biçimi olduğunu unutmamak gerekir.” dedi.</p>

<p>Yalnız bir ebeveynin dikkat etmesi gereken bazı noktalara değinen Ülkü, “Tutarlı olunmalı, koyulan kuralların devamlılığı önemlidir. Ergenin hangi davranışların kabul edilir olduğunu anlaması için kurallar açıkça ifade edilmeli. Disiplin, cezadan çok rehberlik anlamına gelmeli. Ergenin duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmeden sınır koymak, uzun vadeli güven ilişkisi inşa eder.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Çatışma, ergenlik döneminin doğal bir parçası!</strong></p>

<p>Yalnız ebeveynlerin, ergenlik dönemindeki çocuklarıyla yaşadıkları ciddi çatışmaları nasıl yönetebilecekleri konusunu da değerlendiren Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Çatışma, ergenlik döneminin doğal bir parçasıdır. Ancak yalnız ebeveyn için bu çatışmalar zaman zaman zorlayıcı olabilir. Bu durumda öncelikle ebeveynin kişiselleştirmemesi ve duygusal regülasyonunu sağlayabilmesi önemlidir.” dedi.</p>

<p>Etkili çatışma yönetimleri için bazı önerilerde bulunan Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Duygulara yer açın. Ergenin öfkesi ya da isyanı, aslında anlaşılma ihtiyacının bir yansıması olabilir. Tepki vermeden önce dinlemek önemlidir. Yoğun çatışmalar sırasında konuşmak yerine, ortam yatıştığında konuyu ele almak daha yapıcı olur. Sen dili yerine ben dili kullanılabilir. ‘Sen hep böyle yapıyorsun’ yerine ‘Ben bu durumda kendimi değersiz hissediyorum’ gibi ifadeler, savunmayı düşürür. Aile danışmanlığı ya da bireysel terapi, çatışmaların tekrarlayıcı hale gelmesini engelleyebilir.</p>

<p>Yalnız ebeveynlik, özellikle ergenlik döneminde hem zorlayıcı hem de dönüştürücü bir yolculuktur. Bu süreçte en önemli şey, hem ebeveynin hem çocuğun duygularının görülmesi ve ihtiyaçlarının anlaşılmasıdır. Unutulmamalıdır ki, ebeveynin kendi duygusal sağlığı ne kadar iyi olursa, çocuğuyla kuracağı ilişki de o kadar sağlıklı olacaktır.” </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 22:30:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/06/yalniz-ebeveynler-maratonu-tek-basina-kosuyor-1780342214.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Optisyenlik sadece gözlük satışı değildir!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/optisyenlik-sadece-gozluk-satisi-degildir-12571</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/optisyenlik-sadece-gozluk-satisi-degildir-12571</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Optisyenlik Program Başkanı Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, 1 Haziran Gözlükçüler ve Optisyenler Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Anatomik yapıya uygun çerçeve seçimi önemli! </strong></p>

<p>Göz sağlığının teşhisten uygulamaya kadar hassas bir süreç olduğunu ifade eden Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, “Göz hekimlerimiz bu sürecin ilk halkası olarak muayeneyi yapar, reçeteyi yazar. Optisyenler ise süreci tamamlayan, tıbbi bilgiyi teknik beceriyle birleştiren uzmanlardır. Optisyenlik, sadece bir gözlük satışı değildir; tamamen fizik, matematik ve optik bilimlerine dayanan çok teknik bir iştir. Reçetedeki değerlerin camlara milimetrik olarak işlenmesi, kişinin göz bebekleri arasındaki mesafenin doğru ölçülmesi ve anatomik yapısına en uygun çerçevenin seçilmesi hayati önem taşır. Yapılacak en ufak bir milimetrik odaklama hatası; kişide şiddetli baş ağrılarına, baş dönmelerine ve zamanla gözün daha da yorulmasına yol açar. Bu yüzden optisyenler, göz sağlığının korunmasında şakaya gelmeyecek bir sorumluluk üstlenir ve ancak ciddi bir akademik eğitim almış yetkin kişiler tarafından yapılması gereken bir mesleğin temsilcileridir.” dedi.</p>

<p><strong>Dijital göz yorgunluğu toplumsal bir sorun haline geldi</strong></p>

<p>Son yıllarda ekran kullanımının artmasıyla optisyenlere duyulan ihtiyacın da yükseldiğini vurgulayan Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, “Bundan 15-20 yıl öncesine kadar gözlük kullanımı daha çok ileri yaşlarla veya genetik faktörlerle bağdaştırılırdı. Sabah uyandığımız andan gece uyuyana kadar akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve televizyonlar hayatımızın merkezinde... Ekran karşısında geçirilen sürelerin katlanarak artması, dijital göz yorgunluğu dediğimiz durumu neredeyse bir toplumsal salgın haline getirdi.” diye konuştu.</p>

<p>Miyopi (uzağı görememe) oranlarının özellikle çocuklarda ve gençlerde çok ciddi seviyelere ulaştığını ifade eden Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, “Bu durum, toplumun bilinçli ve profesyonel göz sağlığı hizmetine olan ihtiyacını hiç olmadığı kadar yukarı taşıdı. Artık sadece görme kusurlarını düzeltmek için değil; mavi ışık filtreleri (Bluecut), UV korumalı camlar gibi koruyucu önlemler için de optisyenlerin kapısı çalınıyor.” şeklinde konuştu. </p>

<p><strong>Optisyenlik eğitimi üniversiteler düzeyinde ivme kazandı</strong></p>

<p>Türkiye’de optisyenlik eğitiminin son yıllarda üniversiteler düzeyinde ciddi bir ivme kazandığını anlatan Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu mesleğin ne kadar önemli ve disiplinli bir akademik süreç gerektirdiği artık çok daha iyi anlaşılıyor. İstihdam boyutuna baktığımızda, nüfusun yaşlanması ve biraz önce bahsettiğimiz dijitalleşmeye bağlı göz rahatsızlıklarının artması, sektörü her zaman canlı tutuyor. Mezunlarımız sadece kendi optik müesseselerini açmakla kalmıyor; mevcut optik mağazalarında mesul müdürlük, lens ve cam üreten uluslararası firmaların distribütörlüklerinde teknik uzmanlık veya hastanelerin ilgili birimlerinde atama usulü görev alma gibi geniş bir yelpazede iş bulabiliyorlar. Sektördeki profesyonellerin birlik ve beraberlik içinde olması, mesleki standartları yükseltirken yeni mezunların da sektöre adaptasyonunu ve istihdamını olumlu yönde etkiliyor.”</p>

<p><strong>Teknoloji mesleğimizi yok etmiyor</strong></p>

<p>Teknolojik gelişmelerin optisyenlik mesleğini dönüştürdüğünü belirten Okuyucu, “Teknoloji mesleğimizi yok etmiyor, aksine bizi daha hatasız ve daha nitelikli hizmet sunan bir noktaya taşıyor. Geleneksel yöntemlerle yapılan ölçümler, yerini artık dijital odaklama ve üç boyutlu yüz tarama sistemlerine bıraktı. Birçok ulusal ve uluslararası firma bu bağlamda teknolojiler üretmekte ve geliştirmektedir. Bu sayede bir hastanın çerçeve içerisindeki göz odağını sıfır hatayla tespit edebiliyoruz. Ki bu hatanın yapılmaması göz sağlığı açısından çok çok önem taşımaktadır.” dedi.</p>

<p><strong>Yapay zeka iyi bir optik profesyoneliyle yarışamaz! </strong></p>

<p>Yapay zekanın hayatımıza girmesiyle birlikte, kişinin yaşam tarzına en uygun cam tasarımını ve filtre kombinasyonunu yapay zekalı algoritmalar sayesinde saniyeler içinde analiz edebildiklerini dile getiren Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, “Akıllı gözlükler ve artırılmış gerçeklik teknolojileri ise gözlüğü sadece bir görme aracı olmaktan çıkarıp bir giyilebilir teknoloji haline getiriyor. Optisyenler artık sadece birer sağlık teknikeri değil, aynı zamanda bu yüksek teknolojiyi yöneten ve hastaya entegre eden teknoloji danışmanları haline zaman içinde gelecektir. Fakat unutmamalıdır ki insan hassasiyeti ve bütünsel yaklaşım açısından yapay zeka organları iyi bir optik profesyoneliyle yarışamaz.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Optisyenlik dinamik ve asla eskimeyecek bir alan</strong></p>

<p>Sağlık alanında kariyer planlayan gençler için optisyenliğin güçlü bir seçenek olduğunu belirten Okuyucu, “Sağlık sektöründe çalışmak isteyen ama doğrudan hastane ortamında bulunmayı tercih etmeyen öğrenciler için optisyenlik biçilmiş bir kaftandır. Hem insan sağlığına doğrudan dokunup birinin yaşam kalitesini anında artırmanın manevi tatminini yaşıyorsunuz, hem de işin içine estetik, moda ve yüksek teknolojiyi katabiliyorsunuz. Dinamik, asla eskimeyecek ve insan var olduğu sürece bitmeyecek bir iş alanından bahsediyoruz. Gerek kendi işinin patronu olmak gerekse de aktif bir iş hayatı arzulayanlar için gayet temiz, nezih ve eğlenceli bir sektörümüz var. Optisyenlik eğitimi çok ciddi ve önemli bir süreçtir. Okulda aldıkları teorik bilgiyi, optik mekanik laboratuvarlarındaki okulumuzda çok donanımlı ve büyük laboratuvarlarımız var pratikle birleştirmeliler. Teknolojiyi, cam tasarımlarındaki yenilikleri ve hatta dünya gözlük modasını yakından takip etsinler. İletişim becerilerini geliştirsinler; çünkü bir optisyenin en büyük gücü, hastayı doğru dinlemek ve onun ihtiyacını tam olarak tespit etmektir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 22:28:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/06/optisyenlik-sadece-gozluk-satisi-degildir-1780342135.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Reşat Öngören:  “Peygamberler ve velîler bile Hak ve hakikatle buluşmadan önce yalnızlık yaşıyor!”</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/prof-dr-resat-ongoren-peygamberler-ve-veliler-bile-hak-ve-hakikatle-bulusmadan-once-yalnizlik-yasiyor-12534</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/prof-dr-resat-ongoren-peygamberler-ve-veliler-bile-hak-ve-hakikatle-bulusmadan-once-yalnizlik-yasiyor-12534</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşat Öngören, hakîkate giden yolda yalnızlığın önemini değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Hakîkat deyince neyi anlamalıyız?</strong></p>

<p>Hakîkat teriminin “doğru, gerçek, bir şeyi gerçekleştirmek” gibi anlamlara gelen “hak” kelimesinden türetildiğini belirten Prof. Dr. Reşat Öngören, “’Hâlis, saf, en doğru, en mükemmel’ anlamlarında kullanılmaktadır. İslâm’ın samimiyetle yaşanması durumunu ifade eden tasavvufta bu terim ‘görünenin ardındaki örtülü ve gizli mâna, dinî hayatın en yüksek seviyede yaşanarak ilâhî sırlara âşinâlık’ gibi anlamlar ifade eder. Hakikatin Hak ile ilişkili olması, Hakk’ın ise çeşitli mertebelerde görünür olması (tecellî) sebebiyle, farklı düzeylerde hakikatlerden ve bunların farklı derecelerde kavranmasından söz edilir; ‘hakîkatler hakîkati’ denildiğinde bütün hakikatleri kendisinde toplayan Cenâb-ı Hakk’ın zâtı kastedilir.” dedi.</p>

<p><strong>Hakîkatin doğduğu yer </strong></p>

<p>Kur’an ve hadiste geçtiği şekliyle “kalp” kelimesinin insanın anlama, kavrama, düşünme ve eşyanın hakikatini bilme yönünü ifade ettiğini, daha doğrusu insanı insan yapan ve diğer canlılardan ayıran temel niteliği olarak anıldığını dile getiren Prof. Dr. Öngören, “İnsanın idrak eden, bilen ve kavrayan tarafı olduğu için kalp hakîkatin doğduğu yer olarak kabul edilmiştir. Zira kalbin biri duyular âlemini, diğeri fizik ötesi gayb âlemini algılamaya müsait iki yönü bulunduğu belirtilir. Beş duyu vasıtasıyla dış dünyayı idrak eden kalp, iç duyusuyla da metafizik boyuta ağar.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Hakîkat için yalnızlık</strong></p>

<p>Kalbin birtakım hakikatlere ulaşması için her türlü kirlilikten ve gereksiz ilgilerden arınarak olgunlaşması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Öngören, “Bunun için önce fizikî daha sonra mânevî yalnızlık şarttır. Fizikî yalnızlığı ifade eden ‘halvet’ terimi esasen insanın yalnız başına olması değil hakîkatin kaynağı olan Hak ile baş başa olması demektir. İnsan bir süreliğine dış dünya ile temasını kesip birtakım ritüellerle iç dünyasını Hakk’a açmayı başardığı zaman gönlünde hakikate engel olan perdeler açılarak (keşf) hakikat idrak edilir. Bu durum iyice yerleştikten sonra artık fizikî yalnızlığa gerek kalmadan dış dünya ile temas sırasında bile kalp safiyetini koruduğu sürece hakikatle birliktelik söz konusu olur.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>Dinimizin temel kaynaklarında peygamberlerin ve velîlerin bile Hak ve hakikatle buluşmadan önce yalnızlık yaşadıklarının özellikle belirtildiğini anlatan Prof. Dr. Öngören, “Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Mûsâ’nın Hak’la konuşması, hakîkatle (vahiy) buluşması öncesi Sîna dağında yalnız başına kırk gece hazırlık yaptığı (el-Bakara 51; Ârâf 142), Peygamber Efendimizin de vahiy öncesi Hıra mağarasında üç sene boyunca belli aralıklarla mânevî arınma yaşadığı bildirilmektedir (Buhârî, Bed’ul-Vahy 3; Müslim, İman 252).” dedi.</p>

<p><strong>Hakîkati kavrama düzeyleri</strong></p>

<p>Bir şeyi bilmenin ve kavramanın değişik düzeylerde gerçekleştiğini belirtmek gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Reşat Öngören, şöyle devam etti:</p>

<p>“Salt okumak ya da dinlemek suretiyle bir şeyi öğrenme ve kavrama (ilme’l-yakîn) bu düzeylerin ilkini oluşturur. Mesela ‘deniz’ diye bir gerçeklikten haberi olmayan kimsenin bunu bir kitaptan okuyarak ya da bir kimseden dinleyerek öğrenmesi böyledir. O kimse denizi gördüğünde bilgisinin kesinliği daha ileri aşamaya; görerek kavrama (ayne’l-yakîn) düzeyine yükselir. Bunun son aşaması ise bizzat kişinin suya girmesi ve yüzmesi ile; denizi hissederek ve yaşayarak (hakka’l-yakîn) gerçekleşir. Aynı derecelenme metafizik boyut için de geçerlidir. Tasavvuf ehli bu bilgi ve kesinlik aşamaları için Türkçede ‘bilmek, görmek ve olmak’ kelimelerini kullanmaktadır.”</p>

<p><strong>Hakîkat ve rüyâlar</strong></p>

<p>Yalnızlığın hakikate ulaşmadaki etkisinin dünya hayatında en güzel örneğinin rüyalar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Öngören, “Nitekim uyku sırasında insanın dış dünya ile teması kesilmekte, bedenin etkisinden kurtulan rûhun hakikatle buluşabilmesinin önü açılmaktadır. İnsan ruhu rüya öncesi iç (enfüsî) ve dış (âfâkî) etkilere maruz kalmamış ise semboller şeklinde de olsa hakikatle; gayb ve gelecek bilgisiyle karşılaşabilmektedir. Semboller doğru yorumlandığında hakikat ortaya çıkmaktadır. Kurân-ı Kerim’de geçen sembollerle örülü rüyalardan birisi Mısır kralına aittir ve bu semboller Yûsuf Peygamber tarafından doğru yorumlanınca, o bölgede gelecek on dört sene boyunca yedi sene bolluk ardından yedi sene kuraklık ve kıtlık yaşanacağı gerçeği öğrenilmiştir (Yûsuf 47-48).” diye konuştu.</p>

<p><strong>“İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar”</strong></p>

<p>Öte yandan bir hadis-i şerifte dünya hayatı için “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar” buyrulduğunu hatırlatan Prof. Dr. Öngören, “Burada dünya hayatı uyku hali olarak tanımlanıyor; nasıl gece uykuda iken dünyada olup bitenden haberdar değil isek, dünyadaki yaşamımız boyunca da ölüm sonrası hayattan (âhiret) ve orada olup bitenlerden haberimiz olmuyor. Ancak hakikatin doğduğu yer olan kalbi maddî ve/veya mânevî yalnızlık ile lüzumsuz ilgilerden arındırarak ölmeden önce metafizik boyuta ağmayı (keşf) başaranlar, uyanıkken ya da uyku ile uyanıklık arasında dünya ötesi ve/veya dünya sonrası ile ilgili hakikatleri öğrenme ve kavrama imkanına kavuşmuş oluyorlar.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 May 2026 12:03:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/prof-dr-resat-ongoren-peygamberler-ve-veliler-bile-hak-ve-hakikatle-bulusmadan-once-yalnizlik-yasiyor-1779959022.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklar değerleri gözlem ve deneyim yoluyla öğreniyor!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-12533</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-12533</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bayramlarda çocuklara kültürel değerlerin, sosyal becerilerin ve aidiyet duygusunun nasıl aktarıldığı hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Bayramlar, değerlerin somutlaştığı sosyal alanlar!</strong></p>

<p>Bayramların, bireyleri ortak değerler etrafında bir araya getirerek toplumsal bağları güçlendiren ve kültürel mirasın nesilden nesile aktarılmasına katkı sağlayan özel zamanlar olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Çocuk gelişimi açısından değerlendirildiğinde, çocuklar özellikle erken yaşlarda gözlem ve model alma yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramlar; sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma temelli ilişkilerin somut hale geldiği önemli sosyal alanlardır.” dedi.</p>

<p>Bayram öncesinde yapılan hazırlıklara değinen Aytop, “Aile bireylerinin bayramlaşması, çocukların büyüklerinin elini öpüp bayram harçlığı alması, ailece yapılan kahvaltılar ve akraba ziyaretleri; çocuğun kendisini ailesine ve kültürüne ait hissetmesini destekleyen önemli sosyal yaşantılar arasında yer alır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırıyor! </strong></p>

<p>Geleneklerin çocukluk döneminde öğrenilmesinin önemli olduğunu aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Gelenek, bir toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan değerler, alışkanlıklar ve davranış kalıpları bütünüdür. Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırır, toplumsal düzenin sürdürülmesine katkı sağlar.” dedi.</p>

<p>Çocukluk döneminin, kimlik gelişiminin ve sosyal öğrenmenin yoğun olduğu dönemlerden biri olduğunu hatırlatan Aytop, “Tekrarlayan aile ritüelleri ve kültürel uygulamalar; çocuğun yaşamı daha düzenli ve öngörülebilir algılamasına katkı sağlar. Bu öngörülebilirlik, çocuğun duygusal güvenlik geliştirmesini destekler. Ayrıca gelenekler; çocukların sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve iletişim gibi sosyal becerileri gözlem ve deneyim yoluyla içselleştirmesine katkı sağlar. Geleneklerin hiç ya da yetersiz aktarılması durumunda çocukta sosyal kimlik gelişimi ve duygusal güven gibi alanlarda sınırlılıklar görülebileceği dikkate alınmalıdır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğreniyor!</strong></p>

<p>Büyüklerle geçirilen zamanın, çocukların sosyal becerilerinin gelişiminde önemli bir rol oynadığına işaret eden Aytop, şöyle devam etti:</p>

<p>“Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğrenirler. Bu süreçte ebeveynler ve aile büyükleri güçlü sosyal modeller olarak işlev görür. Çocuğun gelişim düzeyine uygun şekilde ev içi sorumluluklara katılması da önemlidir. Sofra hazırlığına yardım etme ve günlük rutinleri birlikte yürütme gibi deneyimler; sorumluluk bilincinin gelişmesini destekler. Aynı zamanda iş birliği yapma ve aidiyet geliştirme becerilerine katkı sağlar. Büyüklerle kurulan sağlıklı ilişkiler, iletişim becerilerinin gelişimini destekler. Yüz yüze etkileşimler kelime dağarcığını genişletir, kendini ifade etme becerisini güçlendirir ve sosyal iletişim kurallarının öğrenilmesine katkı sağlar.</p>

<p>Kuşaklararası etkileşimler empati ve duygu düzenleme açısından da önem taşır. Farklı yaş gruplarındaki bireylerin yaşam deneyimlerini gözlemlemek, çocuğun bakış açısı geliştirmesine yardımcı olur. Aile büyüklerinden dinlenen yaşam deneyimleri ve gelenekler çocuğun aidiyet duygusunu ve kimlik gelişimini destekler.”</p>

<p><strong>Bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimleri!</strong></p>

<p>Dijitalleşmenin arttığı günümüzde, çocukların etkileşimlerinin giderek daha fazla ekranlar üzerinden gerçekleştiğini dile getiren Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu durum, yüz yüze etkileşimlerin azalmasına yol açabiliyor.” dedi.</p>

<p>Kuşaklararası temasın azalmasının sosyal bağların çeşitliliğini sınırlayabileceği uyarısını yapan Aytop, “Bu noktada bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Aile bireyleriyle fiziksel bir araya gelme, ziyaretleşme ve birlikte zaman geçirme; çocukların sosyal etkileşim repertuvarını zenginleştiren özel bir alan sunar. Bu deneyimlerin sınırlı kalması ise aidiyet hissi açısından bazı gelişimsel alanların daha zayıf deneyimlenmesine yol açabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Anlatımlar, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur ancak tek başına yeterli değil!</strong></p>

<p>Ebeveynlerin bayram kültürünü çocuklara aktarırken en etkili yaklaşımın, yaşantısal deneyimi merkeze alan bir tutum olduğunu vurgulayan Emine Akın Aytop, “Çocuklar değerleri ve kültürel ritüelleri çoğunlukla gözlem ve tekrar eden deneyimler yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramın; ziyaretleşme, bayramlaşma, paylaşma ve aile büyükleriyle bir araya gelme gibi boyutlarına çocuğun dahil edilmesi önem taşır.” dedi.</p>

<p>Anlatımın ise bu yaşantıyı anlamlandıran tamamlayıcı bir unsur olduğu bilgisini veren Aytop, “Ebeveynin bayramın anlamını açıklaması ve geleneklerin neden önemli olduğunu sade bir dille ifade etmesi, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur. Ancak tek başına anlatım genellikle sınırlı kalır. Aile içi bağlar açısından bayram deneyimleri, kaliteli ortak zaman geçirme ve yüz yüze etkileşim yoluyla ilişkisel yakınlığın güçlenmesine katkı sağlar. Birlikte geçirilen bu zamanlar, aile bireyleri arasında aidiyet hissinin pekişmesine olanak tanır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Yüz yüze etkileşimin azalması, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir!</strong></p>

<p>Bayramların ‘tatile dönüşmesi’nin kültürel açıdan modern yaşamın getirdiği bir dönüşüm olarak ele alınabileceğini ifade eden Aytop, “Bu süreç, bir yandan bayramların geleneksel ritüellerinden uzaklaşma eğilimini beraberinde getirirken, diğer yandan aileyle bir araya gelme ve dinlenme ihtiyacına da karşılık verebilir.” dedi.</p>

<p>Kültürel açıdan en belirgin sınırlılığın, bayramın yalnızca bir tatil zamanına indirgenmesiyle birlikte yüz yüze etkileşim boyutunun zayıflaması olduğunu aktaran Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Özellikle çocuklar açısından bu durum, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir. Bayram vesilesiyle çocuklara aktarılması gereken en önemli gelenekler, bayramlaşma, akraba ziyaretleri ve paylaşma kültürüdür. Çocuğun büyüklerle yüz yüze iletişim kurması; nezaket, saygı ve sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine katkı sağlar. Paylaşma ve ikram kültürü ise çocukta cömertlik, empati ve sosyal karşılıklılık duygusunun gelişmesini destekler. Aile içi birlikte zaman geçirme ve ritüeller de çocuğun aidiyet duygusunu güçlendirir. Bu geleneklerin korunmasının temel nedeni, çocukların bu değerleri çoğunlukla yaşantı içinden öğreniyor olmasıdır. Bayramlar bu açıdan, kültürel değerlerin davranışa dönüştüğü doğal sosyal öğrenme alanlarından biridir.” </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 May 2026 12:03:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-1779959011.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenmeye dikkat çekildi;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kurban-bayraminda-saglikli-beslenmeye-dikkat-cekildi-12519</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kurban-bayraminda-saglikli-beslenmeye-dikkat-cekildi-12519</guid>
                <description><![CDATA[Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam farkındalığını artırmak amacıyla Anne Şehir Merkezleri aracılığıyla vatandaşlara rehberlik etmeye devam ediyor. Kurban Bayramı öncesinde dengeli beslenme, porsiyon kontrolü ve sağlıklı tüketim alışkanlıklarına yönelik önemli bilgilendirmelerde bulunan Büyükşehir diyetisyeni Buse Haldız,”Yeni kesilen etin hemen tüketilmesi sindirim problemlerine yol açabilir. Bu sebeple etin buzdolabında 12 ila 24 saat arasında dinlendirilmesi gerekiyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”><b>BÜYÜKŞEHİR DİYETİSYENİ UYARDI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Anne Şehir Merkezleri’nde görev yapan diyetisyen Buse Haldız, Kurban Bayramı’nda artan tatlı ve et tüketimi için öğün dengeleme ve tüketim miktarı konularında vatandaşlara önerilerde bulundu. Diyetisyen Haldız, “Yeni kesilen etin hemen tüketilmesi sindirim problemlerine yol açabilir. Kesim sonrası kas yapısının sert olmasından kaynaklı bu durum hazımsızlık, şişkinlik ve mide rahatsızlıklarına neden olabilir. Bunun için en sağlıklı yöntem, etin buzdolabında 12 ila 24 saat dinlendirilmesi. Bu süreçle et daha yumuşak ve sindirilebilir hale gelir” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”><b>KAVURMA TÜKETİMİNE DİKKAT</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”>Bayram sabahlarının vazgeçilmezi olan kavurmanın kontrollü tüketilmesi gerektiğini belirten Haldız, küçük porsiyonların tercih edilmesini önerdi. Kavurmanın yanında domates, salatalık, roka ve maydanoz gibi sebzelerin tüketilmesinin sindirimi desteklediğini ifade eden Haldız, günün diğer öğünlerinde daha hafif beslenmenin önemli olduğunu da kaydetti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”><b>KRONİK HASTALIĞI OLANLARA ÖZEL UYARI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”>Diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalığı bulunan bireylerin bayram boyunca daha dikkatli beslenmesi gerektiğini vurgulayan Haldız, özellikle aşırı et, tuz ve şerbetli tatlı tüketiminden kaçınılması gerektiğini belirtti. Şeker hastalarının öğün atlamaması gerektiğini ifade eden Haldız, hipertansiyon hastaları için az tuzlu pişirme yöntemlerinin tercih edilmesini önerdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”><b>ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR HASSAS GRUP</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”>Bayram döneminde çocuklar ve yaşlıların beslenme açısından daha hassas olduğunu belirten Haldız, çocuklarda aşırı şeker tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Yaşlı bireylerde ise hazımsızlık, tansiyon yükselmesi ve kan şekeri dalgalanmalarının sık görüldüğünü belirten Haldız, ağır ve yağlı yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”><b>EN SAĞLIKLI PİŞİRME YÖNTEMLERİNİ AÇIKLADI</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”>Et pişirme yöntemleri hakkında da bilgi veren Haldız, “En sağlıklı pişirme yöntemi haşlamadır. Etin kendi suyuyla pişmesi sağlanır. Ekstra yağ gerektirmez, sindirimi kolaydır. Daha sonra fırında pişirme ve ızgara gelir. Kızartma ve aşırı yağda pişirme, yüksek ısıda istemediğimiz pişirme yöntemleridir” diyerek, vatandaşlara daha kolay sindirilebilir önerilerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”><b>“ET MUTLAKA SEBZE İLE DENGELENMELİ”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”line-height:normal”>Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketiminin arttığını hatırlatan Haldız,“Etin yanında sebze ve lifli gıdaların tüketilmesi hem sindirim sistemi hem de genel sağlık açısından oldukça önemlidir. Özellikle Kurban Bayramı gibi kırmızı et tüketiminin arttığı dönemlerde öğünlerin mutlaka sebzelerle dengelenmesi gerekir. Lifli besinler midenin boşalmasını yavaşlatır, daha uzun süre tokluk yapar, kolesterol dengesine ise katkı sağlar” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:start”><span style=”font-size:small”><span style=”color:#222222”><span style=”font-family:Arial, Helvetica, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”> </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 May 2026 12:49:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/kurban-bayraminda-saglikli-beslenmeye-dikkat-cekildi-1779875353.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Bayramı’nda et tüketiminde denge şart!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kurban-bayraminda-et-tuketiminde-denge-sart-12506</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kurban-bayraminda-et-tuketiminde-denge-sart-12506</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, Kurban Bayramı’nda kırmızı et ve sakatat tüketiminde porsiyon kontrolü, doğru pişirme ve sindirim sistemini koruyacak beslenme yöntemleri hakkında önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Kırmızı et tüketiminde gün içindeki denge korunmalı!</strong></p>

<p>Kurban Bayramı’nın, paylaşmanın ve bir araya gelmenin en kıymetli zamanlarından biri olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu özel dönemde kırmızı et tüketiminin artması kaçınılmazdır; ancak önemli olan miktardan çok gün içindeki dengeyi koruyabilmektir.” dedi.</p>

<p>Gün boyunca sadece et ağırlıklı beslenmenin, kısa sürede sindirim sistemini zorlayabileceğine ve metabolik dengeyi olumsuz etkileyebileceğine değinen İspiroğlu, “Yetişkin bir birey için günlük ortalama 120-150 gram pişmiş kırmızı et tüketimi yeterlidir. Gün içinde birden fazla öğünde et tüketilecekse porsiyonlar küçültülmeli; mutlaka sebze, salata veya yoğurt gibi besinlerle denge sağlanmalıdır. Sadece et ağırlıklı beslenmek lif alımını azaltarak bağırsak hareketlerini yavaşlatırken; aynı zamanda vücudu susuz bırakabilir ve sindirim sistemini zorlayabilir. Aynı gün içinde sık aralıklarla et tüketmek de beklenenden daha fazla sindirim yükü oluşturabilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Dinlendirilmeden tüketilen et sindirimi zorlaştırabilir!</strong></p>

<p>Kurban etinin kesim sonrası hemen poşetlenmemesi ve üst üste yığılmaması gerektiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Etler öncelikle serin, temiz ve hava alabilen bir ortamda ilk sıcaklığını atacak şekilde bekletilmeli; ardından buzdolabında dinlendirilmelidir. Henüz sıcaklığını kaybetmeden kapalı ortama alınan etlerde terleme ve buna bağlı bakteri üremesi riski artabilir.” dedi.</p>

<p>Dinlendirme sürecinin en az 24 saat olması gerektiğine vurgu yapan İspiroğlu, “Bu süreç tamamlanmadan tüketilen et daha sert olur ve sindirimi zorlaşabilir. Dinlendirme sonrası tüketilmeyecek etler, günlük kullanım miktarlarına göre porsiyonlanarak derin dondurucuya alınmalıdır. Donmuş etler oda sıcaklığında değil; buzdolabında çözündürülmeli ve çözüldükten sonra tekrar dondurulmamalıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sakatatlar, yüksek kolesterol ve purin içeriğine sahip!</strong></p>

<p>Sakatat tüketiminde en sık gözden kaçan riskler hakkında da bilgi veren İspiroğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Sakatatlar; özellikle karaciğer ve böbrek gibi organ etleri, yüksek kolesterol ve purin içeriğine sahiptir. Bu nedenle kalp-damar hastalığı, gut ve kolesterol yüksekliği olan bireylerin tüketimi sınırlandırması gerekir. Ayrıca sakatatlar hijyen açısından daha hassas ürünlerdir; güvenilir kaynaklardan temin edilmeli ve yeterli süre, uygun sıcaklıkta pişirilmelidir.”</p>

<p><strong>Etin pişirme yöntemi en az miktarı kadar önemli!</strong></p>

<p>Etin yıkanmasının çoğu zaman hijyenik bir uygulama olarak düşünülse de doğru olmadığına işaret eden İspiroğlu, “Çiğ et yıkandığında mikroorganizmalar, su sıçramasıyla mutfak yüzeylerine ve diğer besinlere yayılabilir. Bu nedenle et yıkanmamalı; hijyen, doğru pişirme ve mutfak ekipmanlarının temizliği ile sağlanmalıdır. Çiğ etle temas eden yüzeylerin ayrı tutulması ve iyi temizlenmesi büyük önem taşır.” dedi.</p>

<p>Etin pişirme yönteminin en az miktarı kadar önemli olduğunu kaydeden İspiroğlu, “Kızartma ve yoğun yağlı kavurmalar yerine ızgara, fırınlama veya haşlama yöntemleri tercih edilmeli. Yüksek ısıda ve doğrudan ateşle temas ederek pişirilen etlerde besin kaybı artabilir ve istenmeyen bileşikler oluşabilir. Etin kendi yağıyla pişirilmesi yeterlidir; ekstra yağ eklenmesi gereksiz kalori alımına yol açar.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Amaç kusursuz beslenmek değil; genel dengeyi sürdürebilmek!</strong></p>

<p>Aynı gün içinde hem yağlı et yemeklerinin hem de şerbetli tatlıların yoğun tüketilmesinin, kan şekeri ve sindirim sistemi üzerinde yük oluşturabileceği uyarısını yapan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu durum özellikle diyabet ve insülin direnci olan bireylerde daha belirgin etkiler yaratabilir. Tatlı tüketilecekse porsiyonlar küçük tutulmalı; mümkünse sütlü veya meyveli alternatifler tercih edilmeli.” dedi.</p>

<p>Bu tür bir öğün sonrası dengeyi sağlamak için gün içinde su tüketiminin artırılmasını öneren İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Yemek sonrasında yapılacak 20-25 dakikalık hafif yürüyüş de sindirimi destekleyebilir. Şişkinlik veya hazımsızlık hissedildiğinde zencefil, rezene veya nane gibi bitki çayları tercih edilerek sindirim sistemi rahatlatılabilir.</p>

<p>Bayram süresince birkaç gün yapılan beslenme değişiklikleri tek başına kalıcı kilo artışı oluşturmaz. Ancak gün boyu kontrolsüz tüketim bu süreci hızlandırabilir. Gün içinde en az bir öğünü sebze ağırlıklı planlamak; yeterli su tüketmek ve yemek sonrası kısa yürüyüşler yapmak dengeyi korumaya yardımcı olur. Amaç kusursuz beslenmek değil; genel dengeyi sürdürebilmektir.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 May 2026 16:35:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/kurban-bayraminda-et-tuketiminde-denge-sart-1779802535.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda et tüketimi günlük 150 gramı geçmemeli!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bayramda-et-tuketimi-gunluk-150-grami-gecmemeli-12504</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bayramda-et-tuketimi-gunluk-150-grami-gecmemeli-12504</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, Kurban Bayramı’nda sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, Kurban Bayramı’nda sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>Günlük pişmiş et tüketimi 100-150 gram civarında olmalı</strong></p>

<p>Kurban Bayramı’nda sağlıklı kalmak ve sindirim sorunları yaşamamak için günlük et tüketim miktarına dikkat etmek gerektiğini ifade eden<strong> </strong>Beslenme Uzm.<strong> </strong>Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Yetişkin bir birey için günlük et tüketimi 100-150 gram (pişmiş ağırlık) civarında olmalıdır. Kalp-damar sağlığı ve böbrek fonksiyonları dikkate alındığında et tüketimi daha sınırlı miktarda (örneğin 70-100 gram) olmalıdır.” dedi.</p>

<p>Etin pişirme yönteminin sağlık üzerindeki etkilerine de değinen Kübra Şahin, özellikle Kurban Bayramı gibi et tüketiminin yoğun olduğu dönemlerde doğru pişirme yöntemlerinin önem kazandığını ifade etti.</p>

<p><strong>Fırında pişirme besin değerini koruyor</strong></p>

<p>Haşlama yönteminin düşük kalorili olması ve sindirimi kolaylaştırması dolayısıyla önerildiğini kaydeden Şahin, yağın bir kısmının suya geçmesi sayesinde etin yağ oranının da azaldığını, fırında pişirmenin ise besin değerini büyük ölçüde koruduğunu ve ek doymuş yağ kullanılmadan sağlıklı pişirme imkânı sunduğunu belirtti. Şahin, ancak aşırı yüksek sıcaklıkta pişirmenin besin kaybına ve zararlı bileşiklerin oluşumuna neden olabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Kavurma ve kızartma yöntemlerine karşı da uyarılarda bulunan Beslenme Uzm. Kübra Şahin, “Kavurma sindirimi zorlaştırabilir. Yüksek doymuş yağ ve kolesterol içeriği nedeniyle kalp-damar hastalıkları riskini artırabilir. Kızartmada ise yağ emilimi yüksek olduğu için kalori ve doymuş yağ miktarı artar, sindirim sistemi zorlanabilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesi sağlık açısından çeşitli riskler taşıyor</strong></p>

<p>Şahin, Kurban Bayramı’nda yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesinin sağlık açısından çeşitli riskler taşıdığına dikkat çekti. Etin kesim sonrası mutlaka dinlendirilmesi gerektiğini belirten Şahin, erken tüketimin hem sindirim sistemi sorunlarına hem de gıda güvenliği risklerine yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Yeni kesilmiş etin hayvan kesildikten sonra kasılıp sertleştiğini ifade eden Beslenme Uzm. Kübra Şahin, “Hemen tüketilen et serttir, çiğnenmesi ve sindirimi zordur. Bu durum şişkinlik, mide ağrısı, hazımsızlık, reflü ve gastrit şikayetlerinin artmasına neden olabilir.” dedi.</p>

<p><strong>Et buzdolabında 12-24 saat dinlendirilmeli</strong></p>

<p>Etin buzdolabında 12-24 saat dinlendirilmesinin önemine vurgu yapan Şahin, “Dinlendirilen etin kas lifleri gevşer, daha yumuşak ve lezzetli hale gelir. Aynı zamanda sindirimi kolaylaşır. Ayrıca mikrobiyolojik açıdan da daha güvenli olur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Hijyen koşullarına dikkat edilmemesi halinde ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini kaydeden Şahin, “Uygun hijyen sağlanmazsa, taze ve ısısı düşmemiş et bakteri üremesi için uygun ortam oluşturabilir. Özellikle saklama koşulları uygun değilse ishal, mide bulantısı gibi gıda zehirlenmeleri görülebilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Sebzeler sindirim sistemi için önemli bir destek sağlıyor</strong></p>

<p>Kurban Bayramı’nda yalnızca et tüketimine değil, yanında tercih edilen besinlere de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Beslenme Uzm. Şahin, kırmızı etin protein ve yağ açısından zengin olmasına rağmen lif, C vitamini ve karbonhidrat bakımından yetersiz olduğunu söyledi.</p>

<p>Sebzelerin sindirim sistemi için önemli bir destek sağladığını ifade eden Şahin, “Sebzeler lif kaynağıdır. Sindirim sistemini destekler, bağırsak hareketlerini düzenler. Aynı zamanda antioksidan, vitamin ve mineral açısından da zengindir.” dedi.</p>

<p>Tam tahıllı ürünlerin önemine de değinen Şahin, “Tam buğday ekmeği ve bulgur pilavı gibi tam tahıllar karbonhidrat kaynağıdır. Enerji sağlar, kan şekerini dengede tutar ve lif içerikleri sayesinde etle birlikte daha uzun süre tokluk hissi oluşturur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Yoğurt, ayran ve kefir sindirim sisteminin daha rahat çalışmasını sağlıyor</strong></p>

<p>Fermente süt ürünlerinin de sindirimi desteklediğini kaydeden Beslenme Uzm. Şahin, “Yoğurt, ayran ve kefir gibi probiyotik içeren besinler sindirim sisteminin daha rahat çalışmasına katkı sağlar.” dedi.</p>

<p>C vitamini içeren besinlerin etle birlikte tüketilmesinin faydalı olduğunu belirten Şahin, “Limonlu salata, domates, yeşil biber, maydanoz, portakal ve nar gibi C vitamini kaynakları, kırmızı ette bulunan demirin emilimini artırır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Çocuklar yaklaşık 50-100 gram arasında et tüketmeli</strong></p>

<p>Şahin, Kurban Bayramı’nda özellikle çocuklar ve yaşlıların et tüketiminde daha dikkatli olunması gerektiğini belirterek, porsiyon kontrolü ve doğru pişirme yöntemlerinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Çocukların yaşlarına ve gelişim durumlarına göre daha az miktarda et tüketmesi gerektiğini ifade eden Öğr. Gör. Şahin, “Çocuklar yaklaşık 50-100 gram arasında et tüketmelidir. Etin hazırlanışında haşlama, fırında veya buharda pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. Kızartmalardan ve çok yağlı kavurmalardan kaçınılmalıdır.” dedi.</p>

<p>Çocuklarda bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmediğini vurgulayan Şahin, “Bu nedenle etin iyi pişmiş olması çok önemlidir. Et küçük parçalara ayrılarak tüketilmeli, yanında sebze, yoğurt ve tam tahıllı besinlerle dengeli bir öğün oluşturulmalıdır.” diye konuştu. </p>

<p><strong>Yaşlılar için et yumuşak ve kolay çiğnenebilir şekilde hazırlanmalı</strong></p>

<p>Yaşlı bireylerde ise kalp-damar sağlığı ve böbrek fonksiyonlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Şahin, “Yaşlılar et tüketimini daha sınırlı miktarda, yaklaşık 70-100 gram arasında tutmalıdır. Et yumuşak ve kolay çiğnenebilir şekilde hazırlanmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p>Kavurma ve kızartma gibi ağır pişirme yöntemlerinden kaçınılması gerektiğini kaydeden Beslenme Uzm.  Şahin, “Tansiyon problemleri nedeniyle aşırı tuz kullanımından uzak durulmalıdır. Yaşlılarda mide asidi azalır. Bu nedenle sert, yağlı ve yoğun baharatlı etler sindirim sorunlarına yol açabilir.” dedi.</p>

<p><strong>Kabızlık, hazımsızlık, şişkinlik, mide ağrısı, kramp görülebilir</strong></p>

<p>Bayramda aşırı et tüketiminin sindirim sistemi üzerinde çeşitli olumsuz etkiler oluşturabileceğini ifade eden Öğr. Gör. Şahin, “Kabızlık, hazımsızlık, şişkinlik, mide ağrısı, kramp ve bağırsak hareketlerinde yavaşlama gibi sorunlar görülebilir.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Bu etkileri azaltmak için lifli besinlerin artırılması gerektiğini belirten Şahin, “Yeterli su tüketmek, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden uzak durmak, porsiyon kontrolü yapmak, yemek sonrası hafif yürüyüşler gerçekleştirmek ve probiyotik besinler tüketmek sindirim sistemini rahatlatacaktır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Fiziksel aktivitenin önemine de değinen Şahin, “Hafif yürüyüşler sindirim sistemini hızlandırarak mide ve bağırsakların daha iyi çalışmasını sağlar, kabızlık riskini azaltır. Ayrıca metabolizmayı destekler, kan dolaşımını artırır, krampları ve şişkinliği hafifletir.” dedi.</p>

<p>Su tüketiminin de bayram döneminde ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Beslenme Uzm. Kübra Şahin, “Su tüketimi mide ve bağırsaklarda besinlerin çözülmesine ve emilmesine yardımcı olur. Lifli besinlerin bağırsakta hareketini kolaylaştırır, kabızlığı önler, vücudu detoksifiye eder ve mideyi rahatlatır.” Şeklinde sözlerini tamamladı. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 May 2026 16:35:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/bayramda-et-tuketimi-gunluk-150-grami-gecmemeli-1779802519.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şizofreni kontrol altına alınabilen bir hastalık!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-12439</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-12439</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, 24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü kapsamında, şizofreninin belirtileri, nedenleri, tedavi yöntemleri, aile desteği ve toplumsal damgalanma hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Şizofreni, algı ve davranışları etkileyen bir beyin hastalığı!</strong></p>

<p>Şizofreninin, beynin işleyişini etkileyen ciddi bir psikiyatrik hastalık olarak tanımlandığını ifade eden Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Halk arasında çoğu zaman ‘akıl hastalığı’ olarak bilinse de, temel olarak kişinin düşünce, algı ve davranış bütünlüğünü bozan bir beyin hastalığıdır. Hastalık; gerçek dışı inançlar (hezeyanlar), çevresel algıda bozulma ve işlevsellik kaybı ile kendini gösterebilir.” dedi.</p>

<p>Şizofreni hastalarında en sık görülen belirtilere değinen Prof. Dr. Erkmen, “Kişinin kendisine zarar verileceğine inanması, takip edildiğini düşünmesi ya da kendisini son derecede önemli bir kişi olarak görmesi belirtiler yer alır. Bu düşünceler zamanla kişinin sosyal yaşamdan uzaklaşmasına, işini, eğitimini bırakmasına ve içe kapanmasına yol açabilir. Bazı vakalarda saldırgan davranışlar görülse de, bu durum hastalığın genel karakteristiği değildir. Aksine araştırmalar, şizofreni hastalarının toplumda sanıldığı kadar yüksek oranda şiddet eğilimi göstermediğini ortaya koyuyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Şizofrenide genetik yatkınlık önemli bir risk faktörü!</strong></p>

<p>Şizofreninin erkeklerde kadınlara oranla daha sık görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Uzmanlara göre bunun nedenlerinden biri, kadınlarda östrojen hormonunun menopoz dönemine kadar koruyucu bir etki göstermesi. Menopoz sonrası dönemde bu koruyucu etkinin azalmasıyla kadınlarda hastalık riski artabilmekte.” dedi.</p>

<p>Şizofreninin kesin nedeninin tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik yatkınlığın önemli bir rol oynadığının kabul edildiğini kaydeden Prof. Dr. Erkmen, “Ailede şizofreni öyküsü bulunan bireylerde riskin daha yüksek olduğu gözlemleniyor. Bunun yanında çevresel faktörlerin, özellikle travmatik yaşam olaylarının ve ağır stres durumlarının hastalığın ortaya çıkışını tetikleyebileceği düşünülüyor. Ancak çevresel etkilerin rolü hâlen araştırılıyor.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Tedavinin bırakılması hastalığın tekrarlamasına yol açabilir!</strong></p>

<p>Şizofreni tedavisinde temel yaklaşımın ilaç tedavisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu tedavi genellikle uzun süreli devam eder. Hastalığın kontrol altına alınabilmesi için ilaçların düzenli kullanılması büyük önem taşır. Belirtiler düzelse bile tedavinin kendi kendine sonlandırılması, hastalığın tekrarlamasına neden olabilir. İlaç tedavisinin yanı sıra rehabilitasyon çalışmaları da tedavinin önemli bir parçasıdır. Hastaların sosyal hayata kazandırılması, iş becerilerinin geliştirilmesi ve toplum içinde bağımsız yaşayabilmeleri için çeşitli programlar uygulanır. Sanat ve müzik gibi alanların da rehabilitasyon sürecine olumlu katkı sağladığı biliniyor.</p>

<p>Günümüzde uzun etkili enjeksiyon tedavileri de kullanılabiliyor. Aylık, üç aylık ve hatta altı aylık iğneler sayesinde ilaç takibi kolaylaşıyor ve tedavi uyumu artıyor. Ancak her hastanın bu tedavilere yanıtı farklı olabileceği için kişiye özel planlama yapılması gerekiyor.”</p>

<p><strong>Şizofreni tedavisinde aile desteği en kritik unsurlardan biri!</strong></p>

<p>Şizofreni hastalarının toplumdan tamamen izole edilmesi gerekmediğine işaret eden Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Uygun tedavi ve destekle birçok hasta eğitim hayatına devam edebilir ve çalışabilir. Bazı ülkelerde hastalar, daha kısa çalışma saatleri ve destekleyici iş ortamlarıyla üretken yaşamlarını sürdürebiliyor. Türkiye’de de benzer şekilde çalışan şizofreni hastaları bulunuyor.” dedi.</p>

<p>Şizofreni gibi kronik hastalıklarda aile desteğinin tedavinin en kritik unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erkmen, “Ailelerin en önemli sorumluluğu, hastanın düzenli olarak doktora gitmesini sağlamak ve ilaç kullanımını takip etmektir. İlaçların aksatılması, hastalığın yeniden alevlenmesine yol açabilir. Ailelerin dikkat etmesi gereken erken belirtiler arasında; kişinin giderek içine kapanması, sosyal uyumunun bozulması, okul veya iş performansında belirgin düşüş, çevresine karşı kuşkucu düşünceler geliştirmesi yer alır. Bu tür belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden uzman desteği alınması önemlidir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Damgalama, hastaların tedaviye erişimini ve topluma uyumunu zorlaştıran önemli bir sorun!</strong></p>

<p>Şizofreni kelimesi toplumda çoğu zaman yanlış ve damgalayıcı bir şekilde kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Bu durum hem hastaları hem de ailelerini olumsuz etkiliyor. Uzmanlara göre psikiyatrik tanıların bir ‘etiket’ olarak kullanılmaması, hastalığın bir sağlık sorunu olduğunun kabul edilmesi gerekir. Damgalama, hastaların tedaviye erişimini ve topluma uyumunu zorlaştıran önemli bir sorun.” dedi.</p>

<p>Şizofreninin bazı hastalarda tamamen iyileşmese de, büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Erkmen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Erken tanı ve düzenli tedavi ile birçok hasta sosyal yaşamına dönebilir, iş ve aile hayatını sürdürebilir. Güncel psikiyatri yaklaşımı, hastalığı tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade, bireyin yaşam kalitesini artırmaya ve işlevselliğini korumaya odaklanır.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 May 2026 23:51:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-1779569468.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’nin lezzetleri Karşıyaka’da buluştu</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/turkiyenin-lezzetleri-karsiyakada-bulustu-12412</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/turkiyenin-lezzetleri-karsiyakada-bulustu-12412</guid>
                <description><![CDATA[Karşıyaka’da düzenlenen Memleketimin Eli Yemek Yarışması, Anadolu’dan Balkanlar’a uzanan eşsiz lezzet hikayelerini festival coşkusuyla tek bir çatıda buluşturdu. Cordelion Mutfak Sanatları Merkezi’nde yoğun bir vatandaş katılımıyla gerçekleşen etkinlik, yarışmanın yanı sıra söyleşiler, sergiler ve atölyelerle tam bir kültürel hafıza şölenine dönüştü.

Karşıyaka Kent Konseyi ve Karşıyaka Belediyesi tarafından ‘Türkiye Bu Sofrada’ temasıyla, düzenlenen Memleketimin Eli Yemek Yarışması gastronomi ve kültür meraklılarını Cordelion Mutfak Sanatları Merkezi’nde bir araya getirdi. Vestel’in katkılarıyla gerçekleştirilen yarışmada, ön eleme aşamasında yarışmacıların hazırladıkları yemekleri ve bu yemeklerin hikayelerini anlatan videolar titizlikle incelendi. Değerlendirmelerin ardından finale kalmaya hak kazanan isimler, Cordelion Mutfak Sanatları Merkezi’nin profesyonel mutfağında jüri karşısına çıktı. Vatandaşlardan yoğun ilgi gören etkinliğe Karşıyaka Belediye Başkan Vekili Kenan Kahraman ile Belediye Başkan Yardımcıları Murat Ilgın, Aykut Kolatar, Tolga Duman, Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Şükran Amcalar da katılarak yarışmacıların heyecanına ortak oldu.
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Karşıyaka Kent Konseyi Genel Sekreteri Sema İzgür, “Yoğun ama nitelikli çalışmalarla, etkinliklerle dolu bir dönemi daha geride bırakıyoruz. Konseyin resmen kurulduğu 2005’ten bu yana 21 yıldır her dönem olduğu gibi bu dönemde de kente değer katan çalışmalara imza attık. İlk kez gerçekleştireceğimiz Memleketimin Eli Yemek Yarışması da bu örneklerden biri. Bugün burada olan, çalışmalarımıza katkı sunan herkese teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

KADİM LEZZETLER, HİKAYELERİYLE TANITILDI
Yarışmanın jüri koltuğunda Gazeteci-Yazar Nedim Atilla, Fotoğraf Sanatçı Lütfü Dağtaş, Ege Üniversitesi Süt Teknolojisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cem Karagözlü, Doktor Öğretim Üyesi Derya Saygılı ve Gastro Şef Günay Kıraç yer aldı. Makedonya’dan babaannemin boboları, Tokat’tan kabak kabuğu yemeği, Eskişehir’den mercimekli haşhaşlı börek, Bitlis’ten gari aşı, Şanlıurfa’dan pendirli helva, Kayseri’den madımak, İzmir’den enginar dolması, Antalya’dan filiz aşı ve Arnavutluk’tan pirinçli böreğin yarıştığı finalde katılımcılar, hazırladıkları tabakları geleneksel sunumlar eşliğinde jüriye sunarak lezzetlerin arkasındaki hikayeleri paylaştı. Jürinin yaptığı hassas değerlendirmeler sonucunda, zeytinyağlı zarafetiyle enginar dolmasını hazırlayan Elvan Yalçın birincilik ödülünün sahibi olurken; Eskişehir yöresine ait mercimekli haşhaşlı börek ile Filiz Tözün ikinciliğe, Şanlıurfa mutfağından peynirli helva ile katılan Mine Mutlu ise üçüncülüğe layık görüldü. Dereceye giren yarışmacılara hava temizleyici, ekmek kızartma makinesi ve blenderdan oluşan hediyeler takdim edilirken, yarışmaya katılan tüm katılımcılara da Kent Konseyi kurslarında hazırlanan el emeği göz nuru ürünler hediye edildi.

FESTİVAL TADINDA ORGANİZASYON
Mutfak yarışmasının yanı sıra festival atmosferinde geçen etkinlik alanında, sivil toplum kuruluşlarının stantları ve atölyeler yoğun ilgi gördü. Ziyaretçiler; yardım dernekleri, vakıflar, kahve stantları ile kadın emeği sergilerini, cam mozaik çalışmalarını inceleme fırsatı buldu. Resim ve keçe atölyeleri alana renk katarken, büyükannelerden miras kalan atasözleri ve deyimlerin asıldığı kültürel hafıza panosu da büyük beğeni topladı. Karşıyaka Belediye Orkestrası Trio Grubu’nun müzik dinletisi sunduğu organizasyonda; kişisel gelişim, doğru nefes teknikleri ve geleneksel Türk mutfağında sağlıklı beslenme konularında bilgilendirici söyleşiler vatandaşlarla buluşturuldu. Ayrıca, Cordelion Mutfak Sanatları Merkezi’nde ziyaretçilerini ağırlayan Koleksiyoner Vitali Franco’nun ‘Çaya Kaç Şeker’ sergisi de vatandaşlardan yoğun ilgi gördü.

“TÜRKİYE’NİN GERÇEK ZENGİNLİĞİ”
Karşıyaka Kent Konseyi Başkanı Dilek Karcı, “Karşıyaka Kent Konseyi olarak, ’Türkiye Bu Sofrada’ diyerek ilk kez böylesine anlamlı bir kültür ve lezzet yolculuğuna çıktık. Yola çıkarken beklentimiz İzmir ve Ege Bölgesi genelindeydi ancak yurdun dört bir yanından geleneksel tariflerin ve o lezzetlerin arkasındaki eşsiz hikayelerin burada buluştuğunu görmek bizlere çok büyük bir gurur verdi. Bu muhteşem çeşitlilik, Türkiye’nin gerçek zenginliğini yansıtıyor. Karşıyaka Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyemiz ve Kültür Sanat Koordinatörü Semih Türetken, yarışmamızın fikir yaratıcıları konseyimizin Kültür, Sanat ve Gelişim Projeleri Çalışma Grubu Başkanı Begüm Ertaş İncekara ve yürütme kurulu üyeleri başta olmak üzere; bu sofraya sevgisini ve emeğini katan tüm katılımcılarımıza, değerli jürimize, Karşıyaka Belediyesi’ne ve bu coşkuya ortak olan tüm vatandaşlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><b>Karşıyaka’da düzenlenen Memleketimin Eli Yemek Yarışması, Anadolu’dan Balkanlar’a uzanan eşsiz lezzet hikayelerini festival coşkusuyla tek bir çatıda buluşturdu. Cordelion Mutfak Sanatları Merkezi’nde yoğun bir vatandaş katılımıyla gerçekleşen etkinlik, yarışmanın yanı sıra söyleşiler, sergiler ve atölyelerle tam bir kültürel hafıza şölenine dönüştü.</b><br />
<br />
Karşıyaka Kent Konseyi ve Karşıyaka Belediyesi tarafından ‘Türkiye Bu Sofrada’ temasıyla, düzenlenen Memleketimin Eli Yemek Yarışması gastronomi ve kültür meraklılarını Cordelion Mutfak Sanatları Merkezi’nde bir araya getirdi. Vestel’in katkılarıyla gerçekleştirilen yarışmada, ön eleme aşamasında yarışmacıların hazırladıkları yemekleri ve bu yemeklerin hikayelerini anlatan videolar titizlikle incelendi. Değerlendirmelerin ardından finale kalmaya hak kazanan isimler, Cordelion Mutfak Sanatları Merkezi’nin profesyonel mutfağında jüri karşısına çıktı. Vatandaşlardan yoğun ilgi gören etkinliğe Karşıyaka Belediye Başkan Vekili Kenan Kahraman ile Belediye Başkan Yardımcıları Murat Ilgın, Aykut Kolatar, Tolga Duman, Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Şükran Amcalar da katılarak yarışmacıların heyecanına ortak oldu.<br />
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Karşıyaka Kent Konseyi Genel Sekreteri Sema İzgür, “Yoğun ama nitelikli çalışmalarla, etkinliklerle dolu bir dönemi daha geride bırakıyoruz. Konseyin resmen kurulduğu 2005’ten bu yana 21 yıldır her dönem olduğu gibi bu dönemde de kente değer katan çalışmalara imza attık. İlk kez gerçekleştireceğimiz Memleketimin Eli Yemek Yarışması da bu örneklerden biri. Bugün burada olan, çalışmalarımıza katkı sunan herkese teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.<br />
<br />
<b>KADİM LEZZETLER, HİKAYELERİYLE TANITILDI</b><br />
Yarışmanın jüri koltuğunda Gazeteci-Yazar Nedim Atilla, Fotoğraf Sanatçı Lütfü Dağtaş, Ege Üniversitesi Süt Teknolojisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cem Karagözlü, Doktor Öğretim Üyesi Derya Saygılı ve Gastro Şef Günay Kıraç yer aldı. Makedonya’dan babaannemin boboları, Tokat’tan kabak kabuğu yemeği, Eskişehir’den mercimekli haşhaşlı börek, Bitlis’ten gari aşı, Şanlıurfa’dan pendirli helva, Kayseri’den madımak, İzmir’den enginar dolması, Antalya’dan filiz aşı ve Arnavutluk’tan pirinçli böreğin yarıştığı finalde katılımcılar, hazırladıkları tabakları geleneksel sunumlar eşliğinde jüriye sunarak lezzetlerin arkasındaki hikayeleri paylaştı. Jürinin yaptığı hassas değerlendirmeler sonucunda, zeytinyağlı zarafetiyle enginar dolmasını hazırlayan Elvan Yalçın birincilik ödülünün sahibi olurken; Eskişehir yöresine ait mercimekli haşhaşlı börek ile Filiz Tözün ikinciliğe, Şanlıurfa mutfağından peynirli helva ile katılan Mine Mutlu ise üçüncülüğe layık görüldü. Dereceye giren yarışmacılara hava temizleyici, ekmek kızartma makinesi ve blenderdan oluşan hediyeler takdim edilirken, yarışmaya katılan tüm katılımcılara da Kent Konseyi kurslarında hazırlanan el emeği göz nuru ürünler hediye edildi.<br />
<br />
<b>FESTİVAL TADINDA ORGANİZASYON</b><br />
Mutfak yarışmasının yanı sıra festival atmosferinde geçen etkinlik alanında, sivil toplum kuruluşlarının stantları ve atölyeler yoğun ilgi gördü. Ziyaretçiler; yardım dernekleri, vakıflar, kahve stantları ile kadın emeği sergilerini, cam mozaik çalışmalarını inceleme fırsatı buldu. Resim ve keçe atölyeleri alana renk katarken, büyükannelerden miras kalan atasözleri ve deyimlerin asıldığı kültürel hafıza panosu da büyük beğeni topladı. Karşıyaka Belediye Orkestrası Trio Grubu’nun müzik dinletisi sunduğu organizasyonda; kişisel gelişim, doğru nefes teknikleri ve geleneksel Türk mutfağında sağlıklı beslenme konularında bilgilendirici söyleşiler vatandaşlarla buluşturuldu. Ayrıca, Cordelion Mutfak Sanatları Merkezi’nde ziyaretçilerini ağırlayan Koleksiyoner Vitali Franco’nun ‘Çaya Kaç Şeker’ sergisi de vatandaşlardan yoğun ilgi gördü.<br />
<br />
<b>“TÜRKİYE’NİN GERÇEK ZENGİNLİĞİ”</b><br />
Karşıyaka Kent Konseyi Başkanı Dilek Karcı, “Karşıyaka Kent Konseyi olarak, ’Türkiye Bu Sofrada’ diyerek ilk kez böylesine anlamlı bir kültür ve lezzet yolculuğuna çıktık. Yola çıkarken beklentimiz İzmir ve Ege Bölgesi genelindeydi ancak yurdun dört bir yanından geleneksel tariflerin ve o lezzetlerin arkasındaki eşsiz hikayelerin burada buluştuğunu görmek bizlere çok büyük bir gurur verdi. Bu muhteşem çeşitlilik, Türkiye’nin gerçek zenginliğini yansıtıyor. Karşıyaka Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyemiz ve Kültür Sanat Koordinatörü Semih Türetken, yarışmamızın fikir yaratıcıları konseyimizin Kültür, Sanat ve Gelişim Projeleri Çalışma Grubu Başkanı Begüm Ertaş İncekara ve yürütme kurulu üyeleri başta olmak üzere; bu sofraya sevgisini ve emeğini katan tüm katılımcılarımıza, değerli jürimize, Karşıyaka Belediyesi’ne ve bu coşkuya ortak olan tüm vatandaşlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 May 2026 22:53:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/turkiyenin-lezzetleri-karsiyakada-bulustu-1779220384.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aile bağlarının güçlü olması nitelikli iletişime bağlı!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli-12256</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli-12256</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, 15 Mayıs Aile Günü kapsamında, aile bağlarının güçlenmesinde iletişim, rol model olma, birlikte kaliteli zaman geçirme ve karşılıklı etkileşimin önemi hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Aile, bireyin içine doğduğu, hayatı anlamlandırmayı öğrendiği ilk yer!</strong></p>

<p>Ailenin neden önemli olduğunu açıklayan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Aile, bireyin içine doğduğu, hayatı anlamlandırmayı öğrendiği ilk yerdir. O yüzden bireyin yaşamında; kişilik gelişmesinde, özgüveninin gelişmesinde, iletişim tarzında, sorun çözme becerilerinde ailenin rolü çok büyüktür.” dedi.</p>

<p>Günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle birlikte aile bağlarının oldukça zayıfladığını aktaran Demirsoy, “Toplumu sağlıklı bir toplum yapan, sağlıklı bireylerdir; sağlıklı birey de ancak sağlıklı aile ilişkilerinin içerisinde yetişebilir. Modern yaşamda aileler artık daha az iletişim kuruyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Birey ve aile birbirini karşılıklı etkiliyor! </strong></p>

<p>Aile günü gibi özel günlerin sembolik hatırlama açısından önemli olduğunu ancak sadece bir gün hatırlamamak gerektiğini dile getiren Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Tabii ki, sürekliliği olması önemli. Özellikle bizim gibi kurumların burada bir görevi var. Sağlıklı iletişim becerileri, sorun çözme yöntemleri öğrenilirse bu, aileyi dayanıklı ve güçlü kılacaktır.” dedi.</p>

<p>Her ailede sıkıntılar yaşandığına işaret eden Demirsoy, şöyle devam etti:</p>

<p>“İnsan hayatında, yaşamın akışı içerisinde inişler çıkışlar, zor zamanlar olur. Eğer bağlar güçlüyse, ilişkiler sağlıklıysa bu zor zamanlara karşı dayanıklı olunur. Klinik ortamda bize insanlar sıkıntıyla, sorunla geliyorlar ama önemli olan bu sorunlar ortaya çıkmadan önce yapılacaklardır. İşte orada bağları güçlendirmek, aile içi iletişimin artması, aileyi zor zamanlara karşı dayanıklı ve güçlü kılacaktır. Bireyde bir sıkıntı olduğu zaman bu aileyi etkiliyor; aile içi etkileşimlerde sorun olduğu zaman da bireyi etkiliyor. İki taraflı bir etkileşim var.”</p>

<p><strong>Aile içinde nitelikli ve kaliteli zaman geçirmek şart!</strong></p>

<p>Ailedeki bağı güçlendirmek için birlikte zaman geçirmenin çok önemli olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Ailenin ritüelleri çok değerlidir. Özel günler, bayramlar, kandiller; bunlar bizim toplumumuzda aile bağlarını ve kişiler arası ilişkileri güçlendiren sosyal destek sistemleridir. Bunlar günümüzde biraz zayıflamaya başladı. Komşuluk ilişkileri bile zayıfladı. İnsan sosyal bir canlıdır. İnsanın iyilik halini; yakın ve doyurucu sosyal ilişkilerinin çokluğu belirliyor.” dedi.</p>

<p>Birlikte yemek yeme, ailece belli zamanlarda bir araya gelme gibi ritüelleri kaybetmemek gerektiğini aktaran Demirsoy, “Nitelikli ve kaliteli zaman geçirmek şart. O sırada birbirini dinlemek çok önemli. İletişim diyoruz ama iletişimde en önemli unsur konuşmaktan da önce dinlemek. Karşısındakini dinlemek, anlayabilmek... İnsan anlaşıldığını hissettiği zaman karşısındakine kendini yakın ve bağlı hisseder. Bu insanın bir ihtiyacıdır. Eğer aile içi ilişkiler sağlıklıysa, kişi kendini gerçekleştirebiliyorsa, işitildiğini ve anlaşıldığını hissediyorsa o aile bağları güçlüdür ve zorluklara karşı dayanıklıdır. Böyle ailelerin çok olduğu bir toplum da güçlü olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>İş birliği ve dayanışma bağları güçlü kılar!</strong></p>

<p>Aileyi oluşturan çekirdeğin evlilik ilişkisi olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Eş ilişkisinde de kadının ve erkeğin nasıl bir geçmişi olduğu, kendi köken ailelerinden ne aldıkları çok önemlidir. İçinde yetişilen aile kişiliği belirliyor; ne tarz ilişkiler kuracağını, nasıl bir romantik bağlanma yaşayacağını, nasıl bir evlilik yürüteceğini belirliyor.” dedi.</p>

<p>Neden bazı ailelerde bu bağlar zayıf olduğuna değinen Demirsoy, “Biraz ‘bireyselliğin’ bir değer olarak sunulduğu bir dönemdeyiz. Kişiler arası ilişkiler, aile bağlarının güçlü olması, birbirine karşı hoşgörü ve yerine göre önceliği diğerine verebilmek gibi özellikleri gerektiriyor. Ama ‘ben önemliyim, öncelik benim’ dendiği zaman bu, ilişkileri yaralayan bir şeye dönüşüyor. İş birliği ve dayanışma bağları güçlü kılar.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Anne-babanın çocuklara doğru rol model olması gerekiyor! </strong></p>

<p>Teknolojinin gelişmesi ve dijitalleşmenin de aile kavramı üzerinde etkileri olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Çocuklar kendi odasında bilgisayarla, anne-baba elinde telefonla... Ailelerde bu örüntüyü çok görüyoruz. Aileler bunu ne zaman sorun ediyor? Çocuk ders çalışmıyorsa veya sorumluluklarını aksatıyorsa. Halbuki çocuk model alarak öğrenir. Anne-baba kendisi televizyon karşısında veya sosyal medyada zaman geçiriyorsa, çocuğa ‘bunu yapma’ demenin hiçbir anlamı yok. Ne dediği değil, ne yaptığı önemlidir.” dedi.</p>

<p>Biz ailelere bu durumda ‘dijital detoks’ önerildiğini dile getiren Demirsoy, şunları söyledi:</p>

<p>“Doğru model oluşturmaları gerekiyor. Çocuk, anne-babasının ilişkisini model alacak; hayattaki diğer insanlarla, nesnelerle ve sorumluluklarla olan ilişkisini onlara bakarak kuracaktır. Eğer aile içinde samimi, sıcak bir hava varsa, ilişkiler yakınsa o çocuk da dünyaya o şekilde yönelir. Haz odaklı olmamayı, bazı yaşam hedeflerine ulaşmak için öncelikleri doğru sıralamayı öğrenir. Bu tamamen anne-babanın kendisinde bunları geliştirmiş olmasına bağlı.</p>

<p>Aile kavramı sadece kan bağıyla sınırlı değil tabii ki. Toplumumuzda büyük aile, akrabalar ve hatta komşuluk birer sosyal destek sistemidir. Bazen hastalık, iş temposu gibi nedenlerle anne-babanın yetişemediği durumlarda, diğer sosyal destek sistemleri devreye girdiğinde dayanıklılık artar.”</p>

<p><strong>Aile bağlarını güçlendirmek için 3 öneri! </strong></p>

<p>Aile bağlarını güçlendirmek için önerilerde bulunan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, sözlerini şöyle tamamladı.</p>

<p>“İletişim ve etkileşim önemli. Aile sadece aynı evin içinde yaşayan insanlar topluluğu değildir; gerçek bir etkileşim gerekir. Birbirini dinlemek, ‘yanındayım’ mesajını verebilmek ve hissettirebilmek çok önemlidir. Anlaşmazlıklar ve çatışmalar yaşanabilir, hiçbir sorun çözümsüz değildir. Sorun odaklı değil, çözüm odaklı olmak gerekir. Hayatın getirdiği zorluklar aslında daha iyi şeyleri geliştirme fırsatıdır. Bu bakış açısıyla zorluklardan nasıl güçlü çıkabiliriz, buna bakılmalı.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 22:44:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli-1778787849.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dijital dünyada aile olmak mümkün!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/dijital-dunyada-aile-olmak-mumkun-12255</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/dijital-dunyada-aile-olmak-mumkun-12255</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ”Aileye Bilgelik Aşısı” adlı kitabında, dijital dünyanın aile içindeki sorunları ve çözüm önerilerini ele aldı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ”Aileye Bilgelik Aşısı” adlı kitabında, dijital dünyanın aile içindeki sorunları ve çözüm önerilerini ele aldı. </p>

<p><strong>Dijital bağımlılık, kişinin özgür iradesini ortadan kaldırabilir</strong></p>

<p>Dijital bağımlılığı kişinin dijital araçlarla kontrolsüz ve işlevselliğini bozacak düzeyde meşgul olması olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, bu durumu ikiye ayırıyor ve “Birincisi dependence dediğimiz kötüye kullanım. İkincisi ise addiction dediğimiz, kişiyi adeta esir alan bağımlılık. Bu aşamada artık kişinin özgür iradesi zayıflar, davranışı bağımlılık yönetir. Bağımlılığın ilk belirtisi, kişinin yaptığı davranışların, eylemlerin hayatındaki en öncelikli ve önemli bir konu haline gelmesidir. 60 dakikanın 50 dakikasında onu düşünür. Bir şeylere ilgilenirken bile ‘Ne yaparım da hemen dijital oyun oynarım, ne yaparım da hemen dijital bir ortama girerim’ tarzında devamlı aşırı zihinsel uğraş içindedir. Dijital kumar bağımlılığı da dijital oyun bağımlılığı gibi dijital bağımlılık içine girer.” dedi.</p>

<p><strong>Beyinde dopamin sistemi nasıl etkileniyor?</strong></p>

<p>“Son yapılan araştırmalarda bağımlılığın da şeker hastalığı gibi benzer hastalık olduğu tespit edildi.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Bağımlılıkta da dijital, eğlence, madde haz unsurlarıyla meşgul olanlarda bir müddet sonra preaddiction, yani bağımlılık öncesi bir durum oluyor ve beynindeki dopamin reseptörleri bozuluyor. Şekerdeki insülin reseptörleri bozulduğu gibi, dopamin reseptörleri de bozuluyor. Bir müddet sonra dopamin reseptörleri daha çok dopamin istiyor, daha çok haz istiyor. Bundan sonra da dopamin yetmezliği sendromu, yani ödül yetmezliği sendromu başlıyor. Böylece kişi hayatının merkezine bağımlılık maddesini alıyor. Bu dijital/sanal olur, kimyasal olur, hiç fark etmez aynı dopamin sistemi beyninde etkileniyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Kuşakların sosyalleşme araçları</strong></p>

<p>Son yıllarda X, Y, Z kuşaklarından söz edildiğini ve kuşakları teknolojiyle ilişkilendirerek tanımladığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Ben bu kuşakları yaştan bağımsız değerlendirmeye çalışıyorum. X kuşağı, radyo kuşağıdır ve radyonun döneminde doğmuş, büyümüşlerdir. Radyo ile hayatla iletişim kurarak sosyalleşmişlerdir. Y kuşağı da televizyonla sosyalleşmiştir. Z kuşağı da sosyal medyayla kuşağıdır ve sosyal medya ile sosyalleşmişler, iletişim kurmuşlardır. Z kuşağı, sosyal medyayı hayatlarında en önemli iletişim unsuru haline getirmiş bir kuşaktır. Bu üç kuşak arasında çok hızlı değişimler yaşanmış, önemli farklılıklar vardır. Eski kuşaklar zorluk içerisinde olgunlaşıyorlardı. Sosyal medya kuşağı ise her şeye kolay eriştikleri için varlık içerisinde olgunlaşmak durumundalar.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Dijital bağımlılık nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p>Dijital bağımlılığın anlaşılmasında madde bağımlılığındaki ölçütlerin kullanıldığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu ölçütleri dijital bağımlılığa, ekran maruziyetine uygulamasını yaptığımız zaman, aşırı zihinsel uğraş, başarısız bırakma girişimlerini görüyoruz. Yani kişinin, kötü sonuçlarını gördüğü halde devam etmesi, tehlikeli kullanımlar ortaya çıkıyor. Özellikle gençlerin yaşadığı dijital dünyada, öğrenilmiş otizm vakaları artıyor. Gençlerin, başkalarıyla anlamlı iletişim kurmakta zorlandığı, sosyal ortamlarda kendilerini ifade etmekte güçlük çektiği, duygularını ifade etmekte ve anlamakta zorlandıkları görülüyor. Bu durum, dijital dünyanın getirdiği öğrenme ve iletişim biçimlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.”</p>

<p><strong>Dijital oyun bağımlılığı</strong></p>

<p>Dijital oyun bağımlılığı popülerliğinin özellikle pandemi döneminden sonra arttığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Çünkü insanlar içe kapandı, evde yalnız kaldılar. Bir eğlence ve ilgi alanı olarak oyunlara çok yöneldiler. Dünyada yapılan araştırmalarda, pandemi döneminde bağımlılık tanısı %50 artış gösterdi. Pandemi geçtikten sonra bunun yavaş yavaş normale dönmesi lazım ama çok normale dönmedi. Dijital bağımlılık da bir bağımlılık türü olarak literatüre girdi. Çocuklarda, özellikle gençlerde daha çok ortaya çıkıyor. Zevk alacakları başka alanlara yönelmekten daha kolay zevk alacakları için buna yöneliyorlar. Oyunların çoğu da tek kişilik oyunlar değil, çevrimiçi gruplarla oynanan strateji tarzı oyunlar. TÜİK’in 2021’de, 6-15 yaşlarındaki çocuklarda yaptığı istatistikte önceki yıllara göre %66 artış olduğu görüldü. Kendi klinik tecrübelerimizde de bunu çok görüyoruz.” dedi.</p>

<p><strong>Dijital oyunlardaki şiddet</strong></p>

<p>Dijital oyunlarda yönetilmenin özellikle çocukların ilgisini çektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sanal ortamda ellerinde silahla insanları öldürüyorlar, bu da çocukların hoşuna gidiyor. Soyut düşünce ve beceri gelişmediği için çocuklar eğlence olarak görüyorlar. Mesela şu anda çocuklara özellikle Gazze’deki olaylar örnek gösterilerek, ‘Bak, sen oynuyorsun sanal şiddet oyununu ama bunun gerçeğinde çocuklar annesiz, babasız, yuvasız kaldı’ denebilir. Yahut ‘Bu bir oyundur, oyun olarak oyna, her insan beyninin eğlenmeye de ihtiyacı var ama bu insanın günlük zamanı içerisinde %20’yi geçmemeli. Diğer eğlenceler var, arkadaşlarla sohbet gibi, bunlara da zaman ayırmalısın’ önerisi sunulabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Empati eğitiminin önemi</strong></p>

<p>“Şu anda dünyadaki bütün kötülükleri bir odaya doldurun kapısını empati yoksunluğu açar. Çünkü empati olmayan bir kimse sadece kendi çıkarından olaylara bakar ve karşı tarafın acı çekmesinden rahatsız olmaz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Anne babalarıyla zaman geçirmeyen çocuklarda oyun bağımlılığını daha fazla görüyoruz. Hatta bu çocuklar öyle oyun bağımlısı oluyor ki vakit kaybetmemek için tuvaletini odasında pet şişeye yapıyor. Oyun bağımlılığı, beyindeki ödül ceza sistemini bozuyor, yani kokain bağımlılığından farklı değil. ‘Ne olacak bir oyun!’ dememek lazım. Birçok anne de ‘Aman evde, gözümün önünde oyun oynuyor. Ne olacak ki!’ deyip, çok dikkate almıyor. Dikkate almadığında da çocuk bir müddet sonra artık başka şeyden haz almamaya başlıyor. Artık bağımlılara ödül yetmezliği sendromu deniyor. Bu kişilerde beyin ödüllere, hazzı aramaya çok daha kolay ulaşıyorlar. O bölgeyi tedavi etmek gerekiyor ama tabii ki kişi isterse bu tedavi oluyor.”</p>

<p>Bağımlılık tedavisinde nörobilimsel yöntemlerin kullanıldığı belirten Prof. Dr. Tarhan, “Beyindeki bozulan ödül sistemi manyetik uyarılarla yeniden düzenlenmeye çalışılıyor. Ancak kişi istemezse hiçbir tedavi işe yaramaz.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 May 2026 22:44:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/dijital-dunyada-aile-olmak-mumkun-1778787841.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kilo verme sürecinde hız değil, kalıcılık önemli!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kilo-verme-surecinde-hiz-degil-kalicilik-onemli-12212</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kilo-verme-surecinde-hiz-degil-kalicilik-onemli-12212</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, kilo verme girişimlerinde yapılan yanlışlar ve izlenmesi gereken yollar hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Hızlı verilen kilo genellikle aynı hızla geri alınır!</strong></p>

<p>Zayıflamak isteyen birçok kişinin yaptığı en büyük hatanın, süreci hızlandırmaya çalışmak olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Kısa sürede değişim görmek cazip gelir ancak vücut bu kadar hızlı değişime uygun değildir. Hızlı verilen kilo çoğu zaman aynı hızla geri alınır ve bu durum süreci daha da zorlaştırır.” dedi.</p>

<p>Kilo verme sürecinin yalnızca fiziksel bir süreç olmadığını hatırlatan İspiroğlu, “Kendi bedeninden memnun olmayan, sürekli eleştiren bir yaklaşımın sürdürülebilir olması mümkün değildir. Amaç, bedeni yok saymak ya da cezalandırmak değil; onu anlayarak daha iyi bir noktaya taşımak olmalı. Hızlı sonuç beklentisi ve kolay çözüm arayışı, bu tür yanlış yöntemlere yönelimi artırır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Süreç yalnızca kilo kaybı üzerinden değil, vücut kompozisyonunu koruyarak yönetilmeli!</strong></p>

<p>Hızlı kilo verdiren, aşırı kısıtlayıcı beslenme yaklaşımlarının kısa vadede sonuç veriyor gibi görünse de vücutta bazı riskler oluşturabildiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Kas kaybı, metabolizma hızında düşüş ve hormonal dengesizlikler bu süreçte en sık karşılaşılan sorunlar arasında yer alır. Bu nedenle sürecin yalnızca kilo kaybı üzerinden değil, vücut kompozisyonunu koruyarak yönetilmesi önem taşır.</p>

<p>Bu noktada tartıdaki sayı tek başına bir hedef olarak görülmemeli. Çünkü kilo kaybının niteliği en az miktarı kadar önemli. Yağ kütlesinin azalması, kas kütlesinin korunması ve metabolik dengenin sürdürülebilmesi sağlıklı bir sürecin temel göstergeleridir. Bu nedenle yalnızca sayıya odaklanmak yerine, vücuttaki değişimin bütüncül olarak değerlendirilmesi gerekir.”</p>

<p><strong>Detoks ve benzeri uygulamalar kalıcı sonuç vermez, sadece geçici etki sağlar! </strong></p>

<p>Son dönemde sosyal medyada su diyetleri, detokslar, ödem attıran çaylar, zayıflatan kahveler gibi uygulamaların oldukça yaygınlaştığına değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu yaklaşımların hiçbiri tek başına kalıcı kilo kaybı sağlamaz. Kısa süreli değişimler olsa bile bu durum çoğu zaman yağ kaybı anlamına gelmez.” dedi.</p>

<p>Sağlıklı kilo kaybının, düzenli ve dengeli beslenme olmadan mümkün olmadığını kaydeden İspiroğlu, “Bu tür ürünler ya da uygulamalar sürecin yerine geçmez, yalnızca geçici etki oluşturur. Sosyal medyada paylaşılan bu içeriklerin büyük kısmı kişisel deneyimlere dayanır. Bilimsel bir değerlendirme içermez. Ayrıca her bireyin metabolizması farklıdır. Bu nedenle bir kişide etkili görünen bir yöntem, başka bir kişide aynı sonucu vermeyebilir. Her birey için aynı yaklaşımın işe yaraması söz konusu olamaz. Bu tür yaklaşımların bilinçsiz şekilde uygulanması sağlık açısından risk oluşturabilir. Sosyal medyada görülen uygulamalara temkinli yaklaşılması, sürecin kişiye özel ve sürdürülebilir bir şekilde planlanması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Kalıcı olan, yaşam tarzı değişikliği!</strong></p>

<p>Vücudun, aldığı enerjiden fazlasını harcadığında kilo kaybı gerçekleştiğine işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak önemli olan bu dengeyi kısa süreli değil, sürdürülebilir şekilde kurabilmektir. Yeterli ve dengeli beslenmek, kas kütlesini korumak ve günlük yaşamı buna göre düzenlemek sürecin en önemli parçalarıdır.” dedi.</p>

<p>Kilo verme sürecinin sadece ne yediğinizle ilgili değil, aynı zamanda alışkanlıklarla da ilgili olduğunun altını çizen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Gerçekçi hedefler koymak, süreci aceleye getirmemek ve küçük ama kalıcı değişiklikler yapmak uzun vadede çok daha etkili sonuçlar sağlar.</p>

<p>Klinikte en sık karşılaşılan hatalardan biri, beslenmenin gereğinden fazla kısıtlanmasıdır. Hızlı kilo verme isteğiyle yapılan bu yaklaşım kısa vadede sonuç verse de uzun vadede sürdürülebilir olmaz. Son dönemde popüler olan, bilimsel temeli zayıf ve aşırı kısıtlayıcı beslenme yaklaşımları da benzer şekilde risk taşır. Kısa sürede kilo kaybı sağlasa da uzun vadede sağlığı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle kilo verme sürecinde hızlı sonuçlara odaklanmak yerine sürdürülebilir ilerlemek gerekir. Çünkü kalıcı olan, yaşam tarzı değişikliğidir.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 May 2026 20:50:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/kilo-verme-surecinde-hiz-degil-kalicilik-onemli-1778176206.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İdrar kaçırma kadınlarda daha yaygın görülüyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/idrar-kacirma-kadinlarda-daha-yaygin-goruluyor-12171</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/idrar-kacirma-kadinlarda-daha-yaygin-goruluyor-12171</guid>
                <description><![CDATA[İdrar kaçırma, birçok kişinin konuşmaktan çekindiği ancak toplumda oldukça yaygın görülen bir sağlık sorunu. Şikâyetlerle yaşamaya devam etmek yerine altta yatan nedeni araştırmanın önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “İdrar kaçırma kader değil, çözülebilir bir sağlık problemi. Günümüzde uygulanan modern tedavi yöntemleri sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor ve hastaların yaşam kalitesi belirgin şekilde artıyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>İdrar kaçırma, tıbbi adıyla üriner inkontinans, kişinin istemi dışında idrarını tutamaması durumudur. Günlük yaşamı etkileyen, giderek artan ya da ani başlayan kaçırma şikâyetlerine eşlik eden belirtilerin de dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Gece sık idrara kalkma, idrar yaparken yanma veya idrarda kan görülmesi önemli uyarı işaretleri olabilir” dedi. Sorunun özellikle kadınlarda ve ileri yaşlarda daha sık görüldüğünü belirten Allahverdiyev, “Kadınların yaklaşık yüzde 25 ila 50’si hayatlarının bir döneminde bu problemle karşılaşıyor. Erkeklerde ise görülme sıklığı yaşla birlikte artıyor ve özellikle 65 yaş üzeri bireylerde yaşam kalitesi belirgin şekilde etkilenebiliyor. Bu nedenle belirtiler fark edildiğinde gecikmeden bir uzmana başvurmak büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>İdrar tutar gibi kasları 3-5 saniye sıkmak pelvik tabanı güçlendiriyor </strong></p>

<p>İdrar kaçırmanın gelişiminde birçok faktörün rol oynadığını belirten Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Kadınlarda gebelik ve doğum pelvik taban kaslarını zayıflatabilir, menopoz dönemindeki hormonal değişiklikler ise mesane kontrolünü olumsuz etkileyebilir. Erkeklerde ise en sık neden prostat büyümesine bağlı mesane çıkış problemleridir. Bunların yanı sıra idrar yolu enfeksiyonları, aşırı aktif mesane, sinir sistemi hastalıkları, obezite, kronik öksürük, kabızlık ve bazı ilaçlar da idrar kaçırmayı tetikleyebilir. Tamamen önlenmesi her zaman mümkün olmasa da bazı yaşam tarzı değişiklikleriyle şikayetlerin ilerlemesi yavaşlatılabilir. Pelvik taban kaslarını güçlendiren Kegel egzersizleri (İdrarı tutmayı sağlayan kasları sıkıp gevşetmeye dayanan egzersizler) yapmak, ideal kiloyu korumak, aşırı kafein tüketiminden kaçınmak ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bu süreçte önemli rol oynar. Ayrıca kabızlığın önlenmesi ve sigaranın bırakılması da mesane sağlığını destekleyen temel adımlar arasında yer alır” dedi.</p>

<p><strong>İdrar kaçırma en sık öksürme, hapşırma veya egzersiz sırasında görülür</strong></p>

<p>İdrar kaçırmanın farklı tipleri olduğunu vurgulayan Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “En sık karşılaşılan tiplerden biri stres tipi idrar kaçırmadır. Bu durumda öksürme, hapşırma veya egzersiz sırasında pelvik taban kaslarının zayıflığına bağlı kaçırma görülür ve özellikle kadınlarda daha yaygındır. Sıkışma (urge) tipinde ani ve güçlü idrar yapma isteği ön plandadır; hastalar çoğu zaman tuvalete yetişemeden kaçırma yaşayabilir. Bazı hastalarda her iki tip bir arada bulunur; bu durum mikst tip olarak adlandırılır ve özellikle kadınlarda ve menopoz döneminde daha sık görülür. Taşma (overflow) tipi idrar kaçırmada mesanenin yeterince boşalamaması sonucu damla damla kaçırma olur ve sıklıkla prostat büyümesi gibi idrar akımını engelleyen durumlarla ilişkilidir. Fonksiyonel idrar kaçırmada kişi fiziksel veya bilişsel nedenlerle tuvalete zamanında ulaşamaz. Nörojenik hastalıklarda (felç, Parkinson hastalığı, multipl skleroz vb.) ise mesane ve sfinkter fonksiyonlarının bozulmasına bağlı olarak hastada urge veya taşma tipi kaçırma gelişebilir. Fistül varlığında (idrar yolu ile vajina arasında anormal bağlantı) idrar sürekli ve kontrolsüz şekilde akar; bu durum genellikle doğum travmaları, cerrahiler veya radyoterapi sonrası görülür” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>Çok çeşitli tedavi seçenekleri mevcut</strong></p>

<p>Tedavinin, şikâyetin tipine ve altta yatan nedene göre kişiye özel planlanması gerektiğine değinen Allahverdiyev, “İlk aşamada yaşam tarzı değişiklikleri ve pelvik taban egzersizleri önerilir. Sıkışma tipinde ilaç tedavileriyle mesane kontrolü sağlanabilir. Daha ileri durumlarda ise cerrahi ve girişimsel yöntemler devreye girer. Kadınlarda askı ameliyatları ve botulinum toksin uygulamaları, erkeklerde prostat tedavileri ve sinir stimülasyonu gibi yöntemlerle başarılı sonuçlar elde edilebilir. Kadınlarda sık uygulanan pubovajinal sling ameliyatında ise kişinin kendi dokusuyla idrar torbasına destek verilerek özellikle öksürme ve hapşırma sırasında yaşanan kaçırma kontrol altına alınır” bilgilerini verdi.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 21:35:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/idrar-kacirma-kadinlarda-daha-yaygin-goruluyor-1777919720.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan:   “Dijital çağda fırtınaya karşı deve gibi dayanıklı olmalıyız!”</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-cagda-firtinaya-karsi-deve-gibi-dayanikli-olmaliyiz-12157</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-cagda-firtinaya-karsi-deve-gibi-dayanikli-olmaliyiz-12157</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri”nin dördüncü oturumu, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Gazeteci Şaban Özdemir’in moderatörlüğünde online gerçekleştirilen, Türkiye’nin ve Dünyanın farklı bölgelerinden kişilerin katıldığı program “Dijital Dünya ve Toplum”<strong> </strong>başlığında yapıldı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijitalleşmenin insanlık için yeni bir gerçeklik alanı oluşturduğunu belirterek, bu dönüşümün matbaanın icadı kadar köklü etkiler doğuracağını söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, içinde bulunulan süreci “iki gerçeklikli bir yaşam” olarak tanımlayarak, “Artık yalnızca fiziksel dünyada değil, aynı zamanda dijital bir gerçeklikte yaşıyoruz. Bu dönüşüm, 200-300 yıl önceki endüstri devrimi gibi insanlık tarihini yeniden şekillendirecek güçte.” dedi.</p>

<p><strong>“Teknoloji hız, değerler ise yön verir”</strong></p>

<p>Dijitalleşmenin insan hayatına büyük bir hız kazandırdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, bu hızın doğru yönetilmemesi halinde ciddi riskler doğurabileceğine dikkat çekerek, “Teknoloji bize hız veriyor ama yön vermiyor. Yönü değerler belirler. Hızlı giden bir Ferrari düşünün; eğer direksiyondaki kişi usta değilse o araç takla atar. Bugün dijital dünyada da aynı risk var. Eğer bu hıza uygun beceriler geliştirmezsek, özellikle gençler bu sürecin kurbanı olabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>“Dikkat süresi 15 dakikadan 1 dakikaya düştü”</strong></p>

<p>Bilgi çağında yaşanan hızlı dönüşümün insan zihni üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Eskiden öğrencilerin dikkati 15 dakika sonra dağılırdı, şimdi bu süre 1-3 dakikaya kadar indi. Bilginin yarı ömrü 30 yıldan 3 yıla düştü. Bu hız, insan zihninin taşıyabileceğinin ötesine geçmiş durumda.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Dopamin tuzaklarına dikkat! </strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, dijital dünyanın insan beyninde hızlı haz mekanizmalarını tetiklediğini belirterek, “Teknoloji dopamin üzerinden çalışır; yani hızlı haz verir. Ama değerler serotonerjik sistemle ilgilidir ve emek, sabır, anlam gerektirir. Eğer sadece haz odaklı yaşarsak, anlamı kaybederiz.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Dijitalleşmenin sosyal ilişkiler üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, yüz yüze iletişimin yerini alan sanal etkileşimlerin ilişkileri yüzeyselleştirdiğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Aynı evde yaşayan insanlar bile dijital iletişimle birbirinden kopabiliyor. Buna ‘eş zamanlı yalnızlık’ diyoruz. Fiziksel temasın azalması, ilişkilerin derinliğini zayıflatıyor ve kırılgan hale getiriyor.” dedi.</p>

<p><strong>Mutluluk dışarıda değil, içeride!</strong></p>

<p>Modern yaşamın mutluluğu yanlış yerde aradığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Lüks içinde yaşayan ama mutlu olmayan birçok insan var. Çünkü mutluluğu dış koşullara bağlamışlar. Oysa mutluluk içsel bir durumdur. Küçük şeylerden mutlu olabilmek, şükran duygusu geliştirmek gerekir.” diye konuştu.</p>

<p>Seminerde, pozitif psikolojinin önemli yaklaşımlarından biri olan PERMA modeline de değinen Prof. Dr. Tarhan, psikolojik dayanıklılığın bu modelle güçlendirilebileceğini belirtti. </p>

<p><strong>Anlam odaklı yaşam şart</strong></p>

<p>Dijital çağda hayatta kalmanın anahtarının anlam odaklı yaşam olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan,<br />
 “Haz odaklı değil, anlam odaklı bir yaşam felsefesi geliştirmeliyiz. İnsan hayatının sonunda nasıl anılmak istediğini düşünmeli. Bu bakış açısı, hem bireysel mutluluğun hem de toplumsal sağlığın temelidir.” ifadesinde bulundu. </p>

<p><strong>‘Dijital Otizm’ başladı</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle erken çocukluk döneminde ekran maruziyetinin nörogelişimsel etkilerine vurgu yaparak, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“0-3 yaş arası dönemde ekran maruziyeti olan çocukların sosyal ve duygusal beyin alanlarında gelişim geriliği olduğu görülüyor. Bu durum artık literatürde de klinikte de gözlemleniyor. Hatta buna ‘dijital otizm’ deniyor.”</p>

<p>Küçük yaşta dijital ekranlara uzun süre maruz kalan çocuklarda dil gelişimi ve sosyal becerilerin ciddi biçimde etkilendiğini belirten Tarhan, “Çocuk konuşma becerisini geliştiremiyor çünkü konuşmaya ihtiyaç duymuyor. Sürekli ekran karşısında pasif bir izleyici oluyor. Bu durumda hem sözcük üretimi hem ince motor beceriler hem de sosyal-duygusal gelişim zayıflıyor.” diye görüşlerini dile getirdi.</p>

<p><strong>Tek yönlü ilişki beyni geliştirmiyor</strong></p>

<p>Çocuk beyninin gelişiminde karşılıklı etkileşimin kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, dijital ortamların bu süreci bozduğunu ifade ederek, “Beyin çift yönlü ilişkiyle gelişir. Tek yönlü ekran ilişkisiyle sosyal ve duygusal beyin gelişimi gerçekleşmez. Bu nedenle erken yaşta ekran bağımlılığı ciddi bir risk oluşturuyor.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, bazı ülkelerde alınan önlemlere de dikkat çekerek, “İsveç 0-3 yaş arasında ekranı tamamen yasakladı. Bazı ülkelerde bu yaş grubu için ekran maruziyeti sıfıra indirildi. Daha büyük yaşlarda ise günlük süre ciddi şekilde sınırlandırılıyor.” diye konuştu. </p>

<p><strong>Gençlerde yalnızlık ve intihar oranları artıyor</strong></p>

<p>Dijitalleşmenin sadece çocukları değil gençleri de etkilediğini belirten Prof. Dr. Tarhan, küresel ölçekte artan yalnızlık ve ruh sağlığı sorunlarına dikkat çekti.</p>

<p>“16-24 yaş aralığında ‘çok yalnızım’ diyenlerin oranı bazı araştırmalarda yüzde 40’lara ulaşıyor. Pandemi sonrası bu oran daha da arttı. Genç intiharları da ciddi bir alarm seviyesinde.” diyen Prof. Dr. Tarhan, İngiltere’de kurulan “Yalnızlık Bakanlığı” gibi girişimlerin bile bu sorunun küresel boyutunu gösterdiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Dijitalleşme tek başına suçlu değil</strong></p>

<p>Dijital teknolojinin tamamen olumsuz bir unsur olarak görülmemesi gerektiğini ancak kontrolsüz kullanımın ciddi riskler doğurduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Teknoloji tarafsızdır. İyi kullanılırsa hayatı kolaylaştırır, kötü kullanılırsa insanı savurur. Ferrari örneğinde olduğu gibi, hız var ama direksiyonu tutacak eğitim yoksa risk büyür. Onu kullanabilmek bir eğitim, donanım gerektirir…” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, dijital dönüşümün toplumsal etkilerine ilişkin “Bu hızlı dönüşümün bedelini en çok gençler ödüyor. Aileler, eğitim sistemi ve toplum bu yeni gerçekliğe uyum sağlayamazsa psikolojik sorunlar artmaya devam edecek.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Güçlü aile bağları dijital dünyanın zararlarını önlüyor</strong></p>

<p>Toplumun giderek “tüketim odaklı” bir yapıya sürüklendiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, üretim kültürünün zayıflamasını kritik bir risk olarak nitelendirdi.</p>

<p>Hızlı dijitalleşme karşısında korku yerine güçlü sosyal bağların önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Dijital hızlı değişimden korkmayalım. Aile bağlarını ve sosyal bağları güçlü tutarsak dijital dünyanın zararlarını büyük ölçüde önleriz.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Aile toplumun çekirdeği</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, aile yapısını “atom çekirdeği” metaforuyla açıklayarak, güven ilişkilerinin toplumsal yapının temelini oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Aile toplumun çekirdeğidir. Güven bağı ise o çekirdeğin nükleer enerjisidir. Güvenin olduğu ailede çocuk dış dünyadan zarar görse bile tekrar geri döner.” dedi.</p>

<p>Dijitalleşmenin getirdiği hızın kontrol edilmemesi halinde bireyleri ve toplumu savurabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bu çağda değişmeyen şey hızdır. Eğer bu hıza uygun zihinsel ve duygusal donanım geliştirmezsek, dijital fırtınada ayakta kalamayız.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>“10 yaşına kadar çocuk anne babayı taklit eder. Ailede dijital okuryazarlık varsa çocukta da gelişir. Ama anne baba örnek olamıyorsa profesyonel destek gerekebilir.” diyen Prof. Dr. Tarhan, ergenlik döneminde çocukların farklı rol modeller aramaya başladığını, bu süreçte ebeveyn rehberliğinin kritik olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>Kahramanmaraş olayı </strong></p>

<p>Anne-baba iyi örnek olamıyorsa, böyle durumlarda profesyonel yardım alınması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti: </p>

<p>“Çocuğun bir psikiyatri uzmanına götürülmesi gerekebilir. Kahramanmaraş olayında da aktarılanlardan gördük ki iki psikolog, çocuğun psikiyatriye yönlendirilmesi gerektiğini ifade etmiş. Çocukta ciddi davranış bozuklukları olduğu, ilaç tedavisi gerektirecek düzeyde sorunlar bulunduğu ve tedavisiz bırakıldığı belirtilmiş. Bu durum ciddi bir ihmal ve aynı zamanda bir tür istismar olarak değerlendiriliyor. Anne-babanın çocuğu tedavi ettirmemesi, çocuğun ihmal edilmesi anlamına gelir ve bu da bir çocuk istismarıdır. Avrupa’da benzer bir durumda devletin müdahale ederek çocuğu zorunlu tedaviye yönlendireceği ifade edilmektedir. Okul ortamında da öğretmen ve okul psikoloğunun yönlendirmelerine rağmen gerekli adımların atılmadığı durumlar yaşanabiliyor.”</p>

<p><strong>Eğitimde sınırlar net olmalı!</strong></p>

<p>Eğitim sistemindeki bazı sorunlara da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bazı durumlarda evde liderliğin çocuklara geçtiği, okulda ise sınıf liderliğinin zayıfladığı görülüyor. Oysa sınıf yönetiminde liderin öğretmen olması gerekiyor. Öğretmen sınıf lideri olamaz hale gelirse eğitim sistemi çöker. Anne baba her şeye karışan müşteri gibi görülmemeli. Eğitimde sınırlar net olmalı.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>Aile içi rol karmaşasına da değinen Prof. Dr. Tarhan, “çocuk merkezli aile modelinin” uzun vadede sağlıklı olmadığını ifade etti.</p>

<p><strong>Fırtınada hayatta kalma modeli</strong></p>

<p>Prof. Dr. Tarhan, dijital çağın hızını “çöl fırtınasına” benzeterek, deve metaforu üzerinden anlattı:</p>

<p>“Bu çağ bir çöl fırtınası gibi. Hayatta kalmak için develeşmek gerekir. Çünkü bu hız fırtınasında başka türlü ilerleyemeyiz. Akut durumlarda kenara çekilmek gerekir, ancak bu çöl koşullarında ilerlemek zorundaysak, develerden örnek almamız gerekir. Deve çölde nasıl ilerler? Örneğin deve dikenleri çatır çatır yer, ağzına hiçbir şey olmaz. Ayağının altına diken battığında ise hemen yola devam edemez, durmak zorunda kalır. Bu şekilde özel bir donanımla yaratılmıştır. Uzun süre su içmeden yaşayabilir; hörgücü su deposu gibi görev yapar. Su içtiğinde ise çok miktarda su içer ve bunu uzun süre kullanır. Biz de bu örnekten hareketle, hörgüçte su biriktiren deve gibi dayanıklılık becerilerimizi geliştirmeliyiz. Yani psikolojik dayanıklılık eğitimini içselleştirmemiz gerekir. Devenin göz yapısında da çöle uygun özel bir koruma, perde sistemi vardır; kum fırtınasında bile görebilmesini sağlayan bir kapak sistemi bulunur. Bu da bize, içinde bulunduğumuz çağda kendimizi ve çocuklarımızı bu koşullara uygun şekilde geliştirmemiz gerektiğini gösterir. Bu nedenle bu çağda değiştiremeyeceğimiz şartlara karşı, doyumu erteleme becerisi geliştirmemiz gerekir.”</p>

<p><strong>Dopamin tuzağına dikkat!</strong></p>

<p>Modern çağın en büyük risklerinden birinin “hemen ve şimdi” kültürü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Dopamin tuzağı, insanı kısa vadeli hazza mahkûm eder. Oysa serotonin sistemi uzun vadeli mutluluğu sağlar.” dedi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel’in de katıldığı online buluşmada Prof. Dr. Tarhan, bireylerin sadece teknoloji kullanmayı değil, sonuçları öngörmeyi de öğrenmesi gerektiğini belirterek, “Hangi davranışın hangi sonucu doğuracağını bilmek, bu çağın en önemli becerisidir. Planlama, dayanıklılık ve değerler eğitimi olmadan dijital çağ yönetilemez.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 21:33:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-cagda-firtinaya-karsi-deve-gibi-dayanikli-olmaliyiz-1777919619.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sessizlik de bir yardım çığlığı!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sessizlik-de-bir-yardim-cigligi-12155</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sessizlik-de-bir-yardim-cigligi-12155</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 4 Mayıs Uluslararası Şiddet Mağduru Çocuklar Günü kapsamında şiddet ve zorbalığa maruz kalan çocukların neden çoğu zaman sessiz kaldıkları hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Bazı çocuklar sessiz kalarak kendini korumaya çalışır!</strong></p>

<p>Şiddete maruz kalan bazı çocukların yardım isterken bağırmadığını, kapıyı çarpmadığını, yüksek sesle itiraz etmediğini ifade eden Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Daha sessiz bir yol seçerler; susmak. O sessizlik, çoğu zaman bir boşluk değil, tam aksine, içi korku, utanç ve çaresizlikle dolu bir alandır.” dedi.</p>

<p>Akran şiddetine maruz kalan çocukların bir kısmının kendini savunmaması ya da durumu yetişkinlerle paylaşmamasının, dışarıdan bakıldığında ‘tepkisizlik’ gibi görünse de, aslında bir hayatta kalma stratejisi olduğunu aktaran Ülkü, “Çocuk, tehdit karşısında bedensel ve duygusal olarak kilitlenir. Ne söyleyeceğini bilemez, hareket edemez, sanki sahnenin içinde ama kendisi yokmuş gibi hisseder. Bu durum, güçsüzlükten çok, beynin kendini koruma biçimidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sessizlik çoğu zaman ipuçlarıyla konuşur! </strong></p>

<p>Çocukların neden anlatmadığına değinen Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, şunları söyledi:</p>

<p>“Bunun arkasında çoğu zaman görünmeyen ama güçlü duygular vardır. ‘Söylersem daha kötüsü olur’ korkusu, ‘ben bir şey yaptım, hak ettim’ gibi içselleştirilmiş suçluluk ya da ‘kimse bana inanmaz’ düşüncesi… Zorbanın aynı sınıfta olması, arkadaş grubunun dağılacağı kaygısı ya da daha önce yardım isteyip sonuç alamamış olmak da çocuğu sessizliğe iter. Böylece çocuk, kendini korumanın yolunu görünmez olmakta bulur.</p>

<p>Oysa sessizlik çoğu zaman ipuçlarıyla konuşur. Okula gitmek istemeyen, ders başarısı aniden düşen, içine kapanan ya da tam tersine öfke patlamaları yaşayan bir çocuk bize bir şey anlatıyordur. Sık sık karın ağrısı ya da baş ağrısı yaşayan, eşyalarını kaybeden, arkadaşlarından uzaklaşan çocukların hikâyesine dikkatle bakmak gerekir. Bazen de ipuçları dijital dünyadadır; telefonunu saklayan, mesajlardan kaçınan bir çocuk, siber zorbalığın hedefi olabilir.”</p>

<p><strong>Çocuk yalnız kalmamalı! </strong></p>

<p>Böyle durumlarda tek bir doğru olmadığına işaret eden Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Her durumun dinamiği farklıdır. Ancak çocuklara şu temel yollar öğretilmeli; güvenli değilse ortamdan uzaklaşmak, kalabalığa yönelmek, güvendiği bir yetişkinden yardım istemek ve sınır koyan kısa cümleler kullanmak… ‘Bunu istemiyorum’, ‘dur’, ‘bana dokunma’ gibi net ifadeler, çocuğun kendini ifade etmesini kolaylaştırır. Özellikle siber zorbalıkta, kanıtları silmeden saklamak da önemlidir. En kritik nokta ise şu; çocuk yalnız kalmamalı.” dedi.</p>

<p>‘Hayır deme’ ve sınır koyma becerisinin, bir günde öğrenilen bir davranış olmadığına vurgu yapan Ülkü, “Bu beceriler, evde ve okulda tekrar ederek, deneyimleyerek gelişir. Çocuklara duygularını tanıma, rahatsızlık hissettiklerinde bunu fark etme ve ifade etme alanı açılmalı. Küçük yaşlardan itibaren ‘istemiyorsan hayır diyebilirsin’ mesajını duyan bir çocuk, zorbalık karşısında da daha güçlü durabilir. Burada en önemli model yine yetişkinlerdir. Kendi sınırlarını sağlıklı şekilde ifade eden bir ebeveyn, çocuğuna en etkili dersi verir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Bir çocuğu korumanın ilk adımı, söyleyemediklerini fark etmektir! </strong></p>

<p>Çocukların yardım isteyebilmesi için yalnızca bireysel değil, toplumsal bir güven alanına ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Okulların açık kapı politikası benimsemesi, zorbalıkla ilgili net ve uygulanabilir kurallar koyması, çocukların kendilerini ifade edebileceği güvenli alanlar yaratması gerekir.” dedi.</p>

<p>Ailelerin ise yargılamadan dinleyen, suçlamadan anlayan bir tutum benimsemesinin hayati önem taşıdığının altını çizen Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“‘Sana inanıyorum, bu senin hatan değil ve birlikte çözebiliriz’ cümlesi, bir çocuğun dünyasında sandığımızdan çok daha büyük bir yer açar. Medya da bu süreçte önemli bir rol üstlenir; yardım aramayı zayıflık değil, cesaret olarak gösteren bir dil kullanmak gerekir.</p>

<p>Unutmamak gerekir ki, şiddete uğrayan bir çocuğun sessizliği boşluk değildir. O sessizlik, dikkatle dinlendiğinde bize çok şey anlatır. 4 Mayıs Uluslararası Şiddet Mağduru Çocuklar Günü, yalnızca bir farkındalık günü değil; çocukların duyulmayan seslerini gerçekten duymaya başlamak için bir hatırlatmadır. Çünkü bazen bir çocuğu korumanın ilk adımı, onun söyleyemediklerini fark edebilmektir.” </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 21:33:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/sessizlik-de-bir-yardim-cigligi-1777919593.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Canikli Vatandaşlara Yerinde Hizmet: 16 Bin Kişiye Diş Tedavisi</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/canikli-vatandaslara-yerinde-hizmet-16-bin-kisiye-dis-tedavisi-12154</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/canikli-vatandaslara-yerinde-hizmet-16-bin-kisiye-dis-tedavisi-12154</guid>
                <description><![CDATA[Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde 4 ayda 16 bin hastaya modern diş ünitlerinde tedavi hizmeti sunuldu. 
Canik Belediyesi’nin ilçeye kazandırdığı Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’yle vatandaşlar ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini gerçekleştirebiliyor. Canikli vatandaşlara büyük kolaylık sağlayan Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, vatandaşların çevre ilçelere gitmeye gerek duymadan ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini gerçekleştirebilmelerine imkân sunuyor. Canik Belediyesi’nin yerinde, hızlı ve etkin hizmet adımlarının önemli çalışmaları arasında yerini alan Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde 2026 yılının ilk 4 ayında 16 bin vatandaşa tedavi hizmeti sunuldu. Son teknoloji cihazlarla donatılan modern diş ünitlerinin yer aldığı merkezde, muayene ve tedavi işlemleri ile birlikte ayrıca cerrahi müdahaleler de yapılıyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde 4 ayda 16 bin hastaya modern diş ünitlerinde tedavi hizmeti sunuldu. <br />
Canik Belediyesi’nin ilçeye kazandırdığı Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’yle vatandaşlar ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini gerçekleştirebiliyor. Canikli vatandaşlara büyük kolaylık sağlayan Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, vatandaşların çevre ilçelere gitmeye gerek duymadan ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini gerçekleştirebilmelerine imkân sunuyor. Canik Belediyesi’nin yerinde, hızlı ve etkin hizmet adımlarının önemli çalışmaları arasında yerini alan Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde 2026 yılının ilk 4 ayında 16 bin vatandaşa tedavi hizmeti sunuldu. Son teknoloji cihazlarla donatılan modern diş ünitlerinin yer aldığı merkezde, muayene ve tedavi işlemleri ile birlikte ayrıca cerrahi müdahaleler de yapılıyor. </p>

<p>Yaşamı Kolaylaştıran Projeler <br />
Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde çocuklar ve yetişkinler için ayrı modern diş ünitlerinin yer aldığını ifade eden Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, vatandaşların ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini Canik’te gerçekleştirebildiğini söyledi. Başkan İbrahim Sandıkçı, ”Canik’imize kazandırdığımız Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz, modern diş ünitleriyle hemşehrilerimize hizmet vermeyi sürdürüyor. Yetişkin ve çocuk diş ünitlerinin yer aldığı merkezimizle hemşehrilerimiz, ağız ve diş sağlığı ile ilgili tedavi işlemlerinin tamamını gerçekleştirebiliyor. Hemşehrilerimizin yerinde hizmet almalarına imkân sunan merkezimiz, modern ve son teknoloji cihazlarla donatılan diş ünitleriyle gündelik yaşamın daha kolay bir hale gelmesinde önemli bir rol üstleniyor. Canik’mize değer katan, hemşehrilerimizin yaşamını kolaylaştıran eser ve hizmetleri ilçemize kazandırmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.</p>

<p> </p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 May 2026 21:33:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/canikli-vatandaslara-yerinde-hizmet-16-bin-kisiye-dis-tedavisi-1777919587.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şekersiz gazozun adresi Çamlı’ya yeni destek</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sekersiz-gazozun-adresi-camliya-yeni-destek-12113</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sekersiz-gazozun-adresi-camliya-yeni-destek-12113</guid>
                <description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle Türkiye’nin ilk şekersiz stevia (şeker otu) gazozunu üreten Çamlılı üreticiler, talep ettikleri kurutma makinesine kavuştu. Büyük çoğunluğu kadınlardan oluşan kooperatifin ürettiği stevia, istiridye mantarı ve domates gibi ürünlerin raf ömrünü uzatıp katma değerini artıracak makine teslim edildi. Destekle birlikte üreticiler, köylerinde üretmeye devam edebildiklerini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın kırsal kalkınma hamlesi ve üretici odaklı destek politikaları, İzmirli çiftçiye nefes aldırdı. Kırsalda gelir çeşitliliğini artırmak ve kadın üreticileri güçlendirmek amacıyla çalışmalarını sürdüren İzmir Büyükşehir Belediyesi, daha önce sağladığı stevia (şeker otu) fidesi desteğiyle Türkiye’de ilk kez şeker ilavesiz stevia gazozu üretiminin önünü açtığı Güzelbahçe Çamlı Üretim ve Pazarlama Kooperatifi’ne bu kez katma değeri artıracak sebze ve meyve kurutma makinesi desteği sağladı. Üyelerinin dörtte üçü kadınlardan oluşan kooperatifin, Başkan Tugay’a ilettiği talep doğrultusunda yapılan saha çalışmaları ve ihtiyaç analizlerinin ardından 80 tepsili kurutma makinesi temin edildi. Ürünlerin değerini artıracak bu destek, özellikle kadın üreticiler olmak üzere kooperatif üyeleri arasında memnuniyetle karşılandı.</p>

<p><strong>“Kooperatiflerimizin yanında olmaya devam edeceğiz”</strong></p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda görevli ziraat mühendisi Hilal Balcıoğlu, kooperatife sağlanan destek sürecini şöyle anlattı: “Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı olarak 2025 yılında kooperatifimize 15 bin stevia fidesi vermiştik. Üreticiler bu fideleri yetiştirip kurutarak gazoz üretiminde kullandı ve kuru ürün olarak da satışa sundu. Geçtiğimiz ay Başkan Dr. Cemil Tugay’ın katıldığı kooperatif toplantısında kurutma makinesi talebinde bulundular. Amaçları, ürünlerini kurutarak katma değerini artırmak ve pazara daha güçlü şekilde sunmaktı. Bu talep karşılık buldu ve makine teslim edildi. Çiftçilerimiz istiridye mantarı, domates, tarhana ve salça gibi ürünler üretiyor. Satılamayan ürünler bu makine sayesinde kurutularak daha uzun süre değerlendirilebilecek. Daha önce stevia bitkisini kendi imkanlarıyla kurutuyorlardı, şimdi ise daha kontrollü ve hijyenik koşullarda üretim yapabilecekler. Kooperatifin 57 ortağının 40’ı kadınlardan oluşturuyor. Kadın üreticilerimiz dayanışma içinde hareket ediyor. Biz de İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak başkanımızın öncülüğünde kooperatiflerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.”</p>

<p><strong>“Raf ömrünü uzatacak”</strong></p>

<p>Çamlı Kooperatifi kurucu üyelerinden ve gıda mühendisi Işık Şahbaz, “İzmir Büyükşehir Belediyesi ile yaptığımız kooperatif toplantısında ürünlerimize nasıl katma değer kazandırabileceğimizi öğrendik ve Cemil Başkanımızdan rica ettik. Kendisine teşekkür ediyoruz. Bu toplantıların devamını diliyorum. Şu an dört kabinli bir kurutma makinemiz var. Bu kabin bizim ürünlerimize katma değer kazandırdığı gibi raf ömrünü de uzatacak. Çok daha hijyenik ürünler elde edeceğiz. Bundan önce tamamen ev koşullarında kurutma yapılıyordu. Bazıları güneşte, bazıları gölgede kurutuyordu. Standart bir ürün elde edemiyorduk. Şimdi istediğimiz şekilde tek tip standart ürün üretme şansımız olacak” ifadelerini kullandı. </p>

<p><strong>“Bizim için de gurur” </strong></p>

<p>Kooperatif üyesi Sine Köse, desteğin ürün çeşitliliğini artıracağını ve uzun vadeli değerlendirme imkânı sağlayacağını ifade ederek, “Çok teşekkür ediyoruz. Bu destekler öncelikle köyde yaşamaya devam etmek için insanlara fırsat yaratıyor. Bence en önemli ayağı bu. Çünkü burada kalmaya devam etmek demek, toprağımızı işlemek demek. Toprağımızı işlemek demek, burada kalabilmek demek. Stevia zaten dünyada çok kullanılan bir ürün. Bu ürüne katma değer katmak, gazoz olarak üretmek bizim için de büyük gurur” diye konuştu. </p>

<p><strong>“Marka oluşturmaya başladık”</strong></p>

<p>Kooperatif üyelerinden Ayşe Özgen de kurutma makinesinin hijyen ve kalite açısından önemli katkı sağlayacağını belirterek, “Çok güzel bir çalışma yapıyoruz ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız destekliyor. Bu kurutma makinesi, mantarlarımız, kekiklerimiz, köyümüzde yapılan tarhanamız için çok önemli. Bir marka oluşturmaya başladık. Biz kadınlar, önümüz açıldığında çok güzel işler başarırız” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“Büyükşehir tam destek veriyor”</strong></p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sağladığı desteklerin Çamlı halkının hayatına dokunduğunu söyleyen Çamlı Mahallesi Muhtarı Ebru Günay Köse ise “İzmir Büyükşehir Belediyesi bize tam destek vermeye çalışıyor, sağ olsun. Kooperatifimiz ve Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı çok iyi çalışıyor. Bunu görmekten çok mutluyuz, çok teşekkür ediyoruz. Kooperatifin gelişmesiyle birlikte kadınların istihdamı daha kolay oldu. Herkese destekleri için teşekkür ederiz” dedi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 15:28:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/05/sekersiz-gazozun-adresi-camliya-yeni-destek-1777811315.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Baş dönmesi (vertigo) kişiyi eve hapsedebiliyor!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve-hapsedebiliyor-12100</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve-hapsedebiliyor-12100</guid>
                <description><![CDATA[Ülkemizde her 10 kişiden birinde görülen vertigo (baş dönmesi) son yıllarda hızla yaygınlaşıyor. Günümüzde yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle gençlerde de sık rastlanan vertigonun bir hastalık değil, önemli bir belirti olduğunu vurgulayan Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, “Vertigo, kişinin kendisinin ya da çevresindeki nesnelerin döndüğünü, sallandığını veya hareket ettiğini hissetmesidir. Bu durum tek başına bir hastalık değil, altta yatan başka bir sağlık sorununun habercisidir” diyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Sürmeli, günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen hatta kişiyi eve hapsedebilen vertigoyu tetikleyen hataları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde görülen vertigo (baş dönmesi) son yıllarda hızla yaygınlaşıyor. Günümüzde yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle gençlerde de sık rastlanan vertigonun bir hastalık değil, önemli bir belirti olduğunu vurgulayan <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli</strong>, “Vertigo, kişinin kendisinin ya da çevresindeki nesnelerin döndüğünü, sallandığını veya hareket ettiğini hissetmesidir. Bu durum tek başına bir hastalık değil, altta yatan başka bir sağlık sorununun habercisidir” diyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Sürmeli, günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen hatta kişiyi eve hapsedebilen vertigoyu tetikleyen hataları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<p><strong>Yüzde 85 iç kulaktan kaynaklanıyor ama!</strong></p>

<p>Halk arasında baş dönmesi olarak bilinen vertigo yüzde 85 iç kulaktan kaynaklanırken, yüzde 15’i beyinle ilgili hastalıkların (migren, inme, tümörler, MS vb) belirtisi olabiliyor. Ancak baş dönmesi durumunda pek çok hasta, çoğu zaman hastanede hangi branşa başvuracağını bilemeyerek zaman kaybedebiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli </strong>bu konuda şöyle konuşuyor: “Baş dönmesi baş hareketleriyle tetikleniyorsa, kulak çınlaması, işitme kaybı veya kulakta dolgunluk hissi eşlik ediyorsa öncelikle KBB (Kulak Burun Boğaz) uzmanına başvurulmalıdır.  Çünkü bu belirtiler iç kulak kaynaklı bir soruna işaret eder. Ancak baş dönmesi şiddetli baş ağrısıyla geliyor, kolda-bacakta uyuşma/güçsüzlük, çift görme, konuşma bozukluğu, yutma güçlüğü gibi belirtiler eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden Nöroloji uzmanına başvurulmalıdır.”</p>

<p><strong>Tanı koymada gecikme yaşanabiliyor, çünkü… </strong></p>

<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde vertigo görüldüğünü, ancak vertigonun her hastada aynı şekilde ortaya çıkmadığını belirten Doç. Dr. Sürmeli, bu durumun tanıyı zorlaştıran en önemli faktörlerden birisi olduğunu söylüyor. Doç. Dr. Sürmeli şöyle diyor: “Hastalar şikayetlerini çoğu zaman ‘her şey dönüyor’, ‘yürürken savruluyorum’, ‘yer ayağımın altından kayıyor’ ya da ‘sarhoş gibiyim’ şeklinde ifade ediyor. Bazı hastalarda ise sadece sersemlik hissi, göz kararması veya dengesizlik ön planda olabiliyor. Bu nedenle her baş dönmesi aynı değildir ve detaylı değerlendirme gerektirir.” Vertigonun çoğunlukla tedavi edilebilir ve yönetilebilir bir durum olduğunu belirten Doç. Dr. Mehmet Sürmeli “Doğru tanı, düzenli takip, önerilen egzersizlerin yapılması ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile vertigo ataklarını en aza indirmek mümkündür. Ancak vertigoyla birlikte nörolojik bulgular (uyuşma, güçsüzlük, bilinç kaybı, bayılma, konuşma bozukluğu, çift görme, şiddetli ve hiç geçmeyen baş dönmesi) eşlik ediyorsa, ani ve tek taraflı işitme kaybıyla geliyorsa, ileri yaşta ilk kez ortaya çıktıysa, hipertansiyon, diyabet hastalığı varsa, zaman kaybetmeden Nöroloji uzmanına başvurulmalıdır” diyor. </p>

<p><strong>Vertigoyu tetikleyen 10 hata!</strong></p>

<p>“Klinik gözlemler ve araştırmalar; son yıllarda vertigo şikayetiyle sağlık kuruluşlarına başvuran kişi sayısında belirgin bir artış olduğuna işaret etmektedir” diyen KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, günlük yaşamda yapılan bazı hatalı davranışların da vertigoyu tetiklediğini vurguluyor. Doç. Dr. Sürmeli vertigoyu tetikleyen 10 hatalı davranışı şöyle sıralıyor;</p>

<ul>
	<li>Yataktan hızla kalkmak</li>
	<li>Başı ani çevirmek veya yukarı-aşağı sallamak</li>
	<li>Aşırı tuz tüketmek</li>
	<li>Yetersiz su içmek</li>
	<li>Uzun süre ekran başında hareketsiz kalmak</li>
	<li>Yeterli ve kaliteli uyumamak </li>
	<li>Düzensiz ve hareketsiz yaşam tarzı</li>
	<li>Stresi kontrol edememek ve anksiyete</li>
	<li>Düzensiz ve sağlıksız beslenme, öğün atlama</li>
	<li>Aşırı kafein ve alkol tüketmek </li>
</ul>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:18:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/bas-donmesi-vertigo-kisiyi-eve-hapsedebiliyor-1777465087.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş teli her yaşta mümkün!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/dis-teli-her-yasta-mumkun-12099</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/dis-teli-her-yasta-mumkun-12099</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, ortodontik tedavi hakkında merak edilenleri açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Çapraşık dişler genel sağlığı da olumsuz etkileyebilir!</strong></p>

<p>Dişlerdeki çapraşıklığın yalnızca estetik bir sorun olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Aynı zamanda ağız sağlığını ve genel sağlığı olumsuz yönde etkileyebilir.” dedi.</p>

<p>Çapraşık dişlerin, fırçalamayı ve diş ipi kullanımını zorlaştırdığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, “Bu durum zamanla dişlerde çürümeye, plak birikimine, renklenmelere ve diş eti iltihabı problemlerine yol açabilir. Aynı zamanda dişlerdeki yanlış konumlanma ve yanlış kapanış, çene eklemine ekstra yük bindirir. Bu durum çene ve baş ağrılarına, çiğneme güçlüklerine ve hatta bazı durumlarda konuşma bozukluklarına yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Erken müdahale ile daha büyük ortodontik sorunların önüne geçmek mümkün!</strong></p>

<p>Çocuklarda ilk ortodontik muayenenin 7 yaş itibarıyla yapılması gerektiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Bu yaşta çocukların ağzında hem süt dişleri hem de kalıcı dişler birlikte bulunur. Erken muayene sayesinde dişlerin sürme yönü, çene gelişimi, kapanış problemleri ve yer darlığı gibi sorunlar erken bir dönemde tespit edilebilir. Gerektiği durumlarda erken müdahale yapılarak, ileride oluşabilecek çene asimetrisi veya daha büyük ortodontik sorunların önüne geçmek mümkün olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Hangi ortodontik yöntemin seçileceği, hastanın diş yapısına ve tedavi ihtiyacına göre belirlenir!</strong></p>

<p>Şeffaf plaklar ile klasik diş tellerinin aynı amaca, yani dişlerin ideal konuma getirilmesine hizmet ettiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, ancak uygulama şekillerinin farklı olduğunu hatırlattı. </p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, şöyle devam etti:</p>

<p>“Şeffaf plaklar, kişiye özel üretilen, gerektiğinde çıkarılabilen, belirli aralıklarla değiştirilen neredeyse görünmez apareylerdir. Günlük kullanımda daha estetik ve konforludur; yemek yerken veya diş fırçalarken çıkarılabilmesi hastaya kolaylık sağlar. Klasik diş telleri ise dişlere sabitlenen braket ve tellerden oluşur. Bu durumda hastanın bireysel motivasyonuna gerek kalmadan, bu apareyler diş hareketlerini daha kontrollü bir şekilde yönlendirmeye yardımcı olur. Hangi yöntemin seçileceği, hastanın diş yapısına ve tedavi ihtiyacına göre bir ortodonti uzmanı tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>Ortodontik tedavi sadece çocukluk dönemine ait bir uygulama değil! </strong></p>

<p>Yetişkinlerde de diş teli tedavisi yapılabileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Ortodontik tedavi sadece çocukluk dönemine ait bir uygulama değildir. Yetişkin yaşlarda da belirli bir planlama ile dişler hareket ettirilebilir. Burada belirleyici olan yaş değil, diş ve diş eti sağlığıdır. Detaylı bir muayene ile uygun vakalarda diş teli veya şeffaf plak gibi yöntemlerle dişler ideal konumuna getirilebilir. Doğru planlama ve düzenli takip ile yetişkinlerde de oldukça başarılı sonuçlar elde etmek mümkün.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>İyi ağız hijyeni, diş eti sorunlarını ve çürükleri önleyerek tedavinin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar!</strong></p>

<p>Diş teli takılıyken temizlik ve bakım nasıl yapılması gerektiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Muteber Durmuş, “Ağız hijyeni, diş teli tedavisindeki en önemli konulardan biri. Braketler ve teller yiyecek artıklarının daha kolay birikmesine neden olabileceği için temizlik rutini çok daha özenli yapılmalı. Günde en az iki kez, mümkünse her öğünden sonra dişler yumuşak kıllı bir ortodontik diş fırçası ile fırçalanmalı. Ulaşılamayan yerler arayüz fırçası ile temizlenmeli; diş ipi veya ortodontik diş ipi kullanılarak diş aralarının temizliği sağlanmalı. İyi bir ağız hijyeni hem diş eti problemlerinin hem de çürük oluşumunun önüne geçer, tedavinin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Koruyucuların düzenli kullanımı ve kontroller tedavinin kalıcılığı için önemli! </strong></p>

<p>Ortodontik tedavi bittikten sonra dişlerin tekrar bozulmaması için önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Durmuş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Tedavi bittikten sonra dişlerin bozulmaması için ‘retainer’ (pekiştirme teli) veya ‘Essix plağı’ (pekiştirme plağı) denilen apareyler kullanılır. Bu apareyler, dişlerin yeni pozisyonuna alışmasına yardımcı olur ve elde edilen sonucun korunmasını destekler. Pekiştirme teli genellikle dişlerin arkasına sabitlenen ince bir teldir. Pekiştirme plakları ise dişlerin üzerine tam oturan şeffaf plaklardır. Bu koruyucuların kullanım süresi ve şekli hekim tarafından belirlenir. Düzenli kullanım ve hekim kontrollerine uyum, tedavinin kalıcılığı açısından hayati önem taşır.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:18:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/dis-teli-her-yasta-mumkun-1777465082.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukların Severek Tükettiği İçecekler Diyabet Riskini Artırıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor-12081</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor-12081</guid>
                <description><![CDATA[Genellikle yetişkinlerde görülen Tip 2 diyabet, günümüzde çocuklarda da kendini göstermeye başladı. Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik, değişen beslenme alışkanlıkları, artan ekran süreleri çocukları henüz daha 10’lu yaşlardayken Tip 2 diyabet riskiyle karşı karşıya getirebiliyor. Çocukları diyabetten korunmak için ebeveynlerin bazı önemli noktalara dikkat etmesi gerekiyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt Sinem Türkmen, çocukların tip 2 diyabet riskleri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Bir kutu gazlı içecek 10 kaşık şeker içerebiliyor</strong></p>

<p>Son dönemlerde çocuklar arasında gazlı içecekler, renkli atıştırmalıklar, meyve suyu olmayan aromalı içecekler ve katkı maddeli sütlerin tüketimi artmış durumdadır. Ancak masum görünen bu alışkanlıklar aslında büyük bir tehlikenin habercisi olabilir. Çocukların severek tükettiği bu ürünler, çoğu zaman “gizli şeker depoları” olarak karşımıza çıkar. Öyle ki tek bir kutu gazlı içecek, 7- 10 çay kaşığı şeker içerebilir. Bu tür ürünlerin düzenli tüketimi ise sadece kilo artışına değil, aynı zamanda insülin direncine de zemin hazırlar. </p>

<p><strong>Çocuklar anne babalarının tabağını örnek alıyor</strong></p>

<p>Çocuklarda sağlıksız beslenme alışkanlıklarının kontrol altına alınması için anne babalara önemli görevler düşmektedir. Yani çözüm aslında evin içinde saklıdır. Ev yapımı limonata, taze sıkılmış meyve suyu, katkısız yoğurt ve şeker eklenmeden hazırlanan meyve püreleri çocuklar için çok daha sağlıklı alternatiflerdir. Çocukların beslenme konusunda en çok anne ve babalarının tabağına dikkat ettiği bilinmektedir. Evde sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllar ne kadar sık tüketilirse, çocuklar da bu besinleri o kadar benimseyip hayatlarının bir parçası haline getirir. </p>

<p><strong>Özel günlerinizde pizza, hamburger yerine sağlıklı besinleri tercih edin</strong></p>

<p>Yapılan çalışmalar aile sofralarının sadece yemek yenilen bir alan olmadığını, aynı zamanda sağlıklı alışkanlıkların kazanıldığı bir “eğitim ortamı” olduğunu ortaya çıkarmıştır. Birlikte sofraya oturmak, çocuklara doğru beslenme davranışlarını kazandırmada önemli bir adımdır. Öte yandan, özel günlerde sıkça tercih edilen pizza ve hamburger gibi yüksek kalorili yiyecekler, çocukların ilerleyen yaşlarda duygusal durumlarla bu tür besinleri ilişkilendirmesine yol açabilir. Bu nedenle sağlıklı yiyeceklerin de özel anların bir parçası olması gerekir. </p>

<p><strong>Her çocuk her gün en az 60 dakika hareketli olmalı</strong></p>

<p>Beslenmenin yanı sıra hareket de büyük önem taşır. Günümüzde çocuklar, sokakta oyun oynamak yerine ekran başında saatler geçirmektedir. Bu durum ise hareketsizlik ve buna bağlı kilo artışını beraberinde getirir. Oysa çocukların her gün en az 60 dakika aktif olması gerekir. Yürüyüş, dans, ip atlama ya da bisiklete binmek önerilebilir. Basit gibi görünen bu aktiviteler, hem fiziksel hem de ruhsal sağlık için büyük fayda sağlar. </p>

<p><strong>Düzenli uyku çocukların hormon dengesini olumlu etkiliyor</strong></p>

<p>Bir diğer kritik konu ise uyku düzenidir. Yetersiz uyku, çocuklarda da tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi hormon dengesini bozabilir. Geç yatma, uzun süreli ekran kullanımı ve düzensiz uyku alışkanlıkları diyabet riskini artıran faktörler arasında yer alır. Çocukların yaşlarına uygun uyku süresine dikkat edilmesi ve yatmadan en az bir saat önce ekranların kapatılması gerekir. </p>

<p><strong>Çocuklukta kazanılan sağlıklı alışkanlıklar yetişkinlikte diyabet riskini en aza indirir</strong></p>

<p>Diyabetle mücadele, hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, çok daha önce başlamalıdır. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandıran, çocuklarını hareket etmeye teşvik eden ve ekran süresini sınırlayan aileler, aslında çocuklarına sağlıklı bir geleceğin kapısını açar. Öte yandan bazı belirtiler de göz ardı edilmemelidir. Sık acıkma, sürekli tatlı isteği, hızlı kilo artışı ya da aşırı susama gibi durumlar diyabetin erken sinyalleri olabilir. Böyle bir durumda bir uzmana başvurmak ve basit bir kan şekeri ölçümü yaptırmak, erken tanı açısından büyük önem taşır. Unutulmamalı ki, çocuklukta kazanılan her sağlıklı alışkanlık, yetişkinlikte diyabet riskini azaltan en güçlü yatırımdır.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:15:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor-1777464954.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Sıfır atık mutfak” yaklaşımı yaygınlaşmalı!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sifir-atik-mutfak-yaklasimi-yayginlasmali-12066</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sifir-atik-mutfak-yaklasimi-yayginlasmali-12066</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, 29 Nisan Gıda İsrafını Durdurma Günü kapsamında değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Birçok gıda çöpe gidiyor…</strong></p>

<p>Öğr. Gör. Beslenme Uzm. Hatice Nurseda Hatunoğlu, evlerde fark edilmeden büyüyen gıda israfına dikkat çekerek, “Evlerde en sık israf edilen gıdaların başında ekmek, taze sebze ve meyveler, süt ve süt ürünleri ile pişmiş yemek artıkları geliyor. Özellikle çabuk bozulan gıdalar, plansız alışveriş ve uygun olmayan saklama koşulları nedeniyle tüketilemeden çöpe gidebiliyor.” dedi.</p>

<p><strong> Planlı alışveriş israfı azaltıyor!</strong></p>

<p>İsrafı önlemenin en önemli adımlarından birinin alışverişi planlı yapmak olduğunu söyleyen Hatunoğlu, “Bunun için alışveriş öncesinde evde bulunan gıdalar kontrol edilmeli ve ihtiyaca göre bir liste hazırlanmalıdır. Ayrıca açken alışveriş yapmaktan kaçınılmalıdır. Çünkü açlık hissi, ihtiyaç dışı gıdalara yönelimi artırabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Planlı haftalık menü israfı önlüyor! </strong></p>

<p>Haftalık menü planı yapmanın gıda israfını azaltmada etkili bir yöntem olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Menü planı sayesinde aynı malzemeler farklı öğünlerde değerlendirilebilir, gereksiz alışverişin önüne geçilir ve yemek hazırlama süreci daha düzenli hale gelir.” ifadesinde bulundu. </p>

<p><strong>Artan yemekler doğru şekilde değerlendirilmeli</strong></p>

<p>Artan yemeklerin doğru saklama ve yeniden kullanma yöntemleriyle güvenli şekilde tüketilebileceğini vurgulayan Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Artan yemekler doğru şekilde saklandığında ve uygun yöntemlerle yeniden değerlendirildiğinde hem güvenli hem de besleyici olabilir. Örneğin sebze yemekleri çorbalara eklenebilir, pilavlar farklı tariflerle yeniden hazırlanabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, yemeklerin piştikten sonra uzun süre oda sıcaklığında bekletilmemesi, mümkün olan en kısa sürede buzdolabına kaldırılması, buzdolabında da uzun süre bekletilmemesi ve tekrar tüketilirken yeterli sıcaklığa ulaşmasının sağlanmasıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“Sıfır atık mutfak” yaklaşımı yaygınlaşmalı</strong></p>

<p>“Sıfır atık mutfak” anlayışının önemine dikkat çeken Beslenme Uzm. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Sıfır atık mutfak yaklaşımı, gıdaların mümkün olan en verimli şekilde kullanılmasını ve atığın en aza indirilmesini hedefler. Bu yaklaşımda sadece yenilebilir kısımlar değil, kabuk ve sap gibi genellikle atılan bölümler de değerlendirilir. Porsiyon kontrolü yapmak ve artan yemekleri yeniden kullanmak bu yaklaşımda oldukça önemlidir.” dedi.</p>

<p><strong>Bayatlayan gıdalar çöpe gitmek zorunda değil</strong></p>

<p>Bayat ekmeklerin galeta unu ya da kruton olarak kullanılabileceğini belirten Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Bayatlayan ekmekler galeta unu, kruton veya farklı yemeklerde kullanılabilirken, yumuşamaya başlayan meyveler smoothie ya da komposto yapımında değerlendirilebilir. Sebzeler ise çorba, püre veya fırın yemeklerine eklenerek yeniden kullanılabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>“Az ama doğru alışveriş” vurgusu</strong></p>

<p>Doğru alışveriş alışkanlıklarının önemine değinen Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Az ama doğru alışveriş yapmak için ihtiyaç kadar ürün almak, mevsiminde gıdaları tercih etmek ve tüketilebilecek miktarda alışveriş yapmak gerekir. Alışveriş yaparken bilinçli ve planlı olmak oldukça önemlidir.” ifadesinde de bulundu. </p>

<p><strong>İsrafı azaltan basit alışkanlıklar!</strong></p>

<p>Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Mutfakta israfı azaltmak için haftalık menü planı yapmak, alışveriş listesi hazırlamak, gıdaları doğru saklamak, son kullanma tarihlerini düzenli kontrol etmek ve artan yemekleri değerlendirmek gibi basit alışkanlıklar oldukça etkilidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Gıda israfı bütçeyi ve sağlığı da etkiliyor</strong></p>

<p>Çöpe atılan her gıdanın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sağlık ve çevre açısından da kayıp olduğunu belirten Hatunoğlu, “Çöpe atılan her gıda, aslında harcanan paranın, emeğin ve doğal kaynakların kaybı anlamına gelir. Bunun yanında plansız alışveriş ve tüketim, sağlıksız beslenme alışkanlıklarını da beraberinde getirebilir. Bu nedenle gıda israfı yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sağlık ve çevre açısından da önemli bir sorundur.” dedi.</p>

<p><strong>Küçük adımlar büyük fark oluşturur!</strong></p>

<p>Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, gıda israfını önlemek için büyük değişimlere gerek olmadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Gıda israfını önlemek için büyük değişikliklere gerek yoktur. Küçük ama bilinçli adımlar hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli sonuçlar doğurur. İhtiyacımız kadar almak ve elimizdeki gıdaları en iyi şekilde değerlendirmek, sürdürülebilir ve sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturur.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:14:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/sifir-atik-mutfak-yaklasimi-yayginlasmali-1777464841.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık, destek ve umut merkezi</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/saglik-destek-ve-umut-merkezi-12036</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/saglik-destek-ve-umut-merkezi-12036</guid>
                <description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Karşıyaka’da hayata geçirdiği merkez; diyabet farkındalığından otizm etkinliklerine, psikolojik danışmanlıktan ailelere desteğe kadar geniş bir yelpazede hizmet sunarak İzmirlilerin yaşam kalitesini artırıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Karşıyaka Girne Bulvarı’nda, uzun süredir atıl durumdaki üç daireyi dönüştürmesiyle hayata geçen danışmanlık merkezi; Diyabet Farkındalık Merkezi, Otizm Etkinlik Merkezi ve Psikolojik Destek Birimi ile koruyucu ve destekleyici sağlık hizmetleri sunuyor. Merkezde, diyabet hastaları ve risk grubundaki bireylerin yanı sıra tüm vatandaşlara yönelik çalışmalar yürütülürken; otizmli bireyler için uzmanlar eşliğinde eğitici ve eğlenceli etkinlikler düzenleniyor. Psikolojik Destek Birimi’nde ise çocuk, ergen ve yetişkinlere danışmanlık hizmeti veriliyor. Farklı hizmetleri tek çatı altında buluşturan merkez, yalnızca sağlık desteği sağlamakla kalmıyor; bireylerin yaşam kalitesini artırmayı, ailelerin gündelik yaşamına da nefes olmayı hedefliyor.</p>

<p><strong>Ölçümler yapılıyor</strong><br />
Diyabet Farkındalık Merkezi’nin çalışmalarını aktaran Uzman Diyetisyen Semiha Özge Kara, başvuranların önce kayıt altına alındığını, ardından diyabet eğitim hemşiresine yönlendirildiğini belirtti. Danışanın öyküsünün değerlendirilerek kronik hastalıklar ve sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirme yapıldığını ifade etti. İhtiyaç halinde diyetisyene yönlendirme yapıldığını aktaran Kara, “Son üç ayda yapılan tetkikleri inceliyor, vücut analizi yapıyor; bel ve kalça çevresi ölçümlerini alıyoruz. Yaşam ve beslenme alışkanlıklarını değerlendirerek kişiye özel öneriler sunuyor, düzenli kontrollerle süreci takip ediyoruz” dedi. Amaçlarının danışanların sağlıklı kiloya ulaşması ve bunu koruması olduğunu vurgulayan Kara, bu sayede kronik hastalıkların yönetimine destek olduklarını, verilen eğitimlerle de farkındalığı artırmayı hedeflediklerini söyledi.</p>

<p><strong>Türkiye’de diyabet oranı yüksek</strong><br />
Kara, diyabetin; pankreasın yeterli insülin üretememesi ya da üretilen insülinin vücut tarafından etkin kullanılamaması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Tip 1, tip 2 ve gebelik diyabeti gibi türleri bulunduğunu ifade etti. Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun 2025 raporuna göre Türkiye’de diyabet oranının yüzde 16,3’e yükseldiğini aktaran Kara, bu oranla Türkiye’nin Avrupa’da en yüksek diyabet görülme sıklığına sahip ülke konumunda olduğunu söyledi. Tip 2 diyabetin en önemli nedenlerinden birinin obezite olduğuna dikkat çeken Kara, prediyabet ve insülin direnci bulunan bireylerde riskin daha yüksek olduğunu vurguladı. Kara, yaşam tarzı değişikliğinin önemine işaret ederek, Diyabet Farkındalık Merkezi’nde danışanlara bu süreçte destek verdiklerini dile getirdi.</p>

<p><strong>“Artık içim rahat edecek”</strong><br />
Otizm Etkinlik Merkezi, aileler için önemli bir ihtiyaca yanıt veriyor. Otizmli kızı Seray’ı merkeze getiren Sema Tokalı, kızının 4 yaşında atipik otizm tanısı aldığını belirterek merkezin açılmasından büyük memnuniyet duyduğunu söyledi. Tokalı, “İşlerimi hep kızıma göre ayarlıyordum. Onu güvenle bırakabileceğim bir yer olması beni rahatlattı. Uzmanlar eşliğinde etkinliklere katılacak, sosyalleşecek ve gelişim gösterecek. Artık içim daha rahat, ben de işlerimi daha kolay halledebileceğim” dedi. Merkezin otizmli çocuklar ve aileleri için önemli bir destek olduğunu vurgulayan Tokalı, hizmetten dolayı İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti.</p>

<p><strong>Böyle bir merkeze çok ihtiyacımız vardı”</strong><br />
“Otizmli oğlu Toprak’ı merkeze getiren Aysun Ediz Aslan, hizmetten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Aslan, çocuğunu 2 yaşından bu yana özel eğitimlere götürdüğünü belirterek merkezin önemli bir ihtiyaca yanıt verdiğini söyledi. “Çocuklarımızı güvenle bırakabileceğimiz bir yer yoktu. Bu merkez hayatımızı kolaylaştırdı” diyen Aslan, burada çocuklara birebir ilgi gösterildiğini ve hizmetin hem çocuklar hem de aileler için büyük katkı sağladığını ifade etti. Aslan, merkezin açılmasında emeği geçenlere teşekkür etti.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:15:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/saglik-destek-ve-umut-merkezi-1777371301.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sık İdrara Çıkma ve Karın Ağrısı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sik-idrara-cikma-ve-karin-agrisi-12032</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sik-idrara-cikma-ve-karin-agrisi-12032</guid>
                <description><![CDATA[Çocukluk çağında sık görülmesine rağmen çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen böbrek reflüsü, idrarın mesaneden böbreklere doğru geri kaçmasıyla ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle sık idrara çıkma, karın ağrısı, tekrarlayan ateşli idrar yolu enfeksiyonlarıyla kendini gösterebilen bu tablo, erken tanı konulmadığında kalıcı böbrek hasarına yol açabiliyor. Uzmanlar, çocuklarda görülen idrar yolu enfeksiyonlarının mutlaka dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Hakan Kocaman, çocuklarda böbrek reflü hastalığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>İdrar akışı terse döner ve bakteriler böbreklere ulaşır</strong></p>

<p>Vezikoüreteral reflü (VUR), idrarın normalde tek yönlü olması gereken akışının tersine dönmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Bu durum, bakterilerin böbreklere ulaşmasını kolaylaştırarak enfeksiyon riskini artırır. Özellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde görülen hastalık, çoğu zaman belirgin şikâyet oluşturmadan ilerleyebilir.</p>

<p><strong>0-5 yaş arası çocuklar en riskli grupta</strong></p>

<p>VUR açısından en riskli grup 0-5 yaş arası çocuklardır. Erkek bebeklerde yaşamın ilk yılında daha sık görülürken, kız çocuklarında genellikle tekrarlayan enfeksiyonlarla ortaya çıkmaktadır. Ailesinde reflü öyküsü olanlar, doğumsal idrar yolu anomalisi bulunan çocuklar ile kabızlık ve işeme bozukluğu yaşayanlar da risk grubunda yer alır. Hastalığın en yaygın nedeni doğumsal faktörlerdir. Üreterin mesaneye giriş yerindeki kapak mekanizmasının yeterince gelişmemesi reflüye yol açabilir. Bunun yanı sıra mesane çıkışında tıkanıklık, nörojen mesane, posterior üretral valv gibi yapısal sorunlar ya da uzun süreli işeme disfonksiyonları da hastalığın gelişmesine neden olabilir.</p>

<p><strong>Bu belirtiler çocuklarda böbrek reflüsüne işaret edebilir!</strong></p>

<p>Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve özellikle ateşli enfeksiyonlar en önemli işaretler arasında yer alır. Bir yaş altı bebeklerde nedeni açıklanamayan yüksek ateş, gebelikte saptanan böbrek genişlemesi ve ailede reflü öyküsü bulunması da dikkate alınmalıdır. Ayrıca büyüme geriliği ve çocukluk çağında görülen hipertansiyon da değerlendirilmesi gereken diğer önemli bulgulardır.</p>

<p>Hastalık çoğu zaman doğrudan belirti vermese de idrar yolu enfeksiyonu sırasında bazı şikâyetlerle kendini gösterebilir. Bebeklerde yüksek ateş, huzursuzluk, beslenme güçlüğü, kusma ve kilo alamama görülebilir. Daha büyük çocuklarda ise sık ve ağrılı idrara çıkma, karın veya bel ağrısı, kötü kokulu ya da bulanık idrar ve gece alt ıslatma gibi belirtiler ön plana çıkabilir.</p>

<p><strong>Böbrek hasarı varsa cerrahi gündeme gelebilir</strong></p>

<p>Vezikoüreteral reflünün en büyük riski, yol açtığı enfeksiyonlar ve buna bağlı gelişen böbrek hasarıdır. Tanı için ilk basamak genellikle ultrasonografidir. Kesin tanı ise “işeme sistoüretrografisi” (VCUG) ile konur ve bu yöntemle reflünün derecesi belirlenir. Gerekli durumlarda böbreklerde kalıcı hasar olup olmadığını değerlendirmek için böbrek sintigrafisi de yapılabilir.</p>

<p>Tedavi süreci her çocuk için bireysel olarak planlanmalıdır. Çünkü reflünün derecesi, çocuğun yaşı, enfeksiyon sıklığı ve böbreklerde hasar olup olmaması en önemli belirleyici unsurlardır. Düşük dereceli reflülerin önemli bir kısmı zamanla kendiliğinden düzelebilmektedir. Hafif vakalarda düzenli takip ve enfeksiyonlardan korunma yeterli olabilirken, orta dereceli olgularda endoskopik yöntemler tercih edilebilir. İleri dereceli ve böbrek hasarı riski bulunan durumlarda ise cerrahi tedavi gündeme gelebilir. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:14:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/sik-idrara-cikma-ve-karin-agrisi-1777371274.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan:   “Atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz”</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-atalarimizin-ogrettigi-erdem-ahlakini-tuketmek-uzereyiz-12031</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/prof-dr-nevzat-tarhan-atalarimizin-ogrettigi-erdem-ahlakini-tuketmek-uzereyiz-12031</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Veli Buluşmaları” programı kapsamında 3 binin üzerinde veliyle bir araya geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>“Hiç olmadığı kadar ergeni hastaneye yatırmak zorunda kalıyoruz…”</strong></p>

<p>Eğitimcilerin ve velilerin yoğun ilgi gösterdiği buluşmada teşhis yanlış olursa tedavinin de yanlış olabileceğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan; şöyle devam etti:</p>

<p><strong>“</strong>Çocuk ve ergen ruh sağlığı için son yıllarda yaşanan savrulma tesadüfi değil. İki tane önemli etken var. Birincisi, pandemi birçok şeyi altüst etti. Biz COVID pandemisinden önce genellikle yaşlılar etkilenecek diye beklerken en çok gençler etkilendi. Pandeminin dışında burada teknolojiye hız kazandırdı. Evrensel değerlerde küresel olarak aşınma vardı. Bu bizi de çok fazla etkiledi. Mesela Avrupa’daki etkisinden daha fazla küresel değer aşınması etkiledi. Bütün bunlar üst üste geldiği zaman okulda mesela akran zorbalığı Avrupa ortalaması yüzde 30’lardayken bizde yüzde 40’larda gibi. Bunca senelik psikiyatri uzmanlığı hayatımda son yıllarda hiç olmadığı kadar ergeni hastaneye yatırmak zorunda kalıyoruz. Bunların kök nedenini araştırdığımızda aslında 100 vakanın 80’i birbirine benzer çıkıyor. Bu nedenle bu ivme devam edecek gibi gözüküyor. Bu yok edilemez ama azaltılabilir. Burada aileye, eğitimcilere ve okul iklimine önemli görevler düşüyor. Gençlerin burada yapacakları muhakkak var ama ondan önce okul iklimi ve ailenin bu konudaki farkındalığı çok önemli. Bir sorunu çözmek için önce farkına varmak gerekiyor. Farkındalık ilk adım. Farkındalık yoksa tanı, teşhis yanlış oluyor. Teşhis yanlış olursa tedavi de yanlış oluyor. Onun için teşhisi doğru koyabilmek önemli.” </p>

<p><strong>“Gençlerin mentorluğa ihtiyacı var”</strong></p>

<p>İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği programda aşınan değerler canlandırıldığında gençlerin hızlıca toparlanılacağını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Aileler karamsar olmasınlar. Bizim toplumumuzda asırlardır gelen bir Anadolu irfanı var. Bu Anadolu irfanındaki ve bazı aşınan değerleri canlandırırsak çok hızla toparlarız. Gençlere iyi yol arkadaşlığı, mentorluk yapmamız gerekiyor. Gençlerin mentorluğa ihtiyacı var. Burada akran mentorluğu da önemli. Biz üniversitede, ‘Akran Mentorluğu-Hedef Arkadaşlığı’ programı yaptık. Mesela uluslararası öğrenciler vardı. Her ülkenin öğrencisi Nijeryalılar bir grup, Filistinliler bir grup, Suriyeliler bir grup, Orta Asya’dan gelen bir grup dolaşıyorlar. Ön test-son test yaptık. Bunların sonucunda da bu Hedef Arkadaşlığı projesinde akran mentorluğunda bir Türk öğrenciye bir uluslararası öğrenciyi akran yaptık. Ayrıca İstanbul’daki çeşitli yerlere grup grup seyahatler yaptık. Onlar müthiş kaynaştılar ve o gerilim bitti. Yoksa öbür türlü kutuplaşmalar vardı. Gruplaşmalar, kavgalar, ses tonları yükselmeler vardı, düzeldi. Bunların çözümleri var yani çözüm, bilimsel metodoloji.” dedi.</p>

<p><strong>“Sorunlara bilimsel metodolojiyle çözüm bulmamız gerekiyor”</strong></p>

<p>Yeni sorulara yeni cevap vermenin bu zamanda bilimin metodolojisi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Sorunlara bilimsel metodolojiyle çözüm bulmamız gerekiyor. Geleneksel çözümlerimiz artık işe yaramıyor. Eski sorulara yeni cevaplar vereceğiz. Eski sorulara eski cevapları verirsek biz aynı yerde patinaj yapıp dururuz. Yeni sorulara yeni cevap vermenin metodolojisi de bu zamanda bilimin metodolojisidir. Ve buna bütün dünyanın kullandığı ve şu anda bizim de çok kolay kullanabileceğimiz altyapımızın olduğu metotlar var. Bunlarla ilerleyebiliriz. Anne babaya şiddet uygulayan çocuklar bize geldiği zaman en çok gördüğümüz, bu çocuklar ergenliğe yeni girmiş çocuklar. Erken ergenlik dönemi işte 12-14 yaş. Erken ergenlik döneminde çocukların yetiştirilme biçimine bakıyoruz. Önce bir nörogelişimsel bozukluk var mı; otizme benzer bir durum, hastalık var mı diye bakıyoruz. Hastalık yoksa yetiştirilme biçimine bakıyoruz. Ailedeki anne-baba rollerine bakıyoruz. Çocuk doğru-yanlış, iyi-kötü, özgürlük ve sorumluluk çizgilerini biliyor mu, sınırlarını biliyor mu? Çocuk evin hükümdarı gibi büyütülmüş, anne baba çocukların etrafında dönüyor. Çocuk okulda her istediği olmalı diye düşünüyor. Arkadaşları her istediğini yapmalı, sınırları bilmiyor çünkü. Daha sonra içindeki acı öfkeye dönüşüyor. Öfke birikiyor düşmanlığa dönüşüyor, düşmanlık da devam edince şiddete dönüşüyor. Böyle bir zincirleme bir ilerleme oluyor. Eğer böyle durumlarda anne baba rehberliği yoksa, uzman konusunda müdahale yoksa genellikle böyle büyük olaylar ortaya çıkıyor. Yani özel böyle evin hükümdarı gibi yetiştirilmiş çocuklar bu konuda çok riskli çocuklar.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“Psikolojik sağlamlık çalışmaları yapınca problemler büyümeden çözülüyor”</strong></p>

<p>Çocukta öngörülemezlik, belirsizlik ve temel güven duygusunun olmamasının beyinde hasar vermeye yettiğinden bahseden Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Aile mentorluğu ya da akran mentorluğundaki maksat patolojiyi, hastalığı düzeltmek değil, sağlam yönleri güçlendirmek. Sağlam yönleri güçlendirip, psikolojik sağlamlık çalışmaları yapınca problemler büyümeden çözülüyor. Buna birincil koruma deniyor. Bu gibi çözümler var. Bir çocuk anneyi, babayı bir de onların ilişkisini örnek alır. Evde sürekli gerilim varsa yapılan beyin tarama çalışmaları var. Beyin tarama çalışmalarında ABD’de Irak Savaşına giden askerlerin beynindeki travma izleri araştırılmış ve beyindeki hangi yapı bozulmuş onu tespit etmişler. Bir de ailede fırtınalı evliliklerdeki çocukların beyin taramasını yapmışlar. Evlilikteki çocukların savaştaki asker gibi beyinlerinde aynı travma izleri çıkmış. Savaştaki en büyük korku nedir? Güvensizlik, ölüm korkusu ve öngörülemezlik, belirsizlik. Bir çocuk için de öngörülemezlik, belirsizlik ve temel güven duygusunun olmaması beyinde hasar vermeye yetiyor. Çocuk şiddeti bir müddet sonra sorun çözme yöntemi, hak arama yöntemi olarak kabul ediyor ve devam ettiriyor. Böyle olaylarda da ‘Bana engel olan şey benim düşmanımdır, benim yanımda olmayan şey benim düşmanımdır.’ tarzındaki bir yaklaşımla rahatlıkla şiddete yöneliyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“Sorgulama yapabilen kişilerin sınır ihlalleri daha az oluyor”</strong></p>

<p>Problemi çözmek yerine gençlerin sağlam yönlerini güçlendirmek hedeflendiğinde sonucun daha hızlı alınacağına değinen Tarhan; “İnsanoğlu bir şeyi istediği zaman onu akla uygun hale getirebiliyor. Aklı olumsuz yönde kullanıyor. İnsanoğlu kendini aldatma üstadıdır. Öz eleştiri yapanlar yahut da başkasının eleştirisine açık olanlar, sorgulama yapabilen kişilerin sınır ihlalleri daha az oluyor. Okul şiddeti, okula silah götürme olayları ABD’de çok yaygın ve şimdi azalmaya başladı. Onlar okullarda mindfulness çalışmaları yaptılar. Psikolojik sağlamlık çalışmalarında daha sorun çıkmadan ‘psychological resilience’ deniyor. Bizde yılmazlık gibi; okul yılmazlığı, aile yılmazlığı gibi bir psikolojik sağlamlık çalışmaları yapıyorlar. Hiç problemle uğraşmıyorlar. Mesela rehber öğretmenlerimiz sorunlu vakalarla uğraşmak yerine, problemi çözmek yerine gençlerin sağlam yönlerini güçlendirmek şeklinde hareket etse daha hızlı sonuç alınır. Bununla ilgili biz üniversitede 5 yıl kadar 20 tane psikologla birlikte 19 modüllük bir çalışma yaptık. Bu çalışmayı ‘Mutluluk Bilimi ve Değerler’ diye 2022’de yayınladık. Daha sonra ikinci baskısını 2025’te yardımcı ders kitabı formatında yaptık. Kendi kültürümüze uygun çözümler ürettik. Anlam ve amaç modülü var. Onun dışında öfke yönetimi, stres yönetimi, minnettarlık, şükran, bağışlayıcılık ve empati modülü var. Empatiyi öğretiyoruz, zaten en önemli şey de empati yoksunluğu. Bütün bunlar olmadığı zaman güven zayıflıyor, güven zayıflayınca korku ortaya çıkıyor, korku çıkınca da şiddet ortaya çıkıyor. Yani böyle bir altyapı oluşuyor. Bu nedenle teşhisi doğru koyarsak çözüm doğru olur.” dedi.</p>

<p><strong>“Atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz”</strong></p>

<p>Toplumu toplum yapan değerlerin devam ettirilmesi gerektiğinden bahseden Tarhan; “Teknoloji hayatımıza hız kazandırdı ama anlam, amaç ve değerler hayatımıza yön kazandırıyor. Hız kazandırmak iyi, yön vermek daha iyi. Bizi biz yapan değerleri devam ettirmemiz gerekiyor. Bu değerler neden önemli? Değerler, erdem ahlakı genetik değil epigenetik. Genetik DNA’mızdan geliyor. Şu anda atalarımızın öğrettiği erdem ahlakını tüketmek üzereyiz. Çünkü epigenetik, iki üç nesil geçti. Sosyolojik fazlar genellikle otuz senedir. Üç faz geçti, dördüncü fazdayız. Artık okullarımızın erdem ahlakını öğretme endişesi olmalı. Japonlar, Çinliler 4-6 yaş arası çocuklara paylaşımcılığı, empatiyi öğretiyorlar. Hatta çocuğa hayata hazırlansın diye akvaryumdaki balığın öleceğini bile öğretiyorlar. Esas temel 4-6 yaşta atılıyor. Milli Eğitim’imizin öyle bir çalışması olduğunu duydum, şiddetle başlamalı. Hiç olmazsa 10-15 sene sonrasını kurtarırız ama bunu bilimsel metodolojiyle yapacağız. Yöntemleri var ve bizim kültürümüze çok uyuyor. ABD’lilerin kullandığı mindfulnessı araştırdım sanki Mevlâna’yı, bizim Anadolu irfanımızı almışlar, metodoloji geliştirmişler, sistematize etmişler, bilim haline getirmişler psikolojik sağlamlık çalışmaları olarak bize sunuyorlar.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“Okullarda iletişim tek yönlü değil, çift yönlü olmalı”</strong></p>

<p>Empati yoksunluğunun bütün kötülüklerin kapısını açtığını belirten Tarhan; “Anne-babanın ve eğitimcilerin ‘kelebek avcısı’ gibi olması lazım. Kelebek avcısı kenara çekilir, bekler, kelebeği incitmeden yakalar ve kafese koyar. Çocuk bir şey yaptığı zaman hemen tepki göstermek yerine dağın arkasını görebilecek bir liderlik lazım. Şefkatle o çocuğun hatalarındaki sosyal ve duygusal ipuçlarını yakalamak gerekir. Mesela çocuk içine kapandıysa ya da her zaman konuşan çocuk artık konuşmuyorsa bunu fark etmek lazım. Okulda ve evde öğrencilerimizi, çocuklarımızı avcumuzun içi gibi tanımalıyız. Okullarda iletişim tek yönlü değil, çift yönlü olmalı. Milli Eğitim’in yeni modellerinde proje odaklı eğitim ve takım çalışması var; bu devrimsel bir şey. Batı bu tür sorgulayan insanları yetiştirdiği için teknolojide ilerliyor. Bunun olması için yüksek güvenlikli toplumlar lazım çünkü insanlar geleceğini güvende hissetmeli. ABD’de travmaya duyarlı liseler açtılar. Adı SEL (Social Emotional Learning - Sosyal ve Duygusal Öğrenme) liseleri. Risk gruplarındaki çocuklarla sosyal ve duygusal beceri çalışmaları yapıyorlar. Eğitimcilerin ve ailelerin empatiyi öğretmesi çok önemli. Empatiyi öğrenen bir çocuk, karşı tarafın duygularını ve haklarını anlar. Empati yoksunluğu bütün kötülüklerin kapısını açar.” dedi.</p>

<p><strong>“Manevi bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gerekiyor”</strong></p>

<p>Özgürlük adı altında sorumsuzluğun yaygınlaştığının altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Okul yönetiminin güven kuralı ile yaşamı geliştirmesi lazım. Bir hatayı biri yaptığında ceza almaz, diğeri yaptığında alırsa adalet duygusu zedelenir ve şiddet artar. Güven sosyal sermayedir ve iki ayağı vardır: Güven ve iş birliği. İçsel denetim yani vicdan çok önemlidir. Dış denetim, ceza yeterli olmaz. Günümüzde özgürlük adı altında sorumsuzluk çok yaygınlaştı. Aile ve okulun kontrolü zayıfladı. Bizim manevi bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Anne-babalar çocuklarını sadece mutlu etmek için değil, hayata hazırlamak için uğraşmalılar. Güç, güzellik ve başarı takıntısı insanları sömürüyor. Gerçek mutluluk, kendini tanımak ve kendinle barışık olmaktır. Çocuklardaki davranış bozukluklarının arkasında çoğu zaman ‘gizli depresyon’ vardır. Çocuk depresyondayım demez ama davranışıyla bunu gösterir. Eğer evde sevgi ve disiplin varsa, çocuk dışarıda hata yapsa bile bir süre sonra evdeki huzura geri döner. Krizleri bir büyüme ve gelişme fırsatı olarak görmeliyiz.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“Beynimiz biyolojik bir bilgisayar gibidir ve zihnimiz onu yönetir”</strong></p>

<p>Ailede uygulanması gereken 5S kuralına dikkat çekerek sözlerini sonlandıran Tarhan;<strong> “</strong>Nebraska Üniversitesinin mutlu aileler üzerinde yaptığı bir çalışmada üç ortak özellik bulunmuş. Birlikte zaman geçirmek, eşlerin birbirine verebileceği en güzel hediye nitelikli beraberliktir. 10-15 dakika bile olsa göz temasının kurulduğu, birbirini dinledikleri çift yönlü bir iletişim. Takdir, övgü ve onay sözlerini çok kullanmak. Eleştiri odaklı ilişkilerde sorun çok çıkıyor. ‘97 aldın, neden 100 almadın?’ demek çocuğu hayata küstürür. Sorunları incitmeden, ego tatmini için değil, ailenin geleceği için çözmeye odaklanmak gerekir. Birlikte kiliseye giden aileler yani yaşam felsefelerinin benzer olması. Bu güven veren bir beraberlik sağlar. Yaşlı çiftlerin birbirine şefkat göstermesi gibi. Şefkat, içinde empati barındıran büyük bir duygudur. Şartlı sevgi özgüveni düşürür. Ayrıca ailede uygulanması gereken ‘5S Kuralı’da vardır. Sevgi, saygı, sabır, sadakat, samimiyet. Sevgi, koşulsuz olmalı. Saygı, içinde nezaket olan bir saygı. Sabır, hem olumsuz durumlarda isyan etmemek hem de bir hedefe giderken zorluklara katlanmak. Sadakat, hem yalan söylememek hem de bağlılık. Samimiyet ise içtenlik. Niyet beyni programlar. Eğer sabah 4’te kalkmaya niyet ederseniz, saat kurmadan uyanırsınız. Beynimiz biyolojik bir bilgisayar gibidir ve zihnimiz onu yönetir.” dedi.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:14:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/prof-dr-nevzat-tarhan-atalarimizin-ogrettigi-erdem-ahlakini-tuketmek-uzereyiz-1777371269.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bahar depresyonuna karşı 6 kritik öneri</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bahar-depresyonuna-karsi-6-kritik-oneri-12030</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bahar-depresyonuna-karsi-6-kritik-oneri-12030</guid>
                <description><![CDATA[Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla birlikte pek çok kişinin enerjisi ve motivasyonu artarken, bazı kişilerde ise tam tersine yorgunluk, huzursuzluk ve depresif bir ruh hali ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Klinik Psikolog Seda Akcan, “Bahar depresyonu çoğu zaman görünür bir neden olmaksızın ortaya çıkan; ancak bireyin iç dünyasında anlamlı karşılığı olan bir deneyimdir. Bazı bireyler bahar aylarında kendilerini daha yorgun, huzursuz ve duygusal olarak dalgalı hissedebilir. Bastırılmış duygular, ertelenmiş ihtiyaçlar ve fark edilmeyen zihinsel yükler bu dönemde daha görünür hale gelebilir. Günlerin uzamasıyla birlikte artan ‘aktif olma’ baskısı, kişinin iç dünyasıyla, dış dünyanın beklentileri arasında uyumsuzluk yaratır. Bu da kaygı, isteksizlik ve tükenmişlik hissini beraberinde getirir, bahar depresyonuna neden olabilir” diyor. Klinik Psikolog Seda Akcan, bahar depresyonunun belirtilerini, hazırladığı 10 soruluk test ile anlattı, bahar depresyonuna karşı 6 kritik önerisini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla birlikte pek çok kişinin enerjisi ve motivasyonu artarken, bazı kişilerde ise tam tersine yorgunluk, huzursuzluk ve depresif bir ruh hali ortaya çıkabiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Klinik Psikolog Seda Akcan</strong>, “Bahar depresyonu çoğu zaman görünür bir neden olmaksızın ortaya çıkan; ancak bireyin iç dünyasında anlamlı karşılığı olan bir deneyimdir. Bazı bireyler bahar aylarında kendilerini daha yorgun, huzursuz ve duygusal olarak dalgalı hissedebilir. Bastırılmış duygular, ertelenmiş ihtiyaçlar ve fark edilmeyen zihinsel yükler bu dönemde daha görünür hale gelebilir. Günlerin uzamasıyla birlikte artan ‘aktif olma’ baskısı, kişinin iç dünyasıyla, dış dünyanın beklentileri arasında uyumsuzluk yaratır. Bu da kaygı, isteksizlik ve tükenmişlik hissini beraberinde getirir, bahar depresyonuna neden olabilir” diyor. Klinik Psikolog Seda Akcan, bahar depresyonunun belirtilerini, hazırladığı 10 soruluk test ile anlattı, bahar depresyonuna karşı 6 kritik önerisini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>1. Kendinizi sürekli yorgun hissediyor musunuz?</strong></p>

<p>Herhangi bir hastalığa bağlı olmadan ve yeterince dinlenmenize rağmen yorgunluğunuz geçmiyorsa, nedeni fiziksel değil; duygusal ya da zihinsel tükenmişlik olabilir. Baharda artan hareketlilik beklentisiyle içsel yavaşlık çatıştığında bu his daha da belirgin hale gelebilir.</p>

<p><strong>2. Sabahları yataktan çıkmakta zorlanıyor musunuz? </strong></p>

<p>Yataktan çıkmakta zorlanmak ve güne isteksiz başlamak bahar depresyonunun erken sinyallerinden biri olabilir. Kişi bilinçdışı şekilde güne başlamayı erteleyerek, duygusal yükten kaçınmaya çalışabilir. Bu durum içsel motivasyon kaybının önemli bir göstergesi olabilir.</p>

<p><strong>3. Eskiden keyif aldığınız şeyler artık sizi mutlu etmiyor mu?</strong></p>

<p>Daha önce size iyi gelen aktivitelerin artık ilginizi çekmemesi veya keyif vermemesi duygusal bir geri çekilmenin önemli göstergelerindendir. Bu durum kişinin yaşamdan aldığı tatminin azalmasıyla ilişkilidir ve depresif süreçlerde sıkça gözlemlenir.</p>

<p><strong>4. Kendinizi diğer insanlarla kıyaslayıp yetersiz hissettiğiniz oluyor mu?</strong></p>

<p>Kıyaslama davranışı çoğu zaman özdeğer algısıyla ilişkilidir. Kişi, kendi içsel ölçütleri yerine dış referanslara odaklandığında, yetersizlik ve değersizlik duygusu derinleşir. Bahar aylarında artan sosyal görünürlük bu karşılaştırmaları daha da artırır.</p>

<p><strong>5. Duygusal dalgalanmalar yaşıyor musunuz?</strong></p>

<p>Duyguların kısa sürede ve yoğun bir biçimde değişmesi psikolojik esnekliğin zorlandığını gösterir. Kişi bir yandan uyum sağlamaya çalışırken, diğer yandan içsel çatışmalar yaşayabilir. Bahar dönemindeki biyolojik ve çevresel değişimler bu kırılganlığı artırabilir.</p>

<p><strong>6. Dikkatinizi toplamakta zorlanıyor musunuz?</strong></p>

<p>Odaklanma güçlüğü, unutkanlık ve zihinsel dağınıklık; stresli dönemlerde artar. Zihin ‘şimdi ve burada’ kalmakta, mevcut ana odaklanmakta zorlanır; geçmişe dair düşüncelerle gelecek kaygıları arasında gidip gelir.  Bu durum performansı düşürür,  yetersizlik hissi yaratabilir. </p>

<p><strong>7. Uyku düzeniniz değişti mi?</strong></p>

<p>Uyku, psikolojik dengeyi düzenleyen en temel alanlardan biridir. Uykuya dalamamak ya da aşırı uyuma isteği, kişinin duygusal düzenleme becerilerinde zorlanma yaşadığını gösterebilir. Zihin, gün içerisinde işlenemeyen duyguları gece yaşamaya devam eder. </p>

<p><strong>8. İştahınızda değişiklik fark ettiniz mi?</strong></p>

<p>İştahın artması ya da azalması, duygu durumla yakından ilişkilidir. Kimi bireyler stresli dönemlerde duygusal boşluğu doldurmak için daha çok yerken, kimileriyse tam tersine iştah kaybı yaşayabilir. Bu durum, içsel denge arayışının bir yansımasıdır. </p>

<p><strong>9. Sosyal ortamlardan uzaklaşmak istiyor musunuz?</strong></p>

<p>İnsanlarla iletişim kurmaktan kaçınma, davetleri reddetme ve yalnız kalma isteği bazen bir korunma mekanizmasıdır. Kişi anlaşılmama ya da yargılanma ihtimaline karşı kendini izole ederek duygusal güvenliğini korumaya çalışır. Ancak bu durum uzun vadede yalnızlık hissini derinleştirir.</p>

<p><strong>10. Geleceğe dair umutsuzluk veya isteksizlik mi hissediyorsunuz?</strong></p>

<p>Zaman zaman umutsuz hissetmek normaldir, ancak bu duygunun sürekli ve yoğun yaşanması mutlaka dikkate alınmalıdır. Umutsuzluk kişinin gelecekle bağının zayıfladığını ve kontrol duygusunun azaldığını gösterebilir Değişimin mümkün olmadığına inanıldığında bu his kişi için yaşamın anlamını da azaltabilir. </p>

<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>

<p><strong>BAHAR DEPRESYONUNA KARŞI 6 KRİTİK ÖNERİ</strong></p>

<p>Klinik Psikolog Seda Akcan, bahar depresyonuna karşı 6 kritik öneride bulunuyor; </p>

<ul>
	<li><strong>Biyolojik ritminizi yeniden yapılandırın</strong></li>
</ul>

<p>Mevsim geçişi insanın biyolojik saatini de etkilediği için; uyku düzeninde değişiklik, sabahları zor uyanma ya da gün içinde dalgalanan enerji hali sık görülür. Biyolojik ritminizi; her gün aynı saatlerde uyuyup- uyanarak, sabahları gün ışığına maruz kalarak ve gece ekran kullanımını sınırlandırarak dengeleyebilirsiniz. </p>

<ul>
	<li><strong>Duygularınızı bastırmak yerine anlamlandırın</strong></li>
</ul>

<p>Bahar ayları toplumda genellikle ‘canlanma’ ve ‘mutluluk’ ile ilişkilendirilir. Ancak iç dünyanız bu beklentiyle örtüşmediğinde, ikincil bir suçluluk ve yetersizlik hissedebilirsiniz. ‘Böyle hissetmemeliyim’ düşüncesi duygusal yükü arttırır. Duygunuzu fark etmek, isimlendirip kabul etmek psikolojik esnekliğinizi artırarak içsel dengenizi korumaya katkı sağlayabilir. </p>

<ul>
	<li><strong>Kendinizden beklentinizi yeniden düzenleyin</strong></li>
</ul>

<p>Enerjiniz düşükken kendinizden yüksek performans beklemeniz özgüveninizi zedeleyebilir. Bu nedenle büyük hedefler yerine küçük, ulaşılabilir ve sürdürebilir hedefler belirleyin. Tamamladığınız küçük adımlar, kontrol duygunuzu güçlendirir ve motivasyonunuzu kademeli olarak artırır.</p>

<ul>
	<li><strong>Bedensel aktiviteyi bir zorunluluk değil, destek aracı olarak görün</strong></li>
</ul>

<p>Fiziksel hareket zihni de dengeler. Açık havada yürüyüş, hafif egzersi ve düzenli hareket; stres hormonlarını azaltır, mutluluk hormonlarının artmasına destek olur. Özellikle doğayla temas, zihinsel yükü hafifletmede oldukça etkilidir. Ancak yoğunluk değil süreklilik önemlidir. </p>

<ul>
	<li><strong>Sosyal temasınızı bilinçli şekilde sürdürün</strong></li>
</ul>

<p>Bahar depresyonunda sık görülen içe çekilme ve sosyal ilişkilerden uzaklaşma eğilimi yalnızlık hissini derinleştirerek bahar depresyonunun belirtilerini güçlendirebilir. Kişinin kendini güvende hissettiği ve yargılanmadan var olabildiği ilişkilerle temasını sürdürmesi duygularını düzenlemesine yardımcı olur. Sosyal destek, bu süreçte en önemli koruyucu faktörlerden biridir.</p>

<ul>
	<li><strong>Profesyonel desteği geciktirmeyin</strong></li>
</ul>

<p>Klinik Psikolog Seda Akcan “Yakınmalarınız günlük yaşamınızı etkilemeye başladıysa ve 2 haftadan uzun bir uzmandan destek almak önemlidir. Psikolojik destek, kişinin bu süreci daha sağlıklı anlamlandırmasına ve yönetmesine yardımcı olur. Erken müdahale, depresif belirtilerin kronikleşmesini önemlede kritik bir rol oynar” diyor. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:14:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/bahar-depresyonuna-karsi-6-kritik-oneri-1777371262.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zayıflama iğneleri tek başına yeterli değil!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/zayiflama-igneleri-tek-basina-yeterli-degil-12022</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/zayiflama-igneleri-tek-basina-yeterli-degil-12022</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, zayıflamak amacıyla kullanılan iğnelerin işleyiş biçimleri ve bu ilaçları kullanırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>İlaçlar süreci kolaylaştırır ama tek başına sihirli bir etki yaratmaz!</strong></p>

<p>Zayıflama iğnelerinin son dönemde sık konuşulan bir konu haline geldiğini aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Zayıflama iğneleri temelde iştahı azaltarak, mide boşalmasını yavaşlatarak ve daha erken tokluk sağlayarak kişinin gün içinde daha az kalori almasına yardımcı olur. Yani bilimsel olarak kilo kaybının temelinde yine kalori açığı vardır. Bu ilaçlar süreci kolaylaştırır ama tek başına sihirli bir etki yaratmaz.” dedi.</p>

<p><strong>Önemli olan yağ kaybını sağlarken kas kütlesini koruyabilmek! </strong></p>

<p>Zayıflama iğnesi kullanırken beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu süreçte en kritik nokta yeterli ve dengeli beslenmeyi korumaktır. İştah azaldığı için birçok kişi fark etmeden yetersiz protein alır. Bu da kas kaybını hızlandırabilir. Bu nedenle öğünler küçülse bile protein kaynaklarına mutlaka yer verilmeli. Yeterli sıvı alımı da ihmal edilmemeli. Bulantı yaşayan kişilerde sıvı eksikliği daha ciddi sorunlara yol açabilir. </p>

<p>Yani iğneyi kullanırken önemli olan üç şey; protein alımını korumak, su tüketimini aksatmamak ve kasları aktif tutmak. Sadece kilo vermeye odaklanmak yanlış bir yaklaşım olur. Önemli olan yağ kaybını sağlarken kas kütlesini koruyabilmektir. Bu nedenle özellikle direnç/ağırlık egzersizi sürecin önemli bir parçasıdır.”</p>

<p><strong>Beslenme düzeni değişmezse, iğneyi bırakınca kilo alınabilir!</strong></p>

<p>İğneyi bırakınca tekrar kilo alınıp alınmayacağını değerlendiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Beslenme düzeni değişmediyse kilo geri alımı oldukça olasıdır. Çünkü ilaç bırakıldığında iştah kontrolü eski haline dönebilir.” dedi.</p>

<p>Kişi eski yeme alışkanlıklarına geri dönerse verilen kilonun önemli bir kısmının geri alınabileceğini kaydeden Hülya Yiğit İspiroğlu, bu nedenle bu sürecin sadece kilo verme dönemi değil aynı zamanda sürdürülebilir beslenme alışkanlığı kazanma dönemi olması gerektiğini ifade etti. </p>

<p><strong>Kilo kaybının ana belirleyicisi alınan ve harcanan enerji dengesi! </strong></p>

<p>Bilimsel olarak, iğne kullanmak yerine düşük kalorili diyetlerle benzer bir kalori açığı oluşturulabiliyorsa kilo kaybının mümkün olduğuna işaret eden Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak zayıflama iğneleri iştahı ve yeme isteğini biyolojik olarak etkilediği için bazı kişilerde bu süreci daha sürdürülebilir hale getirebilir. Bu durum iğnenin tek başına yağ yaktığı anlamına gelmez<strong>. </strong>Kilo kaybının ana belirleyicisi yine alınan ve harcanan enerji dengesidir. Tabi ki bu durum sağlıklı bireyler için geçerlidir, diyabet gibi kronik hastalığı olan bireyler için süreç daha farklı ilerleyebilir.” dedi.</p>

<p>Hülya Yiğit İspiroğlu, “Burada en kritik nokta şudur. İster ilaç kullanılsın ister kullanılmasın yeterli protein alımı, yeterli sıvı tüketimi, sürdürülebilir beslenme alışkanlığı ve kas kütlesinin korunması sürecin temelini oluşturur. Çünkü önemli olan sadece kilo vermek değil verilen kilonun sağlıklı ve kalıcı olmasıdır. Özetle zayıflama iğneleri süreci kolaylaştırabilir ama kalıcı sonucu belirleyen şey yaşam tarzı değişikliğidir.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 13:13:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/zayiflama-igneleri-tek-basina-yeterli-degil-1777371214.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Didim 2. Ege Lezzetleri Festivali Coşkusu Sürüyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/didim-2-ege-lezzetleri-festivali-coskusu-suruyor-12007</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/didim-2-ege-lezzetleri-festivali-coskusu-suruyor-12007</guid>
                <description><![CDATA[Ege mutfağının köklü geçmişi ve zengin tatlarını bir araya getiren 2. Didim Ege Lezzetleri Festivali, renkli görüntülere sahne olmaya devam ediyor. Didim Belediyesi tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenen festival, eşsiz lezzetleri ve kültürel zenginlikleriyle katılımcılardan büyük ilgi görüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Festivalin ikinci gününde Türkiye’nin dört bir yanından gelen ziyaretçiler ve üreticiler bir araya gelirken, stantlarda sergilenen yöresel ürünler ve geleneksel tarifler büyük beğeni topladı. Etkinlik boyunca düzenlenen tadım etkinlikleri, atölyeler ve gösteriler, ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunuyor.</p>

<p>Etkinliğin 2.gününde gerçekleştirilen, Michelin Anahtar Sahibi Ömer Özcan ve Şef Orçun İdiz eşliğinde Mavraki: Didim’in Gizli Balığı Sahneye Çıkıyor isimli Workshop, Prof. Dr. Hasan Yıldırım ve Nihal Kadıoğlu Çevik tarafından gerçekleştirilen Kökten Geleceğe: Gelenek mi, Gelecek mi? isimli Workshop, Prof. Dr. Hüseyin Üreten, Doç. Dr. Sedat Akkurnaz, Dr. Fatma Buse Akkurnaz tarafından gerçekleştirilen Workshop - Miletliler Ne Yerdi? Merveilleux Patisserie & Shortcut Artisan Şef Merve Burcu Akbulut eşliğinde Workshop - Bugün Bir Tatlı Yapmıyoruz… Sadece Onu Bu Coğrafyanın Kimliğine Dönüştürüyoruz, Şef Damla Uğurtaş  eşliğinde Akköy’den Michelin Çıkar mı? ve Ege Otu ve Gurme Restoran İkilemi isimli workshop katılımcılar tarafından büyük ilgi gördü</p>

<p>Festival alanında Ege’nin birbirinden özel yemekleri, zeytinyağlıları, ot yemekleri ve deniz ürünleri ziyaretçilerin beğenisine sunulurken, yerel üreticiler de ürünlerini tanıtma fırsatı buluyor. Katılımcılar hem lezzet yolculuğuna çıkıyor hem de Ege kültürünü yakından tanıma imkânı elde etti.</p>

<p><strong>Festival Göz Dolduruyor</strong></p>

<p>Didim Ege Lezzetleri Festivali, sadece gastronomi tutkunlarını değil, aynı zamanda kültür ve sanat meraklılarını da kendine çekiyor. Renkli görüntüler, samimi atmosfer ve zengin içerik, festivali bölgenin en dikkat çekici etkinliklerinden biri haline getiriyor.</p>

<p><strong>Başkan Hatice Gençay’dan Festival Mesajı</strong></p>

<p>Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay yaptığı açıklamada, festivalin her geçen yıl büyüyerek daha geniş kitlelere ulaştığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Ege’nin eşsiz mutfak kültürünü ve yerel değerlerimizi tanıtmak amacıyla hayata geçirdiğimiz Didim Ege Lezzetleri Festivali’nin ikinci yılında da yoğun ilgi görmesinden büyük mutluluk duyuyoruz. Bu festival sadece lezzetleri buluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda üreticilerimizi destekliyor, kentimizin tanıtımına katkı sağlıyor. Halkımızı bu güzel atmosferi paylaşmaya davet ediyoruz.”</p>

<p>Ege’nin bereketini ve misafirperverliğini en iyi şekilde yansıtan festival, Didim’in tanıtımına da önemli katkı sağlarken, katılımcılara unutulmaz anlar yaşatmaya devam ediyor. Festivali 26 Nisan Pazar günü sona erecek.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 20:05:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/didim-2-ege-lezzetleri-festivali-coskusu-suruyor-1777223142.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Buca’da doğayla iç içe sosyal hizmet: Dere Kafe</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bucada-dogayla-ic-ice-sosyal-hizmet-dere-kafe-12005</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bucada-dogayla-ic-ice-sosyal-hizmet-dere-kafe-12005</guid>
                <description><![CDATA[Buca Belediyesi’nin işletmelerinden birisi olan ve Kaynaklar’ın eşsiz doğasında, yüksek hijyen standartlarıyla hizmet veren Dere Kafe kaliteyi uygun fiyatlarla sunuyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Buca Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışıyla hayata geçirdiği tesisler, Bucalılara hem kaliteli hem de ekonomik kaçış noktası sunuyor. Bu tesislerin başında gelen ve Kaynaklar’ın huzurlu atmosferinde, su kenarında konumlanan Dere Kafe, modern hizmet anlayışıyla Bucalıların vazgeçilmezi olmayı sürdürüyor. Vatandaşların ekonomik kaygı duymadan keyifle sosyalleşebileceği modern bir yaşam alanı olarak öne çıkan Dere Kafe, kamu işletmesi güvencesiyle en yüksek hijyen standartlarını sunuyor.</p>

<p><strong>BAŞKAN’DAN ”EŞİT HİZMET” VURGUSU</strong></p>

<p>Buca Belediye Başkanı Görkem Duman, her vatandaşın kaliteli hizmete erişim hakkı olduğunu belirterek şunları söyledi: ”Sosyal belediyecilik ilkemiz gereği, halkımızın ailesiyle birlikte huzur içinde dinlenebileceği, doğayla buluşabileceği alanlar yaratmayı önceliğimiz olarak görüyoruz. Dere Kafe’de vatandaşlarımızın yüksek standartlarda hizmete en uygun fiyatlarla ulaşmasını sağlıyoruz. Tüm hemşehrilerimizi bu eşsiz atmosferi paylaşmaya davet ediyorum.”</p>

<p><strong>ZENGİN MENÜ, UYGUN FİYAT</strong></p>

<p>Buca Belediyesi iştirakı BUCAMAR tarafından işletilen Dere Kafe’nin mutfağında kahvaltı çeşitlerinden el açması gözlemeye, ızgara ve güveçten hamburger ve kızartma çeşitlerine kadar her damak tadına uygun seçenekler yer alıyor. 29 Ekim Mahallesi, Kaynaklar Köyü No: 4 adresinde bulunan kafe, yaz saati uygulaması kapsamında hafta içi 09.00 ila 17.00, hafta sonu ise 09.00 ila 19.00 saatleri arasında hizmet veriyor. Tesis, pazartesi günleri kapalı oluyor.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 20:05:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/bucada-dogayla-ic-ice-sosyal-hizmet-dere-kafe-1777223130.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Sevil Atasoy:   “Uyuşturucu akışını kesmek, terörün finansal damarını kesmektir!”</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-akisini-kesmek-terorun-finansal-damarini-kesmektir-11932</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-akisini-kesmek-terorun-finansal-damarini-kesmektir-11932</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan himayelerinde gerçekleştirilen 5. Antalya Diplomasi Forumu kapsamında düzenlenen “Terörle Mücadele: Uluslararası İşbirliğinin Yeniden Sahiplenilmesi” panelinde önemli değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>17-19 Nisan 2026 tarihlerinde İngiltere Dışişleri Bakanlığında DEAŞ Karşıtı İletişim Birimi Başkanı Martyn Warr’ın moderatörlüğünde düzenlenen panele; Prof. Dr. Sevil Atasoy’un yanı sıra Nijerya Savunma Bakanı Christopher Gwabin Musa, Mozambik Milli Savunma Bakanı Cristovao Artur Chume, Uluslararası Kriz Grubu (ICG) Kıdemli Danışmanı Dareen Khalifa, Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Dış ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Outi Holopainen ve NATO Harekâttan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Vekili Burcu San da katıldı.</p>

<p><strong>Küresel güvenliğin görünmeyen kilit aktörü: INCB!</strong></p>

<p>INCB’nin yalnızca bir “uyuşturucu denetim kurumu” olarak değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sevil Atasoy, kurulun küresel güvenlik mimarisinin kritik bir unsuru olduğunu söyledi.</p>

<p>Birleşmiş Milletler sistemi içinde bağımsız bir organ olarak faaliyet gösteren INCB’nin, uyuşturucu ticareti ile terörün finansmanı arasındaki bağı kesmeye yönelik en somut ve operasyonel araçlardan biri olduğunu belirten Atasoy, Kurulun üç uluslararası sözleşmeden aldığı yetkiyle devletler arasında gerçek zamanlı bir güvenlik ağı kurduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>1988 Sözleşmesi, terör finansmanına doğrudan müdahale</strong></p>

<p>Atasoy, özellikle 1988 tarihli sözleşmenin yalnızca uyuşturucu maddeleriyle değil, bu maddelerden doğan yasa dışı ekonomik sistemlerle de mücadele etmesi bakımından “oyun değiştirici” olduğunu vurguladı.</p>

<p>Bu çerçevenin kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele eden uluslararası mekanizmalarla birlikte çalışarak çift yönlü bir etki yarattığını belirten Atasoy, “Bir yandan kaynağı kurutuyor, diğer yandan finansal sistem içindeki akışı kesiyoruz.” dedi.</p>

<p><strong>Tehdit daha oluşmadan engelleniyor!</strong></p>

<p>INCB’nin sahadaki etkilerine de değinen Atasoy, öncül kimyasalların izlenmesi sayesinde yasa dışı üretimin daha başlamadan engellenebildiğini ifade etti.</p>

<p>Yakın zamanda tonlarca fentanil öncülünün saptırılmasının önlendiğini hatırlatan Atasoy, bunun milyarlarca ölümcül dozun piyasaya girmesini engellediğini belirterek, “Bu, terörün finansmanını daha doğmadan kesmek anlamına gelir.” dedi.</p>

<p><strong>“Artık parçalı değil, bütünleşik bir tehditten söz ediyoruz”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sevil Atasoy günümüzde terör örgütleri, organize suç şebekeleri ve dijital platformların birbirine entegre olduğu yeni bir tehdit modeliyle karşı karşıya olunduğunu belirtti.</p>

<p>Bu yapının esnek, sınır aşan ve hızla uyum sağlayabilen bir karakter taşıdığını ifade eden Atasoy, “Artık parçalı değil, bütünleşik bir tehditten söz ediyoruz. Bu da mücadeleyi çok daha karmaşık hale getiriyor.” dedi.</p>

<p><strong>Uyuşturucuyla mücadele aynı zamanda terörle de mücadele…</strong></p>

<p>Konuşmasının en dikkat çekici bölümünde uyuşturucu ile mücadele ile terörle mücadelenin ayrılmaz hale geldiğini ifade eden Atasoy; “Uyuşturucu kaçakçılığını engellediğinizde, sadece bir suç türünü değil, terörün finansal yaşam hattını, damarını kesmiş olursunuz.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Finansman zafiyeti güvenlik açığı yaratıyor!</strong></p>

<p>Uluslararası mekanizmaların yeterli kaynakla desteklenmemesi durumunda ciddi boşluklar oluşacağını belirten Atasoy, bu boşlukların suç ve terör ağları tarafından istismar edildiğini ifade etti.</p>

<p>Atasoy, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:</p>

<p>“Daha güvenli ve öngörülebilir bir gelecek mümkündür. Ancak bunun yolu, çok taraflı iş birliğini güçlendirmekten geçiyor.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:44:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-akisini-kesmek-terorun-finansal-damarini-kesmektir-1776800645.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>V-NOTES Yöntemiyle Ameliyat İzsiz, Dikişsiz, Kesisiz Yapılıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/v-notes-yontemiyle-ameliyat-izsiz-dikissiz-kesisiz-yapiliyor-11843</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/v-notes-yontemiyle-ameliyat-izsiz-dikissiz-kesisiz-yapiliyor-11843</guid>
                <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Boz İzceyhan, ”Tıp teknolojisindeki gelişmeler yalnızca hayat kurtarmayı değil, hastaların yaşam kalitesini korumayı da önceliklendiriyor. Halk arasında ’izsiz cerrahi’ olarak bilinen Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery (V-NOTES) yöntemi, vücutta hiçbir kesi ya da iz bırakmadan gerçekleştirilebilmesiyle dikkat çekiyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Boz İzceyhan, ”Tıp teknolojisindeki gelişmeler yalnızca hayat kurtarmayı değil, hastaların yaşam kalitesini korumayı da önceliklendiriyor. Halk arasında ’izsiz cerrahi’ olarak bilinen Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery (V-NOTES) yöntemi, vücutta hiçbir kesi ya da iz bırakmadan gerçekleştirilebilmesiyle dikkat çekiyor” dedi.</p>

<p>Büyük kesilerle yapılan ameliyatların ve laparoskopik girişimlerin ötesinde bu tekniğin sağladığı avantajları anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Boz İzceyhan, ”V-NOTES, cücudun sunduğu doğal açıklıklar kullanılarak, karın duvarına neşter vurmadan gerçekleştirilen kapalı bir ameliyat yöntemidir. Gelişmiş, yüksek çözünürlüklü kameralar ve cerrahi aletler karın cildinden değil, doğal yollardan içeri ilerletilir. Yani dışarıdan bakıldığında ameliyat olduğu kanıtlanacak tek bir dikiş izi bile olmaz” diye konuştu.</p>

<p>’AĞRISIZ İYİLEŞME SAĞLIYOR’</p>

<p>İzceyhan, ”Ameliyat sonrası ağrının yüzde 90 sebebi karın kaslarının ve cildinin kesilmesidir. Bu yöntemde kesi olmadığı için hastalar çok daha az ağrı hissediyor. Estetik olarak vücut bütünlüğü tamamen korunuyor. Çoğu hasta ameliyatın akşamında ya da ertesi gün taburcu oluyor. Karın duvarı açılmadığı için ileride oluşabilecek ’ameliyat yeri fıtığı’ riski bu yöntemde tamamen ortadan kalkıyor. Hastalar bir haftayı yatakta geçirmek yerine, birkaç gün içinde normal hayatlarına, işlerine dönebiliyorlar” ifadelerini kullandı.</p>

<p>’DAHA GÜVENLİ VE NET GÖRÜŞ SAĞLIYOR’</p>

<p>İzceyhan, ”Rahim alınması (histerektomi), yumurtalık kistlerinin temizlenmesi, tüplerin bağlanması veya dış gebelik ameliyatları hatta bazı rahim sarkması operasyonlarını bu yöntemle gerçekleştirebiliyoruz. Her cerrahi yöntem her hasta için sihirli bir değnek değildir. Özellikle karın bölgesinde çok yağlanma (obezite) olan hastalarda veya daha önce geçirilmiş ameliyatlar nedeniyle karın duvarında çok fazla yapışıklık olan hastalarda V-NOTES bize çok daha güvenli ve net bir görüş alanı sağlıyor” dedi.</p>

<p>Bazı durumlarda bu yöntemin uygulanmayacağını söyleyen İzceyhan, ”Rahim veya miyomlar çok devasa boyutlara ulaşmışsa veya çok ileri derecede, tüm organları birbirine yapıştırmış derin bir endometriozis (çikolata kisti) tablosu varsa, o zaman klasik kapalı veya robotik yöntemler tercih edilebiliyor. Ayrıca yöntemin doğal yollar üzerinden uygulanması nedeniyle henüz cinsel birliktelik yaşamamış hastalar için uygun değil” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 16:10:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/v-notes-yontemiyle-ameliyat-izsiz-dikissiz-kesisiz-yapiliyor-1776345026.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her öfkeli genç şiddete yönelmiyor!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/her-ofkeli-genc-siddete-yonelmiyor-11831</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/her-ofkeli-genc-siddete-yonelmiyor-11831</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, son dönemde artan okul temelli şiddet olaylarını değerlendirerek, ergenlik döneminin psikolojik dinamiklerine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Dürtü kontrolündeki zayıflık saldırgan davranış riskini artırabiliyor</strong></p>

<p>Ergenlikte duyguların yoğun yaşandığını ancak bu duyguları düzenleme kapasitesinin henüz tam gelişmediğini vurgulayan Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu nedenle dürtü kontrolündeki zayıflık, kimlik karmaşası, akran grubu içinde kabul görme ihtiyacı ve öfkeyi yönetememe, bazı gençlerde saldırgan davranış riskini artırabiliyor. Ancak şunu özellikle vurgulamak gerekir: Her öfkeli, her içe kapanık ya da her kimlik krizi yaşayan genç şiddete yönelmez; risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir. Psikoloji literatüründe gençlerde şiddet davranışının temellerinde davranışı kontrol edememe, yoğun duygusal sıkıntı, okula düşük bağlılık, aile içi çatışma ve şiddete maruz kalmak yatmaktadır.” dedi.</p>

<p><strong>Bu tür saldırıların arkasında birikimli bir psikolojik süreç var</strong></p>

<p>Okul saldırılarının arkasında çoğu zaman uzun süreli bir psikolojik birikim olduğuna işaret eden İpek Erol, “Bu tip olayların arkasında çoğu zaman tek bir neden değil, birikimli bir psikolojik süreç vardır: dışlanmışlık hissi, küçük düşürülme algısı, öfkenin içeride büyümesi, yoğun yalnızlık, değersizlik duygusu, intikam fantezileri, bazen de ‘beni nihayet görün’ arzusu. Hedef fiziksel zarar vermekle birlikte güçsüzlük hissini tersine çevirmek ve çevre üzerinde mutlak kontrol kurmak olabilmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Psikotik süreçlerde gerçeklik algısı bozulabiliyor</strong></p>

<p>Bazı vakalarda daha ağır psikiyatrik tabloların da söz konusu olabileceğini belirten İpek Erol, “Özellikle psikotik süreçlerde gerçeklik algısının bozulması, kişinin çevreyi olduğundan farklı algılamasına neden olabilir. Bu noktada davranış artık sadece öfke ya da dürtüsellikle değil, ciddi bir algı ve düşünce bozulmasıyla şekillenir. Yine de önemli bir ayrım var: her psikotik bozukluk ya da her psikiyatrik hastalık şiddetle ilişkili değildir; ancak tedavi edilmemiş, fark edilmemiş ve ilerlemiş durumlarda risk artabilir. Bu nedenle erken psikiyatrik değerlendirme ve müdahale kritik önem taşır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Erken uyarı işaretlerine dikkat</strong></p>

<p>Aile ve öğretmenler için erken uyarı işaretlerinin kritik olduğunu vurgulayan İpek Erol, “Erken uyarı işaretleri genelde tek bir davranıştan değil, bir örüntüden anlaşılır. Örneğin okul başarısında ani düşüş, okula yabancılaşma, yoğun öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler, silahlara aşırı ilgi, şiddeti romantize eden paylaşımlar, kendine ya da başkasına zarar verme imaları, belirgin sosyal çekilme, ağır bir aşağılanma ya da reddedilme sonrası davranış değişimi dikkatle izlenmelidir. Özellikle ‘beni görecekler’, ‘hesabını soracağım’, ‘artık dayanmayacağım’ gibi cümleler kesinlikle küçümsenmemelidir.” dedi.</p>

<p><strong>Risk, ilişki ve takip eksikliğinde büyür</strong></p>

<p>İpek Erol, riskin en çok ilişki ve takip eksikliğinde arttığını belirterek, “Evde duyguların konuşulamadığı, sınırların ya çok gevşek ya çok sert olduğu, çocuğun görülmediği ya da sadece başarı üzerinden değer gördüğü aile ortamları kırılganlığı artırabilir. Okul tarafında ise öğrenciyi yalnızca disiplin meselesi olarak görmek, rehberlik servislerini kriz yönetimi yerine evrak işine sıkıştırmak, öğretmenlerin risk sinyallerini tanıma konusunda yeterince desteklenmemesi ve kurumlar arası yönlendirme zincirinin zayıf olması büyük açık yaratır.” diye konuştu.</p>

<p>Rehberlik servislerinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan İpek Erol, “Öğretmen, aile, okul yönetimi, çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanı ve gerektiğinde sosyal hizmet birimleri birlikte çalışmadığında erken fark etme şansı azalır” dedi.</p>

<p><strong>Gençler yoğun duygusal baskı altında</strong></p>

<p>Bugünün gençlerinin ciddi bir duygusal yük taşıdığına dikkat çeken İpek Erol, “Yalnızlık, değersizlik hissi, sürekli karşılaştırılma, başarısızlık korkusu, dışlanma, gelecek kaygısı ve anlam kaybı gençlerin en sık yaşadığı duygular arasında. Dijital kültür bu yükü bazen hafifletmiyor, tam tersine görünür olma baskısıyla artırıyor. Genç hem çok görünür olmak istiyor hem de gerçek ilişkilerde çok yalnız hissedebiliyor. Bu da özellikle narsisistik incinme, utanç ve öfke döngüsünü güçlendirebiliyor.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Medya dili belirleyici, fail değil çözüm öne çıkarılmalı</strong></p>

<p>Önleme konusunda aile, okul ve medyanın birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan İpek Erol, “Aileler çocukla sadece kural konuşmamalı; utancı, öfkeyi, reddedilmeyi ve hayal kırıklığını nasıl yaşadığını da konuşmalı. Okullar yalnızca güvenlik kamerası mantığıyla değil, ilişki temelli güvenlik anlayışıyla hareket etmeli; riskli öğrenciyi damgalamadan izleyen, yönlendiren ve destekleyen ekipler kurmalı. Aileler ve okullar kadar medyanın da burada çok kritik bir rolü var. Medya, failin adını, görüntüsünü ve hikâyesini büyüten bir anlatı kurduğunda, istemeden de olsa bu kişiyi görünür hale getirir. Oysa bu tür eylemlerde bazı kırılgan gençler için en temel motivasyonlardan biri görülme, duyulma ve etkili olma arzusudur. Failin detaylı şekilde işlenmesi, onun nasıl yaptığına, ne yaşadığına ve nasıl gündem olduğuna odaklanılması, benzer duygusal süreçlerden geçen gençler için bir tür model oluşturabilir; yani ‘ben de böyle görünür olabilirim’ düşüncesini tetikleyebilir. Bu durum literatürde ‘taklit/bulaşma etkisi’ olarak tanımlanır ve özellikle hassas dönemlerde risk oluşturur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Odağı failden toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekiyor</strong></p>

<p>Bu nedenle medyanın dilinin çok belirleyici olduğunu kaydeden İpek Erol, “Odağı failden mağdurlara, toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekir. Olayın dramatik detaylarını tekrar tekrar vermek yerine, erken uyarı işaretlerine, psikolojik destek yollarına ve çözüm önerilerine yer vermek çok daha koruyucudur. Çünkü mesele sadece bir olayı aktarmak değil, o bilginin toplumda nasıl bir etki yaratacağını da gözetmektir.” dedi.</p>

<p><strong>Dijital oyunlar tek başına açıklayıcı değil</strong></p>

<p>Dijital oyunların etkisine ilişkin değerlendirmede de bulunan İpek Erol, “Dijital oyunları tek başına neden gibi göstermek doğru değil. Elde olan kanıtlar, şiddet içerikli oyunların bazı gençlerde saldırgan duygu ve tepkileri artırabileceğini, duyarsızlaşmaya katkı sunabileceğini söylüyor; fakat bu bulgular, tek başına oyun oynamanın böyle ağır ve hedefli saldırıları açıkladığını göstermiyor. Asıl belirleyici olan; gencin ruhsal durumu, aile ortamı, maruz kaldığı şiddet, sosyal dışlanma, öfke düzenleme kapasitesi ve en kritik olarak silaha erişim gibi etkenlerin birleşimidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 16:08:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/her-ofkeli-genc-siddete-yonelmiyor-1776344926.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Didim Belediyesi’nden Anne Adaylarına Destek Programı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/didim-belediyesinden-anne-adaylarina-destek-programi-11765</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/didim-belediyesinden-anne-adaylarina-destek-programi-11765</guid>
                <description><![CDATA[Didim Belediyesi, toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik çalışmalarına bir yenisini daha ekliyor. Anne adaylarının gebelik süreci, doğum ve emzirme konularında doğru bilgiye erişimini artırmak ve aileleri bilinçlendirmek amacıyla “Doğuma Birlikte Hazırlık” programı düzenleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”></span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>BAŞKAN HATİCE GENÇAY: “SAĞLIKLI TOPLUM BİLİNÇLİ AİLELERLE MÜMKÜNDÜR”</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>Alanında uzman hekim ve doğum koçunun katılımıyla gerçekleştirilecek programda; doğuma hazırlık süreci, destekleyici egzersizler ve eşlerin sürece aktif katılımının önemi ele alınacak.</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay, programa ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>“Sağlıklı bir toplum; bilinçli ailelerle, güvenli ve sorunsuz doğum süreçleriyle ve iyi yetişmiş bireylerle mümkündür. Bizler Didim Belediyesi olarak, hayatın en önemli başlangıç anlarında da halkımızın yanında olmayı sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Anne adaylarımızın bu süreci doğru bilgiyle, güvenle ve destekle geçirmesi için kendimizi sorumlu hissediyoruz.”</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>Didim Belediyesi tarafından ücretsiz olarak düzenlenen etkinlik, 15 Nisan 2026 tarihinde saat 14.00’te KADEM’de gerçekleştirilecek. Tüm anne adayları ve aileleri programa davet edildi.</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 21:01:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/didim-belediyesinden-anne-adaylarina-destek-programi-1776103298.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Psikoz genç yaşlarda başlıyor!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/psikoz-genc-yaslarda-basliyor-11759</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/psikoz-genc-yaslarda-basliyor-11759</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, psikozun belirtileri, nedenleri, risk faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Psikoz, kişiyi gerçeklerden koparıyor!</strong></p>

<p>Psikozun, kişiyi gerçeklerden, dış dünyadan koparan, düşünce, muhakeme, konuşma ve davranış problemlerinin görülebildiği hastalıklar grubuna verilen isim olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kişinin, düşünceleri, dünyayı ve gerçekleri algılayış biçimi, duyguları, davranışları bu hastalık sebebi ile etkilenir.” dedi.</p>

<p>Psikozun, oldukça geniş bir tanımlama olduğunu ve içerisinde birçok psikiyatrik hastalığı barındırdığını kaydeden Beyaz, “Sanrılı bozukluk, şizofreni, şizoaffektif bozukluk ve maddenin/ilacın yol açtığı psikoz bozukluğu, psikotik bozukluklar sınıfında yer alan bazı hastalıklardır. Psikotik bozuklukların her ne kadar önemli bir bölümünü şizofreni hastaları oluştursa da her psikotik bozukluk tanısı almış kişi şizofreni hastalığına sahiptir anlamına gelmez.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Psikoza yol açabilecek bazı farklı hastalıklar ve risk faktörleri var! </strong></p>

<p>Tüm psikoz vakalarının farklı olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu nedenle sebep olan unsur her zaman tam olarak belli değildir. Ancak psikoza yol açabilecek bazı farklı hastalıklar vardır.” dedi.</p>

<p>Uyuşturucu bağımlılığı, uykusuzluk ve diğer çevresel faktörler gibi tetikleyicilerin de etkili olduğuna vurgu yapan Beyaz, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bunun yanında, belli başlı bazı durumlar farklı psikoz gelişimlerine yol açabilir. Doktorlar tam olarak neyin psikoza neden olduğunu henüz bilmiyor. Ancak bilinen bazı risk faktörleri var. İlki genetik; psikoz ilişkili genlere sahip olabilirsiniz, ancak bu her zaman psikoz geliştireceğiniz anlamına gelmez. Tetikleyici, bazı reçeteli ilaçlar ve alkol, esrar, LSD ve amfetamin gibi maddeler olabilir. Sevilen birinin ölümü, cinsel saldırı veya savaş psikoza yol açabilir. Travmanın türü ve meydana geldiği yaşınız da psikoz gelişiminde rol oynar. Travmatik beyin yaralanmaları, beyin tümörleri, felçler, Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, demans ve HIV psikoza neden olabilir.”</p>

<p><strong>Psikozun tipik bir başlangıcı yok! </strong></p>

<p>Psikozun, tipik bir başlangıcı olmadığına işaret eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bazıları akut, oldukça alevli bir şekilde başlarken, bazıları daha sinsi ve hafif bir başlangıç ile kendilerini gösterebilirler.” dedi.</p>

<p>Ancak ister akut ve alevli başlasın ister daha sönük ve hafif belirtiler ile başlangıç göstersin, genellikle kişilerin ilk ataklarından önceki yıllarda yaşadıkları bazı silik, sinyal niteliğinde belirtiler olabildiğini aktaran Beyaz, “Genellikle yavaş yavaş gösterdikleri sosyal izolasyon, akademik başarıda düşüş, konuşma miktarında azalma, aktivitelere karşı ilgisizlik bu belirtiler arasında sayılabilir. Bu belirtiler yıllar içerisinde yavaş yavaş kendilerini gösterdikleri için, aileler veya çocuğun çevresindekiler kolaylıkla değişimleri göremeyebilirler. Çoğunlukla aileler, daha belirgin değişikliklerin görüldüğü ilk atakta, bir uzmana başvurma ihtiyacı duyarlar.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Her 100 insandan 1 ila 2’si hayatında bir kez psikoza girer! </strong></p>

<p>Çoğunlukla gençlerde görülen bu rahatsızlığın neden özellikle genç yaştaki insanlarda görüldüğünün bilinmediğine değinen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Her 100 insandan 1 ila 2’si hayatında bir kez psikoza girer. Bu hastalık ilk kez çoğunlukla 12 ve 29 yaşları arasında ortaya çıkar. Erkeklerle kadınlarda aynı oranda görülür.” dedi.</p>

<p>Her depresyon türünde psikoz görülmediği bilgisini paylaşan Beyaz, şunları söyledi:</p>

<p>“Fakat psikotik özellikli depresyonda bu durum karşımıza çıkabilir ve depresif tabloya psikotik özellikler de eşlik eder. Bu psikotik belirtiler sanrı ve varsanılardır. Bu psikotik belirtiler sıklıkla depresif tema ile uyumludur. Yani, suçluluk, yetersizlik, günahkârlık, cezalandırılmaya lâyık olma, kabahatleri yüzünden kendinin veya başkalarının başına felaketlerin geleceği çürüyüp yok olmakta olduğu hezeyanları olabilir. Kulağına kendisini aşağılayan, hakaret eden, iftira atan sesler gelebilir. Çürüyor olduğuna ilişkin pislik kokuları tarzında koku halüsinasyonları söz konusu olabilir. Ciddi boyutta işlevsellik kaybına sebep olabilir.”</p>

<p><strong>Tedaviye erken başlanmak, psikotik bozukluğa bağlı sorunları azaltır!</strong></p>

<p>İlk psikoz atağının ardından vakit kaybetmeden tedaviye başlanması gerektiğini söyleyen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Erken uygulanan tedavi, ilişkileri, gündelik yaşamda meydana gelecek olan olumsuz durumları engellemeye yardımcı olabilir.” dedi.</p>

<p>Tedaviye erken başlanmasının psikotik bozukluk sebebiyle meydana gelebilecek sorunların daha aza inmesine de yardımcı olabileceğini aktaran Beyaz, “Uzmanın tedavi olarak hangi yolu izleyeceği, kişinin durumuna göre belirlenir. Uzman hekim, semptomları aza indirmek için hap, sıvı ya da enjeksiyon halinde antipsikotik ilaçlar reçete edebilir. Bununla birlikte uyuşturucu madde ve alkol kullanımından kaçınılması uzmanın önerebileceği seçenekler arasındadır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Psikoz durumunda ilaç tedavisi ve bilişsel davranışçı terapi semptomların kontrolünde önemli!</strong></p>

<p>Kişinin kendine ya da diğer insanlara zarar verme riski taşıması ve davranışlarını kontrol edememesi durumunda hastanede tedavi olması gerekebileceğine dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Psikoz durumunda gerçekleştirilen tedavi yöntemlerinden ilki ilaç tedavisi. Antipsikotik olarak adlandırılan ilaçlarla, hastalığın semptomlarını geçiren kişilerin rahatsızlığı kontrol altında tutulabilir. Bu ilaçlar halüsinasyonlar ve sanrıları aza indirmeye yardımcı olur, bireyin zihinlerini daha açık hale getirir. Bu ilaçlar, rahatsızlığın semptomlarına göre önerilir.</p>

<p>Diğer yöntem bilişsel davranışçı terapi. Hastanın düzenli olarak sağlık danışmanıyla iletişim halinde kalması gerekir. Bu durum kişinin düşünce yapısını ve hareketlerini değiştirme sürecine olumlu yansır. Bu tarz yaklaşım kişilerde kalıcı değişikliklere neden olabilir ve kişilerin, hastalığı daha iyi idare ettiği gözlemlenmiştir. Bu tedavi yönteminin ilaç tedavi yönteminde sonuç vermeyen pek çok psikoz belirtisinde faydalı olduğu da gözlemlenmiştir.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 21:00:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/psikoz-genc-yaslarda-basliyor-1776103254.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Otizmli çocuklarda ergoterapi, günlük yaşam becerilerini geliştiriyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/otizmli-cocuklarda-ergoterapi-gunluk-yasam-becerilerini-gelistiriyor-11747</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/otizmli-cocuklarda-ergoterapi-gunluk-yasam-becerilerini-gelistiriyor-11747</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı’nın destekleriyle; Üsküdar Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Kimyagerler Derneği iş birliğinde düzenlenen “5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi” Antalya’da gerçekleştirildi. 9-12 Nisan 2026 tarihleri arasında yapılan etkinlik, “Kimyadan Beslenmeye Gıda Sistemleri” temasıyla ulusal ve uluslararası uzmanları bir araya getirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Kongrede; gıda alanındaki yenilikçi teknolojiler, mevcut riskler ve geleceğe yönelik fırsatlar kapsamlı şekilde ele alındı. Akademisyenler, bilim insanları ve sektör temsilcileri, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik ekseninde bilgi ve deneyimlerini paylaştı.</p>

<p><strong>Besin işleme süreçlerinde kayıplar ve çözüm arayışları</strong></p>

<p>Kongrede “Gıda İşleme Teknolojileri, İlişkili Kayıplar ve Güncel Teknolojik Yaklaşımlar” başlıklı sunum yapan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, besinlerin hazırlanması ve işlenmesi sürecinde mikrobiyal güvenliğin sağlanmasının ve raf ömrünün uzatılmasının temel hedefler arasında yer aldığını belirtti.</p>

<p><strong>Pişirme yöntemi besin öğesini!</strong></p>

<p>Bu süreçlerde; ısı, su, oksijen ve ışık gibi faktörlerin etkisiyle besin ögesi kayıplarının yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Pişirme yöntem tercihleri de besin ögesi kayıplarına neden olan önemli etkenlerden biridir. Pişirme yöntemleri arasında buharda pişirme ve mikrodalga gibi kontrollü yöntemler, kaynatma gibi su teması yüksek yöntemlere kıyasla besin ögesi korunumu açısından daha avantajlıdır.” dedi.</p>

<p><strong>Kızartma mı haşlama mı?</strong></p>

<p>Yüksek sıcaklıkta yapılan kızartma işlemlerinde ise akrilamid, HMF ve furan gibi zararlı bileşiklerin oluşabileceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Besinlerin nerede depolandığı ve depolama süreçleri de yine bu süreçte oldukça önemli bir yere sahiptir. Depolama sürecinde ise oksidatif reaksiyonlar, vitamin kayıpları ve mikrobiyal gelişim, besin kalitesini olumsuz etkileyen başlıca faktörler arasında yer almaktadır.  Bu nedenle uygun ambalajlama sistemleri ve optimal depolama koşulları, besin kalitesinin korunmasında kritik öneme sahiptir.” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p><strong>Gıda işlemede akıllı teknoloji dönemi</strong></p>

<p>Gıda işleme süreçlerinde yaşanan kayıpları azaltmak için geliştirilen yeni teknolojilere de değinen Prof. Dr. Arslan, “Non-termal teknolojiler, mikroenkapsülasyon ve akıllı ambalaj sistemleri, besin kalitesinin korunmasında önemli potansiyel sunmaktadır. Ayrıca vitamin ve mineral zenginleştirme uygulamaları, işleme sırasında oluşan kayıpların telafi edilmesinde etkili bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Besin işleme süreçlerinin bilimsel temellere dayalı olarak optimize edilmesi hem besin güvenliğinin sağlanması hem de besin değerinin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Alanında uzman isimler Antalya’da buluştu</strong></p>

<p>Kongrede, Prof. Dr. H. Funda Karbancıoğlu Güler (İTÜ) ”İklim Değişikliği ve Mikotoksinler: Riskler ve Stratejiler”, Prof. Dr. Osman Sağdıç (YTÜ) ”Gıda Zehirlenmesi ve Adli Tıp Perspektifinden Değerlendirilmesi”, Prof. Dr. Esra Çapanoğlu (İTÜ) ”Biyoaktif Bileşenlerin Değerlenmesinde Döngüsel Biyoekonomi Yaklaşımları”, Prof. Dr. Durmuş Özdemir (İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü) ”Gıda Analizinde Kemometrik Uygulamalar”, Prof. Dr. Mustafa Yaman (Sabahattin Zaim Üniversitesi) “Besinlerde Oluşan İleri Glikasyon Ürünlerinin Metabolik Hastalıkların Gelişimi ve İlerlemesindeki Rolü”, Prof. Dr. Mükerem Kaya (Atatürk Üniversitesi) “Et ve Deniz Ürünlerinde Nitrozaminler”, Prof. Dr. Sercan Karav (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi) “Konak-Mikrobiyota Etkileşimleri ve Yenilikçi Fonksiyonel Gıda Tasarımı”, Doç. Dr. Mustafa Bener (İstanbul Üniversitesi) “Gıda Antioksidan Tayinine Genel Bir Bakış: Geçmişten Günümüze Yaklaşımlar”, Doç. Dr. Urartu Şeker (Orta Doğu Teknik Üniversitesi) “Mikrobiyal Gıda Sistemlerini Mühendisliği: Sentetik Biyolojiden Sürdürülebilir Beslenmeye”, Doç. Dr. Yunus Emre Tunçil (Necmettin Erbakan Üniversitesi) “Yapıdan İşleve: Diyet Lifi Kimyası Kolon Mikrobiyomu Modülasyonunu Nasıl Yönlendiriyor?” başlıklı sunum gerçekleştirdi. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 20:59:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/otizmli-cocuklarda-ergoterapi-gunluk-yasam-becerilerini-gelistiriyor-1776103157.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Menopozda hormon tedavisi her kadın için uygun değil!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-11716</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-11716</guid>
                <description><![CDATA[Menopoz kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde menopoz yaşı ortalama 50-52 iken ülkemizde kadınlar genellikle 47-49 yaşları arasında bu döneme giriyor. Kadının yaşamında doğal bir geçiş süreci olsa da beraberinde getirdiği fiziksel ve psikolojik değişimler yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Menopozda östrojen ve progesteron hormonlarının azalması; sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku sorunları ve ruh hali dalgalanmaları gibi sorunlara yol açabiliyor. Uzun vadede ise kardiyovasküler hastalıklar ve kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) riski  artıyor. Bu olumsuz etkileri azaltmada öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Dr. A. Ezgi Sancaklı, menopoz döneminde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin (HRT) uygun hasta grubunda ve hekim kontrolünde önemli faydalar sağladığına dikkat çekerek, “Her kadın perimenopoz ve menopoz dönemindeki bulgularını takip etmeli ve gerekli durumlarda bu tedaviden faydalanmalıdır. Tedavi uygun hastaya, uygun dozda, uygun zamanda verildiğinde, düzenli doktor takibiyle birlikte oldukça etkili sonuçlar alınmaktadır” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon replasman tedavisi hakkında en  çok yöneltilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde menopoz yaşı ortalama 50-52 iken ülkemizde kadınlar genellikle 47-49 yaşları arasında bu döneme giriyor. Kadının yaşamında doğal bir geçiş süreci olsa da beraberinde getirdiği fiziksel ve psikolojik değişimler yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Menopozda östrojen ve progesteron hormonlarının azalması; sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku sorunları ve ruh hali dalgalanmaları gibi sorunlara yol açabiliyor. Uzun vadede ise kardiyovasküler hastalıklar ve kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) riski  artıyor. Bu olumsuz etkileri azaltmada öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Dr. A. Ezgi Sancaklı, </strong>menopoz döneminde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin (HRT) uygun hasta grubunda ve hekim kontrolünde önemli faydalar sağladığına dikkat çekerek, “Her kadın perimenopoz ve menopoz dönemindeki bulgularını takip etmeli ve gerekli durumlarda bu tedaviden faydalanmalıdır. Tedavi uygun hastaya, uygun dozda, uygun zamanda verildiğinde, düzenli doktor takibiyle birlikte oldukça etkili sonuçlar alınmaktadır” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı,</strong> hormon replasman tedavisi hakkında en  çok yöneltilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>Hormon replasman tedavisi  (HRT) nedir?</strong></p>

<p>Hormon replasman tedavisi, menopozla birlikte azalan östrojen ve progesteron hormonlarının takviye edilmesini  amaçlıyor. Tedavinin temel  hedefi; sıcak basması ve vajinal kuruluk gibi menopoz belirtilerini hafifletmek, ayrıca özellikle kemik ile kalp sağlığı üzerindeki uzun vadeli olumsuz etkilerini azaltmaktır. Hormon replasman tedavisi; sadece östrojen veya östrojen ile birlikte progesteron tedavisi olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Ağızdan, cilt üzerinden veya vajinal yoldan gerçekleştirilebiliyor. Bazı preparatlar enjeksiyon veya implant (cilt altı) olarak da uygulanabiliyor. Günümüzde tedavi planlamasında biyoeşdeğer hormonların tercih edildiğini belirten Dr. A. Ezgi Sancaklı, ”Biyoeşdeğer hormon tedavisi, klasik sentetik hormon tedavisinden farklı olarak, vücuttaki hormonlar ile birebir aynı kimyasal yapıdadır. Bu sayede, özellikle mikronize progesteronun kullanımı sentetik hormonlara göre yan etki risklerini azaltır. Biyoeşdeğer tedaviler kişiye özel dozlarda uygulanabilir” diyor. </p>

<p><strong>Her kadın için gerekli midir? </strong></p>

<p>Hormon replasman tedavisini her kadının kullanması zorunlu değildir. Ancak her kadında özellikle perimenopoz döneminde başlanarak yaşam tarzı düzenlemeleri öneriliyor. Kemik ve kas sağlığını artırmaya yönelik direnç egzersizleri yapmak, sigarayı bırakmak, kafein tüketimini azaltmak, sıvı tüketimini artırmak, dengeli ve düzenli beslenmek, yeterli protein almak, kalsiyum ve D vitamini alımını sağlamak yapılabilecek değişikliklerin başında geliyor. Bunların yanı sıra düzenli jinekolojik muayeneler, meme kanseri taramaları, kardiyovasküler  değerlendirmeler ve kemik yoğunluğu ölçümü büyük önem taşıyor. Dr. A. Ezgi Sancaklı, yaşam tarzı değişikliklerinin ve tarama programlarının perimenopoz olarak adlandırılan menopoz öncesi dönemden itibaren önerildiğini belirterek, “Bazı kadınlarda özellikle sıcak basması ve vajinal kuruluk gibi semptomlar çok şiddetli olabilir.  Uygun olan hasta grubunun bu şikayetlerinde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinden faydalanması son derece kıymetlidir” bilgisini veriyor.  </p>

<p><strong>Tedavi nasıl planlanıyor? </strong></p>

<p>Hormon replasman tedavisi standart bir uygulama değildir; tamamen kişiye özel planlanıyor ve düzenli doktor takibi gerekiyor. Kadının yaşı, şikayetleri, risk faktörleri, kronik hastalıkları, rahim alma ameliyatı öyküsü, menopoz süresi, kan değerleri ve pıhtılaşma riski gibi bulgular detaylı olarak değerlendiriliyor. Tüm bu veriler doğrultusunda hangi hormonun, hangi dozda, hangi yolla (ağızdan, vajinal veya cilt üzerine) ve ne kadar süreyle kullanılacağı belirleniyor.  </p>

<p><strong>Kimler hormon replasman tedavisinden faydalanamaz? </strong></p>

<p>Hormon replasman tedavisi her kadın için uygun olmuyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon tedavisi önerilmeyen durumları “Tanı konulmamış vajinal kanama, meme kanseri öyküsü, daha önce geçirilmiş inme, pıhtılaşma bozukluğu, yumurtalık veya rahim kanseri, aktif karaciğer hastalığı veya yüksek riskli koroner kalp hastalığı” olarak sıralıyor.</p>

<p><strong>Tedaviye ne zaman başlamak gerekiyor?</strong></p>

<p>Hormon replasman tedavisine 60 yaşından önce veya menopozdan sonraki ilk 10 yıl içinde başlanması öneriliyor. Yapılan çalışmalar, bu dönemde başlanan tedavinin kadınlarda tüm hastalıklara bağlı ölüm riskini azaltabildiğini gösteriyor. Buna karşılık, menopozdan uzun süre sonra başlanan tedaviler ise pıhtı oluşumu ve kalp damar hastalıkları açısından risk oluşturabiliyor.</p>

<p><strong>Hormon replasman tedavisi ne kadar sürüyor? </strong></p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon tedavisinin süresinin kişiye özel olarak belirlendiğini belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Genel yaklaşım; en düşük etkili dozun gerekli olduğu süre boyunca kullanılmasıdır. Tedavi genellikle 2-5 yıl sürmektedir. Ancak, semptomlar devam ediyorsa ve tedavinin sağladığı fayda olası risklerden daha fazlaysa tedavi süresi doktor kontrolünde uzatılabilmektedir.” </p>

<p><strong>Kalp hastalığı riskini önleyebilir mi? </strong></p>

<p>Menopoz sonrası östrojen azalması kalp - damar hastalıkları riskini artırıyor.  Yapılan çalışmalarda, menopoz sonrası erken dönemde başlanan hormon tedavisinin kadınlarda iskemik inme, venöz tromboembolizm ve kalp yetmezliği gibi kalp -  damar hastalıklarının gelişme riskini azaltabildiği gösterilmiş. Ancak, hormon replasman tedavisine sadece kalp damar hastalıklarını önlemek amacıyla başlanması önerilmiyor. </p>

<p><strong>Kemik erimesine karşı etkili oluyor mu?</strong></p>

<p>Östrojen azalması kemik kaybını hızlandırabiliyor ve osteoporoz riskini artırabiliyor. Hormon replasman tedavisinin osteoporozun önlenmesinde ilk tedavi seçeneği olmadığını belirten<strong> </strong>Dr. A. Ezgi Sancaklı,<strong> </strong>“Hormon replasman tedavisi 45-55 yaşları arasındaki kadınlarda kemik kaybı ve kırık riskini azaltmaya yardımcı olabilmektedir” diye konuşuyor.  </p>

<p><strong>Hormon replasman tedavisi güvenli bir yöntem midir? </strong></p>

<p>Güncel kılavuzlarda, biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin risk faktörü bulunmayan kadınlarda meme kanseri ve kalp krizi riskini arttırmadığı belirtiliyor. Ayrıca, doğru hasta grubunda, doğru zamanda ve doğru uygulama yoluyla kullanıldığında büyük ölçüde faydalı ve güvenli olduğu aktarılıyor. Biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin kadınlarda tüm nedenlere bağlı ölüm oranını azalttığı yapılan çalışmalarla gösterilmiş. 2025 yılında FDA (ABD Gıda ve İlaç Dairesi) hormon replasman tedavisi üzerinde bulunan “kara kutu” uyarısını resmen kaldırdığını duyurdu. Bu yenilikle biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin kullanımının uygun hastalar için güvenli olduğu belirtildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı,<strong>  </strong>ancak hormon replasman tedavisinin<strong> </strong>uygun olmayan hasta gruplarında kullanıldığında pıhtı, inme ve endometrium kanseri riskini artırdığı uyarısında bulunarak, “Bu nedenle, hormon replasman tedavisi öncesinde tüm risk faktörlerinin dikkatlice değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır” diyor. </p>

<p><strong>Bitkisel ürünler hormon replasman tedavisine alternatif olabilir mi? </strong></p>

<p>Bitkisel ürünler (fitoöstrojenler)  menopoza bağlı hafif semptomların giderilmesine yardımcı olabiliyor. Ancak, bu ürünler hormon replasman tedavisinin sağladığı vücuttaki bütüncül etkiyi yerine getiremiyor, etkinliği ve güvenilirliği hormon tedavisi kadar güçlü bilimsel verilerle desteklenmiyor.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 21:45:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-1775760328.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Tatlıses’in tedavisi devam ediyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-devam-ediyor-11701</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-devam-ediyor-11701</guid>
                <description><![CDATA[Sanatçı İbrahim Tatlıses’in Acıbadem Altunizade Hastanesi Acil Servisine başvurmasıyla başlayan tedavi süreci hakkında 9 Nisan 2026, (bugün) bir açıklama yapan Başhekim Dr. Engin Çakmakçı şunları söyledi: ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>“7 Nisan 2026, Salı günü hastanemiz acil servisine başvuran hastamız İbrahim Tatlıses’in bilinci açık ve genel durumu iyidir. Tedavisi, tedbir amaçlı olarak yoğun bakım servisinde devam etmektedir. Safra kesesi kaynaklı bakteriyel bir enfeksiyon olan kolesistit (safra kesesi iltihabı) tanısı ile antibiyotik tedavisine başlanmış olup, tedaviye olumlu yanıt alınmaktadır. Tedavi yanıtının klinik olarak aynı şekilde sürmesi durumunda önümüzdeki hafta safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi) yapılması planlanmaktadır.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 21:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-devam-ediyor-1775760120.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tuzla’da Buluştular, Sağlık İçin Yürüdüler</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/tuzlada-bulustular-saglik-icin-yuruduler-11673</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/tuzlada-bulustular-saglik-icin-yuruduler-11673</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıklı yaşam alışkanlıklarını güçlendirmek amacıyla gerçekleştirilen etkinlikte, uzmanlar eşliğinde sabah egzersizi yapıldı. Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz ise sağlıklı yaşam tarzına ilişkin paylaşımlarda bulunarak, beslenme ve sporun aktif yaşamdaki önemini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, 7-13 Nisan Dünya Sağlık Haftasını, Tuzla Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü tarafından sağlıklı yaşam alışkanlıklarını güçlendirme, bu konudaki toplumsal farkındalığı artırma amacıyla düzenlenen, özel yürüyüş ve egzersiz etkinliğiyle kutladı. Tuzla sakinlerinin yoğun ilgi gösterdiği etkinlik kapsamında katılımcılar, sahil hattında 2 km’lik yürüyüş güzergahını hep birlikte tamamlayarak güne sağlıklı bir başlangıç yaptılar. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi çalışanlarının da destek verdiği etkinlikte, katılımcıların soruları yanıtlandı. Uzman antrenörlerin egzersiz ve yoga aktiviteleriyle devam eden programda, <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz</strong>, katılımcılara sağlıklı yaşam alışkanlıkları hakkında önemli bilgiler verdi. </p>

<p>Dr. Hande Namal Türkyılmaz konuşmasında, yapılan her egzersizin vücudumuza büyük katkılar sağladığını, sadece kalori yakmadığımızı söyleyerek, bu sayede vücudumuzun doğal olarak ürettiği NAD+ molekülünü ve GLP-1 hormonunu da artırabildiğimizi hatırlattı. Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp ile hormonal mekanizmaları onarmaya odaklandıklarını söyleyen Dr. Hande Namal Türkyılmaz, “<em>Bugünkü yürüyüş ve egzersiz çalışmamızın vücudumuzda gösterdiği </em>d<em>eğişimi kalıcı kılmak, vücudumuzun biyokimyasını optimize etmek ve ’gerçekten sağlıklı’ hissetmek kendi elimizde.</em> <em>Bu alandaki sağlık profesyonelleri olarak hedefimiz ilaçla</em> <em>değil, yaşamı kendi ritmiyle iyileştirmek. Uzun yıllardır bu işi yapan biri olarak biliyorum ki; bu mekanizmaları ne kadar erken tamir edersek, gelecekteki kronik hastalıklardan o kadar korunuruz. Sağlık, hastalıkların olmaması değil, yaşam enerjisinin en üst seviyede olmasıdır</em>” dedi. </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:50:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/tuzlada-bulustular-saglik-icin-yuruduler-1775649004.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı:   Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-11668</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-11668</guid>
                <description><![CDATA[Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 1,27 milyon insan doğrudan antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitiriyor. Uzmanlar, etkili önlemler alınmadığı takdirde bu sayının önümüzdeki yıllarda çok daha yüksek seviyelere ulaşabileceğine dikkat çekiyor. Sorunun temel nedenlerinden biri ise enfeksiyon tedavisinde çoğu zaman doğru antibiyotiğin hemen belirlenememesi ve hastalara geniş spektrumlu ilaçların deneme-yanılma yöntemiyle verilmesi. Bu yaklaşım, hem hastanın tedavisinin gecikmesine hem de bakterilerin zamanla ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em><strong></strong></em></p>

<p><em><strong>Bu önemli soruna çözüm olabilecek yeni bir teknoloji ise Acıbadem Üniversitesi’nde geliştirildi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ile Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özge Can’ın kurucusu olduğu ve Acıbadem Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde yer alan Bio-T Biyoteknoloji Çözümleri ve Üretim A.Ş.’de geliştirilen “Hızlı Antibiyotik Duyarlılık Testi”, hastadaki bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu çok kısa sürede belirleyebiliyor. Testte, antibiyotiğin etkisiyle ölen bakteriler özel bir boya sayesinde ışık veriyor; böylece hangi antibiyotiğin işe yaradığı hızlı ve net bir şekilde anlaşılabiliyor. Bu hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde, normalde bir gün sürebilen antibiyotik duyarlılık belirleme süreci 15-90 dakikaya indirilebiliyor. Laboratuvar çalışmaları tamamlanan testin yakın zamanda sağlık sisteminde kullanıma girmesi hedefleniyor.</strong></em></p>

<p><strong>Antibiyotik İşe Yaradığında Işık Saçan Bakteriler </strong></p>

<p>Geliştirilen test, enfeksiyon etkeni bakterinin farklı antibiyotiklere duyarlılığını hızlı bir şekilde saptayarak hastaya hangi ilacın etkili olacağını ortaya koyuyor. Böylece hekimler, vakit kaybetmeden hastaya doğru ve etkili tedaviyi başlatabiliyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz yöntemi şu şekilde anlatıyor: “Bu yöntemde, bakterinin hücre zarından canlıyken içeri giremeyen özel bir boya kullanıyoruz. Bakteri, antibiyotiğin etkisiyle öldüğü anda hücre zarı geçirgen hale geliyor ve bu boya bakterinin içine sızıyor. İçeri giren boya, bakterinin DNA’sına bağlandığında ışık yaymaya başlıyor. Bu sayede bakterinin ölüp ölmediğini çok kısa sürede anlayabiliyoruz. Klasik testlerde ise bakterinin çoğalmasını ve besi yerinde gözle görülür bir bulanıklık oluşturmasını beklemek gerekiyordu. Bu da zaman kaybına yol açıyordu. Bizim geliştirdiğimiz yöntemde ise bunu beklemeye gerek kalmıyor; bakteri öldüğü anda boya içeri giriyor ve hemen ışık sinyali veriyor.” </p>

<p>Antibiyotik direnci olduğunda ise bakterinin hiç tepki vermediğini söyleyen Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Eğer bakteri kullanılan antibiyotiğe dirençliyse ve ölmezse, boya hücre içine giremiyor ve herhangi bir ışık oluşmuyor. Bu durumda da o antibiyotiğin etkisiz olduğunu, o hastada işe yaramadığını, yani bakterinin dirençli olduğunu hızlıca saptayabiliyoruz” şeklinde konuşuyor. </p>

<p><strong>Saatler İçinde Doğru Tedaviye Başlanıyor </strong></p>

<p>Özellikle hastane enfeksiyonlarının yaygın olduğu ve çoklu ilaç direncine sahip mikroorganizmaların giderek arttığı günümüzde bu tür hızlı tanı yöntemleri büyük önem taşıyor. Yoğun bakım ünitelerinde ya da bağışıklık sistemi zayıf hastalarda, doğru antibiyotiğe hızlı ulaşmak, tedavinin başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktör olarak görülüyor.</p>

<p>Geliştirilen teknolojinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, klasik yöntemlerde antibiyotik duyarlılığını belirlemenin oldukça zaman aldığını vurgulayarak, “Bugüne kadar bir bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu anlamak için en az bir gün beklemek zorunda kalıyorduk. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde bu süreyi bir buçuk saatten kısa bir süreye indiriyoruz. Bu da enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde çok önemli bir zaman kazancı anlamına geliyor” diyor.</p>

<p><strong>Gereksiz Antibiyotik Kullanımına Karşı Güçlü Adım</strong></p>

<p>Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direncinin en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Hangi antibiyotiğin işe yarayacağını bilmeden tedaviye başlamak çoğu zaman kaçınılmaz olabiliyor. Ancak bu durum hem hastanın doğru tedaviye geç ulaşmasına hem de bakterilerin direnç geliştirmesine yol açabiliyor. Bizim geliştirdiğimiz test, her hastaya uygun antibiyotiğin hızlı şekilde belirlenmesini sağlayarak gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmeyi hedefliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>

<p>Testin, kişinin enfeksiyonuna uygun antibiyotik kullanımının önünü açtığını vurgulayan Prof. Dr. Özge Can ise teknolojinin yalnızca bir tanı yöntemi değil, aynı zamanda tedavi başarısını artıran bir sistem olduğunu belirterek, “Gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesiyle, hem hasta için daha etkili bir tedavi sağlanıyor hem de antibiyotik direncinin yayılması engellenebiliyor” diyor.</p>

<p>Günümüzde birçok hastada test sonuçları beklenmeden geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Özge Can, “Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımı yalnızca tedaviyi zorlaştırmıyor, aynı zamanda bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanmasına neden oluyor. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde her hastaya uygun, hedefe yönelik tedavi mümkün hale geliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>

<p>Testin özellikle hastane enfeksiyonlarıyla mücadelede önemli bir rol oynayabileceğini de belirten Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, geliştirdikleri sistemin kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımına katkı sunduğunu ifade ediyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, hastane enfeksiyonlarında en büyük sorunlardan biri, etken bakterinin hangi antibiyotiğe dirençli olduğunu hızlıca tespit edememek olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Yeni testin bir diğer önemli katkısının, antibiyotiklerin daha akılcı kullanılmasına destek olmak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Bu yöntemle artık antibiyotik seçimi tahmine dayalı olmaktan çıkıyor. Veriye dayalı, hastaya özel bir tedavi planı oluşturulabiliyor” diyor.</p>

<p><strong>Toplum Sağlığı İçin Önemli Adım </strong></p>

<p>Laboratuvar aşaması tamamlanan ve yerli bir teknoloji olarak geliştirilen hızlı antibiyotik duyarlılık testinin yaygın kullanıma girebilmesi için çalışmalar sürüyor. Prof. Dr. Özge Can, “Bu teknolojinin en kısa sürede hastanelerde kullanılmasını istiyoruz. Şu anda piyasaya çıkması için sağlık endüstrisiyle görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Amacımız, geliştirdiğimiz bu yöntemin hastalara en hızlı şekilde ulaşması” diyor.</p>

<p>Uzmanlara göre enfeksiyon hastalıklarında doğru tedaviye hızlı ulaşmak yalnızca bireysel hastalar için değil, toplum sağlığı açısından da kritik önem taşıyor. Hızlı antibiyotik duyarlılık testleri, gelecekte antibiyotik direnciyle mücadelede en önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:49:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-1775648960.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-11663</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-11663</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; her 4 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez inme geçirme riski taşıyor. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 200-250 bin yeni inme vakası görülüyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, günümüzde inmenin sadece ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç yaş gruplarında da görülmeye başladığını belirterek, bunda hareketsiz yaşam tarzı, hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi yanlış yaşam alışkanlıklarının etkili olduğunu söylüyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; her 4 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez inme geçirme riski taşıyor. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 200-250 bin yeni inme vakası görülüyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum,</strong> günümüzde inmenin sadece ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç yaş gruplarında da görülmeye başladığını belirterek, bunda hareketsiz yaşam tarzı, hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi yanlış yaşam alışkanlıklarının etkili olduğunu söylüyor. </p>

<p>Felç sonrası iyileşmede zamanın kritik önem taşıdığını, bu süreçte robotik rehabilitasyonun da  tedavinin başarısını artırdığını belirten Doç. Dr. Çorum “İnme ve beyin hasarı ile beyin ameliyatları sonrası gelişen nörolojik kayıplar ve omurilik yaralanmaları gibi durumlarda, erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon, hastaların iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırıyor” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, robot destekli erken rehabilitasyonun 5 kritik etkisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<ul>
	<li><strong>Fonksiyon kayıplarını geri kazandırıyor</strong></li>
</ul>

<p>Felç sonrası iyileşmede zamanla yarış başlıyor. Yoğun ve hedefe yönelik rehabilitasyon; hareket, denge, konuşma ve yutma fonksiyonlarının daha hızlı geri kazanılmasını sağlıyor. Doç. Dr. Mustafa Çorum “Erken dönemde başlanan, doğru planlanmış nörorehabilitasyon programları; hastanın yalnızca hareket kabiliyetini değil, yaşam kalitesini de yeniden kazandırır” diyor. </p>

<ul>
	<li><strong>Komplikasyonları önlüyor</strong></li>
</ul>

<p>Uzun süre hareketsiz kalan felçli hastalarda; kas sertliği, eklem kısıtlılıkları, yatak yaraları, akciğer enfeksiyonları, solunum ve dolaşım problemleri gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir.  Bu durum hem tedavi sürecini zorlaştırır hem de iyileşmeyi geciktirir. Erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon ile hastanın mümkün olan en kısa sürede kontrollü şekilde hareket ettirilmesi sağlanır. </p>

<ul>
	<li><strong>Beynin kendini yenilemesini destekliyor</strong></li>
</ul>

<p>Beyin, hasar sonrası özellikle ilk aylarda yeniden yapılanmaya en açık dönemindedir. Özellikle inme sonrası ilk haftalar ve aylar, beynin bu yeniden yapılanma kapasitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Bu kritik süreçte uygulanan doğru ve tekrarlı terapiler, yeni sinir bağlantılarının oluşmasını destekler.</p>

<ul>
	<li><strong>Bağımsızlığı artırıyor</strong></li>
</ul>

<p>Felç sonrası en önemli hedeflerden biri, hastanın günlük yaşamda mümkün olduğunca bağımsız hale gelmesidir. Erken dönemde başlanan rehabilitasyon programları, hastanın yürüme, oturma, ayağa kalkma, giyinme, yemek yeme ve kişisel bakım gibi temel aktiviteleri yeniden öğrenmesini sağlar. Hastalar günlük yaşam aktivitelerinde daha kısa sürede bağımsız hale gelir. Bu durum, hem fiziksel iyileşmeyi hem de sosyal hayata katılımı güçlendirir.</p>

<ul>
	<li><strong>Psikolojik olarak güçlendirir</strong></li>
</ul>

<p>Hastalık süreci yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da zorlu olup, sıklıkla umutsuzluk, kaygı, bağımsızlık hissi ve depresyon gibi duygulara yok açabilir. Ancak erken dönemde başlanan rehabilitasyonla birlikte görülen küçük ama somut ilerlemeler, hastaya ‘iyileşiyorum’ duygusunu kazandırır ve motivasyonunu artırır, tedaviye aktif katılımı destekler. </p>

<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>

<p><strong>Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor</strong></p>

<p>Multidisipliner yaklaşımın benimsendiği erken dönem rehabilitasyonda; hastaların robotik rehabilitasyon, fizyoterapi, ergoterapi ve konuşma-yutma terapisi alanlarında bire bir ve yoğun programlara alınarak yakından izlendiklerini belirten Doç. Dr. Mustafa Çorum sözlerine şöyle devam ediyor: “Klinik durumlar anlık olarak değerlendirilerek gerektiğinde ileri tıbbi müdahale ve yoğun bakım desteği sağlanabiliyor. Bu bütüncül yapı, özellikle ağır etkilenmiş hastaların güvenli, kontrollü ve etkili bir rehabilitasyon süreci geçirmesine olanak tanıyor.” </p>

<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>

<p><strong>Robotik rehabilitasyon kritik rol oynuyor</strong></p>

<p>Robot destekli rehabilitasyon uygulamaları, günümüzde nörorehabilitasyonun önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Güncel bilimsel çalışmalara göre; bu yöntemlerin, beynin hasar sonrası yeniden yapılanma yeteneği olan nöroplastisiteyi destekleyerek iyileşme sürecine katkı sağladığını belirten Doç. Dr. Çorum “Hastaya özel planlanan robotik programlar sayesinde erken dönemde güvenli mobilizasyon sağlanırken, yüksek tekrarlı egzersizlerle doğru hareketlerin öğrenilmesi destekleniyor. Aynı zamanda hastanın motivasyonu ve tedaviye katılımı da artıyor” diyor. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:48:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-1775648930.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Derin beyin simülasyonu Parkinson’da zamanı geriye sarabilir</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-11654</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-11654</guid>
                <description><![CDATA[Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor. 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü’nün hastalıkla ilgili farkındalığın artması açısından önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bu tür özel günler, hastaların ve yakınlarının hastalığı daha iyi tanımasına ve tedavi seçenekleri konusunda bilinçlenmesine katkı sağlar. Parkinson hastalarında özellikle hareket bozukluğu ön plandaysa tedavi oldukça etkilidir. İlk aşamada ilaç tedavisi uygulanır ancak zamanla etkisi azalabilir. Bu noktada derin beyin simülasyonu yani beyin pili yöntemi hastalara önemli fayda sağlar” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Derin beyin simülasyonunun neden “zamanı geriye sarıyor” ifadesiyle tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Parkinson hastaları ilaç tedavisinin ilk yıllarında oldukça iyi bir dönem geçirir. Ancak zamanla ilaçların etkisi azalır ve hastalık bulguları yeniden belirginleşir. Beyin pili uygulandığında ise hastalar çoğu zaman ilaçlardan ilk fayda gördükleri döneme geri döner. Bu nedenle hastaların hareket kabiliyeti artar, günlük yaşamları kolaylaşır ve daha rahat bir dönem yaşayabilirler” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Doğru hastada tedavinin seyrini değiştirebilir</strong></p>

<p>Parkinson tedavisinde ilk seçeneğin ilaç olduğunu vurgulayan Kaya, “İlaç tedavisiyle hastalar 3, 5 hatta 7 yıl sürebilen iyi bir dönem geçirir. Ancak bir süre sonra ilaçlar etkili olmamaya başlar ve yan etkiler ortaya çıkar. Bu noktada cerrahi tedavi devreye girer. Ancak kognitif fonksiyon bozukluğu olan yani bunamanın ön planda olduğu hastalarda bu tedavi uygulanamaz. Ayrıca beyinde ciddi hasarlara bağlı gelişen durumlarda da her zaman etkili olmayabilir. Ancak uygun hastalarda derin beyin simülasyonu önemli bir tedavi seçeneği. Bu nedenle doğru hasta seçimi ve uygun zamanda yapılan müdahale tedavinin başarısında belirleyici olur” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:47:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-1775648864.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupa’nın Premium Anne-Bebek Markası Suavinex Minycenter ile Türkiye’de</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupanin-premium-anne-bebek-markasi-suavinex-minycenter-ile-turkiyede-11635</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupanin-premium-anne-bebek-markasi-suavinex-minycenter-ile-turkiyede-11635</guid>
                <description><![CDATA[Dünyaca ünlü markaları bünyesinde barındıran Minycenter, bir ilke daha imza atarak Avrupa’nın ünlü Suavinex markasının Türkiye’deki tek yetkili distribütörü oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><b></b></p>

<p>Avrupa’nın önde gelen anne-bebek markalarından ve sektörde 40 yılı aşkın deneyimiyle Suavinex, bebek beslenme ve bakım ürünlerindeki premium yaklaşımını Türkiye’ye taşıyor. Tasarımı, güvenliği ve işlevselliği bir araya getiren Suavinex ürünleri, yalnızca Minycenter’da ebeveynlerle buluşuyor. </p>

<p>40 yılı aşkın deneyimiyle dünya genelinde ailelerin güvenle tercih ettiği Suavinex; anne-bebek-emzirme ürünlerinden oluşan seçkisiyle, bebeklerin ilk günlerinden itibaren hem güveni hem de konforu ön planda tutuyor. Her bir ürün, bebeklerin hassas ihtiyaçları düşünülerek geliştirilirken, ebeveynlerin günlük yaşamını kolaylaştıran detaylarla tasarlanıyor.</p>

<p>Suavinex’i dünyada ayrıcalıklı kılan en önemli özelliklerden biri; bebek bakım ürünlerini yalnızca bir ihtiyaç değil, stil sahibi bir yaşam anlayışının parçası olarak ele alması. Modern tasarım çizgileri, yumuşak renk paletleri ve detaylara verilen özen sayesinde ürünler hem fonksiyonel hem de görsel olarak fark yaratıyor. </p>

<p>Avrupa Birliği standartlarına uygun olarak İspanya ve Slovakya’daki tesislerde tasarlanan ve geliştirilen Suavinex ürünleri; kapsamlı kalite ve güvenlik testlerinden geçiriliyor. </p>

<p>Bebeklerin sağlığı düşünülerek geliştirilen emzikleri, İspanya Pediatri Derneği Onaylı ve İtalyan Ortodonti Uzmanları Birliği tarafından tavsiye ediliyor. Suavinex ürünleri ebeveynlere güven verirken bebeklerin doğal gelişimini destekliyor.</p>

<p>Suavinex bebek beslenme ve bakım ürünleri, Türkiye’de yalnızca Minycenter mağazalarında ve minycenter.com.tr’de satışa sunuluyor. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 19:35:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/avrupanin-premium-anne-bebek-markasi-suavinex-minycenter-ile-turkiyede-1775579704.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-11564</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-11564</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bahar mevsiminin insan beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri, olası bahar yorgunluğu ve bipolar bozuklukta artış gösteren enerji dalgalanmaları, belirtilerin fark edilmesi ve başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Mevsim geçişleri, vücutta biyolojik değişimlere neden olur!</strong></p>

<p>Bahar denildiğinde zihnimizde çoğunlukla benzer imgeler canlandığını ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “İlkbahar yağmuruyla ıslanan toprağın kokusu, yeşeren ağaçlar ve çimler, rengârenk çiçekler, uçuşan kelebekler, cıvıl cıvıl kuş sesleri ve güneşin içimizi ısıtan enerjisi… Doğadaki bu canlanma hali, çoğu zaman bizde de bir ferahlama ve yenilenme duygusu yaratır.” dedi.</p>

<p>Pek çok kişinin baharla birlikte enerjisinin arttığını, daha motive ve pozitif hissettiğini düşündüğünü dile getiren Aytop, “Gerçekten de mevsim geçişleri, özellikle bahar ayları, vücudumuzda bazı biyolojik değişimlere yol açar. Gün ışığının artmasıyla birlikte serotonin ve dopamin gibi ‘iyi hissettiren’ nörokimyasalların üretimi desteklenebilir. Bu da ruh halimizde iyileşme, enerjide artış ve daha olumlu bir bakış açısı ile ilişkilendirilebilir. Kısacası, baharın gelişiyle birlikte iç dünyamızda da güneş açtığını hissedebiliriz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Herkes bu değişimlerden aynı şekilde etkilenmez! </strong></p>

<p>Ancak bu tablonun herkes için aynı olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bazı bireyler baharı enerjik ve neşeli karşılarken, bazıları için bu dönem daha dalgalı bir ruh halini beraberinde getirebilir. Kimi zaman içsel hava durumumuz güneşli değil; parçalı bulutlu, yağışlı ya da fırtınalı olabilir. Bu nedenle baharın etkilerini tek tip bir deneyim olarak değerlendirmek doğru olmaz.” dedi.</p>

<p>Bahar aylarında doğada önemli değişimler yaşandığını yineleyen Aytop, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu süreçte havadaki iyon dengesi de değişebilir. Aynı zamanda bitkilerin uyanmasıyla birlikte polen üretimi artar ve bu polenler rüzgâr aracılığıyla geniş alanlara yayılır. Tüm bu çevresel değişimlerin hem fiziksel hem de ruhsal süreçlerimiz üzerinde etkileri olabilir. Ancak burada üç önemli noktayı vurgulamak gerekir: Herkes bu değişimlerden etkilenmek zorunda değildir; etkilenen kişilerde bu etkilerin şiddeti farklı olabilir; ayrıca bu etkiler herkeste aynı biçimde ortaya çıkmaz. Çünkü genetik yapı, psikolojik dayanıklılık, sosyal destek sistemleri ve çevresel koşullar gibi bireysel farklılıklar bu süreci doğrudan etkiler.”</p>

<p><strong>Mevsim geçişi uyku düzenini bozabiliyor! </strong></p>

<p>Baharın gelişiyle birlikte biyolojik ritmimizde de değişiklikler yaşanabildiğini aktaran Emine Akın Aytop, “Özellikle melatonin hormonunun üretiminde azalma ve sirkadiyen ritimde kaymalar görülebilir. Bu durum uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>

<p>Uykunun, hem bedensel hem de zihinsel yenilenme açısından kritik öneme sahip olduğunu hatırlatan Aytop, “Uyku düzenindeki bozulmalar, ruhsal ve fiziksel pek çok sorunu tetikleyebilir. Bunun yanı sıra, serotonin ve dopamin düzeylerindeki dalgalanmalar farklı belirtilerle kendini gösterebilir. Alerjik reaksiyonlar, nezle ve grip gibi enfeksiyonlar, cilt problemleri, mide-bağırsak rahatsızlıkları veya kalp-damar sistemiyle ilgili sorunlar bahar aylarında artış gösterebilir ya da mevcut şikâyetler şiddetlenebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, dikkatli olunmalı! </strong></p>

<p>Bahar aylarında sıkça karşılaşılan durumlardan birinin de ‘bahar yorgunluğu’ olduğunu kaydeden Emine Akın Aytop, “Bu durum; enerji düşüklüğü, isteksizlik, çabuk yorulma, motivasyon kaybı ve erteleme davranışları ile kendini gösterebilir.” dedi.</p>

<p>Ayrıca uyku ve iştah düzeninde değişiklikler, sabahları uyanmakta zorlanma ve odaklanma güçlüğü de görülebileceğine işaret eden Aytop, “İyi haber ise, bu belirtiler genellikle birkaç hafta içinde, vücudun yeni mevsime uyum sağlamasıyla birlikte kendiliğinden azalır. Ancak bu belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, daha dikkatli olunmalı. Sürekli üzüntü hali, umutsuzluk, ilgi kaybı, yoğun yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, uyku ve iştah değişiklikleri gibi belirtiler bahar depresyonuna işaret edebilir. Böyle bir durumda profesyonel destek almak oldukça önemlidir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Belirtilere karşı farkındalık ve gerektiğinde uzman desteği önemli! </strong></p>

<p>Öte yandan, baharın bazı bireylerde tam tersine aşırı enerji artışıyla kendini gösterebildiği bilgisini paylaşan Emine Akın Aytop, “Özellikle bipolar bozukluğu olan kişilerde ilkbahar, manik ya da hipomanik dönemleri tetikleyebilir. Bu dönemlerde kişi kendini aşırı enerjik, güçlü ve hareketli hissedebilir; daha az uykuya ihtiyaç duyar, konuşkanlığı artar, düşünceleri hızlanır ve dürtüsel davranışlar sergileyebilir. Bu nedenle bu tür belirtilere karşı farkındalık geliştirmek ve gerektiğinde uzman desteği almak önemlidir.” dedi.</p>

<p>Baharın getirdiği bu değişimleri daha sağlıklı yönetebilmek için yaşam tarzında bazı düzenlemeler yapılması gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Dengeli beslenmek, yeterli su tüketmek, kafein alımını sınırlamak ve uyku hijyenine dikkat etmek bu sürecin temel taşlarıdır. Düzenli fiziksel aktivite, hem bedensel sağlığı destekler hem de ruh halini iyileştirir. Bunun yanı sıra, sosyal medya ve ekran kullanımını sınırlamak, zihinsel yükü azaltabilir. Sağlıklı hobiler edinmek ve iş-özel yaşam dengesini kurmak da bu süreçte önemli rol oynar.</p>

<p>Bilinçli farkındalık (mindfulness) uygulamaları da bahar döneminde içsel dengeyi korumaya yardımcı olabilir. Bu uygulamalar, kişinin dikkatini yargılamadan ‘şimdi ve burada’ya yöneltmesini sağlar. Doğayla temas kurmak da oldukça etkili bir yöntemdir. Özellikle dikkatli farkındalıkla yapılan yürüyüşler, hem zihinsel hem de fiziksel açıdan iyileştirici olabilir. Yavaş tempoda, duyulara odaklanarak yapılan bir yürüyüş; görme, işitme, dokunma ve koklama duyularını aktive ederek kişinin anda kalmasını destekler. Duygularımızı fark etmek, adlandırmak ve hangi durumlarda ortaya çıktıklarını gözlemlemek de önemli bir beceridir. Bu noktada duygu günlüğü tutmak, içsel süreçleri anlamayı kolaylaştırabilir.</p>

<p>Son olarak, ihtiyaç duyulduğunda profesyonel destek almak önemli bir güç kaynağıdır. Psikolojik destek, bireyin hem içsel hem de çevresel kaynaklarını fark etmesini ve etkili bir şekilde kullanmasını sağlar. Bu süreç; duygusal dengeyi güçlendirmeye, stresle başa çıkma becerilerini geliştirmeye ve psikolojik dayanıklılığı artırmaya yardımcı olur.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 21:46:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-1775501167.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Social Austerity Hits Healthcare: Thousands Left Behind</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/social-austerity-hits-healthcare-thousands-left-behind-9191</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/social-austerity-hits-healthcare-thousands-left-behind-9191</guid>
                <description><![CDATA[Social Austerity Hits Healthcare: Thousands Left Behind]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:48px"><strong>Social Austerity Hits Healthcare: Thousands Left Behind</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:20px">Kadir Duran / Bruxelles Korner&nbsp;</span></strong></p>

<p><em><span style="font-size:22px">Shock in Brussels. In Schaerbeek, Evere, Saint-Josse, and Auderghem, medical centers serving over 5,000 patients are being shut down. Why? Their contracts were abruptly cut by health insurers. The reason? They’d become “too big.”</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:22px"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_26_06.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></span></em></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Too big to care? That’s what Dr. Irshad Nobeebux is being told. But behind the bureaucratic jargon lies a political agenda.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Patients pay the price. No proof of wrongdoing. No clear explanation. Just doors closing and vulnerable patients — elderly, chronically ill, low-income families — left without care.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Welcome to “Arizona.” That’s the nickname of the current government. Their motto? If you’re not productive, you’re a burden. Illness, burnout, disability — all seen as excuses.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">No mercy for the weak. Social benefits? Slashed. Sick leave? Bureaucratized. Retirement? Postponed. The goal? Force everyone to work — no matter their condition.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Medical centers under attack. Community clinics that serve the poor are being targeted. They’re not “profitable” enough. They don’t fit the model. So they’re dismantled.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">It’s not just cruel. It’s stupid. Forcing untrained or ill people into jobs doesn’t grow the economy. It creates suffering, chaos — and failure.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">What Belgium really needs? Investment. Innovation. Education. Not repression. Not economic dogma from the last century.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Divide and conquer? Transferring powers to regions won’t solve the crisis. It will just serve separatists like Bart De Wever — and tear the country apart.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">A state that lasts protects its people. Not just the strong. Especially the vulnerable.</span></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_16.jpeg" style="height:800px; width:533px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_17%20(1).jpeg" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_17.jpeg" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_18%20(2).jpeg" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_17%20(2).jpeg" style="height:800px; width:533px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_18%20(1).jpeg" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2012_14_16.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_18.jpeg" style="height:800px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 14:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2025/04/social-austerity-hits-healthcare-thousands-left-behind-1745581158.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yalnızlık ve izole yaşam otizm riskini artırıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/yalnizlik-ve-izole-yasam-otizm-riskini-artiriyor-9133</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/yalnizlik-ve-izole-yasam-otizm-riskini-artiriyor-9133</guid>
                <description><![CDATA[Yalnızlık ve izole yaşam otizm riskini artırıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Yalnızlık ve izole yaşam otizm riskini artırıyor</h1>

<h4>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Genetik olarak otizme yatkınlık gösteren bir birey erken yaşlarda fark edilip, doğru eğitim alırsa otizm belirtileri göstermeyebilir" dedi.</h4>

<p>Afra Betül Özdemir &nbsp;|02.04.2025 - Güncelleme : 02.04.2025</p>

<p><img alt="Yalnızlık ve izole yaşam otizm riskini artırıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2025/04/02/thumbs_b_c_37a256d0615df969eb84382e65b0afef.jpg?v=114302" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, otizmin son yıllarda artış göstermesinin sebeplerini ve otizmli çocukların eğitiminde nelere dikkat edilmesi gerektiğini AA Stratejik Analiz'e değerlendirdi.</p>

<p>***</p>

<p><strong>Otizm tanısı alan çocuk sayısı her yıl artıyor. Bunun nedenleri nelerdir?</strong></p>

<p>Son yıllarda otizm tanısı konulmasıyla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Otizm, nörogelişimsel bir bozukluk olarak yeniden tanımlandı. Nörogelişimsel bozukluklar, beynin doğum öncesi dönemde başlayan ve beyin gelişimiyle ilgili bir alanı kapsıyor. Bu alanın gelişmesiyle birlikte beyinle davranış arasındaki ilişki daha iyi anlaşılmaya başlandı. Böylece, nörogelişimsel bozuklukları tanımak daha kolay hale geldi ve tanı yelpazesi genişledi. Bu durum, bazı belirsiz veya şüpheli durumların da otizm spektrumuna dahil edilmesine yol açtı. Dolayısıyla otizm tanısının artmasının sebeplerinden biri de bu.</p>

<p>Bir diğer önemli etken ise toplumda farkındalığın artması. Artık, otizmli çocuklar daha fazla fark ediliyor ve "özel çocuk" olarak kabul edilerek topluma entegrasyonu sağlanıyor. Bu sayede, otizmin sosyal ve iletişimsel öğrenme güçlükleri gibi özellikleri daha iyi anlaşılabiliyor ve tanı konulabiliyor. Ancak bunun dışında kesinleşmemiş ve tartışmalı bazı faktörler de bulunuyor. Özellikle çevre kirliliği ve vücuttaki hafif metal birikimi, otizmin artışına neden olabileceği düşünülen alanlar arasında yer alıyor. Gıdalar, asfalt tozları ve çevresel kirleticiler gibi faktörlerin bu birikime yol açtığına dair bazı araştırmalar mevcut. Ayrıca annelerin doğum öncesi dönemde enfeksiyon geçirmesinin etkisi de üzerinde durulan bir diğer konu. Örneğin, Kovid-19 geçiren annelerin çocuklarında otizm oranının artıp artmadığı şu anda önemli bir araştırma konusu. Kovid-19'un, çocukların beyin hücrelerinde olumsuz bir etki yapıp yapmadığı araştırılıyor.</p>

<p>Otizm, çok faktörlü bir hastalık olup, tek bir gene ya da nedene bağlı değildir. Ancak, genetik yatkınlık üzerinde yapılan birçok çalışma, otizme yatkınlık taşıyan bireylerin, belirli çevresel etmenlerle karşılaştıklarında otizm geliştirebileceğini göstermektedir. Yani, genetik olarak otizme yatkınlık gösteren bir birey, erken yaşlarda fark edilip doğru eğitim alırsa, otizm belirtileri göstermeyebilir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Teknoloji ile otizm görülme sıklığı arasında bir bağlantı var mı?</strong></p>

<p>Teknoloji ile otizm arasındaki ilişkiyi inceleyen kesin bir kanıt bulunmamakla birlikte, otizme eğilimli çocukların teknolojiye daha yatkın olduğunu gözlemliyoruz. Bunun nedeni, otizmin temel belirtilerinden biri olan tekrar etme davranışlarıyla ilişkili olabilir. Otizmli çocuklar sıklıkla aynı şeyleri tekrar ederler, örneğin rutinlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Odanın düzeni değiştiğinde aşırı tepki gösterebilirler. Ayrıca, yeniliklere geçişte zorluk yaşarlar ve katı düşünce tarzlarına sahiptirler. Örneğin, belirli selamlaşma ritüelleri, yürüme veya konuşma alışkanlıkları geliştirebilirler.</p>

<p>Otizmli çocukların ince motor becerileri, kaba motor becerileri, dil gelişimi ve sosyal becerilerinde de genellikle bozukluklar görülür. Bununla birlikte, bazı otizmli çocuklar, özellikle matematiksel zekada yüksek bir yetenek gösterirler. Örneğin, otizmli bir çocuk karmaşık hesaplamaları kolayca yapabilirken, günlük hayatta temel sosyal becerilerde zorlanabilir. Bu, "sosyal otizm" olarak tanımlanan bir durumu işaret eder. Bu tür çocuklar, mantıklı düşünme konusunda güçlü olabilirler, ancak duygusal ve sosyal becerilerde zayıf kalırlar.</p>

<p>Bilgisayar teknolojisi ile fazla meşgul olan bazı bireylerde, matematiksel zeka öne çıksa da sosyal becerilerde eksiklikler görülebilir. Bu durum, bilgisayar korsanları gibi bazı gruplarda da gözlemlenebilir. Bu kişiler olağanüstü bir zekaya sahip olabilir, ancak sosyal ilişkilerde zorluklar yaşayabilirler. Hatta bazı araştırmalar, aşırı bilgisayar kullanımı sonucu öğrenilmiş otizm vakalarından bahsetmektedir. Bu vakalar, çocukluk çağında sosyal becerilerde hiçbir belirti göstermeyen ancak teknolojiye aşırı bağlılık sonucu farklılaşan bireylerdir. Neyse ki bu tür vakalar çevresel değişikliklerle düzeltilip eski haline dönebilirler.</p>

<p>Otizmin biyolojik boyutuna bakıldığında, otizmli bireylerin beyinlerinde "ayna nöronlar" adı verilen yapılar düzgün çalışmamaktadır. Ayna nöronlar, empatiyle ilgili olan ve başkalarının duygularını anlamamıza yardımcı olan nöronlardır. Bu nöronlar düzgün çalışmadığında, kişi kendi duygularını ve başkalarının duygularını anlamakta zorlanır. Bu, otizmli bireylerin sosyal etkileşimlerde empati kuramamaları ve ilişkilerde zorluk yaşamalarına yol açar.</p>

<p>Sonuç olarak, otizmli bireylerde duygusal ve sosyal becerilerdeki zayıflık, beyinlerindeki ayna nöronların düzgün çalışmamasından kaynaklanır. Bu durum, sosyal etkileşimde güçlük çekmelerine ve toplumsal uyumsuzluklar yaşamalarına yol açar. Otizmin kesin tanısını koyarken, bu tür belirtiler genellikle zihin kuramı testleriyle netleştirilir.</p>

<p><strong>Otizmin rengi neden mavi?</strong></p>

<p>Otizmin mavi rengi, tam olarak ne zaman başladığını hatırlamıyorum, ancak bu trend, otizm farkındalık günleri sırasında mavi ışık yakma kampanyası ile popülerleşti. Bu sloganla birlikte, "gece mavi ışık yak" şeklinde bir çağrı yapıldı.</p>

<p>Mavi rengin özel bir anlamı vardır, mavi ışık, sınırsızlık ve özgürlük gibi kavramları ifade eder. Otistik bireylerin en belirgin özelliklerinden biri, sınırları öğrenme ve anlamada zorluk yaşamalarıdır. Sosyal, duygusal ve düşünsel sınırları kavrayamamak onların yaşamlarında önemli bir zorluk oluşturur.</p>

<p>Bu yüzden, sınırsızlık ve özgürlüğü simgeleyen mavi renk otizmle ilişkilendirilen bir renk olarak seçilmiş olabilir. Bu projeyi başlatanlar, otistik bireylerin sınırlarını öğrenemedikleri gerçeğiyle mavi rengin anlamlı bir bağ kurabileceğini düşündüler. Başka bir özel nedeni olduğunu düşünmüyorum ancak bence bu bağlamda mavi rengin seçilmesi oldukça anlamlı.</p>

<p><strong>Otizmli çocukları hayata kazandırmak için neler yapılmalı?</strong></p>

<p>Otizm oranları son yıllarda önemli bir artış gösterdi. 2000'li yıllarda 150 doğumda bir otizm görülürken, 2020'ye gelindiğinde bu oran 36 doğumda bir olarak kaydedildi. Yani, otizmli çocuk sayısında 20 yıl içinde 5-6 kat bir artış yaşandı. Bu artışın sebeplerinden biri farkındalığın artması olabilir. Örneğin, İsveç'teki otizm oranı, Afrika'dan gelen göçmenlerin çocuklarında, bulundukları ülkenin ortalamasına yakın bir seviyeye geliyor. Bu da, kültürel ve çevresel etkenlerin otizmi tetikleyebileceğini düşündürmektedir. Hızlı yaşam temposu, teknoloji ve modern yaşam tarzı, otizmin artışına yol açan etkenler arasında sayılabilir.</p>

<p>Bununla birlikte, sosyalleşmenin az olduğu, yalnızlık ve izole bir yaşam tarzının hakim olduğu toplumlarda otizm riski artıyor. Tek ebeveynli aileler ve kırılgan aile yapıları, çocukların sosyal gelişimini engelleyebilir. Çocuklar, sosyal etkileşim yoluyla öğrenir. Eğer bir çocuk sosyal ortamlarda büyüyorsa, otizm yatkınlığı olsa bile genetik ifadesi göstermeyebilir. Ancak izole bir ortamda büyüyen bir çocukta bu yatkınlık daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Otizmli çocukları hayata kazandırmak için doğru bir tanı koymak çok önemlidir. Otizm, hafif, orta ve şiddetli derecelere ayrılır. Hafif otizmde, çocuklar liseyi ve üniversiteyi bitirebilir hatta evlilik hayatı da kurabilir. Ancak bunun için özel eğitim, duyu bütünleme terapisi ve ergoterapi gereklidir. Erken tanı konulması otizmli çocukların gelişiminde büyük bir fark yaratabilir. Otizmli bir çocukla erken dönemde doğru bir şekilde ilişki kurmak çok önemlidir. Bu çocukların gülme ya da diğer duygusal tepkilerini anlamak zor olabilir çünkü duygusal aktarımda zorluk yaşarlar.</p>

<p>Otizmli çocuklarda en yaygın erken belirtiler arasında gecikmiş konuşma bulunur. Örneğin, 1,5-2 yaşındaki bir çocuk iki heceli kelimeler kurabilmelidir. Eğer 3 yaşına kadar konuşma gelişmemişse bu durum otizm belirtisi olabilir. Erken dönemde bu tür bir gecikme görülüyorsa, müdahale etmek önemlidir. Eğer bir çocuk, özellikle 0-3 yaş arasında çok fazla ekranla vakit geçiriyorsa, beynindeki dil üretme alanı yeterince uyarılmadığı için konuşmayı öğrenemeyebilir. Ekran maruziyeti, otizme yatkınlık varsa şiddetli öğrenme güçlüklerine ve sosyal öğrenme problemlerine yol açabilir. Ayrıca çoklu ekran bağımlılığı da dikkat bozukluklarına neden olabilir.</p>

<p>0-3 yaş arasında, çocukların yalnızca ebeveynlerinin gözetiminde ekranla zaman geçirmeleri gereklidir. 3 yaşından sonra günde 1 saatten fazla ekran kullanılmamalıdır. Bu dönemde, çocuklar soyut öğrenmeye başlar ancak bu süreç ekran maruziyeti ile kesilebilir. Bu nedenle, ekran kullanımını kontrol etmek çok önemlidir. Otizm tanısı aldıktan sonra ekran maruziyeti sınırlandırılmalıdır.</p>

<p>Otizmli çocukların hayata kazandırılabilmesi için özel eğitim şarttır. Diğer çocuklar oyun oynarken otizmli çocukların en büyük görevlerinden biri sosyal becerilerini geliştirmektir. Bu çocuklar sevgi dolu bir ortamda büyüdüklerinde gelişimleri çok daha hızlı olabilir. Sevgi yoksunluğu ve sosyal temasın az olduğu toplumlar otizm için risk faktörleri oluşturur. Ayrıca sosyal etkileşimin ve oyun deneyimlerinin sınırlı olduğu çocuklar otizm riski altındadır.</p>

<p>Otizmli çocukların tedavisinde ekip çalışması çok önemlidir. Psikiyatrist, ergoterapist, özel eğitim uzmanları ve aile bireyleri birlikte çalışarak çocukların gelişimini destekler. Özel eğitim, sanatsal terapiler, duyu bütünleme tedavileri, fiziksel aktiviteler ve hipoterapi gibi çeşitli yöntemler kullanılarak çocukların gelişimsel alanları uyarılır. Beynin kullanmadığı bölgelerini aktif hale getiren duyu bütünleme terapisi otizm tedavisinde etkili bir yöntemdir. Ayrıca bazı özel manyetik uyarı tedavileri de otizmli çocukların gelişiminde faydalı olabilir.</p>

<p>Son olarak, anne-baba eğitimi de otizm tedavisinin önemli bir parçasıdır. Aile içindeki sevgi dolu ilişkiler, çocuğun taşkınlık yapmasını engeller. Anne ve babalar bilinçli olduğunda otizmli çocuk daha az agresif olur, kendini daha iyi ifade eder ve sosyal ilişkilerde zorluk yaşamaz. Bu süreç uzun vadeli bir tedavi gerektirir ancak doğru eğitim ve sevgi dolu bir ortamda otizmli çocuklar hayata kazandırılabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Apr 2025 01:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2025/04/yalnizlik-ve-izole-yasam-otizm-riskini-artiriyor-1743631792.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MÜSİAD İFTARI ZİRVEYE DÖNÜŞTÜ</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/musiad-iftari-zirveye-donustu-9102</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/musiad-iftari-zirveye-donustu-9102</guid>
                <description><![CDATA[MÜSİAD İFTARI ZİRVEYE DÖNÜŞTÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/G5W945sSyGM?si=dPec5TPKC-3ge1l5" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe><h1>MÜSİAD İFTARI ZİRVEYE DÖNÜŞTÜ</h1>

<p>Kısa adı MÜSİAD olan ‘Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’ (MÜSİAD) Belçika Şubesi, Belçika'nın Başkenti Brüksel'de bulunan Birmingham Event center’de 500’e yakın davetlinin katılımıyla bir iftar programı düzenledi.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/485023543_2401219953585371_5990672271098888993_n.jpg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kısa adı MÜSİAD olan ‘Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’ (MÜSİAD) Belçika Şubesi, Belçika'nın Başkenti Brüksel'de bulunan Birmingham Event center’de 500’e yakın davetlinin katılımıyla bir iftar programı düzenledi. Uğur Çalışkan ve ekibinin davetlileri karşılamaları, masalara yerleştirmeleri ardından programa geçildi.</p>

<p>Birmingham Event Center’de düzenlenen iftar programında Belçika MÜSİAD Başkanı Hayri Apaydın ve Yönetim Kurulu Üylerinin davetlilerini karşıladığı programa T.C. AB Nezdinde Daimi Temsilci Büyükelçi, Faruk Kaymakçı, Türkiye'nin Brüksel Büyükelçiliği Geçici Maslahatgüzarı Mehmet Özgür Çakar, T.C. Brüksel Başkonsolosu Onur Sevim, T.C. Anvers Başkonsolsosu İsmail Sefa Yüceer, Brüksel Başkent Bölge Başbakanı Rudi Vervoort, Brüksel Bölgesi Bakan Bernard Clerfayt,&nbsp; CD&amp;V Genel Başkanı Sammy, Brüksel Milletvekilleri Hasan Koyuncu, Şevket Temiz, Sadık Köksal, İbrahim Dönmez, Hennan Oflu, Schaerbeek Belediye Meclis Üyesi Sait Köse, MÜSİAD Kurucu Başkanı Erol Yarar, MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı, Avrupa Ülkeleri MÜSİAD Temsilci Başkanları, STK Başkanları, İşadamı, Sanat ve Kültür camiasından, Orta asya devletleri&nbsp; diplomatları,&nbsp; Bruxelles Korner genel yayın müdürü ve TGF yönetim kurulu üyesi&nbsp;&nbsp;Kadir Duran,&nbsp;&nbsp;kalabalık davetli topluluğu katıldı.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-03-20%20at%2013_25_46%20(1).jpeg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p>İftar Programı okunan Kur’an ve ezan ile start alınca davetliler iftarlarını açtılar.</p>

<p>İftar sonrası, MÜSİAD’ı tanıtım gösteriminin ardından protokol konuşmalarına geçildi.</p>

<p>MÜSİAD Belçika Başkanı Hayri Apaydın bir açılış konuşması yaparak, davetlerine teşekkür etti.</p>

<p>MÜSİAD Kurucu Başkanı Erol Yarar, ve daha sonra sırasıyla söz hakkı verilen özel konuklar bazı güncel konular hakkında düşüncelerini paylaştılar.</p>

<p>Brüksel Başkent Bölge Başbakanı Rudi Vervoort, “Türk toplumu ve daha önce ikili görüşmeleri” hakkında bilgiler aktararak memnuniyetini ifade etti.</p>

<p>Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) nezdinde Daimî Temsilcisi Büyükelçi Faruk Kaymakçı, “Türkiye-AB Gümrük Birliği'ni acilen güncellemesi gerektiğine” değindi.</p>

<p>MÜSİAD Genel Başkanı Asmalı ise, ‘Üretim gücü, lojistik avantajları, genç ve dinamik iş gücünden” bahsetti.</p>

<p>CD&amp;V Genel Başkanı Sammy Mahdi oldukça samimi ve gerçekçi bir dil ile “Türkiye-Belçika arasında değerlendirilmesi gereken potansiyelden bahsetti.</p>

<p>MÜSİAD Kurucu Başkanı ve Uluslararası İş Forumu Başkanı Erol Yarar, ise Türkiye’nin dünden bugüne ulaştığı ekonomik seviyeden ve bugün için mevcut imkanlara vurgular yaptı.</p>

<p>www.belcikaaydinhaber.com</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Mar 2025 02:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2025/03/musiad-iftari-zirveye-donustu-1742513384.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Belçika’da Yaşlılıkta Huzurlu Yaşam” Konferansı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-yaslilikta-huzurlu-yasam-konferansi-9029</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-yaslilikta-huzurlu-yasam-konferansi-9029</guid>
                <description><![CDATA[“Belçika’da Yaşlılıkta Huzurlu Yaşam” Konferansı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/8p9KDapy3CM?si=0vBJfUdnpN27DJc5" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe><p><span style="font-size:22px"><strong>“Belçika’da Yaşlılıkta Huzurlu Yaşam” Konferansı</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/480023785_10235950894943470_4667428535772996728_n.jpg" style="height:540px; width:720px" /></p>

<p>Belçika-Türk Kıdemliler Dostluk Grubu&nbsp;(BEL-DOST) “Belçika’da Yaşlılıkta Huzurlu Yaşam” Konferansı düzenledi.</p>

<p>BEL-DOST’a yaşlı bakım hizmetleri ve huzurevleri hakkında yararlı bilgiler verdi.</p>

<p>Bu vesileyle BEL-DOST’un 6. kuruluş yıldönümünü kutluyoruz Belçika Türk toplumunun duayen isimlerinin oluşturduğu bu önemli platformun başarılı çalışmalarının devamını dileriz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>BEL-DOST BİLGİ TAZELEME VE DOSTLUK RESEPSİYONU’NA İLGİ HAYLİ BÜYÜKTÜ</strong><br />
<br />
<em>Belçika’da faaliyet gösteren önemli Türk kökenli sivil toplum kuruluşlarından kısa adı ‘BEL-DOST’ olan ‘Belçika Türk Kıdemliler Dostluk Grubu’ üyeleri ve gönüllüleriyle bir araya gelerek, Türkiye Cumhuriyeti Brüksel Başkonsolosluğu salonunda çok anlamlı ve bilgilendirici bir konferansa daha imza attı.<br />
Belçika’da faaliyet gösteren önemli Türk kökenli sivil toplum kuruluşlarından kısa adı ‘BEL-DOST’ olan ‘Belçika Türk Kıdemliler Dostluk Grubu’ üyeleri ve gönüllüleriyle bir araya gelerek, Türkiye Cumhuriyeti Brüksel Başkonsolosluğu salonunda çok anlamlı ve bilgilendirici bir konferansa daha imza attı.</em></p>

<p>Bel-Dost Başkanı Yaşar Tümbaş, yönetim kurulu üyeleri Eser Baysal, İsmail Erdoğdu ve Kamil Sayın davetlilerini sıcak bir şekilde karşıladılar. Programa Brüksel Başkonsolosu Onur Sevim, Muavin Konsoloslar, Brüksel Milletvekili Yusuf Yıldız, STK Temsilcileri ve kalabalık Kıdemli vatandaşlar yanında, gençlerin de katılımı dikkat çekti.</p>

<p>Program Başkan Yaşar Tümbaş’ın selamlama konuşmasıyla start aldı. Tümbaş yaptığı konuşmada ‘Bel-Dost’un kuruluşundan bugüne kadar olan faaliyetleri kronolojik bir şekilde dile getirerek “Kıdemli vatandaşların sorunlarına çözümler bulmak ve kıdemli vatandaşların hukuki ve sosyal hakları konusunda onları bilgilendirmek için çalıştıklarını” ifade etti.</p>

<p>Başkonsolos Onur Sevim ise yaptığı selamlama konuşmasında önceki dönemlerde de Bel-Dost’un ilk kuruluş çalışmaları hakkında bilgi sahibi olduğunu bugün Başkonsolosluk olarak, Kıdemli Büyükleri salonumuzda ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Bu konferansın tüm büyüklerimizin yararlanacağı bir konferans olmasını diliyorum. Bu vesileyle, bu güzel organizasyonu gerçekleştiren Bel-Dost Başkanı Sayın Yaşar Tümbaş’ın şahsında tüm yönetim kurulu üyelerini tebrik ediyorum” dedi.</p>

<p>T.C. Brüksel Büyükelçiliği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Müşaviri Mehmet Ovalı ‘Kıdemli Büyüklerin Belçika ve Türkiye’deki Sosyal, Sigorta ve Emeklilik hakları ile ilgili bilgiler vererek, sorulan soruları cevaplandırdı.</p>

<p>Résidence Michèle Huzurevi Müdürü Gülsüm Yavaş ve Huzurevi Baş Hemşiresi Zeynep Dişli çalışmaları ve hizmetleri hakkında çok güzel bir sunum gerçekleştirdiler.</p>

<p>Kıdemli misafirlerini nasıl kabul ettiklerini, kıdemli büyüklerin ne gibi sosyal, sağlık ve ekonomik anlamda yararlanmaları gereken konularda geniş bilgiler aktaran Müdür Yavaş, bizler önce insan anlayışıyla tüm konuklarımıza son derece titiz ve kurallara uygun hizmetler vermekteyiz” dedi.</p>

<p>Daha sonra söz alan BeDost kurucularından Eser Baysal ise Türkiye’deki Huzurevleri tarihi sürecini sinevizyon eşliğinde yaparak bilgiler verdi. Türkiye’de yaklaşık 61 ilde Huzur evi olduğunu yaklaşık 20 ilimizde henüz huzur evi olmadığı konusunda 2016 verilerine göre açıklamalarda bulunarak, olmayan illerde de huzurevlerinin olması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p>Bel-Dost’un yeni üyelerinden olan Ramazan Kurt ise, Akyurt Vakfı Mete Bora Yaşam Evi adlı video gösterimi sonrası, Belçika’da yaşayan kıdemli büyüklerin hastalandığında hastanelere sosyal yardım desteğiyle ücretsiz gidebilme hakları konusunda çok yararlı açıklamalarda bulundu. Kendisinin de böyle bir kuruluşta çalıştığını ifade etti.</p>

<p>Kıdemliler için manevi ve sosyal bilgiler bakımdan çok verimli geçen konferans, verilen resepsiyonla son buldu.</p>

<p>Programda Sanatçı ve Yazar Can Ozan kitabını Başkonsolos Onur Sevim'e takdim etti.</p>

<p>Böylesi anlamlı ve güzel bir bilgilendirme toplantısına ev sahipliği yapan, kıdemlilerimizin sorunlarını her Platforum’da dile getiren ‘Bel-Dost’ Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Yaşar Tümbaş’ın şahsında tüm Yönetimi Kurulunu tebrik ediyoruz.</p>

<p><strong>www.belcikaaydinhaber.com</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/476233457_1099099315590763_900480267558947366_n.jpg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/476434770_1099099245590770_8487278246642449073_n.jpg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/476366241_1099099342257427_1244956348381255660_n.jpg" style="height:633px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/479000383_3362744987191633_1866634974697685294_n.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/479664199_1099099362257425_9165874112180505670_n.jpg" style="height:471px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/480023785_10235950894943470_4667428535772996728_n(1).jpg" style="height:540px; width:720px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/480229982_1099099252257436_2823520443803524175_n.jpg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/480247785_10235954150744863_7294511883541200375_n.jpg" style="height:428px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/480208874_10235954149984844_2351445494951249758_n.jpg" style="height:491px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/475463864_10235954150864866_21122289740494460_n.jpg" style="height:532px; width:800px" /><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/478914846_10235954141744638_220674462176268344_n.jpg" style="height:361px; width:600px" /></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Feb 2025 21:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2025/02/belcikada-yaslilikta-huzurlu-yasam-konferansi-1739559983.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gençler ve çocuklarda dijital bağımlılık nasıl engellenir?</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gencler-ve-cocuklarda-dijital-bagimlilik-nasil-engellenir-8863</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gencler-ve-cocuklarda-dijital-bagimlilik-nasil-engellenir-8863</guid>
                <description><![CDATA[Gençler ve çocuklarda dijital bağımlılık nasıl engellenir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Gençler ve çocuklarda dijital bağımlılık nasıl engellenir?</h1>

<h4>2024-2025 eğitim döneminde MEB, dijital bağımlılıkla mücadele için yeni düzenlemeler başlattı. Ders saatlerinde cep telefonu kullanımını yasaklayan bu düzenlemeler, öğrencilerin dijital araçları daha bilinçli kullanmalarını sağlamayı amaçlıyor.</h4>

<p>Süreyya Kitapçıoğlu &nbsp;|12.09.2024 - Güncelleme : 12.09.2024</p>

<p><img alt="Gençler ve çocuklarda dijital bağımlılık nasıl engellenir?" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2024/09/12/thumbs_b_c_b15e4bb0699f6c6134d7abe1b4b2c364.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Klinik Psikolog Süreyya Kitapçıoğlu, dijital bağımlılığın gençler ve çocuklarda nasıl engellenebileceğini AA Analiz için kaleme aldı.</p>

<p>***</p>

<p>Hayatımıza dijitalleşmeyle beraber giren akıllı telefon, tablet, bilgisayar gibi taşınabilir cihazlar günlük yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Bu cihazlar çocukların eğitim, eğlence ve sosyal etkileşimlerinde de büyük etkiler yaratıyor. Dijital medya artık her zaman ve her yerde ulaşılabilir hale geldi. Bu durum, çocukların sosyal medyada vakit geçirmesine, internette gezinmesine ve video oyunları oynamasına olanak tanıyor. Ancak, dijital cihazlara erişilebilirliğin artması sağlıklı kullanımla bağımlılık arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor.</p>

<h3>Çocuklar ve gençler risk altında</h3>

<p>Özellikle çocuklar ve ergenler, olgunlaşmamış zihin yapıları nedeniyle cep telefonlarına, video oyunlarına ve sosyal medyaya karşı bağımlılık geliştirme eğilimindedir. Bu durum ise dijital bağımlılık olarak adlandırılan sorunu ortaya çıkarıyor. Dijital bağımlılık, cep telefonları, bilgisayarlar, internet, video oyunları ve sosyal medya gibi cihazlarla aşırı meşgul olmayı ifade eder. Bu tür bağımlılıkların dünya genelinde ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geldiği biliniyor. Peki, bu sorunla etkin bir şekilde başa çıkabiliyor muyuz, yoksa kontrolümüzü kaybedip peşinden mi sürükleniyoruz?</p>

<p>Dijital bağımlılıkla ilgili önemli araştırma alanlarından biri problemli oyun oynama davranışıdır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte oyun dünyası daha karmaşık hale geldi ve oyun içi satın alımlar, ödül kutuları gibi unsurlar oyuncuların aşırı harcama yapmasına yol açıyor. Problemli oyun oynayan bireylerin, kumar bağımlılarıyla benzer finansal zorluklar yaşadıkları görülüyor. Aşırı harcama ve borçlanma özellikle düzenlemeden yoksun oyun ürünlerinde yaygın bir sorun.</p>

<p>Problemli oyun oynama dünya çapında önemli bir sağlık sorunu olarak kabul ediliyor. Birçok oyuncu, oyunlarını keyifli bir eğlence aracı olarak görse de, bazı kişilerin bu konuda yardıma ihtiyaç duyduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Özellikle genç oyuncuların oyun oynama alışkanlıklarının diğer yaşam aktiviteleriyle dengelenmesi büyük önem taşıyor. Bu nedenle, çocuk ve gençlerde sağlıksız dijital araç kullanım alışkanlıklarını önlemek için eğitim kaynakları ve stratejilere ihtiyaç duyuluyor. Bu duruma engel olabilmek için oyun içi satın alımlara dair daha fazla araştırma yapılmalı ve bu konuya yönelik düzenlemeler getirilmeli.</p>

<p>Dijital bağımlılık, çocukların ve ergenlerin fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. Dijital bağımlılık, görme kaybı, obezite gibi fiziksel sorunlara sebep olduğu gibi dikkat eksikliği, depresyon ve kaygı gibi psikiyatrik sorunlara da yol açıyor. Oyun bağımlılığının en sık görülen belirtisinin depresyon olduğu ve sık internet kullanan bireylerde sosyal kaygı ve bilişsel yetersizliklerin yaygın olduğu biliniyor. Ayrıca, dijital bağımlılık, akademik başarıyı olumsuz etkileyerek düşük motivasyona da neden oluyor.</p>

<h3>Okulda telefon yasağı ne kadar etkili?</h3>

<p>Son yıllarda mobil telefon kullanımı da gençler arasında oldukça yaygın hale geldi. Dünya genelinde, birçok çocuk okul saatleri içinde ve dışında mobil teknoloji aracılığıyla iletişim kuruyor. Bu da yetişkinlerin mevcut neslin dijital yerliler olduğuna inanmasına neden oluyor. Öğrenciler internet araması yapma, sosyal medyada iletişim kurma ve uygulamalar arasında verimli ve zahmetsiz geçiş yapma konusunda yetkin olabilir ancak aynı zamanda oldukça fazla bilgiye boğuluyor ve dijital okuryazarlıkla mücadele ediyorlar.</p>

<p>Teknolojinin eğitimde kullanılmasına yönelik uygulamalar uzun yıllar boyunca desteklenmesine rağmen dünya genelinde birçok eğitim bölgesinde telefon yasakları uygulanıyor. İlk yasak dalgası 1980'lerin sonları ve 1990'ların başlarında Kuzey Amerika'da başladı. Bu süreçte birçok okul sektörü, öğrencilerin okulda cep telefonları ve mesajlaşma cihazları kullanmalarını engelleyen politikalar veya yasalar uygulamaya başladı. Yakın zamanda Kanada, Fransa, İspanya ve İsveç'te bu konuda yasaklar uygulanmaya başlandı. Bu kısıtlamalar, bazı okulların okul alanında hiçbir cihaza izin vermemesi, veya kilitli çantada olma şartı bazı okullarda ise çantada veya cepte bulundurmalarına izin vererek kullanım izni olmaması şeklinde çeşitlilik gösteriyor.</p>

<p>Mobil telefon kısıtlamalarının okullarda öğrenci öğrenimi ve akademik başarıları üzerindeki ilişkisini araştıran pek çok çalışma mevcut. Ancak araştırma tasarımları, örneklem büyüklükleri, yasakların operasyonel tanımları ve akademik sonuçlardaki değişiklikleri ölçme yöntemleri arasındaki farklılıklar bulguları uzlaştırmayı zorlaştırıyor. Bu karmaşıklık nedeniyle, politika belirleme sonuçlarının yorumlanması ince ve dikkatli bir yaklaşım gerektirir. Okullarda uygulanan telefon yasakları, öğrencilerin akademik başarıları üzerinde olumlu etkiler yaratabilir. Ancak bu yasakların etkilerine dair yapılan araştırmalar, sonuçların karmaşık olduğunu ve ülkeler arasında farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor. Türkiye'de de bu yasakların etkilerini inceleyen çalışmalar yapılıyor.</p>

<h3>Dijital bağımlılığa nasıl engel oluruz?</h3>

<p>Psikoeğitim, dijital bağımlılıklarla mücadelede önemli bir rol oynuyor. Psikoeğitim programları dijital araçların sağlıklı kullanımı, stres yönetimi, sınır belirleme ve alternatif aktiviteler gibi konuları öğretmeyi amaçlar. Okul temelli psikoeğitim programlarının çocuklara erken yaşta verilmesi ve öğretmenlerle ebeveynlerin bu süreçte aktif rol alması gerekiyor. Yani, ebeveynler de çocuklarının dijital araçları nasıl kullandığını izlemeli ve oyun içerikleri hakkında bilgi sahibi olmalıdır.</p>

<p>Okul temelli psikoeğitim programlarını değerlendiren çalışmalar, genellikle bu programların faydalı olduğunu söylüyor. Ancak bu eğitimin mümkün olan en erken yaşta yani 8-10 yaş arasında verilmesi önem arz ediyor. Ayrıca, bazı araştırmacılar programların dışarıdan yürütülmesi yerine öğretmenler de dahil olmak üzere okul personeli tarafından desteklenmesini öneriyor. Benzer şekilde programların karar alma, geliştirme ve yönetiminde hastaneler, ruh sağlığı hizmetleri veren paydaşlara ve ebeveynlere de danışılmalıdır. Bu tür tartışmalardaki bir diğer önemli husus, genç kişinin politika geliştirmedeki rolünün ve haklarının tanınmasıdır. Bu sebeple gençlere, önleme programlarının tasarımı, formatı ve programlara nasıl aktif katılımcılar haline gelebilecekleri konusunda danışılması önemlidir.</p>

<p>Dijital bağımlılığa karşı geliştirilen programların asıl teması gençleri değişiklik yapmaya "zorlamak" yerine, değişimden sorumlu hissettiklerinde olumlu değişiklikler yapma olasılığının daha yüksek olduğu fikrine atıfta bulunarak onları "güçlendirme" olmalıdır. Bunun yanı sıra, bu programlar problemli oyuncuları "kurban" olarak görmekten veya gençler tarafından içselleştirilebilecek benzer tanımlamalardan kaçınmaya çalışmalıdır. Dijital bağımlılık karşıtı programlar, problemleri ele almak için becerilere ve problem çözmeye yani yeteneklere vurgu yapmalıdır.</p>

<p>2024-2025 eğitim döneminde Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), dijital bağımlılıkla mücadele için yeni düzenlemeler başlattı. Öğrencilerin ders saatlerinde cep telefonu kullanmalarını yasaklayan bu düzenlemeler, öğrencilerin dijital araçları daha bilinçli kullanmalarını sağlamayı amaçlıyor. Ayrıca, Yeşilay'ın Bağımlılığa Müdahale programı okullarda aktif bir şekilde uygulanıyor. Dijital bağımlılıkla mücadelede erken müdahale, farkındalık ve aile desteği büyük önem taşıyor.</p>

<p>[Süreyya Kitapçıoğlu, Klinik Psikologdur.]</p>

<p>*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Sep 2024 01:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2024/09/gencler-ve-cocuklarda-dijital-bagimlilik-nasil-engellenir-1727131637.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AB, yapay zekayı düzenleyecek kurallarda anlaştı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ab-yapay-zekayi-duzenleyecek-kurallarda-anlasti-8553</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ab-yapay-zekayi-duzenleyecek-kurallarda-anlasti-8553</guid>
                <description><![CDATA[AB, yapay zekayı düzenleyecek kurallarda anlaştı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>AB, yapay zekayı düzenleyecek kurallarda anlaştı</h1>

<h4>Avrupa Birliği (AB) kurumları, ChatGPT ve Gemini gibi çeşitli yapay zeka teknolojilerine katı kurallar getirecek yeni yasa konusunda anlaşma sağladı.</h4>

<p>Ata Ufuk Şeker &nbsp;|09.12.2023 - Güncelleme : 09.12.2023</p>

<p><img alt="AB, yapay zekayı düzenleyecek kurallarda anlaştı " src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/12/09/thumbs_b_c_79aedd26a7ef0820a2a7adc2df1917bf.jpg" /></p>

<p>- Yüksek riskli yapay zeka sistemlerine daha katı kurallar getirilecek<br />
- Kolluk kuvvetleri, acil durumlarda yüksek riskli bir yapay zeka aracını devreye sokabilecek</p>

<p>BRÜKSEL&nbsp;(AA) - Avrupa Birliği (AB) kurumları, ChatGPT ve Gemini gibi çeşitli yapay zeka teknolojilerine katı kurallar getirecek yeni yasa konusunda anlaşma sağladı.</p>

<p>AB Konseyi, üye ülkeler ile Avrupa Parlamentosu (AP) arasında müzakere edilen ve dünyada yapay zekaya yönelik ilk kapsamlı kuralları getirecek "Yapay Zeka Yasası" konusunda uzlaşı sağlandığını açıkladı.</p>

<p>Buna göre, Avrupa ülkelerinde kullanılacak yapay zeka sistemlerinin güvenli olması, temel haklara ve Birlik değerlerine saygılı göstermesi gerekecek.</p>

<p>Yapay zeka sistemleri topluma zarar verme ihtimaline göre "risk temelli" bir yaklaşımla düzenlenecek.</p>

<p>Yüksek riskli yapay zeka sistemlerine daha katı kurallar getirilecek. Yapay zekayı basit yazılım sistemlerinden ayıracak açık kriterler belirlenecek.</p>

<p>Yapay zekanın, hiçbir durumda üye ülkelerin ulusal güvenlik konusundaki yeterliliklerini veya bu alanda görevlendirilen herhangi bir kuruluşu etkilememesi sağlanacak.</p>

<p>Yapay zeka kanunu, yalnızca askeri veya savunma amaçlı kullanılan sistemler için geçerli olmayacak.</p>

<p>Sınırlı risk sunan yapay zeka sistemleri, kullanıcıların bilinçli kararlar alabilmesi için içeriğin yapay zeka tarafından oluşturulduğunu açık biçimde bildirecek. Bu sistemler, hafif şeffaflık yükümlülüklerine tabi tutulacak.</p>

<p>Çeşitli yüksek riskli yapay zeka sistemlerine izin verilecek. Ancak yüksek riskli yapay zeka sistemlerinin AB pazarına erişimi bir dizi kural ve yükümlülüğe tabi olacak.</p>

<p>Yapay zekanın bazı kullanımlarındaki risk kabul edilemez olarak değerlendirilecek ve bu sistemler AB'de yasaklanacak.</p>

<p>Bilişsel davranış manipülasyonu, yüz görüntülerinin internetten veya kapalı kamera sistem görüntülerinden hedefsiz alınması, iş yerinde ve eğitim kurumlarında duygu tanıma, sosyal puanlama, cinsel yönelim veya dini inançlar gibi hassas verileri çıkarmak için biyometrik sınıflandırma yapılması yasak kapsamına girecek.</p>

<p>Kolluk kuvvetleri faaliyetlerinde yapay zekayı kullanabilecek. Kolluk kuvvetleri, acil durum prosedürü ile normalde uygunluk değerlendirme prosedürünü geçemeyen yüksek riskli bir yapay zeka aracını devreye sokabilecek.</p>

<p>Emniyet birimleri istisnai ve gerekli durumlarda, kamuya açık alanlarda gerçek zamanlı uzaktan biyometrik tanımlama sistemlerini izin alarak kullanabilecek.</p>

<p>Bu tür yapay zeka sistemleri kullanımı terör saldırıları, mevcut veya öngörülebilir tehditlerin önlenmesi ve en ciddi suçlardan şüphelenilen kişilerin aranması gibi durumlarla sınırlı olacak.</p>

<p>Bununla birlikte, yapay zeka sistemlerinin olası suiistimallerine karşı temel hakların yeterince korunmasını sağlamak için özel bir mekanizma uygulamaya konulacak.</p>

<p>Video, metin, görüntü oluşturma, başka dilde konuşma, hesaplama veya bilgisayar kodu yazma gibi çok çeşitli farklı görevleri yerine getirebilen büyük sistemlere özel kurallar getirilecek. Söz konusu genel amaçlı yapay zeka sistemlerinin piyasaya sürülmeden önce çeşitli şeffaflık yükümlülüklere uyması sağlanacak.</p>

<p>- Yapay Zeka Ofisi kuruluyor</p>

<p>AB Komisyonu bünyesinde, gelişmiş yapay zeka modellerini denetlemek, standartların ve test uygulamalarını geliştirmeye katkıda bulunmak ve bütün üye ülkelerde ortak kuralları uygulamakla görevli bir "Yapay Zeka Ofisi" kurulacak.</p>

<p>Bağımsız uzmanlardan oluşan bilimsel bir panel, Yapay Zeka Ofisine tavsiyelerde bulunacak.Üye ülkelerin temsilcilerinden oluşacak olan Yapay Zeka Kurulu, Komisyon için bir koordinasyon platformu ve danışma organı olarak çalışacak.</p>

<p>Yapay zeka kanununun ihlaline ilişkin para cezaları, suçu işleyen şirketin bir önceki mali yıldaki küresel yıllık cirosunun yüzdesine veya önceden belirlenen miktarlara göre yüksek olan baz alınarak hesaplanacak.</p>

<p>Yasaklı yapay zeka uygulamalarının ihlali durumunda şirket cirosunun yüzde 7'si veya 35 milyon avro, yükümlülüklere uymama durumunda cirosunun yüzde 3'ü veya 15 milyon avro, hatalı veri paylaşılması durumunda da cirosunun yüzde 1,5'i veya 7,5 milyon avro para cezası kesilecek. Ceza kesilirken şirkete maliyeti yüksek olan değer kullanılacak.</p>

<p>AB ülkeleri ve AP tarafından resmen onaylanmasının ardından yürürlüğe girecek yasanın uygulamasına resmi onayın 2 yıl sonrasında başlanacak.</p>

<p>AB Komisyonu 2 yıl önce yapay zeka konusunda yeni kurallar çerçevesini içeren ilk yasal düzenleme teklifini hazırlayıp üye ülkelere ve AP'ye sunmuştu.</p>

<p>Bu teklif, yapay zeka sistemlerinin kullanımında birtakım sınırlama ve şeffaflık kuralları getiriyordu. Komisyonun yasa teklifinde, yapay zeka sistemleri kabul edilemez risk, yüksek risk, sınırlı risk ve minimum risk olmak üzere 4 ana gruba ayrılıyordu.</p>

<p>Yeni yasa ile birlikte Google'ın yapay zeka modeli Gemini ve ChatGPT gibi çeşitli yapay zeka teknolojilerinin yeni kurallara uyması gerekecek</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 Dec 2023 16:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/12/ab-yapay-zekayi-duzenleyecek-kurallarda-anlasti-1702216012.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LÖSEV’den BM Genel sekreteri ve ECOSOC Başkanına Mektup</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/losevden-bm-genel-sekreteri-ve-ecosoc-baskanina-mektup-8525</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/losevden-bm-genel-sekreteri-ve-ecosoc-baskanina-mektup-8525</guid>
                <description><![CDATA[LÖSEV’den BM Genel sekreteri ve ECOSOC Başkanına Mektup]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>LÖSEV’den BM Genel sekreteri ve ECOSOC Başkanına Mektup</h1>

<p><img alt="LÖSEV’den BM Genel sekreteri ve ECOSOC Başkanına Mektup" src="https://avrupapress.com/main/wp-content/uploads/2023/11/thumbnail_Screenshot_20231113_202820_Chrome-740x420.jpg" style="height:420px; width:740px" /></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>LÖSEV, Türkiye’de tüm Lösemili ve kanserli Çocuklara tedavi, sosyal, maddi ve</strong><br />
<strong>psikolojik yardımlar yapmak üzere 8 Kasım 1998’de kurulmuş kar amacı olmayan bir vakıftır,</strong><br />
<strong>Sivil Toplum kuruluşudur. Aynı zamanda Şubat 2018 tarihinden beri Birleşmiş Milletler,</strong><br />
<strong>ECOSOC teşkilatının da danışma kurulu üyesidir.</strong></p>

<p>LÖSEV, Türkiye’de tüm Lösemili ve kanserli Çocuklara tedavi, sosyal, maddi ve<br />
psikolojik yardımlar yapmak üzere 8 Kasım 1998’de kurulmuş kar amacı olmayan bir vakıftır,<br />
Sivil Toplum kuruluşudur. Aynı zamanda Şubat 2018 tarihinden beri Birleşmiş Milletler,<br />
ECOSOC teşkilatının da danışma kurulu üyesidir.<br />
Sizlere bir çocuk hastalıkları ve pediatrik hematoloji &amp; Onkoloji uzmanı Tıp doktoru,<br />
hayatını çocuklara adamış bir insan olarak seslenmek istiyorum. Lütfen bu savaşları durdurun.<br />
İsrail ve Hamas arasındaki savaşta binlerce masum bebek, çocuk ölüyor. Çocuk Hastaneleri<br />
ve çocukların sığınaklar bombalanıyor ve hiç bir tarafı, günahı olmayan çocuklar acımasızca<br />
katlediliyor. Bunu da bütün dünya seyrediyor.<br />
Bizler doktorlar, hemşireler hepimiz Lösemili bir çocuğu yaşatabilmek için aylarca<br />
yıllarca uğraşırken, insanüstü çabalarken, televizyonlarda her gün kanlar içerisinde<br />
gördüğümüz bebeklere tahammül edemiyoruz.<br />
Sayın Başkan,<br />
Çocukların dili, dini, ırkı, milleti olamaz. Tüm dünyada bütün çocuklar eşittir ve BM<br />
Çocuk Hakları Beyannamesi ile korunmaya alınmış aynı haklara sahiptirler. Bugün Amerika<br />
veya Fransa da çocuklar okullarına gidebiliyor, İngiltere ve Japonya’da şeker, pasta yiyerek<br />
koşup oynuyorlarsa Filistin veya İsrail’deki çocuklar da bunları yapabilmelidirler.<br />
Lütfen bu vahşi cinayetlere sessiz kalmayınız. Biz büyükler, Devlet Başkanları ve<br />
özellikle Birleşmiş Milletlerin daha aktif olması ve tüm gücüyle bu ölümleri durdurmaları<br />
gerektiğini düşünüyoruz. Sessiz kalmak veya sadece kınama kanaatimizce bu savaşa ve<br />
çocuk ölümlerine ortak olmak demektir.<br />
Aksi takdirde hiç arzu etmesek de Birleşmiş Milletler Teşkilatı veya UNICEF ‘in var olma<br />
nedenleri tartışılacaktır.<br />
LÖSEV olarak bütün dünyaya sesleniyoruz, ‘’Bir çocuğun hayatından daha değerli ve<br />
önemli bir şey olamaz. İster Filistin ister İsrailli olsun, tek bir çocuğun bile ölümüne sessiz<br />
kalamayız.”<br />
Lütfen seyirci olmayın, geç kalmayın ve bir şeyler yapın.<br />
Dünyayı sevgi ve iyilik kurtaracaktır.<br />
Saygılarımızla<br />
LÖSEV Yönetim Kurulu</p>

<p><img alt="" src="https://avrupapress.com/main/wp-content/uploads/2023/11/thumbnail_Screenshot_20231113_202820_Chrome-300x151.jpg" style="height:151px; width:300px" /></p>

<p><img alt="" src="https://avrupapress.com/main/wp-content/uploads/2023/11/thumbnail_BM-Gorsel-300x300.jpg" style="height:300px; width:300px" /></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Ezel Uner&nbsp; &nbsp;&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Nov 2023 03:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/11/losevden-bm-genel-sekreteri-ve-ecosoc-baskanina-mektup-1699920136.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika&#039;da kanser vakaları 15 yılda yüzde 31 arttı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kanser-vakalari-15-yilda-yuzde-31-artti-8518</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kanser-vakalari-15-yilda-yuzde-31-artti-8518</guid>
                <description><![CDATA[Belçika'da kanser vakaları 15 yılda yüzde 31 arttı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong>Belçika'da kanser vakaları 15 yılda yüzde 31 arttı</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/thumbs_b_c_fb8296380931d8730a98d643cdac5820.jpg" style="height:332px; width:590px" /></strong></span></p>

<p>BRÜKSEL&nbsp;(AA) - Belçika'da 2004 ile 2019 arasındaki 15 yılda kanser vakalarının yüzde 31 arttığı bildirildi.</p>

<p>Belçika'daki Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü'nün araştırmasına göre, ülkede 2004'te 61 bin 524 olan kanser vaka sayısı yüzde 31 artışla 2019'da 84 bin 954'e çıktı.</p>

<p>Kovid-19 salgınında hastanelerin durumu ve hastaneye gidenlerin sayısının azalması nedeniyle 2020 ve 2021 istatistikleri araştırmanın bazı kısımlarında dikkate alınmadı.</p>

<p>Enstitü Başkanı Philippe Defeyt, kanserli hasta sayısındaki artışı büyük oranda nüfus yapısındaki değişikliğe bağladı. Belçika'nın nüfusunun 2004'ten 2021'e kadar 1,13 milyon kişi, yani yüzde 10 arttığını hatırlatan Defeyt, aynı zamanda nüfusun giderek yaşlandığını vurguladı.</p>

<p>Defeyt, "Nüfus artıyorsa ve aynı zamanda yaşlıların oranı da yükseliyorsa kanser vakalarındaki artış bizi şaşırtmamalı." dedi.</p>

<p>Enstitünün araştırmasında 55 yaşından küçük kişilerde kanser tespit oranının son 3 yılda yüzde 1'in altında olduğu belirtildi. Buna karşılık yaş yükseldikçe kanser riskinin arttığı ve bunun istatistiklere yansıdığı kaydedildi.</p>

<p>Araştırmaya göre, 65 yaşındaki erkeklerde kanser görülme oranı yüzde 2,24, kadınlarda ise yüzde 1,41 oldu. 80'lerine gelen erkeklerde kanser oranı ise yüzde 4'e çıktı.</p>

<p>- Kanser türlerine göre durum</p>

<p>Kanser türleri incelendiğinde ise kadınlarda en çok görülen tür olan meme kanseri vaka sayısının değişmediği ortaya çıktı. 2004-2005 döneminde 10 bin 929 olarak kaydedilen meme kanseri vakası 2020-2021 döneminde sadece 13 yükselerek 10 bin 942 oldu.</p>

<p>Cilt kanseri vakaları ise kadınlarda yüzde 138, erkeklerde yüzde 130 arttı. Erkeklerde en sık rastlanan tür olan prostat kanseri yüzde 16 azaldı, pankreas kanseri ise yüzde 50 çoğaldı. Kadınlarda ise pankreas kanseri sayısı yüzde 72 arttı.</p>

<p>Akciğer kanserine yakalananların sayısı ise kadınlarda yüzde 86 yükselirken erkeklerde yüzde 20 düştü. Kadınlarda akciğer kanserinin artması, sigara içen kadın sayısının yükselmesine bağlandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Nov 2023 23:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/11/belcikada-kanser-vakalari-15-yilda-yuzde-31-artti-1699389774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde balık tüketimi anne sütü kadar önemli</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bebeklerde-balik-tuketimi-anne-sutu-kadar-onemli-8494</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bebeklerde-balik-tuketimi-anne-sutu-kadar-onemli-8494</guid>
                <description><![CDATA[Bebeklerde balık tüketimi anne sütü kadar önemli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Bebeklerde balık tüketimi anne sütü kadar önemli</h1>

<h4>Anne sütünde de bulunan EPA ve DHA omega 3 yağ asitlerini barındırmasıyla haftada en az 2 kez tüketilmesi önerilen balık, özellikle 10 ay üstü bebekler ile çocuklarda zeka gelişimine önemli katkı sağlıyor.</h4>

<p>Sıtkı Yıldız &nbsp;|11.10.2023 - Güncelleme : 11.10.2023</p>

<p><img alt="Bebeklerde balık tüketimi anne sütü kadar önemli" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/10/11/thumbs_b_c_2ae136fe377bffbae7235e4452a7eda5.jpg?v=092430" />Fotoğraf: Sıtkı Yıldız/AA<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Yalova</h6>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı da olan Yalova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Vefik Arıca, AA muhabirine, denizlerde av sezonunun 1 Eylül'de başladığını söyledi.</p>

<p>Sık balık tüketiminin çocukların zeka, hücre ve kemik gelişimine önemli katkı sağladığını vurgulayan Arıca, "Balıklarda yüksek oranda protein, omega 3 ve iyot bulunuyor. Bu da çocuklarda özellikle beynin zeka gelişimini, hücre yenilenmesini, kemik gelişimini sağlıyor. Bu nedenle özellikle 10. aydan itibaren bebeklerde balığı öneriyoruz." dedi.</p>

<p>Arıca, EPA ve DHA olarak bilinen omega 3 yağ asitlerinin kaliteli, insan sağlığı ve gelişimi için çok önemli olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Söz konusu omega 3'lerin bulunduğu besinlere değinen Arıca, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Bunlar vücudumuzda üretilmiyor, sadece anne sütünde bulunuyor. Anne sütünden sonra tek alabileceğimiz yer balık. Evet dışarıdan birtakım vitamin veya maddelerle alabiliriz ama doğal olarak balığın haftada en az 2 hatta 3 öğün şeklinde çocuklara verilmesini istiyoruz. Çocuk okula gidiyorsa bu öğünü atlamamalıyız, mutlaka balık yedirmeliyiz. Çünkü zeka gelişimi ve IQ gelişiminde faydalı olduğunu biliyoruz."</p>

<h3>Büyük ve yağlı balıklar daha çok tercih edilmeli</h3>

<p>Prof. Dr. Arıca, çocuklara sadece balık yedirmekle ihtiyaçları olan omega 3 yağ asitlerinin, iyot ve yüksek miktarda proteinin verilebileceğini anlattı.</p>

<p>Çocukların kılçık sorunu yaşamaması için küçük olanlardan ziyade büyük balıkların tüketilmesini tavsiye eden Arıca, "Bebeklerin özellikle büyük balıkları yemesinde fayda var. Çünkü çocuklar kılçığı ayıramaz veya ailesi tarafından yanlışlıkla verilebilir. Ailelerin büyük ve yağlı balıkları tercih etmeleri gerekiyor. Haftada en az 2 defa verilmeli 3 defa verildiğinde de IQ ve zeka gelişiminin çok ileri düzeyde olacağını biliyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Dondurulmuş balıkların bebeklere verilmesini önermediklerini kaydeden Arıca, "Balıkta bizim dikkat edeceğimiz en önemli konu; çocukta alerji yapabilir. Öksürük, vücutta kızarıklık, gözler ve yüzde şişlik, nefes almada problem yaşadığı zaman 'Çocuğun balığa karşı alerjisi var' diyoruz ve balığı kesinlikle vermiyoruz." ifadesini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Oct 2023 23:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/10/bebeklerde-balik-tuketimi-anne-sutu-kadar-onemli-1698179743.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Menopoz döneminde kalp ve damar hastalıklarına karşı önlem alınması uyarısı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/menopoz-doneminde-kalp-ve-damar-hastaliklarina-karsi-onlem-alinmasi-uyarisi-8493</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/menopoz-doneminde-kalp-ve-damar-hastaliklarina-karsi-onlem-alinmasi-uyarisi-8493</guid>
                <description><![CDATA[Menopoz döneminde kalp ve damar hastalıklarına karşı önlem alınması uyarısı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Menopoz döneminde kalp ve damar hastalıklarına karşı önlem alınması uyarısı</h1>

<h4>Prof. Dr. Selen Doğan, menopoz sonrası dönemde ortaya çıkabilecek kalp ve damar hastalıklarına karşı uyarıda bulunarak, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve zararlı alışkanlıkların bırakılmasının hastalıklara karşı koruma sağlayacağını ifade etti.</h4>

<p>Zehra Tekeci &nbsp;|18.10.2023 - Güncelleme : 18.10.2023</p>

<p><img alt="Menopoz döneminde kalp ve damar hastalıklarına karşı önlem alınması uyarısı" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/10/18/thumbs_b_c_3ca70705e4d5d84aee7cc93deb9d5a97.jpg?v=143850" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Antalya</h6>

<p>Akdeniz Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selen Doğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 18 Ekim'in Dünya Menopoz Günü olduğunu hatırlattı.</p>

<p>Kadınların yaş aldıkça zaman içerisinde yumurtalık fonksiyonlarının giderek azaldığını belirten Doğan, adet görmenin tamamen kesildiği dönemin menopoz olarak tanımlandığını ve bunun doğal bir süreç olduğunu anlattı.</p>

<p>Bu sürecin doğru algılanmasının önemli olduğunu ifade eden Doğan, "Menopoz bir hastalık değil. Bu süreci her kadın farklı yoğunlukta ve sürelerde yaşayabiliyor. Ateş basması, terlemeler bazı kadınlarda dayanılmaz yoğunluktayken bazıları hiç yaşamayabiliyor. Kimi 3 yılda bu süreci tamamlarken kimi 7 ila 10 yılda tecrübe etmek durumunda kalıyor. Menopozu tanımak, yönetebilmek çok önemli çünkü bir insanın yaşam ömrünü 75 yıl olarak düşünürsek kadınlar yaşamının 3'te birini menopozla ilgili süreçte geçiriyor." diye konuştu.</p>

<h3>"Önlem alarak bu süreci daha iyi atlatabiliriz"</h3>

<p>Türkiye'de menopoz yaşının ortalama 48-51 olduğunu belirten Doğan, ateş basması ve terlemenin yanı sıra bu süreçte vajinal kuruluk, uyku bozukluğu, kilo kontrolünde zorlanma, idrarla ilgili sorunlar ve duygusal dalgalanmalar yaşanabildiğini dile getirdi.</p>

<p>Kadınların menopoza geçiş sürecini kolaylaştırmasının bilinçli hareket etmekten geçtiğini anlatan Doğan, şunları söyledi:</p>

<p>"Menopoz döneminde bizi neler bekliyor bilmeliyiz. Örneğin kemik kaybı, kilo kontrolünde zorlanma, uyku, dikkat ve hafıza bozuklukları, menopozdan sonra uzun vadede kronik rahatsızlıklar bizi bekliyor. Bunlara önlem alarak bu süreci daha iyi atlatabiliriz. Mesela metabolizmanın yavaşladığı bir dönem olduğu için kilo alma yaşanacak, vücut kilo endeksimiz normalin üstündeyse öncesinde kilomuzu kontrol altına alabiliriz. Osteoporozla yani kemik erimesiyle ilişkili kırıklar yaşayabileceğimiz için kalsiyum, beslenme ve vitamin destekleriyle bu süreci yavaşlatabiliriz."</p>

<p>Doğan, kilo kontrolüne ve kemik kitlesinin korunmasına destek olması açısından düzenli egzersizin de bu süreci kolaylaştıracağını vurguladı.</p>

<h3>"Bu süreçte kalp hastalıklarından korunmak çok önemli"</h3>

<p>Menopoz sonrası dönemde uzun vadede ortaya çıkabilecek kalp ve damar hastalıklara dikkati çeken Doğan, "Bu süreçte kalp hastalıklarından korunmak çok önemli. Kadın ölümlerine baktığımızda 3'te 1'inden fazlası kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Bu meme kanserinden ölümlerin 13 katı. O nedenle sağlıklı beslenmeliyiz. Karbonhidrat açısından zayıf, protein açısından zengin sebze ve meyve ağırlıklı tam tahıl ağırlıklı beslenme, fiziksel aktivite, kilo kontrolü, sigara ve alkol kullanmamak kalp ve damar sağlığını olumlu etkileyeceği için o süreçte yaşanacak hastalıklara karşı koruyucu olacaktır." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Doğan, menopoz sürecinin ruhsal anlamda değişimlere neden olduğunu ve bu dönemde kadınların sosyal hayattan çekilerek eve kapanmaması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Menopozun çalışma hayatından çekilme, eve kapanma dönemi olmadığını kaydeden Doğan, şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Bu dönemde fiziksel ve zihinsel olarak aktif olmak için ekstra çaba sarf etmeliyiz. Çok yönlü olarak sosyalleşmek önemli. Bu, bize sürecin getirdiği değişikliklere adaptasyon için fırsat sağlayacaktır. Bu geçiş sürecinde aile bireylerini bilgilendirmek, eşlerin desteği bireyler için çok önemli. Bunun yanı sıra profesyonel olarak tüm kadın doğum uzmanlarından destek alabilirler. Bu konuda Sağlık Bakanlığının Sağlıklı Hayat Merkezleri var. Buraya başvurabilir, beslenme, fizyoterapi, sigara bırakma gibi alanlarda, kanser taramaları konusunda destek alabilirler. Kanser taramaları menopoz dönemi öncesinde ve süresince çok önemli. Bu desteği bulundukları bölgelere yakın merkezlerden alabilirler."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Oct 2023 23:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/10/menopoz-doneminde-kalp-ve-damar-hastaliklarina-karsi-onlem-alinmasi-uyarisi-1698179474.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ozon-tabakasindaki-delik-en-buyuk-genisliklerinden-birine-ulasti-8467</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ozon-tabakasindaki-delik-en-buyuk-genisliklerinden-birine-ulasti-8467</guid>
                <description><![CDATA[Ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı</h1>

<h4>Antarktika kıtası üzerindeki ozon tabakasında oluşan delik, bu yıl en büyük genişliklerinden birine ulaştı.</h4>

<p>Ayşe Doğru &nbsp;|04.10.2023 - Güncelleme : 05.10.2023</p>

<p><img alt="Ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/10/04/thumbs_b_c_2a0dc2d58f3ca7138acad562a564f354.jpg?v=195643" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Avrupa Uzay Ajansı'ndan yapılan açıklamaya göre, Avrupa Birliği Dünya atmosferi gözlem programı Copernicus Sentinel-5P uydusundan 16 Eylül'de alınan görüntüler, Antarktika'daki ozon deliğinin genişliğinin 26 milyon kilometrekareye çıktığını gösterdi.</p>

<p>Genişliği ağustostan ekime değişen, eylül ortası ile ekim ortası arasında azami büyüklüğe ulaşan ozon deliği, bu yıl ağustos ayının ortalarından itibaren hızlıca büyüyerek, daha eylül ayı ortasında kaydedilen en büyük ozon deliklerinden biri oldu.</p>

<p>Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından ocakta yayımlanan bir raporda, incelen ozon tabakasının yeniden iyileşmeye başladığı kaydedilmişti.</p>

<p>Ozon tabakasındaki deliğin bu kadar hızlı büyümesinin, deniz altı yanardağı Tonga'nın Ocak 2022'de faaliyete geçmesiyle ilişkili olabileceği yorumları yapılıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Oct 2023 00:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/10/ozon-tabakasindaki-delik-en-buyuk-genisliklerinden-birine-ulasti-1696629365.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupa&#039;da kişi başına 131 kilo gıda israf edildi</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupada-kisi-basina-131-kilo-gida-israf-edildi-8460</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupada-kisi-basina-131-kilo-gida-israf-edildi-8460</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa'da kişi başına 131 kilo gıda israf edildi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Avrupa'da kişi başına 131 kilo gıda israf edildi</h1>

<h4>&nbsp;</h4>

<p>Ata Ufuk Şeker &nbsp;|29.09.2023 - Güncelleme : 29.09.2023</p>

<p><img alt="Avrupa'da kişi başına 131 kilo gıda israf edildi" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/29/thumbs_b_c_fd19e4da95464eb7443887864e4860e9.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin vatandaşları, 2021 yılında kişi başına 131 kilogram gıda israf etti.</p>

<p>Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), AB ülkelerinde gıda israfına ilişkin 2021 yılı verilerini yayımladı.</p>

<p>Verilere göre, Avrupalıların kişi başına gıda israfı 2021'de 131 kilogramı buldu.</p>

<p>AB ülkeleri toplamda 58,4 milyon ton gıda atığı üretti.</p>

<p>Gıda israfının yüzde 54'üne tekabül eden kişi başına 70 kiloluk kısmını hanehalkları gerçekleştirdi. İsrafın yüzde 46'sı ise gıda ürünleri ve içecek üretimi, restoran ve perakendeciler gibi gıda tedarik zincirinde yaşandı.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 Sep 2023 23:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/09/avrupada-kisi-basina-131-kilo-gida-israf-edildi-1696106159.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş: 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-7-bin-817-koruyucu-aile-yaninda-9-bin-335-cocuk-bakilmaktadir-8453</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-7-bin-817-koruyucu-aile-yaninda-9-bin-335-cocuk-bakilmaktadir-8453</guid>
                <description><![CDATA[Bakan Göktaş: Devlet korumasındaki 1017 arkadaşımız kamudaki görevine başlıyor
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş: 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Bakan Göktaş: Devlet korumasındaki 1017 arkadaşımız kamudaki görevine başlıyor</h1>

<h4>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, "Gençlerimizi iş ve meslek danışmanlarımızla çalışma hayatına hazırlıyoruz. Bugün 1017 arkadaşımız, bu ülkenin pırıl pırıl 1017 evladı, kamudaki görevine başlıyor. Yolunuz açık, bahtınız açık olsun." dedi.</h4>

<p>Ayşe Şensoy Boztepe &nbsp;|27.09.2023 - Güncelleme : 27.09.2023</p>

<p><img alt="Bakan Göktaş:  Devlet korumasındaki 1017 arkadaşımız kamudaki görevine başlıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/27/thumbs_b_c_fc699767db8378ce568add97d5d88993.jpg?v=173642" />Fotoğraf: Mustafa Çiftçi - AA<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bakanlık binasında düzenlenen "Devlet Korumasından Yararlanmış Gençlerimizin Kamu Kurumlarına Yerleştirilmesi Töreni"nde yaptığı konuşmada, bakanlık olarak sundukları her hizmetin, yaptıkları her işin doğrudan aileye temas ettiğini söyledi.</p>

<p>İnsanı merkeze alan politikalarla, sosyal devlet anlayışını daha da güçlendirerek, vatandaşlara her alanda fırsat eşitliği sunduklarını dile getiren Göktaş, "her şeyden önce aile" demeye devam edeceklerini vurguladı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/88e4063b-7018-4331-b06e-f0cb513ac64c/2023%2F09%2Fgoktas27-1.jpg" /></p>

<p>Vatandaşların önündeki, hukuki, sosyal ve fiziki engelleri birer birer kaldırdıklarına işaret eden Göktaş, şöyle devam etti:</p>

<p>"Sosyal korumaya dair her alanda sadece niceliği değil, niteliği de arttırıyoruz. Her geçen gün çok daha bütüncül, çok daha sistematik bir yaklaşımla hizmet veriyoruz. Bugün birlikte yaşadığımız, kamu kurumlarına atama töreni de bunun en güzel örneklerinden biri. 81 ilde, 22 milyon 600 bin çocuğumuza, devletimizin sevgisini ve şefkatini ulaştırıyoruz. Devletimizin koruması altında çocuklarımız bu ülkenin evlatları, bizim evlatlarımız. Sayın Cumhurbaşkanımızın 'Biz Peygamberi yetim ve öksüz olan bir dinin, bir ümmetin mensuplarıyız' hatırlatması bizim için yol göstericidir. Çünkü bu inanç, bu anlayış, medeniyet, kodlarımızda çok önemli bir yer tutuyor. Bizler, hiç kimseyi geride bırakmamaya söz veren bir neslin temsilcileriyiz."</p>

<p><img alt="" src="https://admin.aa.com.tr/uploads/userFiles/88e4063b-7018-4331-b06e-f0cb513ac64c/2023%2F09%2Fgoktas27-2.jpg" /></p>

<h3>"20 milli, 1557 lisanslı ve 3 bin 960 lisanssız sporcu çocuğumuz var"</h3>

<p>Göktaş, tüm çocuklara sevgiyle ve adaletle ulaştıklarını, kimseyi geride bırakmadıklarını dile getirdi.</p>

<p>Bu bakış açısıyla, 2002'den bugüne aile odaklı hizmetlerden yararlanan çocuk oranının yüzde 39'dan yüzde 92'ye yükseldiğini aktaran Göktaş, "Bakım kuruluşlarımızı, çocuklarımızın ihtiyaçları doğrultusunda güncelledik. Koğuş tipi kuruluşlardan ev tipi yaşam modeline geçtik. Çocuk evleri ve çocuk sitelerinde, 14 bin 321 çocuğumuza bakım hizmeti sunuyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Çocukları devlet korumasına almanın çok önemli olduğunu fakat onları risk içeren durumlardan korumak için de mobil ekiplerle çalıştıklarını belirten Göktaş, bugüne kadar farklı risk gruplarından 288 bin çocuğa ulaştıklarını, 17 bini aşkın okul ziyareti yaptıklarını ve 65 bin aileyle görüştüklerini söyledi.</p>

<p><img alt="" src="https://admin.aa.com.tr/uploads/userFiles/88e4063b-7018-4331-b06e-f0cb513ac64c/2023%2F09%2Fgoktas27-3.jpg" /></p>

<p>Doğumlarından iş gücüne katılımlarına kadar, bütün süreçlerde çocukların ve gençlerin yanında olduklarının altını çizen Göktaş, şöyle konuştu:</p>

<p>"2023 yılında korumamız altındaki çocuklarımızdan 319'u üniversiteye yerleşti. Çocuklarımızın okul başarısıyla birlikte sanat ve spor alanındaki ilgilerini de teşvik ediyoruz. Bugün itibarıyla 20 milli, 1557 lisanslı ve 3 bin 960 lisanssız sporcu çocuğumuz var. 2 bin 670 çocuğumuz, çeşitli kültürel ve sanatsal faaliyetlerde bulunuyor. Meslek sahibi olduklarında da çocuklarımızın yanında olmaya özen gösteriyoruz. Gençlerimizi iş ve meslek danışmanlarımızla çalışma hayatına hazırlıyoruz. Bugün 1017 arkadaşımız, bu ülkenin pırıl pırıl 1017 evladı, kamudaki görevine başlıyor. Yolunuz açık, bahtınız açık olsun. Ayağınıza taş değmesin."</p>

<h3>"Evden ayrılmak zordur. Ama başlangıçlar güzeldir"</h3>

<p>Bakan Göktaş, ataması gerçekleştirilecek gençlere şu tavsiyelerde bulundu:</p>

<p>"Evden ayrılmak zordur. Ama başlangıçlar güzeldir. Türkiye Yüzyılı sizleri bekliyor. Bu ülke sizi vatanına, milletine, değerlerine bağlı ve özgüven sahibi kişiler olarak yetiştirdi. Türkiye'nin yarınları sizin gayretiniz ve emeğinizle güzelleşecek. Durmayacaksınız, yorulmayacaksınız. Sizi çok ama çok sevdiğimizi, her zaman yanınızda olduğumuzu, hiç ama hiç aklınızdan çıkarmayın. Kamudaki görevleriniz için her birinizi ayrı ayrı tebrik ediyorum. Hepinizi en içten sevgilerimle tekrar kutluyorum."</p>

<p><img alt="" src="https://admin.aa.com.tr/uploads/userFiles/88e4063b-7018-4331-b06e-f0cb513ac64c/2023%2F09%2Fgoktas27-4.jpg" /></p>

<p>Konuşmaların ardından Göktaş, devlet korumasında yetişen gençler ve protokol üyeleriyle kura sonuçlarının açıklanması için butona bastı.</p>

<p>Kurada ismi açıklanan bazı gençler duygusal anlar yaşadı. Kura çekiminin tamamlanmasının ardından Bakan Göktaş, ataması yapılan gençlerle hatıra fotoğrafı çektirdi.</p>

<p>Kura sonuçlarına saat 17.00'den itibaren e-Devlet ve Bakanlığın sitesinden ulaşılabilecek.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş: 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır</h1>

<h4>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, "2002 yılında 500 koruyucu aile yanında 515 çocuk himaye ediliyordu. 2023 yılı Ağustos ayı itibarıyla 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır." dedi.</h4>

<p>Ayşe Şensoy Boztepe &nbsp;|25.09.2023 - Güncelleme : 25.09.2023</p>

<p><img alt="Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş: 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/25/thumbs_b_c_b53337f24fc41a7aeef2bfffd1f36fda.jpg?v=145846" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bir otelde düzenlenen "Türkiye'de Koruyucu Aile Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi Tanıtım Programı"nda yaptığı konuşmada, bugün sosyal hizmetlerin merkezinde yer alan aile kurumunu güçlendirmek adına yepyeni bir adım attıklarını söyledi.</p>

<p>Çocuklara sunulabilecek en büyük değerin öncelikle sevgi, şefkat ve güven olduğunu belirten Göktaş, sevildiğini hisseden çocuğun mutlu, sağlıklı ve geleceğe büyük bir özgüvenle hazırlandığını dile getirdi.</p>

<p>Çocukların sevgi, şefkat ve güven içinde büyüyüp yetişebilecekleri en sağlam kalenin aile olduğunu vurgulayan Göktaş, "Biz, sosyal hizmet anlayışımız gereği bütün çocuklarımız için aynı şartları sağlamayı hedefliyoruz. Bu hedeflerimiz doğrultusunda öncelikle ailelerin çocuklarına sundukları imkanları destekliyoruz. Sosyal Ekonomik Destek Programımızla 165 bine yakın çocuğumuzun ailesine ödenek sağlıyor, aile birliğinin güçlenmesine katkı sunuyoruz." diye konuştu.</p>

<h3>1051 özel gereksinimli çocuğun bakımı da sağlanıyor</h3>

<p>Göktaş, biyolojik ailelerinden uzak kalan çocukları Koruyucu Aile Programı ile sorumluluk sahibi, sevgi dolu ve sıcacık koruyucu aileleriyle buluşturduklarını belirterek, 1926'dan itibaren Türk Medeni Kanununda yer alan koruyucu aile hizmetinin ilk uygulama örneklerinin 1961'de başladığını söyledi.</p>

<p>Bunun yaygınlık kazanmasının ise 2012'den itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan himayesinde "Toplum Kalkınmasında Gönül Elçileri Projesi" ile gerçekleştiğini hatırlatan Göktaş, şöyle devam etti:</p>

<p>"2002 yılında 500 koruyucu aile yanında 515 çocuk himaye ediliyordu. 2023 yılı Ağustos ayı itibarıyla 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır. Ayrıca koruyucu ailelerimizin yanında 1051 özel gereksinimli çocuğumuz ve 652 yabancı uyruklu çocuğumuzun da bakımı sağlanmaktadır. Koruyucu ailelerimiz için sigorta ödemeleriyle birlikte aylık ortalama 6 bin lirayı bulan miktarda ödenek sağlıyoruz. Özel gereksinimli çocuklarımız için ise bu miktar ortalama 8 bin liraya tekabül etmektedir. 6 Şubat depremleri öncesinde 669 olan koruyucu aile başvurusu, bildiğiniz gibi depremlerden sonra 328 bini aşmıştır. Yine depremden önce 560 olan evlat edinme başvurusu 70 bine ulaşmıştır. Bizim gayemiz, sevgi ve şefkatle dolup taşan yüzlerce aile ile bir tebessümün sıcaklığıyla hayata bağlanacak çocuklarımızı bir araya getirmektir. Bu birleşmelerden çocuklar kadar ailelerin de mutlu olduğunu görüyoruz."</p>

<h3>"Geçici Koruyucu Aile Sisteminin pilot illerde uygulamasını başlatacağız"</h3>

<p>Bakan Göktaş, çocukların aile ortamında büyümelerinin toplumsal değerlerin korunmasında da vazgeçilmez bir rolü olduğuna inandığını vurguladı.</p>

<p>Ulaştıkları sonuçlar doğrultusunda, koruyucu aile hizmetini geliştirmeye karar verdiklerinin altını çizen Göktaş, şöyle konuştu:</p>

<p>"Bu kararımız kapsamında Avrupa Birliğinin finansal desteğiyle Türkiye'de Koruyucu Aile Sisteminin Güçlendirilmesi Projesini, UNICEF işbirliğinde yürüteceğiz. 36 ay sürecek olan projeyi üç temel hedef üzerine inşa edeceğiz. İlk olarak, koruyucu aile hizmetimizin güçlendirilmesine odaklanacağız. Bu aşamada öncelikle mevcut imkanlarımızı değerlendireceğiz. Aynı zamanda alanda hizmet veren personelimizin ve koruyucu ailelerin verimliliğini artırmaya yönelik çalışmaların alt yapısını güçlendireceğiz. İkinci aşamada ise Geçici Koruyucu Aile Sistemini planlayacak ve pilot illerde uygulamasını başlatacağız. Geçici Koruyucu Aile Sistemi ile çocuklara uygun hizmet modeli belirleninceye kadar koruyucu aile yanında en iyi şartlarda bakımlarının sağlanmasını hedefliyoruz. 11 ilde 122 koruyucu aile adayı ile pilot çalışmamızı gerçekleştireceğiz."</p>

<p>Bakan Göktaş, koruyucu ailelerin güçlendirilmesine yönelik hazırlanan yeni projenin çocukların sağlığı ve mutluluğu başta olmak üzere, toplumsal refahı da destekleyeceğine inandığını vurguladı.</p>

<p>Programa katılan koruyucu aile Betül Gümüş ile bir başka koruyucu ailenin yanında yetişen Pelin Çalışkanoğlu Ekşi, duygu ve düşüncelerini dile getirdi.</p>

<p>Konuşmaların ardından Bakan Göktaş, protokol üyeleri ve katılımcılar hatıra fotoğrafı çektirdi.</p>

<p>Açılışa, UNİCEF Türkiye Temsilcisi Paolo Marchi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Avrupa Birliği ve Mali Yardımlar Dairesi Başkan Vekili Ömer Faruk Cantekin ve AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut da katıldı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Sep 2023 23:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/09/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-7-bin-817-koruyucu-aile-yaninda-9-bin-335-cocuk-bakilmaktadir-1695846637.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&quot;Alzheimer&quot; hasta sayısının 10 yıl içinde 135 milyona çıkması öngörülüyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/alzheimer-hasta-sayisinin-10-yil-icinde-135-milyona-cikmasi-ongoruluyor-8446</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/alzheimer-hasta-sayisinin-10-yil-icinde-135-milyona-cikmasi-ongoruluyor-8446</guid>
                <description><![CDATA["Alzheimer" hasta sayısının 10 yıl içinde 135 milyona çıkması öngörülüyor

Alzheimer'dan korunmak için "sağlıklı yaşam ilkelerine uyun" önerisi

Dünyada her 3,2 saniyede bir kişi, Alzheimer hastalığına yakalanıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>"Alzheimer" hasta sayısının 10 yıl içinde 135 milyona çıkması öngörülüyor</h1>

<h4>Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Başar Bilgiç, Türkiye'deki 1 milyon bunama hastasından yaklaşık 700 binin Alzheimer olduğunu belirtti.</h4>

<p>Lale Bildirici Büyükkarakaya &nbsp;|21.09.2023 - Güncelleme : 21.09.2023</p>

<p><img alt="&quot;Alzheimer&quot; hasta sayısının 10 yıl içinde 135 milyona çıkması öngörülüyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/21/thumbs_b_c_40c6835d748bba4e4c4555ade7436b77.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Bilgiç, "Dünya Alzheimer Günü" kapsamında AA muhabirine yaptığı açıklamada, Alzheimer'da en önemli risk faktörünün yaş olduğunu söyledi.</p>

<p>Kişi ne kadar yaşlanırsa, Alzheimer'a yakalanma oranının o kadar yüksek olduğunu kaydeden Bilgiç, hastalığın görülme sıklığının 65 yaşından sonra her 5 yılda bir 2 kat artığını aktardı.</p>

<p>Bilgiç, yaştan sonra cinsiyetin en önemli risk faktörü olduğunu ifade ederek, "Maalesef ki kadınlarda bu hastalık daha fazla görülüyor. Yaklaşık 3 Alzheimer hastasının 2'si kadın oluyor. Yani yüzde 60-66 gibi oranlarda bir kadın baskınlığı var. Türkiye'deki istatistikler Batı dünyasına oldukça benziyor." dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/96f91bbd-282f-4a24-a12c-1b1092cfeb3b/009_2023%2F04_2023%2F15_Eyl%C3%BCl%2F19%2FAA-32205959.jpg" /><img alt="" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/96f91bbd-282f-4a24-a12c-1b1092cfeb3b/009_2023%2F04_2023%2F15_Eyl%C3%BCl%2F19%2FAA-32205959.jpg" /><br />
<em>Fotoğraf:&nbsp;Lale Bildirici Büyükkarakaya/AA</em></p>

<h3>"Maalesef ki yaşlanan Türkiye'de bu hastalığı çok daha fazla göreceğiz"</h3>

<p>Tüm bunama hastalarının Alzheimer olmadığına dikkati çeken Bilgiç, "Şu an ülkemizde 1 milyon bunama hastası var. Bunun yaklaşık 600 ila 700 bini Alzheimer hastası. Dünyada gittikçe artan bir hastalık. Önümüzdeki 10 yıl içinde 135 milyon hasta olacağı öngörülüyor. Maalesef ki yaşlanan Türkiye'de bu hastalığı çok daha fazla göreceğiz. Ülkemizde 15-20 yıl içinde bu söylediğim sayıların maalesef ki iki katına ulaşacağız." diye konuştu.</p>

<p>Bilgiç, Alzheimer'dan korunma yöntemlerine değinerek bu hastalıkla ilgili eğitim almanın, fiziksel aktivitede bulunmanın ve Akdeniz tipi beslenmenin en önemli koruyucular arasında olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Alzheimer tedavisiyle ilgili dünyadaki ve Türkiye'deki gelişmelere yönelik bilgi veren Bilgiç, hastalık ortaya çıktıktan sonra ilerleyici tarzda bulguların devam ettiğini söyledi.</p>

<p>Bilgiç, bu hastalıkta kişilerin yakınları ile birlikte nöroloji, psikiyatri ve geriatri branşlarına başvurmaları gerektiğini belirterek, burada hastaların öyküsü dinlendikten sonra birtakım testler yapıldığını, tanı konulduktan sonra da gerekli tedavilere başlandığını anlattı.</p>

<h3>Tedavide son 3 yılda önemli gelişmeler yaşandı</h3>

<p>Alzheimer tedavisinde geçen 3 yıl içinde çok önemli gelişmeler olduğunu vurgulayan Bilgiç, şunları söyledi:</p>

<p>"Tedavide ortaya çıkan yeni ilaç, beyinde biriken amiloid isimli proteini temizliyor. Bu proteinin temizlenmesiyle beraber hastalığın, erken dönemde yakalanırsa yaklaşık yüzde 35 yavaşlatılabileceği düşünülüyor ama maalesef bazı yan etkileri de var. Beyinde ödem adını verdiğimiz şişmeye yol açabiliyor. Çok masum ilaçlar değil ama bunlar hastalığı ilk defa yavaşlatan, yavaşlattığı gösterilen ilaçlar."</p>

<p>Prof. Dr. Başar Bilgiç, hastalığın tedavisiyle ilgili tüm dünyada çok uluslu çalışmalar yapıldığını ifade ederek, "Bahsi geçen ilaçların çalışmalarında yaklaşık 800 hasta ilaç alırken diğer 800 hastaya ilaç verilmiyor. Yaklaşık 800 hastada ilaç alanların gidişatının daha olumlu olduğu görülüyor." diye konuştu.</p>

<p>Bu çalışmaların yeni yayınlandığını dile getiren Bilgiç, şunları kaydetti:</p>

<p>"Onun için bunlar çok yeni bir gelişmeler. Türkiye'ye bir ilacın gelmesi için çeşitli prosedürler izlenmesi ve Bakanlık onayı alınması lazım. Bakanlık onayı alınırsa hastalarda kullanılabilir anlamına geliyor. Bir de işin geri ödeme boyutu var. Bu ilaçlar yıllık 25 bin dolar gibi maliyeti olan ilaçlar ve bu nedenle de kolay erişim olacak ilaçlar değil. Türkiye'de bu saydığım üç tane aynı mekanizmayla etki eden ilaçtan bir tanesine Sağlık Bakanlığı bireysel bazda onay verdi. Diğer ikisi için birtakım başvurular var. Onların şu an sonucunu bekliyoruz."</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Alzheimer'dan korunmak için "sağlıklı yaşam ilkelerine uyun" önerisi</h1>

<h4>Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıldız, Alzheimer'dan korunmak için sağlıklı yaşam ilkelerinin benimsenmesi, zihnin aktif tutulması tavsiyesinde bulundu.</h4>

<p>Serhat Zafer &nbsp;|21.09.2023 - Güncelleme : 21.09.2023</p>

<p><img alt="Alzheimer'dan korunmak için &quot;sağlıklı yaşam ilkelerine uyun&quot; önerisi" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/21/thumbs_b_c_848181a37a9e81ab87c249a5d723b46a.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Sivas</h6>

<p>Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özlem Kayım Yıldız, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, Alzheimer'ın, kişinin yaşamını ciddi etkileyen ve yaygın olarak görülen bir bunama hastalığı (demans) türü olduğunu aktardı.</p>

<p>Dünya üzerinde yaklaşık 55 milyon demans hastası olduğunu vurgulayan Yıldız, "Nüfusun yaşlanması nedeniyle her yıl bu sayıya yaklaşık 10 milyon yeni hasta eklenmektedir. Bunamanın en yaygın nedeni, Alzheimer'dır. Hastalığın riski ilerleyen yaşla birlikte artmaktadır. 65 yaş üzerinde her 14 kişiden birinde ve 80 yaş üzerinde her 6 kişiden birinde hastalık mevcuttur." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yıldız, hastalığın belirtilerinin sinsi şekilde başladığını ve yavaş yavaş arttığını belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Hastalık zihinsel yetilerin kaybı ile karakterizedir. Genellikle ilk olarak bellek etkilenir, özellikle yakın bellek bozulur. Hastalar yıllar önce olan olayları net biçimde hatırlar, yakın geçmişi unuturlar ve zamanla yeni anılar edinemezler. Eşyaları koydukları yeri unuturlar. Dikkat, hesap yapma, okuma yazma, alet kullanma becerileri de etkilenir. Sohbeti sürdüremez, iletişim güçlüğü yaşarlar. Bunama tablosuna Alzheimer dışı nedenlerin de yol açabileceği akılda tutulmalı ve bu nedenler araştırılmak üzere bir nöroloji uzmanına başvurulmalıdır."</p>

<h3>"Tedavide kullanılan ilaçlar hastalık belirtilerini azaltmaya yöneliktir"</h3>

<p>Alzheimer'ın, tedavi konusunda en çok araştırma yapılan hastalıklardan olduğunu dile getiren Yıldız, şu an için hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi seçeneği bulunmadığına dikkati çekti.</p>

<p>Yıldız, hastalığın belirtilerinin kontrol altına alınması ve hastanın yaşam kalitesinin sürdürülmesi için uygulanan ilaç tedavileri ve ilaç dışı yaklaşımların mevcut olduğunu belirtti.</p>

<p>Hastalara fiziksel aktivite bulunmalarını ve sosyal etkileşimi sürdürmelerini tavsiye eden Yıldız, şunları aktardı:</p>

<p>"Tedavide kullanılan ilaçlar hastalık belirtilerini azaltmaya yöneliktir. Hastalıktan korunmak için sağlıklı yaşam ilkeleri ve Akdeniz tipi diyet benimsenmeli, zihin aktif tutulmalı, kitap okunmalı, hipertansiyon, diyabet uygun biçimde tedavi edilmeli, tütün ürünlerinden uzak durulmalı. Spor ve yürüyüş yapmak hastalıktan korunmaya katkı sağlar."</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Dünyada her 3,2 saniyede bir kişi, Alzheimer hastalığına yakalanıyor</h1>

<h4>Dünya genelindeki 55 milyondan fazla Alzheimer hastasına her 3,2 saniyede yeni bir kişi ekleniyor.</h4>

<p>Saadet Firdevs Aparı &nbsp;|20.09.2023 - Güncelleme : 21.09.2023</p>

<p><img alt="Dünyada her 3,2 saniyede bir kişi, Alzheimer hastalığına yakalanıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/20/thumbs_b_c_2761d1258e96c3f8b8332df7a4d82150.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünyada 55 milyondan fazla Alzheimer hastası bulunuyor ve bu sayının, her yıl yaklaşık 10 milyon yeni vaka ortaya çıkması nedeniyle 2050’de 139 milyona yükselmesi bekleniyor.</p>

<p>Dünyada genelinde yaşlı nüfusun artmasıyla büyük artış yaşanan Alzheimer hastalığı hakkında farkındalık oluşturmak ve bununla mücadele edenlere destek olmak amacıyla her yıl 21 Eylül "Dünya Alzheimer Günü" kapsamında etkinlikler düzenleniyor.</p>

<p><a href="https://www.aa.com.tr/tr/info/infografik/35940" target="_blank"><img alt="" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/96f91bbd-282f-4a24-a12c-1b1092cfeb3b/009_2023%2F04_2023%2F16_Eyl%C3%BCl%2F11%2F750.jpg" /></a></p>

<p>AA muhabiri, "7. önde gelen ölüm nedeni" olarak bilinen bunama (demans) hastalığının en yaygın türü olan Alzheimer hakkındaki bilgileri derledi.</p>

<p>Beyin hücrelerinin zamanla ölümüne bağlı olarak hafıza kaybı, bunama ve genel anlamda bilişsel fonksiyonların azalması şeklinde gelişen tıbbi bir durum olan Alzheimer nedeniyle her yıl dünya genelinde binlerce kişi hayatını kaybediyor.</p>

<p>İlk kez 1906’da Alman psikiyatrist ve patolojist Alois Alzheimer tarafından tanımlanan ve 65 yaş üstü kişilerde, beyin dokularında ağır hasara neden olduğu tespit edilen Alzheimer, "21. yüzyılın kabusu" olarak görülüyor.</p>

<p>Hastalık, günlük aktivitelerde azalma ve bilişsel yeteneklerde bozulma ile nitelenen nöropsikiyatrik semptomların ve davranış değişikliklerinin eşlik ettiği nörodejeneratif bir hastalık olarak tanımlanıyor ve bilinen kesin bir tedavi yöntemi bulunmuyor.</p>

<h3>Küresel maliyeti 1,3 trilyon ABD dolarının üzerinde</h3>

<p>Alzheimer'a yakalananların yüzde 60’tan fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşıyor ve Alzheimer hastası sayısına her yıl 10 milyon yeni vaka ekleniyor.</p>

<p>Bu sayı, Alzheimer hastalarına her 3,2 saniyede yeni bir kişi eklenmesi anlamına geliyor ve bu nedenle 2050’de Alzheimer hastalarının sayısının 139 milyona yükselmesi bekleniyor.</p>

<p>Alzheimer hastalığının şu anda 1,3 trilyon ABD dolarının üzerinde olan yıllık küresel maliyetinin, 2030’a kadar 2,8 trilyon ABD dolarına yükselmesi bekleniyor.</p>

<p>Buna göre, 2030’da Alzheimer hastalığının yıllık küresel maliyetinin dünyanın en büyük 8. ekonomisi olan İtalya’nın şu anki yıllık gayrisafi yurt içi hasılasını (GSYİH) geride bırakacağı öngörülüyor.</p>

<h3>Alzheimer hastalığı, demansın bir türü</h3>

<p>Alzheimer hastalığı, beyin hücrelerinin zamanla ölümüne bağlı olarak hafıza kaybı, bunama ve genel anlamda bilişsel fonksiyonların azalması olarak biliniyor.</p>

<p>"Demans türü" olarak nitelendirilen Alzheimer, daha çok ilerleyen yaşlarda yaygın görülüyor.</p>

<p>Alzheimer's Disease International (AZI) tarafından hazırlanan 2021 raporunda, dünya genelinde demans hastalarının yüzde 75'inin teşhis edilmediği tahmin ediliyor. Farkındalık eksikliği teşhis açısından önemli engel olarak gösterilirken, bazı düşük ve orta gelirli ülkelerde teşhis edilmeme oranı yüzde 90'a kadar çıkabiliyor.</p>

<h3>Tedavi ve bakım</h3>

<p>Demansı iyileştirmek veya ilerleyen seyrini değiştirmek için halihazırda mevcut bir tedavi yöntemi bulunmuyor. Bunun yanı sıra klinik deneylerin çeşitli aşamalarında çok sayıda yeni tedavi araştırılıyor.</p>

<p>Araştırmalar, insanların düzenli egzersiz yaparak, sigara ve alkol kullanımından kaçınarak, kilolarını kontrol ederek, sağlıklı beslenerek, tansiyon, kolesterol ve kan şekeri seviyelerini koruyarak bunama riskini azaltabileceklerini ortaya koyuyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Sep 2023 14:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/09/alzheimer-hasta-sayisinin-10-yil-icinde-135-milyona-cikmasi-ongoruluyor-1695554227.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika, Fransa&#039;da satışı yasaklanan iPhone 12&#039;yi incelemeye aldı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcika-fransada-satisi-yasaklanan-iphone-12yi-incelemeye-aldi-8431</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcika-fransada-satisi-yasaklanan-iphone-12yi-incelemeye-aldi-8431</guid>
                <description><![CDATA[Belçika, Fransa'da satışı yasaklanan iPhone 12'yi incelemeye aldı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Belçika, Fransa'da satışı yasaklanan iPhone 12'yi incelemeye aldı</h1>

<h4>Belçika, Fransa'da satışı durdurulan iPhone 12 model telefonun yaydığı radyasyon miktarı nedeniyle incelemeye alındığını duyurdu.</h4>

<p>Selen Temizer &nbsp;|14.09.2023 -&nbsp;</p>

<p><img alt="Belçika, Fransa'da satışı yasaklanan iPhone 12'yi incelemeye aldı" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/14/thumbs_b_c_6e4ebc29c022dd210b30c5d4db8df75d.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Belçika Dijitalleşmeden Sorumlu Dışişleri Bakanı Mathieu Michel, yaptığı yazılı açıklamada, Belçika Posta Hizmetleri ve Telekomünikasyon Enstitüsünden (BIPT), iPhone 12'nin "potansiyel tehlikesini" analiz etmesini istediğini bildirdi.</p>

<ul>
	<li><a href="https://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/fransada-iphone-12lerin-satisi-yeni-bir-emre-kadar-yasaklandi/2990585" target="_blank"><strong>Fransa'da iPhone 12'lerin satışı yeni bir emre kadar yasaklandı</strong></a></li>
</ul>

<p>Apple grubu başta olmak üzere tüm cihazların belli bir takvimde incelenmesini istediğini belirten Michel, cihazların yaydığı elektromanyetik dalgaların yürürlükteki Avrupa Birliği (AB) mevzuatına göre analiz edilmesini ve düzeltici önlemlerin önerilmesini talep ettiğini kaydetti.</p>

<p>Fransa'da elektronik cihazların yaydığı elektromanyetik dalga miktarını kontrol eden kurum, 141 telefon modeli üzerinde yapılan kontrollerde iPhone 12'nin Avrupa'da izin verilen radyasyon miktarını geçtiğinin tespit edildiğini duyurmuştu.</p>

<p>Avrupa'da bir telefon cepte veya elde tutulduğunda, 4W/kg radyasyon miktarına sahip olması zorunluluğu bulunurken, bu miktarın iPhone 12 model telefonda 5,74 W/kg olduğu ortaya konulmuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Sep 2023 19:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/09/belcika-fransada-satisi-yasaklanan-iphone-12yi-incelemeye-aldi-1694968529.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçikalı bilim insanları balık hafızasından yola çıkarak bunamaya karşı tedavi geliştiriyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikali-bilim-insanlari-balik-hafizasindan-yola-cikarak-bunamaya-karsi-tedavi-gelistiriyor-8400</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikali-bilim-insanlari-balik-hafizasindan-yola-cikarak-bunamaya-karsi-tedavi-gelistiriyor-8400</guid>
                <description><![CDATA[Belçikalı bilim insanları balık hafızasından yola çıkarak bunamaya karşı tedavi geliştiriyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Belçikalı bilim insanları balık hafızasından yola çıkarak bunamaya karşı tedavi geliştiriyor</h1>

<h4>Belçika'nın KU Leuven Üniversitesinden araştırmacılar, yaşlı balıklara kanser tedavisinde kullanılan "Dasatinib" ve genellikle alerjiler için reçete edilen "Quercetin" ilaçlarını uygulayarak, beyinlerindeki yaşlanmayı durdurabildiklerini keşfetti.</h4>

<p>Selen Temizer &nbsp;|09.08.2023 - Güncelleme : 09.08.2023</p>

<p><img alt="Belçikalı bilim insanları balık hafızasından yola çıkarak bunamaya karşı tedavi geliştiriyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/08/09/thumbs_b_c_05c8f44f947ce85e206ed84a30bd1813.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Yerel basına göre, KU Leuven'den araştırmacılar, yaşam döngülerini dört ila altı ay içinde tamamlayan "Afrika turkuaz killifish" türü balıklar üzerinde deney yaptı.</p>

<p>Boyama yöntemiyle yaşam döngüsünün sonuna yaklaşmış balıkların beyinlerinde çok sayıda hastalıklı ve yaşlı hücre tespit eden araştırmacılar, Dasatinib ve Quercetin'i karıştırarak bu balıklara bir hafta boyunca uyguladı.</p>

<p>Araştırmacı Jolien van Houcke, süreç sonunda yaşlı balıkların beyin hücrelerinde yenilenme tespit ettiklerini duyurdu.</p>

<p>Van Houcke, şunları ifade etti:</p>

<p>"Bu kısa tedaviyle bile yaşlanan hücrelerin yüzde 30'unu ortadan kaldırabildik. Beyni gençleştirmekle kalmadık, beynin onarım kapasitesini de artırdık. Tedaviden sonra balık, yaralanma veya hastalıktan sonra beyin onarımı için gerekli olan yeni sinir hücrelerine dönüşebilen daha fazla bölünen kök hücrelere sahipti."</p>

<p>Alzheimer ve demans hastalıkları henüz tedavi edilemiyor ancak çalışmalar sürüyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/a2bcd62a-50d8-43e3-ba47-b75016a53e1a.jpg" style="height:640px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Aug 2023 13:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/08/belcikali-bilim-insanlari-balik-hafizasindan-yola-cikarak-bunamaya-karsi-tedavi-gelistiriyor-1692785883.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda boy kısalığı erken teşhisle tedavi edilebiliyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor-8328</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor-8328</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklarda boy kısalığı erken teşhisle tedavi edilebiliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Çocuklarda boy kısalığı erken teşhisle tedavi edilebiliyor</h1>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Doğan, "Büyümenin izlenmesi bir çocuğun sadece ne kadar büyüyeceğini göstermekle kalmaz, aynı zamanda ne kadar sağlıklı olduğunu ortaya çıkarır" dedi.</p>

<p>22.05.2023&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/saglik/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor/680295#">Muhammet Emin Horuz</a>&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/saglik/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor/680295#">Istanbul</a>&nbsp;&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/saglik" target="_blank" title="sağlık">sağlık</a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p><img alt="Çocuklarda boy kısalığı erken teşhisle tedavi edilebiliyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/sirkethaberleri/Contents/2023/05/22/thumbs_b_c_75d51650cc5d014e4b8146087c9aae78.jpg" style="width:770px" /></p>

<h4>&nbsp;</h4>

<p>İSTANBUL (AA) - Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Doğan, erişkinlerin hayatlarında farklı bulgularla ortaya çıkan pek çok hastalığın, çocukluk çağında sadece boy kısalığıyla kendini gösterebileceğini, bu nedenle büyümenin izlenmesi ve boy kısalığı tablosunun tanısının çok önemli olduğunu bildirdi.</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi'nden yapılan açıklamaya göre, çocuklarda boy kısalığı, erken teşhisle tedavi edilebiliyor.</p>

<p>Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Doğan, çocuklarda boy kısalığında erken teşhisin önemini vurguladı.</p>

<p>Doğan, büyümeye etki eden başlıca unsurların, genetik faktörler, psikolojik çevre, beslenme, hormonal yapı, kronik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>'Büyümenin izlenmesi bir çocuğun sadece ne kadar büyüyeceğini göstermekle kalmaz, aynı zamanda ne kadar sağlıklı olduğunu ortaya çıkarır. Erişkinlerin hayatlarında farklı bulgularla karşımıza çıkan pek çok hastalık, çocukluk çağında sadece boy kısalığı ile kendini gösterebilir. Bu nedenle büyümenin izlenmesi ve boy kısalığı tablosunun tanısı çok önemlidir. Boy kısalığı için boy uzunluğunun ölçümünün standart ve doğru yöntemle yapılması gereklidir. Boy uzunluğu çocuklarda sırtüstü yatar pozisyonda, daha büyük çocuklarda ise ayakta dik bir pozisyonda ölçülmelidir. Ayakta dik biçimde rahatça durabilen her çocuk için boy ölçümü ayakta yapılır. Çocuğun boyu, durabileceği en dik pozisyonda iken ölçülmelidir.'</p>

<p>Çocuğun boyu ile birlikte gerektiğinde tüm vücut oranlarının da (oturma yüksekliği, kol/ön kol oranları, kulaç uzaklığı, alt segment uzunluğu) doğru bir şekilde ve eksiksiz ölçülmesi gerektiğine işaret eden Doğan, boyun normal olup olmadığının 'persentil' eğrileri kullanılarak değerlendirildiğini anlattı.</p>

<p>Doğan, çocuğun büyüme hızının yetersiz olması veya anne, baba boyuna göre kısa olması halinde bu vakaların tetkik edilmesi gerektiğini aktararak, boy kısalığının nedenleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Doç. Dr. Murat Doğan, 'Boy kısalığı genellikle ailevi faktörlerle birlikte, yapısal boy kısalığı ve ergenlik gecikmesi ile ilintili olabilmektedir. Boy kısalığı genellikle, düşük doğum kilosu, iskelet displazileri veya iskelet sistemi hastalıkları ve beslenme bozukluğu sorunları yaşayanlarda görülmektedir.' değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Boy kısalığını, hipotiroidi, büyüme hormonu eksikliği, Turner sendromu, uzun süreli kronik hastalıkların (kalp, böbrek, kan gibi) yanı sıra bu rahatsızlıklar nedeniyle kullanılan uzun süreli ilaçların tetikleyebildiğine işaret eden Doğan, ailelere de uyarıda bulunarak, erken dönemde alınan tanının tedavi açısından çok önemli olduğunu kaydetti.</p>

<p>Facebook&nbsp;<a href="https://twitter.com/intent/tweet?url=http://sh.aa.com.tr/680295&amp;text=%C3%87ocuklarda%20boy%20k%C4%B1sal%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20erken%20te%C5%9Fhisle%20tedavi%20edilebiliyor" onclick="window.open(this.href, 'aawindow', 'left=50,top=50,width=600,height=360,toolbar=0'); return false;">Twitter</a>&nbsp;<a href="http://plus.google.com/share?url=https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/saglik/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor/680295" onclick="window.open(this.href, 'aawindow', 'left=50,top=50,width=600,height=360,toolbar=0'); return false;">Google</a>&nbsp;<a href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/saglik/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor/680295&amp;title=%C3%87ocuklarda%20boy%20k%C4%B1sal%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20erken%20te%C5%9Fhisle%20tedavi%20edilebiliyor" onclick="window.open(this.href, 'aawindow', 'left=50,top=50,width=600,height=360,toolbar=0'); return false;">LinkedIn</a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 May 2023 22:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/05/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor-1684784770.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünyada kanser vakalarında 2020&#039;ye kıyasla 2040&#039;a kadar yüzde 55 artış bekleniyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/dunyada-kanser-vakalarinda-2020ye-kiyasla-2040a-kadar-yuzde-55-artis-bekleniyor-8286</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/dunyada-kanser-vakalarinda-2020ye-kiyasla-2040a-kadar-yuzde-55-artis-bekleniyor-8286</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada kanser vakalarında 2020'ye kıyasla 2040'a kadar yüzde 55 artış bekleniyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Dünyada kanser vakalarında 2020'ye kıyasla 2040'a kadar yüzde 55 artış bekleniyor</h1>

<h4>Dünya genelinde kanser vakalarının 2020'ye kıyasla 2040'a kadar yüzde 55 artması bekleniyor.</h4>

<p>Saadet Firdevs Aparı &nbsp;|02.04.2023 - Güncelleme : 02.04.2023</p>

<p><img alt="Dünyada kanser vakalarında 2020'ye kıyasla 2040'a kadar yüzde 55 artış bekleniyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/04/02/thumbs_b_c_2215a10b6714c321aeaa96cf2459e592.jpg?v=111929" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Türkiye'de nisanın ilk haftasının "Kanserle Savaş Haftası" olması dolayısıyla AA muhabiri, kanserle ilgili verileri derledi.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) verilerine göre, habis tümör veya ur olarak da adlandırılan kanser hastalığında oranların sabit kalması ve nüfus artışı ile yaşlanmanın son döneme paralel sürmesi halinde, 2040'a kadar dünya çapında her yıl 28 milyon yeni vaka görüleceği tahmin ediliyor.</p>

<p>Bu tahminlere göre, 2020'ye oranla 2040'a kadar kanser vakalarında yüzde 54,9'luk artış yaşanması, bu artışın erkeklerde yüzde 60,6 ile kadınlardan (yüzde 48,8) daha yüksek olması bekleniyor.</p>

<p>İkinci en sık ölüm nedeni görülen kanser hastalığının her yıl 734 bin kişiye teşhisi konuluyor, dünya genelinde 2020'de her 6 ölümden biri kanser nedeniyle gerçekleşti.</p>

<p>Son verilere göre dünyada 2020'de 19 milyon 292 bin 789 kişiye kanser teşhisi konulurken 9 milyon 958 bin 133 kişi kanser yüzünden hayatını kaybetti.</p>

<p>Kanserin en çok görülen türleri erkeklerde akciğer, prostat, kolorektal, mide ve karaciğer, kadınlarda ise meme, kolorektal, akciğer, rahim ağzı ve tiroit olarak biliniyor.</p>

<p>Öte yandan, dünyada her yıl yaklaşık 400 bin çocuğa kanser teşhisi konuluyor.</p>

<p>Hastalığın dünya genelinde artmaya devam eden fiziksel, duygusal ve ekonomik külfeti, orta gelir seviyesi ve altındaki birçok ülkede yönetilmesi fazlasıyla zor bir durum ortaya çıkarıyor.</p>

<p>Bunun yanı sıra önemli oranda hasta da zamanında teşhis ve tedaviye erişemiyor.</p>

<h3>Erken teşhis ve tedaviler</h3>

<p>Kanser kaynaklı ölümlerin yüzde 30 ila 50'si erken teşhis ve etkili tedaviyle önlenebiliyor.</p>

<p>Sağlık sisteminin güçlü olduğu ülkelerde kanser hastalarının hayatta kalma oranı, erken teşhis ve kaliteli tedavi gibi etkenler sayesinde yükseliyor.</p>

<p>Tüm kanser türlerinde ve hastalarında etkili tedavi yöntemi henüz bulunamamış olsa da türüne göre değişmekle birlikte ortalama yüzde 50 civarındaki iyileşme oranları giderek artıyor.</p>

<p>Ameliyat, kemoterapi, radyasyon terapisi ve kemik iliği nakli gibi tedaviler, kanserin en yaygın tedavi yöntemleri.</p>

<p>Bunların yanı sıra immünoterapi, hormon tedavisi, hedefli ilaç tedavisi ve radyofrekans ablasyon yöntemleri de kanser tedavilerinde uzun süredir uygulanıyor.</p>

<p>Söz konusu tedavi yöntemleri, tek başına veya birleştirilerek uygulanabiliyor.</p>

<p>Bu arada, kanserin mümkün olan en iyi tedavi planı tümör tipi, hastalık evresi, klinik ve diğer faktörlere bağlı.</p>

<p>Bu yöntemlerle kanseri tedavi etmek, hastanın ömrünü olabildiğince uzatmak ve yaşam kalitesini yükseltmek hedefleniyor.</p>

<h3>Kanser vakalarında Asya ülkeleri ön planda</h3>

<p>Uluslararası Kanser Araştırma Ajansının (IARC) verilerine göre, 2020'de kanser teşhisi konulan 19 milyon 292 bin 789 kişiden 9 milyon 503 bin 710'unun bulunduğu Asya, kanser vakalarında başı çekiyor.</p>

<p>Kanser teşhisi konulanlardan 4 milyon 398 bin 443'ü Avrupa, 2 milyon 556 bin 862'si Kuzey Amerika, 1 milyon 470 bin 274'ü Latin Amerika ve Karayipler, 1 milyon 109 bin 209'u da Afrika'da yaşıyor.</p>

<p>Küresel çapta nüfusa oranla kanserin en sık görüldüğü ülke, her 100 bin kişide 468 vakayla Avustralya olurken onu 438 vakayla Yeni Zelanda takip etti.</p>

<p>Bu ülkeleri her 100 bin kişide 373 vakayla İrlanda, 368 vakayla Macaristan, 352 vakayla ABD ve 345 vakayla Belçika izledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Apr 2023 03:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/04/dunyada-kanser-vakalarinda-2020ye-kiyasla-2040a-kadar-yuzde-55-artis-bekleniyor-1681174661.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Murat topoğlu artık Bruxelleskorner&#039; da  Özel  tarifleri  sağlıklı diyet önerileri ile sizlerle</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/murat-topoglu-artik-bruxelleskorner-da-ozel-tarifleri-saglikli-diyet-onerileri-ile-sizlerle-8270</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/murat-topoglu-artik-bruxelleskorner-da-ozel-tarifleri-saglikli-diyet-onerileri-ile-sizlerle-8270</guid>
                <description><![CDATA[Murat topoğlu artık Bruxelleskorner' da  Özel  tarifleri  sağlıklı diyet önerileri ile sizlerle

ORUÇ TUTMANIN SAĞLIĞA ETKİLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:14px">Bruxelles Korner&nbsp;</span></strong></p>

<p><em><strong><span style="font-size:14px">Kadir Duran&nbsp;</span></strong></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="font-size:24px">Murat topoğlu artık Bruxelleskorner' da &nbsp;Özel &nbsp;tarifleri &nbsp;sağlıklı diyet önerileri ile sizlerle</span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:24px"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/337901520_625302736105172_2611326919583916373_n.jpg" style="height:500px; width:800px" /></span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:20px">ORUÇ TUTMANIN SAĞLIĞA ETKİLERİ</span></strong><br />
• Yağ Yakımını Hızlandırır.<br />
• Mide ve Bağırsakları Dinlendirir.<br />
• Hafıza ve Zihin Fonksiyonlarını Güçlendirir.<br />
• Vücudu Zor Şartlara Karşı Güçlendirir.<br />
• Cildi Canlandırır ve Parlaklık Verir.<br />
• İnsülin Direncinde Olumlu Etkileri Vardır. Tip 2 Diyabette çok etkilidir<br />
• Bağışıklık Sistemini Güçlendirir.<br />
• Kolesterolü dengeler HDL yi artırıp LDL yi düşürür<br />
• Kalp ve Damar hastalıklarına iyi gelir<br />
• Hücreleri yeniler yaşlanmayı geciktirir<br />
• Detoks etkisi yapar.<br />
• Karaciğer yağlanmasını azaltır.<br />
&nbsp;<br />
<span style="font-size:20px"><strong>İFTAR VE SAHURDA DİKKAT ETMEMİZ GEREKEN UNSURLAR</strong></span><br />
• KESİNLİKLE ÇOK YAVAŞ İFTAR YAPIN<br />
• İFTAR –SAHUR ARASI YETERLİ SU MUTLAKA ALIN<br />
• İFTAR SONRASI MUTLAKA HAREKET EDİN ÖZELLİKLE TERAVİH NAMAZI ÖNERİRİM<br />
• BAHARATLI VE ŞEKERLİ GIDALARDAN UZAK DURUN(BAKLAVA, PASTA, BÖREK, KIZARTMANIN HER TÜRLÜSÜ<br />
• SAHURDA PROTEİN AĞIRLIKLI BESLENİN(YUMURTA, YOĞURT, PEYNİR)<br />
• İFTAR İLE SAHUR ARASI EN FAZLA 2 PORSİYON MEYVE YİYİN(ÖNERİM ARMUT VE MUZ)<br />
İFTAR ÇORBASI</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/337753116_754164532881498_2531494252176228993_n.jpg" style="height:500px; width:800px" /><br />
&nbsp;<br />
• 1 BARDAK YARIM YAĞLI SÜT<br />
• 1 ADET KABAK<br />
• 5 BÜYÜK YAPRAK KARALAHANA<br />
• 1 ADET PIRASA<br />
• 1 ADET YEŞİL SOĞAN VEYA 1 ADET KURU SOĞAN<br />
• BROKOLİ.<br />
• 4 ADET ÇERİ DOMATES<br />
• BAHARATLAR<br />
• KEKİK, KARABİBER, AZ TUZ,<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<strong><span style="font-size:20px">İFTAR SONRASI YENECEK TATLILAR</span></strong><br />
&nbsp;<br />
• 3 ADET BUZDOLABI POŞETİ<br />
• MUZ<br />
• DİLİMLENMİŞ ANANAS<br />
• ÇİLEK<br />
• DİLİMLENMİŞ ELMA<br />
• KAKAO TOZU(BOL MİKTARDA)<br />
• İYİCE ÖĞÜTÜLMÜŞ SARI LEBLEBİ TOZU(BOL MİKTARDA)<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<span style="font-size:20px"><strong>İFTAR SONRASI TATLI İÇECEK (MURAT TOPOĞLU ŞERBETİ)</strong></span></p>

<p><br />
• YARIM YAĞLI BİR BARDAK SÜT<br />
• TOZ ZERDEÇAL<br />
• KARABİBER<br />
• TOZ TARÇIN<br />
• BAL<br />
• Çilek<br />
• Bal<br />
• Nane<br />
• Limon<br />
HEPSİ BLENDER YAPILACAK<br />
RAMAZAN TATLISI<br />
• HAVUÇ PÜRE HALİNE GETİRELİM<br />
• YARIM YAĞLI SÜT<br />
• TARÇIN<br />
• BAL<br />
<span style="font-size:20px"><strong>İFTAR SONRASI ŞİŞKİNLİĞİ AZALTMAK İÇİN SIVI İÇECEK</strong></span></p>

<p><br />
• 1 BARDAK SU AZ REZENE VE NANE İLE KAYNATILACAK ILIDIKTAN SONRA ÜSTÜNE<br />
• 1 TATLI KAŞIĞI ELMA SİRKESİ<br />
• 1 KAŞIK ÜZÜM PEKMEZİ KONACAK VE YEMEKLERDEN SONRA BİR BARDAK TÜKETİLECEK<br />
RAMAZANDA HASTA OLMAMAKİÇİN İFTAR SONRASI İÇECEK<br />
SUMAKLI AYRAN</p>

<p><br />
Bir bardak özellikle süzme yoğurttan hazırlanan soğuk buzlu ayranın içine 1 tatlı kaşığı sumak konur ve içilir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Image50.jpg" style="height:370px; width:605px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Mar 2023 14:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/03/murat-topoglu-artik-bruxelleskorner-da-ozel-tarifleri-saglikli-diyet-onerileri-ile-sizlerle-1680004395.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupa&#039;da gelecek ay Kovid-19&#039;un Omicron varyantının BQ.1 alt versiyonu baskın olacak</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupada-gelecek-ay-kovid-19un-omicron-varyantinin-bq1-alt-versiyonu-baskin-olacak-8167</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupada-gelecek-ay-kovid-19un-omicron-varyantinin-bq1-alt-versiyonu-baskin-olacak-8167</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa'da gelecek ay Kovid-19'un Omicron varyantının BQ.1 alt versiyonu baskın olacak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Avrupa'da gelecek ay Kovid-19'un Omicron varyantının BQ.1 alt versiyonu baskın olacak</h1>

<h4>Avrupa Hastalıkların Önlenmesi ve Kontrol Merkezi (ECDC), AB içinde kasım ortasından aralık ayının başına kadar Kovid-19 virüsünün Omicron varyantının BQ.1 alt versiyonunun baskın tür olacağını bildirdi.</h4>

<p>Selen Temizer &nbsp; |21.10.2022</p>

<p><img alt="Avrupa'da gelecek ay Kovid-19'un Omicron varyantının BQ.1 alt versiyonu baskın olacak" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2022/10/21/thumbs_b_c_302b727000edd8f25b662fb9ab0ef6c2.jpg?v=194322" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>ECDC'den Kovid-19'un Omicron varyantının BQ.1 isimli alt versiyonuyla ilgili yazılı açıklama yapıldı.</p>

<p>Söz konusu türün kasım ortasından aralık ayının başına kadar AB içinde baskın hale geleceği belirtilen açıklamada, Asya'daki ön laboratuvar çalışmalarının BQ.1'in bağışıklık sistemi tepkisinden önemli ölçüde kaçınma yeteneğine sahip olduğunu gösterdiği bildirildi.</p>

<h3>Diğer versiyonlardan daha fazla enfeksiyona neden olmuyor</h3>

<p>Açıklamada, dolaşımdaki Omicron varyantları BA.4/BA.5 ile karşılaştırıldığında BQ.1'in daha şiddetli enfeksiyon riski taşıdığına dair kanıt olmadığı kaydedildi.</p>

<p>ECDC Direktörü Andrea Ammon'un "Ülkeler, BQ.1'in ortaya çıkması ve yayılması sinyallerine karşı tetikte kalmalı ve hassas testleri sürdürmelidir." ifadesine yer verilen açıklamada, özellikle 65 yaş üstü kişilerde vakaların izlenmesi gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Açıklamada, türün en çok dolaşımda olduğu ülkelerin yüzde 19 ile Fransa, yüzde 9 ile Belçika, yüzde 7 ile İrlanda, yüzde 6 ile Hollanda ve yüzde 5 ile İtalya olduğu bildirildi.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Oct 2022 23:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/10/avrupada-gelecek-ay-kovid-19un-omicron-varyantinin-bq1-alt-versiyonu-baskin-olacak-1666644842.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BEBEĞİNİ UNUTTU, UÇAK GERİ DÖNDÜ</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bebegini-unuttu-ucak-geri-dondu-8160</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bebegini-unuttu-ucak-geri-dondu-8160</guid>
                <description><![CDATA[BEBEĞİNİ UNUTTU, UÇAK GERİ DÖNDÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BRUXELLES KORNER</strong></p>

<p><em><strong>KADIR DURAN</strong></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">BEBEĞİNİ UNUTTU, UÇAK GERİ DÖNDÜ</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Hong-Kong-500-000-billets-d-avion-gratuits-pour-relancer-le-tourisme.jpg" style="height:520px; width:800px" /></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Suudi Arabistan’da bir insanlık örneği sergilendi. </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Suudi Arabistan'da bir uçak, yolcusu olan annenin bebeğini unutmasından dolayı kalkıştan kısa bir süre sonra havaalanına geri dönmek zorunda kaldı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kral Abdül Aziz Uluslararası Havalimanı terminalindeki kapı alanında unutulan bebek için kaptan pilot örnek bir insanlık davranışı ortaya koydu. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Anne bebeğine kavuştu</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Gulf News'e göre uçak Suudi Arabistan'ın Cidde kentinden Kuala Lampur'a gidiyordu ancak annenin ihbarı üzerine geri döndü.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Uçak, sorumlu kaptanın, geri dönüp havaalanına inmeye karar vermesiyle anne bebeğine kavuştu. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">( 2019 HABERI&nbsp; </span></span></span></span>&nbsp;The Guardian<span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;)</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Oct 2022 17:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/10/bebegini-unuttu-ucak-geri-dondu-1666190412.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sema Erol Anlatıyor : Light(diyet) ürünlerin zararları</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sema-erol-anlatiyor-lightdiyet-urunlerin-zararlari-8155</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sema-erol-anlatiyor-lightdiyet-urunlerin-zararlari-8155</guid>
                <description><![CDATA[Sema Erol Anlatıyor :
Light(diyet) ürünlerin zararları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/22PLrjjN-08" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe><p><em><span style="font-size:18px"><strong>Sema Erol Anlatıyor :</strong></span></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>instagram.com@bedenveruhdengesi</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:26px"><strong>Light(diyet) ürünlerin zararları</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:26px"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/sssee.JPG" style="height:417px; width:720px" /></strong></span></p>

<p>Light(diyet) ürünlerin zararları; Diyet ürünler diyet olmayan işlenmiş ürünler kadar sağlığa zararlı. Kilo almamak yada kilo vermek için sağlığınızı&nbsp;riske atmayın. Doğal besinleri tercih edin.</p>

<p>Light ekmekler genellikle kalori ve yağ açısından daha sağlıklı görünür. Ancak light ekmek, beyaz yada esmer una tatlandırıcı eklenerek üretilir. .Dondurulmuş diyet gıdaların içinde neler olduğunu bilseniz, taze yemek yapmaya zaman harcamayı tercih ederdiniz!</p>

<p>Dondurulmuş etler bozulmaya karşı "butylhydroxytoluene" kısaca BHT denilen ve yüksek kanser riski taşıyan bir madde içeriyor Sağlıklı beslenmek istiyorsanız diyet ürünlerden işlenmiş gıdalardan içinde sodyum, yağ ve kimyasal dolu dondurulmuş gıdalardan uzak durun. Hepinize sağlıklı günler dilerim</p>

<p>&nbsp;</p>

<h2>&nbsp;</h2>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Oct 2022 22:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/10/sema-erol-anlatiyor-lightdiyet-urunlerin-zararlari-1665605488.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zeytinin faydaları</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/zeytinin-faydalari-8148</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/zeytinin-faydalari-8148</guid>
                <description><![CDATA[Zeytinin faydaları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/SRNe1kh_Sic" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe><p>instagram.com@bedenveruhdengesi</p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Sema Erol Anlatıyor : Zeytinin faydaları&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><em>Göz sağlığının korur. Antioksidan deposudur. Sağlıklı kemik gelişimi sağlar. Kalp sağlığını destekler.Beyin sağlığını korur. Saç ve cilt sağlığını Korur. Sindirim sistemini sağlıklı çalıştırır. Zeytinyağının faydaları: Doğanın mucizesi zeytinyağı karaciğeri temizler, sindirimi kolaylaştırır, metabolizmayı hızlandırır. Aynı zamanda cildi güzelleştirir, saç bakımına olumlu etkileriyle bilinir, diyabete iyi gelir, kan basıncını düzenler ve stresi azaltır.</em></span></p>

<p>Zeytin yaprağının faydaları : Hücreleri yeniler.Beyin hastalıklarına karşı koruyucudur.Kalp sağlığını korur.Ağrı kesici, kas gevşeticidir.Enfeksiyon giderici, bağırsak dostudur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Cevizin faydaları : Ceviz&nbsp;sağlıklı yağlar, lifler, vitaminler ve mineraller içerir. Cevizler, diğer yaygın sert kabuklu kuru yemişlerden, daha yüksek oranda antioksidan aktivitesine sahiptir. İç cevizin etrafını saran zarda, E vitamini, melatonin ve polifenol adı verilen bileşikler&nbsp;antioksidan özelliği sağlar.&nbsp;Ceviz, omega-3 yağı açısından da diğer kabuklu kuru yemişlerden önemli ölçüde daha yüksek değere sahiptir&nbsp;ve 1 porsiyon (yaklaşık 28 gram) başına 2,5 gram omega-3 sağlar. Cevizler kalorili olsa da, kilo vermekte etkili bir kuru yemiştir. Çalışmalar cevizin iştah kontrol etmede yardımcı olabileceğini ortaya koymaktadır.&nbsp; Yumirtanın faydaları; Yüksek miktarda protein içerdiğinden kaslara çok faydalıdır.</p>

<p>Göz sağlığı için çok yararlıdır ve göz bozukluklarına fayda eder. Kalp sağlığını korur. Uzun süre tok tutar.&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1ya%C5%9Fam?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Sağlıklıyaşam</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/kiloverme?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Kiloverme</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1beslenme?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Sağlıklıbeslenme</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/zeytinya%C4%9F%C4%B1?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Zeytinyağı</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/ceviz?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Ceviz</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/yumurta?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Yumurta</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/zeytinyapra%C4%9F%C4%B1?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#zeytinyaprağı</a>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Oct 2022 15:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/10/zeytinin-faydalari-1664631983.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak çay ya da kahve içmek, yemek borusu kanseri riskini artırıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sicak-cay-ya-da-kahve-icmek-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor-8118</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sicak-cay-ya-da-kahve-icmek-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor-8118</guid>
                <description><![CDATA[Sıcak çay ya da kahve içmek, yemek borusu kanseri riskini artırıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Sıcak çay ya da kahve içmek, yemek borusu kanseri riskini artırıyor</h1>

<h4>Yeni bir aştırmada, düzenli olarak sıcak çay ya da kahve içmenin, bir kişinin kansere yakalanma riskini önemli derecede artırdığı ortaya çıkarıldı.</h4>

<p>Burcu Yağcı, Saadet Firdevs Aparı &nbsp; |26.08.2022</p>

<p><img alt="Sıcak çay ya da kahve içmek, yemek borusu kanseri riskini artırıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2022/08/26/thumbs_b_c_6669afc9f5b9b029dd816313274e239c.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>The National News'in haberine göre, Cambridge Üniversitesinden yapılan son araştırmada, sıcak içecekler tüketmenin bir kişinin yemek borusu kanserine yakalanma olasılığını neredeyse üç kat artırdığı tespit edildi.</p>

<p>Cambridge'deki araştırmacılar, İngiltere'de yaklaşık 500 bin kişinin sağlık kayıtlarını inceleyerek, daha fazla kahve içen insanlarda kanser riskinin arttığını keşfetti.</p>

<p>Araştırmacılar, kahve ve çay tüketenlerin, sıcak içecek içmeyenlere göre 2,8 kat daha yüksek risk taşıdığını buldu.</p>

<p>Ayrıca kahveyi sıcak içenlerin 5,5 kat, ılık içenlerin 2,7 kat daha fazla riskle karşı karşıya kaldığı belirtildi.</p>

<p>Bilim insanları, sıcak içeceklerin hücrelerin sürekli yenilenmesine neden olduğunu ve bunun da hücreleri kanserli hale getirebileceğini açıkladı.</p>

<p>Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezinden onkolog ve gastroenterolog Smita Joshi, endişe duyan herkese, kahvelerini veya çaylarını içmeden önce birkaç saniye soğutmasını ve diğer risk faktörlerini azaltmaya odaklanmalarını tavsiye etti.</p>

<p>Araştırma için yapılan ankette bir kişinin ne kadar kahve içtiği bilgisi yer almadığından, miktarın da bir faktör olup olmadığı bilinmiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Sep 2022 23:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/09/sicak-cay-ya-da-kahve-icmek-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor-1662583729.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mc Donald’da fare dansı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/mc-donaldda-fare-dansi-8090</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/mc-donaldda-fare-dansi-8090</guid>
                <description><![CDATA[Brüksel Kuzey İstasyonu’nda faaliyet gösteren New McDonald, bugünlerde fareler ile gündemde]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[https://youtube.com/shorts/rzx7wYvo4Bo?feature=share<p><span style="font-size:16px"><strong>Bruxelles Korner</strong></span></p>

<p><em><span style="font-size:14px">Kadir Duran</span></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:48px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Mc Donald’da fare dansı</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:24px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Brüksel Kuzey İstasyonu’nda faaliyet gösteren New McDonald, bugünlerde fareler ile gündemde.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:24px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/thumbs_b_c_1f75e74c0eb620db59483a63cec5bdd4.jpg" style="height:450px; width:800px" /></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Brüksel Kuzey İstasyonu’nda yer alan New McDonald'da fareler dans ediyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">2020 yılından itibaren hizmet veren ve sahibi Atef Wahba ve ekibinin yönettiği New McDonald’da yemek yiyen müşteriler, restoranın ortasında dans eden fareleri şaşkınlıkla izledi. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Geleceğin vizyonunu yansıtıyor </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sekiz adet ikili sipariş büfesi ve sayısız sürdürülebilir girişim örneği ile yeni restoran, New McDonald's'ın gelecek vizyonunu yansıtıyor. Paket servis siparişleri için restoran müşterilerine hizmet veriyor. Evde rahatça kalmayı tercih edenlerin tercih edebileceği restoran, güne iyi başlamak isteyenler için kahvaltı da sunuyor. New McDonalds, erken kalkanlar için sabah 6'dan itibaren hizmete açılırken akşamları 22:00'ye kadar konuklarını ağırlıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ratatouille filmindeki yüksek mutfak tutkusu olan küçük mavi ve gri fare Remy gibi farelerin restorandaki şovunun, restoran yönetiminin bilinçli bir eylemi mi yoksa talihsiz bir tesadüf mü olduğu yönünde bir açıklama bekleniyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/logo-maker-for-a-professional-photographer-with-a-film-frame-2171a.png" style="height:800px; width:800px" /></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Jul 2022 18:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/07/mc-donaldda-fare-dansi-1658678434.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Araştırmaya göre daha fazla uyumak, günlük kalori alımını azaltabilir</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/arastirmaya-gore-daha-fazla-uyumak-gunluk-kalori-alimini-azaltabilir-7976</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/arastirmaya-gore-daha-fazla-uyumak-gunluk-kalori-alimini-azaltabilir-7976</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmaya göre daha fazla uyumak, günlük kalori alımını azaltabilir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Araştırmaya göre daha fazla uyumak, günlük kalori alımını azaltabilir</h1>

<h4>Yeni araştırmaya göre, daha fazla uyumak fazla kilolardan kurtulmak için iyi bir yol olabilir.</h4>

<p>Saadet Firdevs Aparı &nbsp; |08.02.2022</p>

<p><img alt="Araştırmaya göre daha fazla uyumak, günlük kalori alımını azaltabilir" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2022/02/08/thumbs_b_c_cefefe5eee3b015e5748072622ea5248.jpg?v=123415" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Irish Examiner sitesinin haberine göre, Chicago Üniversitesinden bir ekip, uykunun obezite ile ilişkisini incelemek için 80 yetişkinle klinik deney yaptı.</p>

<p>Gece başına bir saat veya daha fazla uyku eklemenin insanların günlük kalori alımını 270 kalori eksilttiğini bulan araştırmacılar, bunun sadece daha fazla uyuyarak üç yılda yaklaşık 12 kilogram kayba yol açabileceğini belirtti.</p>

<p>Araştırmacılar, gece 6,5 saatten daha az uyuyan genç, fazla kilolu yetişkinlerin uyku alışkanlıklarını iyileştirmek için danışmanlık aldıktan sonra gece başına 1,2 saat daha fazla uyku ekleyebildiğini kaydetti.</p>

<p>Sonuçlar, daha fazla uyumanın, insanların toplam kalori alımını günde ortalama 270 azalttığını ve bazı kişilerin 500 daha az kalori tükettiğini gösterdi.</p>

<p>Chicago Üniversitesinin uyku merkezinden Dr. Esra Tasali, çalışmanın kilo vermeyi amaçlamadığını belirterek, "Ancak sadece iki hafta içinde bile, kalori alımında bir azalma ve negatif bir enerji dengesi olduğunu gösteren nicel kanıtlara sahibiz, kalori alımının yakılan kaloriden daha az olduğunu gördük." dedi.</p>

<p>Çalışma kapsamında yedikleri kısıtlanmayan 80 yetişkin, kendi yataklarında uyudu, giyilebilir cihazlarla uykuları takip edildi ve herhangi bir diyet veya egzersiz talimatı olmadan normal bir yaşam tarzı izledi.</p>

<p>Çalışmanın başlangıcında 21 ila 40 yaşları arasındaki yetişkinlerin vücut kitle indeksi (BMI) 25 ila 29,9 arasındaydı, bu da fazla kilolu oldukları anlamına geliyordu.</p>

<p>Araştırmanın sonuçları Jama Internal Medicine dergisinde yayımlandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Feb 2022 19:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/02/arastirmaya-gore-daha-fazla-uyumak-gunluk-kalori-alimini-azaltabilir-1645286459.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uykuyla ilişkili yeme bozukluğu, depresyon ve obeziteye yol açıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/uykuyla-iliskili-yeme-bozuklugu-depresyon-ve-obeziteye-yol-aciyor-7975</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/uykuyla-iliskili-yeme-bozuklugu-depresyon-ve-obeziteye-yol-aciyor-7975</guid>
                <description><![CDATA[Gece yarı bilinçli halde uyanıp genellikle yüksek kalorili yiyeceklerin tüketildiği uyku ile ilişkili yeme bozukluğunun depresyon ve obeziteye yol açtığı bildirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Uykuyla ilişkili yeme bozukluğu, depresyon ve obeziteye yol açıyor</h1>

<h4>Gece yarı bilinçli halde uyanıp genellikle yüksek kalorili yiyeceklerin tüketildiği uyku ile ilişkili yeme bozukluğunun depresyon ve obeziteye yol açtığı bildirildi.</h4>

<p>Müzahim Zahid Tüzün &nbsp; |18.02.2022</p>

<p><img alt="Uykuyla ilişkili yeme bozukluğu, depresyon ve obeziteye yol açıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2022/02/18/thumbs_b_c_40e48b295d6d8e7c66c1295804a3fa2a.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Kayseri</h6>

<p><strong>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu</strong>, AA muhabirine, insanların yaklaşık yüzde 15'inin<strong>&nbsp;uyku hastalıkları&nbsp;</strong>olduğunu söyledi.</p>

<p>Genel olarak hastaların uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte zorluk şikayetleriyle geldiğini belirten Hüseyinoğlu, ayrıca aşırı uyku hali, uyku apnesi sorunu yaşayanların da sık olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Hüseyinoğlu, uykuda davranış bozukluğu olarak nitelendirilen "uyku ile ilişkili yeme bozukluğu" şikayetiyle de sıkça başvuranların olduğunu aktardı.</p>

<p>Hastalığın uyku dışında günlük yaşamı da olumsuz etkilediğine dikkati çeken Hüseyinoğlu, şunları kaydetti:</p>

<p>"Hasta genellikle birkaç saat uyuduktan sonra yarı bilinçli halde yataktan kalkıp mutfağa gidiyor. Bu hastalar genellikle yağlı, çikolatalı, kalorisi çok yüksek besinler tüketiyor. Bazen, mesela daha pişirilmemiş tavuk veya et ürünü gibi normal hayatta yemediğimiz besin tüketmiş olabilirler. Bu hastalığı psikolojik rahatsızlığı olanlar, uyku ilacı kullananlar ve genetik yatkınlığı olanlarda sıkça görüyoruz. Genellikle bu insanlar, sabah kahvaltı yapma alışkanlığı olmayan, düzensiz beslenen veya gece öğününü ana öğün gibi kabul eden kişilerdir."</p>

<p>Böyle bir yeme bozukluğu için rahatsızlığın en az 3 ay devam etmesini önemsediklerini anlatan Hüseyinoğlu, hastalığın bazı olumsuz sonuçlar ortaya çıkardığına değinerek, "Hastanın uykusunun bölünmesinin yanı sıra aşırı kilo alma, yorgun ve halsiz uyanma, kaliteli uyku alamama, mide bağırsak sistemi ile ilgili komplikasyonlar yaşamış olabiliyorlar. Onun dışında bu hastalarda sabah durumu anladıklarında mutsuzluk hali ve depresyona eğilim sıkça gördüğümüz durum." diye konuştu.</p>

<p>Hastaların normalde tüketilmeyecek yiyecekleri bile yediklerine dikkati çeken Hüseyinoğlu, hastaların genellikle 2-3 saat uykudan sonra aniden kalkıp yarı bilinçli veya bilinçsiz halde mutfağa yöneldiğini söyledi.</p>

<h3>"Buzdolabına alarm konulabiliyor"</h3>

<p>Hüseyinoğlu, aileyle iş birliği halinde tedavinin yapılması gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Burada mutlaka davranışsal ve gerekirse medikal tedavi uygulamamız gerekiyor. Davranışsal olarak, hastanın mutfakta yiyecek bulmasını engellemek gerekiyor. Tabii ki bunun için hastanın yakınlarına bilgi verip işbirliği içinde tedaviyi devam ettirmemiz gerekiyor. Evde kalorili yiyecekler veya çikolata, gofret, cips gibi abur cubur veya kuruyemiş bulundurmamak ya da bunların kilitli yerde olması gerekiyor. Mutfağa, gerekirse buzdolabına alarm konulabiliyor. Ayrıca psikiyatri ve psikologlarla işbirliği yaparak yardımlarını isteyebiliriz. Gerekirse ilaç tedavisine başlıyoruz."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Feb 2022 18:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/02/uykuyla-iliskili-yeme-bozuklugu-depresyon-ve-obeziteye-yol-aciyor-1645286106.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kovid-19, akıl sağlığının bozulma riskini yüzde 60 artırabiliyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kovid-19-akil-sagliginin-bozulma-riskini-yuzde-60-artirabiliyor-7974</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kovid-19-akil-sagliginin-bozulma-riskini-yuzde-60-artirabiliyor-7974</guid>
                <description><![CDATA[Kovid-19, akıl sağlığının bozulma riskini yüzde 60 artırabiliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Kovid-19, akıl sağlığının bozulma riskini yüzde 60 artırabiliyor</h1>

<h4>Bilim insanları, Kovid-19'a yakalananlarda akıl sağlığının bozulma riskinin yüzde 60 daha fazla olduğunu ortaya koydu.</h4>

<p>Nuri Aydın &nbsp; |18.02.2022</p>

<p><img alt="Kovid-19, akıl sağlığının bozulma riskini yüzde 60 artırabiliyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2022/02/18/thumbs_b_c_33e027d02e5c604d7527b99119b8e98f.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Araştırmacılar, ortalama yaşı 63 olan kontrol gruplarının nörobilişsel zayıflama, stres, kaygı ve uyku bozukluğuyla depresyona dair çeşitli verilerini bir yıl süreyle inceledi.</p>

<p>Bilim insanları, araştırmada, Kovid-19 olanların olmayanlara göre akıl sağlığının bozulma riskinin yüzde 60 daha fazla olduğunu tespit etti.</p>

<p>Araştırmada, bilim insanları, akıl sağlığının bozulma riskinin Kovid-19 tedavisi için hastaneye kaldırılanlarda daha yüksek olduğuna dikkati çekti.</p>

<p>Araştırma ekibinden Sheffield Üniversitesinde görevli Profesör Scott Weich, Kovid-19'un akıl sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dair artık ellerinde somut veriler olduğunu kaydetti.</p>

<p>Weich, Kovid-19 bulaşmasının yanı sıra akıl sağlı bozukluklarına tecrit ve sokağa çıkma kısıtlamaları gibi tedbirlerin de olumsuz etkileri olduğuna dikkati çekti.</p>

<p>Araştırmacılar, Kovid-19'u atlatanların akıl ve ruh sağlıklarıyla mücadele etmenin Kovid-19 salgını sonrası öncelikli konular arasında olması gerektiği konusunda uyarıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Feb 2022 18:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/02/kovid-19-akil-sagliginin-bozulma-riskini-yuzde-60-artirabiliyor-1645285938.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Le cacık</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/le-cacik-7948</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/le-cacik-7948</guid>
                <description><![CDATA[Le cacık]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BRUXELLES KORNER</strong></p>

<h1><span style="font-size:16px"><em>Sönmez Mélissa Ebru</em></span></h1>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:22px"><strong>Le cacık</strong></span></p>

<p><span style="font-size:22px"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/CAAA.jpg" style="height:194px; width:259px" /> </strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Le cacık est un plat traditionnel consommé en Turquie et en Grèce.</p>

<p>C'est un apéritif froid composé de yaourt traditionnel turc, d'ail (qu'on écrase avec du sel) et de concombre, on peut assaisonner avec d'autres ingrédients tel que l'aneth ou la menthe.</p>

<p>On retrouve ce plat dans le livre de cuisine ottoman "Melceü't-tabbâhîn" écrit par Mehmet Kamil et publié en 1844.</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/272678053_529307771560665_4831295509141437538_n.jpg" style="height:800px; width:665px" /></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Jan 2022 21:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/01/le-cacik-1643567007.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika&#039;da aşı yaptırmayan sağlık personelinin işine son verilecek</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-asi-yaptirmayan-saglik-personelinin-isine-son-verilecek-7857</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-asi-yaptirmayan-saglik-personelinin-isine-son-verilecek-7857</guid>
                <description><![CDATA[Belçika'da aşı yaptırmayan sağlık personelinin işine son verilecek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Belçika'da aşı yaptırmayan sağlık personelinin işine son verilecek</h1>

<h4>Belçika'da 1 Nisan 2022'den itibaren Kovid-19'a karşı aşı olmayan sağlık çalışanlarının işine son verilmesi kararı alındı.</h4>

<p>Ömer Tuğrul Çam &nbsp; |16.11.2021</p>

<p><img alt="Belçika'da aşı yaptırmayan sağlık personelinin işine son verilecek" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/11/16/thumbs_b_c_4608b1c15ef0ef7bf65b1f3b1673ed7f.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Belçika basınındaki haberlere göre, hükümet, sağlık personelinin aşı olmasını zorunlu hale getirecek yönetmeliği hazırladı.</p>

<p>Buna göre, yeni yılda 1 Ocak ile 31 Mart arasında geçiş dönemi uygulanacak. Bu dönemde sağlık çalışanlarının çalışabilmeleri için aşı olduklarını gösteren kanıt veya son 72 saat içinde negatif sonuçlu test sunmaları gerekecek.</p>

<p>Bunlara uymayan kişiler çalışamayacak ve geçici işsizlik maaşına başvurabilecek.</p>

<p>1 Nisan'dan itibaren ise tüm sağlık çalışanlarının aşı yaptırması zorunlu olacak. Aşı olmayı reddeden sağlık personelinin işine son verilecek.</p>

<p>Yönetmeliğin Bakanlar Kurulu tarafından bu hafta onaylanması bekleniyor.</p>

<p>Belçika hükümeti, son haftalarda artan Kovid-19 vakalarına karşı yaz başında gevşetilen tedbirlerle ilgili karar alması da bekleniyor. Evden çalışma zorunluluğu ve gece kulüplerinin kapatılması gibi seçeneklerin gündemde olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Belçika'da şu anda günlük ortalama vaka sayıları 10 bin civarında seyrediyor. Hastanelerde Kovid-19 nedeniyle tedavi gören kişilerin sayısı da artmaya devam ediyor. Vakalardaki artış nedeniyle yoğun bakım yataklarının yarısının Kovid-19 hastalarına ayrılması istendi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Nov 2021 22:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2021/11/belcikada-asi-yaptirmayan-saglik-personelinin-isine-son-verilecek-1637176478.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika&#039;da Kovid-19 aşılarının takviye dozu 2022&#039;de herkese yapılacak</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kovid-19-asilarinin-takviye-dozu-2022de-herkese-yapilacak-7855</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kovid-19-asilarinin-takviye-dozu-2022de-herkese-yapilacak-7855</guid>
                <description><![CDATA[Belçika hükümetinin, yeni tip koronavirüs aşılarının üçüncü dozlarını ülkede yaşayan herkesin yaptırabilmesi için karar alması bekleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Belçika'da Kovid-19 aşılarının takviye dozu 2022'de herkese yapılacak</h1>

<h4>Belçika hükümeti, Kovid-19 aşılarının takviye dozunu tüm yaş gruplarına 2022'den itibaren uygulama kararı aldı.</h4>

<p>Ömer Tuğrul Çam &nbsp; |11.11.2021</p>

<p><img alt="Belçika'da Kovid-19 aşılarının takviye dozu 2022'de herkese yapılacak" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/11/11/thumbs_b_c_943a38ecac70c492274ca1145648ad70.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>BRÜKSEL</h6>

<p>Belçika'daki federal ve bölgesel hükümetlerin sağlık bakanları, Kovid-19 aşılarının takviye veya hatırlatma dozu olarak adlandırılan üçüncü dozu için yeni bir aşılama kampanyasının başlatılmasını görüştü.</p>

<p>Sağlık bakanlarının toplantısının ardından yapılan açıklamada, toplumun tüm kesimlerine gelecek yıldan itibaren üçüncü dozların uygulanacağı bildirildi.</p>

<p>Refah, Sağlık ve Aile Bakanı Wouter Beke, "2022'de herkese ilave doz uygulanması için hazırlanmalıyız. Virüs bitmedi ve daha da bulaşıcı. Aşılar virüse karşı bize koruma sağlıyor. İki doz yeterli değil. Bu nedenle üçüncü dozu vermemiz önemli." dedi.</p>

<p>Belçika'da şu anda 65 yaş üzerindeki kişilere, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalığı bulunanlara ve sağlık çalışanlarına takviye veya hatırlatma dozu olarak adlandırılan üçüncü doz Kovid-19 aşıları yapılıyor.</p>

<p>Hükümet, tek doz olarak uygulanan Johnson and Johnson aşısını yaptıranların da takviye dozu alabileceğine yönelik kararı bu hafta başında almıştı.</p>

<p>Avrupa ülkelerinin bir kısmı, son haftalarda vaka sayılarındaki artış üzerine aşıların etkisinin azaldığı gerekçesiyle üçüncü dozları herkese açmaya başladı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Belçika Kovid-19 aşısında takviye dozu herkese sunmaya hazırlanıyor</h1>

<h4>Belçika hükümetinin, yeni tip koronavirüs aşılarının üçüncü dozlarını ülkede yaşayan herkesin yaptırabilmesi için karar alması bekleniyor.</h4>

<p>Ömer Tuğrul Çam &nbsp; |10.11.2021</p>

<p><img alt="Belçika Kovid-19 aşısında takviye dozu herkese sunmaya hazırlanıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/11/10/thumbs_b_c_6ee5580f5d6f4eaee0c437a0af466833.jpg?v=174127" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Belçika Refah, Sağlık ve Aile Bakanı Wouter Beke, kamu sağlığından sorumlu bakanların yaptığı toplantının bitiminde, üçüncü dozlar konusunda "küresel bir vizyon" geliştirmek üzere anlaştıklarını açıkladı.</p>

<p>Hükümetin bu ay sonunda takviye aşı programının detaylarını kararlaştıracağını bildiren Beke, aşı merkezlerinin talep ettiği şekilde belirsizliğin böylece ortadan kaldırılacağını aktardı.</p>

<p>Belçika'da şu anda 65 yaş üzerindeki kişilere, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalığı bulunanlara ve sağlık çalışanlarına takviye veya hatırlatma dozu olarak adlandırılan üçüncü doz Kovid-19 aşıları yapılıyor.</p>

<p>Hükümet, tek doz olarak uygulanan Johnson and Johnson aşısını yaptıranların da takviye dozu alabileceğine yönelik kararı bu hafta başında almıştı.</p>

<p>Avrupa ülkelerinin bir kısmı, son haftalarda vaka sayılarındaki artış üzerine aşıların etkisinin azaldığı gerekçesiyle üçüncü dozları herkese açmaya başladı.</p>

<p>Almanya, Yunanistan, Bulgaristan, Macaristan, Romanya ve Avusturya gibi ülkelerde takviye dozları isteyen herkes yaptırabiliyor. Fransa'da ise 15 Aralık'tan itibaren aşı sertifikası almak isteyen 65 yaş üstü kişiler için üçüncü doz zorunlu hale gelecek, 50-64 yaş grubu ise gelecek aydan itibaren üçüncü dozu alabilecek.</p>

<p>Belçika da vaka sayılarının son haftalarda ciddi artış gösterdiği ülkeler arasında yer alıyor. Ülkede günlük vaka sayısı ortalama 8 bin civarına, günlük ölüm sayısı ise 22'ye yükseldi.</p>

<p>Salgında durumun kötüleşmesi üzerine Belçikalı sağlık yetkilileri, hastanelerden yoğun bakım yataklarının üçte birini Kovid-19 hastaları için ayırmalarını istedi. Ancak artan sayılara rağmen Belçika hükümeti yeniden sıkı tedbirler almayı henüz planlamıyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Belçika'da Kovid-19 vakaları 1 yıl önceki seviyeyi geçti</h1>

<h4>Belçika'da günlük yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayıları 7 bin 758'e yükselerek geçen yılın aynı günlerindeki seviyeyi aştı.</h4>

<p>Ömer Tuğrul Çam &nbsp; |04.11.2021</p>

<p><img alt="Belçika'da Kovid-19 vakaları 1 yıl önceki seviyeyi geçti" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/11/04/thumbs_b_c_7caa9197ba6966eea54a84bb627a8a8c.jpg?v=143556" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brussels Hoofdstedelijk Gewest</h6>

<p>Belçika Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsünün (Sciensano) verilerine göre, son 7 günlük vaka sayılarının günlük ortalaması 7 bin 758'e çıktı. Geçen yıl 2-8 Kasım döneminde günlük vaka sayısı 7 bin 715'ti.</p>

<p>Vakalar yükselmesine rağmen ölüm sayıları geçen yılın 10'da 1'i civarında seyrediyor.</p>

<p>Belçika'da 2020'nin aynı haftasında günde ortalama 205, bu sene ortalama 20,4 kişi Kovid-19'dan hayatını kaybetti.</p>

<p>Hastaneye yatışlar da geçen yıla kıyasla düşük seyrediyor. 2020'nin 2-8 Kasım döneminde günde ortalama 614 kişi hastaneye yatırılırken bu hafta hastaneye kaldırılan ortalama kişi sayısı, günde 175 oldu.</p>

<p>11,4 milyon nüfuslu Belçika'da 2021 başında başlayan aşılama kampanyasında bugüne kadar halkın yüzde 88'ine en az bir doz, yüzde 74'üne en az 2 doz aşı yapıldı.</p>

<p>Belçika hükümeti, vakaların sonbaharda yükselmeye başlamasıyla restoran ve kafeterya gibi işletmelerle kalabalık etkinliklere girişlerde aşı sertifikası gösterilmesini zorunlu hale getirdi.</p>

<p>Kovid-19 salgınından Avrupa'da en fazla etkilenen ülkelerden Belçika'da bugüne kadar 1,4 milyon vaka tespit edildi, virüs nedeniyle 26 bin 83 kişi hayatını kaybetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Nov 2021 20:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2021/11/belcikada-kovid-19-asilarinin-takviye-dozu-2022de-herkese-yapilacak-1636912566.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika&#039;da Kovid-19 salgınında 4&#039;üncü dalga</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kovid-19-salgininda-4uncu-dalga-7841</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kovid-19-salgininda-4uncu-dalga-7841</guid>
                <description><![CDATA[Belçika'da Kovid-19 salgınında 4'üncü dalga]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Belçika'da Kovid-19 salgınında 4'üncü dalga</h1>

<h4>Belçika Sağlık Bakanı Frank Vandenbroucke, vaka sayılarının arttığını ve ülkenin "açıkça 4'üncü dalgaya girdiğini" söyledi.</h4>

<p>Selen Temizer &nbsp; |21.10.2021</p>

<p><img alt="Belçika'da Kovid-19 salgınında 4'üncü dalga" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/10/21/thumbs_b_c_15e41b731383ce555245471baaab1653.jpg?v=150504" />Fotoğraf: Dursun Aydemir - Anadolu Ajansı<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Belçika Sağlık Bakanı Frank Vandenbroucke, kamu televizyonu VRT'ye yaptığı açıklamada, "Rakamlar iyi değil. Açıkça 4'üncü dalgadayız. Bu bekleniyordu ama gelecek günlerde rakamlarda keskin bir artış göreceğiz." dedi.</p>

<p>Haftalık sayıların günlük ortalamasını yayımlayan Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsünün verilerine göre, son 7 günde günlük vaka sayısı, yüzde 53 artışla 3 bin  249'a çıktı.</p>

<p>Günlük ölü sayısı yüzde 32'lik artışla 12 olurken hastaneye kaldırılma oranı da yüzde 53 artışla 88'e yaklaştı.</p>

<p>Belçika, nüfusun aşılanma oranı bakımından Avrupa ülkeleri arasında ön sıralarda yer alıyor.</p>

<p>Ancak bazı bölgelerde aşılama oranı diğerlerine göre oldukça düşük. Ülkenin yetişkin nüfusunun yüzde 86'sı tam aşılanmışken başkent Brüksel'de bu oran yüzde 67'de kaldı.</p>

<p>Belçika'da yıl başında başlayan aşılamaların yaz başına doğru hızlanması ve vaka sayılarının azalmasıyla birçok salgın önlemi sonlandırılmıştı.</p>

<p>11 Ekim'de görülen 3 bin 872 vaka, 3 Mayıs'tan bu yana en yüksek sayı olarak kayıtlara geçmişti.</p>

<p>Belçika 29 Ekim Cuma günü Kovid-19 kısıtlamalarını yeniden değerlendirecek.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Oct 2021 23:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/0223c2b92508e610a572f94168c56918.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&quot;Şu an yorgunum&quot;: yalnız değilsiniz, işte nedeni</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/su-an-yorgunum-yalniz-degilsiniz-iste-nedeni-7836</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/su-an-yorgunum-yalniz-degilsiniz-iste-nedeni-7836</guid>
                <description><![CDATA[Birçok yorgunluğun olduğunu anlamanın zamanı geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bruxelles Korner</strong></p>

<p><em>Weymeels Elodie - Kadir Duran</em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="font-size:24px">"Şu an yorgunum": yalnız değilsiniz, işte nedeni</span></strong></p>

<p><em>Birçok yorgunluğun olduğunu anlamanın zamanı geldi.</em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yorgunum "," Günler kısalıyor "," Haberler iyi değil ”… Kaç kere düşündük, yüksek sesle söyle, kahve makinesinde ailemizle, sevdiklerimizle olduğu kadar. … Yorgun musunuz?Hepimiz ama kesinlikle farklı bir şekilde , uzun bir Covid döneminden sonra, bizi daha da fazla kazanan bu yorgunluk hakkında herkesin erişebileceği bir broşür yayınladı.</p>

<p>Broşür,de, Yorgunluk… Herkes bilir. Ama gerçekten ne anlama geliyor?</p>

<p>Aslında, fiziksel, nörolojik veya psikolojik kökenli olabilir.</p>

<p>Hızlı bir araştırma size bunun tıbben bir hastalık olmadığını söyleyecektir.</p>

<p>Öte yandan, birçoğuna yol açan bir semptom olabilir.</p>

<p>Ayrıca, uzun süre devam ederse, hastalığa neden olabilir ...</p>

<p>Psikiyatristler, sosyologlar ve tarihçiler bunun aksini iddia etmezler: Çok sayıda ve çeşitli nedenlere sahip, çoğu zaman bir "eksik uykudur "</p>

<p>Uyumadan geçirilen saatlar buna karşın bedenlerimiz uykuya ihtiyaç duyarken çok büyük bir yorgunluk hissine yol açıyor ve yorgunluğumuzu güçlenmesi Covid-19'a bağlı olduğu işareti göstermiştir.</p>

<p>Yorgunlukla karşılaştığımızda ilk uykumuzun süresini sorgulamaktır.</p>

<p>2018'de Philips şirketi tarafından Dünya Uyku Günü vesilesiyle yaptırılan bir araştırma, Belçikalıların %82'sinin önerilen 7:30'dan daha az uyuduğunu gösterdi!</p>

<p>"Gerçekte, yorgunluk düşman değildir - veya zorunlu olarak - değildir. Tıbbi olarak, önemli ve uzun süreli herhangi bir fiziksel veya duygusal efora son derece normal bir tepkidir.</p>

<p>Oldukça basit, vücudumuz bize bir mesaj gönderir: enerji bankamız azaldı, biz Bir mola ve dinlenmeye ihtiyacım var.</p>

<p>İdeal olan, yeni durumlarla yüzleşme kapasitesinin sınırlarının olduğunu bize hatırlatarak organizmamızı dinlemektir.</p>

<p>ASBL Question Santé açıklıyor.</p>

<p>Yorgunluk fiziksel, duygusal, gergin olabilir, ancak kendinizi dinlemelisiniz: "Dinlemek isteyenler için yorgunluk kendini nasıl duyuracağını bilir. "</p>

<p>Bununla birlikte, kısa veya orta vadede zihinler, "unutkanlık, konsantre olma ya da öğrenme güçlüğü. Ama aynı zamanda ruh hali değişimleri ya da gergin sinirler, baş ağrıları, sırt ağrıları, kas gerginliği ve madde bağımlılığı..."</p>

<p>Dinlenmeye rağmen ve belirgin bir neden olmaksızın devam eden kronik yorgunluk riskinden sakının.</p>

<p><a href="http://www.questionsante.org/?fbclid=IwAR0iIVXt7mu-i35pNE5XLx5atLTvxZyBshdhtb_04GjHmr1c5jLjBhQa-vU" rel="nofollow noopener" tabindex="0" target="_blank">www.questionsante.org</a> sitesinden indirilebilen broşür burada.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 Oct 2021 14:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/338c9de46d4d86542bbe644c1cc647e9.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Brüksel&#039;de sosyal hayat artık yalnızca &#039;Güvenli Kovid Belgesi&#039; ile mümkün olacak</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/brukselde-sosyal-hayat-artik-yalnizca-guvenli-kovid-belgesi-ile-mumkun-olacak-7827</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/brukselde-sosyal-hayat-artik-yalnizca-guvenli-kovid-belgesi-ile-mumkun-olacak-7827</guid>
                <description><![CDATA[Belçika'nın başkenti Brüksel'de sosyal hayatta pek çok alana erişimde bugünden itibaren "Güvenli Kovid Belgesi" kullanılacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Brüksel'de sosyal hayat artık yalnızca 'Güvenli Kovid Belgesi' ile mümkün olacak</h1>

<h4>Belçika'nın başkenti Brüksel'de sosyal hayatta pek çok alana erişimde bugünden itibaren "Güvenli Kovid Belgesi" kullanılacak.</h4>

<p>Selen Temizer &nbsp; |15.10.2021</p>

<p><img alt="Brüksel'de sosyal hayat artık yalnızca 'Güvenli Kovid Belgesi' ile mümkün olacak" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/10/15/thumbs_b_c_b91940c936cb69c256013846443a203e.jpg?v=104112" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Belçika'da kabine toplantısında 9 Eylül'de alınan karara göre, Belçika'daki federal bölgeler, halkın aşılarının tam olduğunu, 48 saatte PCR testi yaptırarak negatif sonuç elde ettiklerini ya da yakın zamanda hastalığı atlattıklarını kanıtlayan<strong>&nbsp;Güvenli Kovid Belgesi'</strong>nin kullanılması konusunda anlaşmaya varmıştı.</p>

<p>Bu doğrultuda&nbsp;<strong>50 kişiyi geçen iç ve 200 kişiyi geçen dış mekanla</strong>ra girişlerde artık söz konusu belgeyi sunmak zorunlu olacak.</p>

<p>Buna Brüksel'deki 19 belediyenin idari sınırları içindeki tüm kafeler, restoranlar, spor merkezleri, gece kulüpleri, kültürel etkinlikler, ticaret fuarları ve kongreler dahil olacak.</p>

<p>Kural,&nbsp;<strong>16 yaşından büyük herkes&nbsp;</strong>için geçerliyken,&nbsp;<strong>12-16 yaş arasındakiler için ise kısmi&nbsp;</strong>şekilde uygulanacak.</p>

<p>Kurala uymamanın cezası 50-500 avro arasında değişecek. Ancak işletme sahipleri ve organizatörler için bu rakam, 2 bin 500 avroya kadar çıkabilecek.</p>

<p>Güvenli Kovid Belgesi, "covidsafe.be" adresinden indirilebiliyor. Belçika'da AB'nin ilaç düzenleyicisi Avrupa İlaç Ajansının (EMA) onay verdiği BioNTech-Pfizer, AstraZeneca, Moderna ve Johnson and Johnson aşıları uygulanıyor.</p>

<p>AB, Türkiye'nin Kovid-19 aşı sertifikasını 19 Ağustos'ta tanıma kararı almıştı. BioNTech-Pfizer aşısından iki doz yaptıran Türk vatandaşları, Belçika'ya seyahat edebiliyor.</p>

<h3>Belçika'da salgının durumu</h3>

<p>Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsünün yayımladığı verilere göre, 11 Ekim Pazartesi 3 bin 872 Kovid-19 vakası görüldü ve bu, "3 Mayıs'tan bu yana en yüksek sayı" olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Son 7 günün ortalaması ise yüzde 12'lik artışla 2 bin 114 olurken, ölü sayısı 9'a çıktı.</p>

<p>Vaka sayılarındaki artışa rağmen Belçika, nüfusun aşılanma oranı bakımından Avrupa ülkeleri arasında ön sıralarda yer alıyor. Ülkenin 11,4 milyon nüfusunun şu ana kadar yüzde 74'ü tam aşılı durumda, 18 yaş üzerinde de bu oran yüzde 86.</p>

<p>Belçika'da yıl başında başlayan aşılamaların yaz başına doğru hızlanması ve vaka sayılarının azalmasıyla birçok salgın önlemi sonlandırılmıştı.</p>

<p>Ülkede salgının başından bu yana 1,3 milyon vaka tespit edildi, 25 bin 700 kişi yaşamını yitirdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Oct 2021 15:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/48c0222159341b9c8e070b0dd3d9f15a.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İntihar, Avrupa&#039;da ergenlerin ikinci önde gelen ölüm nedeni oldu</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/intihar-avrupada-ergenlerin-ikinci-onde-gelen-olum-nedeni-oldu-7820</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/intihar-avrupada-ergenlerin-ikinci-onde-gelen-olum-nedeni-oldu-7820</guid>
                <description><![CDATA[Unicef'ten yeni bir rapor, Avrupa'daki gençlerin karşılaştığı ruh sağlığı sorunlarına derinlemesine bakıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bruxelles Korner</strong></p>

<p><em>Kadir Duran</em></p>

<p><span style="font-size:22px"><strong>Intihar, Avrupa'da ergenlerin ikinci önde gelen ölüm nedeni oldu</strong></span></p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1510067979367244&amp;set=pcb.1510062216034487&amp;__cft__[0]=AZWje6MMK7kMKLAPhWo_Gt5Gey2V5-CZixzJRodch1HWkI_ogi_RAnySa__NKODl95gXCME7ykbv2hZp48mD36V-3uUIFjKshP9fdiUBgAPzhQBAjmyqbWRV5lybjUiIvxE&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/p526x395/245009399_1510067982700577_8788152670593981053_n.jpg?_nc_cat=102&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=Xmk89WCLLrgAX9Q-F3V&amp;tn=i-B1-YS9eixVGCpB&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=7c70f9491f9855e11b41f4d49e1884a9&amp;oe=618B0548" /></a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><em>Unicef'ten yeni bir rapor, Avrupa'daki gençlerin karşılaştığı ruh sağlığı sorunlarına derinlemesine bakıyor.</em></p>

<p>UNICEF'in Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan sorumlu eski direktörü Geert Cappelaere'den bir görüş. Eylül ayından bu yana Brüksel'deki ortaklıklar ofisinin başında bulunuyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1510067892700586&amp;set=pcb.1510062216034487&amp;__cft__[0]=AZWje6MMK7kMKLAPhWo_Gt5Gey2V5-CZixzJRodch1HWkI_ogi_RAnySa__NKODl95gXCME7ykbv2hZp48mD36V-3uUIFjKshP9fdiUBgAPzhQBAjmyqbWRV5lybjUiIvxE&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/245273805_1510067896033919_7242688060470260898_n.jpg?_nc_cat=110&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=RoR0OZOIXc0AX8IbSGX&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=6cf97324c2debb16ea156f0c3b86bb57&amp;oe=618A6E71" /></a></p>

<p>İntihar şu anda Avrupa'da ergenlerin ikinci önde gelen ölüm nedeni oldu.</p>

<p>10-19 yaş arası erkek çocuklar kızlardan iki kat daha fazla intihar etmektedir.</p>

<p>Bu yaş grubundaki en ölümcül kazalar sadece trafik kazalarıdır.</p>

<p>Hayatını sona erdirmek için trajik bir karar veren bir çocuğun aklından neler geçtiğini anlamak zor olsa da, rapordaki istatistikler tartışılmaz bir gerçeğin altını çiziyor:</p>

<p>Covid etkisi</p>

<p>Avrupa'da her gün üç genç hayatını kaybediyor.</p>

<p>Covid-19'un sosyal ve ekonomik sonuçları tüm dünyada hissedilmeye devam ederken, rapordaki veriler Avrupa'da ergen ruh sağlığında karşılaştığımız zorlukların tüm boyutunu gözler önüne seriyor.</p>

<p>Rapor, Avrupa'da, aynı yaştaki kızların %16'sından fazlasının, 15 ile 19 yaş arasındaki erkek çocukların yaklaşık %20'sinin zihinsel bozukluklardan muzdarip olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Dokuz milyon Avrupalı ​​ergen (10-19 yaş arası) akıl sağlığı sorunlarıyla yaşıyor.</p>

<p>Vakaların yarısından fazlasında anksiyete ve depresyon vardır.</p>

<p>Kıtadaki çocuklarda ve gençlerde yeme bozuklukları, depresyon ve anksiyete gibi patolojilerin çok fazla olduğu ve yerleştiği bu dönemde ülkemizde gençleri etkileyen ruh sağlığı sorunlarına gereken ilgiyi göstermekte çok geç kalmışızdır.</p>

<p>Covid-19, tüm bir neslin zihinsel sağlığını ve refahını daha da tehlikeye atıyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1510067946033914&amp;set=pcb.1510062216034487&amp;__cft__[0]=AZWje6MMK7kMKLAPhWo_Gt5Gey2V5-CZixzJRodch1HWkI_ogi_RAnySa__NKODl95gXCME7ykbv2hZp48mD36V-3uUIFjKshP9fdiUBgAPzhQBAjmyqbWRV5lybjUiIvxE&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/p240x240/245201382_1510067962700579_2081977664706301291_n.jpg?_nc_cat=109&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=faORYtmKF4EAX8IJQ_Q&amp;tn=i-B1-YS9eixVGCpB&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=92d77d6cd1fde4c5f49b5759ba389bf8&amp;oe=61896A6D" /></a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Pandemi hayatımızı alt üst ederek benzeri görülmemiş bir küresel krize neden oldu.</p>

<p>Avrupa'yı vuran karantinalar sırasında çocukların ve ailelerinin ruh sağlığıyla ilgili ciddi endişeleri artırdı ve dış dünyadaki olayların kafamızda nasıl kargaşaya yol açabileceğini gösterdi.</p>

<p>Artık tüm dikkatler pandemi ve pandeminin çocukların refahı üzerinde yarattığı tahribatta olduğuna göre, önemli müdahaleleri uygulamak, damgalanmayla mücadele etmek, ebeveynleri desteklemek, sıcak okullar oluşturmak, sektörler arasında çalışmak, sağlam ruh sağlığı hizmetleri oluşturmak için bu fırsatı değerlendirmeliyiz. ve gerçek çözümlere yatırımı teşvik eden politikalar oluşturmak. Avrupa'nın çocukları ve dolayısıyla kıtanın sağlığı buna bağlıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>ve gerçek çözümlere yatırımı teşvik eden politikalar oluşturmak. Avrupa'nın çocukları ve dolayısıyla kıtanın sağlığı buna bağlıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1510067899367252&amp;set=pcb.1510062216034487&amp;__cft__[0]=AZWje6MMK7kMKLAPhWo_Gt5Gey2V5-CZixzJRodch1HWkI_ogi_RAnySa__NKODl95gXCME7ykbv2hZp48mD36V-3uUIFjKshP9fdiUBgAPzhQBAjmyqbWRV5lybjUiIvxE&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/s600x600/245160105_1510067906033918_3259034460556460830_n.jpg?_nc_cat=101&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=ttvYIdb3tEEAX92AvXN&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=4c6aa55f25cf2f27a5061b0b62efedc6&amp;oe=6189AD17" /></a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<h2 dir="auto"><a href="https://www.facebook.com/profile.php?id=100010921680659&amp;__cft__[0]=AZX-bYCRNC0UPT_QOyUm-kD72XWwyCKP6458cgzkfXnNj_e3TFUrQYxx9EsIAqpZQhyhmXuv9bMzcT1d3z1vfufhMPk16UZ6vYdtKSMEa7WveF5__bOrRIkkfrex9zRFKbg&amp;__tn__=-UC%2CP-R" tabindex="0"><strong>Duran Kadir</strong></a></h2>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Oct 2021 21:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/723d9229e209253c6a74a46a28e95e4b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika / N-VA, ırkçı bir proje sundu.</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcika---n-va-irkci-bir-proje-sundu-7818</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcika---n-va-irkci-bir-proje-sundu-7818</guid>
                <description><![CDATA[Belçika"da N-VA partisi "dini nedenlerle" sünnetler için yapılan geri ödemeleri kaldırmak istiyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bruxelles Korner</strong></p>

<p><em>Kadir Duran</em></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Belçika"da N-VA partisi "dini nedenlerle" sünnetler için yapılan geri ödemeleri kaldırmak istiyor</strong></span></p>

<p><em>N-VA, ırkçı bir proje sundu.</em></p>

<p>Valerie Van Peel (N-VA) "Doktor hala sünnet yapabilir, ancak dini için yapılan sünnet ücretlerin tüm masrafını şimdi hasta karşılayacak."dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1508345119539530&amp;set=pcb.1508324602874915&amp;__cft__[0]=AZXoWKM88fSeI8unhBNIDMC2PeqWtQWmoM4U8CbnRFmlVk1xoZUcnxs8nZU3fJwTON8f4thrgy8n9dX_cgJM5Gfy6qtRZoWo07CDkuTb6x7QlIcByu58Snjxat4EeUTnw2U&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/p552x414/244699054_1508345126206196_4972838617477906748_n.jpg?_nc_cat=110&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=L0atnGhA66IAX_e3lcX&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=fea7db6cda922c933e24413f3d1cd064&amp;oe=61878A2D" /></a></p>

<p>Sünnet talepleri özellikle Brüksel'de yükseldi, özellikle bazı Brüksel kliniklerin'de talepler artıyor.</p>

<p>Yeni doğan erkek çocukların sünneti, penisin başını kaplayan deri bölgesinin (sünnet derisi) kesilmesini içeren isteğe bağlı bir cerrahi işlemdir.</p>

<p>Ve genellikle doğumdan sonraki birkaç gün içinde yapılır. Ama durum her zaman böyle değildir. "İki seçenek var, doğumda lokal anestezi ile ya da bir yaşından itibaren genel anestezi ile.</p>

<p>Her yaşta yapılabilir ama lokal anestezinin avantajı öyle olmasıdır.</p>

<p>Genel olarak, operasyon "kişisel rahatlık" olarak bilinen kültürel veya dini nedenlerle yapılır, ancak bu daha nadir olmakla birlikte tıbbi nedenlerle de yapılabilir.</p>

<p>Dr Mergan: "Her şeyden önce doğum oranı ve Brüksel'e göçle bağlantılı"</p>

<p>Ben yılda 300 yapıyorum ve bazı cerrahlar yapıyor. Hatta daha fazla. doğum oranı ve başkente göç, "</p>

<p>"Büyük bir hasta tabanımız var, pratikte haftada 5 ile 10 arası yapıyoruz. Son yıllarda talep çok arttı, on yıl önce durum böyle değildi. "</p>

<p>Maliyet tarafında, müdahalenin tamamı sağlık sigortası tarafından hastaya geri ödenir.</p>

<p>"Kendi başına, operasyon toplamda yaklaşık 1.000 Euro'ya mal oluyor ve yüzde 10'u hastaya (ya da 108.99 Euro) gidiyor, tamamen hastanın sorumluluğunda .</p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1508345092872866&amp;set=pcb.1508324602874915&amp;__cft__[0]=AZXoWKM88fSeI8unhBNIDMC2PeqWtQWmoM4U8CbnRFmlVk1xoZUcnxs8nZU3fJwTON8f4thrgy8n9dX_cgJM5Gfy6qtRZoWo07CDkuTb6x7QlIcByu58Snjxat4EeUTnw2U&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/244973673_1508345096206199_8218078056978553127_n.jpg?_nc_cat=101&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=UzN_9RsGxnMAX_NHl_a&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=15e70b1656efdad85a2bd6cea077be8a&amp;oe=6186981A" /></a></p>

<p>Inami'nin verdiği son rakamlara göre, yılda 25.946 sünnet geri ödendi. Ve bu prosedürlerin çoğu 5 yaşın altındaki erkek çocuklara uygulandı (vakaların %58'i). Böylece, toplamda sağlık bakımının maliyeti yaklaşık 3 milyon avroyu buluyor.</p>

<p>Bu durumla karşı karşıya kalan N-VA, tıbbi olarak gerekli olmayan sünnetlerin sağlık sigortası tarafından geri ödenmesini bir yasa tasarısı ile ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. MEP Valerie Van Peel (N-VA) girişimde, "Doktor hala sünnet yapabilir, ancak ücretlerin tüm masrafını şimdi hasta karşılayacak. Sağlık sigortası dini tercihleri ​​geri ödememelidir," dedi. metinden.</p>

<p>Parti, konumunu haklı çıkarmak için, Hollanda, Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa gibi çevremizdeki birçok ülkede bu müdahalenin geri ödenmediğini vurguluyor. "Tıbbi olmayan nedenlerle yapılan sünnetlerin sağlık sigortası tarafından geri ödenmesini kaldırmayı teklif ediyoruz.</p>

<p>Ayrıca Biyoetik Danışma Kurulu'nun raporuna göre 25.698 sünnet gerçekleştirildi. 2014 yılında Belçika'da sağlık sigortası için toplam 2,6 milyon avroya yakın maliyetle bu ameliyatların yaklaşık %57'si 0-4 yaş arası çocuklara yapıldı.Tıbbi olmayan nedenlerle yapılan sünnet sayısı bilinmiyor” dedi.</p>

<p>Doktor sertifikası, İnami'nin Tıbbi Değerlendirme ve Kontrol Servisi (SECM) tarafından kontrol edilecektir.</p>

<p>Kadir <a href="https://www.facebook.com/kaart.duranart.1?__cft__[0]=AZXoWKM88fSeI8unhBNIDMC2PeqWtQWmoM4U8CbnRFmlVk1xoZUcnxs8nZU3fJwTON8f4thrgy8n9dX_cgJM5Gfy6qtRZoWo07CDkuTb6x7QlIcByu58Snjxat4EeUTnw2U&amp;__tn__=-]K-R" tabindex="0">Duran Ka</a></p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1508345099539532&amp;set=pcb.1508324602874915&amp;__cft__[0]=AZXoWKM88fSeI8unhBNIDMC2PeqWtQWmoM4U8CbnRFmlVk1xoZUcnxs8nZU3fJwTON8f4thrgy8n9dX_cgJM5Gfy6qtRZoWo07CDkuTb6x7QlIcByu58Snjxat4EeUTnw2U&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/244665658_1508345109539531_1349315297978285425_n.jpg?_nc_cat=111&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=iOa4G0z-Vp8AX9jUNiN&amp;tn=ZPQo71LZUnWIo_uo&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=3342ce367c4932cc5febceb6aa0ce227&amp;oe=618585B3" /></a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 Oct 2021 15:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/ddd727697f42f1b8bdb2207926ae0279.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Covid-19 aşıları kısırlık, düşük veya adet düzensizliği riskini artırır mı?</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/covid-19-asilari-kisirlik-dusuk-veya-adet-duzensizligi-riskini-artirir-mi-7777</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/covid-19-asilari-kisirlik-dusuk-veya-adet-duzensizligi-riskini-artirir-mi-7777</guid>
                <description><![CDATA[Covid-19 aşıları kısırlık, düşük veya adet düzensizliği riskini artırır mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Covid-19 aşıları kısırlık, düşük veya adet düzensizliği riskini artırır mı?</p>

<p>Romane Bonnemé / Kadir Duran</p>

<p>Aşılar hamile kadınlar ve bebekleri için tehlikeli midir? kısırlaştırırlar mı? Menstrüasyonu bozarlar mı? Sosyal ağlarda, bu sorular birkaç haftadır çoğalıyor. Ancak bunlar sadece bilimsel temeli olmayan söylentilerdir. La Libre'deki meslektaşlarımızdan bu gerçeği kontrol ettiler</p>

<p>Belçika Sağlık Bakanı Franck Vandenbroucke (sp.a) 14 Temmuz'da La Libre Belgique gazetesine yaptığı açıklamada, "Aşıdan şüphe duyanları ikna etmek için şeffaflık şart" dedi. Ve haklı olarak: Belçikalıların aşı olmayı reddetmeyi açıklamak için belirttiği bazı nedenler, sosyal medya'da dolaşan yanlış bilgilere dayanmaktadır. Bilimsel laboratuvarların bakış açısı eksikliğine ek olarak, aşı karşıtları özellikle düşük, kısırlık veya adet bozuklukları riskleri konusunda endişelidir.</p>

<p>La Libre'deki meslektaşlarımızın bu söylemleri özellikle sosyal ağlarda yaygın olan bu iddialardan bazılarının bozmaya karar verdi.</p>

<p>1. Covid-19'a karşı aşı anne veya fetüs için bir tehlikedir</p>

<p>Bilim ve tıp toplulukları için, koronavirüse karşı aşılama ile mevcut veya gelecekteki gebelikler için zararlı etkiler arasında hiçbir bağlantı kurulmamıştır. Belçika'da Üstün Sağlık Konseyi'nin (CSS) Önerileri kategoriktir: “Şu anda mevcut olan COVID-19'a karşı RNA aşıları hamile kadınlara güvenle uygulanabilir”. RNA aşıları, Pfizer ve Moderna laboratuvarlarından alınan aşılardır.</p>

<p>CSS önerileri, özellikle New England Journal of Medicine'de 17 Haziran 2021'de yayınlanan bir Amerikan çalışmasının ön sonuçlarına dayanmaktadır. 35.600'den fazla hamile kadın üzerinde yürütülen bu çalışma, Moderna veya Pfizer aşıları olan katılımcılarda endişe verici sinyaller göstermedi.</p>

<p>Hamile kadınları aşılamanın çifte faydası</p>

<p>ULB'deki epidemiyolog Muriel Moser için hamile kadınlar için aşılama çifte avantajı temsil ediyor: “Kadınların hastalığa yakalanmasını neredeyse %95 oranında önlüyoruz ve doğumdan sonra bebekleri de koruyoruz: plasentadan veya süte geçen antikorlar var ”.</p>

<p>Hamileyseniz Covid-19'a yakalanmak dramatik olabilir.</p>

<p>Bu risklerle karşı karşıya kalan CSS, geçtiğimiz Nisan ayında hamile olmayan bir kadına kıyasla tüm hamile kadınların aşılama önceliğine sahip olduğunu tahmin etti.</p>

<p>2. Erken gebelikte Covid-19 aşısı olmak düşük riskini artırır</p>

<p>Dr. Oranite Goldrat, “Bu gecikme, her şeyden önce aşı kampanyasının başlangıcında bir ihtiyati ilkeydi” diye tahmin ediyor. "Bugün, yapılan tüm çalışmalar ve herhangi bir risk gözlenmeden yapılan aşılarla birlikte, hamileliğin ilk üç ayındaki bu gecikme, bugün Belçika'da artık kural değil".</p>

<p>Fransa'da Sağlık Bakanı Olivier Véran'ın 20 Temmuz'da aşının hamileliğin ilk ayından itibaren hamile kadınlara açık olduğunu yeniden teyit ettiği aynı konuşma.</p>

<p>UZ Gent'teki jinekolog Dr Isabelle Dehaene gibi bazı doktorlar, koronavirüsün ciddi yan etkilerinin "bebek için daha yüksek olduğu" "hamileliğin üçüncü trimesterinden önce" aşılamayı savunuyorlar.</p>

<p>3. Messenger RNA aşıları fetüsün DNA'sını değiştirir</p>

<p>Çok sayıda çalışma, makale ve yayın RNA aşılarının aşılanmış hastaların DNA'sını değiştirmediğini göstermiştir. Aynı şey hamile kadınlar ve doğmamış bebekleri için de geçerlidir.</p>

<p>Bu aşılar özellikle Belçika'da bu halk için bile tercih edilmektedir. Nedeni ? Dr. Isabelle Dehaene, "Dünya çapında RNA aşılarını alan binlerce kadından oluşan gözlemsel kohortlara dayanarak, Pfizer ve Moderna ile daha fazla deneyime sahibiz" diyor.</p>

<p>Bu kohortlar arasında, New England Journal of Medicine'nin yukarıda belirtilen ve “Moderna veya Pfizer / BioNTech aşıları nedeniyle ciddi yan etkiler veya olumsuz gebelik sonuçları riskinde artış” olmadığı Amerikan çalışmasına katılan 35.600 hamile kadın bulunmaktadır.</p>

<p>Dr Isabelle Dehaene'ye göre, aşı görev gücünün bir iç kaynağına atıfta bulunarak, "25.000'den fazla Belçikalı hamile kadın bu iki aşıdan biri ile aşılanmıştır".</p>

<p>4. Covid-19'a karşı aşılar sizi kısır yapar</p>

<p>Saint Hospital Center bulaşıcı hastalık uzmanı Nicolas Dauby, "Aşının kısırlık üzerindeki etkisine dair bu yalan habere bir son vermeliyiz, birdenbire ortaya çıktı (...) ne rasyonel ne de biyolojik temelli", diye yanıtlıyor. .Pierre.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 4 Haziran'da yayınladığı bir videoda bu söylentinin asılsızlığını bir kez daha teyit etti.</p>

<p>36 çiftin tüp bebek (IVF) planlarını içeren bir çalışmanın sonuçları da bu yöne işaret ediyor. Mayıs 2021'de Reproductive Biology and Endocrinology dergisinde yayınlanan bu çalışmanın sonucu, "RNA aşısı, hastaların bir sonraki acil IVF döngüsündeki performansını veya yumurtalık rezervini etkilemedi" diyor.</p>

<p>Muriel Moser'e göre olası bir adet bozukluğu ile ilgili olarak, aşılama sonrası bağışıklık tepkisi şimdiye kadar adet döngüsünde herhangi bir değişiklik göstermedi. “Bu konuda randomize bir bilimsel çalışma yapılmalı” diye ekliyor epidemiyoloji.</p>

<p>Sonuç olarak, düşük, kısırlık veya aşılarla değiştirilmiş DNA söylentileri asılsızdır, hatta anne ve çocuk için tehlikelidir. Erasme hastanesinden Dr. Goldrat, “Hamile kadınlarda aşılamanın faydası, bu nedenle potansiyel yan etki riskini aşıyor ve hamilelik sırasında Covid-19 kapılması durumunda ciddi komplikasyon tehlikesini önlüyor” diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Jul 2021 16:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/e7b3ecf96fe62abecabb1cb7148e9419.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ozon tabakası deliği neden sorun olmaktan çıktı?</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ozon-tabakasi-deligi-neden-sorun-olmaktan-cikti-7527</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ozon-tabakasi-deligi-neden-sorun-olmaktan-cikti-7527</guid>
                <description><![CDATA[Ozon tabakası deliği neden sorun olmaktan çıktı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ozon tabakası deliği neden sorun olmaktan çıktı?</p>

<p>ozon, güneş radyasyonunun yüksek irtifada oksijen molekülleri üzerindeki etkisiyle üretilir. ozon-oksijen döngüsü, ozonun, ultraviyole (UV) radyasyonu ısıya dönüştürerek stratosferde sürekli olarak yenilenmesi sürecidir. Sydney Chapman tarafından 1930'larda incelendi.</p>

<p>Süreç, bilim adamları tarafından genellikle Chapman döngüsü olarak adlandırılır. Kimya dilinde bu şekilde anlatabiliriz o2 ==&gt; -O &amp; -O Atomik oksijen tekrar moleküler oksijenle birleşir ve sonuç O+O2 ==&gt; O3 Ozon tabakası niçin önemlidir? Bu tabaka, dünyayı zararlı ultraviyole radyasyondan korumaktadır. 70li yıllarda ozon tabakası deliği ciddi bir sorun hale gelmişti. Bu sorunu biraz inceleyelim.</p>

<p>70li yıllarda, stratosferdeki ozon içeriğinde bir azalma oluşmuştu. Bu doğal Chapman döngüsü sarsılmıştı. Catalytic cycle veya katalitik döngü yüzünden ozon tabakası “delindi”. 70li yıllarda buzdolabı üretimi çoğaldı. Ve buzdolabı üretimi, Klorofloro karbon emisyonlara neden olur. Klorofloro karbon gazı atmosfere parfümlerden,klimalardan,buzdolaplarından,araba egzozlarından ve sera gazları ile yayılır. ozon ile reaksiyona girerek parçalanmasına neden olur. O3 + Cl —&gt; ClO + O2 O3 + ışık —-&gt; O + O2 ClO + O —&gt; Cl + O2 1985 yılında klorofloro karbon ozon tabakasını zayıflatan madde olarak kabul edilir. Montréal Protokolü esnasında, Eylül 1987'de Ozon Tabakasını İncelten Maddeler İlişkin kabul edilmiştir.</p>

<p>1985 yılında Antartika üzerindeki ozon deliğinin tespit edilmesi ile hükümetler, birçok Kloroflorokarbon (CFC)'ların ve bazı halonların üretimini ve tüketimini azaltacak katı önlemlere ihtiyaç olduğu yargısına varmışlardır. 1989 yılında protokol yürürlüğe girer ve 1999 yıkıma kadar CFC emisyonlar %50 nin azaltılması planlanır. Peki niçin CFC den vazgeçmek bu kadar kolay oldu? Çünkü CO2 emisyonlarına nazaran, CFC emisyonlarını önlemek için ekonomik sistemlerimizi değiştirmemize gerek kalmıyordu.</p>

<p>Ek olarak ozon tabakasının zayıflaması direkt olarak bir çok insanı etkileyip, cilt kanserlerinin artığı için devletler durumun vahim olduğunu kanaatine vardılar. Bu şekilde ozon tabakası inceliği büyük bir tehdit olmaktan çıktı. Asıl şimdi diğer gezegensel sınırları (planetary boundaries) önemsemek gerek. Bunları içinde İklim Değişikliği; Okyanus Asitliği; Tatlı Su Kullanımı; Arazi Kullanımı bulunmaktadır.</p>

<p>Türkiye büyük bir sus kriz’i tehdidi altındayken, çok özenle çözüm üretmeli.</p>

<p>Derya Soysal,</p>

<p>tüm haklar saklıdır. Paylaşılabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Jan 2021 00:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/6b8ca01981e1df2982d3e6a21645adfc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Covid&#039;e karşı Pfizer aşısını geliştiren  iki Türk göçmen</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/covide-karsi-pfizer-asisini-gelistiren--iki-turk-gocmen-7455</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/covide-karsi-pfizer-asisini-gelistiren--iki-turk-gocmen-7455</guid>
                <description><![CDATA[Covid'e karşı Pfizer aşısını geliştiren Mainz'deki Alman laboratuvarı iki Türk göçmen tarafından yönetiliyor: ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Covid'e karşı Pfizer aşısını geliştiren Mainz'deki Alman laboratuvarı iki Türk göçmen tarafından yönetiliyor: Özlem Türeci ve Uğur Şahin</p>

<p>Koronavirüs aşısı: Pfizer ve BioNTech'in aşısının virüse karşı yüzde 90'dan fazla etkili olduğu açıklandı.</p>

<p>Söz konusu aşı adayı 6 ülkede 43 bin 500 kişi üzerinde test edildi. Denemelerde ciddi bir güvenlik endişesi ortaya çıkmadı. Koronavirüs aşısının denendiği ülkeler arasında Türkiye de var.</p>

<p>BioNTech'in kurucuları Uğur Şahin ve Özlem Türeci Alman şirketi BioNTech'in kurucuları, Türkiye'den Almanya'ya göçmüş bir ailenin çocukları olan Özlem Türeci ve aynı zamanda şirketin CEO'su olan Uğur Şahin.</p>

<p>İşte Atatürk’ün bahsettiği çalışkan Türkler. Gurur verici. Belçika’lı Türk olarak Özlem Türeci ve Uğur Şahin’i yürekten kutluyorum.</p>

<p>Onur ve gurur duyuyorum.</p>

<p>Derya Soysal</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Nov 2020 21:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/cf85b93f6adfcc3e5543f445a4229389.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Islak mayoyla uzun süre durmak idrar yolu enfeksiyonunu tetikliyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/islak-mayoyla-uzun-sure-durmak-idrar-yolu-enfeksiyonunu-tetikliyor-7329</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/islak-mayoyla-uzun-sure-durmak-idrar-yolu-enfeksiyonunu-tetikliyor-7329</guid>
                <description><![CDATA[Islak mayoyla uzun süre durmak idrar yolu enfeksiyonunu tetikliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Islak mayoyla uzun süre durmak idrar yolu enfeksiyonunu tetikliyor</h1>

<h4>Uzmanlar, ıslak mayoyla uzun süre kalmanın kadınlarda sistit ve çeşitli idrar yolu enfeksiyonlarına ya da kadın genital yollarında mantar enfeksiyonuna neden olabileceği konusunda uyarıyor.</h4>

<p>Elif Küçük &nbsp; |13.08.2020</p>

<p><img alt="Islak mayoyla uzun süre durmak idrar yolu enfeksiyonunu tetikliyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2020/08/13/thumbs_b_c_9c0b63e6c7ca06bcd0764c8c8e9fccd7.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği Şefi Doç. Dr. Eyüp Veli Küçük, ıslak mayoyla uzun süre kalmanın kadınlarda sistit ve çeşitli idrar yolu enfeksiyonlarına ya da kadın genital yollarında mantar enfeksiyonuna neden olabileceğini belirterek, "Özellikle klor, kadın florasındaki yararlı bakterilerin yok olmasına yol açıyor. Öte yandan erkekler de uzun süre ıslak mayoyla kaldığında idrar yolu enfeksiyonuna yakalanabiliyor." dedi.</p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonuna ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Küçük, "Üriner sistem adı verilen idrar yollarının herhangi bir bölgesinde ve herhangi bir sebeple enfeksiyon oluşması durumu" şeklinde tanımladığı bu rahatsızlığın, böbrekler, mesane ve üretraya (dış idrar yolu) genellikle insanların kalın bağırsak florasında bulunan bakterilerin yerleşmesiyle oluştuğunu, bakteri, virüs ve mantarların idrar yolu enfeksiyonuna yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Doç. Dr. Küçük, idrar yolu enfeksiyonunun cinsiyete ve yaşa bağlı görülme sıklığı ile riskinin değiştiğini aktararak, sağlıklı genç ve yetişkin erkeklerde oldukça nadir görülürken ileri yaşta görülme sıklığının yüzde 15'in üzerine çıktığını, kadınlarda ise yaşam boyu idrar yolu enfeksiyonuna yakalanma oranının yüzde 50 civarında olduğunu ifade etti.</p>

<p>Genç ve sağlıklı kadınların 3'te 1'inin hayatlarında en az bir kez sistit atağı yaşayabildiğine dikkati çeken Küçük, kadınların dış idrar yolunun erkeğe göre daha kısa olduğunu, bu durumun bakterilerin kat etmesi gereken mesafeyi azalttığını ve kadınlarda idrar yolu enfeksiyonunun daha sık görülmesine sebebiyet verdiğini kaydetti.</p>

<p>Yeni doğan erkek bebeklerdeki riskin yeni doğan kız bebeklere göre fazla olduğunu ancak bu durumun çocukluk çağında tersine dönerek kızlarda daha fazla görülmeye başladığını dile getiren Küçük, "Sünnetsiz erkek çocuklarda da risk artmaktadır. Yetişkin erkeklerde idrar yolunun savunma mekanizmasını bozan taş ve prostat hastalığı ya da sonda takılması gibi durumlar da enfeksiyona zemin hazırlar. Tekrarlayan enfeksiyonlarda böbrek ve idrar yolları ile ilgili üriner sistem taşı, prostat büyümesi, idrar yolunun tümöral hastalıkları, vezikoüreteral reflü gibi patolojiler de araştırılmalıdır." dedi.</p>

<h3>İdrar yolu enfeksiyonunu önlemek için bol su tüketin</h3>

<p>Doç. Dr. Küçük, idrar yolu enfeksiyonunun belirtilerini, "Yeni başlayan sık sık tuvalete gitme ihtiyacı, idrar yaparken yanma, kötü kokulu idrar, idrar yaparken ağrı ya da bulantı, karın ağrısı, bel ağrısı, bazen idrarda kanama" şeklinde tanımlayarak, vatandaşların bu şikayetleri yaşamaları ya da şikayetlerinin üstüne kusma, ateş gibi bulguların eklenmesi halinde hekime başvurmalarını tavsiye etti.</p>

<p>Küçük, erkek ve kadında idrar yolu enfeksiyonunun önlenmesi için bol su içilmesi, tuvalet hijyenine dikkat edilmesi, genital bölgenin temiz ve kuru tutulması, özellikle kadınlarda tuvalet sonrası temizliğin önden arkaya doğru yapılması, pamuklu iç çamaşırı tercih edilmesi ve çamaşırın her gün değiştirilmesi, genital bölgede kozmetik ürünlerin kullanılmaması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<h3>"Ortak kullanılan havlu ve şezlong vasıtasıyla mantar ve virüs bulaşabiliyor"</h3>

<p>Özellikle yaz aylarında deniz ve havuzdan sonra ıslak mayoyla kalınmasının da idrar yolu enfeksiyonunu tetiklediğini vurgulayan Küçük, "Islak mayoyla uzun süre kalmak, kadınlarda sistit ve türlü idrar yolu enfeksiyonlarına ya da ıslak mayonun oluşturduğu nemli ortam kadın genital yollarında mantar enfeksiyonuna neden olabilmektedir. Özellikle klor, kadın florasındaki yararlı bakterilerin yok olmasına yol açıyor. Bundan ötürü de erkeklere göre enfeksiyon kapma riski daha fazla. Ayrıca, kadınlarda havuza girildiğinde genital mantar oluşum riski de var. Öte yandan erkekler de uzun süre ıslak mayoyla kaldığında idrar yolu enfeksiyonuna yakalanabiliyor. Ortak kullanılan havlu, şezlong ya da yer minderleri vasıtasıyla da mantar ve virüs bulaşabiliyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Doç. Dr. Küçük, tatilde olan ya da tatile gidecek vatandaşlara idrar yolu enfeksiyonundan korunmaları için şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Hem idrar yolu temizliği hem de vücudun sıvı kaybını önlemek için bol su için. Tatil yaptığınız yerde her ikisi de mevcutsa havuz yerine denizi tercih edin. Deniz ya da havuzdan çıktıktan sonra ıslak mayonuzu değiştirin. Kalabalık saatlerde havuz kullanmayın. Daha tenha saatler ve alanlar tercih edin. Aile içi dahi olsa ortak havlu değil kişisel havlu kullanın. Hijyeninden emin olmadığınız havuzlardan uzak durun. Özellikle ortak kullanılan şezlong minderlerine dikkat edin ve nemli, yumuşak oturma gruplarından uzak durun. Denize ya da havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş alın. Sentetik ve havasız iç çamaşırı ile giyecekler tercih etmeyin. Dar pantolonlardan uzak durun. Genital bölgenin temizliğine önem verin ve kuru kalmasını sağlayın."</p>

<h3>Tedavi edilmezse böbrek yetmezliğine neden olabiliyor</h3>

<p>Doç. Dr. Eyüp Veli Küçük, idrar yolu enfeksiyonu hastalığının basitten komplekse doğru geniş bir yelpazede yer aldığını belirterek, mutlaka ciddiye alınması gereken bir durum olduğunu vurguladı.</p>

<p>Aksi halde idrar yolu enfeksiyonunun böbreklere de zarar vereceğine dikkati çeken Küçük, "Enfeksiyon, gereken tedavi alınmadığı ya da zamanında tedavi edilmediği taktirde böbreklere yayılma, böbrekte kalıcı hasarlar oluşturma, hatta böbrek yetmezliğine varan ciddi hastalıklara dönüşebilme riski vardır. Hipertansiyonun gizli sebeplerinden birinin de küçüklükte geçirilen, tedavi edilmemiş idrar yolu enfeksiyonu olduğu düşünülür." dedi.</p>

<p>Küçük, ayrıca acil tedavi gereken durumlar sağlanmadığı takdirde enfeksiyonun tüm vücuda yayılarak, ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Aug 2020 00:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/d4a21d893f6ca78d2855e3b87215ddfa.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Sıkı topuz&#039; kellik sebebi</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/siki-topuz-kellik-sebebi-7328</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/siki-topuz-kellik-sebebi-7328</guid>
                <description><![CDATA['Sıkı topuz' kellik sebebi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Sıkı topuz' kellik sebebi</h1>

<h4>Dermatolog Karaoğlu, yanlış saç toplama stillerinin kadınlarda kelliğe neden olabileceğini belirtti.</h4>

<p>Esma Küçükşahin &nbsp; |13.08.2020</p>

<p><img alt="'Sıkı topuz' kellik sebebi" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2020/08/13/thumbs_b_c_89e49a5ddd47d1b824cf618749efc78b.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Kayseri</h6>

<p>Türk Dermatoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Sema Karaoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada,<strong>&nbsp;saç dökülmes</strong>in son dönemlerde daha çok erkeklerle gündeme geldiğini ancak kadınlarda da saç dökülmesinin erkeklerle benzer olduğunu söyledi.</p>

<p>"Erkek tipi" saç dökülmesinin kadınlarda da görüldüğünü anlatan Karaoğlu, "Erkeklerde bunu hastalık olarak kabul etmiyoruz, bu daha çok genetik ve yapısal özellikleriyle ilgili. Ancak kadınlarda erkek tipi saç dökülmesi olduğunda mutlaka tedavi yoluna gidiyoruz." dedi.</p>

<p>Saç dökülmesinin değişik sebepleri olduğuna dikkati çeken Karaoğlu, saç kılı ve saçlı derideki hastalıkların yanı sıra birtakım davranışsal nedenlerin de dökülmeyi etkilediğini dile getirdi.</p>

<h3>"Saç toplama stilleri saç dökülmesinde etkili oluyor"</h3>

<p>Karaoğlu, saç toplama stillerinin de saç dökülmesinde etkili olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:</p>

<p>"Hasta saç dökülmesi şikayetiyle geldiğinde biz öncelikle saç ne zaman ve nasıl dökülüyor, taramayla mı dökülüyor bunları öğreniyoruz. Çünkü günde yaklaşık 80-110 tel saç dökülmesini normal kabul ediyoruz. Bunun fazlasında dökülme varsa mutlaka hastanın tetkik edilmesi gerekiyor. Kansızlık, D vitamini ve B12 vitamini eksikliği, demir eksikliği, biotin eksikliği, tiroit hastalığı, hormonal bozukluğu var mı bunlara bakıyoruz. Muayene mutlaka bize az çok fikir veriyor. Çünkü bazen para şeklinde dökülmeler geliyor, yuvarlak kel alanlar. Bunlar halk arasında saç kıran diye bilinen hastalık. Bazen hastanın farkında olmadan eliyle saçıyla oynayarak kopara kopara meydana getirdiği dökülmeler var. Yanlış saç toplama stilleri nedeniyle saçların yanlarında seyrelme görüyoruz. Hatta bazen saçların gerdirilmesinden dolayı burada ciddi bir kellik görebiliyoruz."</p>

<h3>Saç stiline bağlı dökülmeler artıyor</h3>

<p>Karaoğlu, son yıllarda "Traksiyon alopesisi' olarak bilinen saçların aşırı çekilmesiyle yapılan saç bağlama modellerinden kaynaklanan saç dökülmesinin çok görüldüğünü aktardı.</p>

<p>"Tepeden&nbsp;<strong>sıkı topuz</strong>&nbsp;yapmak bu tarz dökülmeyi tetikliyor." diyen Karaoğlu, şunları kaydetti:</p>

<p>"Bu topuz evde genellikle açılmıyor. 2-3 gün bu topuzun bozulmadığı oluyor. Yanlardan saçın çekilmesi saçın terbiye edilmesi gibi algılanıyor. Saç zamanla çekilen yerlerden kopuyor ve kopanlar yeniden çıkmıyor. Saç sürekli yarım santimetre, 1-2 santimetre geriye gidiyor. Öyle saçlar var ki 4-5 santimetre açılmış, kellik gelişmiş. Saç ve kaş kılının bir özelliği var, bunlar dökülürse yerine yenisi gelmiyor. Halk arasında buna küsme deniliyor. Traksiyon alopesisi dediğimiz türdeki dökülmede saçlar maalesef tekrar yerine gelmiyor."</p>

<p>Karaoğlu, saçların gerdirilmeden ve sıkılmadan topuz yapılması gerektiğine değinerek, "Saçları kopmayacak kadar çekerek bağlama yapılmalı. Saçlar çekilerek, gözler çekik gösterilmek isteniyor ancak o kopan teller birkaç kopmadan sonra geri gelmiyor. Vücut, 'bu bölgede saç istenmiyor' şeklinde algılıyor. Burada yedek saç folikülü yok. Bacak kılının yedek folikülü var ancak burada yedek kıl folikülü olmadığı için çok fazla küsüyor ve yeniden kıl şeklinde gelmiyor." ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Aug 2020 00:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/27e4520f7e8ea067e01813e466a036df.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇÖLYAK HASTALIĞI NEDİR?</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/colyak-hastaligi-nedir-7270</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/colyak-hastaligi-nedir-7270</guid>
                <description><![CDATA[ÇÖLYAK HASTALIĞI NEDİR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ÇÖLYAK HASTALIĞI NEDİR?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Glutensiz Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olan, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Meltem Gümüş, Çölyak Hastalığı hakkında gazetemize detaylı bilgiler verdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>‘Çölyak Hastalığı; buğday, arpa ve çavdarda bulunan gluten isimli maddenin vücuda alınmasıyla birlikte genetik yatkınlığı olan kişilerde, bağırsaklarda besin emiliminde görevli villus denilen yapıların bozulmasına neden olan bir hastalıktır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Beslenme ile ilgili bir bağırsak hastalığı olmasına rağmen tüm vücudu etkilemektedir. Ülkemizde görülme sıklığı ise, yaklaşık olarak 200 kişide 1 oranındadır. Çocukluk çağının en yaygın görülen emilim bozukluğu olmakla beraber her yaşta ortaya çıkabilmektedir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çölyak hastalığına sahip olan kişilerde en çok görülen bulgular; ishal, kilo kaybı ve karın şişliği olup kusma, iştahsızlık, kemik erimesi, kronik yorgunluk, kilo alamama, cilt ve saç bulguları, kansızlık, ergenlikte gecikme ve büyüme geriliği de sık görülen belirtilerdendir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu hastalık bazı kişilerde hiçbir şikayete neden olmadan uzun yıllar kalabilir. Gerek bu sessiz çölyak hastalığına sahip kişilerde gerekse çeşitli şikayeti bulunanlarda, hekim tarafından düşünülmesi halinde ayrıntılı bir muayene ve bir takım tetkiklerle tanısı konulur.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kan tahlili ile belirlenen bir grup testte müspetlikler görülmesi durumunda genetik tahliller ve endoskopi ile bağırsak biyopsisi yapılarak hastalık varlığı aranır. Bunun yanı sıra hastalık tanısı kesinleşen kişilerin aile üyelerinin de, sessiz çölyak hastalığı varlığı açısından taranması gerekir. Yaşam boyunca glutensiz bir diyet gerektiren Çölyak’ın şu an için bilinen tek tedavisi de sadece glutensiz beslenmektir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çölyak için dünya çapında için pek çok ilaç çalışması yapılıyor olsa da, ilaç bulununcaya kadar diyet dışında tedavisinin olmadığını özellikle belirtmek isterim. Çölyak Hastalığı, tanıdan sonra artık bir hastalık değil, tam bir yaşam biçimidir. Glutensiz diyete uyum da genel sağlık için çok önemlidir.’</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2020 21:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/aa9093d534cb93bff2e68720cc8c64a8.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye, Avrupa&#039;da obezitede birinci sırada</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/turkiye-avrupada-obezitede-birinci-sirada-6891</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/turkiye-avrupada-obezitede-birinci-sirada-6891</guid>
                <description><![CDATA[10. Ulusal Obezite Kongresi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kaya, Türkiye'nin şişmanlık konusunda Avrupa şampiyonu olduğunu belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Türkiye, Avrupa'da obezitede birinci sırada</h1>

<h4>10. Ulusal Obezite Kongresi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kaya, Türkiye'nin şişmanlık konusunda Avrupa şampiyonu olduğunu belirtti.</h4>

<p>Andaç Hongur &nbsp; |22.11.2019</p>

<p><img alt="Türkiye, Avrupa'da obezitede birinci sırada " src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/11/22/thumbs_b_c_a197e5f6fb5edfe682b6ddde9ad87ba2.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p><strong>Türkiye Obezite Araştırma Derneği&nbsp;</strong>(TOAD) ile&nbsp;<strong>Türk Diabet ve Obezite Vakfı</strong>&nbsp;tarafından düzenlenen&nbsp;<strong>10. Ulusal Obezite Kongresi</strong>&nbsp;kapsamında basın toplantısı düzenlendi.</p>

<p>Ahmet Kaya, obezitenin mutlak tedavi edilmesi gereken ve tedavisi ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu dile getirerek, obezitenin yaşam süresini kısalttığını, pek çok hastalığa neden olduğunu anlattı.</p>

<p>Beden kütle indeksi artıkça, yaşam süresinin kısaldığına işaret eden Kaya, "30-35'ler civarı olursa, ortalama yaşam süresi 3 yıl kadar azalır, bunun üzerine çıkılırsa 8-10 yıl kadar azaltan bir hastalık. Obezite tek başına bir hastalık değil, hipertansiyon, diyabet, damar sertliği, kemik hastalıkları, mide-bağırsak hastalıkları hatta hormona özgü kanserler obezlerde daha sık karşımıza çıkmakta." diye konuştu.</p>

<p>Kaya, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Türkiye, Avrupa'da obezitede birinci sırada. Türkiye, Avrupa şampiyonu oldu, şişmanlık konusunda. OECD ülkelerinin verdiği erişkin nüfustaki obez oranı yaklaşık yüzde 19,5-20. Türkiye, bunun üzerinde. Türkiye'de erişkinlerde her 3 kişiden biri obez. Dünyada 650 milyon obez, 1 milyar 9 milyon aşırı kilolu var. Türkiye'de erişkin nüfusunun 20 milyonu obez, bundan daha fazlası aşırı kilolu. Erişkin nüfusun yüzde 60-65'i aşırı kilolu ve obez. Acil eylem planları oluşturmak gerekiyor. Çocukluk dönemlerinde fazla kilolu ve obez grup hızla artıyor. Kadınlardaki oran daha can sıkıcı. Erkeklere göre 2 kat daha fazla kadın obezitesi. Kız öğrencilerin erkek çocuklarına göre obeziteyle karşılaşma olasılığı daha fazla. Fazla kilolu ve obez yaş grubu göz önüne alınırsa, örneğin 6 yaşında çocuklarımızın yüzde 17,9'u obez ve aşırı kilolu. Toplamda 18 yaşına kadar olan yaş grubunun da yüzde 20-21'i obez ve aşırı kilolu."</p>

<p>Alınan enerjinin harcanandan fazla olması veya harcanan enerjinin yetersiz olması obeziteye yol açtığını belirten Kaya, geleneksel beslenmeden, mutfaktan uzaklaşıp Batı türü beslenmeye başlandığında obezitenin sorun olarak ortaya çıkmaya başladığını dile getirdi.</p>

<p>Kaya, hareket etmek ve sağlıklı beslenmek gerektiğinin altını çizerek, "Bu bir kültür meselesi. Eğer çocuklarınıza doğduğu andan itibaren şekeri ve tuzu yedirmezseniz çocuk o tadı almayacak ve ileride de kullanmayacaktır. Obeziteyi önleme programları bebek, anne rahmindeyken başlamalı." dedi.</p>

<h3>"Obezitesi olanlar obeziteleri olduğunun farkında değil"</h3>

<p>Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkanı Prof. Dr. Volkan D. Yumuk da, Türkiye'nin Avrupa'da obeziteyi hastalık olarak kabul eden az sayıda ülkeden biri olduğuna değindi.</p>

<p>Damganın, tanı ve tedavi önünde engel olduğuna işaret eden Yumuk, "Obezitesi olan bireylere yaklaşımda ve sunumlarımızda kullandığımız dil önemli. Obezitesi olanlar kendilerine hasta denilmesini istemiyor. Hastalık olarak kabul edilmesi hükümetleri, devleti devreye sokuyor. Önlemde ve tedavi olanaklarının hazırlanmasında buna ihtiyacımız var. Konuşmalarımızda 'obez hasta' demiyoruz, 'obezitesi olan birey, kişi' diyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Yumuk, Türkiye'nin Avrupa ülkeleri arasında obezitede ilk sırada yer almasını şöyle değerlendirdi:</p>

<p>"Çevresel faktörler dediğimiz kabaca beslenme ve fiziksel aktiviteyle ilgili. Çağın gereği gıda alımının artışı, egzersiz yapılmasının önünde engellerin olması. Türkiye'nin obezitenin var olduğu diğer yerlerden farkı yok. Çocuklar 6-7-8 saat bilgisayar, televizyon karşısında. Bunu erişkinler için de söylemek mümkün. Sonuçta enerjiyi fazla aldığımız ve az tükettiğimiz zaman aradaki fark depolanıyor."</p>

<p>Prof. Dr. Volkan Yumuk, "Obezitesi olanlar obeziteleri olduğunun farkında değil, hastalık olarak kabul etmiyor, bir sağlık biriminden yardım istemiyor. Hastalık olduğunun farkına varması, hekime gitmesi, diyetisyenin hekime yönlendirilmesi gerekiyor. Bir hastalık ve onun komplikasyonlarından bahsediyoruz. Tedaviye ona göre karar veriyoruz." dedi.</p>

<h3>"Hastayı tedavinin bir parçası haline getirmek gerekiyor"</h3>

<p>10. Ulusal Obezite Kongresi Genel Sekreteri Doç. Dr. Mustafa Kulaksızoğlu, toplumda ve sağlık profesyonelleri arasında obezitenin hastalık olarak kabul edilmesinin artığını belirterek, şunları söyledi:</p>

<p>"Obezitenin tedavisi var tabii ki ama hastalık haline gelmeden engelleyebilirsek çocukluk çağında, tedavinin daha başarılı olmasını sağlayacaktır. Obezite geldikten sonra eklem problemlerinden kadınlarda doğurganlık problemleri, gebelikte hipertansiyon, diyabetin çıkması, erişkinlerde diyabetin, hipertansiyonun, kalp ve damar hastalıklarının obeziteyle ilişkili artması, meme kanseri, kolon kanserinin artmasını önlemek için önceden engellememiz lazım. Bir çok tedavi yöntemi var. Tedavinin başarılı olmasının en önemli kısmı, hastayı tedavinin bir parçası haline getirmek ve motivasyonu devam ettirmek. Eğer hastayı tedavinin bir parçası yapamazsanız verdiğiniz tıbbi beslenme tedavisi, doğru yeme şekilleri, yaşam şeklini değişikliği, medikal ilaçlar ve cerrahi tedavilerin başarısı düşer."</p>

<p>Obeziteyle baş etmenin zorluğunun kiloyu koruyabilmek olduğuna işaret ederek, "Kiloyu vermeye bir şekilde motive oluyor obez kişiler, o kiloda kalabilse veya koruyabilse belki sorun bu kadar büyük olmayacak, kiloyu koruyabilmek sorun. Yaşam stilinin değiştirmesi gerekiyor. Tedavinin özelleşmiş merkezlerde olması lazım." dedi.</p>

<h3>"Kilosunu koruyabilen kişilerin ekran zamanı günde 1 saatten az"</h3>

<p>10. Ulusal Obezite Kongresi Genel Sekreteri Doç. Dr. Feray Akbaş, Sağlık Bakanlığının Türkiye Obeziteyle Mücadele Eylem Planı kapsamında Türkiye genelinde obezite merkezleri açıldığını hatırlatarak, bakanlığın 80 civarındaki obezite merkezinde multidisipliner bakış açısıyla hastaların uzun süreli olarak takip ve tedavi edildiğini, daha sonrasında koruma programına alındığını anlattı.</p>

<p>Türkiye Obezite Araştırma Derneği ve Avrupa Obezite Derneği işbirliğiyle 9 merkez kurulduğunu kaydeden Akbaş, "Amacımız obezite merkezleri sayının artması ve obezitesi olan bireylerin kolayca ulaşmasının sağlanması. Amacımız hem koruma hem tanı ve tedavi hem engelleme." dedi.</p>

<p>Akbaş, kilo vermenin ve verilen kiloyu korumanın daha zor olduğunu belirterek, "ABD'de yapılan bir çalışmada, kilo koruma programında olan ve olmayan kişilerin ekran zamanlarına bakılmış. Kilo kaybedenlerin yüzde 20'si koruyabilirken, yüzde 80 obezitesi olan birey, kaybettiği kiloyu geri alıyor. Bunun sebeplerinden biri ekran zamanı olarak ortaya çıkmış. Kilosunu koruyabilen kişilerin ekran zamanının günde 1 saatten az, koruyamayanların ise 4 saatin üzerinde olduğu görülmüş." diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Nov 2019 01:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/49df0da3857fd965d950f9b71b81d717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uyuşturucu Kullanımı ve Bağımlılık ile Mücadele</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/uyusturucu-kullanimi-ve-bagimlilik-ile-mucadele-6881</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/uyusturucu-kullanimi-ve-bagimlilik-ile-mucadele-6881</guid>
                <description><![CDATA[Belçika,Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) Genk,Winterslag Fatih Camii lokalinde vatandaşlarımızla bir araya gelerek, Genk UİD Şubesinin düzenlemiş olduğu Uyuşturucu Kullanımı ve Bağımlılık ile Mücadele konulu seminer büyük bir ilgi gördü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Belçika,Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) Genk,Winterslag Fatih Camii lokalinde vatandaşlarımızla bir araya gelerek, Genk UİD Şubesinin düzenlemiş olduğu Uyuşturucu Kullanımı ve Bağımlılık ile Mücadele konulu seminer büyük bir ilgi gördü.</p>

<p>Panelde Psikolog Çiğdem Öztürk,Dr.Safiye Dursun, Belçika Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) Genk Şube Başkan'ı Fikriye Ayrancı Keper, UİD Belçika Genel Sekreteri Enes Çimen ve Belçika Türk Spor ve Kültür Federasyonu Asbaşkanı Nedim Koçaslan, Uyuşturucu Kullanımı ve Bağımlılık ile Mücadele hakkında birer konuşma yaptılar.</p>

<p>Belçika Türk Spor ve Kültür Federasyonu Asbaşkanı Nedim Koçaslan; “Çocuklarınızı spora teşvik edin,Toplumu her türlü uyarıcı ve uyuşturucu madde kullanımından uzak tutmak,Uyuşturucu ve madde bağımlılığı başta olmak üzere, uyuşturucu maddelerin üretimini, teminini ve uluslararası boyutta ticaretini kolaylaştırdığını görüyoruz. Uyuşturucu, toplumların bugününü ve yarınını tehdit eden, özellikle genç kuşakları esir alan çok katmanlı, çok boyutlu bir sorun haline dönüştü. Bireyin ruh ve beden sağlığında açtığı derin yaralar yanında, toplum bünyesinde de tahribatlara neden olan uyuşturucu kullanımına bağlı asayiş sorunları, ekonomik ve sosyal sıkıntılar da artıyor.</p>

<p>Ancak, bir tek evladımızın dahi uyuşturucu batağına düşmesi bizim için kabul edilemez. Geleceğimizin teminatı, istikbalimizin umudu olan evlatlarımızı bu tür tehditler karşısında korumak en öncelikli vazifesidir.</p>

<p>Milletin el ele vermesi, tam bir dayanışma ve seferberlik ruhuyla hareket etmesi gerekiyor. Hazırlanmasında emeği geçenleri tekrar tebrik ediyor, bu çalışmanın ruhen, zihnen ve bedenen sağlıklı nesillerin yetişmesine vesile olmasını diliyorum ” dedi. Seminere Psikolog Çiğdem Öztürk,Dr.Safiye Dursun, Belçika Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) Genk Şube Başkan'ı Fikriye Ayrancı Keper, UİD Belçika Genel Sekreteri Enes Çimen, Belçika Türk Spor ve Kültür Federasyonu Asbaşkanı Nedim Koçaslan, Genk Belediye Başkan yardımcısı Kurtal Yilmaz, Heusden-Zolder Belediye Başkan Yardımcısı Yasin Gül,Belçika UİD Kadın Kolları Başkanı Zeynep Eryiğit,Fatih Camii Derneği Yöneticileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Belçika,Bruxelles Korner basını Kadir Duran ve Cemal kapaklıkaya, gecenin unutulmaz fotoğraflarını ve videosunu kayıt aldılar.</p>

<p>Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) Genk Şubesi tüm birimleriyle programın gerçekleşmesi için büyük bir öz veri ile çalışıp, birliğin beraberliğin gücünü göstermiş oldular. Seminer sonunda sorular cevaplandı ve günün anısına çektirdikleri fotoğraf karesi ile son buldu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kadir Duran</p>

<p>Cemal Kapaklikaya</p>

<p>Nedim Kocaslan</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Nov 2019 17:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/ae55e82b002b14f0bdac0162ea946b4c.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Obeziteyle mücadele beyinde başlıyor&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/obeziteyle-mucadele-beyinde-basliyor-6872</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/obeziteyle-mucadele-beyinde-basliyor-6872</guid>
                <description><![CDATA['Obeziteyle mücadele beyinde başlıyor']]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Obeziteyle mücadele beyinde başlıyor'</h1>

<h4>Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı Atmaca, "Obeziteyle mücadelede beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi gerekiyor. Bunun önce kafada değiştirilmesi gerekir." dedi.</h4>

<p>Fatih Mehmet Kürkçü &nbsp; |01.11.2019</p>

<p><img alt="'Obeziteyle mücadele beyinde başlıyor'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/11/01/thumbs_b_c_0f38be37a1f9f02626747c4b99a630a7.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Samsun</h6>

<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı&nbsp;<strong>Prof. Dr. Ayşegül Atmaca</strong>,<strong>&nbsp;</strong>AA muhabirine yaptığı açıklamada,<strong>&nbsp;obezite</strong>nin ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu, artık çocukları da tehdit ettiğini söyledi. Obeziteyle mücadele için çeşitli diyet listelerinin uygulandığına işaret eden Atmaca, düşük kalorili diyet programlarıyla belli bir süre kilo verildiğini ancak diyet sonrası eski beslenme alışkanlıklarına dönüldüğü için verilen kiloların tekrar hızlıca geri alındığını aktardı.</p>

<p>Prof. Dr. Atmaca,<strong>&nbsp;obeziteyle mücadeled</strong>e ilk adımın beyinde başladığına vurgu yaparak "Çünkü yaşam tarzı değişikliği, tıbbi beslenme tedavileri, diyetler veya egzersiz sürekliliği zor olan tedavi şekilleri. Kişinin bunu bir yaşam alışkanlığı haline getirmesi gereken tedavi şekilleri. Obeziteyle mücadelede beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi gerekiyor. Bunun önce kafada değiştirilmesi gerekir. Beslenme alışkanlıklarımızı değiştireceğimizi kendimize kabul ettirerek başlamamız gerekiyor." diye konuştu.</p>

<p><strong>Beslenme</strong>&nbsp;alışkanlıklarının değiştirilmesi kadar obeziteyle mücadelede hareketin de çok önemli olduğuna dikkati çeken Atmaca, "Haftada en az 150 dakika egzersiz önemli. Bu egzersiz dışında kişiler günlük hayatında da hep aktif olmalı. Mesela asansör yerine merdiven kullanmak. Kısa mesafeleri arabayla gitmek yerine yürümek. Her yere arabayla gider olduk. Kısa mesafeleri yürüyebiliriz. Çocukların hareketli oyunlara teşvik edilmesi." dedi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 Nov 2019 13:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/dcc1c14f2bfd32c341134368c40b8cfb.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UNESCO&#039;ya &#039;Afyonkarahisar Mutfağı&#039; da dahil oldu</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/unescoya-afyonkarahisar-mutfagi-da-dahil-oldu-6871</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/unescoya-afyonkarahisar-mutfagi-da-dahil-oldu-6871</guid>
                <description><![CDATA[UNESCO'ya 'Afyonkarahisar Mutfağı' da dahil oldu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>UNESCO'ya 'Afyonkarahisar Mutfağı' da dahil oldu</h1>

<h4>Türkiye'de Gaziantep ile Hatay'ın ardından gastronomi alanında 2019 UNESCO "Yaratıcı Şehirler Ağı"na Afyonkarahisar da dahil oldu.</h4>

<p>Arif Yavuz &nbsp; |31.10.2019</p>

<p><img alt="UNESCO'ya 'Afyonkarahisar Mutfağı' da dahil oldu " src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/10/31/thumbs_b_c_f711ea8a3b8152bbb5a8d3c5f03bd5ee.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Afyonkarahisar</h6>

<p>Türkiye'de Gaziantep ile Hatay'ın ardından gastronomi alanında&nbsp;<strong>2019 UNESCO "Yaratıcı Şehirler Ağı"</strong>na Afyonkarahisar da dahil oldu.</p>

<p><strong>"Afyonkarahisar Mutfağı"&nbsp;</strong>konusunda Afyonkarahisar Valiliği, belediye başkanlığı, Zafer Kalkınma Ajansı ile kentteki sivil toplum kuruluşlardan oluşan ekibin, "UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı" ile ilgili uzun süredir çalışmaları başarıyla sonuçlandı.</p>

<p>Kentin coğrafi işaret tescili almış lokum, sucuk, haşhaş, keşkek ile patatesli köy ekmeği başta olmak üzere yöresel lezzetleri ve tatlıları markalaşma yönünde ilerliyor.</p>

<p>Zafer Turistik Otelciler ve İşletmeciler Derneği (ZAFTODER) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Gümüşhan, gazetecilere yaptığı açıklamada, Afyonkarahisar Mutfağı'nın UNESCO "Yaratıcı Şehirler Ağı"na dahil olma sürecinin bir yıl önce başladığını söyledi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/7fc6ad83-e801-4dd2-b1c1-974abd5a6af0/2019%2FEkim%2Fafyon-1-.jpg" /></p>

<p>Valilik, belediye başkanlığı ile Zafer Kalkınma Ajansı'nın birlikte kurduğu 24 kişilik ekibin başarısının büyük olduğunu dile getiren Gümüşhan, "Afyonkarahisar Mutfağımız' UNESCO 'Yaratıcı Şehirler Ağı'na dahil olmasıyla kentimizin lezzetleri tescillenmiş oldu. Artık, Afyonkarahisar'ımız marka şehir olma yönünde ilerlemektedir. Bu başarıda, başta Afyonkarahisar Valisi Mustafa Tutulmaz, Belediye Başkanı Mehmet Zeybek, Zafer Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Veli Oğuz başta olmak üzere, emeği geçen tüm çalışanlara teşekkür ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Gümüşhan, Afyonkarahisar mutfağı ile ilgili çalışmalara katkı vermeye devam edeceklerini vurguladı.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://admin.aa.com.tr/uploads/userFiles/7fc6ad83-e801-4dd2-b1c1-974abd5a6af0/2019%2FEkim%2Fafyon-2-.jpg" /></p>

<h3>"Şehirlerimizin markalaşması gerekiyor"</h3>

<p>Afyonkarahisar Valisi Mustafa Tutulmaz da kentin daha önceden Termal Kentler Birliği'ne de dahil edildiğini, dünyada termal turizm kentleri arasında da önemli bir merkez haline geldiğini hatırlatarak, 2019 UNESCO "Yaratıcı Şehirler Ağı"na Afyonkarahisar'ın dahil olmasına ilişkin, "Bunlar bizim için çok önemli. Çünkü artık şehirlerimizin markalaşması gerekiyor. Biz de Afyonkarahisar'ımızı marka şehir haline getirme gayreti içerisindeyiz. Bunun için il yöneticilerimiz, siyasilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımızca önemli çalışmalar yaptık. Bunların sonuçlarını da bir bir almaya başladık." diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 Nov 2019 13:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/4fcf0dc801bf81b648ecc67a7420452b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gent șehrinde Samana ve Ghent Anatolië derneğinin &#039;Mantelmix&#039; projesi bașlatıldı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gent-ehrinde-samana-ve-ghent-anatoli-derneginin-mantelmix-projesi-balatildi-6836</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gent-ehrinde-samana-ve-ghent-anatoli-derneginin-mantelmix-projesi-balatildi-6836</guid>
                <description><![CDATA[Gent belediyesinin desteğiyle Vzw Samana ve Ghent Anatolië derneğinin el ele verip bașlattığı "Mantelmix" projesiyle, engelli çocuğu olan veya  kronik hastası olan bakıcı ailelerin günlük yașadığı sorunlarına rehberlik ederek, yüklerinin hafifletilmesi amaçlanmaktadır. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bruxelles Korner</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zehra Özer</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vzw Samana ve Ghent Anatolië dernekleri&nbsp;el ele verip yaklașık 40 bin bakıcı ailenin bulunduğu Gent șehrinde&nbsp; "Mantelmix"&nbsp;projesini bașlattı.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dün öğlen CM - Lieven Bauwens Building binasında gerçekleșen Mantelmix proje tanıtımının açılış konuşmasını Sosyal politika, Yoksulluğu azaltmak, Sağlık ve Bakım ve aynı zamanda Yașlıların politika ve Finans'ından sorumlu Belediye Bașkan Yardımcısı Ruddy Coddens (sp.a) üstlendi. &nbsp;</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Coddens'dan sonra sözü alan Vzw Samana ve Ghent Anatolië dernek bașkanları Maggy Demasure ve Rukiye Cığlı,&nbsp; sırayla katılımcılara&nbsp; projenin içerikliğini özetledi.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gent belediyesi tarafından desteklenen Mantelmix projesiyle engelli veya kronik hastası gibi bașkasının yardımı ve bakımı olmadan hayatını devam ettiremeyen bireylerin ve bakıcılarının bir araya getirilmesi, güçlük yașadıkları konularda bilgi eksikliğinin giderilmesi ve sorunlarını dinleyip sorunlarına çözüm üretilmesi, amaçlanmaktadır.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Engelli bireyler, fiziksel ya da zihinsel olarak belli noktalarda ki gelişim düzeyleri bakımından olumsuz olarak etkilenmiş olmasından dolayı diğer aile bireylerine engel durumlarına göre bağımlı bulunmaktadırlar. Engellilik durumunun getirdiği bağımlılık durumu, bakım verme sorumluluğunu üstlenen aile bireyleri için devamlı olarak başa çıkmasını gerektiren bir stres kaynağı olabilmektedir.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aynı durum kronik hastası olan bireyler için de geçerlidir. Ülkedeki yaşlı oranının artması hastalık yükünün de artmasına sebep olmaktadır. Bakım yükünün büyük bir bölümü ise kronik hastalıklar oluşturmaktadır.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Engellilere yönelik hizmetler değerlendirildiğinde çoğu bakıcı ailenin günümüzün karmaşık ve sürekli değişen toplumunda bu hizmetlerden tam olarak yararlanamadığı görünmektedir. </span></span>&nbsp;İ<span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ki dernek aynı proje altında&nbsp;farklı insanları ve pek çok farklı durumu içinde barındıran geniş yelpazedeki dezavantajlı grupları biraraya getirmek, bilgilendirmek dolayısıyla insanlara kendi çevreleri içerisinde (aile yanında veya kurum bakımı altında) maksimum düzeyde yardım etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle kültürünü, dilini bilmedikleri bir toplumda yaşamdan izole yaşayan göçmen bakıcı ailelerinin de olası stres kaynağını gidermek amacıyla onları bir araya getirmek, &nbsp;sorunlarını dinlemek ve sorunlarına çözüm üreterek, yüklerinin hafifletilmesi&nbsp;hedeflenmektedir.&nbsp;</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakıcı ailelerin sorunlarını dinlemek için 07 Aralık 2019 tarihinde saat 14:00 – 16:00 arası bilgi fuarı düzenlenecektir. Sorusu olan tüm bakıcı aileler uzmanlar tarafından bilgilendirilecektir. &nbsp;Bilgi fuarına katılmak isteyen ancak ülke diline hakim olmayan göçmen bakıcı aileler șimdiden isim ve anadillerini belirterek <a href="mailto:mvl@samana.be" style="color:blue; text-decoration:underline">mvl@samana.be</a> mailadresinden tercüman talebinde bulunabilirler.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2020 yılında bakıcı ailelerin en çok ihtiyaç duyduğu temalar doğrultusunda 3 toplantı düzenlenecektir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Oct 2019 13:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/b58b320c620e08ecb802bdf5a92600ab.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rastgele kullanılan grip ilaçları kalp ritmini bozuyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/rastgele-kullanilan-grip-ilaclari-kalp-ritmini-bozuyor-6822</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/rastgele-kullanilan-grip-ilaclari-kalp-ritmini-bozuyor-6822</guid>
                <description><![CDATA[Rastgele kullanılan grip ilaçları kalp ritmini bozuyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Rastgele kullanılan grip ilaçları kalp ritmini bozuyor</h1>

<h4>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nail Çağlar, "Rastgele grip, nezle ilacı kullanmak kalpte ciddi ritim bozukluklarına yol açabilir." dedi.</h4>

<p>Aybüke İnal &nbsp; |28.09.2019</p>

<p><img alt="Rastgele kullanılan grip ilaçları kalp ritmini bozuyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/09/28/thumbs_b_c_d640c84a50da024b70b87d41e6d2ff3a.jpg?v=112339" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nail Çağlar,&nbsp;<strong>kalp damar hastaları</strong>nın dikkat etmesi gerekenleri ve bu hastalıklarla ilgili bilinmeyenleri AA muhabirine anlattı.</p>

<p>Kalbi besleyen damarların tıkanması, kalp atımı düzensizlikleri, kalp yetmezliği, hipertansiyon, bacak damarlarının tıkanması gibi birçok kalp damar hastalığı olduğunu belirten Çağlar, her yıl yaklaşık 250 bin kişiye kalp damar hastalığı tanısı konduğunu, bu kişilerin 150 binden fazlasının da hayatını kaybettiğini ifade etti.</p>

<p>Kalp damar hastalarının doktor kontrollerini aksatmaması, ilaçlarını düzenli kullanması ve doktorun yazdığı koruyucu diyet listesine uyması gerektiğini vurgulayan Çağlar, şunları söyledi:</p>

<p>"Diyet listesi prensip olarak Akdeniz diyeti adını verdiğimiz şey. Kişiler, bunu uygularsa yetiyor. Çünkü diyetin içinde yumurta, et, balık her şey var. Sadece işin sırrı bunları dengeli yemek. Ayrıca sigara bırakılmalı, alkol tüketimi kısıtlanmalıdır. Tuz kısıtlaması çok önemlidir. Türkiye'de günlük kişi başına tuz tüketimi miktarı genellikle 18-20 gram. Oysa kullanılması gereken 5-6 gram. Buna hastaların ciddi şekilde dikkat etmesi gerekiyor."</p>

<p>Sigara kullanımı, kolesterol, diyabet, hareketsiz yaşam ve hipertansiyonun kalp damar hastalıkları için risk faktörü oluşturduğunu söyleyen Çağlar, haftada en az 150 dakika yürüyüş yapılması tavsiyesinde bulundu.</p>

<p>Çağlar, yürüyüşün kalp sağlığı açısından birçok faydası olduğunu belirterek, "Özellikle kalp yetmezliği olan kişiler, haftanın 5-6 günü yürümeli. Bu yürüyüşle kalp hızı da biraz hızlı olacak şekilde yürümeli. Bu şekilde kalp adalesi kuvvetleniyor. Kan yağlarında azalma oluyor bir miktar, damar tıkanıklığı riski ve tekrarlama riski azalıyor ve vücut morfin salgılıyor, rahatlıyor hastalar. Ancak bunu bırakmadan, bir yaşam tarzı olarak devam ettirmek lazım." diye konuştu.</p>

<h3>"Rastgele grip ilacı kullanmak kalp ritmini bozuyor"</h3>

<p>Çağlar, özellikle kalp yetmezliği tanısı konulan hastalara çeşitli tavsiyelerde bulunarak bu kişilerin zatürre ve grip aşısı olmalarının fayda sağlayacağını ifade etti.</p>

<p>Kalp yetmezliği olan hastaların bağışıklık sisteminin düşük olduğuna dikkati çeken Çağlar, "Genel olarak 65 yaşını geçen herkese bu aşıları tavsiye etmek lazım ama kalp hastaları, özellikle kalp yetmezliği olan hastaların ölüm nedenlerinden biri ciddi enfeksiyonlar zatürredir. Onun için bu kişilerin aşı olmaları çok önemlidir. Zatürre aşıları iki türlüdür şu an. Biri 5 yıllık, biri de ömür boyu koruyanlar olmak üzere. Hangisi uygunsa, biz hastalarımıza tavsiye ediyoruz." bilgisini verdi.</p>

<p>Çağlar, kalp hastalarının rastgele grip, nezle ilaçları kullanmaması gerektiğini aktararak, "Rastgele grip, nezle ilacı kullanmak kalpte ciddi ritim bozukluklarına yol açabilir. Çünkü bunların içindeki 'psödoefedrin' ve 'efedrin' adı verilen damar büzücü maddeler, ritim bozukluğu, kan basıncı yüksekliği yapabiliyor. Bu, herkes için geçerli bir şey. Bu durum, kalp hastalarında daha da belirgin gözlemlenebilir. O yüzden özellikle kalp hastalarının doktorlarına danışmadan bu tip ilaçları kullanmamaları gerekiyor." dedi.</p>

<p>Kalp yetmezliği olan hastaların sıvı kısıtlamasına gitmemesi gerektiğini de belirten Çağlar, "Hastalar, sıvı kısıtlamasına gidiyor. Sıvı tükettiklerinde kalp yetmezliğinin artacağını düşünüyorlar. Böyle doğru bilinen bir yanlış var ama hastaların normal şekilde sıvı almaya devam etmeleri gerekiyor." ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Oct 2019 11:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/eddfa41be4b6e96121947a9040ef6938.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Prematüre doğumların en önemli faktörü sigaradır&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/premature-dogumlarin-en-onemli-faktoru-sigaradir-6804</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/premature-dogumlarin-en-onemli-faktoru-sigaradir-6804</guid>
                <description><![CDATA[Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Timur, "Özellikle prematüre doğumların en önemli faktörlerinden biri sigaradır. O yüzden gebelik sırasında kesinlikle sigara kullanımını istemiyoruz." dedi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Prematüre doğumların en önemli faktörü sigaradır'</h1>

<h4>Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Timur, "Özellikle prematüre doğumların en önemli faktörlerinden biri sigaradır. O yüzden gebelik sırasında kesinlikle sigara kullanımını istemiyoruz." dedi.</h4>

<p>Hayati Akçay &nbsp; |23.09.2019</p>

<p><img alt="'Prematüre doğumların en önemli faktörü sigaradır'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/09/23/thumbs_b_c_2172bc9ed64c2ca0e6472ef74e6a84ac.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ordu</h6>

<p>Sağlık Bakanlığı Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi ve perinatoloji uzmanı&nbsp;<strong>Doç. Dr. Hakan Timur</strong>, özellikle prematüre doğumların en önemli faktörlerinden birinin sigara olduğunu belirterek, "O yüzden gebelik sırasında kesinlikle sigara kullanımını istemiyoruz." dedi.</p>

<p>Timur, gazetecilere yaptığı açıklamada, anne adaylarının gebelik esnasında hiçbir şekilde sigara kullanmasını tasvip etmediklerini vurgulayarak, bu konuda uyarılarını sürekli yinelediklerini söyledi.</p>

<p>Sigara kullanımının gebelikte çok sıkıntılı ve riskli durumlara yol açabildiğine dikkati çeken Timur, daha önce bunun pek çok örneğiyle karşı karşıya kaldıklarını ifade etti.</p>

<p>Yapılan çalışmalarda gebelik zehirlenmesi, preterm eylem, preeklampsi hastalığının en önemli sebeplerinden birinin sigara kullanımı olduğunun ortaya konulduğunu aktaran Timur, "Özellikle prematüre doğumların en önemli faktörlerinden biri sigaradır. O yüzden gebelik sırasında kesinlikle sigara kullanımını istemiyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Sağlıklı bir yaşam için hayatın hiçbir evresinde sigara kullanımını doğru bulmadıklarına vurgu yapan Timur, bu konuda özellikle anne adaylarının dikkat etmesini istedi.</p>

<p>Timur, gebeliğin 40 hafta süren çok özel bir süreç olduğuna işaret ederek, bu süreci anne adaylarının en sağlıklı şekilde tamamlaması için ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.</p>

<p>Gebelik sırasında anne adaylarının dengeli beslemeye de çok dikkat etmesi gerektiğini belirten Timur, "Anne adaylarına zararlı alışkanlıklardan mutlaka uzak durmalarını sürekli tavsiye ediyoruz. Sebze ağırlıklı beslenme burada önemli yer tutmaktadır. Anne adaylarının proteinleri de bu süreçte yeterince almasını önemsiyoruz." dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Sep 2019 19:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/51ac46c15182169762a75e7e6d0b43a5.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
