<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>BRUXELLES KORNER  BLOG COPYRIGHT 2015-2025 AEPI ASBL</title>
        <link>https://www.bruxelleskorner.com/</link>
        <description>Bruxelles Korner Posta
Son Dakika Haberleri: Türkiye, Orta Asya ve Belçika’nın Fransızca, İngilizce ve Türkçe Haber Portalı
Les dernières actualités en direct de Turquie, d’Asie centrale et de Belgique,  votre portail d’information trilingue en français, anglais et turc.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Sevil Atasoy:   “Uyuşturucu akışını kesmek, terörün finansal damarını kesmektir!”</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-akisini-kesmek-terorun-finansal-damarini-kesmektir-11932</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-akisini-kesmek-terorun-finansal-damarini-kesmektir-11932</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan himayelerinde gerçekleştirilen 5. Antalya Diplomasi Forumu kapsamında düzenlenen “Terörle Mücadele: Uluslararası İşbirliğinin Yeniden Sahiplenilmesi” panelinde önemli değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>17-19 Nisan 2026 tarihlerinde İngiltere Dışişleri Bakanlığında DEAŞ Karşıtı İletişim Birimi Başkanı Martyn Warr’ın moderatörlüğünde düzenlenen panele; Prof. Dr. Sevil Atasoy’un yanı sıra Nijerya Savunma Bakanı Christopher Gwabin Musa, Mozambik Milli Savunma Bakanı Cristovao Artur Chume, Uluslararası Kriz Grubu (ICG) Kıdemli Danışmanı Dareen Khalifa, Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Dış ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Outi Holopainen ve NATO Harekâttan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Vekili Burcu San da katıldı.</p>

<p><strong>Küresel güvenliğin görünmeyen kilit aktörü: INCB!</strong></p>

<p>INCB’nin yalnızca bir “uyuşturucu denetim kurumu” olarak değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sevil Atasoy, kurulun küresel güvenlik mimarisinin kritik bir unsuru olduğunu söyledi.</p>

<p>Birleşmiş Milletler sistemi içinde bağımsız bir organ olarak faaliyet gösteren INCB’nin, uyuşturucu ticareti ile terörün finansmanı arasındaki bağı kesmeye yönelik en somut ve operasyonel araçlardan biri olduğunu belirten Atasoy, Kurulun üç uluslararası sözleşmeden aldığı yetkiyle devletler arasında gerçek zamanlı bir güvenlik ağı kurduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>1988 Sözleşmesi, terör finansmanına doğrudan müdahale</strong></p>

<p>Atasoy, özellikle 1988 tarihli sözleşmenin yalnızca uyuşturucu maddeleriyle değil, bu maddelerden doğan yasa dışı ekonomik sistemlerle de mücadele etmesi bakımından “oyun değiştirici” olduğunu vurguladı.</p>

<p>Bu çerçevenin kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele eden uluslararası mekanizmalarla birlikte çalışarak çift yönlü bir etki yarattığını belirten Atasoy, “Bir yandan kaynağı kurutuyor, diğer yandan finansal sistem içindeki akışı kesiyoruz.” dedi.</p>

<p><strong>Tehdit daha oluşmadan engelleniyor!</strong></p>

<p>INCB’nin sahadaki etkilerine de değinen Atasoy, öncül kimyasalların izlenmesi sayesinde yasa dışı üretimin daha başlamadan engellenebildiğini ifade etti.</p>

<p>Yakın zamanda tonlarca fentanil öncülünün saptırılmasının önlendiğini hatırlatan Atasoy, bunun milyarlarca ölümcül dozun piyasaya girmesini engellediğini belirterek, “Bu, terörün finansmanını daha doğmadan kesmek anlamına gelir.” dedi.</p>

<p><strong>“Artık parçalı değil, bütünleşik bir tehditten söz ediyoruz”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sevil Atasoy günümüzde terör örgütleri, organize suç şebekeleri ve dijital platformların birbirine entegre olduğu yeni bir tehdit modeliyle karşı karşıya olunduğunu belirtti.</p>

<p>Bu yapının esnek, sınır aşan ve hızla uyum sağlayabilen bir karakter taşıdığını ifade eden Atasoy, “Artık parçalı değil, bütünleşik bir tehditten söz ediyoruz. Bu da mücadeleyi çok daha karmaşık hale getiriyor.” dedi.</p>

<p><strong>Uyuşturucuyla mücadele aynı zamanda terörle de mücadele…</strong></p>

<p>Konuşmasının en dikkat çekici bölümünde uyuşturucu ile mücadele ile terörle mücadelenin ayrılmaz hale geldiğini ifade eden Atasoy; “Uyuşturucu kaçakçılığını engellediğinizde, sadece bir suç türünü değil, terörün finansal yaşam hattını, damarını kesmiş olursunuz.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Finansman zafiyeti güvenlik açığı yaratıyor!</strong></p>

<p>Uluslararası mekanizmaların yeterli kaynakla desteklenmemesi durumunda ciddi boşluklar oluşacağını belirten Atasoy, bu boşlukların suç ve terör ağları tarafından istismar edildiğini ifade etti.</p>

<p>Atasoy, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:</p>

<p>“Daha güvenli ve öngörülebilir bir gelecek mümkündür. Ancak bunun yolu, çok taraflı iş birliğini güçlendirmekten geçiyor.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:44:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-akisini-kesmek-terorun-finansal-damarini-kesmektir-1776800645.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>V-NOTES Yöntemiyle Ameliyat İzsiz, Dikişsiz, Kesisiz Yapılıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/v-notes-yontemiyle-ameliyat-izsiz-dikissiz-kesisiz-yapiliyor-11843</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/v-notes-yontemiyle-ameliyat-izsiz-dikissiz-kesisiz-yapiliyor-11843</guid>
                <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Boz İzceyhan, ”Tıp teknolojisindeki gelişmeler yalnızca hayat kurtarmayı değil, hastaların yaşam kalitesini korumayı da önceliklendiriyor. Halk arasında ’izsiz cerrahi’ olarak bilinen Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery (V-NOTES) yöntemi, vücutta hiçbir kesi ya da iz bırakmadan gerçekleştirilebilmesiyle dikkat çekiyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Boz İzceyhan, ”Tıp teknolojisindeki gelişmeler yalnızca hayat kurtarmayı değil, hastaların yaşam kalitesini korumayı da önceliklendiriyor. Halk arasında ’izsiz cerrahi’ olarak bilinen Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery (V-NOTES) yöntemi, vücutta hiçbir kesi ya da iz bırakmadan gerçekleştirilebilmesiyle dikkat çekiyor” dedi.</p>

<p>Büyük kesilerle yapılan ameliyatların ve laparoskopik girişimlerin ötesinde bu tekniğin sağladığı avantajları anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Boz İzceyhan, ”V-NOTES, cücudun sunduğu doğal açıklıklar kullanılarak, karın duvarına neşter vurmadan gerçekleştirilen kapalı bir ameliyat yöntemidir. Gelişmiş, yüksek çözünürlüklü kameralar ve cerrahi aletler karın cildinden değil, doğal yollardan içeri ilerletilir. Yani dışarıdan bakıldığında ameliyat olduğu kanıtlanacak tek bir dikiş izi bile olmaz” diye konuştu.</p>

<p>’AĞRISIZ İYİLEŞME SAĞLIYOR’</p>

<p>İzceyhan, ”Ameliyat sonrası ağrının yüzde 90 sebebi karın kaslarının ve cildinin kesilmesidir. Bu yöntemde kesi olmadığı için hastalar çok daha az ağrı hissediyor. Estetik olarak vücut bütünlüğü tamamen korunuyor. Çoğu hasta ameliyatın akşamında ya da ertesi gün taburcu oluyor. Karın duvarı açılmadığı için ileride oluşabilecek ’ameliyat yeri fıtığı’ riski bu yöntemde tamamen ortadan kalkıyor. Hastalar bir haftayı yatakta geçirmek yerine, birkaç gün içinde normal hayatlarına, işlerine dönebiliyorlar” ifadelerini kullandı.</p>

<p>’DAHA GÜVENLİ VE NET GÖRÜŞ SAĞLIYOR’</p>

<p>İzceyhan, ”Rahim alınması (histerektomi), yumurtalık kistlerinin temizlenmesi, tüplerin bağlanması veya dış gebelik ameliyatları hatta bazı rahim sarkması operasyonlarını bu yöntemle gerçekleştirebiliyoruz. Her cerrahi yöntem her hasta için sihirli bir değnek değildir. Özellikle karın bölgesinde çok yağlanma (obezite) olan hastalarda veya daha önce geçirilmiş ameliyatlar nedeniyle karın duvarında çok fazla yapışıklık olan hastalarda V-NOTES bize çok daha güvenli ve net bir görüş alanı sağlıyor” dedi.</p>

<p>Bazı durumlarda bu yöntemin uygulanmayacağını söyleyen İzceyhan, ”Rahim veya miyomlar çok devasa boyutlara ulaşmışsa veya çok ileri derecede, tüm organları birbirine yapıştırmış derin bir endometriozis (çikolata kisti) tablosu varsa, o zaman klasik kapalı veya robotik yöntemler tercih edilebiliyor. Ayrıca yöntemin doğal yollar üzerinden uygulanması nedeniyle henüz cinsel birliktelik yaşamamış hastalar için uygun değil” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 16:10:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/v-notes-yontemiyle-ameliyat-izsiz-dikissiz-kesisiz-yapiliyor-1776345026.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her öfkeli genç şiddete yönelmiyor!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/her-ofkeli-genc-siddete-yonelmiyor-11831</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/her-ofkeli-genc-siddete-yonelmiyor-11831</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, son dönemde artan okul temelli şiddet olaylarını değerlendirerek, ergenlik döneminin psikolojik dinamiklerine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Dürtü kontrolündeki zayıflık saldırgan davranış riskini artırabiliyor</strong></p>

<p>Ergenlikte duyguların yoğun yaşandığını ancak bu duyguları düzenleme kapasitesinin henüz tam gelişmediğini vurgulayan Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu nedenle dürtü kontrolündeki zayıflık, kimlik karmaşası, akran grubu içinde kabul görme ihtiyacı ve öfkeyi yönetememe, bazı gençlerde saldırgan davranış riskini artırabiliyor. Ancak şunu özellikle vurgulamak gerekir: Her öfkeli, her içe kapanık ya da her kimlik krizi yaşayan genç şiddete yönelmez; risk, çoğunlukla bireysel kırılganlıklarla aile, okul ve çevre koşullarının birleştiği noktada yükselir. Psikoloji literatüründe gençlerde şiddet davranışının temellerinde davranışı kontrol edememe, yoğun duygusal sıkıntı, okula düşük bağlılık, aile içi çatışma ve şiddete maruz kalmak yatmaktadır.” dedi.</p>

<p><strong>Bu tür saldırıların arkasında birikimli bir psikolojik süreç var</strong></p>

<p>Okul saldırılarının arkasında çoğu zaman uzun süreli bir psikolojik birikim olduğuna işaret eden İpek Erol, “Bu tip olayların arkasında çoğu zaman tek bir neden değil, birikimli bir psikolojik süreç vardır: dışlanmışlık hissi, küçük düşürülme algısı, öfkenin içeride büyümesi, yoğun yalnızlık, değersizlik duygusu, intikam fantezileri, bazen de ‘beni nihayet görün’ arzusu. Hedef fiziksel zarar vermekle birlikte güçsüzlük hissini tersine çevirmek ve çevre üzerinde mutlak kontrol kurmak olabilmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Psikotik süreçlerde gerçeklik algısı bozulabiliyor</strong></p>

<p>Bazı vakalarda daha ağır psikiyatrik tabloların da söz konusu olabileceğini belirten İpek Erol, “Özellikle psikotik süreçlerde gerçeklik algısının bozulması, kişinin çevreyi olduğundan farklı algılamasına neden olabilir. Bu noktada davranış artık sadece öfke ya da dürtüsellikle değil, ciddi bir algı ve düşünce bozulmasıyla şekillenir. Yine de önemli bir ayrım var: her psikotik bozukluk ya da her psikiyatrik hastalık şiddetle ilişkili değildir; ancak tedavi edilmemiş, fark edilmemiş ve ilerlemiş durumlarda risk artabilir. Bu nedenle erken psikiyatrik değerlendirme ve müdahale kritik önem taşır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Erken uyarı işaretlerine dikkat</strong></p>

<p>Aile ve öğretmenler için erken uyarı işaretlerinin kritik olduğunu vurgulayan İpek Erol, “Erken uyarı işaretleri genelde tek bir davranıştan değil, bir örüntüden anlaşılır. Örneğin okul başarısında ani düşüş, okula yabancılaşma, yoğun öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler, silahlara aşırı ilgi, şiddeti romantize eden paylaşımlar, kendine ya da başkasına zarar verme imaları, belirgin sosyal çekilme, ağır bir aşağılanma ya da reddedilme sonrası davranış değişimi dikkatle izlenmelidir. Özellikle ‘beni görecekler’, ‘hesabını soracağım’, ‘artık dayanmayacağım’ gibi cümleler kesinlikle küçümsenmemelidir.” dedi.</p>

<p><strong>Risk, ilişki ve takip eksikliğinde büyür</strong></p>

<p>İpek Erol, riskin en çok ilişki ve takip eksikliğinde arttığını belirterek, “Evde duyguların konuşulamadığı, sınırların ya çok gevşek ya çok sert olduğu, çocuğun görülmediği ya da sadece başarı üzerinden değer gördüğü aile ortamları kırılganlığı artırabilir. Okul tarafında ise öğrenciyi yalnızca disiplin meselesi olarak görmek, rehberlik servislerini kriz yönetimi yerine evrak işine sıkıştırmak, öğretmenlerin risk sinyallerini tanıma konusunda yeterince desteklenmemesi ve kurumlar arası yönlendirme zincirinin zayıf olması büyük açık yaratır.” diye konuştu.</p>

<p>Rehberlik servislerinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan İpek Erol, “Öğretmen, aile, okul yönetimi, çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanı ve gerektiğinde sosyal hizmet birimleri birlikte çalışmadığında erken fark etme şansı azalır” dedi.</p>

<p><strong>Gençler yoğun duygusal baskı altında</strong></p>

<p>Bugünün gençlerinin ciddi bir duygusal yük taşıdığına dikkat çeken İpek Erol, “Yalnızlık, değersizlik hissi, sürekli karşılaştırılma, başarısızlık korkusu, dışlanma, gelecek kaygısı ve anlam kaybı gençlerin en sık yaşadığı duygular arasında. Dijital kültür bu yükü bazen hafifletmiyor, tam tersine görünür olma baskısıyla artırıyor. Genç hem çok görünür olmak istiyor hem de gerçek ilişkilerde çok yalnız hissedebiliyor. Bu da özellikle narsisistik incinme, utanç ve öfke döngüsünü güçlendirebiliyor.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Medya dili belirleyici, fail değil çözüm öne çıkarılmalı</strong></p>

<p>Önleme konusunda aile, okul ve medyanın birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan İpek Erol, “Aileler çocukla sadece kural konuşmamalı; utancı, öfkeyi, reddedilmeyi ve hayal kırıklığını nasıl yaşadığını da konuşmalı. Okullar yalnızca güvenlik kamerası mantığıyla değil, ilişki temelli güvenlik anlayışıyla hareket etmeli; riskli öğrenciyi damgalamadan izleyen, yönlendiren ve destekleyen ekipler kurmalı. Aileler ve okullar kadar medyanın da burada çok kritik bir rolü var. Medya, failin adını, görüntüsünü ve hikâyesini büyüten bir anlatı kurduğunda, istemeden de olsa bu kişiyi görünür hale getirir. Oysa bu tür eylemlerde bazı kırılgan gençler için en temel motivasyonlardan biri görülme, duyulma ve etkili olma arzusudur. Failin detaylı şekilde işlenmesi, onun nasıl yaptığına, ne yaşadığına ve nasıl gündem olduğuna odaklanılması, benzer duygusal süreçlerden geçen gençler için bir tür model oluşturabilir; yani ‘ben de böyle görünür olabilirim’ düşüncesini tetikleyebilir. Bu durum literatürde ‘taklit/bulaşma etkisi’ olarak tanımlanır ve özellikle hassas dönemlerde risk oluşturur.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Odağı failden toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekiyor</strong></p>

<p>Bu nedenle medyanın dilinin çok belirleyici olduğunu kaydeden İpek Erol, “Odağı failden mağdurlara, toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırmak gerekir. Olayın dramatik detaylarını tekrar tekrar vermek yerine, erken uyarı işaretlerine, psikolojik destek yollarına ve çözüm önerilerine yer vermek çok daha koruyucudur. Çünkü mesele sadece bir olayı aktarmak değil, o bilginin toplumda nasıl bir etki yaratacağını da gözetmektir.” dedi.</p>

<p><strong>Dijital oyunlar tek başına açıklayıcı değil</strong></p>

<p>Dijital oyunların etkisine ilişkin değerlendirmede de bulunan İpek Erol, “Dijital oyunları tek başına neden gibi göstermek doğru değil. Elde olan kanıtlar, şiddet içerikli oyunların bazı gençlerde saldırgan duygu ve tepkileri artırabileceğini, duyarsızlaşmaya katkı sunabileceğini söylüyor; fakat bu bulgular, tek başına oyun oynamanın böyle ağır ve hedefli saldırıları açıkladığını göstermiyor. Asıl belirleyici olan; gencin ruhsal durumu, aile ortamı, maruz kaldığı şiddet, sosyal dışlanma, öfke düzenleme kapasitesi ve en kritik olarak silaha erişim gibi etkenlerin birleşimidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 16:08:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/her-ofkeli-genc-siddete-yonelmiyor-1776344926.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Didim Belediyesi’nden Anne Adaylarına Destek Programı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/didim-belediyesinden-anne-adaylarina-destek-programi-11765</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/didim-belediyesinden-anne-adaylarina-destek-programi-11765</guid>
                <description><![CDATA[Didim Belediyesi, toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik çalışmalarına bir yenisini daha ekliyor. Anne adaylarının gebelik süreci, doğum ve emzirme konularında doğru bilgiye erişimini artırmak ve aileleri bilinçlendirmek amacıyla “Doğuma Birlikte Hazırlık” programı düzenleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”></span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>BAŞKAN HATİCE GENÇAY: “SAĞLIKLI TOPLUM BİLİNÇLİ AİLELERLE MÜMKÜNDÜR”</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>Alanında uzman hekim ve doğum koçunun katılımıyla gerçekleştirilecek programda; doğuma hazırlık süreci, destekleyici egzersizler ve eşlerin sürece aktif katılımının önemi ele alınacak.</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay, programa ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>“Sağlıklı bir toplum; bilinçli ailelerle, güvenli ve sorunsuz doğum süreçleriyle ve iyi yetişmiş bireylerle mümkündür. Bizler Didim Belediyesi olarak, hayatın en önemli başlangıç anlarında da halkımızın yanında olmayı sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Anne adaylarımızın bu süreci doğru bilgiyle, güvenle ve destekle geçirmesi için kendimizi sorumlu hissediyoruz.”</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”><span style=”font-size:12pt”><span style=”line-height:115%”><span style=”font-family:Calibri,sans-serif”><b><span style=”font-family:”Times New Roman”,serif”>Didim Belediyesi tarafından ücretsiz olarak düzenlenen etkinlik, 15 Nisan 2026 tarihinde saat 14.00’te KADEM’de gerçekleştirilecek. Tüm anne adayları ve aileleri programa davet edildi.</span></b></span></span></span></p>

<p style=”margin-bottom:11px”> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 21:01:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/didim-belediyesinden-anne-adaylarina-destek-programi-1776103298.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Psikoz genç yaşlarda başlıyor!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/psikoz-genc-yaslarda-basliyor-11759</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/psikoz-genc-yaslarda-basliyor-11759</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, psikozun belirtileri, nedenleri, risk faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Psikoz, kişiyi gerçeklerden koparıyor!</strong></p>

<p>Psikozun, kişiyi gerçeklerden, dış dünyadan koparan, düşünce, muhakeme, konuşma ve davranış problemlerinin görülebildiği hastalıklar grubuna verilen isim olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kişinin, düşünceleri, dünyayı ve gerçekleri algılayış biçimi, duyguları, davranışları bu hastalık sebebi ile etkilenir.” dedi.</p>

<p>Psikozun, oldukça geniş bir tanımlama olduğunu ve içerisinde birçok psikiyatrik hastalığı barındırdığını kaydeden Beyaz, “Sanrılı bozukluk, şizofreni, şizoaffektif bozukluk ve maddenin/ilacın yol açtığı psikoz bozukluğu, psikotik bozukluklar sınıfında yer alan bazı hastalıklardır. Psikotik bozuklukların her ne kadar önemli bir bölümünü şizofreni hastaları oluştursa da her psikotik bozukluk tanısı almış kişi şizofreni hastalığına sahiptir anlamına gelmez.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Psikoza yol açabilecek bazı farklı hastalıklar ve risk faktörleri var! </strong></p>

<p>Tüm psikoz vakalarının farklı olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu nedenle sebep olan unsur her zaman tam olarak belli değildir. Ancak psikoza yol açabilecek bazı farklı hastalıklar vardır.” dedi.</p>

<p>Uyuşturucu bağımlılığı, uykusuzluk ve diğer çevresel faktörler gibi tetikleyicilerin de etkili olduğuna vurgu yapan Beyaz, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bunun yanında, belli başlı bazı durumlar farklı psikoz gelişimlerine yol açabilir. Doktorlar tam olarak neyin psikoza neden olduğunu henüz bilmiyor. Ancak bilinen bazı risk faktörleri var. İlki genetik; psikoz ilişkili genlere sahip olabilirsiniz, ancak bu her zaman psikoz geliştireceğiniz anlamına gelmez. Tetikleyici, bazı reçeteli ilaçlar ve alkol, esrar, LSD ve amfetamin gibi maddeler olabilir. Sevilen birinin ölümü, cinsel saldırı veya savaş psikoza yol açabilir. Travmanın türü ve meydana geldiği yaşınız da psikoz gelişiminde rol oynar. Travmatik beyin yaralanmaları, beyin tümörleri, felçler, Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, demans ve HIV psikoza neden olabilir.”</p>

<p><strong>Psikozun tipik bir başlangıcı yok! </strong></p>

<p>Psikozun, tipik bir başlangıcı olmadığına işaret eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bazıları akut, oldukça alevli bir şekilde başlarken, bazıları daha sinsi ve hafif bir başlangıç ile kendilerini gösterebilirler.” dedi.</p>

<p>Ancak ister akut ve alevli başlasın ister daha sönük ve hafif belirtiler ile başlangıç göstersin, genellikle kişilerin ilk ataklarından önceki yıllarda yaşadıkları bazı silik, sinyal niteliğinde belirtiler olabildiğini aktaran Beyaz, “Genellikle yavaş yavaş gösterdikleri sosyal izolasyon, akademik başarıda düşüş, konuşma miktarında azalma, aktivitelere karşı ilgisizlik bu belirtiler arasında sayılabilir. Bu belirtiler yıllar içerisinde yavaş yavaş kendilerini gösterdikleri için, aileler veya çocuğun çevresindekiler kolaylıkla değişimleri göremeyebilirler. Çoğunlukla aileler, daha belirgin değişikliklerin görüldüğü ilk atakta, bir uzmana başvurma ihtiyacı duyarlar.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Her 100 insandan 1 ila 2’si hayatında bir kez psikoza girer! </strong></p>

<p>Çoğunlukla gençlerde görülen bu rahatsızlığın neden özellikle genç yaştaki insanlarda görüldüğünün bilinmediğine değinen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Her 100 insandan 1 ila 2’si hayatında bir kez psikoza girer. Bu hastalık ilk kez çoğunlukla 12 ve 29 yaşları arasında ortaya çıkar. Erkeklerle kadınlarda aynı oranda görülür.” dedi.</p>

<p>Her depresyon türünde psikoz görülmediği bilgisini paylaşan Beyaz, şunları söyledi:</p>

<p>“Fakat psikotik özellikli depresyonda bu durum karşımıza çıkabilir ve depresif tabloya psikotik özellikler de eşlik eder. Bu psikotik belirtiler sanrı ve varsanılardır. Bu psikotik belirtiler sıklıkla depresif tema ile uyumludur. Yani, suçluluk, yetersizlik, günahkârlık, cezalandırılmaya lâyık olma, kabahatleri yüzünden kendinin veya başkalarının başına felaketlerin geleceği çürüyüp yok olmakta olduğu hezeyanları olabilir. Kulağına kendisini aşağılayan, hakaret eden, iftira atan sesler gelebilir. Çürüyor olduğuna ilişkin pislik kokuları tarzında koku halüsinasyonları söz konusu olabilir. Ciddi boyutta işlevsellik kaybına sebep olabilir.”</p>

<p><strong>Tedaviye erken başlanmak, psikotik bozukluğa bağlı sorunları azaltır!</strong></p>

<p>İlk psikoz atağının ardından vakit kaybetmeden tedaviye başlanması gerektiğini söyleyen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Erken uygulanan tedavi, ilişkileri, gündelik yaşamda meydana gelecek olan olumsuz durumları engellemeye yardımcı olabilir.” dedi.</p>

<p>Tedaviye erken başlanmasının psikotik bozukluk sebebiyle meydana gelebilecek sorunların daha aza inmesine de yardımcı olabileceğini aktaran Beyaz, “Uzmanın tedavi olarak hangi yolu izleyeceği, kişinin durumuna göre belirlenir. Uzman hekim, semptomları aza indirmek için hap, sıvı ya da enjeksiyon halinde antipsikotik ilaçlar reçete edebilir. Bununla birlikte uyuşturucu madde ve alkol kullanımından kaçınılması uzmanın önerebileceği seçenekler arasındadır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Psikoz durumunda ilaç tedavisi ve bilişsel davranışçı terapi semptomların kontrolünde önemli!</strong></p>

<p>Kişinin kendine ya da diğer insanlara zarar verme riski taşıması ve davranışlarını kontrol edememesi durumunda hastanede tedavi olması gerekebileceğine dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Psikoz durumunda gerçekleştirilen tedavi yöntemlerinden ilki ilaç tedavisi. Antipsikotik olarak adlandırılan ilaçlarla, hastalığın semptomlarını geçiren kişilerin rahatsızlığı kontrol altında tutulabilir. Bu ilaçlar halüsinasyonlar ve sanrıları aza indirmeye yardımcı olur, bireyin zihinlerini daha açık hale getirir. Bu ilaçlar, rahatsızlığın semptomlarına göre önerilir.</p>

<p>Diğer yöntem bilişsel davranışçı terapi. Hastanın düzenli olarak sağlık danışmanıyla iletişim halinde kalması gerekir. Bu durum kişinin düşünce yapısını ve hareketlerini değiştirme sürecine olumlu yansır. Bu tarz yaklaşım kişilerde kalıcı değişikliklere neden olabilir ve kişilerin, hastalığı daha iyi idare ettiği gözlemlenmiştir. Bu tedavi yönteminin ilaç tedavi yönteminde sonuç vermeyen pek çok psikoz belirtisinde faydalı olduğu da gözlemlenmiştir.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 21:00:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/psikoz-genc-yaslarda-basliyor-1776103254.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Otizmli çocuklarda ergoterapi, günlük yaşam becerilerini geliştiriyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/otizmli-cocuklarda-ergoterapi-gunluk-yasam-becerilerini-gelistiriyor-11747</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/otizmli-cocuklarda-ergoterapi-gunluk-yasam-becerilerini-gelistiriyor-11747</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı’nın destekleriyle; Üsküdar Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Kimyagerler Derneği iş birliğinde düzenlenen “5. Uluslararası Gıda Kimyası Kongresi” Antalya’da gerçekleştirildi. 9-12 Nisan 2026 tarihleri arasında yapılan etkinlik, “Kimyadan Beslenmeye Gıda Sistemleri” temasıyla ulusal ve uluslararası uzmanları bir araya getirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Kongrede; gıda alanındaki yenilikçi teknolojiler, mevcut riskler ve geleceğe yönelik fırsatlar kapsamlı şekilde ele alındı. Akademisyenler, bilim insanları ve sektör temsilcileri, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik ekseninde bilgi ve deneyimlerini paylaştı.</p>

<p><strong>Besin işleme süreçlerinde kayıplar ve çözüm arayışları</strong></p>

<p>Kongrede “Gıda İşleme Teknolojileri, İlişkili Kayıplar ve Güncel Teknolojik Yaklaşımlar” başlıklı sunum yapan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, besinlerin hazırlanması ve işlenmesi sürecinde mikrobiyal güvenliğin sağlanmasının ve raf ömrünün uzatılmasının temel hedefler arasında yer aldığını belirtti.</p>

<p><strong>Pişirme yöntemi besin öğesini!</strong></p>

<p>Bu süreçlerde; ısı, su, oksijen ve ışık gibi faktörlerin etkisiyle besin ögesi kayıplarının yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Pişirme yöntem tercihleri de besin ögesi kayıplarına neden olan önemli etkenlerden biridir. Pişirme yöntemleri arasında buharda pişirme ve mikrodalga gibi kontrollü yöntemler, kaynatma gibi su teması yüksek yöntemlere kıyasla besin ögesi korunumu açısından daha avantajlıdır.” dedi.</p>

<p><strong>Kızartma mı haşlama mı?</strong></p>

<p>Yüksek sıcaklıkta yapılan kızartma işlemlerinde ise akrilamid, HMF ve furan gibi zararlı bileşiklerin oluşabileceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Besinlerin nerede depolandığı ve depolama süreçleri de yine bu süreçte oldukça önemli bir yere sahiptir. Depolama sürecinde ise oksidatif reaksiyonlar, vitamin kayıpları ve mikrobiyal gelişim, besin kalitesini olumsuz etkileyen başlıca faktörler arasında yer almaktadır.  Bu nedenle uygun ambalajlama sistemleri ve optimal depolama koşulları, besin kalitesinin korunmasında kritik öneme sahiptir.” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p><strong>Gıda işlemede akıllı teknoloji dönemi</strong></p>

<p>Gıda işleme süreçlerinde yaşanan kayıpları azaltmak için geliştirilen yeni teknolojilere de değinen Prof. Dr. Arslan, “Non-termal teknolojiler, mikroenkapsülasyon ve akıllı ambalaj sistemleri, besin kalitesinin korunmasında önemli potansiyel sunmaktadır. Ayrıca vitamin ve mineral zenginleştirme uygulamaları, işleme sırasında oluşan kayıpların telafi edilmesinde etkili bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Besin işleme süreçlerinin bilimsel temellere dayalı olarak optimize edilmesi hem besin güvenliğinin sağlanması hem de besin değerinin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Alanında uzman isimler Antalya’da buluştu</strong></p>

<p>Kongrede, Prof. Dr. H. Funda Karbancıoğlu Güler (İTÜ) ”İklim Değişikliği ve Mikotoksinler: Riskler ve Stratejiler”, Prof. Dr. Osman Sağdıç (YTÜ) ”Gıda Zehirlenmesi ve Adli Tıp Perspektifinden Değerlendirilmesi”, Prof. Dr. Esra Çapanoğlu (İTÜ) ”Biyoaktif Bileşenlerin Değerlenmesinde Döngüsel Biyoekonomi Yaklaşımları”, Prof. Dr. Durmuş Özdemir (İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü) ”Gıda Analizinde Kemometrik Uygulamalar”, Prof. Dr. Mustafa Yaman (Sabahattin Zaim Üniversitesi) “Besinlerde Oluşan İleri Glikasyon Ürünlerinin Metabolik Hastalıkların Gelişimi ve İlerlemesindeki Rolü”, Prof. Dr. Mükerem Kaya (Atatürk Üniversitesi) “Et ve Deniz Ürünlerinde Nitrozaminler”, Prof. Dr. Sercan Karav (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi) “Konak-Mikrobiyota Etkileşimleri ve Yenilikçi Fonksiyonel Gıda Tasarımı”, Doç. Dr. Mustafa Bener (İstanbul Üniversitesi) “Gıda Antioksidan Tayinine Genel Bir Bakış: Geçmişten Günümüze Yaklaşımlar”, Doç. Dr. Urartu Şeker (Orta Doğu Teknik Üniversitesi) “Mikrobiyal Gıda Sistemlerini Mühendisliği: Sentetik Biyolojiden Sürdürülebilir Beslenmeye”, Doç. Dr. Yunus Emre Tunçil (Necmettin Erbakan Üniversitesi) “Yapıdan İşleve: Diyet Lifi Kimyası Kolon Mikrobiyomu Modülasyonunu Nasıl Yönlendiriyor?” başlıklı sunum gerçekleştirdi. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 20:59:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/otizmli-cocuklarda-ergoterapi-gunluk-yasam-becerilerini-gelistiriyor-1776103157.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Menopozda hormon tedavisi her kadın için uygun değil!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-11716</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-11716</guid>
                <description><![CDATA[Menopoz kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde menopoz yaşı ortalama 50-52 iken ülkemizde kadınlar genellikle 47-49 yaşları arasında bu döneme giriyor. Kadının yaşamında doğal bir geçiş süreci olsa da beraberinde getirdiği fiziksel ve psikolojik değişimler yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Menopozda östrojen ve progesteron hormonlarının azalması; sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku sorunları ve ruh hali dalgalanmaları gibi sorunlara yol açabiliyor. Uzun vadede ise kardiyovasküler hastalıklar ve kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) riski  artıyor. Bu olumsuz etkileri azaltmada öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Dr. A. Ezgi Sancaklı, menopoz döneminde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin (HRT) uygun hasta grubunda ve hekim kontrolünde önemli faydalar sağladığına dikkat çekerek, “Her kadın perimenopoz ve menopoz dönemindeki bulgularını takip etmeli ve gerekli durumlarda bu tedaviden faydalanmalıdır. Tedavi uygun hastaya, uygun dozda, uygun zamanda verildiğinde, düzenli doktor takibiyle birlikte oldukça etkili sonuçlar alınmaktadır” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon replasman tedavisi hakkında en  çok yöneltilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde menopoz yaşı ortalama 50-52 iken ülkemizde kadınlar genellikle 47-49 yaşları arasında bu döneme giriyor. Kadının yaşamında doğal bir geçiş süreci olsa da beraberinde getirdiği fiziksel ve psikolojik değişimler yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Menopozda östrojen ve progesteron hormonlarının azalması; sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku sorunları ve ruh hali dalgalanmaları gibi sorunlara yol açabiliyor. Uzun vadede ise kardiyovasküler hastalıklar ve kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) riski  artıyor. Bu olumsuz etkileri azaltmada öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Dr. A. Ezgi Sancaklı, </strong>menopoz döneminde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin (HRT) uygun hasta grubunda ve hekim kontrolünde önemli faydalar sağladığına dikkat çekerek, “Her kadın perimenopoz ve menopoz dönemindeki bulgularını takip etmeli ve gerekli durumlarda bu tedaviden faydalanmalıdır. Tedavi uygun hastaya, uygun dozda, uygun zamanda verildiğinde, düzenli doktor takibiyle birlikte oldukça etkili sonuçlar alınmaktadır” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı,</strong> hormon replasman tedavisi hakkında en  çok yöneltilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>Hormon replasman tedavisi  (HRT) nedir?</strong></p>

<p>Hormon replasman tedavisi, menopozla birlikte azalan östrojen ve progesteron hormonlarının takviye edilmesini  amaçlıyor. Tedavinin temel  hedefi; sıcak basması ve vajinal kuruluk gibi menopoz belirtilerini hafifletmek, ayrıca özellikle kemik ile kalp sağlığı üzerindeki uzun vadeli olumsuz etkilerini azaltmaktır. Hormon replasman tedavisi; sadece östrojen veya östrojen ile birlikte progesteron tedavisi olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Ağızdan, cilt üzerinden veya vajinal yoldan gerçekleştirilebiliyor. Bazı preparatlar enjeksiyon veya implant (cilt altı) olarak da uygulanabiliyor. Günümüzde tedavi planlamasında biyoeşdeğer hormonların tercih edildiğini belirten Dr. A. Ezgi Sancaklı, ”Biyoeşdeğer hormon tedavisi, klasik sentetik hormon tedavisinden farklı olarak, vücuttaki hormonlar ile birebir aynı kimyasal yapıdadır. Bu sayede, özellikle mikronize progesteronun kullanımı sentetik hormonlara göre yan etki risklerini azaltır. Biyoeşdeğer tedaviler kişiye özel dozlarda uygulanabilir” diyor. </p>

<p><strong>Her kadın için gerekli midir? </strong></p>

<p>Hormon replasman tedavisini her kadının kullanması zorunlu değildir. Ancak her kadında özellikle perimenopoz döneminde başlanarak yaşam tarzı düzenlemeleri öneriliyor. Kemik ve kas sağlığını artırmaya yönelik direnç egzersizleri yapmak, sigarayı bırakmak, kafein tüketimini azaltmak, sıvı tüketimini artırmak, dengeli ve düzenli beslenmek, yeterli protein almak, kalsiyum ve D vitamini alımını sağlamak yapılabilecek değişikliklerin başında geliyor. Bunların yanı sıra düzenli jinekolojik muayeneler, meme kanseri taramaları, kardiyovasküler  değerlendirmeler ve kemik yoğunluğu ölçümü büyük önem taşıyor. Dr. A. Ezgi Sancaklı, yaşam tarzı değişikliklerinin ve tarama programlarının perimenopoz olarak adlandırılan menopoz öncesi dönemden itibaren önerildiğini belirterek, “Bazı kadınlarda özellikle sıcak basması ve vajinal kuruluk gibi semptomlar çok şiddetli olabilir.  Uygun olan hasta grubunun bu şikayetlerinde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinden faydalanması son derece kıymetlidir” bilgisini veriyor.  </p>

<p><strong>Tedavi nasıl planlanıyor? </strong></p>

<p>Hormon replasman tedavisi standart bir uygulama değildir; tamamen kişiye özel planlanıyor ve düzenli doktor takibi gerekiyor. Kadının yaşı, şikayetleri, risk faktörleri, kronik hastalıkları, rahim alma ameliyatı öyküsü, menopoz süresi, kan değerleri ve pıhtılaşma riski gibi bulgular detaylı olarak değerlendiriliyor. Tüm bu veriler doğrultusunda hangi hormonun, hangi dozda, hangi yolla (ağızdan, vajinal veya cilt üzerine) ve ne kadar süreyle kullanılacağı belirleniyor.  </p>

<p><strong>Kimler hormon replasman tedavisinden faydalanamaz? </strong></p>

<p>Hormon replasman tedavisi her kadın için uygun olmuyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon tedavisi önerilmeyen durumları “Tanı konulmamış vajinal kanama, meme kanseri öyküsü, daha önce geçirilmiş inme, pıhtılaşma bozukluğu, yumurtalık veya rahim kanseri, aktif karaciğer hastalığı veya yüksek riskli koroner kalp hastalığı” olarak sıralıyor.</p>

<p><strong>Tedaviye ne zaman başlamak gerekiyor?</strong></p>

<p>Hormon replasman tedavisine 60 yaşından önce veya menopozdan sonraki ilk 10 yıl içinde başlanması öneriliyor. Yapılan çalışmalar, bu dönemde başlanan tedavinin kadınlarda tüm hastalıklara bağlı ölüm riskini azaltabildiğini gösteriyor. Buna karşılık, menopozdan uzun süre sonra başlanan tedaviler ise pıhtı oluşumu ve kalp damar hastalıkları açısından risk oluşturabiliyor.</p>

<p><strong>Hormon replasman tedavisi ne kadar sürüyor? </strong></p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon tedavisinin süresinin kişiye özel olarak belirlendiğini belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Genel yaklaşım; en düşük etkili dozun gerekli olduğu süre boyunca kullanılmasıdır. Tedavi genellikle 2-5 yıl sürmektedir. Ancak, semptomlar devam ediyorsa ve tedavinin sağladığı fayda olası risklerden daha fazlaysa tedavi süresi doktor kontrolünde uzatılabilmektedir.” </p>

<p><strong>Kalp hastalığı riskini önleyebilir mi? </strong></p>

<p>Menopoz sonrası östrojen azalması kalp - damar hastalıkları riskini artırıyor.  Yapılan çalışmalarda, menopoz sonrası erken dönemde başlanan hormon tedavisinin kadınlarda iskemik inme, venöz tromboembolizm ve kalp yetmezliği gibi kalp -  damar hastalıklarının gelişme riskini azaltabildiği gösterilmiş. Ancak, hormon replasman tedavisine sadece kalp damar hastalıklarını önlemek amacıyla başlanması önerilmiyor. </p>

<p><strong>Kemik erimesine karşı etkili oluyor mu?</strong></p>

<p>Östrojen azalması kemik kaybını hızlandırabiliyor ve osteoporoz riskini artırabiliyor. Hormon replasman tedavisinin osteoporozun önlenmesinde ilk tedavi seçeneği olmadığını belirten<strong> </strong>Dr. A. Ezgi Sancaklı,<strong> </strong>“Hormon replasman tedavisi 45-55 yaşları arasındaki kadınlarda kemik kaybı ve kırık riskini azaltmaya yardımcı olabilmektedir” diye konuşuyor.  </p>

<p><strong>Hormon replasman tedavisi güvenli bir yöntem midir? </strong></p>

<p>Güncel kılavuzlarda, biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin risk faktörü bulunmayan kadınlarda meme kanseri ve kalp krizi riskini arttırmadığı belirtiliyor. Ayrıca, doğru hasta grubunda, doğru zamanda ve doğru uygulama yoluyla kullanıldığında büyük ölçüde faydalı ve güvenli olduğu aktarılıyor. Biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin kadınlarda tüm nedenlere bağlı ölüm oranını azalttığı yapılan çalışmalarla gösterilmiş. 2025 yılında FDA (ABD Gıda ve İlaç Dairesi) hormon replasman tedavisi üzerinde bulunan “kara kutu” uyarısını resmen kaldırdığını duyurdu. Bu yenilikle biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin kullanımının uygun hastalar için güvenli olduğu belirtildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı,<strong>  </strong>ancak hormon replasman tedavisinin<strong> </strong>uygun olmayan hasta gruplarında kullanıldığında pıhtı, inme ve endometrium kanseri riskini artırdığı uyarısında bulunarak, “Bu nedenle, hormon replasman tedavisi öncesinde tüm risk faktörlerinin dikkatlice değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır” diyor. </p>

<p><strong>Bitkisel ürünler hormon replasman tedavisine alternatif olabilir mi? </strong></p>

<p>Bitkisel ürünler (fitoöstrojenler)  menopoza bağlı hafif semptomların giderilmesine yardımcı olabiliyor. Ancak, bu ürünler hormon replasman tedavisinin sağladığı vücuttaki bütüncül etkiyi yerine getiremiyor, etkinliği ve güvenilirliği hormon tedavisi kadar güçlü bilimsel verilerle desteklenmiyor.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 21:45:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-1775760328.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İbrahim Tatlıses’in tedavisi devam ediyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-devam-ediyor-11701</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-devam-ediyor-11701</guid>
                <description><![CDATA[Sanatçı İbrahim Tatlıses’in Acıbadem Altunizade Hastanesi Acil Servisine başvurmasıyla başlayan tedavi süreci hakkında 9 Nisan 2026, (bugün) bir açıklama yapan Başhekim Dr. Engin Çakmakçı şunları söyledi: ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>“7 Nisan 2026, Salı günü hastanemiz acil servisine başvuran hastamız İbrahim Tatlıses’in bilinci açık ve genel durumu iyidir. Tedavisi, tedbir amaçlı olarak yoğun bakım servisinde devam etmektedir. Safra kesesi kaynaklı bakteriyel bir enfeksiyon olan kolesistit (safra kesesi iltihabı) tanısı ile antibiyotik tedavisine başlanmış olup, tedaviye olumlu yanıt alınmaktadır. Tedavi yanıtının klinik olarak aynı şekilde sürmesi durumunda önümüzdeki hafta safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi) yapılması planlanmaktadır.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 21:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/ibrahim-tatlisesin-tedavisi-devam-ediyor-1775760120.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tuzla’da Buluştular, Sağlık İçin Yürüdüler</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/tuzlada-bulustular-saglik-icin-yuruduler-11673</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/tuzlada-bulustular-saglik-icin-yuruduler-11673</guid>
                <description><![CDATA[Sağlıklı yaşam alışkanlıklarını güçlendirmek amacıyla gerçekleştirilen etkinlikte, uzmanlar eşliğinde sabah egzersizi yapıldı. Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz ise sağlıklı yaşam tarzına ilişkin paylaşımlarda bulunarak, beslenme ve sporun aktif yaşamdaki önemini vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, 7-13 Nisan Dünya Sağlık Haftasını, Tuzla Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü tarafından sağlıklı yaşam alışkanlıklarını güçlendirme, bu konudaki toplumsal farkındalığı artırma amacıyla düzenlenen, özel yürüyüş ve egzersiz etkinliğiyle kutladı. Tuzla sakinlerinin yoğun ilgi gösterdiği etkinlik kapsamında katılımcılar, sahil hattında 2 km’lik yürüyüş güzergahını hep birlikte tamamlayarak güne sağlıklı bir başlangıç yaptılar. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi çalışanlarının da destek verdiği etkinlikte, katılımcıların soruları yanıtlandı. Uzman antrenörlerin egzersiz ve yoga aktiviteleriyle devam eden programda, <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Hande Namal Türkyılmaz</strong>, katılımcılara sağlıklı yaşam alışkanlıkları hakkında önemli bilgiler verdi. </p>

<p>Dr. Hande Namal Türkyılmaz konuşmasında, yapılan her egzersizin vücudumuza büyük katkılar sağladığını, sadece kalori yakmadığımızı söyleyerek, bu sayede vücudumuzun doğal olarak ürettiği NAD+ molekülünü ve GLP-1 hormonunu da artırabildiğimizi hatırlattı. Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp ile hormonal mekanizmaları onarmaya odaklandıklarını söyleyen Dr. Hande Namal Türkyılmaz, “<em>Bugünkü yürüyüş ve egzersiz çalışmamızın vücudumuzda gösterdiği </em>d<em>eğişimi kalıcı kılmak, vücudumuzun biyokimyasını optimize etmek ve ’gerçekten sağlıklı’ hissetmek kendi elimizde.</em> <em>Bu alandaki sağlık profesyonelleri olarak hedefimiz ilaçla</em> <em>değil, yaşamı kendi ritmiyle iyileştirmek. Uzun yıllardır bu işi yapan biri olarak biliyorum ki; bu mekanizmaları ne kadar erken tamir edersek, gelecekteki kronik hastalıklardan o kadar korunuruz. Sağlık, hastalıkların olmaması değil, yaşam enerjisinin en üst seviyede olmasıdır</em>” dedi. </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:50:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/tuzlada-bulustular-saglik-icin-yuruduler-1775649004.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı:   Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-11668</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-11668</guid>
                <description><![CDATA[Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 1,27 milyon insan doğrudan antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitiriyor. Uzmanlar, etkili önlemler alınmadığı takdirde bu sayının önümüzdeki yıllarda çok daha yüksek seviyelere ulaşabileceğine dikkat çekiyor. Sorunun temel nedenlerinden biri ise enfeksiyon tedavisinde çoğu zaman doğru antibiyotiğin hemen belirlenememesi ve hastalara geniş spektrumlu ilaçların deneme-yanılma yöntemiyle verilmesi. Bu yaklaşım, hem hastanın tedavisinin gecikmesine hem de bakterilerin zamanla ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em><strong></strong></em></p>

<p><em><strong>Bu önemli soruna çözüm olabilecek yeni bir teknoloji ise Acıbadem Üniversitesi’nde geliştirildi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ile Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özge Can’ın kurucusu olduğu ve Acıbadem Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde yer alan Bio-T Biyoteknoloji Çözümleri ve Üretim A.Ş.’de geliştirilen “Hızlı Antibiyotik Duyarlılık Testi”, hastadaki bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu çok kısa sürede belirleyebiliyor. Testte, antibiyotiğin etkisiyle ölen bakteriler özel bir boya sayesinde ışık veriyor; böylece hangi antibiyotiğin işe yaradığı hızlı ve net bir şekilde anlaşılabiliyor. Bu hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde, normalde bir gün sürebilen antibiyotik duyarlılık belirleme süreci 15-90 dakikaya indirilebiliyor. Laboratuvar çalışmaları tamamlanan testin yakın zamanda sağlık sisteminde kullanıma girmesi hedefleniyor.</strong></em></p>

<p><strong>Antibiyotik İşe Yaradığında Işık Saçan Bakteriler </strong></p>

<p>Geliştirilen test, enfeksiyon etkeni bakterinin farklı antibiyotiklere duyarlılığını hızlı bir şekilde saptayarak hastaya hangi ilacın etkili olacağını ortaya koyuyor. Böylece hekimler, vakit kaybetmeden hastaya doğru ve etkili tedaviyi başlatabiliyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz yöntemi şu şekilde anlatıyor: “Bu yöntemde, bakterinin hücre zarından canlıyken içeri giremeyen özel bir boya kullanıyoruz. Bakteri, antibiyotiğin etkisiyle öldüğü anda hücre zarı geçirgen hale geliyor ve bu boya bakterinin içine sızıyor. İçeri giren boya, bakterinin DNA’sına bağlandığında ışık yaymaya başlıyor. Bu sayede bakterinin ölüp ölmediğini çok kısa sürede anlayabiliyoruz. Klasik testlerde ise bakterinin çoğalmasını ve besi yerinde gözle görülür bir bulanıklık oluşturmasını beklemek gerekiyordu. Bu da zaman kaybına yol açıyordu. Bizim geliştirdiğimiz yöntemde ise bunu beklemeye gerek kalmıyor; bakteri öldüğü anda boya içeri giriyor ve hemen ışık sinyali veriyor.” </p>

<p>Antibiyotik direnci olduğunda ise bakterinin hiç tepki vermediğini söyleyen Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Eğer bakteri kullanılan antibiyotiğe dirençliyse ve ölmezse, boya hücre içine giremiyor ve herhangi bir ışık oluşmuyor. Bu durumda da o antibiyotiğin etkisiz olduğunu, o hastada işe yaramadığını, yani bakterinin dirençli olduğunu hızlıca saptayabiliyoruz” şeklinde konuşuyor. </p>

<p><strong>Saatler İçinde Doğru Tedaviye Başlanıyor </strong></p>

<p>Özellikle hastane enfeksiyonlarının yaygın olduğu ve çoklu ilaç direncine sahip mikroorganizmaların giderek arttığı günümüzde bu tür hızlı tanı yöntemleri büyük önem taşıyor. Yoğun bakım ünitelerinde ya da bağışıklık sistemi zayıf hastalarda, doğru antibiyotiğe hızlı ulaşmak, tedavinin başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktör olarak görülüyor.</p>

<p>Geliştirilen teknolojinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, klasik yöntemlerde antibiyotik duyarlılığını belirlemenin oldukça zaman aldığını vurgulayarak, “Bugüne kadar bir bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu anlamak için en az bir gün beklemek zorunda kalıyorduk. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde bu süreyi bir buçuk saatten kısa bir süreye indiriyoruz. Bu da enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde çok önemli bir zaman kazancı anlamına geliyor” diyor.</p>

<p><strong>Gereksiz Antibiyotik Kullanımına Karşı Güçlü Adım</strong></p>

<p>Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direncinin en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Hangi antibiyotiğin işe yarayacağını bilmeden tedaviye başlamak çoğu zaman kaçınılmaz olabiliyor. Ancak bu durum hem hastanın doğru tedaviye geç ulaşmasına hem de bakterilerin direnç geliştirmesine yol açabiliyor. Bizim geliştirdiğimiz test, her hastaya uygun antibiyotiğin hızlı şekilde belirlenmesini sağlayarak gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmeyi hedefliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>

<p>Testin, kişinin enfeksiyonuna uygun antibiyotik kullanımının önünü açtığını vurgulayan Prof. Dr. Özge Can ise teknolojinin yalnızca bir tanı yöntemi değil, aynı zamanda tedavi başarısını artıran bir sistem olduğunu belirterek, “Gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesiyle, hem hasta için daha etkili bir tedavi sağlanıyor hem de antibiyotik direncinin yayılması engellenebiliyor” diyor.</p>

<p>Günümüzde birçok hastada test sonuçları beklenmeden geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Özge Can, “Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımı yalnızca tedaviyi zorlaştırmıyor, aynı zamanda bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanmasına neden oluyor. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde her hastaya uygun, hedefe yönelik tedavi mümkün hale geliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>

<p>Testin özellikle hastane enfeksiyonlarıyla mücadelede önemli bir rol oynayabileceğini de belirten Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, geliştirdikleri sistemin kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımına katkı sunduğunu ifade ediyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, hastane enfeksiyonlarında en büyük sorunlardan biri, etken bakterinin hangi antibiyotiğe dirençli olduğunu hızlıca tespit edememek olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Yeni testin bir diğer önemli katkısının, antibiyotiklerin daha akılcı kullanılmasına destek olmak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Bu yöntemle artık antibiyotik seçimi tahmine dayalı olmaktan çıkıyor. Veriye dayalı, hastaya özel bir tedavi planı oluşturulabiliyor” diyor.</p>

<p><strong>Toplum Sağlığı İçin Önemli Adım </strong></p>

<p>Laboratuvar aşaması tamamlanan ve yerli bir teknoloji olarak geliştirilen hızlı antibiyotik duyarlılık testinin yaygın kullanıma girebilmesi için çalışmalar sürüyor. Prof. Dr. Özge Can, “Bu teknolojinin en kısa sürede hastanelerde kullanılmasını istiyoruz. Şu anda piyasaya çıkması için sağlık endüstrisiyle görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Amacımız, geliştirdiğimiz bu yöntemin hastalara en hızlı şekilde ulaşması” diyor.</p>

<p>Uzmanlara göre enfeksiyon hastalıklarında doğru tedaviye hızlı ulaşmak yalnızca bireysel hastalar için değil, toplum sağlığı açısından da kritik önem taşıyor. Hızlı antibiyotik duyarlılık testleri, gelecekte antibiyotik direnciyle mücadelede en önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:49:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-1775648960.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-11663</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-11663</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; her 4 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez inme geçirme riski taşıyor. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 200-250 bin yeni inme vakası görülüyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, günümüzde inmenin sadece ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç yaş gruplarında da görülmeye başladığını belirterek, bunda hareketsiz yaşam tarzı, hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi yanlış yaşam alışkanlıklarının etkili olduğunu söylüyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; her 4 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez inme geçirme riski taşıyor. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 200-250 bin yeni inme vakası görülüyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum,</strong> günümüzde inmenin sadece ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç yaş gruplarında da görülmeye başladığını belirterek, bunda hareketsiz yaşam tarzı, hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi yanlış yaşam alışkanlıklarının etkili olduğunu söylüyor. </p>

<p>Felç sonrası iyileşmede zamanın kritik önem taşıdığını, bu süreçte robotik rehabilitasyonun da  tedavinin başarısını artırdığını belirten Doç. Dr. Çorum “İnme ve beyin hasarı ile beyin ameliyatları sonrası gelişen nörolojik kayıplar ve omurilik yaralanmaları gibi durumlarda, erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon, hastaların iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırıyor” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, robot destekli erken rehabilitasyonun 5 kritik etkisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<ul>
	<li><strong>Fonksiyon kayıplarını geri kazandırıyor</strong></li>
</ul>

<p>Felç sonrası iyileşmede zamanla yarış başlıyor. Yoğun ve hedefe yönelik rehabilitasyon; hareket, denge, konuşma ve yutma fonksiyonlarının daha hızlı geri kazanılmasını sağlıyor. Doç. Dr. Mustafa Çorum “Erken dönemde başlanan, doğru planlanmış nörorehabilitasyon programları; hastanın yalnızca hareket kabiliyetini değil, yaşam kalitesini de yeniden kazandırır” diyor. </p>

<ul>
	<li><strong>Komplikasyonları önlüyor</strong></li>
</ul>

<p>Uzun süre hareketsiz kalan felçli hastalarda; kas sertliği, eklem kısıtlılıkları, yatak yaraları, akciğer enfeksiyonları, solunum ve dolaşım problemleri gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir.  Bu durum hem tedavi sürecini zorlaştırır hem de iyileşmeyi geciktirir. Erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon ile hastanın mümkün olan en kısa sürede kontrollü şekilde hareket ettirilmesi sağlanır. </p>

<ul>
	<li><strong>Beynin kendini yenilemesini destekliyor</strong></li>
</ul>

<p>Beyin, hasar sonrası özellikle ilk aylarda yeniden yapılanmaya en açık dönemindedir. Özellikle inme sonrası ilk haftalar ve aylar, beynin bu yeniden yapılanma kapasitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Bu kritik süreçte uygulanan doğru ve tekrarlı terapiler, yeni sinir bağlantılarının oluşmasını destekler.</p>

<ul>
	<li><strong>Bağımsızlığı artırıyor</strong></li>
</ul>

<p>Felç sonrası en önemli hedeflerden biri, hastanın günlük yaşamda mümkün olduğunca bağımsız hale gelmesidir. Erken dönemde başlanan rehabilitasyon programları, hastanın yürüme, oturma, ayağa kalkma, giyinme, yemek yeme ve kişisel bakım gibi temel aktiviteleri yeniden öğrenmesini sağlar. Hastalar günlük yaşam aktivitelerinde daha kısa sürede bağımsız hale gelir. Bu durum, hem fiziksel iyileşmeyi hem de sosyal hayata katılımı güçlendirir.</p>

<ul>
	<li><strong>Psikolojik olarak güçlendirir</strong></li>
</ul>

<p>Hastalık süreci yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da zorlu olup, sıklıkla umutsuzluk, kaygı, bağımsızlık hissi ve depresyon gibi duygulara yok açabilir. Ancak erken dönemde başlanan rehabilitasyonla birlikte görülen küçük ama somut ilerlemeler, hastaya ‘iyileşiyorum’ duygusunu kazandırır ve motivasyonunu artırır, tedaviye aktif katılımı destekler. </p>

<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>

<p><strong>Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor</strong></p>

<p>Multidisipliner yaklaşımın benimsendiği erken dönem rehabilitasyonda; hastaların robotik rehabilitasyon, fizyoterapi, ergoterapi ve konuşma-yutma terapisi alanlarında bire bir ve yoğun programlara alınarak yakından izlendiklerini belirten Doç. Dr. Mustafa Çorum sözlerine şöyle devam ediyor: “Klinik durumlar anlık olarak değerlendirilerek gerektiğinde ileri tıbbi müdahale ve yoğun bakım desteği sağlanabiliyor. Bu bütüncül yapı, özellikle ağır etkilenmiş hastaların güvenli, kontrollü ve etkili bir rehabilitasyon süreci geçirmesine olanak tanıyor.” </p>

<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>

<p><strong>Robotik rehabilitasyon kritik rol oynuyor</strong></p>

<p>Robot destekli rehabilitasyon uygulamaları, günümüzde nörorehabilitasyonun önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Güncel bilimsel çalışmalara göre; bu yöntemlerin, beynin hasar sonrası yeniden yapılanma yeteneği olan nöroplastisiteyi destekleyerek iyileşme sürecine katkı sağladığını belirten Doç. Dr. Çorum “Hastaya özel planlanan robotik programlar sayesinde erken dönemde güvenli mobilizasyon sağlanırken, yüksek tekrarlı egzersizlerle doğru hareketlerin öğrenilmesi destekleniyor. Aynı zamanda hastanın motivasyonu ve tedaviye katılımı da artıyor” diyor. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:48:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-1775648930.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Derin beyin simülasyonu Parkinson’da zamanı geriye sarabilir</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-11654</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-11654</guid>
                <description><![CDATA[Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor. 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü’nün hastalıkla ilgili farkındalığın artması açısından önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bu tür özel günler, hastaların ve yakınlarının hastalığı daha iyi tanımasına ve tedavi seçenekleri konusunda bilinçlenmesine katkı sağlar. Parkinson hastalarında özellikle hareket bozukluğu ön plandaysa tedavi oldukça etkilidir. İlk aşamada ilaç tedavisi uygulanır ancak zamanla etkisi azalabilir. Bu noktada derin beyin simülasyonu yani beyin pili yöntemi hastalara önemli fayda sağlar” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Derin beyin simülasyonunun neden “zamanı geriye sarıyor” ifadesiyle tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Parkinson hastaları ilaç tedavisinin ilk yıllarında oldukça iyi bir dönem geçirir. Ancak zamanla ilaçların etkisi azalır ve hastalık bulguları yeniden belirginleşir. Beyin pili uygulandığında ise hastalar çoğu zaman ilaçlardan ilk fayda gördükleri döneme geri döner. Bu nedenle hastaların hareket kabiliyeti artar, günlük yaşamları kolaylaşır ve daha rahat bir dönem yaşayabilirler” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Doğru hastada tedavinin seyrini değiştirebilir</strong></p>

<p>Parkinson tedavisinde ilk seçeneğin ilaç olduğunu vurgulayan Kaya, “İlaç tedavisiyle hastalar 3, 5 hatta 7 yıl sürebilen iyi bir dönem geçirir. Ancak bir süre sonra ilaçlar etkili olmamaya başlar ve yan etkiler ortaya çıkar. Bu noktada cerrahi tedavi devreye girer. Ancak kognitif fonksiyon bozukluğu olan yani bunamanın ön planda olduğu hastalarda bu tedavi uygulanamaz. Ayrıca beyinde ciddi hasarlara bağlı gelişen durumlarda da her zaman etkili olmayabilir. Ancak uygun hastalarda derin beyin simülasyonu önemli bir tedavi seçeneği. Bu nedenle doğru hasta seçimi ve uygun zamanda yapılan müdahale tedavinin başarısında belirleyici olur” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:47:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-1775648864.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupa’nın Premium Anne-Bebek Markası Suavinex Minycenter ile Türkiye’de</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupanin-premium-anne-bebek-markasi-suavinex-minycenter-ile-turkiyede-11635</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupanin-premium-anne-bebek-markasi-suavinex-minycenter-ile-turkiyede-11635</guid>
                <description><![CDATA[Dünyaca ünlü markaları bünyesinde barındıran Minycenter, bir ilke daha imza atarak Avrupa’nın ünlü Suavinex markasının Türkiye’deki tek yetkili distribütörü oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><b></b></p>

<p>Avrupa’nın önde gelen anne-bebek markalarından ve sektörde 40 yılı aşkın deneyimiyle Suavinex, bebek beslenme ve bakım ürünlerindeki premium yaklaşımını Türkiye’ye taşıyor. Tasarımı, güvenliği ve işlevselliği bir araya getiren Suavinex ürünleri, yalnızca Minycenter’da ebeveynlerle buluşuyor. </p>

<p>40 yılı aşkın deneyimiyle dünya genelinde ailelerin güvenle tercih ettiği Suavinex; anne-bebek-emzirme ürünlerinden oluşan seçkisiyle, bebeklerin ilk günlerinden itibaren hem güveni hem de konforu ön planda tutuyor. Her bir ürün, bebeklerin hassas ihtiyaçları düşünülerek geliştirilirken, ebeveynlerin günlük yaşamını kolaylaştıran detaylarla tasarlanıyor.</p>

<p>Suavinex’i dünyada ayrıcalıklı kılan en önemli özelliklerden biri; bebek bakım ürünlerini yalnızca bir ihtiyaç değil, stil sahibi bir yaşam anlayışının parçası olarak ele alması. Modern tasarım çizgileri, yumuşak renk paletleri ve detaylara verilen özen sayesinde ürünler hem fonksiyonel hem de görsel olarak fark yaratıyor. </p>

<p>Avrupa Birliği standartlarına uygun olarak İspanya ve Slovakya’daki tesislerde tasarlanan ve geliştirilen Suavinex ürünleri; kapsamlı kalite ve güvenlik testlerinden geçiriliyor. </p>

<p>Bebeklerin sağlığı düşünülerek geliştirilen emzikleri, İspanya Pediatri Derneği Onaylı ve İtalyan Ortodonti Uzmanları Birliği tarafından tavsiye ediliyor. Suavinex ürünleri ebeveynlere güven verirken bebeklerin doğal gelişimini destekliyor.</p>

<p>Suavinex bebek beslenme ve bakım ürünleri, Türkiye’de yalnızca Minycenter mağazalarında ve minycenter.com.tr’de satışa sunuluyor. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 19:35:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/avrupanin-premium-anne-bebek-markasi-suavinex-minycenter-ile-turkiyede-1775579704.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-11564</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-11564</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bahar mevsiminin insan beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri, olası bahar yorgunluğu ve bipolar bozuklukta artış gösteren enerji dalgalanmaları, belirtilerin fark edilmesi ve başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Mevsim geçişleri, vücutta biyolojik değişimlere neden olur!</strong></p>

<p>Bahar denildiğinde zihnimizde çoğunlukla benzer imgeler canlandığını ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “İlkbahar yağmuruyla ıslanan toprağın kokusu, yeşeren ağaçlar ve çimler, rengârenk çiçekler, uçuşan kelebekler, cıvıl cıvıl kuş sesleri ve güneşin içimizi ısıtan enerjisi… Doğadaki bu canlanma hali, çoğu zaman bizde de bir ferahlama ve yenilenme duygusu yaratır.” dedi.</p>

<p>Pek çok kişinin baharla birlikte enerjisinin arttığını, daha motive ve pozitif hissettiğini düşündüğünü dile getiren Aytop, “Gerçekten de mevsim geçişleri, özellikle bahar ayları, vücudumuzda bazı biyolojik değişimlere yol açar. Gün ışığının artmasıyla birlikte serotonin ve dopamin gibi ‘iyi hissettiren’ nörokimyasalların üretimi desteklenebilir. Bu da ruh halimizde iyileşme, enerjide artış ve daha olumlu bir bakış açısı ile ilişkilendirilebilir. Kısacası, baharın gelişiyle birlikte iç dünyamızda da güneş açtığını hissedebiliriz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Herkes bu değişimlerden aynı şekilde etkilenmez! </strong></p>

<p>Ancak bu tablonun herkes için aynı olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bazı bireyler baharı enerjik ve neşeli karşılarken, bazıları için bu dönem daha dalgalı bir ruh halini beraberinde getirebilir. Kimi zaman içsel hava durumumuz güneşli değil; parçalı bulutlu, yağışlı ya da fırtınalı olabilir. Bu nedenle baharın etkilerini tek tip bir deneyim olarak değerlendirmek doğru olmaz.” dedi.</p>

<p>Bahar aylarında doğada önemli değişimler yaşandığını yineleyen Aytop, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu süreçte havadaki iyon dengesi de değişebilir. Aynı zamanda bitkilerin uyanmasıyla birlikte polen üretimi artar ve bu polenler rüzgâr aracılığıyla geniş alanlara yayılır. Tüm bu çevresel değişimlerin hem fiziksel hem de ruhsal süreçlerimiz üzerinde etkileri olabilir. Ancak burada üç önemli noktayı vurgulamak gerekir: Herkes bu değişimlerden etkilenmek zorunda değildir; etkilenen kişilerde bu etkilerin şiddeti farklı olabilir; ayrıca bu etkiler herkeste aynı biçimde ortaya çıkmaz. Çünkü genetik yapı, psikolojik dayanıklılık, sosyal destek sistemleri ve çevresel koşullar gibi bireysel farklılıklar bu süreci doğrudan etkiler.”</p>

<p><strong>Mevsim geçişi uyku düzenini bozabiliyor! </strong></p>

<p>Baharın gelişiyle birlikte biyolojik ritmimizde de değişiklikler yaşanabildiğini aktaran Emine Akın Aytop, “Özellikle melatonin hormonunun üretiminde azalma ve sirkadiyen ritimde kaymalar görülebilir. Bu durum uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>

<p>Uykunun, hem bedensel hem de zihinsel yenilenme açısından kritik öneme sahip olduğunu hatırlatan Aytop, “Uyku düzenindeki bozulmalar, ruhsal ve fiziksel pek çok sorunu tetikleyebilir. Bunun yanı sıra, serotonin ve dopamin düzeylerindeki dalgalanmalar farklı belirtilerle kendini gösterebilir. Alerjik reaksiyonlar, nezle ve grip gibi enfeksiyonlar, cilt problemleri, mide-bağırsak rahatsızlıkları veya kalp-damar sistemiyle ilgili sorunlar bahar aylarında artış gösterebilir ya da mevcut şikâyetler şiddetlenebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, dikkatli olunmalı! </strong></p>

<p>Bahar aylarında sıkça karşılaşılan durumlardan birinin de ‘bahar yorgunluğu’ olduğunu kaydeden Emine Akın Aytop, “Bu durum; enerji düşüklüğü, isteksizlik, çabuk yorulma, motivasyon kaybı ve erteleme davranışları ile kendini gösterebilir.” dedi.</p>

<p>Ayrıca uyku ve iştah düzeninde değişiklikler, sabahları uyanmakta zorlanma ve odaklanma güçlüğü de görülebileceğine işaret eden Aytop, “İyi haber ise, bu belirtiler genellikle birkaç hafta içinde, vücudun yeni mevsime uyum sağlamasıyla birlikte kendiliğinden azalır. Ancak bu belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, daha dikkatli olunmalı. Sürekli üzüntü hali, umutsuzluk, ilgi kaybı, yoğun yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, uyku ve iştah değişiklikleri gibi belirtiler bahar depresyonuna işaret edebilir. Böyle bir durumda profesyonel destek almak oldukça önemlidir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Belirtilere karşı farkındalık ve gerektiğinde uzman desteği önemli! </strong></p>

<p>Öte yandan, baharın bazı bireylerde tam tersine aşırı enerji artışıyla kendini gösterebildiği bilgisini paylaşan Emine Akın Aytop, “Özellikle bipolar bozukluğu olan kişilerde ilkbahar, manik ya da hipomanik dönemleri tetikleyebilir. Bu dönemlerde kişi kendini aşırı enerjik, güçlü ve hareketli hissedebilir; daha az uykuya ihtiyaç duyar, konuşkanlığı artar, düşünceleri hızlanır ve dürtüsel davranışlar sergileyebilir. Bu nedenle bu tür belirtilere karşı farkındalık geliştirmek ve gerektiğinde uzman desteği almak önemlidir.” dedi.</p>

<p>Baharın getirdiği bu değişimleri daha sağlıklı yönetebilmek için yaşam tarzında bazı düzenlemeler yapılması gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Dengeli beslenmek, yeterli su tüketmek, kafein alımını sınırlamak ve uyku hijyenine dikkat etmek bu sürecin temel taşlarıdır. Düzenli fiziksel aktivite, hem bedensel sağlığı destekler hem de ruh halini iyileştirir. Bunun yanı sıra, sosyal medya ve ekran kullanımını sınırlamak, zihinsel yükü azaltabilir. Sağlıklı hobiler edinmek ve iş-özel yaşam dengesini kurmak da bu süreçte önemli rol oynar.</p>

<p>Bilinçli farkındalık (mindfulness) uygulamaları da bahar döneminde içsel dengeyi korumaya yardımcı olabilir. Bu uygulamalar, kişinin dikkatini yargılamadan ‘şimdi ve burada’ya yöneltmesini sağlar. Doğayla temas kurmak da oldukça etkili bir yöntemdir. Özellikle dikkatli farkındalıkla yapılan yürüyüşler, hem zihinsel hem de fiziksel açıdan iyileştirici olabilir. Yavaş tempoda, duyulara odaklanarak yapılan bir yürüyüş; görme, işitme, dokunma ve koklama duyularını aktive ederek kişinin anda kalmasını destekler. Duygularımızı fark etmek, adlandırmak ve hangi durumlarda ortaya çıktıklarını gözlemlemek de önemli bir beceridir. Bu noktada duygu günlüğü tutmak, içsel süreçleri anlamayı kolaylaştırabilir.</p>

<p>Son olarak, ihtiyaç duyulduğunda profesyonel destek almak önemli bir güç kaynağıdır. Psikolojik destek, bireyin hem içsel hem de çevresel kaynaklarını fark etmesini ve etkili bir şekilde kullanmasını sağlar. Bu süreç; duygusal dengeyi güçlendirmeye, stresle başa çıkma becerilerini geliştirmeye ve psikolojik dayanıklılığı artırmaya yardımcı olur.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 21:46:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2026/04/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-1775501167.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Social Austerity Hits Healthcare: Thousands Left Behind</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/social-austerity-hits-healthcare-thousands-left-behind-9191</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/social-austerity-hits-healthcare-thousands-left-behind-9191</guid>
                <description><![CDATA[Social Austerity Hits Healthcare: Thousands Left Behind]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center"><span style="font-size:48px"><strong>Social Austerity Hits Healthcare: Thousands Left Behind</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="font-size:20px">Kadir Duran / Bruxelles Korner&nbsp;</span></strong></p>

<p><em><span style="font-size:22px">Shock in Brussels. In Schaerbeek, Evere, Saint-Josse, and Auderghem, medical centers serving over 5,000 patients are being shut down. Why? Their contracts were abruptly cut by health insurers. The reason? They’d become “too big.”</span></em></p>

<p style="text-align:center"><em><span style="font-size:22px"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_26_06.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></span></em></p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Too big to care? That’s what Dr. Irshad Nobeebux is being told. But behind the bureaucratic jargon lies a political agenda.</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Patients pay the price. No proof of wrongdoing. No clear explanation. Just doors closing and vulnerable patients — elderly, chronically ill, low-income families — left without care.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Welcome to “Arizona.” That’s the nickname of the current government. Their motto? If you’re not productive, you’re a burden. Illness, burnout, disability — all seen as excuses.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">No mercy for the weak. Social benefits? Slashed. Sick leave? Bureaucratized. Retirement? Postponed. The goal? Force everyone to work — no matter their condition.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Medical centers under attack. Community clinics that serve the poor are being targeted. They’re not “profitable” enough. They don’t fit the model. So they’re dismantled.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">It’s not just cruel. It’s stupid. Forcing untrained or ill people into jobs doesn’t grow the economy. It creates suffering, chaos — and failure.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">What Belgium really needs? Investment. Innovation. Education. Not repression. Not economic dogma from the last century.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">Divide and conquer? Transferring powers to regions won’t solve the crisis. It will just serve separatists like Bart De Wever — and tear the country apart.</span></p>

<p><span style="font-size:16px">A state that lasts protects its people. Not just the strong. Especially the vulnerable.</span></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_16.jpeg" style="height:800px; width:533px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_17%20(1).jpeg" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_17.jpeg" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_18%20(2).jpeg" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_17%20(2).jpeg" style="height:800px; width:533px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_18%20(1).jpeg" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2012_14_16.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-04-25%20at%2013_23_18.jpeg" style="height:800px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 14:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2025/04/social-austerity-hits-healthcare-thousands-left-behind-1745581158.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yalnızlık ve izole yaşam otizm riskini artırıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/yalnizlik-ve-izole-yasam-otizm-riskini-artiriyor-9133</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/yalnizlik-ve-izole-yasam-otizm-riskini-artiriyor-9133</guid>
                <description><![CDATA[Yalnızlık ve izole yaşam otizm riskini artırıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Yalnızlık ve izole yaşam otizm riskini artırıyor</h1>

<h4>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Genetik olarak otizme yatkınlık gösteren bir birey erken yaşlarda fark edilip, doğru eğitim alırsa otizm belirtileri göstermeyebilir" dedi.</h4>

<p>Afra Betül Özdemir &nbsp;|02.04.2025 - Güncelleme : 02.04.2025</p>

<p><img alt="Yalnızlık ve izole yaşam otizm riskini artırıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2025/04/02/thumbs_b_c_37a256d0615df969eb84382e65b0afef.jpg?v=114302" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, otizmin son yıllarda artış göstermesinin sebeplerini ve otizmli çocukların eğitiminde nelere dikkat edilmesi gerektiğini AA Stratejik Analiz'e değerlendirdi.</p>

<p>***</p>

<p><strong>Otizm tanısı alan çocuk sayısı her yıl artıyor. Bunun nedenleri nelerdir?</strong></p>

<p>Son yıllarda otizm tanısı konulmasıyla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Otizm, nörogelişimsel bir bozukluk olarak yeniden tanımlandı. Nörogelişimsel bozukluklar, beynin doğum öncesi dönemde başlayan ve beyin gelişimiyle ilgili bir alanı kapsıyor. Bu alanın gelişmesiyle birlikte beyinle davranış arasındaki ilişki daha iyi anlaşılmaya başlandı. Böylece, nörogelişimsel bozuklukları tanımak daha kolay hale geldi ve tanı yelpazesi genişledi. Bu durum, bazı belirsiz veya şüpheli durumların da otizm spektrumuna dahil edilmesine yol açtı. Dolayısıyla otizm tanısının artmasının sebeplerinden biri de bu.</p>

<p>Bir diğer önemli etken ise toplumda farkındalığın artması. Artık, otizmli çocuklar daha fazla fark ediliyor ve "özel çocuk" olarak kabul edilerek topluma entegrasyonu sağlanıyor. Bu sayede, otizmin sosyal ve iletişimsel öğrenme güçlükleri gibi özellikleri daha iyi anlaşılabiliyor ve tanı konulabiliyor. Ancak bunun dışında kesinleşmemiş ve tartışmalı bazı faktörler de bulunuyor. Özellikle çevre kirliliği ve vücuttaki hafif metal birikimi, otizmin artışına neden olabileceği düşünülen alanlar arasında yer alıyor. Gıdalar, asfalt tozları ve çevresel kirleticiler gibi faktörlerin bu birikime yol açtığına dair bazı araştırmalar mevcut. Ayrıca annelerin doğum öncesi dönemde enfeksiyon geçirmesinin etkisi de üzerinde durulan bir diğer konu. Örneğin, Kovid-19 geçiren annelerin çocuklarında otizm oranının artıp artmadığı şu anda önemli bir araştırma konusu. Kovid-19'un, çocukların beyin hücrelerinde olumsuz bir etki yapıp yapmadığı araştırılıyor.</p>

<p>Otizm, çok faktörlü bir hastalık olup, tek bir gene ya da nedene bağlı değildir. Ancak, genetik yatkınlık üzerinde yapılan birçok çalışma, otizme yatkınlık taşıyan bireylerin, belirli çevresel etmenlerle karşılaştıklarında otizm geliştirebileceğini göstermektedir. Yani, genetik olarak otizme yatkınlık gösteren bir birey, erken yaşlarda fark edilip doğru eğitim alırsa, otizm belirtileri göstermeyebilir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Teknoloji ile otizm görülme sıklığı arasında bir bağlantı var mı?</strong></p>

<p>Teknoloji ile otizm arasındaki ilişkiyi inceleyen kesin bir kanıt bulunmamakla birlikte, otizme eğilimli çocukların teknolojiye daha yatkın olduğunu gözlemliyoruz. Bunun nedeni, otizmin temel belirtilerinden biri olan tekrar etme davranışlarıyla ilişkili olabilir. Otizmli çocuklar sıklıkla aynı şeyleri tekrar ederler, örneğin rutinlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Odanın düzeni değiştiğinde aşırı tepki gösterebilirler. Ayrıca, yeniliklere geçişte zorluk yaşarlar ve katı düşünce tarzlarına sahiptirler. Örneğin, belirli selamlaşma ritüelleri, yürüme veya konuşma alışkanlıkları geliştirebilirler.</p>

<p>Otizmli çocukların ince motor becerileri, kaba motor becerileri, dil gelişimi ve sosyal becerilerinde de genellikle bozukluklar görülür. Bununla birlikte, bazı otizmli çocuklar, özellikle matematiksel zekada yüksek bir yetenek gösterirler. Örneğin, otizmli bir çocuk karmaşık hesaplamaları kolayca yapabilirken, günlük hayatta temel sosyal becerilerde zorlanabilir. Bu, "sosyal otizm" olarak tanımlanan bir durumu işaret eder. Bu tür çocuklar, mantıklı düşünme konusunda güçlü olabilirler, ancak duygusal ve sosyal becerilerde zayıf kalırlar.</p>

<p>Bilgisayar teknolojisi ile fazla meşgul olan bazı bireylerde, matematiksel zeka öne çıksa da sosyal becerilerde eksiklikler görülebilir. Bu durum, bilgisayar korsanları gibi bazı gruplarda da gözlemlenebilir. Bu kişiler olağanüstü bir zekaya sahip olabilir, ancak sosyal ilişkilerde zorluklar yaşayabilirler. Hatta bazı araştırmalar, aşırı bilgisayar kullanımı sonucu öğrenilmiş otizm vakalarından bahsetmektedir. Bu vakalar, çocukluk çağında sosyal becerilerde hiçbir belirti göstermeyen ancak teknolojiye aşırı bağlılık sonucu farklılaşan bireylerdir. Neyse ki bu tür vakalar çevresel değişikliklerle düzeltilip eski haline dönebilirler.</p>

<p>Otizmin biyolojik boyutuna bakıldığında, otizmli bireylerin beyinlerinde "ayna nöronlar" adı verilen yapılar düzgün çalışmamaktadır. Ayna nöronlar, empatiyle ilgili olan ve başkalarının duygularını anlamamıza yardımcı olan nöronlardır. Bu nöronlar düzgün çalışmadığında, kişi kendi duygularını ve başkalarının duygularını anlamakta zorlanır. Bu, otizmli bireylerin sosyal etkileşimlerde empati kuramamaları ve ilişkilerde zorluk yaşamalarına yol açar.</p>

<p>Sonuç olarak, otizmli bireylerde duygusal ve sosyal becerilerdeki zayıflık, beyinlerindeki ayna nöronların düzgün çalışmamasından kaynaklanır. Bu durum, sosyal etkileşimde güçlük çekmelerine ve toplumsal uyumsuzluklar yaşamalarına yol açar. Otizmin kesin tanısını koyarken, bu tür belirtiler genellikle zihin kuramı testleriyle netleştirilir.</p>

<p><strong>Otizmin rengi neden mavi?</strong></p>

<p>Otizmin mavi rengi, tam olarak ne zaman başladığını hatırlamıyorum, ancak bu trend, otizm farkındalık günleri sırasında mavi ışık yakma kampanyası ile popülerleşti. Bu sloganla birlikte, "gece mavi ışık yak" şeklinde bir çağrı yapıldı.</p>

<p>Mavi rengin özel bir anlamı vardır, mavi ışık, sınırsızlık ve özgürlük gibi kavramları ifade eder. Otistik bireylerin en belirgin özelliklerinden biri, sınırları öğrenme ve anlamada zorluk yaşamalarıdır. Sosyal, duygusal ve düşünsel sınırları kavrayamamak onların yaşamlarında önemli bir zorluk oluşturur.</p>

<p>Bu yüzden, sınırsızlık ve özgürlüğü simgeleyen mavi renk otizmle ilişkilendirilen bir renk olarak seçilmiş olabilir. Bu projeyi başlatanlar, otistik bireylerin sınırlarını öğrenemedikleri gerçeğiyle mavi rengin anlamlı bir bağ kurabileceğini düşündüler. Başka bir özel nedeni olduğunu düşünmüyorum ancak bence bu bağlamda mavi rengin seçilmesi oldukça anlamlı.</p>

<p><strong>Otizmli çocukları hayata kazandırmak için neler yapılmalı?</strong></p>

<p>Otizm oranları son yıllarda önemli bir artış gösterdi. 2000'li yıllarda 150 doğumda bir otizm görülürken, 2020'ye gelindiğinde bu oran 36 doğumda bir olarak kaydedildi. Yani, otizmli çocuk sayısında 20 yıl içinde 5-6 kat bir artış yaşandı. Bu artışın sebeplerinden biri farkındalığın artması olabilir. Örneğin, İsveç'teki otizm oranı, Afrika'dan gelen göçmenlerin çocuklarında, bulundukları ülkenin ortalamasına yakın bir seviyeye geliyor. Bu da, kültürel ve çevresel etkenlerin otizmi tetikleyebileceğini düşündürmektedir. Hızlı yaşam temposu, teknoloji ve modern yaşam tarzı, otizmin artışına yol açan etkenler arasında sayılabilir.</p>

<p>Bununla birlikte, sosyalleşmenin az olduğu, yalnızlık ve izole bir yaşam tarzının hakim olduğu toplumlarda otizm riski artıyor. Tek ebeveynli aileler ve kırılgan aile yapıları, çocukların sosyal gelişimini engelleyebilir. Çocuklar, sosyal etkileşim yoluyla öğrenir. Eğer bir çocuk sosyal ortamlarda büyüyorsa, otizm yatkınlığı olsa bile genetik ifadesi göstermeyebilir. Ancak izole bir ortamda büyüyen bir çocukta bu yatkınlık daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Otizmli çocukları hayata kazandırmak için doğru bir tanı koymak çok önemlidir. Otizm, hafif, orta ve şiddetli derecelere ayrılır. Hafif otizmde, çocuklar liseyi ve üniversiteyi bitirebilir hatta evlilik hayatı da kurabilir. Ancak bunun için özel eğitim, duyu bütünleme terapisi ve ergoterapi gereklidir. Erken tanı konulması otizmli çocukların gelişiminde büyük bir fark yaratabilir. Otizmli bir çocukla erken dönemde doğru bir şekilde ilişki kurmak çok önemlidir. Bu çocukların gülme ya da diğer duygusal tepkilerini anlamak zor olabilir çünkü duygusal aktarımda zorluk yaşarlar.</p>

<p>Otizmli çocuklarda en yaygın erken belirtiler arasında gecikmiş konuşma bulunur. Örneğin, 1,5-2 yaşındaki bir çocuk iki heceli kelimeler kurabilmelidir. Eğer 3 yaşına kadar konuşma gelişmemişse bu durum otizm belirtisi olabilir. Erken dönemde bu tür bir gecikme görülüyorsa, müdahale etmek önemlidir. Eğer bir çocuk, özellikle 0-3 yaş arasında çok fazla ekranla vakit geçiriyorsa, beynindeki dil üretme alanı yeterince uyarılmadığı için konuşmayı öğrenemeyebilir. Ekran maruziyeti, otizme yatkınlık varsa şiddetli öğrenme güçlüklerine ve sosyal öğrenme problemlerine yol açabilir. Ayrıca çoklu ekran bağımlılığı da dikkat bozukluklarına neden olabilir.</p>

<p>0-3 yaş arasında, çocukların yalnızca ebeveynlerinin gözetiminde ekranla zaman geçirmeleri gereklidir. 3 yaşından sonra günde 1 saatten fazla ekran kullanılmamalıdır. Bu dönemde, çocuklar soyut öğrenmeye başlar ancak bu süreç ekran maruziyeti ile kesilebilir. Bu nedenle, ekran kullanımını kontrol etmek çok önemlidir. Otizm tanısı aldıktan sonra ekran maruziyeti sınırlandırılmalıdır.</p>

<p>Otizmli çocukların hayata kazandırılabilmesi için özel eğitim şarttır. Diğer çocuklar oyun oynarken otizmli çocukların en büyük görevlerinden biri sosyal becerilerini geliştirmektir. Bu çocuklar sevgi dolu bir ortamda büyüdüklerinde gelişimleri çok daha hızlı olabilir. Sevgi yoksunluğu ve sosyal temasın az olduğu toplumlar otizm için risk faktörleri oluşturur. Ayrıca sosyal etkileşimin ve oyun deneyimlerinin sınırlı olduğu çocuklar otizm riski altındadır.</p>

<p>Otizmli çocukların tedavisinde ekip çalışması çok önemlidir. Psikiyatrist, ergoterapist, özel eğitim uzmanları ve aile bireyleri birlikte çalışarak çocukların gelişimini destekler. Özel eğitim, sanatsal terapiler, duyu bütünleme tedavileri, fiziksel aktiviteler ve hipoterapi gibi çeşitli yöntemler kullanılarak çocukların gelişimsel alanları uyarılır. Beynin kullanmadığı bölgelerini aktif hale getiren duyu bütünleme terapisi otizm tedavisinde etkili bir yöntemdir. Ayrıca bazı özel manyetik uyarı tedavileri de otizmli çocukların gelişiminde faydalı olabilir.</p>

<p>Son olarak, anne-baba eğitimi de otizm tedavisinin önemli bir parçasıdır. Aile içindeki sevgi dolu ilişkiler, çocuğun taşkınlık yapmasını engeller. Anne ve babalar bilinçli olduğunda otizmli çocuk daha az agresif olur, kendini daha iyi ifade eder ve sosyal ilişkilerde zorluk yaşamaz. Bu süreç uzun vadeli bir tedavi gerektirir ancak doğru eğitim ve sevgi dolu bir ortamda otizmli çocuklar hayata kazandırılabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Apr 2025 01:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2025/04/yalnizlik-ve-izole-yasam-otizm-riskini-artiriyor-1743631792.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MÜSİAD İFTARI ZİRVEYE DÖNÜŞTÜ</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/musiad-iftari-zirveye-donustu-9102</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/musiad-iftari-zirveye-donustu-9102</guid>
                <description><![CDATA[MÜSİAD İFTARI ZİRVEYE DÖNÜŞTÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/G5W945sSyGM?si=dPec5TPKC-3ge1l5" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe><h1>MÜSİAD İFTARI ZİRVEYE DÖNÜŞTÜ</h1>

<p>Kısa adı MÜSİAD olan ‘Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’ (MÜSİAD) Belçika Şubesi, Belçika'nın Başkenti Brüksel'de bulunan Birmingham Event center’de 500’e yakın davetlinin katılımıyla bir iftar programı düzenledi.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/485023543_2401219953585371_5990672271098888993_n.jpg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kısa adı MÜSİAD olan ‘Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’ (MÜSİAD) Belçika Şubesi, Belçika'nın Başkenti Brüksel'de bulunan Birmingham Event center’de 500’e yakın davetlinin katılımıyla bir iftar programı düzenledi. Uğur Çalışkan ve ekibinin davetlileri karşılamaları, masalara yerleştirmeleri ardından programa geçildi.</p>

<p>Birmingham Event Center’de düzenlenen iftar programında Belçika MÜSİAD Başkanı Hayri Apaydın ve Yönetim Kurulu Üylerinin davetlilerini karşıladığı programa T.C. AB Nezdinde Daimi Temsilci Büyükelçi, Faruk Kaymakçı, Türkiye'nin Brüksel Büyükelçiliği Geçici Maslahatgüzarı Mehmet Özgür Çakar, T.C. Brüksel Başkonsolosu Onur Sevim, T.C. Anvers Başkonsolsosu İsmail Sefa Yüceer, Brüksel Başkent Bölge Başbakanı Rudi Vervoort, Brüksel Bölgesi Bakan Bernard Clerfayt,&nbsp; CD&amp;V Genel Başkanı Sammy, Brüksel Milletvekilleri Hasan Koyuncu, Şevket Temiz, Sadık Köksal, İbrahim Dönmez, Hennan Oflu, Schaerbeek Belediye Meclis Üyesi Sait Köse, MÜSİAD Kurucu Başkanı Erol Yarar, MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı, Avrupa Ülkeleri MÜSİAD Temsilci Başkanları, STK Başkanları, İşadamı, Sanat ve Kültür camiasından, Orta asya devletleri&nbsp; diplomatları,&nbsp; Bruxelles Korner genel yayın müdürü ve TGF yönetim kurulu üyesi&nbsp;&nbsp;Kadir Duran,&nbsp;&nbsp;kalabalık davetli topluluğu katıldı.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/WhatsApp%20Image%202025-03-20%20at%2013_25_46%20(1).jpeg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p>İftar Programı okunan Kur’an ve ezan ile start alınca davetliler iftarlarını açtılar.</p>

<p>İftar sonrası, MÜSİAD’ı tanıtım gösteriminin ardından protokol konuşmalarına geçildi.</p>

<p>MÜSİAD Belçika Başkanı Hayri Apaydın bir açılış konuşması yaparak, davetlerine teşekkür etti.</p>

<p>MÜSİAD Kurucu Başkanı Erol Yarar, ve daha sonra sırasıyla söz hakkı verilen özel konuklar bazı güncel konular hakkında düşüncelerini paylaştılar.</p>

<p>Brüksel Başkent Bölge Başbakanı Rudi Vervoort, “Türk toplumu ve daha önce ikili görüşmeleri” hakkında bilgiler aktararak memnuniyetini ifade etti.</p>

<p>Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) nezdinde Daimî Temsilcisi Büyükelçi Faruk Kaymakçı, “Türkiye-AB Gümrük Birliği'ni acilen güncellemesi gerektiğine” değindi.</p>

<p>MÜSİAD Genel Başkanı Asmalı ise, ‘Üretim gücü, lojistik avantajları, genç ve dinamik iş gücünden” bahsetti.</p>

<p>CD&amp;V Genel Başkanı Sammy Mahdi oldukça samimi ve gerçekçi bir dil ile “Türkiye-Belçika arasında değerlendirilmesi gereken potansiyelden bahsetti.</p>

<p>MÜSİAD Kurucu Başkanı ve Uluslararası İş Forumu Başkanı Erol Yarar, ise Türkiye’nin dünden bugüne ulaştığı ekonomik seviyeden ve bugün için mevcut imkanlara vurgular yaptı.</p>

<p>www.belcikaaydinhaber.com</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Mar 2025 02:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2025/03/musiad-iftari-zirveye-donustu-1742513384.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Belçika’da Yaşlılıkta Huzurlu Yaşam” Konferansı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-yaslilikta-huzurlu-yasam-konferansi-9029</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-yaslilikta-huzurlu-yasam-konferansi-9029</guid>
                <description><![CDATA[“Belçika’da Yaşlılıkta Huzurlu Yaşam” Konferansı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/8p9KDapy3CM?si=0vBJfUdnpN27DJc5" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe><p><span style="font-size:22px"><strong>“Belçika’da Yaşlılıkta Huzurlu Yaşam” Konferansı</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/480023785_10235950894943470_4667428535772996728_n.jpg" style="height:540px; width:720px" /></p>

<p>Belçika-Türk Kıdemliler Dostluk Grubu&nbsp;(BEL-DOST) “Belçika’da Yaşlılıkta Huzurlu Yaşam” Konferansı düzenledi.</p>

<p>BEL-DOST’a yaşlı bakım hizmetleri ve huzurevleri hakkında yararlı bilgiler verdi.</p>

<p>Bu vesileyle BEL-DOST’un 6. kuruluş yıldönümünü kutluyoruz Belçika Türk toplumunun duayen isimlerinin oluşturduğu bu önemli platformun başarılı çalışmalarının devamını dileriz.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>BEL-DOST BİLGİ TAZELEME VE DOSTLUK RESEPSİYONU’NA İLGİ HAYLİ BÜYÜKTÜ</strong><br />
<br />
<em>Belçika’da faaliyet gösteren önemli Türk kökenli sivil toplum kuruluşlarından kısa adı ‘BEL-DOST’ olan ‘Belçika Türk Kıdemliler Dostluk Grubu’ üyeleri ve gönüllüleriyle bir araya gelerek, Türkiye Cumhuriyeti Brüksel Başkonsolosluğu salonunda çok anlamlı ve bilgilendirici bir konferansa daha imza attı.<br />
Belçika’da faaliyet gösteren önemli Türk kökenli sivil toplum kuruluşlarından kısa adı ‘BEL-DOST’ olan ‘Belçika Türk Kıdemliler Dostluk Grubu’ üyeleri ve gönüllüleriyle bir araya gelerek, Türkiye Cumhuriyeti Brüksel Başkonsolosluğu salonunda çok anlamlı ve bilgilendirici bir konferansa daha imza attı.</em></p>

<p>Bel-Dost Başkanı Yaşar Tümbaş, yönetim kurulu üyeleri Eser Baysal, İsmail Erdoğdu ve Kamil Sayın davetlilerini sıcak bir şekilde karşıladılar. Programa Brüksel Başkonsolosu Onur Sevim, Muavin Konsoloslar, Brüksel Milletvekili Yusuf Yıldız, STK Temsilcileri ve kalabalık Kıdemli vatandaşlar yanında, gençlerin de katılımı dikkat çekti.</p>

<p>Program Başkan Yaşar Tümbaş’ın selamlama konuşmasıyla start aldı. Tümbaş yaptığı konuşmada ‘Bel-Dost’un kuruluşundan bugüne kadar olan faaliyetleri kronolojik bir şekilde dile getirerek “Kıdemli vatandaşların sorunlarına çözümler bulmak ve kıdemli vatandaşların hukuki ve sosyal hakları konusunda onları bilgilendirmek için çalıştıklarını” ifade etti.</p>

<p>Başkonsolos Onur Sevim ise yaptığı selamlama konuşmasında önceki dönemlerde de Bel-Dost’un ilk kuruluş çalışmaları hakkında bilgi sahibi olduğunu bugün Başkonsolosluk olarak, Kıdemli Büyükleri salonumuzda ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Bu konferansın tüm büyüklerimizin yararlanacağı bir konferans olmasını diliyorum. Bu vesileyle, bu güzel organizasyonu gerçekleştiren Bel-Dost Başkanı Sayın Yaşar Tümbaş’ın şahsında tüm yönetim kurulu üyelerini tebrik ediyorum” dedi.</p>

<p>T.C. Brüksel Büyükelçiliği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Müşaviri Mehmet Ovalı ‘Kıdemli Büyüklerin Belçika ve Türkiye’deki Sosyal, Sigorta ve Emeklilik hakları ile ilgili bilgiler vererek, sorulan soruları cevaplandırdı.</p>

<p>Résidence Michèle Huzurevi Müdürü Gülsüm Yavaş ve Huzurevi Baş Hemşiresi Zeynep Dişli çalışmaları ve hizmetleri hakkında çok güzel bir sunum gerçekleştirdiler.</p>

<p>Kıdemli misafirlerini nasıl kabul ettiklerini, kıdemli büyüklerin ne gibi sosyal, sağlık ve ekonomik anlamda yararlanmaları gereken konularda geniş bilgiler aktaran Müdür Yavaş, bizler önce insan anlayışıyla tüm konuklarımıza son derece titiz ve kurallara uygun hizmetler vermekteyiz” dedi.</p>

<p>Daha sonra söz alan BeDost kurucularından Eser Baysal ise Türkiye’deki Huzurevleri tarihi sürecini sinevizyon eşliğinde yaparak bilgiler verdi. Türkiye’de yaklaşık 61 ilde Huzur evi olduğunu yaklaşık 20 ilimizde henüz huzur evi olmadığı konusunda 2016 verilerine göre açıklamalarda bulunarak, olmayan illerde de huzurevlerinin olması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p>Bel-Dost’un yeni üyelerinden olan Ramazan Kurt ise, Akyurt Vakfı Mete Bora Yaşam Evi adlı video gösterimi sonrası, Belçika’da yaşayan kıdemli büyüklerin hastalandığında hastanelere sosyal yardım desteğiyle ücretsiz gidebilme hakları konusunda çok yararlı açıklamalarda bulundu. Kendisinin de böyle bir kuruluşta çalıştığını ifade etti.</p>

<p>Kıdemliler için manevi ve sosyal bilgiler bakımdan çok verimli geçen konferans, verilen resepsiyonla son buldu.</p>

<p>Programda Sanatçı ve Yazar Can Ozan kitabını Başkonsolos Onur Sevim'e takdim etti.</p>

<p>Böylesi anlamlı ve güzel bir bilgilendirme toplantısına ev sahipliği yapan, kıdemlilerimizin sorunlarını her Platforum’da dile getiren ‘Bel-Dost’ Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Yaşar Tümbaş’ın şahsında tüm Yönetimi Kurulunu tebrik ediyoruz.</p>

<p><strong>www.belcikaaydinhaber.com</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/476233457_1099099315590763_900480267558947366_n.jpg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/476434770_1099099245590770_8487278246642449073_n.jpg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/476366241_1099099342257427_1244956348381255660_n.jpg" style="height:633px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/479000383_3362744987191633_1866634974697685294_n.jpg" style="height:600px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/479664199_1099099362257425_9165874112180505670_n.jpg" style="height:471px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/480023785_10235950894943470_4667428535772996728_n(1).jpg" style="height:540px; width:720px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/480229982_1099099252257436_2823520443803524175_n.jpg" style="height:532px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/480247785_10235954150744863_7294511883541200375_n.jpg" style="height:428px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/480208874_10235954149984844_2351445494951249758_n.jpg" style="height:491px; width:800px" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/475463864_10235954150864866_21122289740494460_n.jpg" style="height:532px; width:800px" /><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/478914846_10235954141744638_220674462176268344_n.jpg" style="height:361px; width:600px" /></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Feb 2025 21:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2025/02/belcikada-yaslilikta-huzurlu-yasam-konferansi-1739559983.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gençler ve çocuklarda dijital bağımlılık nasıl engellenir?</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gencler-ve-cocuklarda-dijital-bagimlilik-nasil-engellenir-8863</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gencler-ve-cocuklarda-dijital-bagimlilik-nasil-engellenir-8863</guid>
                <description><![CDATA[Gençler ve çocuklarda dijital bağımlılık nasıl engellenir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Gençler ve çocuklarda dijital bağımlılık nasıl engellenir?</h1>

<h4>2024-2025 eğitim döneminde MEB, dijital bağımlılıkla mücadele için yeni düzenlemeler başlattı. Ders saatlerinde cep telefonu kullanımını yasaklayan bu düzenlemeler, öğrencilerin dijital araçları daha bilinçli kullanmalarını sağlamayı amaçlıyor.</h4>

<p>Süreyya Kitapçıoğlu &nbsp;|12.09.2024 - Güncelleme : 12.09.2024</p>

<p><img alt="Gençler ve çocuklarda dijital bağımlılık nasıl engellenir?" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2024/09/12/thumbs_b_c_b15e4bb0699f6c6134d7abe1b4b2c364.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Klinik Psikolog Süreyya Kitapçıoğlu, dijital bağımlılığın gençler ve çocuklarda nasıl engellenebileceğini AA Analiz için kaleme aldı.</p>

<p>***</p>

<p>Hayatımıza dijitalleşmeyle beraber giren akıllı telefon, tablet, bilgisayar gibi taşınabilir cihazlar günlük yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Bu cihazlar çocukların eğitim, eğlence ve sosyal etkileşimlerinde de büyük etkiler yaratıyor. Dijital medya artık her zaman ve her yerde ulaşılabilir hale geldi. Bu durum, çocukların sosyal medyada vakit geçirmesine, internette gezinmesine ve video oyunları oynamasına olanak tanıyor. Ancak, dijital cihazlara erişilebilirliğin artması sağlıklı kullanımla bağımlılık arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor.</p>

<h3>Çocuklar ve gençler risk altında</h3>

<p>Özellikle çocuklar ve ergenler, olgunlaşmamış zihin yapıları nedeniyle cep telefonlarına, video oyunlarına ve sosyal medyaya karşı bağımlılık geliştirme eğilimindedir. Bu durum ise dijital bağımlılık olarak adlandırılan sorunu ortaya çıkarıyor. Dijital bağımlılık, cep telefonları, bilgisayarlar, internet, video oyunları ve sosyal medya gibi cihazlarla aşırı meşgul olmayı ifade eder. Bu tür bağımlılıkların dünya genelinde ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geldiği biliniyor. Peki, bu sorunla etkin bir şekilde başa çıkabiliyor muyuz, yoksa kontrolümüzü kaybedip peşinden mi sürükleniyoruz?</p>

<p>Dijital bağımlılıkla ilgili önemli araştırma alanlarından biri problemli oyun oynama davranışıdır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte oyun dünyası daha karmaşık hale geldi ve oyun içi satın alımlar, ödül kutuları gibi unsurlar oyuncuların aşırı harcama yapmasına yol açıyor. Problemli oyun oynayan bireylerin, kumar bağımlılarıyla benzer finansal zorluklar yaşadıkları görülüyor. Aşırı harcama ve borçlanma özellikle düzenlemeden yoksun oyun ürünlerinde yaygın bir sorun.</p>

<p>Problemli oyun oynama dünya çapında önemli bir sağlık sorunu olarak kabul ediliyor. Birçok oyuncu, oyunlarını keyifli bir eğlence aracı olarak görse de, bazı kişilerin bu konuda yardıma ihtiyaç duyduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Özellikle genç oyuncuların oyun oynama alışkanlıklarının diğer yaşam aktiviteleriyle dengelenmesi büyük önem taşıyor. Bu nedenle, çocuk ve gençlerde sağlıksız dijital araç kullanım alışkanlıklarını önlemek için eğitim kaynakları ve stratejilere ihtiyaç duyuluyor. Bu duruma engel olabilmek için oyun içi satın alımlara dair daha fazla araştırma yapılmalı ve bu konuya yönelik düzenlemeler getirilmeli.</p>

<p>Dijital bağımlılık, çocukların ve ergenlerin fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. Dijital bağımlılık, görme kaybı, obezite gibi fiziksel sorunlara sebep olduğu gibi dikkat eksikliği, depresyon ve kaygı gibi psikiyatrik sorunlara da yol açıyor. Oyun bağımlılığının en sık görülen belirtisinin depresyon olduğu ve sık internet kullanan bireylerde sosyal kaygı ve bilişsel yetersizliklerin yaygın olduğu biliniyor. Ayrıca, dijital bağımlılık, akademik başarıyı olumsuz etkileyerek düşük motivasyona da neden oluyor.</p>

<h3>Okulda telefon yasağı ne kadar etkili?</h3>

<p>Son yıllarda mobil telefon kullanımı da gençler arasında oldukça yaygın hale geldi. Dünya genelinde, birçok çocuk okul saatleri içinde ve dışında mobil teknoloji aracılığıyla iletişim kuruyor. Bu da yetişkinlerin mevcut neslin dijital yerliler olduğuna inanmasına neden oluyor. Öğrenciler internet araması yapma, sosyal medyada iletişim kurma ve uygulamalar arasında verimli ve zahmetsiz geçiş yapma konusunda yetkin olabilir ancak aynı zamanda oldukça fazla bilgiye boğuluyor ve dijital okuryazarlıkla mücadele ediyorlar.</p>

<p>Teknolojinin eğitimde kullanılmasına yönelik uygulamalar uzun yıllar boyunca desteklenmesine rağmen dünya genelinde birçok eğitim bölgesinde telefon yasakları uygulanıyor. İlk yasak dalgası 1980'lerin sonları ve 1990'ların başlarında Kuzey Amerika'da başladı. Bu süreçte birçok okul sektörü, öğrencilerin okulda cep telefonları ve mesajlaşma cihazları kullanmalarını engelleyen politikalar veya yasalar uygulamaya başladı. Yakın zamanda Kanada, Fransa, İspanya ve İsveç'te bu konuda yasaklar uygulanmaya başlandı. Bu kısıtlamalar, bazı okulların okul alanında hiçbir cihaza izin vermemesi, veya kilitli çantada olma şartı bazı okullarda ise çantada veya cepte bulundurmalarına izin vererek kullanım izni olmaması şeklinde çeşitlilik gösteriyor.</p>

<p>Mobil telefon kısıtlamalarının okullarda öğrenci öğrenimi ve akademik başarıları üzerindeki ilişkisini araştıran pek çok çalışma mevcut. Ancak araştırma tasarımları, örneklem büyüklükleri, yasakların operasyonel tanımları ve akademik sonuçlardaki değişiklikleri ölçme yöntemleri arasındaki farklılıklar bulguları uzlaştırmayı zorlaştırıyor. Bu karmaşıklık nedeniyle, politika belirleme sonuçlarının yorumlanması ince ve dikkatli bir yaklaşım gerektirir. Okullarda uygulanan telefon yasakları, öğrencilerin akademik başarıları üzerinde olumlu etkiler yaratabilir. Ancak bu yasakların etkilerine dair yapılan araştırmalar, sonuçların karmaşık olduğunu ve ülkeler arasında farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor. Türkiye'de de bu yasakların etkilerini inceleyen çalışmalar yapılıyor.</p>

<h3>Dijital bağımlılığa nasıl engel oluruz?</h3>

<p>Psikoeğitim, dijital bağımlılıklarla mücadelede önemli bir rol oynuyor. Psikoeğitim programları dijital araçların sağlıklı kullanımı, stres yönetimi, sınır belirleme ve alternatif aktiviteler gibi konuları öğretmeyi amaçlar. Okul temelli psikoeğitim programlarının çocuklara erken yaşta verilmesi ve öğretmenlerle ebeveynlerin bu süreçte aktif rol alması gerekiyor. Yani, ebeveynler de çocuklarının dijital araçları nasıl kullandığını izlemeli ve oyun içerikleri hakkında bilgi sahibi olmalıdır.</p>

<p>Okul temelli psikoeğitim programlarını değerlendiren çalışmalar, genellikle bu programların faydalı olduğunu söylüyor. Ancak bu eğitimin mümkün olan en erken yaşta yani 8-10 yaş arasında verilmesi önem arz ediyor. Ayrıca, bazı araştırmacılar programların dışarıdan yürütülmesi yerine öğretmenler de dahil olmak üzere okul personeli tarafından desteklenmesini öneriyor. Benzer şekilde programların karar alma, geliştirme ve yönetiminde hastaneler, ruh sağlığı hizmetleri veren paydaşlara ve ebeveynlere de danışılmalıdır. Bu tür tartışmalardaki bir diğer önemli husus, genç kişinin politika geliştirmedeki rolünün ve haklarının tanınmasıdır. Bu sebeple gençlere, önleme programlarının tasarımı, formatı ve programlara nasıl aktif katılımcılar haline gelebilecekleri konusunda danışılması önemlidir.</p>

<p>Dijital bağımlılığa karşı geliştirilen programların asıl teması gençleri değişiklik yapmaya "zorlamak" yerine, değişimden sorumlu hissettiklerinde olumlu değişiklikler yapma olasılığının daha yüksek olduğu fikrine atıfta bulunarak onları "güçlendirme" olmalıdır. Bunun yanı sıra, bu programlar problemli oyuncuları "kurban" olarak görmekten veya gençler tarafından içselleştirilebilecek benzer tanımlamalardan kaçınmaya çalışmalıdır. Dijital bağımlılık karşıtı programlar, problemleri ele almak için becerilere ve problem çözmeye yani yeteneklere vurgu yapmalıdır.</p>

<p>2024-2025 eğitim döneminde Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), dijital bağımlılıkla mücadele için yeni düzenlemeler başlattı. Öğrencilerin ders saatlerinde cep telefonu kullanmalarını yasaklayan bu düzenlemeler, öğrencilerin dijital araçları daha bilinçli kullanmalarını sağlamayı amaçlıyor. Ayrıca, Yeşilay'ın Bağımlılığa Müdahale programı okullarda aktif bir şekilde uygulanıyor. Dijital bağımlılıkla mücadelede erken müdahale, farkındalık ve aile desteği büyük önem taşıyor.</p>

<p>[Süreyya Kitapçıoğlu, Klinik Psikologdur.]</p>

<p>*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Sep 2024 01:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2024/09/gencler-ve-cocuklarda-dijital-bagimlilik-nasil-engellenir-1727131637.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AB, yapay zekayı düzenleyecek kurallarda anlaştı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ab-yapay-zekayi-duzenleyecek-kurallarda-anlasti-8553</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ab-yapay-zekayi-duzenleyecek-kurallarda-anlasti-8553</guid>
                <description><![CDATA[AB, yapay zekayı düzenleyecek kurallarda anlaştı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>AB, yapay zekayı düzenleyecek kurallarda anlaştı</h1>

<h4>Avrupa Birliği (AB) kurumları, ChatGPT ve Gemini gibi çeşitli yapay zeka teknolojilerine katı kurallar getirecek yeni yasa konusunda anlaşma sağladı.</h4>

<p>Ata Ufuk Şeker &nbsp;|09.12.2023 - Güncelleme : 09.12.2023</p>

<p><img alt="AB, yapay zekayı düzenleyecek kurallarda anlaştı " src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/12/09/thumbs_b_c_79aedd26a7ef0820a2a7adc2df1917bf.jpg" /></p>

<p>- Yüksek riskli yapay zeka sistemlerine daha katı kurallar getirilecek<br />
- Kolluk kuvvetleri, acil durumlarda yüksek riskli bir yapay zeka aracını devreye sokabilecek</p>

<p>BRÜKSEL&nbsp;(AA) - Avrupa Birliği (AB) kurumları, ChatGPT ve Gemini gibi çeşitli yapay zeka teknolojilerine katı kurallar getirecek yeni yasa konusunda anlaşma sağladı.</p>

<p>AB Konseyi, üye ülkeler ile Avrupa Parlamentosu (AP) arasında müzakere edilen ve dünyada yapay zekaya yönelik ilk kapsamlı kuralları getirecek "Yapay Zeka Yasası" konusunda uzlaşı sağlandığını açıkladı.</p>

<p>Buna göre, Avrupa ülkelerinde kullanılacak yapay zeka sistemlerinin güvenli olması, temel haklara ve Birlik değerlerine saygılı göstermesi gerekecek.</p>

<p>Yapay zeka sistemleri topluma zarar verme ihtimaline göre "risk temelli" bir yaklaşımla düzenlenecek.</p>

<p>Yüksek riskli yapay zeka sistemlerine daha katı kurallar getirilecek. Yapay zekayı basit yazılım sistemlerinden ayıracak açık kriterler belirlenecek.</p>

<p>Yapay zekanın, hiçbir durumda üye ülkelerin ulusal güvenlik konusundaki yeterliliklerini veya bu alanda görevlendirilen herhangi bir kuruluşu etkilememesi sağlanacak.</p>

<p>Yapay zeka kanunu, yalnızca askeri veya savunma amaçlı kullanılan sistemler için geçerli olmayacak.</p>

<p>Sınırlı risk sunan yapay zeka sistemleri, kullanıcıların bilinçli kararlar alabilmesi için içeriğin yapay zeka tarafından oluşturulduğunu açık biçimde bildirecek. Bu sistemler, hafif şeffaflık yükümlülüklerine tabi tutulacak.</p>

<p>Çeşitli yüksek riskli yapay zeka sistemlerine izin verilecek. Ancak yüksek riskli yapay zeka sistemlerinin AB pazarına erişimi bir dizi kural ve yükümlülüğe tabi olacak.</p>

<p>Yapay zekanın bazı kullanımlarındaki risk kabul edilemez olarak değerlendirilecek ve bu sistemler AB'de yasaklanacak.</p>

<p>Bilişsel davranış manipülasyonu, yüz görüntülerinin internetten veya kapalı kamera sistem görüntülerinden hedefsiz alınması, iş yerinde ve eğitim kurumlarında duygu tanıma, sosyal puanlama, cinsel yönelim veya dini inançlar gibi hassas verileri çıkarmak için biyometrik sınıflandırma yapılması yasak kapsamına girecek.</p>

<p>Kolluk kuvvetleri faaliyetlerinde yapay zekayı kullanabilecek. Kolluk kuvvetleri, acil durum prosedürü ile normalde uygunluk değerlendirme prosedürünü geçemeyen yüksek riskli bir yapay zeka aracını devreye sokabilecek.</p>

<p>Emniyet birimleri istisnai ve gerekli durumlarda, kamuya açık alanlarda gerçek zamanlı uzaktan biyometrik tanımlama sistemlerini izin alarak kullanabilecek.</p>

<p>Bu tür yapay zeka sistemleri kullanımı terör saldırıları, mevcut veya öngörülebilir tehditlerin önlenmesi ve en ciddi suçlardan şüphelenilen kişilerin aranması gibi durumlarla sınırlı olacak.</p>

<p>Bununla birlikte, yapay zeka sistemlerinin olası suiistimallerine karşı temel hakların yeterince korunmasını sağlamak için özel bir mekanizma uygulamaya konulacak.</p>

<p>Video, metin, görüntü oluşturma, başka dilde konuşma, hesaplama veya bilgisayar kodu yazma gibi çok çeşitli farklı görevleri yerine getirebilen büyük sistemlere özel kurallar getirilecek. Söz konusu genel amaçlı yapay zeka sistemlerinin piyasaya sürülmeden önce çeşitli şeffaflık yükümlülüklere uyması sağlanacak.</p>

<p>- Yapay Zeka Ofisi kuruluyor</p>

<p>AB Komisyonu bünyesinde, gelişmiş yapay zeka modellerini denetlemek, standartların ve test uygulamalarını geliştirmeye katkıda bulunmak ve bütün üye ülkelerde ortak kuralları uygulamakla görevli bir "Yapay Zeka Ofisi" kurulacak.</p>

<p>Bağımsız uzmanlardan oluşan bilimsel bir panel, Yapay Zeka Ofisine tavsiyelerde bulunacak.Üye ülkelerin temsilcilerinden oluşacak olan Yapay Zeka Kurulu, Komisyon için bir koordinasyon platformu ve danışma organı olarak çalışacak.</p>

<p>Yapay zeka kanununun ihlaline ilişkin para cezaları, suçu işleyen şirketin bir önceki mali yıldaki küresel yıllık cirosunun yüzdesine veya önceden belirlenen miktarlara göre yüksek olan baz alınarak hesaplanacak.</p>

<p>Yasaklı yapay zeka uygulamalarının ihlali durumunda şirket cirosunun yüzde 7'si veya 35 milyon avro, yükümlülüklere uymama durumunda cirosunun yüzde 3'ü veya 15 milyon avro, hatalı veri paylaşılması durumunda da cirosunun yüzde 1,5'i veya 7,5 milyon avro para cezası kesilecek. Ceza kesilirken şirkete maliyeti yüksek olan değer kullanılacak.</p>

<p>AB ülkeleri ve AP tarafından resmen onaylanmasının ardından yürürlüğe girecek yasanın uygulamasına resmi onayın 2 yıl sonrasında başlanacak.</p>

<p>AB Komisyonu 2 yıl önce yapay zeka konusunda yeni kurallar çerçevesini içeren ilk yasal düzenleme teklifini hazırlayıp üye ülkelere ve AP'ye sunmuştu.</p>

<p>Bu teklif, yapay zeka sistemlerinin kullanımında birtakım sınırlama ve şeffaflık kuralları getiriyordu. Komisyonun yasa teklifinde, yapay zeka sistemleri kabul edilemez risk, yüksek risk, sınırlı risk ve minimum risk olmak üzere 4 ana gruba ayrılıyordu.</p>

<p>Yeni yasa ile birlikte Google'ın yapay zeka modeli Gemini ve ChatGPT gibi çeşitli yapay zeka teknolojilerinin yeni kurallara uyması gerekecek</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 Dec 2023 16:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/12/ab-yapay-zekayi-duzenleyecek-kurallarda-anlasti-1702216012.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LÖSEV’den BM Genel sekreteri ve ECOSOC Başkanına Mektup</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/losevden-bm-genel-sekreteri-ve-ecosoc-baskanina-mektup-8525</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/losevden-bm-genel-sekreteri-ve-ecosoc-baskanina-mektup-8525</guid>
                <description><![CDATA[LÖSEV’den BM Genel sekreteri ve ECOSOC Başkanına Mektup]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>LÖSEV’den BM Genel sekreteri ve ECOSOC Başkanına Mektup</h1>

<p><img alt="LÖSEV’den BM Genel sekreteri ve ECOSOC Başkanına Mektup" src="https://avrupapress.com/main/wp-content/uploads/2023/11/thumbnail_Screenshot_20231113_202820_Chrome-740x420.jpg" style="height:420px; width:740px" /></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>LÖSEV, Türkiye’de tüm Lösemili ve kanserli Çocuklara tedavi, sosyal, maddi ve</strong><br />
<strong>psikolojik yardımlar yapmak üzere 8 Kasım 1998’de kurulmuş kar amacı olmayan bir vakıftır,</strong><br />
<strong>Sivil Toplum kuruluşudur. Aynı zamanda Şubat 2018 tarihinden beri Birleşmiş Milletler,</strong><br />
<strong>ECOSOC teşkilatının da danışma kurulu üyesidir.</strong></p>

<p>LÖSEV, Türkiye’de tüm Lösemili ve kanserli Çocuklara tedavi, sosyal, maddi ve<br />
psikolojik yardımlar yapmak üzere 8 Kasım 1998’de kurulmuş kar amacı olmayan bir vakıftır,<br />
Sivil Toplum kuruluşudur. Aynı zamanda Şubat 2018 tarihinden beri Birleşmiş Milletler,<br />
ECOSOC teşkilatının da danışma kurulu üyesidir.<br />
Sizlere bir çocuk hastalıkları ve pediatrik hematoloji &amp; Onkoloji uzmanı Tıp doktoru,<br />
hayatını çocuklara adamış bir insan olarak seslenmek istiyorum. Lütfen bu savaşları durdurun.<br />
İsrail ve Hamas arasındaki savaşta binlerce masum bebek, çocuk ölüyor. Çocuk Hastaneleri<br />
ve çocukların sığınaklar bombalanıyor ve hiç bir tarafı, günahı olmayan çocuklar acımasızca<br />
katlediliyor. Bunu da bütün dünya seyrediyor.<br />
Bizler doktorlar, hemşireler hepimiz Lösemili bir çocuğu yaşatabilmek için aylarca<br />
yıllarca uğraşırken, insanüstü çabalarken, televizyonlarda her gün kanlar içerisinde<br />
gördüğümüz bebeklere tahammül edemiyoruz.<br />
Sayın Başkan,<br />
Çocukların dili, dini, ırkı, milleti olamaz. Tüm dünyada bütün çocuklar eşittir ve BM<br />
Çocuk Hakları Beyannamesi ile korunmaya alınmış aynı haklara sahiptirler. Bugün Amerika<br />
veya Fransa da çocuklar okullarına gidebiliyor, İngiltere ve Japonya’da şeker, pasta yiyerek<br />
koşup oynuyorlarsa Filistin veya İsrail’deki çocuklar da bunları yapabilmelidirler.<br />
Lütfen bu vahşi cinayetlere sessiz kalmayınız. Biz büyükler, Devlet Başkanları ve<br />
özellikle Birleşmiş Milletlerin daha aktif olması ve tüm gücüyle bu ölümleri durdurmaları<br />
gerektiğini düşünüyoruz. Sessiz kalmak veya sadece kınama kanaatimizce bu savaşa ve<br />
çocuk ölümlerine ortak olmak demektir.<br />
Aksi takdirde hiç arzu etmesek de Birleşmiş Milletler Teşkilatı veya UNICEF ‘in var olma<br />
nedenleri tartışılacaktır.<br />
LÖSEV olarak bütün dünyaya sesleniyoruz, ‘’Bir çocuğun hayatından daha değerli ve<br />
önemli bir şey olamaz. İster Filistin ister İsrailli olsun, tek bir çocuğun bile ölümüne sessiz<br />
kalamayız.”<br />
Lütfen seyirci olmayın, geç kalmayın ve bir şeyler yapın.<br />
Dünyayı sevgi ve iyilik kurtaracaktır.<br />
Saygılarımızla<br />
LÖSEV Yönetim Kurulu</p>

<p><img alt="" src="https://avrupapress.com/main/wp-content/uploads/2023/11/thumbnail_Screenshot_20231113_202820_Chrome-300x151.jpg" style="height:151px; width:300px" /></p>

<p><img alt="" src="https://avrupapress.com/main/wp-content/uploads/2023/11/thumbnail_BM-Gorsel-300x300.jpg" style="height:300px; width:300px" /></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Ezel Uner&nbsp; &nbsp;&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Nov 2023 03:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/11/losevden-bm-genel-sekreteri-ve-ecosoc-baskanina-mektup-1699920136.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika&#039;da kanser vakaları 15 yılda yüzde 31 arttı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kanser-vakalari-15-yilda-yuzde-31-artti-8518</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kanser-vakalari-15-yilda-yuzde-31-artti-8518</guid>
                <description><![CDATA[Belçika'da kanser vakaları 15 yılda yüzde 31 arttı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px"><strong>Belçika'da kanser vakaları 15 yılda yüzde 31 arttı</strong></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:18px"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/thumbs_b_c_fb8296380931d8730a98d643cdac5820.jpg" style="height:332px; width:590px" /></strong></span></p>

<p>BRÜKSEL&nbsp;(AA) - Belçika'da 2004 ile 2019 arasındaki 15 yılda kanser vakalarının yüzde 31 arttığı bildirildi.</p>

<p>Belçika'daki Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü'nün araştırmasına göre, ülkede 2004'te 61 bin 524 olan kanser vaka sayısı yüzde 31 artışla 2019'da 84 bin 954'e çıktı.</p>

<p>Kovid-19 salgınında hastanelerin durumu ve hastaneye gidenlerin sayısının azalması nedeniyle 2020 ve 2021 istatistikleri araştırmanın bazı kısımlarında dikkate alınmadı.</p>

<p>Enstitü Başkanı Philippe Defeyt, kanserli hasta sayısındaki artışı büyük oranda nüfus yapısındaki değişikliğe bağladı. Belçika'nın nüfusunun 2004'ten 2021'e kadar 1,13 milyon kişi, yani yüzde 10 arttığını hatırlatan Defeyt, aynı zamanda nüfusun giderek yaşlandığını vurguladı.</p>

<p>Defeyt, "Nüfus artıyorsa ve aynı zamanda yaşlıların oranı da yükseliyorsa kanser vakalarındaki artış bizi şaşırtmamalı." dedi.</p>

<p>Enstitünün araştırmasında 55 yaşından küçük kişilerde kanser tespit oranının son 3 yılda yüzde 1'in altında olduğu belirtildi. Buna karşılık yaş yükseldikçe kanser riskinin arttığı ve bunun istatistiklere yansıdığı kaydedildi.</p>

<p>Araştırmaya göre, 65 yaşındaki erkeklerde kanser görülme oranı yüzde 2,24, kadınlarda ise yüzde 1,41 oldu. 80'lerine gelen erkeklerde kanser oranı ise yüzde 4'e çıktı.</p>

<p>- Kanser türlerine göre durum</p>

<p>Kanser türleri incelendiğinde ise kadınlarda en çok görülen tür olan meme kanseri vaka sayısının değişmediği ortaya çıktı. 2004-2005 döneminde 10 bin 929 olarak kaydedilen meme kanseri vakası 2020-2021 döneminde sadece 13 yükselerek 10 bin 942 oldu.</p>

<p>Cilt kanseri vakaları ise kadınlarda yüzde 138, erkeklerde yüzde 130 arttı. Erkeklerde en sık rastlanan tür olan prostat kanseri yüzde 16 azaldı, pankreas kanseri ise yüzde 50 çoğaldı. Kadınlarda ise pankreas kanseri sayısı yüzde 72 arttı.</p>

<p>Akciğer kanserine yakalananların sayısı ise kadınlarda yüzde 86 yükselirken erkeklerde yüzde 20 düştü. Kadınlarda akciğer kanserinin artması, sigara içen kadın sayısının yükselmesine bağlandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Nov 2023 23:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/11/belcikada-kanser-vakalari-15-yilda-yuzde-31-artti-1699389774.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde balık tüketimi anne sütü kadar önemli</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bebeklerde-balik-tuketimi-anne-sutu-kadar-onemli-8494</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bebeklerde-balik-tuketimi-anne-sutu-kadar-onemli-8494</guid>
                <description><![CDATA[Bebeklerde balık tüketimi anne sütü kadar önemli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Bebeklerde balık tüketimi anne sütü kadar önemli</h1>

<h4>Anne sütünde de bulunan EPA ve DHA omega 3 yağ asitlerini barındırmasıyla haftada en az 2 kez tüketilmesi önerilen balık, özellikle 10 ay üstü bebekler ile çocuklarda zeka gelişimine önemli katkı sağlıyor.</h4>

<p>Sıtkı Yıldız &nbsp;|11.10.2023 - Güncelleme : 11.10.2023</p>

<p><img alt="Bebeklerde balık tüketimi anne sütü kadar önemli" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/10/11/thumbs_b_c_2ae136fe377bffbae7235e4452a7eda5.jpg?v=092430" />Fotoğraf: Sıtkı Yıldız/AA<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Yalova</h6>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı da olan Yalova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Vefik Arıca, AA muhabirine, denizlerde av sezonunun 1 Eylül'de başladığını söyledi.</p>

<p>Sık balık tüketiminin çocukların zeka, hücre ve kemik gelişimine önemli katkı sağladığını vurgulayan Arıca, "Balıklarda yüksek oranda protein, omega 3 ve iyot bulunuyor. Bu da çocuklarda özellikle beynin zeka gelişimini, hücre yenilenmesini, kemik gelişimini sağlıyor. Bu nedenle özellikle 10. aydan itibaren bebeklerde balığı öneriyoruz." dedi.</p>

<p>Arıca, EPA ve DHA olarak bilinen omega 3 yağ asitlerinin kaliteli, insan sağlığı ve gelişimi için çok önemli olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Söz konusu omega 3'lerin bulunduğu besinlere değinen Arıca, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Bunlar vücudumuzda üretilmiyor, sadece anne sütünde bulunuyor. Anne sütünden sonra tek alabileceğimiz yer balık. Evet dışarıdan birtakım vitamin veya maddelerle alabiliriz ama doğal olarak balığın haftada en az 2 hatta 3 öğün şeklinde çocuklara verilmesini istiyoruz. Çocuk okula gidiyorsa bu öğünü atlamamalıyız, mutlaka balık yedirmeliyiz. Çünkü zeka gelişimi ve IQ gelişiminde faydalı olduğunu biliyoruz."</p>

<h3>Büyük ve yağlı balıklar daha çok tercih edilmeli</h3>

<p>Prof. Dr. Arıca, çocuklara sadece balık yedirmekle ihtiyaçları olan omega 3 yağ asitlerinin, iyot ve yüksek miktarda proteinin verilebileceğini anlattı.</p>

<p>Çocukların kılçık sorunu yaşamaması için küçük olanlardan ziyade büyük balıkların tüketilmesini tavsiye eden Arıca, "Bebeklerin özellikle büyük balıkları yemesinde fayda var. Çünkü çocuklar kılçığı ayıramaz veya ailesi tarafından yanlışlıkla verilebilir. Ailelerin büyük ve yağlı balıkları tercih etmeleri gerekiyor. Haftada en az 2 defa verilmeli 3 defa verildiğinde de IQ ve zeka gelişiminin çok ileri düzeyde olacağını biliyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Dondurulmuş balıkların bebeklere verilmesini önermediklerini kaydeden Arıca, "Balıkta bizim dikkat edeceğimiz en önemli konu; çocukta alerji yapabilir. Öksürük, vücutta kızarıklık, gözler ve yüzde şişlik, nefes almada problem yaşadığı zaman 'Çocuğun balığa karşı alerjisi var' diyoruz ve balığı kesinlikle vermiyoruz." ifadesini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Oct 2023 23:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/10/bebeklerde-balik-tuketimi-anne-sutu-kadar-onemli-1698179743.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Menopoz döneminde kalp ve damar hastalıklarına karşı önlem alınması uyarısı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/menopoz-doneminde-kalp-ve-damar-hastaliklarina-karsi-onlem-alinmasi-uyarisi-8493</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/menopoz-doneminde-kalp-ve-damar-hastaliklarina-karsi-onlem-alinmasi-uyarisi-8493</guid>
                <description><![CDATA[Menopoz döneminde kalp ve damar hastalıklarına karşı önlem alınması uyarısı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Menopoz döneminde kalp ve damar hastalıklarına karşı önlem alınması uyarısı</h1>

<h4>Prof. Dr. Selen Doğan, menopoz sonrası dönemde ortaya çıkabilecek kalp ve damar hastalıklarına karşı uyarıda bulunarak, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve zararlı alışkanlıkların bırakılmasının hastalıklara karşı koruma sağlayacağını ifade etti.</h4>

<p>Zehra Tekeci &nbsp;|18.10.2023 - Güncelleme : 18.10.2023</p>

<p><img alt="Menopoz döneminde kalp ve damar hastalıklarına karşı önlem alınması uyarısı" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/10/18/thumbs_b_c_3ca70705e4d5d84aee7cc93deb9d5a97.jpg?v=143850" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Antalya</h6>

<p>Akdeniz Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selen Doğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 18 Ekim'in Dünya Menopoz Günü olduğunu hatırlattı.</p>

<p>Kadınların yaş aldıkça zaman içerisinde yumurtalık fonksiyonlarının giderek azaldığını belirten Doğan, adet görmenin tamamen kesildiği dönemin menopoz olarak tanımlandığını ve bunun doğal bir süreç olduğunu anlattı.</p>

<p>Bu sürecin doğru algılanmasının önemli olduğunu ifade eden Doğan, "Menopoz bir hastalık değil. Bu süreci her kadın farklı yoğunlukta ve sürelerde yaşayabiliyor. Ateş basması, terlemeler bazı kadınlarda dayanılmaz yoğunluktayken bazıları hiç yaşamayabiliyor. Kimi 3 yılda bu süreci tamamlarken kimi 7 ila 10 yılda tecrübe etmek durumunda kalıyor. Menopozu tanımak, yönetebilmek çok önemli çünkü bir insanın yaşam ömrünü 75 yıl olarak düşünürsek kadınlar yaşamının 3'te birini menopozla ilgili süreçte geçiriyor." diye konuştu.</p>

<h3>"Önlem alarak bu süreci daha iyi atlatabiliriz"</h3>

<p>Türkiye'de menopoz yaşının ortalama 48-51 olduğunu belirten Doğan, ateş basması ve terlemenin yanı sıra bu süreçte vajinal kuruluk, uyku bozukluğu, kilo kontrolünde zorlanma, idrarla ilgili sorunlar ve duygusal dalgalanmalar yaşanabildiğini dile getirdi.</p>

<p>Kadınların menopoza geçiş sürecini kolaylaştırmasının bilinçli hareket etmekten geçtiğini anlatan Doğan, şunları söyledi:</p>

<p>"Menopoz döneminde bizi neler bekliyor bilmeliyiz. Örneğin kemik kaybı, kilo kontrolünde zorlanma, uyku, dikkat ve hafıza bozuklukları, menopozdan sonra uzun vadede kronik rahatsızlıklar bizi bekliyor. Bunlara önlem alarak bu süreci daha iyi atlatabiliriz. Mesela metabolizmanın yavaşladığı bir dönem olduğu için kilo alma yaşanacak, vücut kilo endeksimiz normalin üstündeyse öncesinde kilomuzu kontrol altına alabiliriz. Osteoporozla yani kemik erimesiyle ilişkili kırıklar yaşayabileceğimiz için kalsiyum, beslenme ve vitamin destekleriyle bu süreci yavaşlatabiliriz."</p>

<p>Doğan, kilo kontrolüne ve kemik kitlesinin korunmasına destek olması açısından düzenli egzersizin de bu süreci kolaylaştıracağını vurguladı.</p>

<h3>"Bu süreçte kalp hastalıklarından korunmak çok önemli"</h3>

<p>Menopoz sonrası dönemde uzun vadede ortaya çıkabilecek kalp ve damar hastalıklara dikkati çeken Doğan, "Bu süreçte kalp hastalıklarından korunmak çok önemli. Kadın ölümlerine baktığımızda 3'te 1'inden fazlası kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Bu meme kanserinden ölümlerin 13 katı. O nedenle sağlıklı beslenmeliyiz. Karbonhidrat açısından zayıf, protein açısından zengin sebze ve meyve ağırlıklı tam tahıl ağırlıklı beslenme, fiziksel aktivite, kilo kontrolü, sigara ve alkol kullanmamak kalp ve damar sağlığını olumlu etkileyeceği için o süreçte yaşanacak hastalıklara karşı koruyucu olacaktır." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Doğan, menopoz sürecinin ruhsal anlamda değişimlere neden olduğunu ve bu dönemde kadınların sosyal hayattan çekilerek eve kapanmaması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Menopozun çalışma hayatından çekilme, eve kapanma dönemi olmadığını kaydeden Doğan, şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Bu dönemde fiziksel ve zihinsel olarak aktif olmak için ekstra çaba sarf etmeliyiz. Çok yönlü olarak sosyalleşmek önemli. Bu, bize sürecin getirdiği değişikliklere adaptasyon için fırsat sağlayacaktır. Bu geçiş sürecinde aile bireylerini bilgilendirmek, eşlerin desteği bireyler için çok önemli. Bunun yanı sıra profesyonel olarak tüm kadın doğum uzmanlarından destek alabilirler. Bu konuda Sağlık Bakanlığının Sağlıklı Hayat Merkezleri var. Buraya başvurabilir, beslenme, fizyoterapi, sigara bırakma gibi alanlarda, kanser taramaları konusunda destek alabilirler. Kanser taramaları menopoz dönemi öncesinde ve süresince çok önemli. Bu desteği bulundukları bölgelere yakın merkezlerden alabilirler."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Oct 2023 23:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/10/menopoz-doneminde-kalp-ve-damar-hastaliklarina-karsi-onlem-alinmasi-uyarisi-1698179474.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ozon-tabakasindaki-delik-en-buyuk-genisliklerinden-birine-ulasti-8467</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ozon-tabakasindaki-delik-en-buyuk-genisliklerinden-birine-ulasti-8467</guid>
                <description><![CDATA[Ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı</h1>

<h4>Antarktika kıtası üzerindeki ozon tabakasında oluşan delik, bu yıl en büyük genişliklerinden birine ulaştı.</h4>

<p>Ayşe Doğru &nbsp;|04.10.2023 - Güncelleme : 05.10.2023</p>

<p><img alt="Ozon tabakasındaki delik en büyük genişliklerinden birine ulaştı" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/10/04/thumbs_b_c_2a0dc2d58f3ca7138acad562a564f354.jpg?v=195643" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Avrupa Uzay Ajansı'ndan yapılan açıklamaya göre, Avrupa Birliği Dünya atmosferi gözlem programı Copernicus Sentinel-5P uydusundan 16 Eylül'de alınan görüntüler, Antarktika'daki ozon deliğinin genişliğinin 26 milyon kilometrekareye çıktığını gösterdi.</p>

<p>Genişliği ağustostan ekime değişen, eylül ortası ile ekim ortası arasında azami büyüklüğe ulaşan ozon deliği, bu yıl ağustos ayının ortalarından itibaren hızlıca büyüyerek, daha eylül ayı ortasında kaydedilen en büyük ozon deliklerinden biri oldu.</p>

<p>Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından ocakta yayımlanan bir raporda, incelen ozon tabakasının yeniden iyileşmeye başladığı kaydedilmişti.</p>

<p>Ozon tabakasındaki deliğin bu kadar hızlı büyümesinin, deniz altı yanardağı Tonga'nın Ocak 2022'de faaliyete geçmesiyle ilişkili olabileceği yorumları yapılıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Oct 2023 00:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/10/ozon-tabakasindaki-delik-en-buyuk-genisliklerinden-birine-ulasti-1696629365.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupa&#039;da kişi başına 131 kilo gıda israf edildi</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupada-kisi-basina-131-kilo-gida-israf-edildi-8460</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupada-kisi-basina-131-kilo-gida-israf-edildi-8460</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa'da kişi başına 131 kilo gıda israf edildi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Avrupa'da kişi başına 131 kilo gıda israf edildi</h1>

<h4>&nbsp;</h4>

<p>Ata Ufuk Şeker &nbsp;|29.09.2023 - Güncelleme : 29.09.2023</p>

<p><img alt="Avrupa'da kişi başına 131 kilo gıda israf edildi" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/29/thumbs_b_c_fd19e4da95464eb7443887864e4860e9.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin vatandaşları, 2021 yılında kişi başına 131 kilogram gıda israf etti.</p>

<p>Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), AB ülkelerinde gıda israfına ilişkin 2021 yılı verilerini yayımladı.</p>

<p>Verilere göre, Avrupalıların kişi başına gıda israfı 2021'de 131 kilogramı buldu.</p>

<p>AB ülkeleri toplamda 58,4 milyon ton gıda atığı üretti.</p>

<p>Gıda israfının yüzde 54'üne tekabül eden kişi başına 70 kiloluk kısmını hanehalkları gerçekleştirdi. İsrafın yüzde 46'sı ise gıda ürünleri ve içecek üretimi, restoran ve perakendeciler gibi gıda tedarik zincirinde yaşandı.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 30 Sep 2023 23:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/09/avrupada-kisi-basina-131-kilo-gida-israf-edildi-1696106159.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş: 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-7-bin-817-koruyucu-aile-yaninda-9-bin-335-cocuk-bakilmaktadir-8453</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-7-bin-817-koruyucu-aile-yaninda-9-bin-335-cocuk-bakilmaktadir-8453</guid>
                <description><![CDATA[Bakan Göktaş: Devlet korumasındaki 1017 arkadaşımız kamudaki görevine başlıyor
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş: 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Bakan Göktaş: Devlet korumasındaki 1017 arkadaşımız kamudaki görevine başlıyor</h1>

<h4>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, "Gençlerimizi iş ve meslek danışmanlarımızla çalışma hayatına hazırlıyoruz. Bugün 1017 arkadaşımız, bu ülkenin pırıl pırıl 1017 evladı, kamudaki görevine başlıyor. Yolunuz açık, bahtınız açık olsun." dedi.</h4>

<p>Ayşe Şensoy Boztepe &nbsp;|27.09.2023 - Güncelleme : 27.09.2023</p>

<p><img alt="Bakan Göktaş:  Devlet korumasındaki 1017 arkadaşımız kamudaki görevine başlıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/27/thumbs_b_c_fc699767db8378ce568add97d5d88993.jpg?v=173642" />Fotoğraf: Mustafa Çiftçi - AA<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bakanlık binasında düzenlenen "Devlet Korumasından Yararlanmış Gençlerimizin Kamu Kurumlarına Yerleştirilmesi Töreni"nde yaptığı konuşmada, bakanlık olarak sundukları her hizmetin, yaptıkları her işin doğrudan aileye temas ettiğini söyledi.</p>

<p>İnsanı merkeze alan politikalarla, sosyal devlet anlayışını daha da güçlendirerek, vatandaşlara her alanda fırsat eşitliği sunduklarını dile getiren Göktaş, "her şeyden önce aile" demeye devam edeceklerini vurguladı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/88e4063b-7018-4331-b06e-f0cb513ac64c/2023%2F09%2Fgoktas27-1.jpg" /></p>

<p>Vatandaşların önündeki, hukuki, sosyal ve fiziki engelleri birer birer kaldırdıklarına işaret eden Göktaş, şöyle devam etti:</p>

<p>"Sosyal korumaya dair her alanda sadece niceliği değil, niteliği de arttırıyoruz. Her geçen gün çok daha bütüncül, çok daha sistematik bir yaklaşımla hizmet veriyoruz. Bugün birlikte yaşadığımız, kamu kurumlarına atama töreni de bunun en güzel örneklerinden biri. 81 ilde, 22 milyon 600 bin çocuğumuza, devletimizin sevgisini ve şefkatini ulaştırıyoruz. Devletimizin koruması altında çocuklarımız bu ülkenin evlatları, bizim evlatlarımız. Sayın Cumhurbaşkanımızın 'Biz Peygamberi yetim ve öksüz olan bir dinin, bir ümmetin mensuplarıyız' hatırlatması bizim için yol göstericidir. Çünkü bu inanç, bu anlayış, medeniyet, kodlarımızda çok önemli bir yer tutuyor. Bizler, hiç kimseyi geride bırakmamaya söz veren bir neslin temsilcileriyiz."</p>

<p><img alt="" src="https://admin.aa.com.tr/uploads/userFiles/88e4063b-7018-4331-b06e-f0cb513ac64c/2023%2F09%2Fgoktas27-2.jpg" /></p>

<h3>"20 milli, 1557 lisanslı ve 3 bin 960 lisanssız sporcu çocuğumuz var"</h3>

<p>Göktaş, tüm çocuklara sevgiyle ve adaletle ulaştıklarını, kimseyi geride bırakmadıklarını dile getirdi.</p>

<p>Bu bakış açısıyla, 2002'den bugüne aile odaklı hizmetlerden yararlanan çocuk oranının yüzde 39'dan yüzde 92'ye yükseldiğini aktaran Göktaş, "Bakım kuruluşlarımızı, çocuklarımızın ihtiyaçları doğrultusunda güncelledik. Koğuş tipi kuruluşlardan ev tipi yaşam modeline geçtik. Çocuk evleri ve çocuk sitelerinde, 14 bin 321 çocuğumuza bakım hizmeti sunuyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Çocukları devlet korumasına almanın çok önemli olduğunu fakat onları risk içeren durumlardan korumak için de mobil ekiplerle çalıştıklarını belirten Göktaş, bugüne kadar farklı risk gruplarından 288 bin çocuğa ulaştıklarını, 17 bini aşkın okul ziyareti yaptıklarını ve 65 bin aileyle görüştüklerini söyledi.</p>

<p><img alt="" src="https://admin.aa.com.tr/uploads/userFiles/88e4063b-7018-4331-b06e-f0cb513ac64c/2023%2F09%2Fgoktas27-3.jpg" /></p>

<p>Doğumlarından iş gücüne katılımlarına kadar, bütün süreçlerde çocukların ve gençlerin yanında olduklarının altını çizen Göktaş, şöyle konuştu:</p>

<p>"2023 yılında korumamız altındaki çocuklarımızdan 319'u üniversiteye yerleşti. Çocuklarımızın okul başarısıyla birlikte sanat ve spor alanındaki ilgilerini de teşvik ediyoruz. Bugün itibarıyla 20 milli, 1557 lisanslı ve 3 bin 960 lisanssız sporcu çocuğumuz var. 2 bin 670 çocuğumuz, çeşitli kültürel ve sanatsal faaliyetlerde bulunuyor. Meslek sahibi olduklarında da çocuklarımızın yanında olmaya özen gösteriyoruz. Gençlerimizi iş ve meslek danışmanlarımızla çalışma hayatına hazırlıyoruz. Bugün 1017 arkadaşımız, bu ülkenin pırıl pırıl 1017 evladı, kamudaki görevine başlıyor. Yolunuz açık, bahtınız açık olsun. Ayağınıza taş değmesin."</p>

<h3>"Evden ayrılmak zordur. Ama başlangıçlar güzeldir"</h3>

<p>Bakan Göktaş, ataması gerçekleştirilecek gençlere şu tavsiyelerde bulundu:</p>

<p>"Evden ayrılmak zordur. Ama başlangıçlar güzeldir. Türkiye Yüzyılı sizleri bekliyor. Bu ülke sizi vatanına, milletine, değerlerine bağlı ve özgüven sahibi kişiler olarak yetiştirdi. Türkiye'nin yarınları sizin gayretiniz ve emeğinizle güzelleşecek. Durmayacaksınız, yorulmayacaksınız. Sizi çok ama çok sevdiğimizi, her zaman yanınızda olduğumuzu, hiç ama hiç aklınızdan çıkarmayın. Kamudaki görevleriniz için her birinizi ayrı ayrı tebrik ediyorum. Hepinizi en içten sevgilerimle tekrar kutluyorum."</p>

<p><img alt="" src="https://admin.aa.com.tr/uploads/userFiles/88e4063b-7018-4331-b06e-f0cb513ac64c/2023%2F09%2Fgoktas27-4.jpg" /></p>

<p>Konuşmaların ardından Göktaş, devlet korumasında yetişen gençler ve protokol üyeleriyle kura sonuçlarının açıklanması için butona bastı.</p>

<p>Kurada ismi açıklanan bazı gençler duygusal anlar yaşadı. Kura çekiminin tamamlanmasının ardından Bakan Göktaş, ataması yapılan gençlerle hatıra fotoğrafı çektirdi.</p>

<p>Kura sonuçlarına saat 17.00'den itibaren e-Devlet ve Bakanlığın sitesinden ulaşılabilecek.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş: 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır</h1>

<h4>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, "2002 yılında 500 koruyucu aile yanında 515 çocuk himaye ediliyordu. 2023 yılı Ağustos ayı itibarıyla 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır." dedi.</h4>

<p>Ayşe Şensoy Boztepe &nbsp;|25.09.2023 - Güncelleme : 25.09.2023</p>

<p><img alt="Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş: 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/25/thumbs_b_c_b53337f24fc41a7aeef2bfffd1f36fda.jpg?v=145846" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bir otelde düzenlenen "Türkiye'de Koruyucu Aile Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi Tanıtım Programı"nda yaptığı konuşmada, bugün sosyal hizmetlerin merkezinde yer alan aile kurumunu güçlendirmek adına yepyeni bir adım attıklarını söyledi.</p>

<p>Çocuklara sunulabilecek en büyük değerin öncelikle sevgi, şefkat ve güven olduğunu belirten Göktaş, sevildiğini hisseden çocuğun mutlu, sağlıklı ve geleceğe büyük bir özgüvenle hazırlandığını dile getirdi.</p>

<p>Çocukların sevgi, şefkat ve güven içinde büyüyüp yetişebilecekleri en sağlam kalenin aile olduğunu vurgulayan Göktaş, "Biz, sosyal hizmet anlayışımız gereği bütün çocuklarımız için aynı şartları sağlamayı hedefliyoruz. Bu hedeflerimiz doğrultusunda öncelikle ailelerin çocuklarına sundukları imkanları destekliyoruz. Sosyal Ekonomik Destek Programımızla 165 bine yakın çocuğumuzun ailesine ödenek sağlıyor, aile birliğinin güçlenmesine katkı sunuyoruz." diye konuştu.</p>

<h3>1051 özel gereksinimli çocuğun bakımı da sağlanıyor</h3>

<p>Göktaş, biyolojik ailelerinden uzak kalan çocukları Koruyucu Aile Programı ile sorumluluk sahibi, sevgi dolu ve sıcacık koruyucu aileleriyle buluşturduklarını belirterek, 1926'dan itibaren Türk Medeni Kanununda yer alan koruyucu aile hizmetinin ilk uygulama örneklerinin 1961'de başladığını söyledi.</p>

<p>Bunun yaygınlık kazanmasının ise 2012'den itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan himayesinde "Toplum Kalkınmasında Gönül Elçileri Projesi" ile gerçekleştiğini hatırlatan Göktaş, şöyle devam etti:</p>

<p>"2002 yılında 500 koruyucu aile yanında 515 çocuk himaye ediliyordu. 2023 yılı Ağustos ayı itibarıyla 7 bin 817 koruyucu aile yanında 9 bin 335 çocuk bakılmaktadır. Ayrıca koruyucu ailelerimizin yanında 1051 özel gereksinimli çocuğumuz ve 652 yabancı uyruklu çocuğumuzun da bakımı sağlanmaktadır. Koruyucu ailelerimiz için sigorta ödemeleriyle birlikte aylık ortalama 6 bin lirayı bulan miktarda ödenek sağlıyoruz. Özel gereksinimli çocuklarımız için ise bu miktar ortalama 8 bin liraya tekabül etmektedir. 6 Şubat depremleri öncesinde 669 olan koruyucu aile başvurusu, bildiğiniz gibi depremlerden sonra 328 bini aşmıştır. Yine depremden önce 560 olan evlat edinme başvurusu 70 bine ulaşmıştır. Bizim gayemiz, sevgi ve şefkatle dolup taşan yüzlerce aile ile bir tebessümün sıcaklığıyla hayata bağlanacak çocuklarımızı bir araya getirmektir. Bu birleşmelerden çocuklar kadar ailelerin de mutlu olduğunu görüyoruz."</p>

<h3>"Geçici Koruyucu Aile Sisteminin pilot illerde uygulamasını başlatacağız"</h3>

<p>Bakan Göktaş, çocukların aile ortamında büyümelerinin toplumsal değerlerin korunmasında da vazgeçilmez bir rolü olduğuna inandığını vurguladı.</p>

<p>Ulaştıkları sonuçlar doğrultusunda, koruyucu aile hizmetini geliştirmeye karar verdiklerinin altını çizen Göktaş, şöyle konuştu:</p>

<p>"Bu kararımız kapsamında Avrupa Birliğinin finansal desteğiyle Türkiye'de Koruyucu Aile Sisteminin Güçlendirilmesi Projesini, UNICEF işbirliğinde yürüteceğiz. 36 ay sürecek olan projeyi üç temel hedef üzerine inşa edeceğiz. İlk olarak, koruyucu aile hizmetimizin güçlendirilmesine odaklanacağız. Bu aşamada öncelikle mevcut imkanlarımızı değerlendireceğiz. Aynı zamanda alanda hizmet veren personelimizin ve koruyucu ailelerin verimliliğini artırmaya yönelik çalışmaların alt yapısını güçlendireceğiz. İkinci aşamada ise Geçici Koruyucu Aile Sistemini planlayacak ve pilot illerde uygulamasını başlatacağız. Geçici Koruyucu Aile Sistemi ile çocuklara uygun hizmet modeli belirleninceye kadar koruyucu aile yanında en iyi şartlarda bakımlarının sağlanmasını hedefliyoruz. 11 ilde 122 koruyucu aile adayı ile pilot çalışmamızı gerçekleştireceğiz."</p>

<p>Bakan Göktaş, koruyucu ailelerin güçlendirilmesine yönelik hazırlanan yeni projenin çocukların sağlığı ve mutluluğu başta olmak üzere, toplumsal refahı da destekleyeceğine inandığını vurguladı.</p>

<p>Programa katılan koruyucu aile Betül Gümüş ile bir başka koruyucu ailenin yanında yetişen Pelin Çalışkanoğlu Ekşi, duygu ve düşüncelerini dile getirdi.</p>

<p>Konuşmaların ardından Bakan Göktaş, protokol üyeleri ve katılımcılar hatıra fotoğrafı çektirdi.</p>

<p>Açılışa, UNİCEF Türkiye Temsilcisi Paolo Marchi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Avrupa Birliği ve Mali Yardımlar Dairesi Başkan Vekili Ömer Faruk Cantekin ve AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut da katıldı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Sep 2023 23:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/09/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-7-bin-817-koruyucu-aile-yaninda-9-bin-335-cocuk-bakilmaktadir-1695846637.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&quot;Alzheimer&quot; hasta sayısının 10 yıl içinde 135 milyona çıkması öngörülüyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/alzheimer-hasta-sayisinin-10-yil-icinde-135-milyona-cikmasi-ongoruluyor-8446</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/alzheimer-hasta-sayisinin-10-yil-icinde-135-milyona-cikmasi-ongoruluyor-8446</guid>
                <description><![CDATA["Alzheimer" hasta sayısının 10 yıl içinde 135 milyona çıkması öngörülüyor

Alzheimer'dan korunmak için "sağlıklı yaşam ilkelerine uyun" önerisi

Dünyada her 3,2 saniyede bir kişi, Alzheimer hastalığına yakalanıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>"Alzheimer" hasta sayısının 10 yıl içinde 135 milyona çıkması öngörülüyor</h1>

<h4>Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Başar Bilgiç, Türkiye'deki 1 milyon bunama hastasından yaklaşık 700 binin Alzheimer olduğunu belirtti.</h4>

<p>Lale Bildirici Büyükkarakaya &nbsp;|21.09.2023 - Güncelleme : 21.09.2023</p>

<p><img alt="&quot;Alzheimer&quot; hasta sayısının 10 yıl içinde 135 milyona çıkması öngörülüyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/21/thumbs_b_c_40c6835d748bba4e4c4555ade7436b77.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Bilgiç, "Dünya Alzheimer Günü" kapsamında AA muhabirine yaptığı açıklamada, Alzheimer'da en önemli risk faktörünün yaş olduğunu söyledi.</p>

<p>Kişi ne kadar yaşlanırsa, Alzheimer'a yakalanma oranının o kadar yüksek olduğunu kaydeden Bilgiç, hastalığın görülme sıklığının 65 yaşından sonra her 5 yılda bir 2 kat artığını aktardı.</p>

<p>Bilgiç, yaştan sonra cinsiyetin en önemli risk faktörü olduğunu ifade ederek, "Maalesef ki kadınlarda bu hastalık daha fazla görülüyor. Yaklaşık 3 Alzheimer hastasının 2'si kadın oluyor. Yani yüzde 60-66 gibi oranlarda bir kadın baskınlığı var. Türkiye'deki istatistikler Batı dünyasına oldukça benziyor." dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/96f91bbd-282f-4a24-a12c-1b1092cfeb3b/009_2023%2F04_2023%2F15_Eyl%C3%BCl%2F19%2FAA-32205959.jpg" /><img alt="" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/96f91bbd-282f-4a24-a12c-1b1092cfeb3b/009_2023%2F04_2023%2F15_Eyl%C3%BCl%2F19%2FAA-32205959.jpg" /><br />
<em>Fotoğraf:&nbsp;Lale Bildirici Büyükkarakaya/AA</em></p>

<h3>"Maalesef ki yaşlanan Türkiye'de bu hastalığı çok daha fazla göreceğiz"</h3>

<p>Tüm bunama hastalarının Alzheimer olmadığına dikkati çeken Bilgiç, "Şu an ülkemizde 1 milyon bunama hastası var. Bunun yaklaşık 600 ila 700 bini Alzheimer hastası. Dünyada gittikçe artan bir hastalık. Önümüzdeki 10 yıl içinde 135 milyon hasta olacağı öngörülüyor. Maalesef ki yaşlanan Türkiye'de bu hastalığı çok daha fazla göreceğiz. Ülkemizde 15-20 yıl içinde bu söylediğim sayıların maalesef ki iki katına ulaşacağız." diye konuştu.</p>

<p>Bilgiç, Alzheimer'dan korunma yöntemlerine değinerek bu hastalıkla ilgili eğitim almanın, fiziksel aktivitede bulunmanın ve Akdeniz tipi beslenmenin en önemli koruyucular arasında olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Alzheimer tedavisiyle ilgili dünyadaki ve Türkiye'deki gelişmelere yönelik bilgi veren Bilgiç, hastalık ortaya çıktıktan sonra ilerleyici tarzda bulguların devam ettiğini söyledi.</p>

<p>Bilgiç, bu hastalıkta kişilerin yakınları ile birlikte nöroloji, psikiyatri ve geriatri branşlarına başvurmaları gerektiğini belirterek, burada hastaların öyküsü dinlendikten sonra birtakım testler yapıldığını, tanı konulduktan sonra da gerekli tedavilere başlandığını anlattı.</p>

<h3>Tedavide son 3 yılda önemli gelişmeler yaşandı</h3>

<p>Alzheimer tedavisinde geçen 3 yıl içinde çok önemli gelişmeler olduğunu vurgulayan Bilgiç, şunları söyledi:</p>

<p>"Tedavide ortaya çıkan yeni ilaç, beyinde biriken amiloid isimli proteini temizliyor. Bu proteinin temizlenmesiyle beraber hastalığın, erken dönemde yakalanırsa yaklaşık yüzde 35 yavaşlatılabileceği düşünülüyor ama maalesef bazı yan etkileri de var. Beyinde ödem adını verdiğimiz şişmeye yol açabiliyor. Çok masum ilaçlar değil ama bunlar hastalığı ilk defa yavaşlatan, yavaşlattığı gösterilen ilaçlar."</p>

<p>Prof. Dr. Başar Bilgiç, hastalığın tedavisiyle ilgili tüm dünyada çok uluslu çalışmalar yapıldığını ifade ederek, "Bahsi geçen ilaçların çalışmalarında yaklaşık 800 hasta ilaç alırken diğer 800 hastaya ilaç verilmiyor. Yaklaşık 800 hastada ilaç alanların gidişatının daha olumlu olduğu görülüyor." diye konuştu.</p>

<p>Bu çalışmaların yeni yayınlandığını dile getiren Bilgiç, şunları kaydetti:</p>

<p>"Onun için bunlar çok yeni bir gelişmeler. Türkiye'ye bir ilacın gelmesi için çeşitli prosedürler izlenmesi ve Bakanlık onayı alınması lazım. Bakanlık onayı alınırsa hastalarda kullanılabilir anlamına geliyor. Bir de işin geri ödeme boyutu var. Bu ilaçlar yıllık 25 bin dolar gibi maliyeti olan ilaçlar ve bu nedenle de kolay erişim olacak ilaçlar değil. Türkiye'de bu saydığım üç tane aynı mekanizmayla etki eden ilaçtan bir tanesine Sağlık Bakanlığı bireysel bazda onay verdi. Diğer ikisi için birtakım başvurular var. Onların şu an sonucunu bekliyoruz."</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Alzheimer'dan korunmak için "sağlıklı yaşam ilkelerine uyun" önerisi</h1>

<h4>Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıldız, Alzheimer'dan korunmak için sağlıklı yaşam ilkelerinin benimsenmesi, zihnin aktif tutulması tavsiyesinde bulundu.</h4>

<p>Serhat Zafer &nbsp;|21.09.2023 - Güncelleme : 21.09.2023</p>

<p><img alt="Alzheimer'dan korunmak için &quot;sağlıklı yaşam ilkelerine uyun&quot; önerisi" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/21/thumbs_b_c_848181a37a9e81ab87c249a5d723b46a.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Sivas</h6>

<p>Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özlem Kayım Yıldız, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, Alzheimer'ın, kişinin yaşamını ciddi etkileyen ve yaygın olarak görülen bir bunama hastalığı (demans) türü olduğunu aktardı.</p>

<p>Dünya üzerinde yaklaşık 55 milyon demans hastası olduğunu vurgulayan Yıldız, "Nüfusun yaşlanması nedeniyle her yıl bu sayıya yaklaşık 10 milyon yeni hasta eklenmektedir. Bunamanın en yaygın nedeni, Alzheimer'dır. Hastalığın riski ilerleyen yaşla birlikte artmaktadır. 65 yaş üzerinde her 14 kişiden birinde ve 80 yaş üzerinde her 6 kişiden birinde hastalık mevcuttur." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yıldız, hastalığın belirtilerinin sinsi şekilde başladığını ve yavaş yavaş arttığını belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Hastalık zihinsel yetilerin kaybı ile karakterizedir. Genellikle ilk olarak bellek etkilenir, özellikle yakın bellek bozulur. Hastalar yıllar önce olan olayları net biçimde hatırlar, yakın geçmişi unuturlar ve zamanla yeni anılar edinemezler. Eşyaları koydukları yeri unuturlar. Dikkat, hesap yapma, okuma yazma, alet kullanma becerileri de etkilenir. Sohbeti sürdüremez, iletişim güçlüğü yaşarlar. Bunama tablosuna Alzheimer dışı nedenlerin de yol açabileceği akılda tutulmalı ve bu nedenler araştırılmak üzere bir nöroloji uzmanına başvurulmalıdır."</p>

<h3>"Tedavide kullanılan ilaçlar hastalık belirtilerini azaltmaya yöneliktir"</h3>

<p>Alzheimer'ın, tedavi konusunda en çok araştırma yapılan hastalıklardan olduğunu dile getiren Yıldız, şu an için hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi seçeneği bulunmadığına dikkati çekti.</p>

<p>Yıldız, hastalığın belirtilerinin kontrol altına alınması ve hastanın yaşam kalitesinin sürdürülmesi için uygulanan ilaç tedavileri ve ilaç dışı yaklaşımların mevcut olduğunu belirtti.</p>

<p>Hastalara fiziksel aktivite bulunmalarını ve sosyal etkileşimi sürdürmelerini tavsiye eden Yıldız, şunları aktardı:</p>

<p>"Tedavide kullanılan ilaçlar hastalık belirtilerini azaltmaya yöneliktir. Hastalıktan korunmak için sağlıklı yaşam ilkeleri ve Akdeniz tipi diyet benimsenmeli, zihin aktif tutulmalı, kitap okunmalı, hipertansiyon, diyabet uygun biçimde tedavi edilmeli, tütün ürünlerinden uzak durulmalı. Spor ve yürüyüş yapmak hastalıktan korunmaya katkı sağlar."</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Dünyada her 3,2 saniyede bir kişi, Alzheimer hastalığına yakalanıyor</h1>

<h4>Dünya genelindeki 55 milyondan fazla Alzheimer hastasına her 3,2 saniyede yeni bir kişi ekleniyor.</h4>

<p>Saadet Firdevs Aparı &nbsp;|20.09.2023 - Güncelleme : 21.09.2023</p>

<p><img alt="Dünyada her 3,2 saniyede bir kişi, Alzheimer hastalığına yakalanıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/20/thumbs_b_c_2761d1258e96c3f8b8332df7a4d82150.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünyada 55 milyondan fazla Alzheimer hastası bulunuyor ve bu sayının, her yıl yaklaşık 10 milyon yeni vaka ortaya çıkması nedeniyle 2050’de 139 milyona yükselmesi bekleniyor.</p>

<p>Dünyada genelinde yaşlı nüfusun artmasıyla büyük artış yaşanan Alzheimer hastalığı hakkında farkındalık oluşturmak ve bununla mücadele edenlere destek olmak amacıyla her yıl 21 Eylül "Dünya Alzheimer Günü" kapsamında etkinlikler düzenleniyor.</p>

<p><a href="https://www.aa.com.tr/tr/info/infografik/35940" target="_blank"><img alt="" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/96f91bbd-282f-4a24-a12c-1b1092cfeb3b/009_2023%2F04_2023%2F16_Eyl%C3%BCl%2F11%2F750.jpg" /></a></p>

<p>AA muhabiri, "7. önde gelen ölüm nedeni" olarak bilinen bunama (demans) hastalığının en yaygın türü olan Alzheimer hakkındaki bilgileri derledi.</p>

<p>Beyin hücrelerinin zamanla ölümüne bağlı olarak hafıza kaybı, bunama ve genel anlamda bilişsel fonksiyonların azalması şeklinde gelişen tıbbi bir durum olan Alzheimer nedeniyle her yıl dünya genelinde binlerce kişi hayatını kaybediyor.</p>

<p>İlk kez 1906’da Alman psikiyatrist ve patolojist Alois Alzheimer tarafından tanımlanan ve 65 yaş üstü kişilerde, beyin dokularında ağır hasara neden olduğu tespit edilen Alzheimer, "21. yüzyılın kabusu" olarak görülüyor.</p>

<p>Hastalık, günlük aktivitelerde azalma ve bilişsel yeteneklerde bozulma ile nitelenen nöropsikiyatrik semptomların ve davranış değişikliklerinin eşlik ettiği nörodejeneratif bir hastalık olarak tanımlanıyor ve bilinen kesin bir tedavi yöntemi bulunmuyor.</p>

<h3>Küresel maliyeti 1,3 trilyon ABD dolarının üzerinde</h3>

<p>Alzheimer'a yakalananların yüzde 60’tan fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşıyor ve Alzheimer hastası sayısına her yıl 10 milyon yeni vaka ekleniyor.</p>

<p>Bu sayı, Alzheimer hastalarına her 3,2 saniyede yeni bir kişi eklenmesi anlamına geliyor ve bu nedenle 2050’de Alzheimer hastalarının sayısının 139 milyona yükselmesi bekleniyor.</p>

<p>Alzheimer hastalığının şu anda 1,3 trilyon ABD dolarının üzerinde olan yıllık küresel maliyetinin, 2030’a kadar 2,8 trilyon ABD dolarına yükselmesi bekleniyor.</p>

<p>Buna göre, 2030’da Alzheimer hastalığının yıllık küresel maliyetinin dünyanın en büyük 8. ekonomisi olan İtalya’nın şu anki yıllık gayrisafi yurt içi hasılasını (GSYİH) geride bırakacağı öngörülüyor.</p>

<h3>Alzheimer hastalığı, demansın bir türü</h3>

<p>Alzheimer hastalığı, beyin hücrelerinin zamanla ölümüne bağlı olarak hafıza kaybı, bunama ve genel anlamda bilişsel fonksiyonların azalması olarak biliniyor.</p>

<p>"Demans türü" olarak nitelendirilen Alzheimer, daha çok ilerleyen yaşlarda yaygın görülüyor.</p>

<p>Alzheimer's Disease International (AZI) tarafından hazırlanan 2021 raporunda, dünya genelinde demans hastalarının yüzde 75'inin teşhis edilmediği tahmin ediliyor. Farkındalık eksikliği teşhis açısından önemli engel olarak gösterilirken, bazı düşük ve orta gelirli ülkelerde teşhis edilmeme oranı yüzde 90'a kadar çıkabiliyor.</p>

<h3>Tedavi ve bakım</h3>

<p>Demansı iyileştirmek veya ilerleyen seyrini değiştirmek için halihazırda mevcut bir tedavi yöntemi bulunmuyor. Bunun yanı sıra klinik deneylerin çeşitli aşamalarında çok sayıda yeni tedavi araştırılıyor.</p>

<p>Araştırmalar, insanların düzenli egzersiz yaparak, sigara ve alkol kullanımından kaçınarak, kilolarını kontrol ederek, sağlıklı beslenerek, tansiyon, kolesterol ve kan şekeri seviyelerini koruyarak bunama riskini azaltabileceklerini ortaya koyuyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Sep 2023 14:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/09/alzheimer-hasta-sayisinin-10-yil-icinde-135-milyona-cikmasi-ongoruluyor-1695554227.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika, Fransa&#039;da satışı yasaklanan iPhone 12&#039;yi incelemeye aldı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcika-fransada-satisi-yasaklanan-iphone-12yi-incelemeye-aldi-8431</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcika-fransada-satisi-yasaklanan-iphone-12yi-incelemeye-aldi-8431</guid>
                <description><![CDATA[Belçika, Fransa'da satışı yasaklanan iPhone 12'yi incelemeye aldı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Belçika, Fransa'da satışı yasaklanan iPhone 12'yi incelemeye aldı</h1>

<h4>Belçika, Fransa'da satışı durdurulan iPhone 12 model telefonun yaydığı radyasyon miktarı nedeniyle incelemeye alındığını duyurdu.</h4>

<p>Selen Temizer &nbsp;|14.09.2023 -&nbsp;</p>

<p><img alt="Belçika, Fransa'da satışı yasaklanan iPhone 12'yi incelemeye aldı" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/09/14/thumbs_b_c_6e4ebc29c022dd210b30c5d4db8df75d.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Belçika Dijitalleşmeden Sorumlu Dışişleri Bakanı Mathieu Michel, yaptığı yazılı açıklamada, Belçika Posta Hizmetleri ve Telekomünikasyon Enstitüsünden (BIPT), iPhone 12'nin "potansiyel tehlikesini" analiz etmesini istediğini bildirdi.</p>

<ul>
	<li><a href="https://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/fransada-iphone-12lerin-satisi-yeni-bir-emre-kadar-yasaklandi/2990585" target="_blank"><strong>Fransa'da iPhone 12'lerin satışı yeni bir emre kadar yasaklandı</strong></a></li>
</ul>

<p>Apple grubu başta olmak üzere tüm cihazların belli bir takvimde incelenmesini istediğini belirten Michel, cihazların yaydığı elektromanyetik dalgaların yürürlükteki Avrupa Birliği (AB) mevzuatına göre analiz edilmesini ve düzeltici önlemlerin önerilmesini talep ettiğini kaydetti.</p>

<p>Fransa'da elektronik cihazların yaydığı elektromanyetik dalga miktarını kontrol eden kurum, 141 telefon modeli üzerinde yapılan kontrollerde iPhone 12'nin Avrupa'da izin verilen radyasyon miktarını geçtiğinin tespit edildiğini duyurmuştu.</p>

<p>Avrupa'da bir telefon cepte veya elde tutulduğunda, 4W/kg radyasyon miktarına sahip olması zorunluluğu bulunurken, bu miktarın iPhone 12 model telefonda 5,74 W/kg olduğu ortaya konulmuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 Sep 2023 19:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/09/belcika-fransada-satisi-yasaklanan-iphone-12yi-incelemeye-aldi-1694968529.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçikalı bilim insanları balık hafızasından yola çıkarak bunamaya karşı tedavi geliştiriyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikali-bilim-insanlari-balik-hafizasindan-yola-cikarak-bunamaya-karsi-tedavi-gelistiriyor-8400</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikali-bilim-insanlari-balik-hafizasindan-yola-cikarak-bunamaya-karsi-tedavi-gelistiriyor-8400</guid>
                <description><![CDATA[Belçikalı bilim insanları balık hafızasından yola çıkarak bunamaya karşı tedavi geliştiriyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Belçikalı bilim insanları balık hafızasından yola çıkarak bunamaya karşı tedavi geliştiriyor</h1>

<h4>Belçika'nın KU Leuven Üniversitesinden araştırmacılar, yaşlı balıklara kanser tedavisinde kullanılan "Dasatinib" ve genellikle alerjiler için reçete edilen "Quercetin" ilaçlarını uygulayarak, beyinlerindeki yaşlanmayı durdurabildiklerini keşfetti.</h4>

<p>Selen Temizer &nbsp;|09.08.2023 - Güncelleme : 09.08.2023</p>

<p><img alt="Belçikalı bilim insanları balık hafızasından yola çıkarak bunamaya karşı tedavi geliştiriyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/08/09/thumbs_b_c_05c8f44f947ce85e206ed84a30bd1813.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Yerel basına göre, KU Leuven'den araştırmacılar, yaşam döngülerini dört ila altı ay içinde tamamlayan "Afrika turkuaz killifish" türü balıklar üzerinde deney yaptı.</p>

<p>Boyama yöntemiyle yaşam döngüsünün sonuna yaklaşmış balıkların beyinlerinde çok sayıda hastalıklı ve yaşlı hücre tespit eden araştırmacılar, Dasatinib ve Quercetin'i karıştırarak bu balıklara bir hafta boyunca uyguladı.</p>

<p>Araştırmacı Jolien van Houcke, süreç sonunda yaşlı balıkların beyin hücrelerinde yenilenme tespit ettiklerini duyurdu.</p>

<p>Van Houcke, şunları ifade etti:</p>

<p>"Bu kısa tedaviyle bile yaşlanan hücrelerin yüzde 30'unu ortadan kaldırabildik. Beyni gençleştirmekle kalmadık, beynin onarım kapasitesini de artırdık. Tedaviden sonra balık, yaralanma veya hastalıktan sonra beyin onarımı için gerekli olan yeni sinir hücrelerine dönüşebilen daha fazla bölünen kök hücrelere sahipti."</p>

<p>Alzheimer ve demans hastalıkları henüz tedavi edilemiyor ancak çalışmalar sürüyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/a2bcd62a-50d8-43e3-ba47-b75016a53e1a.jpg" style="height:640px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 23 Aug 2023 13:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/08/belcikali-bilim-insanlari-balik-hafizasindan-yola-cikarak-bunamaya-karsi-tedavi-gelistiriyor-1692785883.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda boy kısalığı erken teşhisle tedavi edilebiliyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor-8328</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor-8328</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklarda boy kısalığı erken teşhisle tedavi edilebiliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Çocuklarda boy kısalığı erken teşhisle tedavi edilebiliyor</h1>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Doğan, "Büyümenin izlenmesi bir çocuğun sadece ne kadar büyüyeceğini göstermekle kalmaz, aynı zamanda ne kadar sağlıklı olduğunu ortaya çıkarır" dedi.</p>

<p>22.05.2023&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/saglik/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor/680295#">Muhammet Emin Horuz</a>&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/saglik/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor/680295#">Istanbul</a>&nbsp;&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/saglik" target="_blank" title="sağlık">sağlık</a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p><img alt="Çocuklarda boy kısalığı erken teşhisle tedavi edilebiliyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/sirkethaberleri/Contents/2023/05/22/thumbs_b_c_75d51650cc5d014e4b8146087c9aae78.jpg" style="width:770px" /></p>

<h4>&nbsp;</h4>

<p>İSTANBUL (AA) - Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Doğan, erişkinlerin hayatlarında farklı bulgularla ortaya çıkan pek çok hastalığın, çocukluk çağında sadece boy kısalığıyla kendini gösterebileceğini, bu nedenle büyümenin izlenmesi ve boy kısalığı tablosunun tanısının çok önemli olduğunu bildirdi.</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi'nden yapılan açıklamaya göre, çocuklarda boy kısalığı, erken teşhisle tedavi edilebiliyor.</p>

<p>Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Doğan, çocuklarda boy kısalığında erken teşhisin önemini vurguladı.</p>

<p>Doğan, büyümeye etki eden başlıca unsurların, genetik faktörler, psikolojik çevre, beslenme, hormonal yapı, kronik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar olduğunu belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>'Büyümenin izlenmesi bir çocuğun sadece ne kadar büyüyeceğini göstermekle kalmaz, aynı zamanda ne kadar sağlıklı olduğunu ortaya çıkarır. Erişkinlerin hayatlarında farklı bulgularla karşımıza çıkan pek çok hastalık, çocukluk çağında sadece boy kısalığı ile kendini gösterebilir. Bu nedenle büyümenin izlenmesi ve boy kısalığı tablosunun tanısı çok önemlidir. Boy kısalığı için boy uzunluğunun ölçümünün standart ve doğru yöntemle yapılması gereklidir. Boy uzunluğu çocuklarda sırtüstü yatar pozisyonda, daha büyük çocuklarda ise ayakta dik bir pozisyonda ölçülmelidir. Ayakta dik biçimde rahatça durabilen her çocuk için boy ölçümü ayakta yapılır. Çocuğun boyu, durabileceği en dik pozisyonda iken ölçülmelidir.'</p>

<p>Çocuğun boyu ile birlikte gerektiğinde tüm vücut oranlarının da (oturma yüksekliği, kol/ön kol oranları, kulaç uzaklığı, alt segment uzunluğu) doğru bir şekilde ve eksiksiz ölçülmesi gerektiğine işaret eden Doğan, boyun normal olup olmadığının 'persentil' eğrileri kullanılarak değerlendirildiğini anlattı.</p>

<p>Doğan, çocuğun büyüme hızının yetersiz olması veya anne, baba boyuna göre kısa olması halinde bu vakaların tetkik edilmesi gerektiğini aktararak, boy kısalığının nedenleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Doç. Dr. Murat Doğan, 'Boy kısalığı genellikle ailevi faktörlerle birlikte, yapısal boy kısalığı ve ergenlik gecikmesi ile ilintili olabilmektedir. Boy kısalığı genellikle, düşük doğum kilosu, iskelet displazileri veya iskelet sistemi hastalıkları ve beslenme bozukluğu sorunları yaşayanlarda görülmektedir.' değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Boy kısalığını, hipotiroidi, büyüme hormonu eksikliği, Turner sendromu, uzun süreli kronik hastalıkların (kalp, böbrek, kan gibi) yanı sıra bu rahatsızlıklar nedeniyle kullanılan uzun süreli ilaçların tetikleyebildiğine işaret eden Doğan, ailelere de uyarıda bulunarak, erken dönemde alınan tanının tedavi açısından çok önemli olduğunu kaydetti.</p>

<p>Facebook&nbsp;<a href="https://twitter.com/intent/tweet?url=http://sh.aa.com.tr/680295&amp;text=%C3%87ocuklarda%20boy%20k%C4%B1sal%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20erken%20te%C5%9Fhisle%20tedavi%20edilebiliyor" onclick="window.open(this.href, 'aawindow', 'left=50,top=50,width=600,height=360,toolbar=0'); return false;">Twitter</a>&nbsp;<a href="http://plus.google.com/share?url=https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/saglik/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor/680295" onclick="window.open(this.href, 'aawindow', 'left=50,top=50,width=600,height=360,toolbar=0'); return false;">Google</a>&nbsp;<a href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/saglik/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor/680295&amp;title=%C3%87ocuklarda%20boy%20k%C4%B1sal%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20erken%20te%C5%9Fhisle%20tedavi%20edilebiliyor" onclick="window.open(this.href, 'aawindow', 'left=50,top=50,width=600,height=360,toolbar=0'); return false;">LinkedIn</a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 May 2023 22:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/05/cocuklarda-boy-kisaligi-erken-teshisle-tedavi-edilebiliyor-1684784770.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünyada kanser vakalarında 2020&#039;ye kıyasla 2040&#039;a kadar yüzde 55 artış bekleniyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/dunyada-kanser-vakalarinda-2020ye-kiyasla-2040a-kadar-yuzde-55-artis-bekleniyor-8286</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/dunyada-kanser-vakalarinda-2020ye-kiyasla-2040a-kadar-yuzde-55-artis-bekleniyor-8286</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada kanser vakalarında 2020'ye kıyasla 2040'a kadar yüzde 55 artış bekleniyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Dünyada kanser vakalarında 2020'ye kıyasla 2040'a kadar yüzde 55 artış bekleniyor</h1>

<h4>Dünya genelinde kanser vakalarının 2020'ye kıyasla 2040'a kadar yüzde 55 artması bekleniyor.</h4>

<p>Saadet Firdevs Aparı &nbsp;|02.04.2023 - Güncelleme : 02.04.2023</p>

<p><img alt="Dünyada kanser vakalarında 2020'ye kıyasla 2040'a kadar yüzde 55 artış bekleniyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2023/04/02/thumbs_b_c_2215a10b6714c321aeaa96cf2459e592.jpg?v=111929" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Türkiye'de nisanın ilk haftasının "Kanserle Savaş Haftası" olması dolayısıyla AA muhabiri, kanserle ilgili verileri derledi.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) verilerine göre, habis tümör veya ur olarak da adlandırılan kanser hastalığında oranların sabit kalması ve nüfus artışı ile yaşlanmanın son döneme paralel sürmesi halinde, 2040'a kadar dünya çapında her yıl 28 milyon yeni vaka görüleceği tahmin ediliyor.</p>

<p>Bu tahminlere göre, 2020'ye oranla 2040'a kadar kanser vakalarında yüzde 54,9'luk artış yaşanması, bu artışın erkeklerde yüzde 60,6 ile kadınlardan (yüzde 48,8) daha yüksek olması bekleniyor.</p>

<p>İkinci en sık ölüm nedeni görülen kanser hastalığının her yıl 734 bin kişiye teşhisi konuluyor, dünya genelinde 2020'de her 6 ölümden biri kanser nedeniyle gerçekleşti.</p>

<p>Son verilere göre dünyada 2020'de 19 milyon 292 bin 789 kişiye kanser teşhisi konulurken 9 milyon 958 bin 133 kişi kanser yüzünden hayatını kaybetti.</p>

<p>Kanserin en çok görülen türleri erkeklerde akciğer, prostat, kolorektal, mide ve karaciğer, kadınlarda ise meme, kolorektal, akciğer, rahim ağzı ve tiroit olarak biliniyor.</p>

<p>Öte yandan, dünyada her yıl yaklaşık 400 bin çocuğa kanser teşhisi konuluyor.</p>

<p>Hastalığın dünya genelinde artmaya devam eden fiziksel, duygusal ve ekonomik külfeti, orta gelir seviyesi ve altındaki birçok ülkede yönetilmesi fazlasıyla zor bir durum ortaya çıkarıyor.</p>

<p>Bunun yanı sıra önemli oranda hasta da zamanında teşhis ve tedaviye erişemiyor.</p>

<h3>Erken teşhis ve tedaviler</h3>

<p>Kanser kaynaklı ölümlerin yüzde 30 ila 50'si erken teşhis ve etkili tedaviyle önlenebiliyor.</p>

<p>Sağlık sisteminin güçlü olduğu ülkelerde kanser hastalarının hayatta kalma oranı, erken teşhis ve kaliteli tedavi gibi etkenler sayesinde yükseliyor.</p>

<p>Tüm kanser türlerinde ve hastalarında etkili tedavi yöntemi henüz bulunamamış olsa da türüne göre değişmekle birlikte ortalama yüzde 50 civarındaki iyileşme oranları giderek artıyor.</p>

<p>Ameliyat, kemoterapi, radyasyon terapisi ve kemik iliği nakli gibi tedaviler, kanserin en yaygın tedavi yöntemleri.</p>

<p>Bunların yanı sıra immünoterapi, hormon tedavisi, hedefli ilaç tedavisi ve radyofrekans ablasyon yöntemleri de kanser tedavilerinde uzun süredir uygulanıyor.</p>

<p>Söz konusu tedavi yöntemleri, tek başına veya birleştirilerek uygulanabiliyor.</p>

<p>Bu arada, kanserin mümkün olan en iyi tedavi planı tümör tipi, hastalık evresi, klinik ve diğer faktörlere bağlı.</p>

<p>Bu yöntemlerle kanseri tedavi etmek, hastanın ömrünü olabildiğince uzatmak ve yaşam kalitesini yükseltmek hedefleniyor.</p>

<h3>Kanser vakalarında Asya ülkeleri ön planda</h3>

<p>Uluslararası Kanser Araştırma Ajansının (IARC) verilerine göre, 2020'de kanser teşhisi konulan 19 milyon 292 bin 789 kişiden 9 milyon 503 bin 710'unun bulunduğu Asya, kanser vakalarında başı çekiyor.</p>

<p>Kanser teşhisi konulanlardan 4 milyon 398 bin 443'ü Avrupa, 2 milyon 556 bin 862'si Kuzey Amerika, 1 milyon 470 bin 274'ü Latin Amerika ve Karayipler, 1 milyon 109 bin 209'u da Afrika'da yaşıyor.</p>

<p>Küresel çapta nüfusa oranla kanserin en sık görüldüğü ülke, her 100 bin kişide 468 vakayla Avustralya olurken onu 438 vakayla Yeni Zelanda takip etti.</p>

<p>Bu ülkeleri her 100 bin kişide 373 vakayla İrlanda, 368 vakayla Macaristan, 352 vakayla ABD ve 345 vakayla Belçika izledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Apr 2023 03:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/04/dunyada-kanser-vakalarinda-2020ye-kiyasla-2040a-kadar-yuzde-55-artis-bekleniyor-1681174661.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Murat topoğlu artık Bruxelleskorner&#039; da  Özel  tarifleri  sağlıklı diyet önerileri ile sizlerle</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/murat-topoglu-artik-bruxelleskorner-da-ozel-tarifleri-saglikli-diyet-onerileri-ile-sizlerle-8270</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/murat-topoglu-artik-bruxelleskorner-da-ozel-tarifleri-saglikli-diyet-onerileri-ile-sizlerle-8270</guid>
                <description><![CDATA[Murat topoğlu artık Bruxelleskorner' da  Özel  tarifleri  sağlıklı diyet önerileri ile sizlerle

ORUÇ TUTMANIN SAĞLIĞA ETKİLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:14px">Bruxelles Korner&nbsp;</span></strong></p>

<p><em><strong><span style="font-size:14px">Kadir Duran&nbsp;</span></strong></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="font-size:24px">Murat topoğlu artık Bruxelleskorner' da &nbsp;Özel &nbsp;tarifleri &nbsp;sağlıklı diyet önerileri ile sizlerle</span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:24px"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/337901520_625302736105172_2611326919583916373_n.jpg" style="height:500px; width:800px" /></span></strong></p>

<p><strong><span style="font-size:20px">ORUÇ TUTMANIN SAĞLIĞA ETKİLERİ</span></strong><br />
• Yağ Yakımını Hızlandırır.<br />
• Mide ve Bağırsakları Dinlendirir.<br />
• Hafıza ve Zihin Fonksiyonlarını Güçlendirir.<br />
• Vücudu Zor Şartlara Karşı Güçlendirir.<br />
• Cildi Canlandırır ve Parlaklık Verir.<br />
• İnsülin Direncinde Olumlu Etkileri Vardır. Tip 2 Diyabette çok etkilidir<br />
• Bağışıklık Sistemini Güçlendirir.<br />
• Kolesterolü dengeler HDL yi artırıp LDL yi düşürür<br />
• Kalp ve Damar hastalıklarına iyi gelir<br />
• Hücreleri yeniler yaşlanmayı geciktirir<br />
• Detoks etkisi yapar.<br />
• Karaciğer yağlanmasını azaltır.<br />
&nbsp;<br />
<span style="font-size:20px"><strong>İFTAR VE SAHURDA DİKKAT ETMEMİZ GEREKEN UNSURLAR</strong></span><br />
• KESİNLİKLE ÇOK YAVAŞ İFTAR YAPIN<br />
• İFTAR –SAHUR ARASI YETERLİ SU MUTLAKA ALIN<br />
• İFTAR SONRASI MUTLAKA HAREKET EDİN ÖZELLİKLE TERAVİH NAMAZI ÖNERİRİM<br />
• BAHARATLI VE ŞEKERLİ GIDALARDAN UZAK DURUN(BAKLAVA, PASTA, BÖREK, KIZARTMANIN HER TÜRLÜSÜ<br />
• SAHURDA PROTEİN AĞIRLIKLI BESLENİN(YUMURTA, YOĞURT, PEYNİR)<br />
• İFTAR İLE SAHUR ARASI EN FAZLA 2 PORSİYON MEYVE YİYİN(ÖNERİM ARMUT VE MUZ)<br />
İFTAR ÇORBASI</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/337753116_754164532881498_2531494252176228993_n.jpg" style="height:500px; width:800px" /><br />
&nbsp;<br />
• 1 BARDAK YARIM YAĞLI SÜT<br />
• 1 ADET KABAK<br />
• 5 BÜYÜK YAPRAK KARALAHANA<br />
• 1 ADET PIRASA<br />
• 1 ADET YEŞİL SOĞAN VEYA 1 ADET KURU SOĞAN<br />
• BROKOLİ.<br />
• 4 ADET ÇERİ DOMATES<br />
• BAHARATLAR<br />
• KEKİK, KARABİBER, AZ TUZ,<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<strong><span style="font-size:20px">İFTAR SONRASI YENECEK TATLILAR</span></strong><br />
&nbsp;<br />
• 3 ADET BUZDOLABI POŞETİ<br />
• MUZ<br />
• DİLİMLENMİŞ ANANAS<br />
• ÇİLEK<br />
• DİLİMLENMİŞ ELMA<br />
• KAKAO TOZU(BOL MİKTARDA)<br />
• İYİCE ÖĞÜTÜLMÜŞ SARI LEBLEBİ TOZU(BOL MİKTARDA)<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
<span style="font-size:20px"><strong>İFTAR SONRASI TATLI İÇECEK (MURAT TOPOĞLU ŞERBETİ)</strong></span></p>

<p><br />
• YARIM YAĞLI BİR BARDAK SÜT<br />
• TOZ ZERDEÇAL<br />
• KARABİBER<br />
• TOZ TARÇIN<br />
• BAL<br />
• Çilek<br />
• Bal<br />
• Nane<br />
• Limon<br />
HEPSİ BLENDER YAPILACAK<br />
RAMAZAN TATLISI<br />
• HAVUÇ PÜRE HALİNE GETİRELİM<br />
• YARIM YAĞLI SÜT<br />
• TARÇIN<br />
• BAL<br />
<span style="font-size:20px"><strong>İFTAR SONRASI ŞİŞKİNLİĞİ AZALTMAK İÇİN SIVI İÇECEK</strong></span></p>

<p><br />
• 1 BARDAK SU AZ REZENE VE NANE İLE KAYNATILACAK ILIDIKTAN SONRA ÜSTÜNE<br />
• 1 TATLI KAŞIĞI ELMA SİRKESİ<br />
• 1 KAŞIK ÜZÜM PEKMEZİ KONACAK VE YEMEKLERDEN SONRA BİR BARDAK TÜKETİLECEK<br />
RAMAZANDA HASTA OLMAMAKİÇİN İFTAR SONRASI İÇECEK<br />
SUMAKLI AYRAN</p>

<p><br />
Bir bardak özellikle süzme yoğurttan hazırlanan soğuk buzlu ayranın içine 1 tatlı kaşığı sumak konur ve içilir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Image50.jpg" style="height:370px; width:605px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Mar 2023 14:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2023/03/murat-topoglu-artik-bruxelleskorner-da-ozel-tarifleri-saglikli-diyet-onerileri-ile-sizlerle-1680004395.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupa&#039;da gelecek ay Kovid-19&#039;un Omicron varyantının BQ.1 alt versiyonu baskın olacak</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupada-gelecek-ay-kovid-19un-omicron-varyantinin-bq1-alt-versiyonu-baskin-olacak-8167</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupada-gelecek-ay-kovid-19un-omicron-varyantinin-bq1-alt-versiyonu-baskin-olacak-8167</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa'da gelecek ay Kovid-19'un Omicron varyantının BQ.1 alt versiyonu baskın olacak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Avrupa'da gelecek ay Kovid-19'un Omicron varyantının BQ.1 alt versiyonu baskın olacak</h1>

<h4>Avrupa Hastalıkların Önlenmesi ve Kontrol Merkezi (ECDC), AB içinde kasım ortasından aralık ayının başına kadar Kovid-19 virüsünün Omicron varyantının BQ.1 alt versiyonunun baskın tür olacağını bildirdi.</h4>

<p>Selen Temizer &nbsp; |21.10.2022</p>

<p><img alt="Avrupa'da gelecek ay Kovid-19'un Omicron varyantının BQ.1 alt versiyonu baskın olacak" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2022/10/21/thumbs_b_c_302b727000edd8f25b662fb9ab0ef6c2.jpg?v=194322" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>ECDC'den Kovid-19'un Omicron varyantının BQ.1 isimli alt versiyonuyla ilgili yazılı açıklama yapıldı.</p>

<p>Söz konusu türün kasım ortasından aralık ayının başına kadar AB içinde baskın hale geleceği belirtilen açıklamada, Asya'daki ön laboratuvar çalışmalarının BQ.1'in bağışıklık sistemi tepkisinden önemli ölçüde kaçınma yeteneğine sahip olduğunu gösterdiği bildirildi.</p>

<h3>Diğer versiyonlardan daha fazla enfeksiyona neden olmuyor</h3>

<p>Açıklamada, dolaşımdaki Omicron varyantları BA.4/BA.5 ile karşılaştırıldığında BQ.1'in daha şiddetli enfeksiyon riski taşıdığına dair kanıt olmadığı kaydedildi.</p>

<p>ECDC Direktörü Andrea Ammon'un "Ülkeler, BQ.1'in ortaya çıkması ve yayılması sinyallerine karşı tetikte kalmalı ve hassas testleri sürdürmelidir." ifadesine yer verilen açıklamada, özellikle 65 yaş üstü kişilerde vakaların izlenmesi gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Açıklamada, türün en çok dolaşımda olduğu ülkelerin yüzde 19 ile Fransa, yüzde 9 ile Belçika, yüzde 7 ile İrlanda, yüzde 6 ile Hollanda ve yüzde 5 ile İtalya olduğu bildirildi.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Oct 2022 23:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/10/avrupada-gelecek-ay-kovid-19un-omicron-varyantinin-bq1-alt-versiyonu-baskin-olacak-1666644842.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BEBEĞİNİ UNUTTU, UÇAK GERİ DÖNDÜ</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bebegini-unuttu-ucak-geri-dondu-8160</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bebegini-unuttu-ucak-geri-dondu-8160</guid>
                <description><![CDATA[BEBEĞİNİ UNUTTU, UÇAK GERİ DÖNDÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BRUXELLES KORNER</strong></p>

<p><em><strong>KADIR DURAN</strong></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">BEBEĞİNİ UNUTTU, UÇAK GERİ DÖNDÜ</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/Hong-Kong-500-000-billets-d-avion-gratuits-pour-relancer-le-tourisme.jpg" style="height:520px; width:800px" /></span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Suudi Arabistan’da bir insanlık örneği sergilendi. </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Suudi Arabistan'da bir uçak, yolcusu olan annenin bebeğini unutmasından dolayı kalkıştan kısa bir süre sonra havaalanına geri dönmek zorunda kaldı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kral Abdül Aziz Uluslararası Havalimanı terminalindeki kapı alanında unutulan bebek için kaptan pilot örnek bir insanlık davranışı ortaya koydu. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Anne bebeğine kavuştu</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Gulf News'e göre uçak Suudi Arabistan'ın Cidde kentinden Kuala Lampur'a gidiyordu ancak annenin ihbarı üzerine geri döndü.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Uçak, sorumlu kaptanın, geri dönüp havaalanına inmeye karar vermesiyle anne bebeğine kavuştu. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">( 2019 HABERI&nbsp; </span></span></span></span>&nbsp;The Guardian<span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;)</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Oct 2022 17:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/10/bebegini-unuttu-ucak-geri-dondu-1666190412.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sema Erol Anlatıyor : Light(diyet) ürünlerin zararları</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sema-erol-anlatiyor-lightdiyet-urunlerin-zararlari-8155</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sema-erol-anlatiyor-lightdiyet-urunlerin-zararlari-8155</guid>
                <description><![CDATA[Sema Erol Anlatıyor :
Light(diyet) ürünlerin zararları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/22PLrjjN-08" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe><p><em><span style="font-size:18px"><strong>Sema Erol Anlatıyor :</strong></span></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>instagram.com@bedenveruhdengesi</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:26px"><strong>Light(diyet) ürünlerin zararları</strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:26px"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/sssee.JPG" style="height:417px; width:720px" /></strong></span></p>

<p>Light(diyet) ürünlerin zararları; Diyet ürünler diyet olmayan işlenmiş ürünler kadar sağlığa zararlı. Kilo almamak yada kilo vermek için sağlığınızı&nbsp;riske atmayın. Doğal besinleri tercih edin.</p>

<p>Light ekmekler genellikle kalori ve yağ açısından daha sağlıklı görünür. Ancak light ekmek, beyaz yada esmer una tatlandırıcı eklenerek üretilir. .Dondurulmuş diyet gıdaların içinde neler olduğunu bilseniz, taze yemek yapmaya zaman harcamayı tercih ederdiniz!</p>

<p>Dondurulmuş etler bozulmaya karşı "butylhydroxytoluene" kısaca BHT denilen ve yüksek kanser riski taşıyan bir madde içeriyor Sağlıklı beslenmek istiyorsanız diyet ürünlerden işlenmiş gıdalardan içinde sodyum, yağ ve kimyasal dolu dondurulmuş gıdalardan uzak durun. Hepinize sağlıklı günler dilerim</p>

<p>&nbsp;</p>

<h2>&nbsp;</h2>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Oct 2022 22:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/10/sema-erol-anlatiyor-lightdiyet-urunlerin-zararlari-1665605488.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zeytinin faydaları</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/zeytinin-faydalari-8148</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/zeytinin-faydalari-8148</guid>
                <description><![CDATA[Zeytinin faydaları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/SRNe1kh_Sic" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe><p>instagram.com@bedenveruhdengesi</p>

<p><span style="font-size:20px"><strong>Sema Erol Anlatıyor : Zeytinin faydaları&nbsp;</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px"><em>Göz sağlığının korur. Antioksidan deposudur. Sağlıklı kemik gelişimi sağlar. Kalp sağlığını destekler.Beyin sağlığını korur. Saç ve cilt sağlığını Korur. Sindirim sistemini sağlıklı çalıştırır. Zeytinyağının faydaları: Doğanın mucizesi zeytinyağı karaciğeri temizler, sindirimi kolaylaştırır, metabolizmayı hızlandırır. Aynı zamanda cildi güzelleştirir, saç bakımına olumlu etkileriyle bilinir, diyabete iyi gelir, kan basıncını düzenler ve stresi azaltır.</em></span></p>

<p>Zeytin yaprağının faydaları : Hücreleri yeniler.Beyin hastalıklarına karşı koruyucudur.Kalp sağlığını korur.Ağrı kesici, kas gevşeticidir.Enfeksiyon giderici, bağırsak dostudur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Cevizin faydaları : Ceviz&nbsp;sağlıklı yağlar, lifler, vitaminler ve mineraller içerir. Cevizler, diğer yaygın sert kabuklu kuru yemişlerden, daha yüksek oranda antioksidan aktivitesine sahiptir. İç cevizin etrafını saran zarda, E vitamini, melatonin ve polifenol adı verilen bileşikler&nbsp;antioksidan özelliği sağlar.&nbsp;Ceviz, omega-3 yağı açısından da diğer kabuklu kuru yemişlerden önemli ölçüde daha yüksek değere sahiptir&nbsp;ve 1 porsiyon (yaklaşık 28 gram) başına 2,5 gram omega-3 sağlar. Cevizler kalorili olsa da, kilo vermekte etkili bir kuru yemiştir. Çalışmalar cevizin iştah kontrol etmede yardımcı olabileceğini ortaya koymaktadır.&nbsp; Yumirtanın faydaları; Yüksek miktarda protein içerdiğinden kaslara çok faydalıdır.</p>

<p>Göz sağlığı için çok yararlıdır ve göz bozukluklarına fayda eder. Kalp sağlığını korur. Uzun süre tok tutar.&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1ya%C5%9Fam?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Sağlıklıyaşam</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/kiloverme?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Kiloverme</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1beslenme?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Sağlıklıbeslenme</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/zeytinya%C4%9F%C4%B1?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Zeytinyağı</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/ceviz?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Ceviz</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/yumurta?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#Yumurta</a>&nbsp;<a href="https://www.facebook.com/hashtag/zeytinyapra%C4%9F%C4%B1?__eep__=6&amp;__cft__[0]=AZVtvzkGof__I-u-McuYOU3DeIRBJ75o7g7ujDRfIRHSks7VVqWvPPaDIfa_jbpZeECedFZ9i8jsy9pVxsYYmAdqyX8tXU6QKhOnvBa3r40vMH34er73sKfBwc9hJqV9BLC4GcOtCrxi6KqqQ2XTX2B2&amp;__tn__=K" tabindex="0">#zeytinyaprağı</a>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Oct 2022 15:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/10/zeytinin-faydalari-1664631983.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak çay ya da kahve içmek, yemek borusu kanseri riskini artırıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sicak-cay-ya-da-kahve-icmek-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor-8118</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sicak-cay-ya-da-kahve-icmek-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor-8118</guid>
                <description><![CDATA[Sıcak çay ya da kahve içmek, yemek borusu kanseri riskini artırıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Sıcak çay ya da kahve içmek, yemek borusu kanseri riskini artırıyor</h1>

<h4>Yeni bir aştırmada, düzenli olarak sıcak çay ya da kahve içmenin, bir kişinin kansere yakalanma riskini önemli derecede artırdığı ortaya çıkarıldı.</h4>

<p>Burcu Yağcı, Saadet Firdevs Aparı &nbsp; |26.08.2022</p>

<p><img alt="Sıcak çay ya da kahve içmek, yemek borusu kanseri riskini artırıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2022/08/26/thumbs_b_c_6669afc9f5b9b029dd816313274e239c.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>The National News'in haberine göre, Cambridge Üniversitesinden yapılan son araştırmada, sıcak içecekler tüketmenin bir kişinin yemek borusu kanserine yakalanma olasılığını neredeyse üç kat artırdığı tespit edildi.</p>

<p>Cambridge'deki araştırmacılar, İngiltere'de yaklaşık 500 bin kişinin sağlık kayıtlarını inceleyerek, daha fazla kahve içen insanlarda kanser riskinin arttığını keşfetti.</p>

<p>Araştırmacılar, kahve ve çay tüketenlerin, sıcak içecek içmeyenlere göre 2,8 kat daha yüksek risk taşıdığını buldu.</p>

<p>Ayrıca kahveyi sıcak içenlerin 5,5 kat, ılık içenlerin 2,7 kat daha fazla riskle karşı karşıya kaldığı belirtildi.</p>

<p>Bilim insanları, sıcak içeceklerin hücrelerin sürekli yenilenmesine neden olduğunu ve bunun da hücreleri kanserli hale getirebileceğini açıkladı.</p>

<p>Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezinden onkolog ve gastroenterolog Smita Joshi, endişe duyan herkese, kahvelerini veya çaylarını içmeden önce birkaç saniye soğutmasını ve diğer risk faktörlerini azaltmaya odaklanmalarını tavsiye etti.</p>

<p>Araştırma için yapılan ankette bir kişinin ne kadar kahve içtiği bilgisi yer almadığından, miktarın da bir faktör olup olmadığı bilinmiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Sep 2022 23:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/09/sicak-cay-ya-da-kahve-icmek-yemek-borusu-kanseri-riskini-artiriyor-1662583729.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mc Donald’da fare dansı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/mc-donaldda-fare-dansi-8090</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/mc-donaldda-fare-dansi-8090</guid>
                <description><![CDATA[Brüksel Kuzey İstasyonu’nda faaliyet gösteren New McDonald, bugünlerde fareler ile gündemde]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[https://youtube.com/shorts/rzx7wYvo4Bo?feature=share<p><span style="font-size:16px"><strong>Bruxelles Korner</strong></span></p>

<p><em><span style="font-size:14px">Kadir Duran</span></em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:48px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Mc Donald’da fare dansı</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:24px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Brüksel Kuzey İstasyonu’nda faaliyet gösteren New McDonald, bugünlerde fareler ile gündemde.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:24px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/thumbs_b_c_1f75e74c0eb620db59483a63cec5bdd4.jpg" style="height:450px; width:800px" /></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Brüksel Kuzey İstasyonu’nda yer alan New McDonald'da fareler dans ediyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">2020 yılından itibaren hizmet veren ve sahibi Atef Wahba ve ekibinin yönettiği New McDonald’da yemek yiyen müşteriler, restoranın ortasında dans eden fareleri şaşkınlıkla izledi. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Geleceğin vizyonunu yansıtıyor </span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sekiz adet ikili sipariş büfesi ve sayısız sürdürülebilir girişim örneği ile yeni restoran, New McDonald's'ın gelecek vizyonunu yansıtıyor. Paket servis siparişleri için restoran müşterilerine hizmet veriyor. Evde rahatça kalmayı tercih edenlerin tercih edebileceği restoran, güne iyi başlamak isteyenler için kahvaltı da sunuyor. New McDonalds, erken kalkanlar için sabah 6'dan itibaren hizmete açılırken akşamları 22:00'ye kadar konuklarını ağırlıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ratatouille filmindeki yüksek mutfak tutkusu olan küçük mavi ve gri fare Remy gibi farelerin restorandaki şovunun, restoran yönetiminin bilinçli bir eylemi mi yoksa talihsiz bir tesadüf mü olduğu yönünde bir açıklama bekleniyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/logo-maker-for-a-professional-photographer-with-a-film-frame-2171a.png" style="height:800px; width:800px" /></span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Jul 2022 18:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/07/mc-donaldda-fare-dansi-1658678434.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Araştırmaya göre daha fazla uyumak, günlük kalori alımını azaltabilir</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/arastirmaya-gore-daha-fazla-uyumak-gunluk-kalori-alimini-azaltabilir-7976</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/arastirmaya-gore-daha-fazla-uyumak-gunluk-kalori-alimini-azaltabilir-7976</guid>
                <description><![CDATA[Araştırmaya göre daha fazla uyumak, günlük kalori alımını azaltabilir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Araştırmaya göre daha fazla uyumak, günlük kalori alımını azaltabilir</h1>

<h4>Yeni araştırmaya göre, daha fazla uyumak fazla kilolardan kurtulmak için iyi bir yol olabilir.</h4>

<p>Saadet Firdevs Aparı &nbsp; |08.02.2022</p>

<p><img alt="Araştırmaya göre daha fazla uyumak, günlük kalori alımını azaltabilir" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2022/02/08/thumbs_b_c_cefefe5eee3b015e5748072622ea5248.jpg?v=123415" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Irish Examiner sitesinin haberine göre, Chicago Üniversitesinden bir ekip, uykunun obezite ile ilişkisini incelemek için 80 yetişkinle klinik deney yaptı.</p>

<p>Gece başına bir saat veya daha fazla uyku eklemenin insanların günlük kalori alımını 270 kalori eksilttiğini bulan araştırmacılar, bunun sadece daha fazla uyuyarak üç yılda yaklaşık 12 kilogram kayba yol açabileceğini belirtti.</p>

<p>Araştırmacılar, gece 6,5 saatten daha az uyuyan genç, fazla kilolu yetişkinlerin uyku alışkanlıklarını iyileştirmek için danışmanlık aldıktan sonra gece başına 1,2 saat daha fazla uyku ekleyebildiğini kaydetti.</p>

<p>Sonuçlar, daha fazla uyumanın, insanların toplam kalori alımını günde ortalama 270 azalttığını ve bazı kişilerin 500 daha az kalori tükettiğini gösterdi.</p>

<p>Chicago Üniversitesinin uyku merkezinden Dr. Esra Tasali, çalışmanın kilo vermeyi amaçlamadığını belirterek, "Ancak sadece iki hafta içinde bile, kalori alımında bir azalma ve negatif bir enerji dengesi olduğunu gösteren nicel kanıtlara sahibiz, kalori alımının yakılan kaloriden daha az olduğunu gördük." dedi.</p>

<p>Çalışma kapsamında yedikleri kısıtlanmayan 80 yetişkin, kendi yataklarında uyudu, giyilebilir cihazlarla uykuları takip edildi ve herhangi bir diyet veya egzersiz talimatı olmadan normal bir yaşam tarzı izledi.</p>

<p>Çalışmanın başlangıcında 21 ila 40 yaşları arasındaki yetişkinlerin vücut kitle indeksi (BMI) 25 ila 29,9 arasındaydı, bu da fazla kilolu oldukları anlamına geliyordu.</p>

<p>Araştırmanın sonuçları Jama Internal Medicine dergisinde yayımlandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Feb 2022 19:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/02/arastirmaya-gore-daha-fazla-uyumak-gunluk-kalori-alimini-azaltabilir-1645286459.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uykuyla ilişkili yeme bozukluğu, depresyon ve obeziteye yol açıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/uykuyla-iliskili-yeme-bozuklugu-depresyon-ve-obeziteye-yol-aciyor-7975</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/uykuyla-iliskili-yeme-bozuklugu-depresyon-ve-obeziteye-yol-aciyor-7975</guid>
                <description><![CDATA[Gece yarı bilinçli halde uyanıp genellikle yüksek kalorili yiyeceklerin tüketildiği uyku ile ilişkili yeme bozukluğunun depresyon ve obeziteye yol açtığı bildirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Uykuyla ilişkili yeme bozukluğu, depresyon ve obeziteye yol açıyor</h1>

<h4>Gece yarı bilinçli halde uyanıp genellikle yüksek kalorili yiyeceklerin tüketildiği uyku ile ilişkili yeme bozukluğunun depresyon ve obeziteye yol açtığı bildirildi.</h4>

<p>Müzahim Zahid Tüzün &nbsp; |18.02.2022</p>

<p><img alt="Uykuyla ilişkili yeme bozukluğu, depresyon ve obeziteye yol açıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2022/02/18/thumbs_b_c_40e48b295d6d8e7c66c1295804a3fa2a.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Kayseri</h6>

<p><strong>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nergiz Hüseyinoğlu</strong>, AA muhabirine, insanların yaklaşık yüzde 15'inin<strong>&nbsp;uyku hastalıkları&nbsp;</strong>olduğunu söyledi.</p>

<p>Genel olarak hastaların uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte zorluk şikayetleriyle geldiğini belirten Hüseyinoğlu, ayrıca aşırı uyku hali, uyku apnesi sorunu yaşayanların da sık olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Hüseyinoğlu, uykuda davranış bozukluğu olarak nitelendirilen "uyku ile ilişkili yeme bozukluğu" şikayetiyle de sıkça başvuranların olduğunu aktardı.</p>

<p>Hastalığın uyku dışında günlük yaşamı da olumsuz etkilediğine dikkati çeken Hüseyinoğlu, şunları kaydetti:</p>

<p>"Hasta genellikle birkaç saat uyuduktan sonra yarı bilinçli halde yataktan kalkıp mutfağa gidiyor. Bu hastalar genellikle yağlı, çikolatalı, kalorisi çok yüksek besinler tüketiyor. Bazen, mesela daha pişirilmemiş tavuk veya et ürünü gibi normal hayatta yemediğimiz besin tüketmiş olabilirler. Bu hastalığı psikolojik rahatsızlığı olanlar, uyku ilacı kullananlar ve genetik yatkınlığı olanlarda sıkça görüyoruz. Genellikle bu insanlar, sabah kahvaltı yapma alışkanlığı olmayan, düzensiz beslenen veya gece öğününü ana öğün gibi kabul eden kişilerdir."</p>

<p>Böyle bir yeme bozukluğu için rahatsızlığın en az 3 ay devam etmesini önemsediklerini anlatan Hüseyinoğlu, hastalığın bazı olumsuz sonuçlar ortaya çıkardığına değinerek, "Hastanın uykusunun bölünmesinin yanı sıra aşırı kilo alma, yorgun ve halsiz uyanma, kaliteli uyku alamama, mide bağırsak sistemi ile ilgili komplikasyonlar yaşamış olabiliyorlar. Onun dışında bu hastalarda sabah durumu anladıklarında mutsuzluk hali ve depresyona eğilim sıkça gördüğümüz durum." diye konuştu.</p>

<p>Hastaların normalde tüketilmeyecek yiyecekleri bile yediklerine dikkati çeken Hüseyinoğlu, hastaların genellikle 2-3 saat uykudan sonra aniden kalkıp yarı bilinçli veya bilinçsiz halde mutfağa yöneldiğini söyledi.</p>

<h3>"Buzdolabına alarm konulabiliyor"</h3>

<p>Hüseyinoğlu, aileyle iş birliği halinde tedavinin yapılması gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Burada mutlaka davranışsal ve gerekirse medikal tedavi uygulamamız gerekiyor. Davranışsal olarak, hastanın mutfakta yiyecek bulmasını engellemek gerekiyor. Tabii ki bunun için hastanın yakınlarına bilgi verip işbirliği içinde tedaviyi devam ettirmemiz gerekiyor. Evde kalorili yiyecekler veya çikolata, gofret, cips gibi abur cubur veya kuruyemiş bulundurmamak ya da bunların kilitli yerde olması gerekiyor. Mutfağa, gerekirse buzdolabına alarm konulabiliyor. Ayrıca psikiyatri ve psikologlarla işbirliği yaparak yardımlarını isteyebiliriz. Gerekirse ilaç tedavisine başlıyoruz."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Feb 2022 18:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/02/uykuyla-iliskili-yeme-bozuklugu-depresyon-ve-obeziteye-yol-aciyor-1645286106.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kovid-19, akıl sağlığının bozulma riskini yüzde 60 artırabiliyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kovid-19-akil-sagliginin-bozulma-riskini-yuzde-60-artirabiliyor-7974</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kovid-19-akil-sagliginin-bozulma-riskini-yuzde-60-artirabiliyor-7974</guid>
                <description><![CDATA[Kovid-19, akıl sağlığının bozulma riskini yüzde 60 artırabiliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Kovid-19, akıl sağlığının bozulma riskini yüzde 60 artırabiliyor</h1>

<h4>Bilim insanları, Kovid-19'a yakalananlarda akıl sağlığının bozulma riskinin yüzde 60 daha fazla olduğunu ortaya koydu.</h4>

<p>Nuri Aydın &nbsp; |18.02.2022</p>

<p><img alt="Kovid-19, akıl sağlığının bozulma riskini yüzde 60 artırabiliyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2022/02/18/thumbs_b_c_33e027d02e5c604d7527b99119b8e98f.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Araştırmacılar, ortalama yaşı 63 olan kontrol gruplarının nörobilişsel zayıflama, stres, kaygı ve uyku bozukluğuyla depresyona dair çeşitli verilerini bir yıl süreyle inceledi.</p>

<p>Bilim insanları, araştırmada, Kovid-19 olanların olmayanlara göre akıl sağlığının bozulma riskinin yüzde 60 daha fazla olduğunu tespit etti.</p>

<p>Araştırmada, bilim insanları, akıl sağlığının bozulma riskinin Kovid-19 tedavisi için hastaneye kaldırılanlarda daha yüksek olduğuna dikkati çekti.</p>

<p>Araştırma ekibinden Sheffield Üniversitesinde görevli Profesör Scott Weich, Kovid-19'un akıl sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dair artık ellerinde somut veriler olduğunu kaydetti.</p>

<p>Weich, Kovid-19 bulaşmasının yanı sıra akıl sağlı bozukluklarına tecrit ve sokağa çıkma kısıtlamaları gibi tedbirlerin de olumsuz etkileri olduğuna dikkati çekti.</p>

<p>Araştırmacılar, Kovid-19'u atlatanların akıl ve ruh sağlıklarıyla mücadele etmenin Kovid-19 salgını sonrası öncelikli konular arasında olması gerektiği konusunda uyarıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Feb 2022 18:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/02/kovid-19-akil-sagliginin-bozulma-riskini-yuzde-60-artirabiliyor-1645285938.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Le cacık</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/le-cacik-7948</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/le-cacik-7948</guid>
                <description><![CDATA[Le cacık]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BRUXELLES KORNER</strong></p>

<h1><span style="font-size:16px"><em>Sönmez Mélissa Ebru</em></span></h1>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:22px"><strong>Le cacık</strong></span></p>

<p><span style="font-size:22px"><strong><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/CAAA.jpg" style="height:194px; width:259px" /> </strong></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Le cacık est un plat traditionnel consommé en Turquie et en Grèce.</p>

<p>C'est un apéritif froid composé de yaourt traditionnel turc, d'ail (qu'on écrase avec du sel) et de concombre, on peut assaisonner avec d'autres ingrédients tel que l'aneth ou la menthe.</p>

<p>On retrouve ce plat dans le livre de cuisine ottoman "Melceü't-tabbâhîn" écrit par Mehmet Kamil et publié en 1844.</p>

<p><img alt="" src="https://www.bruxelleskorner.com/public/images/detay/272678053_529307771560665_4831295509141437538_n.jpg" style="height:800px; width:665px" /></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Jan 2022 21:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2022/01/le-cacik-1643567007.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika&#039;da aşı yaptırmayan sağlık personelinin işine son verilecek</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-asi-yaptirmayan-saglik-personelinin-isine-son-verilecek-7857</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-asi-yaptirmayan-saglik-personelinin-isine-son-verilecek-7857</guid>
                <description><![CDATA[Belçika'da aşı yaptırmayan sağlık personelinin işine son verilecek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Belçika'da aşı yaptırmayan sağlık personelinin işine son verilecek</h1>

<h4>Belçika'da 1 Nisan 2022'den itibaren Kovid-19'a karşı aşı olmayan sağlık çalışanlarının işine son verilmesi kararı alındı.</h4>

<p>Ömer Tuğrul Çam &nbsp; |16.11.2021</p>

<p><img alt="Belçika'da aşı yaptırmayan sağlık personelinin işine son verilecek" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/11/16/thumbs_b_c_4608b1c15ef0ef7bf65b1f3b1673ed7f.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Belçika basınındaki haberlere göre, hükümet, sağlık personelinin aşı olmasını zorunlu hale getirecek yönetmeliği hazırladı.</p>

<p>Buna göre, yeni yılda 1 Ocak ile 31 Mart arasında geçiş dönemi uygulanacak. Bu dönemde sağlık çalışanlarının çalışabilmeleri için aşı olduklarını gösteren kanıt veya son 72 saat içinde negatif sonuçlu test sunmaları gerekecek.</p>

<p>Bunlara uymayan kişiler çalışamayacak ve geçici işsizlik maaşına başvurabilecek.</p>

<p>1 Nisan'dan itibaren ise tüm sağlık çalışanlarının aşı yaptırması zorunlu olacak. Aşı olmayı reddeden sağlık personelinin işine son verilecek.</p>

<p>Yönetmeliğin Bakanlar Kurulu tarafından bu hafta onaylanması bekleniyor.</p>

<p>Belçika hükümeti, son haftalarda artan Kovid-19 vakalarına karşı yaz başında gevşetilen tedbirlerle ilgili karar alması da bekleniyor. Evden çalışma zorunluluğu ve gece kulüplerinin kapatılması gibi seçeneklerin gündemde olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Belçika'da şu anda günlük ortalama vaka sayıları 10 bin civarında seyrediyor. Hastanelerde Kovid-19 nedeniyle tedavi gören kişilerin sayısı da artmaya devam ediyor. Vakalardaki artış nedeniyle yoğun bakım yataklarının yarısının Kovid-19 hastalarına ayrılması istendi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Nov 2021 22:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2021/11/belcikada-asi-yaptirmayan-saglik-personelinin-isine-son-verilecek-1637176478.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika&#039;da Kovid-19 aşılarının takviye dozu 2022&#039;de herkese yapılacak</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kovid-19-asilarinin-takviye-dozu-2022de-herkese-yapilacak-7855</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kovid-19-asilarinin-takviye-dozu-2022de-herkese-yapilacak-7855</guid>
                <description><![CDATA[Belçika hükümetinin, yeni tip koronavirüs aşılarının üçüncü dozlarını ülkede yaşayan herkesin yaptırabilmesi için karar alması bekleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Belçika'da Kovid-19 aşılarının takviye dozu 2022'de herkese yapılacak</h1>

<h4>Belçika hükümeti, Kovid-19 aşılarının takviye dozunu tüm yaş gruplarına 2022'den itibaren uygulama kararı aldı.</h4>

<p>Ömer Tuğrul Çam &nbsp; |11.11.2021</p>

<p><img alt="Belçika'da Kovid-19 aşılarının takviye dozu 2022'de herkese yapılacak" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/11/11/thumbs_b_c_943a38ecac70c492274ca1145648ad70.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>BRÜKSEL</h6>

<p>Belçika'daki federal ve bölgesel hükümetlerin sağlık bakanları, Kovid-19 aşılarının takviye veya hatırlatma dozu olarak adlandırılan üçüncü dozu için yeni bir aşılama kampanyasının başlatılmasını görüştü.</p>

<p>Sağlık bakanlarının toplantısının ardından yapılan açıklamada, toplumun tüm kesimlerine gelecek yıldan itibaren üçüncü dozların uygulanacağı bildirildi.</p>

<p>Refah, Sağlık ve Aile Bakanı Wouter Beke, "2022'de herkese ilave doz uygulanması için hazırlanmalıyız. Virüs bitmedi ve daha da bulaşıcı. Aşılar virüse karşı bize koruma sağlıyor. İki doz yeterli değil. Bu nedenle üçüncü dozu vermemiz önemli." dedi.</p>

<p>Belçika'da şu anda 65 yaş üzerindeki kişilere, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalığı bulunanlara ve sağlık çalışanlarına takviye veya hatırlatma dozu olarak adlandırılan üçüncü doz Kovid-19 aşıları yapılıyor.</p>

<p>Hükümet, tek doz olarak uygulanan Johnson and Johnson aşısını yaptıranların da takviye dozu alabileceğine yönelik kararı bu hafta başında almıştı.</p>

<p>Avrupa ülkelerinin bir kısmı, son haftalarda vaka sayılarındaki artış üzerine aşıların etkisinin azaldığı gerekçesiyle üçüncü dozları herkese açmaya başladı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Belçika Kovid-19 aşısında takviye dozu herkese sunmaya hazırlanıyor</h1>

<h4>Belçika hükümetinin, yeni tip koronavirüs aşılarının üçüncü dozlarını ülkede yaşayan herkesin yaptırabilmesi için karar alması bekleniyor.</h4>

<p>Ömer Tuğrul Çam &nbsp; |10.11.2021</p>

<p><img alt="Belçika Kovid-19 aşısında takviye dozu herkese sunmaya hazırlanıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/11/10/thumbs_b_c_6ee5580f5d6f4eaee0c437a0af466833.jpg?v=174127" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Belçika Refah, Sağlık ve Aile Bakanı Wouter Beke, kamu sağlığından sorumlu bakanların yaptığı toplantının bitiminde, üçüncü dozlar konusunda "küresel bir vizyon" geliştirmek üzere anlaştıklarını açıkladı.</p>

<p>Hükümetin bu ay sonunda takviye aşı programının detaylarını kararlaştıracağını bildiren Beke, aşı merkezlerinin talep ettiği şekilde belirsizliğin böylece ortadan kaldırılacağını aktardı.</p>

<p>Belçika'da şu anda 65 yaş üzerindeki kişilere, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalığı bulunanlara ve sağlık çalışanlarına takviye veya hatırlatma dozu olarak adlandırılan üçüncü doz Kovid-19 aşıları yapılıyor.</p>

<p>Hükümet, tek doz olarak uygulanan Johnson and Johnson aşısını yaptıranların da takviye dozu alabileceğine yönelik kararı bu hafta başında almıştı.</p>

<p>Avrupa ülkelerinin bir kısmı, son haftalarda vaka sayılarındaki artış üzerine aşıların etkisinin azaldığı gerekçesiyle üçüncü dozları herkese açmaya başladı.</p>

<p>Almanya, Yunanistan, Bulgaristan, Macaristan, Romanya ve Avusturya gibi ülkelerde takviye dozları isteyen herkes yaptırabiliyor. Fransa'da ise 15 Aralık'tan itibaren aşı sertifikası almak isteyen 65 yaş üstü kişiler için üçüncü doz zorunlu hale gelecek, 50-64 yaş grubu ise gelecek aydan itibaren üçüncü dozu alabilecek.</p>

<p>Belçika da vaka sayılarının son haftalarda ciddi artış gösterdiği ülkeler arasında yer alıyor. Ülkede günlük vaka sayısı ortalama 8 bin civarına, günlük ölüm sayısı ise 22'ye yükseldi.</p>

<p>Salgında durumun kötüleşmesi üzerine Belçikalı sağlık yetkilileri, hastanelerden yoğun bakım yataklarının üçte birini Kovid-19 hastaları için ayırmalarını istedi. Ancak artan sayılara rağmen Belçika hükümeti yeniden sıkı tedbirler almayı henüz planlamıyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Belçika'da Kovid-19 vakaları 1 yıl önceki seviyeyi geçti</h1>

<h4>Belçika'da günlük yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayıları 7 bin 758'e yükselerek geçen yılın aynı günlerindeki seviyeyi aştı.</h4>

<p>Ömer Tuğrul Çam &nbsp; |04.11.2021</p>

<p><img alt="Belçika'da Kovid-19 vakaları 1 yıl önceki seviyeyi geçti" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/11/04/thumbs_b_c_7caa9197ba6966eea54a84bb627a8a8c.jpg?v=143556" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brussels Hoofdstedelijk Gewest</h6>

<p>Belçika Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsünün (Sciensano) verilerine göre, son 7 günlük vaka sayılarının günlük ortalaması 7 bin 758'e çıktı. Geçen yıl 2-8 Kasım döneminde günlük vaka sayısı 7 bin 715'ti.</p>

<p>Vakalar yükselmesine rağmen ölüm sayıları geçen yılın 10'da 1'i civarında seyrediyor.</p>

<p>Belçika'da 2020'nin aynı haftasında günde ortalama 205, bu sene ortalama 20,4 kişi Kovid-19'dan hayatını kaybetti.</p>

<p>Hastaneye yatışlar da geçen yıla kıyasla düşük seyrediyor. 2020'nin 2-8 Kasım döneminde günde ortalama 614 kişi hastaneye yatırılırken bu hafta hastaneye kaldırılan ortalama kişi sayısı, günde 175 oldu.</p>

<p>11,4 milyon nüfuslu Belçika'da 2021 başında başlayan aşılama kampanyasında bugüne kadar halkın yüzde 88'ine en az bir doz, yüzde 74'üne en az 2 doz aşı yapıldı.</p>

<p>Belçika hükümeti, vakaların sonbaharda yükselmeye başlamasıyla restoran ve kafeterya gibi işletmelerle kalabalık etkinliklere girişlerde aşı sertifikası gösterilmesini zorunlu hale getirdi.</p>

<p>Kovid-19 salgınından Avrupa'da en fazla etkilenen ülkelerden Belçika'da bugüne kadar 1,4 milyon vaka tespit edildi, virüs nedeniyle 26 bin 83 kişi hayatını kaybetti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 14 Nov 2021 20:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2021/11/belcikada-kovid-19-asilarinin-takviye-dozu-2022de-herkese-yapilacak-1636912566.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika&#039;da Kovid-19 salgınında 4&#039;üncü dalga</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kovid-19-salgininda-4uncu-dalga-7841</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-kovid-19-salgininda-4uncu-dalga-7841</guid>
                <description><![CDATA[Belçika'da Kovid-19 salgınında 4'üncü dalga]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Belçika'da Kovid-19 salgınında 4'üncü dalga</h1>

<h4>Belçika Sağlık Bakanı Frank Vandenbroucke, vaka sayılarının arttığını ve ülkenin "açıkça 4'üncü dalgaya girdiğini" söyledi.</h4>

<p>Selen Temizer &nbsp; |21.10.2021</p>

<p><img alt="Belçika'da Kovid-19 salgınında 4'üncü dalga" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/10/21/thumbs_b_c_15e41b731383ce555245471baaab1653.jpg?v=150504" />Fotoğraf: Dursun Aydemir - Anadolu Ajansı<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Belçika Sağlık Bakanı Frank Vandenbroucke, kamu televizyonu VRT'ye yaptığı açıklamada, "Rakamlar iyi değil. Açıkça 4'üncü dalgadayız. Bu bekleniyordu ama gelecek günlerde rakamlarda keskin bir artış göreceğiz." dedi.</p>

<p>Haftalık sayıların günlük ortalamasını yayımlayan Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsünün verilerine göre, son 7 günde günlük vaka sayısı, yüzde 53 artışla 3 bin  249'a çıktı.</p>

<p>Günlük ölü sayısı yüzde 32'lik artışla 12 olurken hastaneye kaldırılma oranı da yüzde 53 artışla 88'e yaklaştı.</p>

<p>Belçika, nüfusun aşılanma oranı bakımından Avrupa ülkeleri arasında ön sıralarda yer alıyor.</p>

<p>Ancak bazı bölgelerde aşılama oranı diğerlerine göre oldukça düşük. Ülkenin yetişkin nüfusunun yüzde 86'sı tam aşılanmışken başkent Brüksel'de bu oran yüzde 67'de kaldı.</p>

<p>Belçika'da yıl başında başlayan aşılamaların yaz başına doğru hızlanması ve vaka sayılarının azalmasıyla birçok salgın önlemi sonlandırılmıştı.</p>

<p>11 Ekim'de görülen 3 bin 872 vaka, 3 Mayıs'tan bu yana en yüksek sayı olarak kayıtlara geçmişti.</p>

<p>Belçika 29 Ekim Cuma günü Kovid-19 kısıtlamalarını yeniden değerlendirecek.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Oct 2021 23:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/0223c2b92508e610a572f94168c56918.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&quot;Şu an yorgunum&quot;: yalnız değilsiniz, işte nedeni</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/su-an-yorgunum-yalniz-degilsiniz-iste-nedeni-7836</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/su-an-yorgunum-yalniz-degilsiniz-iste-nedeni-7836</guid>
                <description><![CDATA[Birçok yorgunluğun olduğunu anlamanın zamanı geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bruxelles Korner</strong></p>

<p><em>Weymeels Elodie - Kadir Duran</em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="font-size:24px">"Şu an yorgunum": yalnız değilsiniz, işte nedeni</span></strong></p>

<p><em>Birçok yorgunluğun olduğunu anlamanın zamanı geldi.</em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yorgunum "," Günler kısalıyor "," Haberler iyi değil ”… Kaç kere düşündük, yüksek sesle söyle, kahve makinesinde ailemizle, sevdiklerimizle olduğu kadar. … Yorgun musunuz?Hepimiz ama kesinlikle farklı bir şekilde , uzun bir Covid döneminden sonra, bizi daha da fazla kazanan bu yorgunluk hakkında herkesin erişebileceği bir broşür yayınladı.</p>

<p>Broşür,de, Yorgunluk… Herkes bilir. Ama gerçekten ne anlama geliyor?</p>

<p>Aslında, fiziksel, nörolojik veya psikolojik kökenli olabilir.</p>

<p>Hızlı bir araştırma size bunun tıbben bir hastalık olmadığını söyleyecektir.</p>

<p>Öte yandan, birçoğuna yol açan bir semptom olabilir.</p>

<p>Ayrıca, uzun süre devam ederse, hastalığa neden olabilir ...</p>

<p>Psikiyatristler, sosyologlar ve tarihçiler bunun aksini iddia etmezler: Çok sayıda ve çeşitli nedenlere sahip, çoğu zaman bir "eksik uykudur "</p>

<p>Uyumadan geçirilen saatlar buna karşın bedenlerimiz uykuya ihtiyaç duyarken çok büyük bir yorgunluk hissine yol açıyor ve yorgunluğumuzu güçlenmesi Covid-19'a bağlı olduğu işareti göstermiştir.</p>

<p>Yorgunlukla karşılaştığımızda ilk uykumuzun süresini sorgulamaktır.</p>

<p>2018'de Philips şirketi tarafından Dünya Uyku Günü vesilesiyle yaptırılan bir araştırma, Belçikalıların %82'sinin önerilen 7:30'dan daha az uyuduğunu gösterdi!</p>

<p>"Gerçekte, yorgunluk düşman değildir - veya zorunlu olarak - değildir. Tıbbi olarak, önemli ve uzun süreli herhangi bir fiziksel veya duygusal efora son derece normal bir tepkidir.</p>

<p>Oldukça basit, vücudumuz bize bir mesaj gönderir: enerji bankamız azaldı, biz Bir mola ve dinlenmeye ihtiyacım var.</p>

<p>İdeal olan, yeni durumlarla yüzleşme kapasitesinin sınırlarının olduğunu bize hatırlatarak organizmamızı dinlemektir.</p>

<p>ASBL Question Santé açıklıyor.</p>

<p>Yorgunluk fiziksel, duygusal, gergin olabilir, ancak kendinizi dinlemelisiniz: "Dinlemek isteyenler için yorgunluk kendini nasıl duyuracağını bilir. "</p>

<p>Bununla birlikte, kısa veya orta vadede zihinler, "unutkanlık, konsantre olma ya da öğrenme güçlüğü. Ama aynı zamanda ruh hali değişimleri ya da gergin sinirler, baş ağrıları, sırt ağrıları, kas gerginliği ve madde bağımlılığı..."</p>

<p>Dinlenmeye rağmen ve belirgin bir neden olmaksızın devam eden kronik yorgunluk riskinden sakının.</p>

<p><a href="http://www.questionsante.org/?fbclid=IwAR0iIVXt7mu-i35pNE5XLx5atLTvxZyBshdhtb_04GjHmr1c5jLjBhQa-vU" rel="nofollow noopener" tabindex="0" target="_blank">www.questionsante.org</a> sitesinden indirilebilen broşür burada.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 Oct 2021 14:58:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/338c9de46d4d86542bbe644c1cc647e9.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Brüksel&#039;de sosyal hayat artık yalnızca &#039;Güvenli Kovid Belgesi&#039; ile mümkün olacak</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/brukselde-sosyal-hayat-artik-yalnizca-guvenli-kovid-belgesi-ile-mumkun-olacak-7827</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/brukselde-sosyal-hayat-artik-yalnizca-guvenli-kovid-belgesi-ile-mumkun-olacak-7827</guid>
                <description><![CDATA[Belçika'nın başkenti Brüksel'de sosyal hayatta pek çok alana erişimde bugünden itibaren "Güvenli Kovid Belgesi" kullanılacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Brüksel'de sosyal hayat artık yalnızca 'Güvenli Kovid Belgesi' ile mümkün olacak</h1>

<h4>Belçika'nın başkenti Brüksel'de sosyal hayatta pek çok alana erişimde bugünden itibaren "Güvenli Kovid Belgesi" kullanılacak.</h4>

<p>Selen Temizer &nbsp; |15.10.2021</p>

<p><img alt="Brüksel'de sosyal hayat artık yalnızca 'Güvenli Kovid Belgesi' ile mümkün olacak" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/10/15/thumbs_b_c_b91940c936cb69c256013846443a203e.jpg?v=104112" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p>Belçika'da kabine toplantısında 9 Eylül'de alınan karara göre, Belçika'daki federal bölgeler, halkın aşılarının tam olduğunu, 48 saatte PCR testi yaptırarak negatif sonuç elde ettiklerini ya da yakın zamanda hastalığı atlattıklarını kanıtlayan<strong>&nbsp;Güvenli Kovid Belgesi'</strong>nin kullanılması konusunda anlaşmaya varmıştı.</p>

<p>Bu doğrultuda&nbsp;<strong>50 kişiyi geçen iç ve 200 kişiyi geçen dış mekanla</strong>ra girişlerde artık söz konusu belgeyi sunmak zorunlu olacak.</p>

<p>Buna Brüksel'deki 19 belediyenin idari sınırları içindeki tüm kafeler, restoranlar, spor merkezleri, gece kulüpleri, kültürel etkinlikler, ticaret fuarları ve kongreler dahil olacak.</p>

<p>Kural,&nbsp;<strong>16 yaşından büyük herkes&nbsp;</strong>için geçerliyken,&nbsp;<strong>12-16 yaş arasındakiler için ise kısmi&nbsp;</strong>şekilde uygulanacak.</p>

<p>Kurala uymamanın cezası 50-500 avro arasında değişecek. Ancak işletme sahipleri ve organizatörler için bu rakam, 2 bin 500 avroya kadar çıkabilecek.</p>

<p>Güvenli Kovid Belgesi, "covidsafe.be" adresinden indirilebiliyor. Belçika'da AB'nin ilaç düzenleyicisi Avrupa İlaç Ajansının (EMA) onay verdiği BioNTech-Pfizer, AstraZeneca, Moderna ve Johnson and Johnson aşıları uygulanıyor.</p>

<p>AB, Türkiye'nin Kovid-19 aşı sertifikasını 19 Ağustos'ta tanıma kararı almıştı. BioNTech-Pfizer aşısından iki doz yaptıran Türk vatandaşları, Belçika'ya seyahat edebiliyor.</p>

<h3>Belçika'da salgının durumu</h3>

<p>Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsünün yayımladığı verilere göre, 11 Ekim Pazartesi 3 bin 872 Kovid-19 vakası görüldü ve bu, "3 Mayıs'tan bu yana en yüksek sayı" olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Son 7 günün ortalaması ise yüzde 12'lik artışla 2 bin 114 olurken, ölü sayısı 9'a çıktı.</p>

<p>Vaka sayılarındaki artışa rağmen Belçika, nüfusun aşılanma oranı bakımından Avrupa ülkeleri arasında ön sıralarda yer alıyor. Ülkenin 11,4 milyon nüfusunun şu ana kadar yüzde 74'ü tam aşılı durumda, 18 yaş üzerinde de bu oran yüzde 86.</p>

<p>Belçika'da yıl başında başlayan aşılamaların yaz başına doğru hızlanması ve vaka sayılarının azalmasıyla birçok salgın önlemi sonlandırılmıştı.</p>

<p>Ülkede salgının başından bu yana 1,3 milyon vaka tespit edildi, 25 bin 700 kişi yaşamını yitirdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Oct 2021 15:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/48c0222159341b9c8e070b0dd3d9f15a.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İntihar, Avrupa&#039;da ergenlerin ikinci önde gelen ölüm nedeni oldu</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/intihar-avrupada-ergenlerin-ikinci-onde-gelen-olum-nedeni-oldu-7820</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/intihar-avrupada-ergenlerin-ikinci-onde-gelen-olum-nedeni-oldu-7820</guid>
                <description><![CDATA[Unicef'ten yeni bir rapor, Avrupa'daki gençlerin karşılaştığı ruh sağlığı sorunlarına derinlemesine bakıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bruxelles Korner</strong></p>

<p><em>Kadir Duran</em></p>

<p><span style="font-size:22px"><strong>Intihar, Avrupa'da ergenlerin ikinci önde gelen ölüm nedeni oldu</strong></span></p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1510067979367244&amp;set=pcb.1510062216034487&amp;__cft__[0]=AZWje6MMK7kMKLAPhWo_Gt5Gey2V5-CZixzJRodch1HWkI_ogi_RAnySa__NKODl95gXCME7ykbv2hZp48mD36V-3uUIFjKshP9fdiUBgAPzhQBAjmyqbWRV5lybjUiIvxE&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/p526x395/245009399_1510067982700577_8788152670593981053_n.jpg?_nc_cat=102&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=Xmk89WCLLrgAX9Q-F3V&amp;tn=i-B1-YS9eixVGCpB&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=7c70f9491f9855e11b41f4d49e1884a9&amp;oe=618B0548" /></a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><em>Unicef'ten yeni bir rapor, Avrupa'daki gençlerin karşılaştığı ruh sağlığı sorunlarına derinlemesine bakıyor.</em></p>

<p>UNICEF'in Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan sorumlu eski direktörü Geert Cappelaere'den bir görüş. Eylül ayından bu yana Brüksel'deki ortaklıklar ofisinin başında bulunuyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1510067892700586&amp;set=pcb.1510062216034487&amp;__cft__[0]=AZWje6MMK7kMKLAPhWo_Gt5Gey2V5-CZixzJRodch1HWkI_ogi_RAnySa__NKODl95gXCME7ykbv2hZp48mD36V-3uUIFjKshP9fdiUBgAPzhQBAjmyqbWRV5lybjUiIvxE&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/245273805_1510067896033919_7242688060470260898_n.jpg?_nc_cat=110&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=RoR0OZOIXc0AX8IbSGX&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=6cf97324c2debb16ea156f0c3b86bb57&amp;oe=618A6E71" /></a></p>

<p>İntihar şu anda Avrupa'da ergenlerin ikinci önde gelen ölüm nedeni oldu.</p>

<p>10-19 yaş arası erkek çocuklar kızlardan iki kat daha fazla intihar etmektedir.</p>

<p>Bu yaş grubundaki en ölümcül kazalar sadece trafik kazalarıdır.</p>

<p>Hayatını sona erdirmek için trajik bir karar veren bir çocuğun aklından neler geçtiğini anlamak zor olsa da, rapordaki istatistikler tartışılmaz bir gerçeğin altını çiziyor:</p>

<p>Covid etkisi</p>

<p>Avrupa'da her gün üç genç hayatını kaybediyor.</p>

<p>Covid-19'un sosyal ve ekonomik sonuçları tüm dünyada hissedilmeye devam ederken, rapordaki veriler Avrupa'da ergen ruh sağlığında karşılaştığımız zorlukların tüm boyutunu gözler önüne seriyor.</p>

<p>Rapor, Avrupa'da, aynı yaştaki kızların %16'sından fazlasının, 15 ile 19 yaş arasındaki erkek çocukların yaklaşık %20'sinin zihinsel bozukluklardan muzdarip olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Dokuz milyon Avrupalı ​​ergen (10-19 yaş arası) akıl sağlığı sorunlarıyla yaşıyor.</p>

<p>Vakaların yarısından fazlasında anksiyete ve depresyon vardır.</p>

<p>Kıtadaki çocuklarda ve gençlerde yeme bozuklukları, depresyon ve anksiyete gibi patolojilerin çok fazla olduğu ve yerleştiği bu dönemde ülkemizde gençleri etkileyen ruh sağlığı sorunlarına gereken ilgiyi göstermekte çok geç kalmışızdır.</p>

<p>Covid-19, tüm bir neslin zihinsel sağlığını ve refahını daha da tehlikeye atıyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1510067946033914&amp;set=pcb.1510062216034487&amp;__cft__[0]=AZWje6MMK7kMKLAPhWo_Gt5Gey2V5-CZixzJRodch1HWkI_ogi_RAnySa__NKODl95gXCME7ykbv2hZp48mD36V-3uUIFjKshP9fdiUBgAPzhQBAjmyqbWRV5lybjUiIvxE&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/p240x240/245201382_1510067962700579_2081977664706301291_n.jpg?_nc_cat=109&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=faORYtmKF4EAX8IJQ_Q&amp;tn=i-B1-YS9eixVGCpB&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=92d77d6cd1fde4c5f49b5759ba389bf8&amp;oe=61896A6D" /></a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Pandemi hayatımızı alt üst ederek benzeri görülmemiş bir küresel krize neden oldu.</p>

<p>Avrupa'yı vuran karantinalar sırasında çocukların ve ailelerinin ruh sağlığıyla ilgili ciddi endişeleri artırdı ve dış dünyadaki olayların kafamızda nasıl kargaşaya yol açabileceğini gösterdi.</p>

<p>Artık tüm dikkatler pandemi ve pandeminin çocukların refahı üzerinde yarattığı tahribatta olduğuna göre, önemli müdahaleleri uygulamak, damgalanmayla mücadele etmek, ebeveynleri desteklemek, sıcak okullar oluşturmak, sektörler arasında çalışmak, sağlam ruh sağlığı hizmetleri oluşturmak için bu fırsatı değerlendirmeliyiz. ve gerçek çözümlere yatırımı teşvik eden politikalar oluşturmak. Avrupa'nın çocukları ve dolayısıyla kıtanın sağlığı buna bağlıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>ve gerçek çözümlere yatırımı teşvik eden politikalar oluşturmak. Avrupa'nın çocukları ve dolayısıyla kıtanın sağlığı buna bağlıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1510067899367252&amp;set=pcb.1510062216034487&amp;__cft__[0]=AZWje6MMK7kMKLAPhWo_Gt5Gey2V5-CZixzJRodch1HWkI_ogi_RAnySa__NKODl95gXCME7ykbv2hZp48mD36V-3uUIFjKshP9fdiUBgAPzhQBAjmyqbWRV5lybjUiIvxE&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/s600x600/245160105_1510067906033918_3259034460556460830_n.jpg?_nc_cat=101&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=ttvYIdb3tEEAX92AvXN&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=4c6aa55f25cf2f27a5061b0b62efedc6&amp;oe=6189AD17" /></a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<h2 dir="auto"><a href="https://www.facebook.com/profile.php?id=100010921680659&amp;__cft__[0]=AZX-bYCRNC0UPT_QOyUm-kD72XWwyCKP6458cgzkfXnNj_e3TFUrQYxx9EsIAqpZQhyhmXuv9bMzcT1d3z1vfufhMPk16UZ6vYdtKSMEa7WveF5__bOrRIkkfrex9zRFKbg&amp;__tn__=-UC%2CP-R" tabindex="0"><strong>Duran Kadir</strong></a></h2>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Oct 2021 21:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/723d9229e209253c6a74a46a28e95e4b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika / N-VA, ırkçı bir proje sundu.</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcika---n-va-irkci-bir-proje-sundu-7818</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcika---n-va-irkci-bir-proje-sundu-7818</guid>
                <description><![CDATA[Belçika"da N-VA partisi "dini nedenlerle" sünnetler için yapılan geri ödemeleri kaldırmak istiyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bruxelles Korner</strong></p>

<p><em>Kadir Duran</em></p>

<p><span style="font-size:16px"><strong>Belçika"da N-VA partisi "dini nedenlerle" sünnetler için yapılan geri ödemeleri kaldırmak istiyor</strong></span></p>

<p><em>N-VA, ırkçı bir proje sundu.</em></p>

<p>Valerie Van Peel (N-VA) "Doktor hala sünnet yapabilir, ancak dini için yapılan sünnet ücretlerin tüm masrafını şimdi hasta karşılayacak."dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1508345119539530&amp;set=pcb.1508324602874915&amp;__cft__[0]=AZXoWKM88fSeI8unhBNIDMC2PeqWtQWmoM4U8CbnRFmlVk1xoZUcnxs8nZU3fJwTON8f4thrgy8n9dX_cgJM5Gfy6qtRZoWo07CDkuTb6x7QlIcByu58Snjxat4EeUTnw2U&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/p552x414/244699054_1508345126206196_4972838617477906748_n.jpg?_nc_cat=110&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=L0atnGhA66IAX_e3lcX&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=fea7db6cda922c933e24413f3d1cd064&amp;oe=61878A2D" /></a></p>

<p>Sünnet talepleri özellikle Brüksel'de yükseldi, özellikle bazı Brüksel kliniklerin'de talepler artıyor.</p>

<p>Yeni doğan erkek çocukların sünneti, penisin başını kaplayan deri bölgesinin (sünnet derisi) kesilmesini içeren isteğe bağlı bir cerrahi işlemdir.</p>

<p>Ve genellikle doğumdan sonraki birkaç gün içinde yapılır. Ama durum her zaman böyle değildir. "İki seçenek var, doğumda lokal anestezi ile ya da bir yaşından itibaren genel anestezi ile.</p>

<p>Her yaşta yapılabilir ama lokal anestezinin avantajı öyle olmasıdır.</p>

<p>Genel olarak, operasyon "kişisel rahatlık" olarak bilinen kültürel veya dini nedenlerle yapılır, ancak bu daha nadir olmakla birlikte tıbbi nedenlerle de yapılabilir.</p>

<p>Dr Mergan: "Her şeyden önce doğum oranı ve Brüksel'e göçle bağlantılı"</p>

<p>Ben yılda 300 yapıyorum ve bazı cerrahlar yapıyor. Hatta daha fazla. doğum oranı ve başkente göç, "</p>

<p>"Büyük bir hasta tabanımız var, pratikte haftada 5 ile 10 arası yapıyoruz. Son yıllarda talep çok arttı, on yıl önce durum böyle değildi. "</p>

<p>Maliyet tarafında, müdahalenin tamamı sağlık sigortası tarafından hastaya geri ödenir.</p>

<p>"Kendi başına, operasyon toplamda yaklaşık 1.000 Euro'ya mal oluyor ve yüzde 10'u hastaya (ya da 108.99 Euro) gidiyor, tamamen hastanın sorumluluğunda .</p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1508345092872866&amp;set=pcb.1508324602874915&amp;__cft__[0]=AZXoWKM88fSeI8unhBNIDMC2PeqWtQWmoM4U8CbnRFmlVk1xoZUcnxs8nZU3fJwTON8f4thrgy8n9dX_cgJM5Gfy6qtRZoWo07CDkuTb6x7QlIcByu58Snjxat4EeUTnw2U&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/244973673_1508345096206199_8218078056978553127_n.jpg?_nc_cat=101&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=UzN_9RsGxnMAX_NHl_a&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=15e70b1656efdad85a2bd6cea077be8a&amp;oe=6186981A" /></a></p>

<p>Inami'nin verdiği son rakamlara göre, yılda 25.946 sünnet geri ödendi. Ve bu prosedürlerin çoğu 5 yaşın altındaki erkek çocuklara uygulandı (vakaların %58'i). Böylece, toplamda sağlık bakımının maliyeti yaklaşık 3 milyon avroyu buluyor.</p>

<p>Bu durumla karşı karşıya kalan N-VA, tıbbi olarak gerekli olmayan sünnetlerin sağlık sigortası tarafından geri ödenmesini bir yasa tasarısı ile ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. MEP Valerie Van Peel (N-VA) girişimde, "Doktor hala sünnet yapabilir, ancak ücretlerin tüm masrafını şimdi hasta karşılayacak. Sağlık sigortası dini tercihleri ​​geri ödememelidir," dedi. metinden.</p>

<p>Parti, konumunu haklı çıkarmak için, Hollanda, Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa gibi çevremizdeki birçok ülkede bu müdahalenin geri ödenmediğini vurguluyor. "Tıbbi olmayan nedenlerle yapılan sünnetlerin sağlık sigortası tarafından geri ödenmesini kaldırmayı teklif ediyoruz.</p>

<p>Ayrıca Biyoetik Danışma Kurulu'nun raporuna göre 25.698 sünnet gerçekleştirildi. 2014 yılında Belçika'da sağlık sigortası için toplam 2,6 milyon avroya yakın maliyetle bu ameliyatların yaklaşık %57'si 0-4 yaş arası çocuklara yapıldı.Tıbbi olmayan nedenlerle yapılan sünnet sayısı bilinmiyor” dedi.</p>

<p>Doktor sertifikası, İnami'nin Tıbbi Değerlendirme ve Kontrol Servisi (SECM) tarafından kontrol edilecektir.</p>

<p>Kadir <a href="https://www.facebook.com/kaart.duranart.1?__cft__[0]=AZXoWKM88fSeI8unhBNIDMC2PeqWtQWmoM4U8CbnRFmlVk1xoZUcnxs8nZU3fJwTON8f4thrgy8n9dX_cgJM5Gfy6qtRZoWo07CDkuTb6x7QlIcByu58Snjxat4EeUTnw2U&amp;__tn__=-]K-R" tabindex="0">Duran Ka</a></p>

<p><a href="https://www.facebook.com/photo/?fbid=1508345099539532&amp;set=pcb.1508324602874915&amp;__cft__[0]=AZXoWKM88fSeI8unhBNIDMC2PeqWtQWmoM4U8CbnRFmlVk1xoZUcnxs8nZU3fJwTON8f4thrgy8n9dX_cgJM5Gfy6qtRZoWo07CDkuTb6x7QlIcByu58Snjxat4EeUTnw2U&amp;__tn__=*bH-R" tabindex="0"><img alt="" src="https://scontent.fbru5-1.fna.fbcdn.net/v/t1.6435-9/244665658_1508345109539531_1349315297978285425_n.jpg?_nc_cat=111&amp;ccb=1-5&amp;_nc_sid=8bfeb9&amp;_nc_ohc=iOa4G0z-Vp8AX9jUNiN&amp;tn=ZPQo71LZUnWIo_uo&amp;_nc_ht=scontent.fbru5-1.fna&amp;oh=3342ce367c4932cc5febceb6aa0ce227&amp;oe=618585B3" /></a></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 09 Oct 2021 15:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/ddd727697f42f1b8bdb2207926ae0279.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Covid-19 aşıları kısırlık, düşük veya adet düzensizliği riskini artırır mı?</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/covid-19-asilari-kisirlik-dusuk-veya-adet-duzensizligi-riskini-artirir-mi-7777</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/covid-19-asilari-kisirlik-dusuk-veya-adet-duzensizligi-riskini-artirir-mi-7777</guid>
                <description><![CDATA[Covid-19 aşıları kısırlık, düşük veya adet düzensizliği riskini artırır mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Covid-19 aşıları kısırlık, düşük veya adet düzensizliği riskini artırır mı?</p>

<p>Romane Bonnemé / Kadir Duran</p>

<p>Aşılar hamile kadınlar ve bebekleri için tehlikeli midir? kısırlaştırırlar mı? Menstrüasyonu bozarlar mı? Sosyal ağlarda, bu sorular birkaç haftadır çoğalıyor. Ancak bunlar sadece bilimsel temeli olmayan söylentilerdir. La Libre'deki meslektaşlarımızdan bu gerçeği kontrol ettiler</p>

<p>Belçika Sağlık Bakanı Franck Vandenbroucke (sp.a) 14 Temmuz'da La Libre Belgique gazetesine yaptığı açıklamada, "Aşıdan şüphe duyanları ikna etmek için şeffaflık şart" dedi. Ve haklı olarak: Belçikalıların aşı olmayı reddetmeyi açıklamak için belirttiği bazı nedenler, sosyal medya'da dolaşan yanlış bilgilere dayanmaktadır. Bilimsel laboratuvarların bakış açısı eksikliğine ek olarak, aşı karşıtları özellikle düşük, kısırlık veya adet bozuklukları riskleri konusunda endişelidir.</p>

<p>La Libre'deki meslektaşlarımızın bu söylemleri özellikle sosyal ağlarda yaygın olan bu iddialardan bazılarının bozmaya karar verdi.</p>

<p>1. Covid-19'a karşı aşı anne veya fetüs için bir tehlikedir</p>

<p>Bilim ve tıp toplulukları için, koronavirüse karşı aşılama ile mevcut veya gelecekteki gebelikler için zararlı etkiler arasında hiçbir bağlantı kurulmamıştır. Belçika'da Üstün Sağlık Konseyi'nin (CSS) Önerileri kategoriktir: “Şu anda mevcut olan COVID-19'a karşı RNA aşıları hamile kadınlara güvenle uygulanabilir”. RNA aşıları, Pfizer ve Moderna laboratuvarlarından alınan aşılardır.</p>

<p>CSS önerileri, özellikle New England Journal of Medicine'de 17 Haziran 2021'de yayınlanan bir Amerikan çalışmasının ön sonuçlarına dayanmaktadır. 35.600'den fazla hamile kadın üzerinde yürütülen bu çalışma, Moderna veya Pfizer aşıları olan katılımcılarda endişe verici sinyaller göstermedi.</p>

<p>Hamile kadınları aşılamanın çifte faydası</p>

<p>ULB'deki epidemiyolog Muriel Moser için hamile kadınlar için aşılama çifte avantajı temsil ediyor: “Kadınların hastalığa yakalanmasını neredeyse %95 oranında önlüyoruz ve doğumdan sonra bebekleri de koruyoruz: plasentadan veya süte geçen antikorlar var ”.</p>

<p>Hamileyseniz Covid-19'a yakalanmak dramatik olabilir.</p>

<p>Bu risklerle karşı karşıya kalan CSS, geçtiğimiz Nisan ayında hamile olmayan bir kadına kıyasla tüm hamile kadınların aşılama önceliğine sahip olduğunu tahmin etti.</p>

<p>2. Erken gebelikte Covid-19 aşısı olmak düşük riskini artırır</p>

<p>Dr. Oranite Goldrat, “Bu gecikme, her şeyden önce aşı kampanyasının başlangıcında bir ihtiyati ilkeydi” diye tahmin ediyor. "Bugün, yapılan tüm çalışmalar ve herhangi bir risk gözlenmeden yapılan aşılarla birlikte, hamileliğin ilk üç ayındaki bu gecikme, bugün Belçika'da artık kural değil".</p>

<p>Fransa'da Sağlık Bakanı Olivier Véran'ın 20 Temmuz'da aşının hamileliğin ilk ayından itibaren hamile kadınlara açık olduğunu yeniden teyit ettiği aynı konuşma.</p>

<p>UZ Gent'teki jinekolog Dr Isabelle Dehaene gibi bazı doktorlar, koronavirüsün ciddi yan etkilerinin "bebek için daha yüksek olduğu" "hamileliğin üçüncü trimesterinden önce" aşılamayı savunuyorlar.</p>

<p>3. Messenger RNA aşıları fetüsün DNA'sını değiştirir</p>

<p>Çok sayıda çalışma, makale ve yayın RNA aşılarının aşılanmış hastaların DNA'sını değiştirmediğini göstermiştir. Aynı şey hamile kadınlar ve doğmamış bebekleri için de geçerlidir.</p>

<p>Bu aşılar özellikle Belçika'da bu halk için bile tercih edilmektedir. Nedeni ? Dr. Isabelle Dehaene, "Dünya çapında RNA aşılarını alan binlerce kadından oluşan gözlemsel kohortlara dayanarak, Pfizer ve Moderna ile daha fazla deneyime sahibiz" diyor.</p>

<p>Bu kohortlar arasında, New England Journal of Medicine'nin yukarıda belirtilen ve “Moderna veya Pfizer / BioNTech aşıları nedeniyle ciddi yan etkiler veya olumsuz gebelik sonuçları riskinde artış” olmadığı Amerikan çalışmasına katılan 35.600 hamile kadın bulunmaktadır.</p>

<p>Dr Isabelle Dehaene'ye göre, aşı görev gücünün bir iç kaynağına atıfta bulunarak, "25.000'den fazla Belçikalı hamile kadın bu iki aşıdan biri ile aşılanmıştır".</p>

<p>4. Covid-19'a karşı aşılar sizi kısır yapar</p>

<p>Saint Hospital Center bulaşıcı hastalık uzmanı Nicolas Dauby, "Aşının kısırlık üzerindeki etkisine dair bu yalan habere bir son vermeliyiz, birdenbire ortaya çıktı (...) ne rasyonel ne de biyolojik temelli", diye yanıtlıyor. .Pierre.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 4 Haziran'da yayınladığı bir videoda bu söylentinin asılsızlığını bir kez daha teyit etti.</p>

<p>36 çiftin tüp bebek (IVF) planlarını içeren bir çalışmanın sonuçları da bu yöne işaret ediyor. Mayıs 2021'de Reproductive Biology and Endocrinology dergisinde yayınlanan bu çalışmanın sonucu, "RNA aşısı, hastaların bir sonraki acil IVF döngüsündeki performansını veya yumurtalık rezervini etkilemedi" diyor.</p>

<p>Muriel Moser'e göre olası bir adet bozukluğu ile ilgili olarak, aşılama sonrası bağışıklık tepkisi şimdiye kadar adet döngüsünde herhangi bir değişiklik göstermedi. “Bu konuda randomize bir bilimsel çalışma yapılmalı” diye ekliyor epidemiyoloji.</p>

<p>Sonuç olarak, düşük, kısırlık veya aşılarla değiştirilmiş DNA söylentileri asılsızdır, hatta anne ve çocuk için tehlikelidir. Erasme hastanesinden Dr. Goldrat, “Hamile kadınlarda aşılamanın faydası, bu nedenle potansiyel yan etki riskini aşıyor ve hamilelik sırasında Covid-19 kapılması durumunda ciddi komplikasyon tehlikesini önlüyor” diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Jul 2021 16:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/e7b3ecf96fe62abecabb1cb7148e9419.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ozon tabakası deliği neden sorun olmaktan çıktı?</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ozon-tabakasi-deligi-neden-sorun-olmaktan-cikti-7527</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ozon-tabakasi-deligi-neden-sorun-olmaktan-cikti-7527</guid>
                <description><![CDATA[Ozon tabakası deliği neden sorun olmaktan çıktı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ozon tabakası deliği neden sorun olmaktan çıktı?</p>

<p>ozon, güneş radyasyonunun yüksek irtifada oksijen molekülleri üzerindeki etkisiyle üretilir. ozon-oksijen döngüsü, ozonun, ultraviyole (UV) radyasyonu ısıya dönüştürerek stratosferde sürekli olarak yenilenmesi sürecidir. Sydney Chapman tarafından 1930'larda incelendi.</p>

<p>Süreç, bilim adamları tarafından genellikle Chapman döngüsü olarak adlandırılır. Kimya dilinde bu şekilde anlatabiliriz o2 ==&gt; -O &amp; -O Atomik oksijen tekrar moleküler oksijenle birleşir ve sonuç O+O2 ==&gt; O3 Ozon tabakası niçin önemlidir? Bu tabaka, dünyayı zararlı ultraviyole radyasyondan korumaktadır. 70li yıllarda ozon tabakası deliği ciddi bir sorun hale gelmişti. Bu sorunu biraz inceleyelim.</p>

<p>70li yıllarda, stratosferdeki ozon içeriğinde bir azalma oluşmuştu. Bu doğal Chapman döngüsü sarsılmıştı. Catalytic cycle veya katalitik döngü yüzünden ozon tabakası “delindi”. 70li yıllarda buzdolabı üretimi çoğaldı. Ve buzdolabı üretimi, Klorofloro karbon emisyonlara neden olur. Klorofloro karbon gazı atmosfere parfümlerden,klimalardan,buzdolaplarından,araba egzozlarından ve sera gazları ile yayılır. ozon ile reaksiyona girerek parçalanmasına neden olur. O3 + Cl —&gt; ClO + O2 O3 + ışık —-&gt; O + O2 ClO + O —&gt; Cl + O2 1985 yılında klorofloro karbon ozon tabakasını zayıflatan madde olarak kabul edilir. Montréal Protokolü esnasında, Eylül 1987'de Ozon Tabakasını İncelten Maddeler İlişkin kabul edilmiştir.</p>

<p>1985 yılında Antartika üzerindeki ozon deliğinin tespit edilmesi ile hükümetler, birçok Kloroflorokarbon (CFC)'ların ve bazı halonların üretimini ve tüketimini azaltacak katı önlemlere ihtiyaç olduğu yargısına varmışlardır. 1989 yılında protokol yürürlüğe girer ve 1999 yıkıma kadar CFC emisyonlar %50 nin azaltılması planlanır. Peki niçin CFC den vazgeçmek bu kadar kolay oldu? Çünkü CO2 emisyonlarına nazaran, CFC emisyonlarını önlemek için ekonomik sistemlerimizi değiştirmemize gerek kalmıyordu.</p>

<p>Ek olarak ozon tabakasının zayıflaması direkt olarak bir çok insanı etkileyip, cilt kanserlerinin artığı için devletler durumun vahim olduğunu kanaatine vardılar. Bu şekilde ozon tabakası inceliği büyük bir tehdit olmaktan çıktı. Asıl şimdi diğer gezegensel sınırları (planetary boundaries) önemsemek gerek. Bunları içinde İklim Değişikliği; Okyanus Asitliği; Tatlı Su Kullanımı; Arazi Kullanımı bulunmaktadır.</p>

<p>Türkiye büyük bir sus kriz’i tehdidi altındayken, çok özenle çözüm üretmeli.</p>

<p>Derya Soysal,</p>

<p>tüm haklar saklıdır. Paylaşılabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Jan 2021 00:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/6b8ca01981e1df2982d3e6a21645adfc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Covid&#039;e karşı Pfizer aşısını geliştiren  iki Türk göçmen</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/covide-karsi-pfizer-asisini-gelistiren--iki-turk-gocmen-7455</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/covide-karsi-pfizer-asisini-gelistiren--iki-turk-gocmen-7455</guid>
                <description><![CDATA[Covid'e karşı Pfizer aşısını geliştiren Mainz'deki Alman laboratuvarı iki Türk göçmen tarafından yönetiliyor: ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Covid'e karşı Pfizer aşısını geliştiren Mainz'deki Alman laboratuvarı iki Türk göçmen tarafından yönetiliyor: Özlem Türeci ve Uğur Şahin</p>

<p>Koronavirüs aşısı: Pfizer ve BioNTech'in aşısının virüse karşı yüzde 90'dan fazla etkili olduğu açıklandı.</p>

<p>Söz konusu aşı adayı 6 ülkede 43 bin 500 kişi üzerinde test edildi. Denemelerde ciddi bir güvenlik endişesi ortaya çıkmadı. Koronavirüs aşısının denendiği ülkeler arasında Türkiye de var.</p>

<p>BioNTech'in kurucuları Uğur Şahin ve Özlem Türeci Alman şirketi BioNTech'in kurucuları, Türkiye'den Almanya'ya göçmüş bir ailenin çocukları olan Özlem Türeci ve aynı zamanda şirketin CEO'su olan Uğur Şahin.</p>

<p>İşte Atatürk’ün bahsettiği çalışkan Türkler. Gurur verici. Belçika’lı Türk olarak Özlem Türeci ve Uğur Şahin’i yürekten kutluyorum.</p>

<p>Onur ve gurur duyuyorum.</p>

<p>Derya Soysal</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Nov 2020 21:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/cf85b93f6adfcc3e5543f445a4229389.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Islak mayoyla uzun süre durmak idrar yolu enfeksiyonunu tetikliyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/islak-mayoyla-uzun-sure-durmak-idrar-yolu-enfeksiyonunu-tetikliyor-7329</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/islak-mayoyla-uzun-sure-durmak-idrar-yolu-enfeksiyonunu-tetikliyor-7329</guid>
                <description><![CDATA[Islak mayoyla uzun süre durmak idrar yolu enfeksiyonunu tetikliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Islak mayoyla uzun süre durmak idrar yolu enfeksiyonunu tetikliyor</h1>

<h4>Uzmanlar, ıslak mayoyla uzun süre kalmanın kadınlarda sistit ve çeşitli idrar yolu enfeksiyonlarına ya da kadın genital yollarında mantar enfeksiyonuna neden olabileceği konusunda uyarıyor.</h4>

<p>Elif Küçük &nbsp; |13.08.2020</p>

<p><img alt="Islak mayoyla uzun süre durmak idrar yolu enfeksiyonunu tetikliyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2020/08/13/thumbs_b_c_9c0b63e6c7ca06bcd0764c8c8e9fccd7.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği Şefi Doç. Dr. Eyüp Veli Küçük, ıslak mayoyla uzun süre kalmanın kadınlarda sistit ve çeşitli idrar yolu enfeksiyonlarına ya da kadın genital yollarında mantar enfeksiyonuna neden olabileceğini belirterek, "Özellikle klor, kadın florasındaki yararlı bakterilerin yok olmasına yol açıyor. Öte yandan erkekler de uzun süre ıslak mayoyla kaldığında idrar yolu enfeksiyonuna yakalanabiliyor." dedi.</p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonuna ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Küçük, "Üriner sistem adı verilen idrar yollarının herhangi bir bölgesinde ve herhangi bir sebeple enfeksiyon oluşması durumu" şeklinde tanımladığı bu rahatsızlığın, böbrekler, mesane ve üretraya (dış idrar yolu) genellikle insanların kalın bağırsak florasında bulunan bakterilerin yerleşmesiyle oluştuğunu, bakteri, virüs ve mantarların idrar yolu enfeksiyonuna yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Doç. Dr. Küçük, idrar yolu enfeksiyonunun cinsiyete ve yaşa bağlı görülme sıklığı ile riskinin değiştiğini aktararak, sağlıklı genç ve yetişkin erkeklerde oldukça nadir görülürken ileri yaşta görülme sıklığının yüzde 15'in üzerine çıktığını, kadınlarda ise yaşam boyu idrar yolu enfeksiyonuna yakalanma oranının yüzde 50 civarında olduğunu ifade etti.</p>

<p>Genç ve sağlıklı kadınların 3'te 1'inin hayatlarında en az bir kez sistit atağı yaşayabildiğine dikkati çeken Küçük, kadınların dış idrar yolunun erkeğe göre daha kısa olduğunu, bu durumun bakterilerin kat etmesi gereken mesafeyi azalttığını ve kadınlarda idrar yolu enfeksiyonunun daha sık görülmesine sebebiyet verdiğini kaydetti.</p>

<p>Yeni doğan erkek bebeklerdeki riskin yeni doğan kız bebeklere göre fazla olduğunu ancak bu durumun çocukluk çağında tersine dönerek kızlarda daha fazla görülmeye başladığını dile getiren Küçük, "Sünnetsiz erkek çocuklarda da risk artmaktadır. Yetişkin erkeklerde idrar yolunun savunma mekanizmasını bozan taş ve prostat hastalığı ya da sonda takılması gibi durumlar da enfeksiyona zemin hazırlar. Tekrarlayan enfeksiyonlarda böbrek ve idrar yolları ile ilgili üriner sistem taşı, prostat büyümesi, idrar yolunun tümöral hastalıkları, vezikoüreteral reflü gibi patolojiler de araştırılmalıdır." dedi.</p>

<h3>İdrar yolu enfeksiyonunu önlemek için bol su tüketin</h3>

<p>Doç. Dr. Küçük, idrar yolu enfeksiyonunun belirtilerini, "Yeni başlayan sık sık tuvalete gitme ihtiyacı, idrar yaparken yanma, kötü kokulu idrar, idrar yaparken ağrı ya da bulantı, karın ağrısı, bel ağrısı, bazen idrarda kanama" şeklinde tanımlayarak, vatandaşların bu şikayetleri yaşamaları ya da şikayetlerinin üstüne kusma, ateş gibi bulguların eklenmesi halinde hekime başvurmalarını tavsiye etti.</p>

<p>Küçük, erkek ve kadında idrar yolu enfeksiyonunun önlenmesi için bol su içilmesi, tuvalet hijyenine dikkat edilmesi, genital bölgenin temiz ve kuru tutulması, özellikle kadınlarda tuvalet sonrası temizliğin önden arkaya doğru yapılması, pamuklu iç çamaşırı tercih edilmesi ve çamaşırın her gün değiştirilmesi, genital bölgede kozmetik ürünlerin kullanılmaması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<h3>"Ortak kullanılan havlu ve şezlong vasıtasıyla mantar ve virüs bulaşabiliyor"</h3>

<p>Özellikle yaz aylarında deniz ve havuzdan sonra ıslak mayoyla kalınmasının da idrar yolu enfeksiyonunu tetiklediğini vurgulayan Küçük, "Islak mayoyla uzun süre kalmak, kadınlarda sistit ve türlü idrar yolu enfeksiyonlarına ya da ıslak mayonun oluşturduğu nemli ortam kadın genital yollarında mantar enfeksiyonuna neden olabilmektedir. Özellikle klor, kadın florasındaki yararlı bakterilerin yok olmasına yol açıyor. Bundan ötürü de erkeklere göre enfeksiyon kapma riski daha fazla. Ayrıca, kadınlarda havuza girildiğinde genital mantar oluşum riski de var. Öte yandan erkekler de uzun süre ıslak mayoyla kaldığında idrar yolu enfeksiyonuna yakalanabiliyor. Ortak kullanılan havlu, şezlong ya da yer minderleri vasıtasıyla da mantar ve virüs bulaşabiliyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Doç. Dr. Küçük, tatilde olan ya da tatile gidecek vatandaşlara idrar yolu enfeksiyonundan korunmaları için şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Hem idrar yolu temizliği hem de vücudun sıvı kaybını önlemek için bol su için. Tatil yaptığınız yerde her ikisi de mevcutsa havuz yerine denizi tercih edin. Deniz ya da havuzdan çıktıktan sonra ıslak mayonuzu değiştirin. Kalabalık saatlerde havuz kullanmayın. Daha tenha saatler ve alanlar tercih edin. Aile içi dahi olsa ortak havlu değil kişisel havlu kullanın. Hijyeninden emin olmadığınız havuzlardan uzak durun. Özellikle ortak kullanılan şezlong minderlerine dikkat edin ve nemli, yumuşak oturma gruplarından uzak durun. Denize ya da havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş alın. Sentetik ve havasız iç çamaşırı ile giyecekler tercih etmeyin. Dar pantolonlardan uzak durun. Genital bölgenin temizliğine önem verin ve kuru kalmasını sağlayın."</p>

<h3>Tedavi edilmezse böbrek yetmezliğine neden olabiliyor</h3>

<p>Doç. Dr. Eyüp Veli Küçük, idrar yolu enfeksiyonu hastalığının basitten komplekse doğru geniş bir yelpazede yer aldığını belirterek, mutlaka ciddiye alınması gereken bir durum olduğunu vurguladı.</p>

<p>Aksi halde idrar yolu enfeksiyonunun böbreklere de zarar vereceğine dikkati çeken Küçük, "Enfeksiyon, gereken tedavi alınmadığı ya da zamanında tedavi edilmediği taktirde böbreklere yayılma, böbrekte kalıcı hasarlar oluşturma, hatta böbrek yetmezliğine varan ciddi hastalıklara dönüşebilme riski vardır. Hipertansiyonun gizli sebeplerinden birinin de küçüklükte geçirilen, tedavi edilmemiş idrar yolu enfeksiyonu olduğu düşünülür." dedi.</p>

<p>Küçük, ayrıca acil tedavi gereken durumlar sağlanmadığı takdirde enfeksiyonun tüm vücuda yayılarak, ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Aug 2020 00:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/d4a21d893f6ca78d2855e3b87215ddfa.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Sıkı topuz&#039; kellik sebebi</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/siki-topuz-kellik-sebebi-7328</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/siki-topuz-kellik-sebebi-7328</guid>
                <description><![CDATA['Sıkı topuz' kellik sebebi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Sıkı topuz' kellik sebebi</h1>

<h4>Dermatolog Karaoğlu, yanlış saç toplama stillerinin kadınlarda kelliğe neden olabileceğini belirtti.</h4>

<p>Esma Küçükşahin &nbsp; |13.08.2020</p>

<p><img alt="'Sıkı topuz' kellik sebebi" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2020/08/13/thumbs_b_c_89e49a5ddd47d1b824cf618749efc78b.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Kayseri</h6>

<p>Türk Dermatoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Sema Karaoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada,<strong>&nbsp;saç dökülmes</strong>in son dönemlerde daha çok erkeklerle gündeme geldiğini ancak kadınlarda da saç dökülmesinin erkeklerle benzer olduğunu söyledi.</p>

<p>"Erkek tipi" saç dökülmesinin kadınlarda da görüldüğünü anlatan Karaoğlu, "Erkeklerde bunu hastalık olarak kabul etmiyoruz, bu daha çok genetik ve yapısal özellikleriyle ilgili. Ancak kadınlarda erkek tipi saç dökülmesi olduğunda mutlaka tedavi yoluna gidiyoruz." dedi.</p>

<p>Saç dökülmesinin değişik sebepleri olduğuna dikkati çeken Karaoğlu, saç kılı ve saçlı derideki hastalıkların yanı sıra birtakım davranışsal nedenlerin de dökülmeyi etkilediğini dile getirdi.</p>

<h3>"Saç toplama stilleri saç dökülmesinde etkili oluyor"</h3>

<p>Karaoğlu, saç toplama stillerinin de saç dökülmesinde etkili olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:</p>

<p>"Hasta saç dökülmesi şikayetiyle geldiğinde biz öncelikle saç ne zaman ve nasıl dökülüyor, taramayla mı dökülüyor bunları öğreniyoruz. Çünkü günde yaklaşık 80-110 tel saç dökülmesini normal kabul ediyoruz. Bunun fazlasında dökülme varsa mutlaka hastanın tetkik edilmesi gerekiyor. Kansızlık, D vitamini ve B12 vitamini eksikliği, demir eksikliği, biotin eksikliği, tiroit hastalığı, hormonal bozukluğu var mı bunlara bakıyoruz. Muayene mutlaka bize az çok fikir veriyor. Çünkü bazen para şeklinde dökülmeler geliyor, yuvarlak kel alanlar. Bunlar halk arasında saç kıran diye bilinen hastalık. Bazen hastanın farkında olmadan eliyle saçıyla oynayarak kopara kopara meydana getirdiği dökülmeler var. Yanlış saç toplama stilleri nedeniyle saçların yanlarında seyrelme görüyoruz. Hatta bazen saçların gerdirilmesinden dolayı burada ciddi bir kellik görebiliyoruz."</p>

<h3>Saç stiline bağlı dökülmeler artıyor</h3>

<p>Karaoğlu, son yıllarda "Traksiyon alopesisi' olarak bilinen saçların aşırı çekilmesiyle yapılan saç bağlama modellerinden kaynaklanan saç dökülmesinin çok görüldüğünü aktardı.</p>

<p>"Tepeden&nbsp;<strong>sıkı topuz</strong>&nbsp;yapmak bu tarz dökülmeyi tetikliyor." diyen Karaoğlu, şunları kaydetti:</p>

<p>"Bu topuz evde genellikle açılmıyor. 2-3 gün bu topuzun bozulmadığı oluyor. Yanlardan saçın çekilmesi saçın terbiye edilmesi gibi algılanıyor. Saç zamanla çekilen yerlerden kopuyor ve kopanlar yeniden çıkmıyor. Saç sürekli yarım santimetre, 1-2 santimetre geriye gidiyor. Öyle saçlar var ki 4-5 santimetre açılmış, kellik gelişmiş. Saç ve kaş kılının bir özelliği var, bunlar dökülürse yerine yenisi gelmiyor. Halk arasında buna küsme deniliyor. Traksiyon alopesisi dediğimiz türdeki dökülmede saçlar maalesef tekrar yerine gelmiyor."</p>

<p>Karaoğlu, saçların gerdirilmeden ve sıkılmadan topuz yapılması gerektiğine değinerek, "Saçları kopmayacak kadar çekerek bağlama yapılmalı. Saçlar çekilerek, gözler çekik gösterilmek isteniyor ancak o kopan teller birkaç kopmadan sonra geri gelmiyor. Vücut, 'bu bölgede saç istenmiyor' şeklinde algılıyor. Burada yedek saç folikülü yok. Bacak kılının yedek folikülü var ancak burada yedek kıl folikülü olmadığı için çok fazla küsüyor ve yeniden kıl şeklinde gelmiyor." ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Aug 2020 00:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/27e4520f7e8ea067e01813e466a036df.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇÖLYAK HASTALIĞI NEDİR?</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/colyak-hastaligi-nedir-7270</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/colyak-hastaligi-nedir-7270</guid>
                <description><![CDATA[ÇÖLYAK HASTALIĞI NEDİR?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ÇÖLYAK HASTALIĞI NEDİR?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Glutensiz Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olan, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Meltem Gümüş, Çölyak Hastalığı hakkında gazetemize detaylı bilgiler verdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>‘Çölyak Hastalığı; buğday, arpa ve çavdarda bulunan gluten isimli maddenin vücuda alınmasıyla birlikte genetik yatkınlığı olan kişilerde, bağırsaklarda besin emiliminde görevli villus denilen yapıların bozulmasına neden olan bir hastalıktır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Beslenme ile ilgili bir bağırsak hastalığı olmasına rağmen tüm vücudu etkilemektedir. Ülkemizde görülme sıklığı ise, yaklaşık olarak 200 kişide 1 oranındadır. Çocukluk çağının en yaygın görülen emilim bozukluğu olmakla beraber her yaşta ortaya çıkabilmektedir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çölyak hastalığına sahip olan kişilerde en çok görülen bulgular; ishal, kilo kaybı ve karın şişliği olup kusma, iştahsızlık, kemik erimesi, kronik yorgunluk, kilo alamama, cilt ve saç bulguları, kansızlık, ergenlikte gecikme ve büyüme geriliği de sık görülen belirtilerdendir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu hastalık bazı kişilerde hiçbir şikayete neden olmadan uzun yıllar kalabilir. Gerek bu sessiz çölyak hastalığına sahip kişilerde gerekse çeşitli şikayeti bulunanlarda, hekim tarafından düşünülmesi halinde ayrıntılı bir muayene ve bir takım tetkiklerle tanısı konulur.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kan tahlili ile belirlenen bir grup testte müspetlikler görülmesi durumunda genetik tahliller ve endoskopi ile bağırsak biyopsisi yapılarak hastalık varlığı aranır. Bunun yanı sıra hastalık tanısı kesinleşen kişilerin aile üyelerinin de, sessiz çölyak hastalığı varlığı açısından taranması gerekir. Yaşam boyunca glutensiz bir diyet gerektiren Çölyak’ın şu an için bilinen tek tedavisi de sadece glutensiz beslenmektir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çölyak için dünya çapında için pek çok ilaç çalışması yapılıyor olsa da, ilaç bulununcaya kadar diyet dışında tedavisinin olmadığını özellikle belirtmek isterim. Çölyak Hastalığı, tanıdan sonra artık bir hastalık değil, tam bir yaşam biçimidir. Glutensiz diyete uyum da genel sağlık için çok önemlidir.’</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Jun 2020 21:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/aa9093d534cb93bff2e68720cc8c64a8.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye, Avrupa&#039;da obezitede birinci sırada</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/turkiye-avrupada-obezitede-birinci-sirada-6891</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/turkiye-avrupada-obezitede-birinci-sirada-6891</guid>
                <description><![CDATA[10. Ulusal Obezite Kongresi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kaya, Türkiye'nin şişmanlık konusunda Avrupa şampiyonu olduğunu belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Türkiye, Avrupa'da obezitede birinci sırada</h1>

<h4>10. Ulusal Obezite Kongresi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kaya, Türkiye'nin şişmanlık konusunda Avrupa şampiyonu olduğunu belirtti.</h4>

<p>Andaç Hongur &nbsp; |22.11.2019</p>

<p><img alt="Türkiye, Avrupa'da obezitede birinci sırada " src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/11/22/thumbs_b_c_a197e5f6fb5edfe682b6ddde9ad87ba2.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p><strong>Türkiye Obezite Araştırma Derneği&nbsp;</strong>(TOAD) ile&nbsp;<strong>Türk Diabet ve Obezite Vakfı</strong>&nbsp;tarafından düzenlenen&nbsp;<strong>10. Ulusal Obezite Kongresi</strong>&nbsp;kapsamında basın toplantısı düzenlendi.</p>

<p>Ahmet Kaya, obezitenin mutlak tedavi edilmesi gereken ve tedavisi ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu dile getirerek, obezitenin yaşam süresini kısalttığını, pek çok hastalığa neden olduğunu anlattı.</p>

<p>Beden kütle indeksi artıkça, yaşam süresinin kısaldığına işaret eden Kaya, "30-35'ler civarı olursa, ortalama yaşam süresi 3 yıl kadar azalır, bunun üzerine çıkılırsa 8-10 yıl kadar azaltan bir hastalık. Obezite tek başına bir hastalık değil, hipertansiyon, diyabet, damar sertliği, kemik hastalıkları, mide-bağırsak hastalıkları hatta hormona özgü kanserler obezlerde daha sık karşımıza çıkmakta." diye konuştu.</p>

<p>Kaya, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Türkiye, Avrupa'da obezitede birinci sırada. Türkiye, Avrupa şampiyonu oldu, şişmanlık konusunda. OECD ülkelerinin verdiği erişkin nüfustaki obez oranı yaklaşık yüzde 19,5-20. Türkiye, bunun üzerinde. Türkiye'de erişkinlerde her 3 kişiden biri obez. Dünyada 650 milyon obez, 1 milyar 9 milyon aşırı kilolu var. Türkiye'de erişkin nüfusunun 20 milyonu obez, bundan daha fazlası aşırı kilolu. Erişkin nüfusun yüzde 60-65'i aşırı kilolu ve obez. Acil eylem planları oluşturmak gerekiyor. Çocukluk dönemlerinde fazla kilolu ve obez grup hızla artıyor. Kadınlardaki oran daha can sıkıcı. Erkeklere göre 2 kat daha fazla kadın obezitesi. Kız öğrencilerin erkek çocuklarına göre obeziteyle karşılaşma olasılığı daha fazla. Fazla kilolu ve obez yaş grubu göz önüne alınırsa, örneğin 6 yaşında çocuklarımızın yüzde 17,9'u obez ve aşırı kilolu. Toplamda 18 yaşına kadar olan yaş grubunun da yüzde 20-21'i obez ve aşırı kilolu."</p>

<p>Alınan enerjinin harcanandan fazla olması veya harcanan enerjinin yetersiz olması obeziteye yol açtığını belirten Kaya, geleneksel beslenmeden, mutfaktan uzaklaşıp Batı türü beslenmeye başlandığında obezitenin sorun olarak ortaya çıkmaya başladığını dile getirdi.</p>

<p>Kaya, hareket etmek ve sağlıklı beslenmek gerektiğinin altını çizerek, "Bu bir kültür meselesi. Eğer çocuklarınıza doğduğu andan itibaren şekeri ve tuzu yedirmezseniz çocuk o tadı almayacak ve ileride de kullanmayacaktır. Obeziteyi önleme programları bebek, anne rahmindeyken başlamalı." dedi.</p>

<h3>"Obezitesi olanlar obeziteleri olduğunun farkında değil"</h3>

<p>Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkanı Prof. Dr. Volkan D. Yumuk da, Türkiye'nin Avrupa'da obeziteyi hastalık olarak kabul eden az sayıda ülkeden biri olduğuna değindi.</p>

<p>Damganın, tanı ve tedavi önünde engel olduğuna işaret eden Yumuk, "Obezitesi olan bireylere yaklaşımda ve sunumlarımızda kullandığımız dil önemli. Obezitesi olanlar kendilerine hasta denilmesini istemiyor. Hastalık olarak kabul edilmesi hükümetleri, devleti devreye sokuyor. Önlemde ve tedavi olanaklarının hazırlanmasında buna ihtiyacımız var. Konuşmalarımızda 'obez hasta' demiyoruz, 'obezitesi olan birey, kişi' diyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Yumuk, Türkiye'nin Avrupa ülkeleri arasında obezitede ilk sırada yer almasını şöyle değerlendirdi:</p>

<p>"Çevresel faktörler dediğimiz kabaca beslenme ve fiziksel aktiviteyle ilgili. Çağın gereği gıda alımının artışı, egzersiz yapılmasının önünde engellerin olması. Türkiye'nin obezitenin var olduğu diğer yerlerden farkı yok. Çocuklar 6-7-8 saat bilgisayar, televizyon karşısında. Bunu erişkinler için de söylemek mümkün. Sonuçta enerjiyi fazla aldığımız ve az tükettiğimiz zaman aradaki fark depolanıyor."</p>

<p>Prof. Dr. Volkan Yumuk, "Obezitesi olanlar obeziteleri olduğunun farkında değil, hastalık olarak kabul etmiyor, bir sağlık biriminden yardım istemiyor. Hastalık olduğunun farkına varması, hekime gitmesi, diyetisyenin hekime yönlendirilmesi gerekiyor. Bir hastalık ve onun komplikasyonlarından bahsediyoruz. Tedaviye ona göre karar veriyoruz." dedi.</p>

<h3>"Hastayı tedavinin bir parçası haline getirmek gerekiyor"</h3>

<p>10. Ulusal Obezite Kongresi Genel Sekreteri Doç. Dr. Mustafa Kulaksızoğlu, toplumda ve sağlık profesyonelleri arasında obezitenin hastalık olarak kabul edilmesinin artığını belirterek, şunları söyledi:</p>

<p>"Obezitenin tedavisi var tabii ki ama hastalık haline gelmeden engelleyebilirsek çocukluk çağında, tedavinin daha başarılı olmasını sağlayacaktır. Obezite geldikten sonra eklem problemlerinden kadınlarda doğurganlık problemleri, gebelikte hipertansiyon, diyabetin çıkması, erişkinlerde diyabetin, hipertansiyonun, kalp ve damar hastalıklarının obeziteyle ilişkili artması, meme kanseri, kolon kanserinin artmasını önlemek için önceden engellememiz lazım. Bir çok tedavi yöntemi var. Tedavinin başarılı olmasının en önemli kısmı, hastayı tedavinin bir parçası haline getirmek ve motivasyonu devam ettirmek. Eğer hastayı tedavinin bir parçası yapamazsanız verdiğiniz tıbbi beslenme tedavisi, doğru yeme şekilleri, yaşam şeklini değişikliği, medikal ilaçlar ve cerrahi tedavilerin başarısı düşer."</p>

<p>Obeziteyle baş etmenin zorluğunun kiloyu koruyabilmek olduğuna işaret ederek, "Kiloyu vermeye bir şekilde motive oluyor obez kişiler, o kiloda kalabilse veya koruyabilse belki sorun bu kadar büyük olmayacak, kiloyu koruyabilmek sorun. Yaşam stilinin değiştirmesi gerekiyor. Tedavinin özelleşmiş merkezlerde olması lazım." dedi.</p>

<h3>"Kilosunu koruyabilen kişilerin ekran zamanı günde 1 saatten az"</h3>

<p>10. Ulusal Obezite Kongresi Genel Sekreteri Doç. Dr. Feray Akbaş, Sağlık Bakanlığının Türkiye Obeziteyle Mücadele Eylem Planı kapsamında Türkiye genelinde obezite merkezleri açıldığını hatırlatarak, bakanlığın 80 civarındaki obezite merkezinde multidisipliner bakış açısıyla hastaların uzun süreli olarak takip ve tedavi edildiğini, daha sonrasında koruma programına alındığını anlattı.</p>

<p>Türkiye Obezite Araştırma Derneği ve Avrupa Obezite Derneği işbirliğiyle 9 merkez kurulduğunu kaydeden Akbaş, "Amacımız obezite merkezleri sayının artması ve obezitesi olan bireylerin kolayca ulaşmasının sağlanması. Amacımız hem koruma hem tanı ve tedavi hem engelleme." dedi.</p>

<p>Akbaş, kilo vermenin ve verilen kiloyu korumanın daha zor olduğunu belirterek, "ABD'de yapılan bir çalışmada, kilo koruma programında olan ve olmayan kişilerin ekran zamanlarına bakılmış. Kilo kaybedenlerin yüzde 20'si koruyabilirken, yüzde 80 obezitesi olan birey, kaybettiği kiloyu geri alıyor. Bunun sebeplerinden biri ekran zamanı olarak ortaya çıkmış. Kilosunu koruyabilen kişilerin ekran zamanının günde 1 saatten az, koruyamayanların ise 4 saatin üzerinde olduğu görülmüş." diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Nov 2019 01:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/49df0da3857fd965d950f9b71b81d717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uyuşturucu Kullanımı ve Bağımlılık ile Mücadele</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/uyusturucu-kullanimi-ve-bagimlilik-ile-mucadele-6881</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/uyusturucu-kullanimi-ve-bagimlilik-ile-mucadele-6881</guid>
                <description><![CDATA[Belçika,Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) Genk,Winterslag Fatih Camii lokalinde vatandaşlarımızla bir araya gelerek, Genk UİD Şubesinin düzenlemiş olduğu Uyuşturucu Kullanımı ve Bağımlılık ile Mücadele konulu seminer büyük bir ilgi gördü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Belçika,Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) Genk,Winterslag Fatih Camii lokalinde vatandaşlarımızla bir araya gelerek, Genk UİD Şubesinin düzenlemiş olduğu Uyuşturucu Kullanımı ve Bağımlılık ile Mücadele konulu seminer büyük bir ilgi gördü.</p>

<p>Panelde Psikolog Çiğdem Öztürk,Dr.Safiye Dursun, Belçika Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) Genk Şube Başkan'ı Fikriye Ayrancı Keper, UİD Belçika Genel Sekreteri Enes Çimen ve Belçika Türk Spor ve Kültür Federasyonu Asbaşkanı Nedim Koçaslan, Uyuşturucu Kullanımı ve Bağımlılık ile Mücadele hakkında birer konuşma yaptılar.</p>

<p>Belçika Türk Spor ve Kültür Federasyonu Asbaşkanı Nedim Koçaslan; “Çocuklarınızı spora teşvik edin,Toplumu her türlü uyarıcı ve uyuşturucu madde kullanımından uzak tutmak,Uyuşturucu ve madde bağımlılığı başta olmak üzere, uyuşturucu maddelerin üretimini, teminini ve uluslararası boyutta ticaretini kolaylaştırdığını görüyoruz. Uyuşturucu, toplumların bugününü ve yarınını tehdit eden, özellikle genç kuşakları esir alan çok katmanlı, çok boyutlu bir sorun haline dönüştü. Bireyin ruh ve beden sağlığında açtığı derin yaralar yanında, toplum bünyesinde de tahribatlara neden olan uyuşturucu kullanımına bağlı asayiş sorunları, ekonomik ve sosyal sıkıntılar da artıyor.</p>

<p>Ancak, bir tek evladımızın dahi uyuşturucu batağına düşmesi bizim için kabul edilemez. Geleceğimizin teminatı, istikbalimizin umudu olan evlatlarımızı bu tür tehditler karşısında korumak en öncelikli vazifesidir.</p>

<p>Milletin el ele vermesi, tam bir dayanışma ve seferberlik ruhuyla hareket etmesi gerekiyor. Hazırlanmasında emeği geçenleri tekrar tebrik ediyor, bu çalışmanın ruhen, zihnen ve bedenen sağlıklı nesillerin yetişmesine vesile olmasını diliyorum ” dedi. Seminere Psikolog Çiğdem Öztürk,Dr.Safiye Dursun, Belçika Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) Genk Şube Başkan'ı Fikriye Ayrancı Keper, UİD Belçika Genel Sekreteri Enes Çimen, Belçika Türk Spor ve Kültür Federasyonu Asbaşkanı Nedim Koçaslan, Genk Belediye Başkan yardımcısı Kurtal Yilmaz, Heusden-Zolder Belediye Başkan Yardımcısı Yasin Gül,Belçika UİD Kadın Kolları Başkanı Zeynep Eryiğit,Fatih Camii Derneği Yöneticileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Belçika,Bruxelles Korner basını Kadir Duran ve Cemal kapaklıkaya, gecenin unutulmaz fotoğraflarını ve videosunu kayıt aldılar.</p>

<p>Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) Genk Şubesi tüm birimleriyle programın gerçekleşmesi için büyük bir öz veri ile çalışıp, birliğin beraberliğin gücünü göstermiş oldular. Seminer sonunda sorular cevaplandı ve günün anısına çektirdikleri fotoğraf karesi ile son buldu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kadir Duran</p>

<p>Cemal Kapaklikaya</p>

<p>Nedim Kocaslan</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Nov 2019 17:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/ae55e82b002b14f0bdac0162ea946b4c.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Obeziteyle mücadele beyinde başlıyor&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/obeziteyle-mucadele-beyinde-basliyor-6872</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/obeziteyle-mucadele-beyinde-basliyor-6872</guid>
                <description><![CDATA['Obeziteyle mücadele beyinde başlıyor']]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Obeziteyle mücadele beyinde başlıyor'</h1>

<h4>Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı Atmaca, "Obeziteyle mücadelede beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi gerekiyor. Bunun önce kafada değiştirilmesi gerekir." dedi.</h4>

<p>Fatih Mehmet Kürkçü &nbsp; |01.11.2019</p>

<p><img alt="'Obeziteyle mücadele beyinde başlıyor'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/11/01/thumbs_b_c_0f38be37a1f9f02626747c4b99a630a7.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Samsun</h6>

<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı&nbsp;<strong>Prof. Dr. Ayşegül Atmaca</strong>,<strong>&nbsp;</strong>AA muhabirine yaptığı açıklamada,<strong>&nbsp;obezite</strong>nin ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu, artık çocukları da tehdit ettiğini söyledi. Obeziteyle mücadele için çeşitli diyet listelerinin uygulandığına işaret eden Atmaca, düşük kalorili diyet programlarıyla belli bir süre kilo verildiğini ancak diyet sonrası eski beslenme alışkanlıklarına dönüldüğü için verilen kiloların tekrar hızlıca geri alındığını aktardı.</p>

<p>Prof. Dr. Atmaca,<strong>&nbsp;obeziteyle mücadeled</strong>e ilk adımın beyinde başladığına vurgu yaparak "Çünkü yaşam tarzı değişikliği, tıbbi beslenme tedavileri, diyetler veya egzersiz sürekliliği zor olan tedavi şekilleri. Kişinin bunu bir yaşam alışkanlığı haline getirmesi gereken tedavi şekilleri. Obeziteyle mücadelede beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi gerekiyor. Bunun önce kafada değiştirilmesi gerekir. Beslenme alışkanlıklarımızı değiştireceğimizi kendimize kabul ettirerek başlamamız gerekiyor." diye konuştu.</p>

<p><strong>Beslenme</strong>&nbsp;alışkanlıklarının değiştirilmesi kadar obeziteyle mücadelede hareketin de çok önemli olduğuna dikkati çeken Atmaca, "Haftada en az 150 dakika egzersiz önemli. Bu egzersiz dışında kişiler günlük hayatında da hep aktif olmalı. Mesela asansör yerine merdiven kullanmak. Kısa mesafeleri arabayla gitmek yerine yürümek. Her yere arabayla gider olduk. Kısa mesafeleri yürüyebiliriz. Çocukların hareketli oyunlara teşvik edilmesi." dedi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 Nov 2019 13:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/dcc1c14f2bfd32c341134368c40b8cfb.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UNESCO&#039;ya &#039;Afyonkarahisar Mutfağı&#039; da dahil oldu</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/unescoya-afyonkarahisar-mutfagi-da-dahil-oldu-6871</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/unescoya-afyonkarahisar-mutfagi-da-dahil-oldu-6871</guid>
                <description><![CDATA[UNESCO'ya 'Afyonkarahisar Mutfağı' da dahil oldu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>UNESCO'ya 'Afyonkarahisar Mutfağı' da dahil oldu</h1>

<h4>Türkiye'de Gaziantep ile Hatay'ın ardından gastronomi alanında 2019 UNESCO "Yaratıcı Şehirler Ağı"na Afyonkarahisar da dahil oldu.</h4>

<p>Arif Yavuz &nbsp; |31.10.2019</p>

<p><img alt="UNESCO'ya 'Afyonkarahisar Mutfağı' da dahil oldu " src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/10/31/thumbs_b_c_f711ea8a3b8152bbb5a8d3c5f03bd5ee.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Afyonkarahisar</h6>

<p>Türkiye'de Gaziantep ile Hatay'ın ardından gastronomi alanında&nbsp;<strong>2019 UNESCO "Yaratıcı Şehirler Ağı"</strong>na Afyonkarahisar da dahil oldu.</p>

<p><strong>"Afyonkarahisar Mutfağı"&nbsp;</strong>konusunda Afyonkarahisar Valiliği, belediye başkanlığı, Zafer Kalkınma Ajansı ile kentteki sivil toplum kuruluşlardan oluşan ekibin, "UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı" ile ilgili uzun süredir çalışmaları başarıyla sonuçlandı.</p>

<p>Kentin coğrafi işaret tescili almış lokum, sucuk, haşhaş, keşkek ile patatesli köy ekmeği başta olmak üzere yöresel lezzetleri ve tatlıları markalaşma yönünde ilerliyor.</p>

<p>Zafer Turistik Otelciler ve İşletmeciler Derneği (ZAFTODER) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Gümüşhan, gazetecilere yaptığı açıklamada, Afyonkarahisar Mutfağı'nın UNESCO "Yaratıcı Şehirler Ağı"na dahil olma sürecinin bir yıl önce başladığını söyledi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/7fc6ad83-e801-4dd2-b1c1-974abd5a6af0/2019%2FEkim%2Fafyon-1-.jpg" /></p>

<p>Valilik, belediye başkanlığı ile Zafer Kalkınma Ajansı'nın birlikte kurduğu 24 kişilik ekibin başarısının büyük olduğunu dile getiren Gümüşhan, "Afyonkarahisar Mutfağımız' UNESCO 'Yaratıcı Şehirler Ağı'na dahil olmasıyla kentimizin lezzetleri tescillenmiş oldu. Artık, Afyonkarahisar'ımız marka şehir olma yönünde ilerlemektedir. Bu başarıda, başta Afyonkarahisar Valisi Mustafa Tutulmaz, Belediye Başkanı Mehmet Zeybek, Zafer Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Veli Oğuz başta olmak üzere, emeği geçen tüm çalışanlara teşekkür ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Gümüşhan, Afyonkarahisar mutfağı ile ilgili çalışmalara katkı vermeye devam edeceklerini vurguladı.&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://admin.aa.com.tr/uploads/userFiles/7fc6ad83-e801-4dd2-b1c1-974abd5a6af0/2019%2FEkim%2Fafyon-2-.jpg" /></p>

<h3>"Şehirlerimizin markalaşması gerekiyor"</h3>

<p>Afyonkarahisar Valisi Mustafa Tutulmaz da kentin daha önceden Termal Kentler Birliği'ne de dahil edildiğini, dünyada termal turizm kentleri arasında da önemli bir merkez haline geldiğini hatırlatarak, 2019 UNESCO "Yaratıcı Şehirler Ağı"na Afyonkarahisar'ın dahil olmasına ilişkin, "Bunlar bizim için çok önemli. Çünkü artık şehirlerimizin markalaşması gerekiyor. Biz de Afyonkarahisar'ımızı marka şehir haline getirme gayreti içerisindeyiz. Bunun için il yöneticilerimiz, siyasilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımızca önemli çalışmalar yaptık. Bunların sonuçlarını da bir bir almaya başladık." diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 Nov 2019 13:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/4fcf0dc801bf81b648ecc67a7420452b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gent șehrinde Samana ve Ghent Anatolië derneğinin &#039;Mantelmix&#039; projesi bașlatıldı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gent-ehrinde-samana-ve-ghent-anatoli-derneginin-mantelmix-projesi-balatildi-6836</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gent-ehrinde-samana-ve-ghent-anatoli-derneginin-mantelmix-projesi-balatildi-6836</guid>
                <description><![CDATA[Gent belediyesinin desteğiyle Vzw Samana ve Ghent Anatolië derneğinin el ele verip bașlattığı "Mantelmix" projesiyle, engelli çocuğu olan veya  kronik hastası olan bakıcı ailelerin günlük yașadığı sorunlarına rehberlik ederek, yüklerinin hafifletilmesi amaçlanmaktadır. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bruxelles Korner</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zehra Özer</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vzw Samana ve Ghent Anatolië dernekleri&nbsp;el ele verip yaklașık 40 bin bakıcı ailenin bulunduğu Gent șehrinde&nbsp; "Mantelmix"&nbsp;projesini bașlattı.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dün öğlen CM - Lieven Bauwens Building binasında gerçekleșen Mantelmix proje tanıtımının açılış konuşmasını Sosyal politika, Yoksulluğu azaltmak, Sağlık ve Bakım ve aynı zamanda Yașlıların politika ve Finans'ından sorumlu Belediye Bașkan Yardımcısı Ruddy Coddens (sp.a) üstlendi. &nbsp;</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Coddens'dan sonra sözü alan Vzw Samana ve Ghent Anatolië dernek bașkanları Maggy Demasure ve Rukiye Cığlı,&nbsp; sırayla katılımcılara&nbsp; projenin içerikliğini özetledi.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gent belediyesi tarafından desteklenen Mantelmix projesiyle engelli veya kronik hastası gibi bașkasının yardımı ve bakımı olmadan hayatını devam ettiremeyen bireylerin ve bakıcılarının bir araya getirilmesi, güçlük yașadıkları konularda bilgi eksikliğinin giderilmesi ve sorunlarını dinleyip sorunlarına çözüm üretilmesi, amaçlanmaktadır.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Engelli bireyler, fiziksel ya da zihinsel olarak belli noktalarda ki gelişim düzeyleri bakımından olumsuz olarak etkilenmiş olmasından dolayı diğer aile bireylerine engel durumlarına göre bağımlı bulunmaktadırlar. Engellilik durumunun getirdiği bağımlılık durumu, bakım verme sorumluluğunu üstlenen aile bireyleri için devamlı olarak başa çıkmasını gerektiren bir stres kaynağı olabilmektedir.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aynı durum kronik hastası olan bireyler için de geçerlidir. Ülkedeki yaşlı oranının artması hastalık yükünün de artmasına sebep olmaktadır. Bakım yükünün büyük bir bölümü ise kronik hastalıklar oluşturmaktadır.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Engellilere yönelik hizmetler değerlendirildiğinde çoğu bakıcı ailenin günümüzün karmaşık ve sürekli değişen toplumunda bu hizmetlerden tam olarak yararlanamadığı görünmektedir. </span></span>&nbsp;İ<span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ki dernek aynı proje altında&nbsp;farklı insanları ve pek çok farklı durumu içinde barındıran geniş yelpazedeki dezavantajlı grupları biraraya getirmek, bilgilendirmek dolayısıyla insanlara kendi çevreleri içerisinde (aile yanında veya kurum bakımı altında) maksimum düzeyde yardım etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle kültürünü, dilini bilmedikleri bir toplumda yaşamdan izole yaşayan göçmen bakıcı ailelerinin de olası stres kaynağını gidermek amacıyla onları bir araya getirmek, &nbsp;sorunlarını dinlemek ve sorunlarına çözüm üreterek, yüklerinin hafifletilmesi&nbsp;hedeflenmektedir.&nbsp;</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakıcı ailelerin sorunlarını dinlemek için 07 Aralık 2019 tarihinde saat 14:00 – 16:00 arası bilgi fuarı düzenlenecektir. Sorusu olan tüm bakıcı aileler uzmanlar tarafından bilgilendirilecektir. &nbsp;Bilgi fuarına katılmak isteyen ancak ülke diline hakim olmayan göçmen bakıcı aileler șimdiden isim ve anadillerini belirterek <a href="mailto:mvl@samana.be" style="color:blue; text-decoration:underline">mvl@samana.be</a> mailadresinden tercüman talebinde bulunabilirler.</span></span></p>

<p style="margin-left:0cm; margin-right:0cm; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2020 yılında bakıcı ailelerin en çok ihtiyaç duyduğu temalar doğrultusunda 3 toplantı düzenlenecektir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Oct 2019 13:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/b58b320c620e08ecb802bdf5a92600ab.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rastgele kullanılan grip ilaçları kalp ritmini bozuyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/rastgele-kullanilan-grip-ilaclari-kalp-ritmini-bozuyor-6822</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/rastgele-kullanilan-grip-ilaclari-kalp-ritmini-bozuyor-6822</guid>
                <description><![CDATA[Rastgele kullanılan grip ilaçları kalp ritmini bozuyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Rastgele kullanılan grip ilaçları kalp ritmini bozuyor</h1>

<h4>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nail Çağlar, "Rastgele grip, nezle ilacı kullanmak kalpte ciddi ritim bozukluklarına yol açabilir." dedi.</h4>

<p>Aybüke İnal &nbsp; |28.09.2019</p>

<p><img alt="Rastgele kullanılan grip ilaçları kalp ritmini bozuyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/09/28/thumbs_b_c_d640c84a50da024b70b87d41e6d2ff3a.jpg?v=112339" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nail Çağlar,&nbsp;<strong>kalp damar hastaları</strong>nın dikkat etmesi gerekenleri ve bu hastalıklarla ilgili bilinmeyenleri AA muhabirine anlattı.</p>

<p>Kalbi besleyen damarların tıkanması, kalp atımı düzensizlikleri, kalp yetmezliği, hipertansiyon, bacak damarlarının tıkanması gibi birçok kalp damar hastalığı olduğunu belirten Çağlar, her yıl yaklaşık 250 bin kişiye kalp damar hastalığı tanısı konduğunu, bu kişilerin 150 binden fazlasının da hayatını kaybettiğini ifade etti.</p>

<p>Kalp damar hastalarının doktor kontrollerini aksatmaması, ilaçlarını düzenli kullanması ve doktorun yazdığı koruyucu diyet listesine uyması gerektiğini vurgulayan Çağlar, şunları söyledi:</p>

<p>"Diyet listesi prensip olarak Akdeniz diyeti adını verdiğimiz şey. Kişiler, bunu uygularsa yetiyor. Çünkü diyetin içinde yumurta, et, balık her şey var. Sadece işin sırrı bunları dengeli yemek. Ayrıca sigara bırakılmalı, alkol tüketimi kısıtlanmalıdır. Tuz kısıtlaması çok önemlidir. Türkiye'de günlük kişi başına tuz tüketimi miktarı genellikle 18-20 gram. Oysa kullanılması gereken 5-6 gram. Buna hastaların ciddi şekilde dikkat etmesi gerekiyor."</p>

<p>Sigara kullanımı, kolesterol, diyabet, hareketsiz yaşam ve hipertansiyonun kalp damar hastalıkları için risk faktörü oluşturduğunu söyleyen Çağlar, haftada en az 150 dakika yürüyüş yapılması tavsiyesinde bulundu.</p>

<p>Çağlar, yürüyüşün kalp sağlığı açısından birçok faydası olduğunu belirterek, "Özellikle kalp yetmezliği olan kişiler, haftanın 5-6 günü yürümeli. Bu yürüyüşle kalp hızı da biraz hızlı olacak şekilde yürümeli. Bu şekilde kalp adalesi kuvvetleniyor. Kan yağlarında azalma oluyor bir miktar, damar tıkanıklığı riski ve tekrarlama riski azalıyor ve vücut morfin salgılıyor, rahatlıyor hastalar. Ancak bunu bırakmadan, bir yaşam tarzı olarak devam ettirmek lazım." diye konuştu.</p>

<h3>"Rastgele grip ilacı kullanmak kalp ritmini bozuyor"</h3>

<p>Çağlar, özellikle kalp yetmezliği tanısı konulan hastalara çeşitli tavsiyelerde bulunarak bu kişilerin zatürre ve grip aşısı olmalarının fayda sağlayacağını ifade etti.</p>

<p>Kalp yetmezliği olan hastaların bağışıklık sisteminin düşük olduğuna dikkati çeken Çağlar, "Genel olarak 65 yaşını geçen herkese bu aşıları tavsiye etmek lazım ama kalp hastaları, özellikle kalp yetmezliği olan hastaların ölüm nedenlerinden biri ciddi enfeksiyonlar zatürredir. Onun için bu kişilerin aşı olmaları çok önemlidir. Zatürre aşıları iki türlüdür şu an. Biri 5 yıllık, biri de ömür boyu koruyanlar olmak üzere. Hangisi uygunsa, biz hastalarımıza tavsiye ediyoruz." bilgisini verdi.</p>

<p>Çağlar, kalp hastalarının rastgele grip, nezle ilaçları kullanmaması gerektiğini aktararak, "Rastgele grip, nezle ilacı kullanmak kalpte ciddi ritim bozukluklarına yol açabilir. Çünkü bunların içindeki 'psödoefedrin' ve 'efedrin' adı verilen damar büzücü maddeler, ritim bozukluğu, kan basıncı yüksekliği yapabiliyor. Bu, herkes için geçerli bir şey. Bu durum, kalp hastalarında daha da belirgin gözlemlenebilir. O yüzden özellikle kalp hastalarının doktorlarına danışmadan bu tip ilaçları kullanmamaları gerekiyor." dedi.</p>

<p>Kalp yetmezliği olan hastaların sıvı kısıtlamasına gitmemesi gerektiğini de belirten Çağlar, "Hastalar, sıvı kısıtlamasına gidiyor. Sıvı tükettiklerinde kalp yetmezliğinin artacağını düşünüyorlar. Böyle doğru bilinen bir yanlış var ama hastaların normal şekilde sıvı almaya devam etmeleri gerekiyor." ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Oct 2019 11:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/eddfa41be4b6e96121947a9040ef6938.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Prematüre doğumların en önemli faktörü sigaradır&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/premature-dogumlarin-en-onemli-faktoru-sigaradir-6804</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/premature-dogumlarin-en-onemli-faktoru-sigaradir-6804</guid>
                <description><![CDATA[Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Timur, "Özellikle prematüre doğumların en önemli faktörlerinden biri sigaradır. O yüzden gebelik sırasında kesinlikle sigara kullanımını istemiyoruz." dedi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Prematüre doğumların en önemli faktörü sigaradır'</h1>

<h4>Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Timur, "Özellikle prematüre doğumların en önemli faktörlerinden biri sigaradır. O yüzden gebelik sırasında kesinlikle sigara kullanımını istemiyoruz." dedi.</h4>

<p>Hayati Akçay &nbsp; |23.09.2019</p>

<p><img alt="'Prematüre doğumların en önemli faktörü sigaradır'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/09/23/thumbs_b_c_2172bc9ed64c2ca0e6472ef74e6a84ac.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ordu</h6>

<p>Sağlık Bakanlığı Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi ve perinatoloji uzmanı&nbsp;<strong>Doç. Dr. Hakan Timur</strong>, özellikle prematüre doğumların en önemli faktörlerinden birinin sigara olduğunu belirterek, "O yüzden gebelik sırasında kesinlikle sigara kullanımını istemiyoruz." dedi.</p>

<p>Timur, gazetecilere yaptığı açıklamada, anne adaylarının gebelik esnasında hiçbir şekilde sigara kullanmasını tasvip etmediklerini vurgulayarak, bu konuda uyarılarını sürekli yinelediklerini söyledi.</p>

<p>Sigara kullanımının gebelikte çok sıkıntılı ve riskli durumlara yol açabildiğine dikkati çeken Timur, daha önce bunun pek çok örneğiyle karşı karşıya kaldıklarını ifade etti.</p>

<p>Yapılan çalışmalarda gebelik zehirlenmesi, preterm eylem, preeklampsi hastalığının en önemli sebeplerinden birinin sigara kullanımı olduğunun ortaya konulduğunu aktaran Timur, "Özellikle prematüre doğumların en önemli faktörlerinden biri sigaradır. O yüzden gebelik sırasında kesinlikle sigara kullanımını istemiyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Sağlıklı bir yaşam için hayatın hiçbir evresinde sigara kullanımını doğru bulmadıklarına vurgu yapan Timur, bu konuda özellikle anne adaylarının dikkat etmesini istedi.</p>

<p>Timur, gebeliğin 40 hafta süren çok özel bir süreç olduğuna işaret ederek, bu süreci anne adaylarının en sağlıklı şekilde tamamlaması için ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.</p>

<p>Gebelik sırasında anne adaylarının dengeli beslemeye de çok dikkat etmesi gerektiğini belirten Timur, "Anne adaylarına zararlı alışkanlıklardan mutlaka uzak durmalarını sürekli tavsiye ediyoruz. Sebze ağırlıklı beslenme burada önemli yer tutmaktadır. Anne adaylarının proteinleri de bu süreçte yeterince almasını önemsiyoruz." dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Sep 2019 19:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/51ac46c15182169762a75e7e6d0b43a5.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzaymır</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/alzaymir-6795</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/alzaymir-6795</guid>
                <description><![CDATA[Alzaymır ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Alzaymır en sık görülen demans hastalığı</h1>

<h4>Zihinsel yeteneklerin bozukluğu ile kendini gösteren demans hastalığına sahip bireyler arasında yapılan çalışmada, ilk sırayı alzaymır aldı.</h4>

<p>Yeşim Sert Karaaslan &nbsp; |20.09.2019</p>

<p><img alt="Alzaymır en sık görülen demans hastalığı " src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/09/20/thumbs_b_c_7a60c8d1fe5140b92fb4c897460fe3b5.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Türk bilim insanı&nbsp;<strong>Doç. Dr. Mehmet İlkin Naharcı</strong>&nbsp;tarafından, zihinsel yeteneklerin bozukluğu ile kendini gösteren demans hastalığına sahip bireyler arasında yapılan çalışmada, ilk sırayı alzaymırın aldığı belirlendi.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geriatri Bilim Dalı Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Mehmet İlkin Naharcı, 21 Eylül Dünya&nbsp;<strong>Alzaymır</strong>&nbsp;Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında bunama olarak bilinen bu rahatsızlığın,&nbsp;<strong>yaşlılık</strong>la beraber ortaya çıkan ve başta unutkanlık olmak üzere çeşitli zihinsel ve davranışsal bozukluklara yol açan ilerleyici bir beyin hastalığı olduğunu söyledi.</p>

<p>Bellek kaybı ile kendini gösteren rahatsızlığın önemli bir bilişsel bozukluk sürecini kapsadığını ifade eden Naharcı, hastalarda unutkanlık, öğrenme güçlüğü, konuşma bozukluğu, evin yolunu kaybetme, kişileri tanıyamama, kararsızlık ve huzursuzluk, ilgisizlik, saldırganlık, uyku bozukluğu, amaçsız dolaşma, hayal görme ve depresyon görüldüğünü vurguladı.</p>

<p>Naharcı, Yaşla birlikte alzaymır sıklığının arttığının altını çizen Naharcı, bu rahatsızlığın bulaşıcı ve kalıtsal bir hastalık olmadığını, ancak düşük oranda ailesel yatkınlık olabileceğinin öngörüldüğünü anlattı.</p>

<p>Doç. Dr. Mehmet İlkin Naharcı, ileri yaş, ailede benzer öykünün varlığı, sigara ve alkol kullanımı, yüksek LDL kolesterol ve homosistein düzeyleri, hipertansiyon, diyabet, damar sertliği, kafa travması, depresyon, düşük sosyoekonomik düzey ve eğitim düzeyinin risk faktörleri olarak sıralanabildiğini söyledi.</p>

<p>Hastalığın erken evrede yakın bellek kaybı ile kendini gösterdiğini vurgulayan Naharcı, unutma, eşya kaybetme, keyifsizlik ve mutsuzluk ile belirginleşen bir moral bozukluğu halinin görüldüğünü belirtti.</p>

<p>Orta evrede ise kişileri tanıyamama, yıkanma, giyinme gibi gündelik işlerde yardım ihtiyacı, çevrede kaybolma, konuşmada bozulma, hayaller görme, depresyon gibi ruhsal bozukluklarla karşılaşılabildiğine işaret eden Naharcı, ilerleyen dönemlerde ise aile üyelerini tanıyamama, yemek yeme ve yürümede güçlük, zaman içinde yatağa bağımlı hale gelme, tuvaletini kaçırma gibi davranış bozukluklarının görülebildiğini dile getirdi.</p>

<h3>"Alzaymır tüm demansların önemli bir oranını oluşturuyor"</h3>

<p>Naharcı, bellek, muhakeme ve yargılama gibi zihinsel yeteneklerin bozukluğu ile giden hastalıkların tümü olarak isimlendirilen demans hastalarının büyük bölümünü alzaymırlıların oluşturduğunu söyledi.</p>

<p>Demans ana başlığı altında, alzaymırın tüm demansların önemli bir oranını teşkil ettiğine dikkati çeken Naharcı, depresyonun alzaymırda kesin bulunması gerekmediğini ve belirlenmesi halinde mutlaka tedavi edilmesi gereken ayrı bir hastalık olduğunun altını çizdi. Bazen bu hastalara yanlışlıkla alzaymır teşhisi konulup tedavi edildiğine işaret eden Naharcı, "Bu hastalıkta beyin hücreleri zamanla kaybedilmektedir. Hastalık ilerledikçe kişinin ruh halinde değişiklikler ve şuur bulanıklığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır." diye konuştu.</p>

<h3>"Hasta ile doğru iletişim geliştirilmeli"</h3>

<p>Doç. Dr. Naharcı, demans hastalarında alzaymır görülme sıklığına ilişkin bir çalışma yaptıklarını belirterek, "Polikliniğimizde düzenli olarak takip edilen hastalarımız ile demans nedenlerine ilişkin bir araştırma yaptık. Araştırma sonucu Hint Palyatif Bakım Dergisi (Indian Journal of Palliative Care) isimli uluslararası bir dergide de bilimsel makale olarak yayımlandı." dedi.</p>

<p>Araştırmada önemli sonuçlar elde ettiklerini ifade eden Naharcı, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Araştırmamızda, demans nedenleri arasında en sık görülen hastalığın alzaymır olduğu, bu hastaların, tanıdan itibaren ortalama 4 yıl olmak üzere 12 yıla kadar yaşayabildikleri tespit edildi. Hastalarda, en çok kalp-damar hastalıkları, demans ve enfeksiyon kaynaklı ölümlerin görüldüğü ortaya konuldu. Ayrıca, Lewy cisimcikli ve Parkinson demansı bireylerde işlevselliğin daha hızlı ve belirgin bozulduğu saptandı."</p>

<p>Naharcı, bu hastalarda bakımın çok önemli olduğunu hatırlatarak, "Uygun ve doğru bakımla hastanın çektiği sıkıntılar azaltılabilir. Ayrıca aile bireyleri ve bakıcıların hastalığın ilerleyişinde karşılaşabilecekleri zorluklara ilişkin farkındalıkları artırılarak hasta ile doğru iletişim geliştirilebilir." diye konuştu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>'Alzaymırlı hasta sayısı 20 yılda ikiye katlanacak'</h1>

<h4>Ankara Üniversitesi Yaşlılık Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Özmete, "Dünyada 50 milyon alzaymır hastası bulunuyor. Bu sayının 20 yıl içinde ikiye katlanması bekleniyor." dedi.</h4>

<p>Aybüke İnal &nbsp; |20.09.2019</p>

<p><img alt="'Alzaymırlı hasta sayısı 20 yılda ikiye katlanacak'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/09/20/thumbs_b_c_b9293490106221a5d99ee9bfcff7e068.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p><strong>Ankara Üniversitesi Yaşlılık Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi&nbsp;</strong>(YAŞAM) Müdürü Prof. Dr. Emine Özmete, "Dünyada 50 milyon&nbsp;<strong>alzaymır&nbsp;</strong>hastası bulunuyor. Bu sayının 20 yıl içinde ikiye katlanması bekleniyor." dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Özmete, Dünya Alzaymır Günü öncesinde AA muhabirine hastalığın belirtilerine, dünyada ve&nbsp;<strong>Türkiye'de görülme sıklığı</strong>na ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Alzaymırın, demansın (bunamanın) en yaygın biçimi olduğunu belirten Özmete, bunun günlük yaşam aktivitelerini etkileyen, zamana bağlı ilerleyen bir beyin hastalığı olduğunu söyledi.</p>

<p>Özmete, bu rahatsızlığın sağlıklı beyin hücrelerinin erken ölümüyle gerçekleştiğini ifade ederek&nbsp;<strong>unutkanlık&nbsp;</strong>başta olmak üzere çeşitli&nbsp;<strong>zihinsel ve davranışsal bozukluklar</strong>a yol açtığını dile getirdi.</p>

<p>Alzaymırın dünyadaki yaşlı nüfus oranının artmasıyla başlıca sağlık problemleri arasında yer almaya başladığını belirten Özmete, "Alzaymır hastalığı, dünyada yaşlı nüfusun artmasıyla daha yaygın bir şekilde görülmeye başladı. Dünyada 50 milyon alzaymır hastası bulunuyor. Bu sayının 20 yıl içinde ikiye katlanması bekleniyor. Her üç dakikada bir hastalık teşhis ediliyor." dedi.</p>

<p>Özmete, Türkiye'de alzaymır hastalığından hayatını kaybedenlerin oranının katlanarak arttığına dikkati çekerek "Ülkemizde, 2011'de 6 bin 155 kişi alzaymır hastalığından vefat etmiş iken, 2015'de bu sayı 11 bin 997'ye yükseldi. 2017'de ise yaşlıların 13 bin 601'i alzaymır nedeniyle hayatını kaybetti. Bunların 5 bin 23'i erkek, 8 bin 366'sı kadındı." diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Özmete, alzaymır hastalığının&nbsp;<strong>kadınlarda daha sık görüldüğü</strong>nü bunun da kadınların daha uzun yaşaması, çevresel faktörler gibi nedenlerden kaynaklandığını söyledi.</p>

<p>Aşırı stres, hareketsiz yaşam, depresyon, dolaşım sistemi hastalıkları ve diyabet gibi hastalıkların alzaymırı tetiklediğini aktaran Özmete, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Alzaymırın belirti ve bulgularını fark etmek genellikle güçtür. Belirtiler yaşam tarzı, kültürel birikim ve yaşamdaki tecrübelere göre kişiden kişiye farklılık gösterir. Gündelik hayatı etkileyen unutkanlıkların olması, planlama ve hesaplamada zorlukların yaşanması, iş ve ev görevlerinde aksamalar, zaman ve mekanla ilgili yaşanan kafa karışıklığı, görüntüleri algılama zorluğu, konuşma ve anlamada zayıflamanın olması, karar vermede güçlük, kişilik ve davranış bozukluğu, fiziksel ve zihinsel olarak fonksiyon kayıplarının olması gibi belirtiler görülür."</p>

<h3>"Her unutkanlık alzaymır hastalığı olarak yorumlanmamalı"</h3>

<p>Emine Özmete, gündelik yaşamdaki her unutkanlığın alzaymır olarak yorumlanmaması gerektiğine işaret ederek "Örneğin odaya bir şey almak için gidip ne alacağını unutmak tek başına bunama değildir. Misafire yaptığınız keki ikram etmeyi unutabilirsiniz ancak o gün kek yaptığınızı unutuyorsanız alzaymır hastalığının belirtisidir. Nerede olduğunu unutmak, sokağa çıktığında evinin yolunu bulamamak en önemli belirtiler arasındadır." dedi.</p>

<p>Alzaymırın tam tedavisinin mümkün olmadığını ancak erken teşhis ve tedavi ile hastanın yaşam kalitesinin iyileştirilebileceğini vurgulayan Özmete, "Alzaymır için kullanılan ilaçlar, kesin bir iyileşme sağlamıyor. Ancak hastaların daha net düşünebilmelerine ve günlük işlevlerini daha rahat yerine getirmelerine olanak sağlıyor. Hastalık ilaç tedavisi görenlerde daha yavaş ilerliyor." dedi.</p>

<h3>"Hastanızla ortak hatıralarınızı paylaşın"</h3>

<p>Prof. Dr. Emine Özmete, kişilik ve davranışlardaki değişiklikler, fiziksel fonksiyon kaybı gibi nedenlerle alzaymırlı hastanın 24 saat bakıma ihtiyaç duyduğunu dile getirerek şu tavsiyelerde bulundu:</p>

<p>"Alzaymır hastasının evde sağlık bakımı ihtiyacının karşılanması ve bakım verenin desteklenmesi önemli. Bu nedenle alzaymır hastaları için evde bakım hizmetleri sürekli ve sürdürülebilir hale getirilmeli. Alzaymır hastasının bakıldığı yerin sıklıkla değiştirilmesi uygun değil. Evde hasta için güvenli bir ortam oluşturulmalı. Hasta aile üyelerinin güvendiği kişilerin bakımına ve psikososyal desteğine ihtiyaç duyar. Hastanızın yardıma ihtiyacı olduğunu bilerek davranmak gereklidir. Hastalarınızı unuttuğu şeyler için kınamayınız. Onların konuşmalarını alay konusu etmeyiniz ve onlara kızmayınız. Hastanızla ortak hatıralarınızı paylaşın, zihinsel aktiviteler yapın, hastalığın ilk evrelerinde yapabileceği, gücünün yetebileceği işleri yapmasını sağlayın."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Sep 2019 12:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/7ed82ee755f354017eceead0acbaf78c.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Öğle uykusu kalbe iyi geliyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ogle-uykusu-kalbe-iyi-geliyor-6773</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/ogle-uykusu-kalbe-iyi-geliyor-6773</guid>
                <description><![CDATA[İsviçre'de yapılan bir araştırma, kısa süreli öğle uykusunun kalp hastalıkları riskini düşürdüğünü gösterdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Öğle uykusu kalbe iyi geliyor</h1>

<h4>İsviçre'de yapılan bir araştırma, kısa süreli öğle uykusunun kalp hastalıkları riskini düşürdüğünü gösterdi.</h4>

<p>Nuri Aydın &nbsp; |11.09.2019</p>

<p><img alt="Öğle uykusu kalbe iyi geliyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/09/11/thumbs_b_c_4c1303a336ed4d8f8b1f2761ef4ae5e6.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>İsviçre'de yapılan bir araştırma, kısa süreli<strong>&nbsp;öğle uykusu</strong>nun<strong>&nbsp;kalp hastalıkları&nbsp;</strong>riskini düşürdüğünü ortaya koydu.</p>

<p>Time dergisinde yer alan bir makaleye göre, İsviçreli uzmanlar, 35-75 yaş aralığındaki 3 bin 500 kişinin uyku alışkanlıkları, genel sağlık durumları ve yaşam tarzlarını yaklaşık 8 yıl boyunca inceledi.</p>

<p>Araştırmada, yetersiz uykunun, sağlık problemleri açısından risk oluşturduğu, gündüzleri kestirmenin aşırıya kaçmamak şartıyla kalbe iyi gelebileceği görüldü.</p>

<p>Yarıdan fazla katılımcının öğle uykusu alışkanlığı olmadığı, 667'sinin gündüzleri bir veya iki kez, 411'inin üç veya beş kez, 370'inin de altı yedi kez öğle uykusuna yattığı belirtildi.</p>

<p>Araştırmacılar haftada bir ya da iki gün kısa süreli öğle uykusuna yatan kişilerin, gece çok uykusuz kalsalar da kalp hastalıklarına yakalanma riskinin düşük olduğunu tespit etti.</p>

<p>Kısa süreli gündüz uykularının, stresten kurtulmayı ve yetersiz gece uykusunu dengelemeyi sağlayarak kalbi koruduğu vurgulandı.</p>

<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezine göre, yetersiz uyku, diyabet, obezite, tansiyon, felç, kalp hastalıkları ve zihinsel rahatsızlıklar için risk oluşturuyor.</p>

<p>Uzmanlar ayrıca gün içinde daha zinde kalarak daha iyi performans sergileyebilmek için 20 dakikalık öğle uykusunun yeterli olduğunu ifade etti.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Sep 2019 12:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/a6f3331f618fe363de4179a267099ad4.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gebelikte stres çocukta kişilik bozukluğu riskini arttırıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gebelikte-stres-cocukta-kisilik-bozuklugu-riskini-arttiriyor-6760</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gebelikte-stres-cocukta-kisilik-bozuklugu-riskini-arttiriyor-6760</guid>
                <description><![CDATA[Gebelikleri sırasında ağır stres yaşayan annelerin bebeklerinde gelecekte kişilik bozukluğu gelişme olasılığının neredeyse 10 kat arttığı bildirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Gebelikte stres çocukta kişilik bozukluğu riskini arttırıyor</h1>

<h4>Gebelikleri sırasında ağır stres yaşayan annelerin bebeklerinde gelecekte kişilik bozukluğu gelişme olasılığının neredeyse 10 kat arttığı bildirildi.</h4>

<p>Gamze Türkoğlu Oğuz &nbsp; |06.09.2019</p>

<p><img alt="Gebelikte stres çocukta kişilik bozukluğu riskini arttırıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/09/06/thumbs_b_c_2174bca5e74449720fa2911189b252b7.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Finlandiyalı uzmanların yaptığı araştırma, hamileyken ağır stres altında olan annelerin çocuklarında, 30 yaşına gelene kadar kişilik bozukluğu görülme olasılığının 9 buçuk kat yükseldiğini ortaya koydu.&nbsp;</p>

<p>Araştırma çerçevesinde Helsinki'de yaşayan 3 bin 600 kadınla gebelikleri sırasında düzenli olarak görüşüldü. Kadınların bebeklerini 1975-1976 yıllarında dünyaya getirdiği, çocukların izleyen süreçte takip edildiği belirtildi.</p>

<p>Çocuklar 30 yaşına gelene kadar, hepsi yatarak tedavi gerektiren ağır vakalar olmak üzere 40'ına kişilik bozukluğu teşhisi koyuldu.</p>

<p>Araştırmacılar, gebelikleri sırasında ağır stres altında olduklarını ifade eden annelerin çocuklarında kişilik bozukluğu gelişme olasılığının 9 buçuk kat, orta seviyede strese maruz kalanların çocuklarında da 4 kat arttığını gözledi.</p>

<p>Annelerin maruz kaldığı stresin ilişki sorunları, sosyal faktörler ve psikolojik problemlerden kaynaklanıyor olabileceği belirtilirken, gebelikteki stresin çocukta kişilik bozukluğu riskini nasıl arttırdığının ise henüz bilinmediği kaydedildi.</p>

<p>Geçmişte yapılan çalışmalarda gebelikteki stres ile depresyon, endişe bozukluğu ve şizofreni arasında bağlantı olduğu ortaya koyulmuştu.</p>

<p>Uzmanlar, gebelik sırasında kadınların evde ve iş yerinde desteklenmesi, dinlenmelerinin ve nasıl hissettiklerini anlatmalarının sağlanması gerektiğine işaret etti.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>'Gebeler radyasyon nedeniyle güvenlik kapılarından geçmemeli'</h1>

<h4>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Parlakgümüş, gebelikte uçakla seyahatin sakınca oluşturmadığını belirterek, "Ancak, havaalanı güvenlik kapılarında radyasyon olduğu için güvenlik kapılarından geçilmemeli." dedi.</h4>

<p>Handan Güneş &nbsp; |25.08.2019</p>

<p><img alt="'Gebeler radyasyon nedeniyle güvenlik kapılarından geçmemeli'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/08/25/thumbs_b_c_1e9e5f1f0491cf9fab95bcfbc59a6306.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Medipol Mega Kadın Doğum ve Hastalıkları Bölümünden Doç. Dr. Ayşe Parlakgümüş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaz gebeliği ile beslenme, spor ve dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Gebelikte oluşan hormonal değişikliklere bağlı olarak gebelerin sıcaktan daha fazla etkilendiğini aktaran Doç. Dr. Parlakgümüş, "Gebelikte, mevsime uygun hafif, ince bol giysiler giyilmelidir. Mutlaka bol sıvı tüketilmelidir. Günde yaklaşık 2-3 litre arası sıvı alınmalıdır. Suyu sevmeyen gebeler suyun tadını değiştirmek için suyun içine tarçın, salatalık, limon dilimleri atabilir; açık, soğuk limonlu çay, ayran veya az şekerli komposto tüketebilir." bilgisini verdi.</p>

<p>Parlakgümüş, pişirme yöntemleri olarak daha çok ızgara ve haşlama tercih edilmesi gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:</p>

<p>"Yaz mevsimi meyve ve sebzenin çok çeşitli olduğu dolayısıyla bol vitamin almak için iyi bir dönemdir. Her türlü meyve sebzeden az miktarlarda tüketilerek vitamin ve besin ihtiyacı karşılanabilir. Sık yapılan hatalardan biri zararsız olduğu düşüncesiyle meyveyi gereğinden çok tüketmektir. Bazı yaz meyveleri mesela kiraz, incir, kavun, karpuz, üzüm çok şekerli olduğundan bu meyvelerin kalorileri oldukça yüksektir. Fazla tüketildiği takdirde fazla kiloya sebep olmaktadır. Günde 3 porsiyon meyve yemek yeterlidir."</p>

<h3>"Haftanın dört-beş günü 20-30 dakika spor yapılmalı"</h3>

<p>Doç. Dr. Ayşe Parlakgümüş, 3 porsiyon kalsiyum alınması gerektiğini, bunun da 3 bardak süt veya 3 kase yoğurda denk geldiğini belirterek, "Haftada 2 gün kırmızı et, iki gün balık tüketilmesi protein ve omega ihtiyacını karşılamaya yardımcı olur." dedi.</p>

<p>Erken doğum veya düşük riski olmayan tüm gebelerin egzersiz yapmasını önerdiklerini aktaran Parlakgümüş, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Yüzmek yazın yapılabilecek en güzel spordur. Eklemlere yük bindirmeden sırt ve bel ağrılarını rahatlatır. Fazla kilo alımını engeller. Ruhsal olarak da bir rahatlama sağlar. Yazın yapılabilecek diğer sporlar hafif tempolu yürüyüş, yoga veya pilatestir. Bu sporların haftanın dört-beş günü 20-30 dakika yapılması önerilir. Yoga ve pilatesin tüm hareketleri gebeler için uygun olmayabilir. Deneyimli bir eğitici eşliğinde yapılmalıdır."</p>

<p>Parlakgümüş, gebelikte soda tüketilmesinde sakınca olmadığını ancak katkılı olmayan sade sodaların tercih edilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Soda, mineraller bakımından zengin bir içecektir. Dolayısıyla kas kramplarına iyi gelir. Günde 2 taneye kadar içilebilir." ifadelerini kullandı.</p>

<h3>"Radyasyon olduğu için güvenlik kapılarından geçilmemeli"</h3>

<p>Parlakgümüş, erken doğum veya düşük riski olmayan gebelerin seyahat etmesini de sakınca olmadığını belirterek, "Gebeler kendi araçlarıyla seyahat edeceklerse mutlaka 2 saatte bir mola verip 10 dakika yürüyüş yapsın. Çünkü gebelikte pıhtı oluşumuna yatkınlık artar. Uzun süreli hareketsiz kalmak önerilmez. Yolculuk boyunca bol sıvı alınmalıdır." diye konuştu.</p>

<p>Araçla seyahat durumunda emniyet kemerinin mutlaka takılması gerektiğini dile getiren Parlakgümüş, emniyet kemerinin bir şeridinin kucaktan, bir şeridinin de karnın üstünden geçecek şekilde bağlanması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Parlakgümüş, gebelikte uçakla seyahatte sakınca olmadığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Ancak, havaalanı güvenlik kapılarında radyasyon olduğu için güvenlik kapılarından geçilmemeli. Bu sebeple de rapor gerekebilir. Bazı firmalar belirli gebelik haftasından sonra uçmak için yazılı izin istemektedirler. Uçakla yolculuk yapacak tüm gebelerin şirketlerin rapor isteyip istemediğini öğrenmesi ve buna göre uçuş öncesi takip oldukları hastaneden 'uçakla seyahat etmesine sakınca yoktur' raporlarını almaları önerilir. Uzun süreli uçak yolculuğuna çıkacak gebelerin mutlaka uçuş çorabı giymesi gerekir. Bu çoraplar basınçlı çoraplardır ve bacakta uzun süreli hareketsizliğe bağlı pıhtı oluşması riskini azaltır."</p>

<h3>"Gebeler leke oluşumuna yatkındır"</h3>

<p>Parlakgümüş, yaz mevsiminden en çok gebeliğin son ayında olan kişilerin etkileneceğini belirterek, "Çünkü ağırlaştıkları için daha çok ödemleri olur ve sıvı kaybına daha çok yatkın olurlar. Ancak kişi, haftaları erken olmasına rağmen eğer ikiz veya üçüzlere gebe ise veya tansiyon, şeker gibi bir hastalığı varsa yaz aylarında diğer gebeler kıyasla daha çok zorlanabilir." şeklinde konuştu.&nbsp;</p>

<p>Temiz olduğu sürece denize veya havuza girilmesinde gebeler için bir sakınca olmadığını dile getiren Parlakgümüş, "Havuzdan veya denizden çıktıktan sonra ıslak mayoyla oturulmamalı, mutlaka mayo hemen değiştirilmeli. Uzun süreli güneşlenme önerilmez. Gebelerin mümkün olduğu sürece kısa süreli güneşlenip daha sonra gölgede oturması gerekir. Sıcak termal havuz ve uzun süreli sauna kullanımı gebelere uygun değildir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Parlakgümüş, gebelerde leke oluşumuna yatkınlık oluştuğunu vurgulayarak, "Gebelik maskesi dediğimiz leke oluşumunun tedavi edilmesi güç olduğundan öncelikle engellenmesine çalışılmalıdır. Güneşe çıkarken en az 25 faktörlü bir güneş koruyucu uygundur." yorumunu yaptı.</p>

<p>Çalışmanın ayrıntıları "British Journal of Psychiatry" dergisinde yayımlandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Sep 2019 11:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/1935643620b1fff6e552662d546eb1c3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kilo, hareketsiz yaşam ve sigara kansere hazırlık</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kilo-hareketsiz-yasam-ve-sigara-kansere-hazirlik-6753</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kilo-hareketsiz-yasam-ve-sigara-kansere-hazirlik-6753</guid>
                <description><![CDATA[Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fikri İçli, "İnsanlar her yere arabayla gidiyor. Evden işe, işten eve araba. Eve gidince de sigara ve alkol tükettiklerini düşünürsek, bunların hepsi kansere hazırlık." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Kilo, hareketsiz yaşam ve sigara kansere hazırlık</h1>

<h4>Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fikri İçli, "İnsanlar her yere arabayla gidiyor. Evden işe, işten eve araba. Eve gidince de sigara ve alkol tükettiklerini düşünürsek, bunların hepsi kansere hazırlık." dedi.</h4>

<p>Aybüke İnal &nbsp; |01.09.2019</p>

<p><img alt="Kilo, hareketsiz yaşam ve sigara kansere hazırlık" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/09/01/thumbs_b_c_1e2350928616802779f7ca8e4edfcd79.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p><strong>Ufuk Üniversitesi</strong>&nbsp;Tıp Fakültesi Dekanı ve Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fikri İçli, fazla kilo, hareketsiz yaşam ve sigaranın&nbsp;<strong>kanser riski</strong>ni artırdığına işaret ederek, "İnsanlar her yere arabayla gidiyor. Eve gidince de sigara ve alkol tükettiklerini düşünürsek bunların hepsi kansere hazırlık." dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Fikri İçli, AA muhabirine, kanserden korunma yolları ile&nbsp;<strong>dengeli beslenme</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>egzersiz</strong>in önemine ilişkin açıklamada bulundu.</p>

<p>Kanserden korunmak için öncelikle sigara içilmemesi gerektiğini vurgulayan İçli, kanser vakalarının yüzde 50'sinin sigara kullanımından kaynaklandığını söyledi.</p>

<h3>"Şeker yediğinizde kanserli hücrelere büyüme hormonu etkisi yapıyor"</h3>

<p>İçli, sigara ve alkolden uzak durulması gerektiğini belirterek, "Bunlara dikkat edersek büyük ölçüde kanserden korunmuş oluruz." ifadesini kullandı.</p>

<p>Fazla şekerli gıda tüketiminin de hem genel sağlık açısından zararlı olduğuna hem de kansere yol açabileceğine dikkati çeken İçli, "Şeker enerji veriyor ve kanserli hücreler süratle çoğalıyor. Sonra insülin salgısını artırıyor. Şeker yediğinizde insülin de kanserli hücrelere büyüme hormonu etkisi yapıyor. Kanserli hastalara 'şekersiz beslenin' demek doğru değil ama fazla da şeker tüketmeyin." diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. İçli, fazla kiloların kanser riskini artırdığına da değinerek, "Kadınlarda menopoz sonrası kilo varsa meme kanseri riski biraz daha fazla oluyor. Meme kanseri, rahim ağzı kanseri; bunun gibi kanserler kilolu hanımlarda daha fazla görülüyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<h3>"Egzersiz yapın" önerisi</h3>

<p>Kilolu insanlarda insülin salgısının daha fazla olduğunu anlatan İçli, şöyle devam etti:</p>

<p>"Kilo istemiyoruz. Kilolu kişilerde insülin direnci oluşuyor. O direnci yenmek ve alınan gıdaların metabolizmasını sağlamak için daha fazla insülin gerekiyor. Bu da daha fazla kanserli hücre proliferasyonu yapıyor. Onun için kilo her açıdan zararlı. Kanseri önlemede kiloyu azaltmak, çok zayıf olmayı kastetmiyoruz ama optimal kiloda olmak faydalı."</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Sep 2019 16:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/d27d195b8a8a8d5d9edd912b30456a9e.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BUGÜN HİCRİ YILBAŞI VE MUHARREM AYI</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bugun-hicri-yilbasi-ve-muharrem-ayi-6749</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bugun-hicri-yilbasi-ve-muharrem-ayi-6749</guid>
                <description><![CDATA[İslam ümmeti, bu gece (31 Ağustos Cumartesi) itibarıyla Hicri 1440’ıncı seneyi tamamlayarak Hicri 1441. seneye ‘Bismillah’ diyecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>BUGÜN HİCRİ YILBAŞI VE MUHARREM AYI</h1>

<p>&nbsp;</p>

<blockquote>İslam ümmeti, bu gece (31 Ağustos Cumartesi) itibarıyla Hicri 1440’ıncı seneyi tamamlayarak Hicri 1441. seneye ‘Bismillah’ diyecek.</blockquote>

<p>&nbsp;</p>

<p>~~İslam ümmeti, bu gece (31 Ağustos Cumartesi) itibarıyla Hicri 1440’ıncı seneyi tamamlayarak Hicri 1441. seneye ‘Bismillah’ diyecek.</p>

<p>~~Hicrİ yılbaşı Müslümanlara, karanlıktan aydınlığa, cahiliyeden saadete, batıldan Hakk’a kalben, aklen ve bedenen intikal etmenin adı olan Hicret’i hatırlatıyor. Millî Gazete olarak İslam âleminin Hicri yılbaşını tebrik eder, mazlum İslam coğrafyası başta olmak üzere tüm insanlık için hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan (C.C.) niyaz ederiz.</p>

<p>MUHARREM AYI VE İSLAM TARİHİ'NİN EN ELEM VERİCİ KERBELA OLAYI</p>

<p>İslam Tarihi'nin en kanlı olayı Muaviye oğlu Yezit tarafından, 10 Muharrem Aşura günü Sevgili Peygamberimiz (sav)'ın torunu İmam Hüseyin (as) evlatları ve 71 yarenini sussuz ve acımasız bir şekilde&nbsp;Kerbela'da şehid edildiği gündür.</p>

<p>Selam olsun Kerbela Şehitlerine...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="http://www.belcikaaydinhaber.com/?act=show&amp;code=detail&amp;id=19082&amp;fbclid=IwAR3ZDxNvcQZFMR2L1EQXyJeGjUGCBjgkR9KHydjR0BZVpxMA8fiJFVX1XtQ">http://www.belcikaaydinhaber.com/?act=show&amp;code=detail&amp;id=19082&amp;fbclid=IwAR3ZDxNvcQZFMR2L1EQXyJeGjUGCBjgkR9KHydjR0BZVpxMA8fiJFVX1XtQ</a></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Sep 2019 14:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/73a320ced6b873b89b37ccdaad709399.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Spor yapan erkekler performans uğruna &#039;ölümü hiçe sayıyor&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/spor-yapan-erkekler-performans-ugruna-olumu-hice-sayiyor-6729</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/spor-yapan-erkekler-performans-ugruna-olumu-hice-sayiyor-6729</guid>
                <description><![CDATA[Spor yapan erkekler performans uğruna 'ölümü hiçe sayıyor']]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Spor yapan erkekler performans uğruna 'ölümü hiçe sayıyor'</h1>

<h4>Spor salonuna giden ve kas dokularını geliştirmek için performans artırıcı kullanan erkeklerin yüzde 74'ü, ürünlerin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini bilmelerine rağmen kullanmaktan vazgeçmiyor.</h4>

<p>Yeşim Sert Karaaslan &nbsp; |20.08.2019</p>

<p><img alt="Spor yapan erkekler performans uğruna 'ölümü hiçe sayıyor'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/08/20/thumbs_b_c_29344b639989cdab4f906a28486abf4f.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Rus araştırmacıların spor salonuna düzenli giden erkekler üzerinde yaptıkları araştırma, v<strong>ücut geliştirmek ve yağ yakmak uğruna</strong>&nbsp;kalıcı zararlara neden olan performans artırıcı ürünleri tüketmekten vazgeçmediğini ortaya koydu.</p>

<p>Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Avrupa Endokrinoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyada milyonlarca sağlıklı insanın tıbbi bir neden olmaksızın kas geliştirme, yağ yakma, fiziksel görünüşü iyileştirme, güç ve performansı artırma amacıyla çeşitli ürünler kullandığını söyledi.</p>

<p>Bu ürünlerin sağlığı tehdit ettiğinin altını çizen Yıldız, konunun artık bir toplum sağlığı problemi haline geldiğini vurguladı.</p>

<p>Yıldız, Dünya Anti-Doping Ajansı tarafından, bu ürünlerin atletler ve profesyonel sporcularda kullanımının uzun süredir yasaklandığını anımsatarak, bunların amatör olarak spor yapan kişiler tarafından da kas geliştirme, yağ yakma, fiziksel görünüşü iyileştirme, güç ve performansı artırma amacıyla kullanıldığını hatırlattı.</p>

<h3>"Ürünlerle ilgili bilgiler internet üzerinden ediniliyor"</h3>

<p>Fransa'nın Lyon şehrinde düzenlenen Avrupa Endokrinoloji Kongresi'nde sunulan, sporcularda performans artıran ürünlerin kullanımına ilişkin yapılan bilimsel araştırmanın sonuçları hakkında bilgi veren Yıldız, "Saint Petersburg Üniversitesi araştırıcılarınca yapılan çalışmayla, sporcularda performans artıran ürünlerin kullanımı incelendi. Çalışmaya düzenli olarak spor salonuna giden erkekler dahil edildi." dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Yıldız, araştırma kapsamında, katılımcılara yapılandırılmış bir soru formunun doldurulduğunu aktararak, "Araştırmaya göre, performans artıran ürünleri kullanan erkeklerin yüzde 74'ünü 22-35 yaş aralığındakiler oluşturdu. En çok kullanılan ürünün testosteron üzerinde etkili olduğu ve haftalık enjeksiyon şeklinde alındığı belirlendi. Katılımcıların yüzde 49'u bu ürünlerle ilgili bilgileri internetten edinirken, ürünleri kullananların yüzde 74'ü bunların olası yan etkileri ve uzun dönem zararlarını bildiklerini ancak yine de kullanmaya devam ettiklerini ifade etti. Ayrıca, katılımcıların yaklaşık yarısı bu ürünlerle ilgili bilgileri internet üzerinden edindiği belirtti." diye konuştu.</p>

<h3>"Erken ölüm riskini artırıyor"</h3>

<p>Araştırma sonucunun iki yönden endişe verici olduğuna değinen Yıldız, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>"Bunlardan birincisi kullanım oranının her 3 kişiden biri şeklinde çok yüksek olması, ikincisi de katılımcıların büyük çoğunluğunun bu ilaçların zararlarını bildiklerini belirtmeleri ve buna rağmen ilaç kullanımına devam etmeleri.</p>

<p>Çünkü, bu ürünler hekim bilgisi dışında kontrolsüz kullanıldığında sağlık üzerinde hem kısa hem uzun vadede olumsuz etkilere ve bağımlılık yaratma potansiyeline sahip. Söz konusu ürünler, erkeklerde saç dökülmesi, meme dokusunda büyüme, testislerde küçülme, sperm sayısında azalma, kısırlık, prostat kanseri, kadınlarda ise yüzde ve vücutta aşırı tüylenme, saç dökülmesi, ses kalınlaşması, göğüslerde küçülme, yumurtlama bozuklukları, ergenlerde büyüme ve gelişme geriliğine neden olabiliyor. Ayrıca, sinirlilik, öfke, paranoya, duygudurum bozuklukları, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon, böbrek ve karaciğer hasarına yol açabiliyor ve hatta erken ölüm riskini artırıyor."&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Aug 2019 01:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/315ed16fa03bd228330f013223da4f31.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şeker tüketiminin artması kanser riskini de artırıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/seker-tuketiminin-artmasi-kanser-riskini-de-artiriyor-6728</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/seker-tuketiminin-artmasi-kanser-riskini-de-artiriyor-6728</guid>
                <description><![CDATA[Şeker tüketiminin artması kanser riskini de artırıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Şeker tüketiminin artması kanser riskini de artırıyor</h1>

<h4>Fransa Kanser Enstitüsü, Paris Üniversitesi ve Fransa Halk Sağlığı Ajansı tarafından yapılan bilimsel araştırmayla, günlük şeker tüketiminin 100 mililitre artırılmasının bile kansere yakalanma riskini yüzde 18 artırdığı tespit edildi.</h4>

<p>Yeşim Sert Karaaslan &nbsp; |21.08.2019</p>

<p><img alt="Şeker tüketiminin artması kanser riskini de artırıyor " src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/08/21/thumbs_b_c_b9ed0917b32b8649a24f1c7455fba406.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gıdalara eklenmiş&nbsp;<strong>şeker</strong>, şekerli içecekler ve diyet ürünlerin sağlık üzerinde olumsuz etkileri olduğunu söyledi.</p>

<p>Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarla, şekerli içeceklerin önemli sağlık sorunları ile ilişkili olabileceğinin gösterildiğini ifade eden Şahin, özellikle işlenmiş gıdalarda yüksek fruktoz içeren mısır şurubu ve eklenmiş şeker kullanımının son 20 yılda hızla arttığını belirtti.</p>

<p>Şahin, "Özellikle meyve suyu tüketiminin sağlıklı olduğu algısı ile yoğun reklamlarla hem meyve sularının hem de şekerli gazlı içeceklerin çocuk ve genç erişkinlerde tüketim hızını artırdı. Araştırmalarla, bu tüketimin obezite, insülin direnci ve şeker hastalığı ile ilişkili olduğunu gösteren önemli bulgular saptandı. Özellikle günlük şeker tüketiminin artışının, şekerli içecekler ve diyet içeceklerin yoğun kullanılmasıyla ölüm riskinin arttığı tespit edildi." diye konuştu.</p>

<h3>Hazır meyve suyu tüketimine dikkat</h3>

<p>Şeker tüketiminin tip 2 diyabet, insülin direnci ve bazı&nbsp;<strong>kanser</strong>&nbsp;türlerinin gelişmesinde etkili olabildiğini belirten Şahin, yeni yapılan bilimsel araştırma sonucunun bunu doğruladığını söyledi.</p>

<p>Şahin, "British Medical Journal'da (BMJ), sonuçları yeni yayımlanan bilimsel araştırma ile günlük şeker tüketiminin artırılmasının kanser gelişiminde etkili olduğu gösterildi." dedi.</p>

<p>100 bin kişinin 9 yıl izlenmesi ile yapılan araştırma sonucunda, yaklaşık 100 mililitre günlük şekerli içecek tüketiminin artışıyla tüm kanser türleri için riskin yüzde 18, meme kanseri riskinin yüzde 22 arttığının tespit edildiğini aktaran Şahin, araştırmanın, hazır meyve suyu tüketiminin de kanser gelişimi açısından benzer bir etki yaptığını gösterdiği bilgisini verdi.</p>

<p>Araştırma ile az miktarda şeker tüketim miktarının artmasıyla kısa sürede kanser riskinin yükseldiğinin ortaya konduğunu vurgulayan Şahin, oysa şeker tüketiminin azaltılmasının kanserin önlenebilir en önemli sebeplerinden biri olduğunu ifade etti.</p>

<h3>"Şekerli gıda tüketimine ciddi sınırlama getirilmeli"</h3>

<p>İşlenmiş gıdalar yerine doğal ve mevsiminde yiyececeklerin tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Şurup, şeker gibi katkı bulunan hazır meyve sularının tüketiminden kaçınılmalı, bunun yerine meyveler mevsiminde bütün olarak kararınca yenilmeli. Mutlaka çocuk ve genç erişkinlerde şekerli gıda tüketimine ciddi sınırlama getirilmeli. Her ürünün etiketinde toplam şeker miktarı ve eklenmiş şeker miktarı mutlaka yer almalı. İşlenmiş yerine doğal gıdalar tüketilmeli. Gıda etiketlerindeki kalori miktarı okunabilir büyüklükte olmalı. Katkı, koruyucu ve çeşitli şurupları içeren diyet ürünlerden kaçınılmalı. Bunun yerine daha az ama ölçülü miktarda sağlıklı ürünler tüketilmeli."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Aug 2019 00:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/8b8bf46a12b91c1b0fadc48922d0d92a.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Estetik yaptırmak için kredi çekmek isteyen var&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/estetik-yaptirmak-icin-kredi-cekmek-isteyen-var-6718</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/estetik-yaptirmak-icin-kredi-cekmek-isteyen-var-6718</guid>
                <description><![CDATA[Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği İkinci Başkanı Özmen, "Türkiye'de estetik kaygılarla yapılan harcamalar arttı, kredi çekip ameliyat olmak isteyenler var." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Estetik yaptırmak için kredi çekmek isteyen var'</h1>

<h4>Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği İkinci Başkanı Özmen, "Türkiye'de estetik kaygılarla yapılan harcamalar arttı, kredi çekip ameliyat olmak isteyenler var." dedi.</h4>

<p>Eda Fatma Topçu &nbsp; |14.08.2019</p>

<p><img alt="'Estetik yaptırmak için kredi çekmek isteyen var'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/08/14/thumbs_b_c_acb474ed34993dd07d5d52ca28ad4048.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Türkiye bu alanda dünyada söz sahibi ülkeler arasındaki yerini alırken,&nbsp;<strong>Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği (TPRECD)&nbsp;İkinci Başkanı Prof. Dr. Selahattin Özmen</strong>, yapılan işlemler ve Türkiye ile dünya pazarına ilişkin AA muhabirine bilgi verdi.</p>

<p>Dünyadaki sağlık turizmine Türkiye'nin katkısının git gide arttığına işaret eden Özmen, son yıllarda daha fazla konuşulmaya başlanan estetik uygulamalar, plastik cerrahi ve rekonstrüktif işlemlerin de aynı ölçüde Türkiye'de yaygınlaşmaya devam ettiğini aktardı.</p>

<p>Özmen, doğuştan gelen anormal görüntülerin, sonradan olan hastalıkların ya da bozuk görüntülerin onarılmasının yanı sıra, insan ömrünün uzaması ve teknolojinin getirdiği estetik kaygılar nedeniyle hem Türkiye'de hem de dünyada, kişilerin cerrahi estetik ve cerrahi olmayan estetik işlemlere ilgisinin hızla arttığından bahsetti.</p>

<h3>"Burun eğriliği psikolojik olabilir"</h3>

<p>Özmen, plastik cerrahide Türkiye'nin dünyanın sayılı bir kaç ülkesinden biri olduğunu, dünyada ne yapılıyorsa, en iyisinin Türkiye'de de yapıldığını dile getirdi.</p>

<p>Selahattin Özmen, estetik cerrahi tarafında, sosyal medyanın hayata girmesiyle farkındalığın arttığını, kişilerin kendi fotoğraflarını çekmesinin, bir takım anormalliklerin daha fazla görülmeye başlamasına neden olduğunu aktardı.</p>

<p>Özçekimler, sosyal medya ve buna benzer trendler nedeniyle hataların algılanma oranının arttığını belirten Özmen, şunları anlattı:</p>

<p>"Buna bağlı olarak da, insanların talepleri arttı. Bu taleplerin bir gerçek olanları var bir de gerçek dışı olanları var. 'Hasta bana burnum eğri.' diye geliyor, bakıyorum evet eğri, bunu düzeltebiliriz ama bazılarına bakıyorum hiç bir sıkıntı yok, o zaman psikiyatrik bir sorun var demektir, onları asla ameliyat etmiyoruz. Ama bu hastaları da ameliyat edenler var sektörde. Bu hastalar suistimale çok açık. İhtiyacı yoksa bakıyorum, geri gönderiyorum, bu etiğe dikkat etmek lazım, çünkü bazı hastalar gerçekten çok ısrarcı.</p>

<p>Meslektaşlarımızın çok büyük kısmı bunu yapmaz ama bilerek veya bilmeyerek işlem yapanlar oluyordur. Bu hastaların yeri bıçaksız psikiyatri, biz kendimize bıçaklı psikiyatri diyoruz. Yapılan ufak tefek değişikliklerle, kişilerde yaşanan özgüven artışını bariz şekilde görebiliyoruz. Bu işi yapmak için psikoloji tarafına da hakim olmak gerek. Her ne kadar doğru bulmasam da sosyal medya uygulamaları, öz çekim gibi trendler, insanların estetiğe talebini ciddi şekilde artırdı."</p>

<h3>"Dünyanın en iyi burun yapan ülkesi, Türkiye"</h3>

<p>Özmen, Türkiye'de en fazla burun estetiği yaptırıldığını belirterek, "Burun bir numara, açık ara ilk sırada yer alıyor. Dünyanın en iyi burun yapan ülkesi biziz. Sonra sırayla meme büyütme, liposuction - yağ aldırma, meme küçültme, karın germe en fazla yapılan işlemler. Rekonstrüktif işlemlerde en fazla yaptığımız deri kanserlerine yönelik işlemler, erken yakalanırsa yüzde yüze yakını iyileşiyor. Cerrahi olmayan estetik uygulamalarda ise ilk sırada botoks ve dolgu geliyor." bilgilerini verdi.</p>

<p>Prof. Dr. Selahattin Özmen, Türkiye'deki estetiksel kaygılarla yapılan harcamaların arttığını aktararak, kredi çekip ameliyat olmak isteyenlerin olduğunu söyledi.</p>

<p>Bu gibi talepler karşısında kendilerinin işlemi kabul etmediğini aktaran Özmen, "Başka yere gidip yaptırıyor olabilir tabi ama ben böyle bir şeyin asla doğru olmadığını düşünüyorum. Bu konuda kişileri de uyarmak istiyorum, sadece estetik bir kaygıya her şeyi bağlamak doğru değil. Gerçekten ihtiyacı varsa başka bir durum ama minimal durumlar için kredi çekmeyi düşünecek kadar kaygı duymaya gerek yok." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Özmen, Türk insanının estetik için şu an minimum kişi başı 2 bin TL'den 100 bin TL'ye kadar bütçe ayırdığını, dünyada estetik operasyonlarda yaşanan yüzde 4'lük artışın, Türkiye'de daha fazla olduğunu söyledi.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>************************************************************************************************************************************************************************************</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Sağlık turistinin harcaması 2 bin doların üzerinde</h1>

<h4>TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, sağlık turizmi için 2018'de Türkiye'ye gelen 551 bin 748 ziyaretçinin, kişi başı ortalama 2 bin 13 dolar seviyesinde harcama gerçekleştirdiğini belirtti.</h4>

<p>Zeynep Kahveci &nbsp; |13.08.2019</p>

<p><img alt="Sağlık turistinin harcaması 2 bin doların üzerinde" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/08/13/thumbs_b_c_16c29dc4800d64ee2d0c2f69f91670de.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (<strong>TÜRSAB</strong>) Başkanı Firuz Bağlıkaya, AA muhabirine, Türkiye'de son yıllarda önemli adımlar atılan&nbsp;<strong>sağlık turizmi</strong>ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Uluslararası alanda, kişi başı sağlık turizmi harcamasının 6 bin 500 dolar seviyesinde, medikal sağlık turizmi pazarının oluşturduğu büyüklüğün ise 100 milyar dolar düzeyine ulaştığını belirten Bağlıkaya, geçen yıl Türkiye'ye sağlık ve tedavi amacıyla gelen 551 bin 748 ziyaretçinin, kişi başı ortalama 2 bin 13 dolar seviyesinde harcama gerçekleştirdiğini aktardı.</p>

<p>Bağlıkaya, turistik amaçlı gelip özel hastane ya da sağlık merkezlerinde saç ekimi, estetik müdahale gibi operasyon geçirenler, 3'üncü yaş turizmi kapsamında ve termal tesislerden faydalanmak amacıyla ülkeye gelenler de eklendiğinde, Türkiye'nin sağlık turizmi alanındaki gelirlerinin geçen yıl itibarıyla yaklaşık 2 milyar dolar seviyesinde olduğunu ifade etti.</p>

<h3>"Sağlıkta 'Türkiye' markası daha fazla tanıtılmalı"</h3>

<p>Bağlıkaya, Türkiye'nin sağlık turizminden aldığı payı her yıl yaklaşık yüzde 25 artırdığına işaret ederek, bu alandan elde edilen geliri dünya sıralamasında en üst seviyeye çıkarmak için "Türkiye" markasının daha fazla tanıtılmaya ve pazarlanmaya ihtiyacı olduğunu belirtti.</p>

<p>Sağlık turizmi için ülkeye gelen bir turistin, normal turistin üç katından daha fazla para harcadığını aktaran Bağlıkaya, Sağlık Bakanlığı'nın 2023 hedefleri arasında tıbbi tedavi amaçlı olarak ülkemize gelen ziyaretçi sayısının 1,5 milyona yükseltilmesi ve sağlık turizmi gelirinin ise en az 5 kat artırılarak 10 milyar dolara ulaştırılması olduğunu hatırlattı.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye'nin dünyada ABD, Almanya, Tayland, Hindistan'ın ardından en çok uluslararası hasta ağırlayan 5'inci ülke olduğuna dikkati çeken Bağlıkaya, "Ülkemize sağlık turizmi kapsamında en çok turist Azerbaycan, Almanya, İngiltere, Gürcistan ve İran'dan geliyor. Bu ülkeleri İspanya, Hollanda, Bulgaristan, Fransa, Rusya, ABD, İtalya, Yunanistan, İsveç gibi ülkeler takip ediyor." dedi.</p>

<h3>"Hasta sayısı yaz aylarında artış gösteriyor"</h3>

<p>Bağlıkaya, Türkiye'nin sağlık turizmi alanındaki avantajlarına da değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:&nbsp;</p>

<p>"Türkiye, Avrupa, Orta Doğu ve Körfez ülkelerine yakınlığı itibarıyla avantajlı bir konuma sahip. Bunun yanında iklim, kültürel zenginlik, fiyat avantajları, sağlık hizmetlerinin kalitesi, eğitimli ve konusunda uzman sağlık ekipleri ve ulaşımı ağı açısından da çok sayıda avantajımız var. Medikal turizm, SPA, wellness, termal sağlık turizmi, spor turizmi, 3'üncü yaş ve engelli turizmi açısından olağan üstü avantajlı bir konumdayız. Dolayısıyla her kesime hitap edebilecek ürün ve hizmet niteliğine sahibiz."</p>

<p>Türkiye'de sağlık turizminin gelişmesiyle özellikle lazerle göz ameliyatları, diş, implant, saç ekimine ilginin artığını belirten Bağlıkaya, tedavi için gelen hastaların sayısının yaz aylarında artış gösterdiğini, bunun bir nedeninin "Tedavi amaçlı gelenler iyileşme sürecinde şehir turlarına katılması" olduğunu söyledi.</p>

<p>Bağlıkaya, "Edindiğimiz bilgilere göre kadınlar özellikle bölgesel yağ alma operasyonları diye tabir edilen liposuction, burun estetiği, farklı estetik ameliyatları için taleplerle geliyor. Erkeklerde ise saç ekimi ön plana çıkıyor." ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Sağlık turistlerine tavsiyeler</h3>

<p>Medicana Sağlık Grubu Uluslararası Hasta Merkezi Direktörü Dr. Murat Kaya da son dönemde sosyal medyanın sağlık turizmi alanında çok güçlü bir iletişim aracı haline geldiğini belirterek, bu kapsamda Türkiye'ye gelen birçok misafirin, sosyal medya üzerinden teklif aldığını söyledi.</p>

<p>Sağlık hizmetini sosyal medya üzerinden satın almak isteyen misafirlere tavsiyelerde bulunan Kaya, şunları kaydetti:</p>

<p>"Dikkat edilmesi gereken en önemli hususlar, verilecek sağlık hizmetinin hangi kurumda verildiği, kurumun bu hizmetin ne kadar arkasında durabileceği, kurumsal bir yapısının olup olmadığı, ilgili hekiminin yasal prosedürler kapsamında kayıtlı olup olmadığı olarak belirtilebilir. Yine ilgili aracının dışında, sağlık hizmeti kapsamında hizmet sunucusunun yurt dışından ilgili sağlık hizmeti kapsamında ne kadar tercih edilebilir olduğunun ve ne kadar tecrübesinin olduğunun araştırılması da son derece önemlidir."</p>

<p>Özellikle merdiven altı diye tabir edilen kurum ve kuruluşlarda yapılan işlemlerin, sunulan paket kapsamındaki sağlık hizmeti dışındaki içeriklerin cazip olmasının sağlık hizmetinin kalitesini göstermediğini vurgulayan Kaya, "Yapılacak her işin bir maliyeti ve değeri vardır. Bu sebeple en önemli uyarımız, aynı işlem için 3-4 farklı kurumdan fiyat teklifi almaları ve karşılaştırmalarıdır. Mümkünse işlem öncesi hekim ile iletişim kurulup yapılacak işlemin detayları hakkında hekimden bilgi alması olası sorunların önüne geçecektir." diye konuştu.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Aug 2019 13:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/f7bfe63e9c8cb0e896d11f139481053f.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayram sonrası beslenme önerileri</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bayram-sonrasi-beslenme-onerileri-6717</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bayram-sonrasi-beslenme-onerileri-6717</guid>
                <description><![CDATA[Diyetisyen Ceyda Nur Çakın, Kurban Bayramı'nda çeşitli ikramlıklar ve fazla et tüketimi dolayısıyla bozulan beslenme şeklinin, bayram sonrasında et tüketimini azaltıp düzenli beslenerek telafi edilebileceğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Bayram sonrası beslenme önerileri</h1>

<h4>Diyetisyen Ceyda Nur Çakın, Kurban Bayramı'nda çeşitli ikramlıklar ve fazla et tüketimi dolayısıyla bozulan beslenme şeklinin, bayram sonrasında et tüketimini azaltıp düzenli beslenerek telafi edilebileceğini söyledi.</h4>

<p>Aybüke İnal &nbsp; |14.08.2019</p>

<p><img alt="Bayram sonrası beslenme önerileri" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/08/14/thumbs_b_c_96c0f67af7ba1ede72b6dfc77080be59.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p><strong>Bayram</strong>larda beslenme konusunda yapılan tatlı kaçamaklar, bayram sonrasında pişmanlığa dönüşebiliyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Diyetisyen Ceyda Nur Çakın,</strong>&nbsp;bayram sonrasında beslenme konusunda dikkat edilmesi gereken noktaları AA muhabirine anlattı.</p>

<p>Beslenme alışkanlığındaki kısa süreli değişikliğe işaret eden Çakın, bunun uzun süre devam etmediği takdirde telafi edilebileceğini ve şok diyetlere gerek olmadığını belirtti. Çakın, "Bayram dört gün sürdüğü için bayramda yediklerinizi doğru beslenerek telafi edebilirsiniz. Beslenme alışkanlıklarınıza döndüğünüzde vücut kısa sürede eski halini alıyor." dedi.</p>

<p>Neyin fazla, neyin az tüketildiğinin tespit edilmesiyle beslenme şeklinin düzene gireceğini vurgulayan Ceyda Nur Çakın, şunları söyledi:</p>

<p>"Örneğin, bayramda kırmızı et ve kızartma türevi yiyeceklere ağırlık verilmişse, bayramdan sonra en azından kırmızı et bir porsiyonla sınırlandırabilir, geri kalan öğünlerde de daha çok sebzelere yer verilebilir ya da bayramda şeker ilaveli meşrubatlar ile şerbetli tatlı tüketimi artmış olabilir. Bayramdan sonra mümkün olduğunca tatlı tüketmemeye veya tatlı ihtiyacımızı meyvelerle karşılamaya çalışabiliriz."</p>

<h3>"Ekmek yemeyi kesmek tatlı ihtiyacının artmasına sebep oluyor"</h3>

<p>Çakın, kilo aldığını fark eden insanların genellikle ekmek yemeyi kestiğine ancak bunun tatlı ihtiyacının artmasına sebep olduğuna da dikkati çekerek şöyle devam etti:</p>

<p>"En azından her öğünde tam buğday, çavdar ekmeği gibi sağlıklı bir karbonhidrat kaynağına yer verebilir veya ekmek tüketmekten hoşlanmıyorsak bulgur, tam tahıllı makarna ya da salataların üzerine eklediğimiz haşlanmış kara buğday gibi yine konfleks karbonhidratlarla günlük enerji alımımızı daha dengede tutabiliriz. Böylece hem tatlı isteğimiz azalır hem bayram sonrası lif alımının azalmasıyla kabızlık şikayeti yaşanmasının önüne geçilir. Bunlarla, bağırsaklarımızın aktive olmasını sağlayacak lifli bir beslenme sağlamış oluyoruz. Bir de bayram sonrası ana öğünlerimizin pişmiş sebzelerden oluşması, özellikle öğlen ve akşam yemeklerinde mutlaka yemeklerimizin yanında yeşil yapraklı sebzelerden yapılmış salataların yer alması bayram boyunca eksik kalan lif alımını, vitamin mineral alımını tamamlamak için etkili olacaktır."</p>

<p>Fazla protein tüketimine bağlı olarak bağırsaktaki yararlı bakterilerin azaldığını aktaran Çakın, "Bu bakterileri artırmak için yoğurt, kefir gibi probiyotik gıdalara mutlaka günlük beslenmemizde yer vermek gerekiyor. Eğer yapamıyorsak probiyotik takviyelerine başvurulabilir. Fakat probiyotik takviyesi kullanılacaksa mutlaka bir uzman görüşü alınmalı. Çünkü şu an piyasada çok fazla sayıda probiyotik var. Doğru seçim yapmak bu noktada önemli." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bayram sonrası sıvı tüketimine de özen gösterilmesi gerektiğini aktaran Çakın, "Günde en az iki buçuk litre su içmek, meyveleri kabuklu şekilde tüketerek posa alımını artırmak, öğünlerimizde mutlaka çiğ sebzelere yer vermek, özellikle kayısı, erik gibi posalı yiyeceklere ağırlık vermek gerekiyor." diye konuştu.</p>

<h3>"Kilo alımının dört günde tartıya yansıması mümkün değil"</h3>

<p>Çakın, bayramın yaz aylarına denk gelmesiyle ödem ve şişkinlik şikayetlerinin de artabileceğini ifade etti.</p>

<p>Kilo alımının dört günde tartıya yansımasının fizyolojik olarak mümkün olmayacağını aktaran Çakın, "Kişi bayramdan sonra tartıdaki kilo artışını görünce 'Dört günde üç kilo almışım' diye düşünebiliyor ama bu çok mümkün olmuyor. Genellikle kırmızı et tüketimi, yemeklerin içinde tuz olması ve sıcak havalardan kaynaklanan su kaybı gibi sebepler ödem oluşmasına yol açıyor. Yani orada hemen bir kilo ve yağ artışı olmuyor." dedi.</p>

<p>Çakın, bayram sonrası ödem şikayeti olan kişilere çeşitli tavsiyelerde bulunarak, "Ödemi çözmek için günde iki fincan yeşil çay içilebilir, su tüketimi iki buçuk litrelere kadar artırılabilir. Maydanoza, yeşil yapraklı sebzelere yer verilebilir. Ananas kullanılabilir. Ananas, ödem attırıcı etkisiyle bilinen güzel bir meyvedir. Tuz tüketimi bayram sonrası sınırlandırılırsa bu da ödem şikayetinin çözülmesinde yardımcı olacaktır." diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Aug 2019 13:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/09a1b5ecef9dff63ecc7dcca58dc0dcb.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika&#039;da 18 yaşın altındakilere tütün satışı yasaklanacak</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-18-yasin-altindakilere-tutun-satisi-yasaklanacak-6716</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcikada-18-yasin-altindakilere-tutun-satisi-yasaklanacak-6716</guid>
                <description><![CDATA[Belçika'da sigara yasaklarına ilişkin yeni düzenlemelere göre, 16 yaşından küçükler için uygulanan tütün satışı yasağına ilişkin yaş sınırı 18'e çıkarılacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Belçika'da 18 yaşın altındakilere tütün satışı yasaklanacak</p>

<p>BRÜKSEL (AA) - Belçika'da sigara yasaklarına ilişkin yeni düzenlemelere göre, 16 yaşından küçükler için uygulanan tütün satışı yasağına ilişkin yaş sınırı 18'e çıkarılacak.</p>

<p>Belçika medyasındaki haberde, kasımdan itibaren uygulanacak yeni düzenlemenin, tüm tütün ürünlerini ve elektronik sigaraları kapsayacağı bildirildi.</p>

<p>Buna göre, 18 yaşın altındakilere sigara satan satış noktaları, 200 ile 2000 avro arasında cezaya çarptırılacak.</p>

<p>Belçika'da, Catholique de Louvain Üniversitesince 2013-2018'de yapılan araştırmada, 14 ile 16 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 18'inin "haftada en az bir kere", yüzde 12'sinin ise "günlük" olarak sigara içtiği kaydedilmişti.</p>

<p>Belçikasigara yasaklarına ilişkin yeni düzenlemeTütünyasak</p>

<p><strong>Muhabir&nbsp;</strong>Yusuf Hatip</p>

<p><strong>Redaktör&nbsp;</strong>İlkay Güder</p>

<p><strong>Yayınlayan</strong>&nbsp;Hüseyin Gazi Kaykı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 Aug 2019 18:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/589a8abe0af0f8f804217e1f87c331b1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş yanığına 3 adımda müdahale</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gunes-yanigina-3-adimda-mudahale-6710</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gunes-yanigina-3-adimda-mudahale-6710</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Yastı, "Yanık alanı için yapılması gereken, günde 2 ya da 3 defa duş almaktır. Yanık sebebiyle kuruyan cildin gerginliğini ortadan kaldırmak için saf zeytinyağıyla masaj yapılması deriyi rahatlatacak, hastanın acısını dindirecektir." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Güneş yanığına 3 adımda müdahale</h1>

<h4>Prof. Dr. Yastı, "Yanık alanı için yapılması gereken, günde 2 ya da 3 defa duş almaktır. Yanık sebebiyle kuruyan cildin gerginliğini ortadan kaldırmak için saf zeytinyağıyla masaj yapılması deriyi rahatlatacak, hastanın acısını dindirecektir." dedi.</h4>

<p>Duygu Yener &nbsp; |03.08.2019</p>

<p><img alt="Güneş yanığına 3 adımda müdahale " src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/08/03/thumbs_b_c_299b2c0e2091d6f9b8576b90aa0ebb8a.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p><strong>Ankara Şehir Hastanesi Yanık Tedavi Merkezi Sorumlu Hekimi Prof. Dr. Ahmet Çınar Yastı,</strong>&nbsp;<strong>güneş yanıklarına&nbsp;</strong>karşı yapılabilecek en basit müdahalenin&nbsp;<strong>ağrı bölgesine ıslak havlu, kuruyan cilde zeytinyağı,&nbsp;</strong>sıvı kaybını önlemek için de en az&nbsp;<strong>3 litre su tüketmek</strong>&nbsp;olduğunu söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Ahmet Çınar Yastı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, güneş yanıkları ve tedavi uygulamaları hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Güneş yanıklarının en iyi tedavisinin bütün yaralanmalarda olduğu gibi korunmak olduğunu ifade eden Yastı, bu konuda da dermatoloji uzmanlarının uyarılarının dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Güneş yanıklarının genellikle birinci derece yanıklar olduğunu aktaran Yastı, güneşe uzun süre maruz kalınmasının doğru tedavi edilmediğinde ikinci dereceye varan yanıklara sebep olabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. Yastı, su toplamasına yol açmayan güneş yanıklarında derinin üst tabakasının kurumasına bağlı olarak ciltte gerginlik ve kuruluk yaşandığını dile getirerek, "Söz konusu bölgede inanılmaz bir ağrı ve acı ortaya çıkar. Ağrıyı gidermek için de yapılması gereken en önemli şey, güneş yanığı olan bölgelere ıslak, suyu sıkılmış havlu koymaktır. Yanık bölgesine yapılan ıslak havlu uygulamasının da en az 15 dakikada bir tekrar edilmesi gerekir." dedi.</p>

<h3>"Yanık bölgesine diş macunu, salça ve buz sürmeyin"</h3>

<p>Yastı, güneş yanığı oluşan kişinin vücudunda ciddi su kaybının da yaşandığına dikkati çekerek, "Bu hastalarda baş dönmesi bazen de bayılma vakalarını görürüz. Bazen sıvı tedavisi uyguladığımız hastalar da olur. Bunu engellemek için güneş yanığı olan kişinin günlük 3 litrenin üzerinde su içmesi gerekir. Islak havlu uygulaması, hastanın ağrısını biraz dindirir ancak bu durum kalıcı olmayacaktır. Bunun için yağlı yara merhemleri devreye girecektir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Güneş yanığı için en basit uygulamaların başında ıslak havlunun geldiğini belirten Yastı, "Yanık alanına parfümlü ve kokulu olmayan yağlı kremlerin kullanılması da uygundur. Yanık bölgesine salça, diş macunu gibi ürünleri kesinlikle sürmeyin. Yanık alanına buz uygulaması da o alanda donuklar oluşturur. Yapılması gereken, günde 2 ya da 3 defa duş almaktır. Yanık sebebiyle kuruyan cildin gerginliğini ortadan kaldırmak için saf zeytinyağıyla masaj yapılması deriyi rahatlatacak, hastanın acısını dindirecektir." bilgisini verdi.</p>

<h3>"Güneş yanığı deyip geçmeyin"</h3>

<p>Deride su toplamasının ikinci derece yanık anlamına geldiğini ifade eden Yastı, yanık alanında oluşan su keseciklerinin açık yaraya çevrilerek günlük pansuman yapılabileceğini ya da enjeksiyon yardımı ile su toplayan bölgenin boşaltılabileceğini anlattı.</p>

<p>Yastı, daha derin yanıklarda hastanede yatarak tedavi uygulandığını belirterek, "İyileşme süresi 3 haftayı geçen yaralarda kalıcı renk farklılıkları ve hareket kısıtlığı görülebilir. O yüzden güneş yanığı deyip geçmemek lazım. Islak havlu ile nemi sağlamak ve bulunduğunuz yerde hiçbir ilaç yoksa zeytinyağı ve yağlı kremle yara alanının kurumasını engellemek gerekir. Cilt bağışıklık sistemi ve sıvı dengesi için gereklidir. Vücudun bir bölgesi yandığında bu fonksiyonlarda bozuluyor. Yanık vakaları her yaş grubu için tehlikelidir. Bu nedenle, korunma çok önemli." diye konuştu.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Aug 2019 11:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/81cbdba5951c0f8bbd2375a9b5c6effc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Vücutta biriken kimyasallar çok yeme nedeni&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/vucutta-biriken-kimyasallar-cok-yeme-nedeni-6684</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/vucutta-biriken-kimyasallar-cok-yeme-nedeni-6684</guid>
                <description><![CDATA['Vücutta biriken kimyasallar çok yeme nedeni']]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Vücutta biriken kimyasallar çok yeme nedeni'</h1>

<h4>Uzmanlar vücutta biriken kimyasal maddelerin zamanla metabolizmayı olumsuz etkilediği konusunda uyarıyor.</h4>

<p>Handan Güneş &nbsp; |19.07.2019</p>

<p><img alt="'Vücutta biriken kimyasallar çok yeme nedeni'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/07/19/thumbs_b_c_5cf90cc829a2453011c7390dab5d5912.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Medicana International İstanbul Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yıldız Melek Aksoylu, detoks yaparak zararlı olan toksik maddelerin veya atıkların vücuttan uzaklaştırıldığını söyledi.</p>

<p>Aksoylu, "Bu kimyasal maddeler zamanla birikerek toksik etkiler gösterir, bu da metabolizmayı olumsuz etkiler. Kan dolaşımını yavaşlatır, vücutta ödem ve şişkinlikler başlar, cilt bozuklukları ortaya çıkar, oksijen ve besin maddeleri hücrelere ulaşamaz. Böylece, daha çok yemek isteriz. Toksik olan bu kimyasal maddeler kanser, obezite, depresyon, endokrin ve hormonal sorunlar, diyabet gibi birçok kronik hastalığında oluşumunu tetikler. Detoks yapan bireylerin ilk amacı kilo kaybı değil yenilenmek olmalı. Temizlenen metabolizma daha hızlı çalışır. Yenilenir, canlanır. Bu da dolaylı olarak kilo vermeyi destekler."</p>

<p>Aksoylu, "Bir şey kirli olduğunda temizlemek isteriz. Temizlenen şey her zaman daha ışıldar, parlar. Vücut da böyle. Metobolizmada da beslenme, çevre ve hava faktörlerine bağlı birikme oluyor. O biriktikçe metobolizma hızını düşürüyor. Detoksta amacımız metobolizmayı hızlandırmak, temizlemek, arındırmak. Kişiyi sağlığına kavuşturmak."</p>

<p>Aksoylu, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Detoks yılda 2 kere nisan ve ekim aylarında yapılabilir. Kişiye göre değişse de 3-4 gün yeterli oluyor, çok uzun süre önermiyoruz. Sadece sıvı detokslar kişileri zorluyor, o yüzden maksimum bir günlük yapılabilir. Öğün alımı kişiye göre değişir. İlla 3 ana, 3 ara öğün diye bir kaide yok. Eskiden diyet denince akla o gelirdi. Bunlar artık tarih oldu. İsterse 2 ana öğün, 1 ara öğün beslenilebilir."</p>

<h3>"Kahvaltı yapılmak zorunda değil"</h3>

<p>Salataya ya da içe suyunun içine bir miktar doğal elma sirkesi ilave etmenin bağırsak sağlığı için oldukça faydalı olduğuna işaret eden Aksoylu, "Kişi kahvaltı yapmadan dengesini koruyabiliyorsa kahvaltı yapmak zorunda değil. Beyin, enerjisini her şekilde buluyor. Kişi kahvaltı yapmadan bir problemi yoksa böyle devam edebilir. Güne çok fazla şeker alarak başlayanların şeker isteği daha fazla oluyor. Şeker alım oranı, bir sonraki gün şeker isteğini tetikliyor." şeklinde konuştu.</p>

<p>Aksoylu, detoksun 30 dakikalık yürüyüşlerle desteklenmesi gerektiğine dikkati çekerek, "Detoks yapın temizlenin. İyi bir metobolizma için detoks çok etkili. Yapılabiliyorsa her birey yapmalı." yorumunu yaptı.</p>

<p>Aksoylu, detoksun püf noktalarına ilişkin şunları sıraladı:</p>

<p>"En önemli noktası bol su ve sıvı tüketmektir. Su tüketimine ek olarak sebze, meyve ve bunların sularını içermelidir. Haşlanmış kurubaklagil ve tam tahıl ürünleri muhakkak yer almalıdır. Bağırsaklarınızın sağlığı için probiyotik ve prebiyotik içeren takviye ve besinler kullanılmalıdır. Bitki çaylarından muhakkak faydalanmalısınız. Düzenli uyku ve düzenli egzersiz yapılmalı, hatta saunaya gidilmeli. Alkol ve sigaradan uzak durulmalı."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jul 2019 13:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/8c5912390659273f596a227ca042c006.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Güneş gözlüğü seçiminde cam rengi önemli&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gunes-gozlugu-seciminde-cam-rengi-onemli-6683</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/gunes-gozlugu-seciminde-cam-rengi-onemli-6683</guid>
                <description><![CDATA['Güneş gözlüğü seçiminde cam rengi önemli']]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Güneş gözlüğü seçiminde cam rengi önemli'</h1>

<h4>Prof. Dr. Baykara "Güneş gözlüklerinde renkler var, renk çok önemli. Farklı güneş gözlüğü renklerine ihtiyacımız olabilir. Bunu bir göz hekimine danışarak eğer uygunsa örneklerle deneyerek karar vermek en doğrusu." dedi.</h4>

<p>İsmail Özdemir &nbsp; |20.07.2019</p>

<p><img alt="'Güneş gözlüğü seçiminde cam rengi önemli'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/07/20/thumbs_b_c_7614a7f3aecf4d4046cbdf45ac34d634.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>Bursa</h6>

<p><strong>Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Baykara,&nbsp;</strong>"<strong>Güneş gözlüklerinde</strong>&nbsp;renkler var, renk çok önemli. Gözünüzün rahatsızlıkları, gerekse de yaşadığınız ortam nedeniyle farklı&nbsp;<strong>güneş gözlüğü renklerine&nbsp;</strong>ihtiyacımız olabilir. Bunu bir göz hekimine danışarak eğer uygunsa örneklerle deneyerek karar vermek en doğrusu." dedi.</p>

<p>Uzmanlar, güneş gözlüğüne ihtiyacın arttığı yaz günlerinde cam rengine dikkat edilmesi konusunda uyardı.</p>

<p>UÜ Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Baykara, güneş gözlüğü seçiminin göz sağlığı açısından önemli olduğunu vurguladı.</p>

<p>Baykara, dünyanın güneşten gelen ışıkla aydınlandığını hatırlatarak şöyle konuştu:</p>

<p>"Bu gelen ışığın içinde çok geniş bir spektrum var. Biz aslında çok dar bir alanı görebiliyoruz, 400-700 nanometre arasını görebiliyoruz. Bu 400'ün altında olan kısım ultraviyole kısım var, burada A,B,C ultraviyoleler var. Ultraviyole ağı zaten atmosferde tutulduğu için çok fazla içeri geçmiyor dünya yüzeyine ama B ve C'nin yüzde 10'u geliyor. Bu yüzde 10 gelen kısım insan gözüne, cilt de dahil olmak üzere zararlı olabiliyor. Bunun dünya yüzeyindeki ülkelerin yerleşimlerine göre farklı derece etkileri olabiliyor. Dolayısıyla bunu engellemek daha doğrusu blokaj önemli. Güneş gözlüğü seçmede en önemli faktör, ultraviyole blokajının var olması. Farklı ülkelerde farklı standartlar var. 380-400 nanometrenin altını bloke eden gözlükler öneriliyor. İran'da yapılmış 2015'te bir çalışma var; piyasada satılan ve gözlükçülerden alınan güneş gözlüklerine bakıldığında çok çok az bir kısmının ultraviyoleden koruduğu gösterilmiş."</p>

<p>Güneş gözlüğünün, alından 6 milimetreden daha uzak olmaması gerektiğini aktaran Baykara, aksi takdirde etraftan ultraviyolenin göze ulaşabildiğini belirtti.</p>

<h3>"Güneş gözlüğü seçiminde cam rengi önemli"</h3>

<p>Güneş gözlüklerinde farklı renkte camların kullanıldığını ve renk seçiminin önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Baykara, şunları aktardı:</p>

<p>"Güneş gözlüklerinde farklı renkler var, gri, siyah, kahverengi gibi. Kahverengi en çok tercih edilenlerden biri. Kahverengi baktığınız objelerde bir miktar renk değişimi yapabilir. Örneğin çok yeşillikli bir ortama gidecekseniz yeşil filtreli güneş gözlükleri daha iyiyken, çöl gibi bir ortama gidecekseniz daha çok kahverengili renkleri tercih etmek gerekir. Güneş gözlüğünün sadece ultraviyole koruması yok. Farklı renkleri var, şekilleri var. Gerçekten yüzümüze uygun, gözün tamamını koruyan tarzda gözlüklere ihtiyaç var. Güneş gözlüklerinde renkler var, renk çok önemli."</p>

<h3>"Uzun yol şoförleri koyu renk güneş gözlüklerinden kaçınmalı"</h3>

<p>Gözdeki rahatsızlıklardan ve yaşanan ortamlardan dolayı farklı güneş gözlüğü renklerine ihtiyaç olabileceğine dikkati çeken Baykara, "Göz hekimine danışarak eğer uygunsa örneklerle deneyerek karar vermek en doğrusu. Gözlüklerde mutlaka ultraviyole koruması olması gerekir. Gözünüzde ufak bir renk bir problemi varsa, güneş gözlüğünüzün rengine göre trafik ışıklarını göremeyebilirsiniz. Araçlardaki cam ve ekranlar çok önemli. Yeni nesil araçlarda camlar yüksek teknolojili. Güneş gözlüğünü bu camlara göre seçmek de gerekiyor. Özel camlı araçlar kullanan kişilerin polarize camlı güneş gözlüğü kullanmaması gerekiyor. Polarize cam, ışıklı göstergeleri görmekte sıkıntı yaşatabilir. Uzun yol şoförlerinde koyu renk güneş gözlükleri uykuya meylettirdiği için koyu renkten kaçınmak gerekiyor." dedi.</p>

<h3>"Kişinin birden çok güneş gözlüğüne ihtiyacı olabilir"</h3>

<p>Ultraviyole korumasız ve koyu renkli güneş gözlüklerinin en önemli etkilerinden birinin, gözün yüzeyine ultraviyolenin ve ışıkların girmesi olduğunu aktaran Prof. Dr. Mehmet Baykara, bunun da çeşitli zararları bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Güneş gözlüğü seçiminde bir diğer önemli etkenin ultraviyole koruması bulunması olduğunu ifade eden Baykara, "Günümüzün teknolojik ortamında çok gündeme gelmemiş olabilir. Özellikle LED ve LCD ekranlarda kişiler, özellikle polarize güneş gözlükleriyle sıkıntı yaşayabilirler, cep telefonu ekranını görmekte veya başka bir ekranı görmekte. Yeni jenerasyon otomobillerde de ekranlar değişti. Eğer otomobilin içinde polarize bir güneş gözlüğü kullanıyorsanız ekranın zaman zaman silindiğini görebilirsiniz. Dolayısıyla belki kişinin birden çok güneş gözlüğüne ihtiyacı olabilir yani tatile giderken aracın içinde kullanacağınız güneş gözlüğüyle, deniz kenarında çok yansıma olacağı için orada bir polarize güneş gözlüğüne ihtiyacınız olacaktır." değerlendirmesinde bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jul 2019 13:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/c21cd0c8bb83a8734c6634c3589129da.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Çocuklarda yaz hastalıklarına dikkat&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarda-yaz-hastaliklarina-dikkat-6682</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarda-yaz-hastaliklarina-dikkat-6682</guid>
                <description><![CDATA['Çocuklarda yaz hastalıklarına dikkat']]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Çocuklarda yaz hastalıklarına dikkat'</h1>

<h4>Doç. Dr. Özkan "Solunum yolu ve orta kulak enfeksiyonları yazın baş ağrıtır. Damlacık enfeksiyonu olarak nefes yoluyla vücuda giren mikroplar, üst solunum yolu, boğaz enfeksiyonu yapabilir." dedi.</h4>

<p>Musab Turan &nbsp; |21.07.2019</p>

<p><img alt="'Çocuklarda yaz hastalıklarına dikkat'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/07/21/thumbs_b_c_e343ac9450cc2814a10b2801ab381626.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>İstanbul</h6>

<p>Medicana Samsun Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı&nbsp;<strong>Doç. Dr. Esra Akyüz Özkan,&nbsp;</strong>AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaz aylarında pek çok rahatsızlığın bebeklerin ve çocukların sağlığını tehdit ettiğine dikkati çekerek, ebeveynlere yaz aylarında mevsimsel hastalık risklerine karşı uyanık olmalarını tavsiye etti.</p>

<p>Yazın çocuklarda en fazla mide-bağırsak sistemi hastalıklarının görüldüğünü, bu hastalıkların virüs, bakteri, parazit veya toksinlere bağlı olabileceğini belirten Özkan, şunları kaydetti:</p>

<p>"Havuz veya deniz suyunun yutulması hem mikrobik hem de havuz suyundaki klora bağlı ishal yapabilir. Ateş, halsizlik, aşırı su ve mineral kaybına bağlı şok tablosuna kadar gidebilen tablolar görülebilir. Kirli su, kirli su ile yıkanan gıdalar, açıkta satılan gıdalar, sinek, böcekle temas eden gıdalar, bekleyerek veya uygun koşulda saklanmadan bozulmuş gıdalar tüketilmemelidir.</p>

<p>Yemekten önce, tuvalete gittikten sonra el yıkamayı, kirli elle, kirli gıda veya objeleri ağzına sokmamayı öğretmekle ishaller büyük oranda önlenebilir. Eğer çocuk günde 7'den fazla ishal yapıyor, su dahil her yediğini kusuyor ve halsizse, gaitası yeşil-sümüksü ya da kanlı ise beklenmeden doktora başvurulmalıdır. Daha hafif durumlarda bol sıvı desteği en önemlisidir."</p>

<h3>"Solunum yolu ve orta kulak enfeksiyonları ağır tablolara dönüşebilir"</h3>

<p>Doç. Dr. Esra Akyüz Özkan, özellikle yaz aylarında yoğun olarak kullanılan havuzların idrar yolu enfeksiyonlarının diğer çocuklara bulaşması riski taşıdığını, sağlıksız havuzlardaki bakterilere karşı çocukların erişkinlere göre çok daha duyarlı olduğunu söyledi.</p>

<p>Ebeveynleri havuz kullanımı konusunda uyaran Özkan, şunları kaydetti:</p>

<p>"İdrar yolu enfeksiyonları kız çocuklarda daha sık görülür. Islak mayo ile bekleme, yeterli temiz olmayan suya girme veya su kenarında yerlere oturarak oynama, mikropların girişini kolaylaştırır. İdrar yolu enfeksiyonu, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, karın ağrısı, ateş veya kusma gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Bazen bunların birçoğu birlikte olur. Erken tanı ve tedavi, ilerde oluşabilecek daha ciddi ve kalıcı rahatsızlıkları önleyecektir. Tedavi edilmezse böbrek hasarına yol açabilir.</p>

<p>Solunum yolu ve orta kulak enfeksiyonları da yazın baş ağrıtır. Damlacık enfeksiyonu olarak nefes yoluyla vücuda giren mikroplar, üst solunum yolu, boğaz enfeksiyonu yapabilir. Ateş, kırgınlık, halsizlik, boğaz ağrısı ile başlar. Çok daha ağır tablolara dönüşebilir. Ayrıca, suya dalma, boğazdaki potansiyel hastalık mikroplarının daha derinlere taşınmasına ve sinüzit oluşmasına yol açabilir. Kulakta zaten normal olarak salgılanan sarı-kahverengi buşon kirli suyu çeker, şişer, içindeki mikrobun hastalık yapmasını kolaylaştırır. Pis kokulu, beyaz, sarı, yeşil akıntı olursa hemen doktora görünüp gerekli ve doğru ilaç tedavisi uygulanmalıdır."</p>

<h3>"Çocuk oyuna dalarak kaybettiği suyu yerine koymazsa, halsizlik başlar"</h3>

<p>Medicana Samsun Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Özkan, çocukların uzun süre etkili güneş altında kalmaması gerektiğini belirterek, "Çocuk oyuna dalarak kaybettiği suyu yerine koymazsa bir süre sonra ateş, halsizlik gibi belirtiler başlar. Vücuttan kaybedilen suyun içindeki sodyum, potasyum gibi elementlerin eksikliği de belirtileri şiddetlendirir." dedi.</p>

<p>Su kaybının şiddetine göre şoka kadar varan tabloların oluşabileceğini vurgulayan Özkan, şöyle konuştu:</p>

<p>"Güneş çarpması sonucunda kas krampları, terleme, soğuk-nemli cilt, bulantı-kusma, baş ağrısı, halsizlik-bitkinlik, bayılma, kalp atım sayısının artması, sık nefes alma, yüksek ateş, huzursuzluk, bilinç bulanıklığı, havale, zayıf nabız gibi belirtiler görülebilir. Güneş çarpması; sık sık su ve meyve suyu, ayran gibi elementleri de içeren sıvı verilmesi, çocuğun öğlen güneşinde oyuna bırakılmaması, diğer zamanlarda da gözetim altında ve güneşte çok kalmadan oynaması sağlanarak önlenebilir. Ortaya çıktığında hemen değişik içerikli sıvılardan bol bol verilmeli, çocuk alamıyorsa veya kusuyorsa hemen sağlık kurumuna götürüp gerekiyorsa damardan sıvı verilmesi gerekir."</p>

<h3>"Sineksavarlar kullanılabilir"</h3>

<p>Doç. Dr. Esra Akyüz Özkan, güneş yanığı tehlikesine dikkati çekerek, "Yazın en sık görülen rahatsızlık güneş yanığıdır. Burada korunmak önemlidir. Güneş ışınları 45 dereceden daha dik iken güneşlenmemek gerekir. Suyun içindeyken de güneş yakar. Hem direkt hem de sudan yansıyan ışık yakar. Bu nedenle çocuklarda 6 aydan sonra 30 faktör civarındaki koruyucu güneş kremlerinin kullanılması uygundur. Dikkat edilecek konu; bu kremlerin güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesi, her 3 saatte bir de tekrarlanmasıdır. Özellikle yüzü korumak için de kıyıda oynayan çocuklara geniş kenarlı şapka takmak yararlı olabilir." şeklinde konuştu.</p>

<p>Alerjik reaksiyon yapmamış, hafif sinek, böcek sokmalarında kaşıntıya karşı ilaç, solüsyon veya merhemler önerdiklerini ifade eden Özkan, "Bazen çocuklar ağır alerjik reaksiyonlarla da gelebiliyorlar. Böyle durumlarda hastane şartlarında tıbbi müdahale uygulanır. Tatile çıkarken ya da çok sıcak yerlerde sineksavarlar kullanılabilir." dedi.</p>

<p>Sıcağın etkisiyle aşırı terlemeye bağlı olarak daha çok bebeklerde isilik görülebileceğini belirten Özkan, "Ciltte nokta şeklinde döküntüler olur. Çoğu zaman sıcak havada fazla giydirmeye bağlı olarak ortaya çıkar. Çocuğa her gün banyo yaptırarak ve çok ince giydirerek, ilaç bile sürmeden isilikler kendiliğinden geçebilir." diye konuştu.&nbsp;&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jul 2019 13:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/391ee235ee48cbff952db4865493ac13.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaşlılara &#039;güneş çarpması&#039; uyarıları</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/yaslilara-gunes-carpmasi-uyarilari-6681</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/yaslilara-gunes-carpmasi-uyarilari-6681</guid>
                <description><![CDATA[Yaşlılara 'güneş çarpması' uyarıları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Yaşlılara 'güneş çarpması' uyarıları</h1>

<h4>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Geriatri Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Naharcı, "Sıcak çarpması hızlı şekilde müdahale edilmesi gereken acil bir tıbbi durumdur. Yaşlı bireylerde hızlı müdahale yapılmazsa ölüme bile sebebiyet verebilir" dedi.</h4>

<p>Aybüke İnal &nbsp; |21.07.2019</p>

<p><img alt="Yaşlılara 'güneş çarpması' uyarıları" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/07/21/thumbs_b_c_851ad67acdc86823c0a2cf39a34ffea2.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>Ankara</h6>

<p>Yaz aylarında sık görülen&nbsp;<strong>sıcak çarpması</strong>na hızlı müdahale edilmesi gerektiği, aksi takdirde bu durumun özellikle 65 yaş üstü bireylerde ölüme sebebiyet verebileceği uyarısında bulunuldu.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geriatri Bilim Dalı Başka<strong>nı Doç. Dr. Mehmet İlkin Naharcı</strong>, sıcak çarpmasının belirtilerini ve sıcak çarpması halinde alınması gereken önlemleri AA muhabirine anlattı.</p>

<p>Naharcı, 65 yaş üstü bireylerin, birçok kronik hastalığa sahip olması ve kullandıkları bazı ilaçlar nedeniyle yaz aylarındaki yüksek sıcaklıklardan genç yaş gruplarına göre daha fazla etkilendiğini söyledi.</p>

<p>Sıcak çarpmasının, vücudun kendini soğutamadığı ve sağlıklı sıcaklık düzeyini koruyamadığı zamanlarda ortaya çıktığına işaret eden Mehmet İlkin Naharcı, "Sıcak çarpması, hızlı müdahale edilmesi gereken acil bir tıbbi durum. Yaşlı bireylerde hızlı müdahale yapılmazsa ölüme bile sebebiyet verebilir." uyarısında bulundu.</p>

<p>Sıcak çarpmasının belirtilerini de anlatan Naharcı, "Hastalarda, sıcak, kuru ve soluk deri, hızlı nefes alma, hızlı kalp atımı, ağrılı kas krampları, yürüme güçlüğü, baş ağrısı, bulantı, kusma, şuur bulanıklığı, halüsinasyon görme, halsizlik, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği gibi mevcut kronik hastalıkların kötüleşmesi durumları görülebilir. Ayrıca bu durumda, vücut sıcaklığı 40 derecenin üzerine çıkabilir." diye konuştu.</p>

<h3>"Kullanılan ilaçlar sıcak çarpması riskini azaltmak için ayarlanabilir"</h3>

<p>Hipertansiyon, şeker gibi kronik hastalıkların, vücudu sıcak çarpmasına daha yatkın hale getirebileceğine işaret eden Doç. Dr. Naharcı, kullanılan depresyon, alerji, idrar söktürücü gibi bazı ilaçların da vücudun sıcaklığı dengeleme kabiliyetini bozabileceğini söyledi.</p>

<p>Sıcak havalarda yaşlıların derisinin gençlere oranla terleyerek vücudu soğutma işlevini daha az yerine getirebildiğini belirten Naharcı, yaşlılarda sıcak çarpmasını önlemek için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:</p>

<p>"Yaşlıların, özellikle 30 derece üzerinde evde kalmaları, ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmaları, eğer düzenli egzersiz yapıyorlarsa günün sıcak olmayan saatlerini tercih etmeleri, açık renkli, pamuk veya keten elbiseler tercih etmeleri ve gün boyunca düzenli olarak soğuk içecek tüketmeleri gerekir. Kullanılan ilaçlar hekiminiz ile görüşülerek sıcak çarpması riskini azaltmak için ayarlanabilir. Sıcak havalar süresince bazı ilaçlarınızın dozu azaltılabilir veya kullanımı kesilebilir. Çay ve kahve, hafif idrar söktürücü etkilerinden dolayı sınırlı olarak tüketilmeli. İdrar rengi düzenli olarak kontrol edilmeli. Koyu sarı veya kahverengi idrar sıvı alımının azlığını işaret eder. Gün içinde duş alınması ve ıslak havlu kullanılması faydalı olur."</p>

<p>Geriatri Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mehmet İlkin Naharcı, evinde tek başına yaşayan, yürüme güçlüğü ve bilişsel bozuklukları olan kişilerin günde en az 2 defa kontrol edilmesi ve evlerinin iyi havalandırılması tavsiyesinde de bulunarak, "Şayet sıcak çarpması şüpheniz varsa hastanın hemen soğutulması gerekir. Sünger veya havlu ile vücudu serinletme ve soğuk duş almaya yönlendirme faydalı olabilir. Tabii ki hasta en kısa zamanda tıbbi müdahale için en yakın sağlık kuruluşuna getirilmelidir." diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jul 2019 13:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/242bc48ece35bd7f61eb32f96213ccfa.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupalılar en fazla kalp krizi ve felçten ölüyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupalilar-en-fazla-kalp-krizi-ve-felcten-oluyor-6676</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avrupalilar-en-fazla-kalp-krizi-ve-felcten-oluyor-6676</guid>
                <description><![CDATA[Avrupalılar en fazla kalp krizi ve felçten ölüyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Avrupalılar en fazla kalp krizi ve felçten ölüyor</h1>

<h4>Avrupa Birliğinde kalp krizi ve felcin en fazla ölüme neden olan rahatsızlıklar arasında yer aldığı belirtildi.</h4>

<p>Şerife Çetin &nbsp; |16.07.2019</p>

<p><img alt="Avrupalılar en fazla kalp krizi ve felçten ölüyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/07/16/thumbs_b_c_05ffce10bf35a524f2d8bfad816717e4.jpg" /><br />
&nbsp;</p>

<h6>Brüksel</h6>

<p><strong>Avrupa Birliği</strong>&nbsp;(AB) ülkelerinde en fazla ölümle sonuçlanan rahatsızlıkların başında&nbsp;<strong>"kalp krizi"&nbsp;</strong>ve "felç"in geldiği tespit edildi.</p>

<p>Avrupa İstatistik Ofisinin (Eurostat) yayınladığı son verilere göre, 2016'da birlik genelinde 5,1 milyon kişi hayatını kaybetti.&nbsp;</p>

<p>Hayatını kaybedenlerin yüzde 33'ü 75 yaşından küçük kişilerden, yüzde 29'u 75-85 yaşındakilerden ve yüzde 38'i de 85 yaş üstündekilerden oluştu.</p>

<p>En fazla ölümle sonuçlanan rahatsızlıklar, yüzde 36 ile kalp krizi ve felç olarak sıralanırken bunu yüzde 26 ile kanser takip etti.</p>

<p>Diğer yandan, AB genelinde ölümlerin yüzde 5'i trafik kazaları ve dış faktörlerden kaynaklandı.</p>

<h3>En yüksek Bulgaristan, en düşük İspanya</h3>

<p>Ölüm oranı en yüksek AB ülkesi Bulgaristan olarak ön plana çıkarken, bu ülkeyi Letonya, Romanya, Litvanya ve Macaristan takip etti.</p>

<p>En düşük ölüm oranına sahip ülkeler ise İspanya, Fransa, İtalya, Malta ve Lüksemburg olarak sıralandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jul 2019 14:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/db32b77550f4ac9eb69433ee15665a24.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Soğuk algınlığı ve gripte antibiyotiklere sarılmayın&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/soguk-alginligi-ve-gripte-antibiyotiklere-sarilmayin-6365</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/soguk-alginligi-ve-gripte-antibiyotiklere-sarilmayin-6365</guid>
                <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, "Sonbahar ve kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanan ortalama her 100 hastadan 80'inde antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulmuyor." dedi.

]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Soğuk algınlığı ve gripte antibiyotiklere sarılmayın'</h1>

<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, "Sonbahar ve kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanan ortalama her 100 hastadan 80'inde antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulmuyor." dedi.</p>

<p>&nbsp;26.12.2018&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p><img alt="'Soğuk algınlığı ve gripte antibiyotiklere sarılmayın'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/12/26/thumbs_b_c_c634653e2bb187ec8fff147c0e0ba3bf.jpg" /></p>

<p>İSTANBUL- HATİCE ŞENSES</p>

<p><strong>Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke,</strong>&nbsp;AA muhabirine yaptığı açıklamada, kışın kendini göstermeye başladığı bu günlerde özellikle solunum yolu enfeksiyonlarının da arttığının gözlendiğini, bu noktada yapılan en büyük yanlışlardan birinin de belirtiler başlar başlamaz antibiyotiklere yönelmek olduğunu aktardı.&nbsp;</p>

<p>Özellikle sonbahar ve kış aylarında en sık görülen sağlık sorunları olarak ön plana çıkan soğuk algınlığı ve grip gibi boğaz ağrısı ile seyreden hastalıklara karşı yapılabilecekler konusunda bilgi de veren Büke, soğuk algınlığı ve nezlenin genellikle grip ile karıştırıldığına ancak aralarında belirgin farklılıkların olduğuna dikkati çekti.</p>

<p>Prof. Dr. Büke, çok çeşitte ve sayıda virüsün neden olduğu soğuk algınlığında kuru öksürüğün yanı sıra boğaz ağrısı, burun akıntısı bazen hafif ateş yüksekliğinin görülebildiğine işaret ederek, bu nedenle mevsim boyunca bir kişinin birkaç farklı virüs ve alt türleriyle karşılaşıp birden fazla bu hastalıklara yakalanabildiğini aktardı.</p>

<h3>"Antibiyotiklerin soğuk algınlığı ve grip tedavisinde hiçbir yararı yok"</h3>

<p>Büke, influenza virüslerine bağlı gelişen gripte ise hastalığın boğaz ağrısı ile başladığını, buna karşın 38,5 ve üzeri derecelerde ateş, şiddetli kas ağrısı, baş ağrısı ve hatta eklem ağrısıyla seyrettiğini söyledi.</p>

<p>Antibiyotiklerin soğuk algınlığı ve grip tedavisinde hiçbir yararı olmadığının altını çizerek, gereksiz kullanıldıklarında vücutta bulunan yararlı flora bakterilerinde direnç gelişmesine yol açacağına dikkati çeken Prof. Dr. Büke, şunları kaydetti:</p>

<p>"Sonbahar ve kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanan ortalama her 100 hastadan 80'inde antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulmuyor. Çünkü gelişen solunum yolları enfeksiyonlarının yüzde 80'i virüslerden, geriye kalan bölümü ise bakterilerden kaynaklanıyor. Antibiyotikler ise sadece bakterilerin oluşturduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılıyor. Soğuk algınlığı ve risk grubu dışındaki kişilerde gelişen grip 5-7 günde kendiliğinden iyileşir. Belki de doğal tedavi yöntemlerinin yakınmaları hafiflettiği ve daha hızlı iyileşme sağladığı hastalıkların en başında soğuk algınlığı ve risk grubu dışındaki kişilerde gelişen grip gelmektedir. Hekim tarafından soğuk algınlığı ya da grip tanısı alan kişilerde destek amacıyla yeterli istirahat, beslenme ve yeterli sıvı alınması yanı sıra bazı doğal ürünler de kullanılabilir. Ayrıca doğal ürünlerin çeşitli ilaçlarla etkileşimlerinin olabileceği unutulmamalı ve özellikle kronik hastalıkları nedeniyle çeşitli ilaçlar kullanan bireylerin bu konuda mutlaka hekime başvurmaları gerekiyor."</p>

<h3>"Sarımsak soğuk algınlığında da etkinliği kabul edilmiş doğal bir ürün"</h3>

<p>Prof. Dr. Büke, sarımsağın da soğuk algınlığında etkinliği kabul edilmiş doğal bir ürün olduğunu, düzenli kullanıldığında hastalık sıklığını ve sayısını azaltabildiğini aktararak, bu tür durumlarda iyileşmeyi hızlandırabildiğini ifade etti.</p>

<p>Ekinezyanın da viral üst solunum yolu enfeksiyonlarında etkili doğal bir bitki olduğunu vurgulayan Büke, bu amaçla çeşitli şekillerde kullanılabildiğini belirtti.</p>

<p>Büke, ayrıca C vitamininin de kış aylarından önceki süreçte kullanılmasının nezle ve soğuk algınlığı gelişme riskini azaltabildiğini vurgulayarak, vücutta eser miktarda ancak bütün hücrelerde bulunan çinkonun da hücre çoğalmasında, bağışık yanıtta, nörolojik fonksiyonlarda önemli rol oynadığını, bu nedenle soğuk algınlığı yakınmaları başlar başlamaz kullanılması durumunda hastalığın süresini ve şiddetini azaltabildiğini kaydetti.&nbsp;</p>

<h3>"Boğaz ağrısı yakınmalarını hafifletmek için limonlu ballı su"</h3>

<p>Boğaz ağrısının, soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların seyri sırasında görülebileceği gibi, bakterilerin, özellikle de A grubu beta hemolitik streptokokların oluşturduğu anjin durumunda da ortaya çıkabildiğini dile getiren Büke, bu bakterinin özellikle 5-15 yaş grubundaki çocuklarda kalp kapaklarında kardit ve böbrekte nefrite neden olabileceğini belirtti.</p>

<p>Büke, boğaz ağrısı, soğuk algınlığı gibi durumlarda tanı ve tedavi için mutlaka hekime başvurulması gerektiğini vurgulayarak, boğaz ağrısı yakınmasını hafifletmek için uygulanabilecek şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"250 mililitre sıcak su içine 1 kahve kaşığı bal ve bir yarım limon suyunun karıştırılarak içilmesiyle boğaz ağrısı yakınması hafifletilebilmektedir. Bu karışımın antioksidan etkisi sayesinde boğazda enflamasyon da hafiflemektedir. Tuzlu ya da bikarbonatlı su ile yapılan gargara da bu süreçte uygulanabilir. Ayrıca ballı soğan şurubu ve okaliptus suyu da yakınmaları hafifletmeye yardımcı olabilir."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Jan 2019 15:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/9c03f6ee1905904697ddbb452ca9ade1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sönmez: Kalbin yaz ve kış ayarı var</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kalp-ve-damar-cerrahisi-uzmani-prof-dr-sonmez-kalbin-yaz-ve-kis-ayari-var-6364</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kalp-ve-damar-cerrahisi-uzmani-prof-dr-sonmez-kalbin-yaz-ve-kis-ayari-var-6364</guid>
                <description><![CDATA[Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sönmez, "Kalbin yaz ve kış ayarı var. Soğuklarda kalp, daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Ancak kalp problemi olanlarda bu hayati organ, yeteri kadar dolaşım sağlayamayınca sorunlar çıkmaktadır." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sönmez: Kalbin yaz ve kış ayarı var</h1>

<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sönmez, "Kalbin yaz ve kış ayarı var. Soğuklarda kalp, daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Ancak kalp problemi olanlarda bu hayati organ, yeteri kadar dolaşım sağlayamayınca sorunlar çıkmaktadır." dedi.</p>

<p>&nbsp;02.01.2019&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p><img alt="Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sönmez: Kalbin yaz ve kış ayarı var" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2019/01/02/thumbs_b_c_4482d705048b2f5bb343bb409c3973cb.jpg" /></p>

<p>İSTANBUL - Zehra Melek Çat</p>

<p><strong>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Bingür Sönmez</strong>,<strong>&nbsp;kalbin yaz ve kış ayarı&nbsp;</strong>olduğunu belirterek, "Soğuklarda kalp, daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Ancak kalp problemi olanlarda bu&nbsp;<strong>hayati organ</strong>, yeteri kadar dolaşım sağlayamayınca sorunlar çıkmaktadır." dedi.</p>

<p>Memorial Şişli Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada,&nbsp;<strong>ideal kalp ritminin</strong>&nbsp;dakikada 60-80 olduğunu, eforla birlikte nabzın hızlandığını dile getirerek, kalp hastalarının soğuğa duyarlı olduğunu belirtti.</p>

<p><strong>Kalp ve damar sisteminin</strong>&nbsp;soğuk havaya çok farklı bir reaksiyon verebileceğini ifade eden Sönmez, "Kalbin yaz ve kış ayarı var. Yazın güneşten korunma, susuz kalmama gibi uyarıların yanında, kışın da dikkat edilmesi gereken konular var. Kalp, soğuk havada hastalığı olmayan bir kişide atım hızını ve kan dolaşımını hızlandırarak, vücudun sıcaklığını korumaya çalışmaktadır." diye konuştu.</p>

<p>Soğuklarda kalbin, daha fazla çalışmak zorunda kaldığını vurgulayan Sönmez, "Ancak kalp problemi olanlarda bu hayati organ, yeteri kadar dolaşım sağlayamayınca sorunlar çıkmaktadır." dedi.</p>

<h3>"Soğuk havada kalp krizi riski artıyor"</h3>

<p>Prof. Dr. Sönmez, ani mevsim değişikliklerinde en riskli grubun kalp hastaları olduğuna dikkat çekerek, soğuk kış aylarında kalp krizi riskinin arttığını söyledi.</p>

<p>Kalp hastalarının direkt olarak soğuğa maruz kalmamaları ve dışarıda vakit geçirirken kendileri için koruyucu önlemler almaları gerektiğini dile getiren Sönmez, "Kışın özellikle yaşlılarda ve kalp hastalarında akciğer enfeksiyonlarında artış görülmektedir. Soğuğa maruz kalan kalp hastalarında önemsiz görünen bir gribal enfeksiyon bile kalbi ve akciğerleri olumsuz yönde etkileyebilir. Bu yüzden kronik kalp hastaları soğuktan kaçınmalı ve korunmadan dışarıda fazla zaman geçirmemelidir." diye konuştu.</p>

<p>Kalp hastalarının yaz ayı başlangıcında olduğu gibi soğuk havalar başlamadan önce de doktorlarına gitmesi gerektiğinin altını çizen Sönmez, bu hastaların ilaç dozlarını yeniden gözden geçirmeleri ve tüm kalp tetkiklerini yaptırmaları gerektiğini söyledi.</p>

<h3>"Rüzgarı göğüs bölgelerinden almamaları gerekir"</h3>

<p>Prof. Dr. Sönmez, koroner kalp hastalarının direkt olarak soğuğa maruz kalmaları halinde göğüs ağrısı yaşayabildiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Bu nedenle kalp hastalarının rüzgarı göğüs bölgelerinden almamaları gerekir. Soğuklarda göğüs ve boğaz bölgesini koruyacak şekilde atkı, fular kullanmaları gerekir. Havayı burunlarından almalılar, mümkünse bir atkı ile ısıtarak havayı içine almalılar. Dışarı çıkarken ağız ve burun atkı ile kapatılmalı ve hava ısıtarak içlerine alınmalıdır. Bu durum onları üst solunum yolu enfeksiyonlarından koruyacaktır. Zira üst solunum yolu enfeksiyonları kalp hastaları için olumsuz etkiler yapacaktır."</p>

<p>Soğuk algınlığı veya grip virüsünün özellikle kalp problemi olanları etkilediğini ifade eden Sönmez, "Soğuk havalarda vücut ısı dengesini ayarlayabilmek için çabalarken, kan basıncında ani yükselmeler olabilir. Kalp hastaları bu nedenle soğukta göğüslerini koruduğu gibi başlarına mutlaka bere takmalı, kulaklarından soğuk havanın girmesini önlemelilerdir." diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Bingür Sönmez, kış beslenmelerinin yaz aylarına göre daha yağlı ve karbonhidratlı olması nedeniyle kalp yönünden sakıncalı olabileceğini ifade ederek, dengeli beslenmeye dikkat edilmesi uyarısında da bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Jan 2019 14:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/2cd0330aff0f4cd32dcf00db79a83fff.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuğa Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazandırırız</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuga-okuma-aliskanligi-nasil-kazandiririz-6311</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuga-okuma-aliskanligi-nasil-kazandiririz-6311</guid>
                <description><![CDATA[Kitap okumanın çoğu kişilerde bilhassa çocuklarda zor bir eylem olduğunu biliyoruz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bruxelles Korner</p>

<p>Sibel Bozkurt</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çocuğa Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazandırırız</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kitap okumanın çoğu kişilerde bilhassa çocuklarda zor bir eylem olduğunu biliyoruz.</p>

<p>Ne acıdır ki Türkiye’de ve Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkler arasında da okuma alışkanlığı gitgide azalmaya başladı.Yani okuma kültürü yerleşik değil.</p>

<p>Halbuki cehalet kitap okumayla giderilecektir.Başarıya giden en temel şeyde ,kitap okumaktan geçer.Kitap okumak insanı geliştirir,zenginleştirir.Ruhumuzun beslenmesine yardımcı olur.</p>

<p>Kelime dağarcığımız gelişir.Daha güzel konuşmamızı ve hayal gücümüzün gelişmesine katkıda bulunur.İste bu bağlamda çocuklarımıza okuma alışkanlığı kazandırmamız büyük bir önem arzediyor.Çocuğun okuma alışkanlığı ilk önce ailede başlar.Anne babalar çocuklar için rol model olurlar.Evin içinde kitap okunmuyorsa ,çocuğunda okuması beklenemez.Bu alışkanlığında küçük yaşta kazandırılması gerekir.</p>

<p>Okuma kültürünün yerleşmesi için anne babanın da okuması lazım.Siz dizi izlerseniz çocukta onu izleyecektir.Ailelerin bu konuda çocuklarına verecekleri destek gelecekte okuyan ve ne istediğini bilen bireyler olmasına yardımcı olacaktır.</p>

<p>Gece uyumadan önce yetişkinlerin çocuklarına nitelikli kitaplar okuması gerekir.Böylelikle okuma kültürü yerleşmesine vesile olursunuz.Dikkat etmeniz gereken bir noktada çocuklarımızın yaşına uygun ,sürükleyici kitaplar okumanızdır. Ama bazen aileler çocuğuna kitap okuma alışkanlığı kazandırmak isterken yanlış bir yol izleyebiliyor.Burada önemli olan çocukların severek kitap okuma alışkanlığı kazanmasıdır.Bunu yaparken de asla onları zorlamamalıyız.Hangi tarzda kitaplardan hoşlanıyorsa onları almaya özen göstermeliyiz.Ona evde kitap okuma ortamı hazırlamamız gerekir.İlk başlarda yazısı ,resmi bol kitaplar tercih etmelisiniz.Çok uzun hikaye ve romanlar daha ileriki yaşlara bırakılmalıdır.Hatta beraber kütüphanelere gidin,ortam çocukları da kitap okumaya sevkeder.</p>

<p>Evde okuma günleri yaparak ,hatta okuduğunuz kitaptan ona bahsetmek,sohbet konusu oluşturmak önemlidir.Duygu dağarcığı ve fikir dağarcığının gelişmesine yardımcı olursunuz.Sonuç itibariyle şunu da unutmamız gerekir ki,kitap okuyan toplumların ,okuma oranı düşük olanlara göre eğitim ve kültür seviyesinde çok ileride olduğu görülmektedir.İste bu bağlamda çocuklarımıza kitapları sevdirmek çok önemlidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Dec 2018 22:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/0664be00ede424c3829c63a3daecf0c4.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AB&#039;de 1,3 milyon kişi kanserden öldü</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/abde-13-milyon-kisi-kanserden-oldu-6258</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/abde-13-milyon-kisi-kanserden-oldu-6258</guid>
                <description><![CDATA[- AB ülkelerinde 2015'te ölümlerin 4'te 1'inin nedeni kanser oldu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>AB'de 1,3 milyon kişi kanserden öldü</p>

<p><strong>- AB ülkelerinde 2015'te ölümlerin 4'te 1'inin nedeni kanser oldu</strong></p>

<p>BRÜKSEL (AA) - Avrupa Birliği'nde (AB), 2015 yılında 1,3 milyon kişi kanser sebebiyle hayatını kaybetti.</p>

<p>Avrupa İstatistik Ofisinin (Eurostat) açıkladığı verilere göre, AB ülkelerinde 2015'te hayatını kaybeden insanların 4'te 1'inin ölüm nedeni kanser oldu.</p>

<p>Söz konusu ülkelerde 1,3 milyon kişi kanser sebebiyle yaşamını yitirirken, Hollanda ve Slovenya'da ise kanserden ölenlerin oranı yüzde 30'u buldu.&nbsp;Bu oranın en düşük olduğu Bulgaristan ve Romanya'da ise ölümlerin 5'te 1'inin nedeninin kanser olduğu belirtildi.</p>

<p>Birlik ülkelerinde 2015'te erkek ölümlerinin yüzde 28,7'si, kadın ölümlerinin ise yüzde 22,1'i kanser nedeniyle oldu.</p>

<p>Söz konusu verilere göre, tüm AB ülkelerinde kanserden ölenler arasında erkeklerin oranı kadınlardan daha yüksek.</p>

<p>ABAvrupakanserÖlüm</p>

<p><strong>Muhabir&nbsp;</strong>Yusuf Hatip</p>

<p><strong>Redaktör&nbsp;</strong>Meltem Bulur</p>

<p><strong>Yayınlayan</strong>&nbsp;Bekir Nazım Ada</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Nov 2018 12:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/f071c55bb4cfde15f2223bcd85f82770.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Engelli Çocukların Yaşadığı Sorunlar</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/engelli-cocuklarin-yasadigi-sorunlar-6248</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/engelli-cocuklarin-yasadigi-sorunlar-6248</guid>
                <description><![CDATA[Hepimiz bir aile kurarken , en büyük arzumuz sağlıklı çocuklar dünyaya getirmektir.Onun ilk emeklemesini,sonrasında yürümesini ve daha sonrasında da büyüyüp iyi bir meslek sahibi olmasını isteriz.Ama hayat bazen bize ters oyun oynayabilir.İnsanlar kaderlerine yenik düşebilirler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Engelli Çocukların Yaşadığı Sorunlar</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hepimiz bir aile kurarken , en büyük arzumuz sağlıklı çocuklar dünyaya getirmektir.Onun ilk emeklemesini,sonrasında yürümesini ve daha sonrasında da büyüyüp iyi bir meslek sahibi olmasını isteriz.Ama hayat bazen bize ters oyun oynayabilir.İnsanlar kaderlerine yenik düşebilirler.</p>

<p>Bu durumda unutmayalım ki hepimiz birer engelli birey olmaya adayızdır.İşte bu sorumlulukla böyle çocukları olan ailelerin ,çokta zor olsa tüm bu güçlükleri çözmede daha aktiv rol almaları ve daha çok çaba göstermeleri gerekir.Onlar kendilerini özel gereksinimli bir çocuğa göre hazırlamadıkları için büyük bir hayal kırıklığı yaşarlar,çünkü bu durum uzun ve yorucu bir süreçtir.</p>

<p>İlk önce bir şaşkınlık,sonrasında da büyük hüzün duyarlar.Daha sonraki aşamada kabullenme ve çözüm yoluna gidilir.Bu durumdan da en çok anneler etkilenir ve daha çok babalara göre ağır bakım zorunluluğu annelerin üzerindedir bu da onlarda tükenmişlik duygusu oluşturur.</p>

<p>Stresli bir hayatın içinde olmaları annelerin ruh sağlığını da etkiler.Çünkü onlar annelik iç güdüsüyle kendilerinden sonra engelli bireye kimin bakacağı konusunda da kaygı taşırlar.Sosyal hayattan soyutlanmaları da ayrı bir strese yol açar.Halbuki ailenin bütün fertleri engelli çocuğun yetiştirilmesinde ve bu sorunların aşılmasında beraber hareket etmek zorundadırlar.Aşırı koruyucu bir tutum içine girmek yanlıştır,çünkü Türk toplumu duygusaldır.</p>

<p>Onlara acımak yerine yardımcı olmak gerekir.Bu bağlamda aileler sorunlarıyla baş başa bırakılmamalıdırlar.Bu görevi sosyal hizmet kurumları ve devlet üstlenmelidir.Ayrıca engellilere göre hayatı kolaylaştırmak devletin de görevidir.Bu durum Batı Avrupa ülkelerinde daha üst bir düzeydedir.Ülkemizde de bu konuda yapılan güzel çalışmalar vardır ama yeterli değildir.Böylelikle ailelerinde bir nebze olsun rahat etmeleri sağlanır.Onlara iyi bir eğitim,istihdam ulaşım sağlık gibi alanlarda imkanlar sunarsak ,toplum içinde de uyum sağlamalarına katkıda bulunuruz.Sonuç itibariyle engelli çocukların sorunları sadece aileleri ilgilendirmemeli,toplumda bu konuda duyarlı davranmalıdır.Onlara yeterince fırsat ve sevgi verilirse,her engellinin de topluma katacağı çok şeyleri olduğu görülecektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 17 Nov 2018 16:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/77f03b1d953aba7f1e9689b3e93edbf4.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bile bile nefeslerine ölümü çekiyorlar</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bile-bile-nefeslerine-olumu-cekiyorlar-6221</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/bile-bile-nefeslerine-olumu-cekiyorlar-6221</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği KOAH Çalışma Grubu ile KOAH Hastaları Derneği tarafından 776 hastada yapılan anket çalışmasında, hastaların yüzde 50'sinin tanı konulduktan sonra da sigara kullanmaya devam ettiği belirlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Bile bile nefeslerine ölümü çekiyorlar</h1>

<p>Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği KOAH Çalışma Grubu ile KOAH Hastaları Derneği tarafından 776 hastada yapılan anket çalışmasında, hastaların yüzde 50'sinin tanı konulduktan sonra da sigara kullanmaya devam ettiği belirlendi.</p>

<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p><img alt="Bile bile nefeslerine ölümü çekiyorlar" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/11/05/thumbs_b_c_e9fb8ea7d1506fb3d948a5f6e9892037.jpg" /></p>

<p>ANTALYA - Hatice Özdemir Tosun</p>

<p>Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (<strong>KOAH</strong>) Çalışma Grubu ile KOAH Hastalıkları Derneği tarafından&nbsp;<strong>776 hasta</strong>da yapılan anket çalışmasında, hastaların&nbsp;<strong>yüzde 50'sinin tanı konulduktan sonra&nbsp;</strong>sigara kullanmaya devam ettiği gözlendi.</p>

<p>KOAH Hastaları Derneği Başkanı ve Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi<strong>&nbsp;Prof. Dr. Mecit Süerdem</strong>, AA muhabirine yaptığı açıklamada, KOAH'ın hem Türkiye'de hem de dünyada kalp ve beyin hastalıklarından sonra en sık ölüme neden olan hastalık olduğunu söyledi.</p>

<p>Tütün ürünleri ve mesleki koşulların KOAH'a neden olduğunu anlatan Süerdem, köylerde yemek ya da ekmek pişirmek için yakılan odun, çalı, tezek gibi biyoyakıt maddelerinin de ciddi anlamda akciğerlere zarar verdiğini bildirdi. Köylerde yaşayan kadınlarda KOAH'ın sıklıkla görüldüğünü ifade eden Süerdem, sigaraya yönelik alınan önlemlerin biyoyakıt için de alınması gerektiğini aktardı.</p>

<p>Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği KOAH Çalışma Grubu ile KOAH Hastaları Derneği olarak ülke genelinde 776 hasta üzerinde yaptıkları anket çalışmasının sonuçlarını paylaşan Süerdem, hastaların yüzde 95'inin sigara içen, yüzde 33'ünün mesleki risk faktörlerini taşıyan, yüzde 27'sinin de biyoyakıta maruz kalmış kişiler olduğunu kaydetti.</p>

<p>Sanayide ya da çalıştığı bölgede zararlı tozlara ya da biyoyakıt malzemelerine maruz kalanların sigara kullandıkları takdirde risk potansiyelinin daha da arttığını vurgulayan Süerdem, "Mesleki risk faktörleri içerisinde bulunanların bırakın sigara kullanmayı, risk faktörlerini azaltacak önlemler almaları gerekiyor." dedi.</p>

<h3>"Solunum eğitmen hemşireleri oluşturulmalı"</h3>

<p>KOAH'lı hastalarda tedavi uyum sorunu yaşandığına işaret eden Süerdem, şöyle devam etti:</p>

<p>"KOAH'lı hastaların önemli bir kısmının eğitim seviyesi düşük. Kendi tedavilerinin takipçisi olamıyorlar. Bu grupta tedaviye uyumsuzluk sorunu yaşıyoruz. Bu yaptığımız anket çalışmasında yüzde 22'sinin ilacını bıraktığını gördük. 'Niye?' diye sorduğumuzda, şikayetlerinin geçtiğini söylüyorlar. İlaçlarını bıraktıkları için doğru tedavi uygulanmıyor ve ileri aşamada daha kötü bir şekilde karşımıza geliyorlar. Hastalarımızın yaklaşık yüzde 50'si de cihazlarını yanlış teknikte kullanıyor. Bu durumda da tedavi zorlaşıyor, hasta tedavi olamıyor. Sonuçta şikayetler daha da artıyor, yaşam kalitesi düşüyor, ölüm riski artıyor."</p>

<p>İlaçlarını kullanmayan ya da cihazlarını yanlış teknikte kullanan hastaların kalp krizi ile aynı riski taşıyan KOAH alevlenmesi yaşadıklarını vurgulayan Süerdem, KOAH alevlenmesinin hastalara ciddi zararlar verdiğini anlattı.</p>

<p>Doktorların cihaz kullanımına ilişkin hastalara eğitim vermesinin mümkün olamayacağını söyleyen Süerdem, bu nedenle solunum eğitmen hemşireleri oluşturulması gerektiğini bildirdi. Diyabet hastalarına yönelik görevli hemşireler bulunduğunu anımsatan Süerdem, "Nasıl ki diyabet hemşireleri hastalara nasıl insülin yapılmasını öğretiyorsa solunum eğitmen hemşireleri de KOAH hastalarına tedavileri ve nasıl cihaz kullanacakları yönünde eğitimler vermeli. Göğüs hastalıkları kliniklerinde de bu hemşireler görev almalı." diye konuştu.</p>

<p>Solunum eğitmen hemşirelerinin Sağlık Bakanlığı tarafından sertifikasyon programı ile oluşturulması gerektiğini söyleyen Süerdem, böyle bir programın başlatılması için rapor hazırladıklarını ve ileriki günlerde Sağlık Bakanlığına sunacaklarına dikkati çekti.</p>

<h3>"Sigara kullanmaya devam edenlere yaptırımlar uygulanmalı"</h3>

<p>Ankete göre hastaların yüzde 50'sinin tanı konduktan sonra da sigara kullanmaya devam ettiğini dile getiren Süerdem, tanı konulduktan sonra sigara bıraktırma polikliniklerine giden hasta oranının ise yüzde 20 olduğunu belirtti. KOAH tanısı konulan hastaların tamamının sigara bıraktırma polikliniklerine yönlendirilmeleri gerektiğine işaret eden Süerdem, şunları kaydetti:</p>

<p>"Bu ülke sınırlı kaynaklarıyla hastaların tüm tedavilerini üstleniyor. SGK'den yeni aldığımız bir rakamı size açıklayayım, bir hastanın bir defalık hastaneye yatış tedavi maliyeti bin 200 lira civarında. Hastalara ilaçlarını devlet olarak veriyoruz, hastane masraflarını karşılıyoruz ama hasta sigara içmeye devam ediyor. Bununla ilgili birtakım yaptırımların olması gerekiyor. Tanı konulduktan sonra sigara içmeye devam eden hastaların ilaç geri ödemeleri ve hastane masraflarının karşılanmaması gerekiyor. Bunu dernek olarak çok ciddi bir şekilde öneriyoruz. Zengin ülkelerde bu uygulanıyor, kaldı ki biz kaynakları sınırlı olan bir ülkeyiz."</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Uyarıyı paketle birlikte sigaraya da yazacaklar</h1>

<p>Sigara paketlerindeki yazılı ve görsel sağlık uyarılarını ilk uygulayan ülkelerden olan Kanada, etkiyi artırmak amacıyla her bir sigarının üzerinde "yazılı mesajlar"ın yer almasını sağlayacak düzenlemeye hazırlanıyor.</p>

<p>&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/" title="anasayfa">anasayfa</a>&nbsp;&gt;&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/saglik" target="_blank" title="sağlık">sağlık</a>&nbsp;05.11.2018&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p><img alt="Uyarıyı paketle birlikte sigaraya da yazacaklar" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/11/05/thumbs_b_c_f3b7e4046d1bb210117d7f3fe933f7c6.jpg?v=113825" /></p>

<p>ANKARA - YEŞİM SERT KARAASLAN</p>

<p><strong>Sigara paketlerindeki</strong>&nbsp;<strong>yazılı</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>görsel</strong>&nbsp;<strong>sağlık</strong>&nbsp;<strong>uyarılarını</strong>&nbsp;ilk uygulayan ülkeler arasında yer alan&nbsp;<strong>Kanada'da</strong>, etkiyi artırmak amacıyla her bir sigaranın üzerinde&nbsp;<strong>"Sigara kansere yol açar" yazısı</strong>&nbsp;yer alması için çalışma başlatıldı.</p>

<p>Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Tütün Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Nazmi Bilir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tütün ve tütün ürünlerinin kullanımı ve sigara dumanına maruz kalmanın kalp ve solunum hastalıkları ile akciğer ve diğer kanserlerin gelişmesinde önemli rol oynadığını söyledi.</p>

<p>Dünyada her yıl 7 milyon, Türkiye'de ise 120 bin kişinin sigaranın neden olduğu hastalıklar yüzünden yaşamını yitirdiğine dikkati çeken Bilir, "Geçen yüzyıl boyunca dünya genelinde 250 milyon kişi sigaranın yol açtığı hastalıklara bağlı yaşamını yitirdi." dedi.</p>

<p>Dünyanın çeşitli ülkelerinde tütün kullanımının ve tütün dumanına maruziyetin azaltılabilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması için çeşitli çalışmalar yapıldığını, yasal düzenlemelerle birlikte önemli uygulamaların hayata geçirildiğini anımsatan Bilir, sigara paketlerinde "tek tip" diye isimlendirilen ve kamuoyunda "düz paket" ya da "kara paket" olarak bilinen düzenlemelerin hayata geçirildiğini, açık alanlarda tütün ürünleri kullanımına ilişkin önemli yasaklar getirildiğini belirtti.</p>

<h3>"Her sigarada 'Sigara kansere yol açar' yazacak"</h3>

<p>Prof. Dr. Bilir, son olarak Kanada'nın yeni bir uygulama için harekete geçtiğini anlatarak, "Kanada Sağlık Bakanlığı sigaradaki sağlık uyarıları konusunda yeni bir uygulama yapmayı planladı. Buna göre, tek tek her sigara üzerine uyarı basılması planlanıyor." bilgisini paylaştı.</p>

<p>Bunun hiçbir ülkede bulunmayan yeni bir uygulama olduğunun altını çizen Bilir, şunları kaydetti:</p>

<p>"Kanada, dünyada tütün kontrolü konusunda öncü ülkelerden biridir. Tütün ürünleri paketleri üzerine yazılı sağlık uyarılarını 1990'lı yıllarda ilk uygulayan ülke Kanada'dır. Sonraki yıllarda resimli uyarıların basılması konusunda da Kanada öncülük yapmıştır. Tütün kontrolü politikalarının etkili şekilde uygulanması sonucunda Kanada'da tütün kullanım sıklığı azalmış olup yetişkin yaş grubunda yüzde 15 düzeyine inmiştir.</p>

<p>Geçtiğimiz yıl yapılan bir çalışmada, dünyada 100'den fazla ülkede tütün ürünleri paketlerinin yarısından fazla alanını kaplayacak şekilde sağlık uyarıları bulunduğu ve sağlık uyarılarının basılmasının tütün kullanım sıklığında yüzde 1,5 dolayında azalma sağladığı ortaya kondu."</p>

<p>Prof. Dr. Bilir, Kanada Sağlık Bakanlığı'nca (Health Canada) sağlık uyarılarının etkisini artırmak amacıyla yeni bir uygulamanın planlandığını ifade ederek, "Bu yeni uygulamada paketler üzerindeki yazılı ve resimli sağlık uyarılarına ek olarak her bir sigara üzerine de yazılı mesaj basılması planlandı. Düzenlemenin hayata geçmesiyle, her sigaranın üzerinde 'Sigara kansere yol açar' şeklinde yazı bulunacak. Bu şekilde sigaraların tiryakiler açısından çekiciliğinin azalması hedeflenmektedir." diye konuştu.</p>

<h3>"Türkiye'nin öncülük etmesini isteriz"</h3>

<p>Bilir, TBMM'ye sunulan "Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"nde yer alan "düz paket" uygulamasını desteklediklerini de belirterek, birçok ülkede hayata geçirilen uygulamanın bir an önce Türkiye'de de geçerli olmasını arzu ettiklerini söyledi.</p>

<p>Kapalı alanlarda ve çocuk parkı gibi bazı açık alanları kapsayan dumansız hava sahasının kapsamının genişletilmesini, yasakların ısıtılmış tütün ürünlerini de kapsamını istediklerini ifade eden Bilir, "Tütünle mücadelede örnek ülkeler arasında olan Türkiye'nin, düz paket uygulamasını hayata geçirmesini bekliyoruz. Hatta, Kanada örneğindeki gibi her sigaranın üzerinde uyarıcı mesajların yer almasını sağlayacak düzenlemeye Türkiye'nin öncülük etmesini isteriz." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<h1>Sigarada "düz paket"e bir adım daha yaklaşılıyor</h1>

<p>Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, Düz paket uygulamasına ilişkin, Kanun teklifinin sunulması ile Türkiye politik olarak taahhüt etmiş ülkeler arasında, Mecliste görüşülen ülkeler arasına yükselmiştir." dedi.</p>

<p>&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/" title="anasayfa">anasayfa</a>&nbsp;&gt;&nbsp;<a href="https://www.aa.com.tr/tr/saglik" target="_blank" title="sağlık">sağlık</a>&nbsp;04.11.2018&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p><img alt="Sigarada &quot;düz paket&quot;e bir adım daha yaklaşılıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/11/04/thumbs_b_c_9f42e8b1bd9fc3d616aab3c527454ae3.jpg" /></p>

<p>ANKARA -&nbsp;Yeşim Sert Karaaslan</p>

<p><strong>Sigara</strong>da&nbsp;<strong>"düz paket</strong>" uygulamasına ilişkin dünyada Belçika, Malezya gibi politik olarak taahhütte bulunan ülkeler arasında yer alan Türkiye'nin, TBMM Başkanlığına sunduğu kanun teklifiyle Mecliste kanun görüşmeleri süren ülkeler arasına girdiği belirtildi.</p>

<p>Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AK Parti Ankara Milletvekili Arife Polat Düzgün ve Nevşehir Milletvekili Mustafa Açıkgöz imzasıyla TBMM'ye sunulan "Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"nde yer alan "düz paket" uygulamasına ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Meclis komisyonlarında görüşmeleri süren kanun teklifinin bazı maddelerinin tütün tüketimini yeniden azaltacak ciddi önlemleri içerdiğini belirten Dağlı, kanun teklifinde sigaraların marka alameti taşımayan tek tip düz paketlerde sunulması, paketin yüzde 85'ini kapsayan resimli sağlık uyarısı bulunması ve satış noktalarında sigaraların görünür olmaması gibi temel ilkelerin yer aldığını anımsattı.</p>

<p>Dağlı, Türkiye'nin tütün tüketimini azaltmak için 2009'da başlattığı kampanyada büyük başarı kazandığının altını çizerek "2013 yılından sonra ise yasalara uyumun izlenmesindeki sorunlar nedeniyle tütün tüketimi yeniden artma gösterdi ve 2008 öncesi değerlere dönüştü. Dünyada tütün kontrolü başarı sıralamasında Türkiye, 2013'ten sonra her yıl geriledi." diye konuştu.</p>

<h3>&nbsp;"Türkiye, endüstrinin beklentilerine direnmeyi sürdürmeli"</h3>

<p>Avustralya'nın tüm davalardan haklı, endüstrinin ise haksız çıktığını anlatan Dağlı, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p>"Endüstrinin düz paket uygulamasını engelleyici herhangi bir hukuk savaşına artık giremeyeceği, girse de kaybedeceği bilinmektedir. Endüstri, Türkiye'yi 2021 yılına kadar ısıtılmış tütün ürünlerinin satıldığı en büyük üç pazar arasına sokmak istemektedir. Türkiye bu ürüne kapı açmamak için direnmiştir. Yeni ürün grubunu tütün kanunlarından muaf tutup, düz paketi işlevsiz kılmayı hesaplamaktadır. Türkiye, endüstrinin beklentilerine direnmeyi sürdürmeli."</p>

<h3>"Denetleyerek uygulamasını izlemek de önemli"</h3>

<p>Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Osman Elbek ise şunları kaydetti:</p>

<p>"Sigara firmaların ürünlerini satış noktalarında görünür şekilde sergiliyor ve reklam yapıyorlar. İstanbul'da yaptığımız çalışma, satış noktalarının yüzde 99'unda kanunun ihlal edildiğini göstermektedir. Kanun yapmak kadar denetleyerek uygulamasını izlemek de önemlidir. Biz sivil toplum olarak uygulamaların geliştirilmesini de bekliyoruz."</p>

<h3>&nbsp;Diğer ülkeler "düz paket" uygulamasında nerede?</h3>

<p>Dernekten verilen bilgiye göre, düz paketi kanunlaştırmış ve uygulayan ülkeler, Avustralya, Fransa, Birleşik Krallık, Yeni Zelanda, Norveç, İrlanda ve Macaristan.</p>

<p>Kanunlaştırmış, uygulamayı bekleyen ülkeler ise Kanada, Gürcistan, Romanya, Slovenya ve Tayland.</p>

<p>Mecliste kanun görüşmeleri süren ülkeler, Brezilya, Şili, Ekvator, Panama ve Uruguay.</p>

<p>Hükümet görüşmeleri süren ülkeler, Finlandiya, Guernsey ve Jersey, Singapur, Güney Afrika, Sri Lanka, İsveç, Tayvan.</p>

<p>Politik taahhütte bulunan ülkeler ise Belçika, Botsvana, Kenya, Malezya, Mauritus, Nepal, Gambia, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri.</p>

<h3>Düzenleme neyi kapsıyor?</h3>

<p>Meclis komisyonlarında görüşmeleri süren kanun teklifine göre, televizyonda yayınlanan programlar, filmler, diziler, müzik klipleri, reklam ve tanıtım filmleri, sinema ve tiyatrolarda gösterilen eserlerde, internet, topluma açık olan sosyal medya ve benzeri ortamlarda tütün ürünleri kullanılamayacak, görüntülerine yer verilemeyecek.</p>

<p>Sağlık, eğitim ve öğretim, kültür ve spor hizmeti verilen yerlerde ve üniversite yerleşkelerinde tütün ürünlerinin satışı yapılamayacak. Tütün ürünleri kapalı dolaplarda, kişilerin ulaşamayacağı ve göremeyeceği şekilde satışa sunulacak.</p>

<p>Tütün ürünleri paketleri ile nargile şişelerinin üzerine, zararlarını belirten resimli ve Türkçe yazılı uyarı veya mesajların konulacağı alan, yüzde 65'ten yüzde 85'e çıkarılacak.</p>

<p>Bütün tütün ürünlerinin üzerindeki yazı ve şekiller aynı olacak. Türkiye'de üretilen veya ithal edilen tütün ürünleri markanın yazım şekli, yazı karakteri, punto boyutu, paket üzerindeki konumu, paketlerin rengi, diğer yazı, ibare ve şekiller dahil olmak üzere aynı şekilde tasarlanan düz ve standart paketle piyasaya arz edilecek.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Nov 2018 13:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/c290d2aa618ecc8ae65910e858b91375.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MADDE BAĞIMLILIĞI</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/madde-bagimliligi-6217</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/madde-bagimliligi-6217</guid>
                <description><![CDATA[Yaratılmış tüm canlıların sevgiye ihtiyacı vardır.Bir ağaca,bir çiçeğe bile sevgiyle dokunduğunuzda onlar da bu sevgiyi hissedeceklerdir.Çiçeği sevgiyle beslediğinizde]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BRUXELLES KORNER</p>

<p>SIBEL BOZKURT</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>MADDE BAĞIMLILIĞI</p>

<p>Yaratılmış tüm canlıların sevgiye ihtiyacı vardır.Bir ağaca,bir çiçeğe bile sevgiyle dokunduğunuzda onlar da bu sevgiyi hissedeceklerdir.Çiçeği sevgiyle beslediğinizde</p>

<p>daha farklı ve güzel açmaktadır.Demek ki çocuğun ruhsal ve bedensel gelişiminde çocuğa</p>

<p>verilen sevginin de önemi çok büyüktür.Bunu esirgediğimizde çocuk bu boşluğu doldurma</p>

<p>isteği madde kullanımıyla da sonuçlanabilir.Çocuklar ya arkadaş etkisiyle ya da merak ederek madde kullanımına başladıkları ilk adım sigaradır.Bu durumu kontrol edeceklerini düşünmeleri olayı daha vahim hale getirebilir.Daha sonrasında kullanım sıklaşır ve zararlı bir hal alır.Tabiiki sigara ve içki kullanımı da bir çeşit madde bağımlılığıdır.Eğer anne ve babalar da sigara ve içki kullanıyorlarsa ,çocuklarında bunları örnek alması kaçınılmazdır.Çünkü çocuklar ailelerini taklit ederler.Kimler bağımlılık adayıdır?Başlatan faktörler hiç sevilmeyen,şiddet gören ,en ufak bir değer görmeyen daha çok risk altındadır.Yalnızlık duygusu,aile içi iletişim zayıfsa ,bu da yatkınlığı artıran ayrı bir faktördür.Ebeveynler bu durumu farkettiklerinde çocuklarıyla açık bir iletişim içinde olmalıdırlar.Kısa ve basit mesajlar vermek her zaman etkilidir.Ayrıca onu her zaman takdir etmeli,ona saygı duymalı ve kendi becerileri konusunda güven duygusu sağlamınız gerekir.Çocuk yetiştirirken ona hayal kırıklığına katlanma gücü,doğruyu ve yanlışı ayırt etme yeteneği ,girişkenlik eğitimi vermeliyiz.Bunları öğrenen bir çocuk hayatın zorluklarıyla daha iyi mücadele etme yeteneği kazanır.Bu durumda madde kullanan çocuğumuzu nasıl anlayabiliriz:</p>

<p>- Eğer fazla para harcamaya başlamışsa</p>

<p>- Agresif tutumlar sergiliyorsa</p>

<p>-Ders durumunda ani değişiklik olursa</p>

<p>-Eski arkadaşların yerine yeni arkadaşlar edinirse</p>

<p>-Giyimine dikkat etmezse</p>

<p>-Kişi sebebsiz yere gülüyorsa</p>

<p>-Ya da daha az yemek yiyorsa ve aşırı terliyorsa</p>

<p>İşte bu bağlamda anne ve babalar çocuklarının davranışlarını dikkatle izlemelidirler.Bu tespitler doğrultusunda yardım etmelidirler.Unutmamalıdırlar ki bağımlılığı tedavi edecek ilaç sevgidir.Ona bu durumda aşırı tepkiler vererek,haylaz yaramaz gibi ona ithamlarda bulunmak</p>

<p>durumu daha da zorlaştırır.Tam tersine ona iyi davranmak,yargılamadan konuşmak gerekir.Tabiiki bu durumu ailelerin kabullenmesi zordur ve çok acıdır.Eğer kendileri çocuklarına yardım edemediği durumlarda mutlaka profesyonal yardım istemeleri gerekebilir.Eğer kullanımı öldürebilecek boyutlara geldiyse mutlaka bir psikiyatri servisine yatırılmalıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 Nov 2018 16:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/c33fd22db32fa5a6e4c0ed0d6d935a5b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Zeytin ve zeytinyağı ömrü uzatıyor&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/zeytin-ve-zeytinyagi-omru-uzatiyor-6202</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/zeytin-ve-zeytinyagi-omru-uzatiyor-6202</guid>
                <description><![CDATA[İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Karatay, "Zeytin ve zeytinyağı ömrü uzatıyor. Sağlıklı yaşam bahşediyor. Onun için altınla kıyas dahi edilmez." dedi.

 ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Zeytin ve zeytinyağı ömrü uzatıyor'</h1>

<p>İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Karatay, "Zeytin ve zeytinyağı ömrü uzatıyor. Sağlıklı yaşam bahşediyor. Onun için altınla kıyas dahi edilmez." dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="'Zeytin ve zeytinyağı ömrü uzatıyor'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/10/27/thumbs_b_c_ad0db847e641455741c345b0651af46a.jpg" /></p>

<p>HATAY</p>

<p>Hatay Valiliği himayesinde Altınözü Kaymakamlığı ve Altınözü Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen 2. Altınözü Zeytin ve Zeytinyağı Festivali Atatürk Anıtı'na çelenk sunulmasıyla başladı.</p>

<p>Etkinlikler kapsamında, katılımcılar Babatorun Mahallesi'ndeki zeytin bahçesinde hasat yaparak fidan dikti.</p>

<p>İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr.&nbsp;<strong>Canan Karatay</strong>, burada yaptığı konuşmada, insanların istedikleri kadar zeytin ve zeytinyağı tüketebileceklerini söyledi.</p>

<p>Zeytinin altın, yağının ise altın özü olduğunu belirten Karatay, "<strong>Zeytin</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>zeytinyağı</strong>&nbsp;ömrü uzatıyor. Sağlıklı yaşam bahşediyor. Onun için altınla kıyas dahi edilmez. Onun için mutlaka her gün zeytin tüketilecek, her gün zeytinyağı içilecek, hiç korkmayın. Yalnız yanında ekmek olmayacak." dedi.</p>

<p>Zeytin ağaçlarını görünce heyecanlandığını aktaran Karatay, "Belki de eskiden zeytin ağacıydım." diyerek espri yaptı.</p>

<p>Karatay, zeytinin ve zeytinyağının faydalarını sıralayarak "Altınözü'nün zeytinyağı yağ değildir, meyve suyudur ve en sağlıklı meyve suyudur, istediğiniz kadar içebilirsiniz. Yemeklerde zaten kullanıyoruz, Akdeniz ülkesiyiz, salatada, cacıkta kullanabiliriz ama içmek de ayrıca güzelliktir. Zeytinyağı, probiyotiktir, bizi gençleştirir, alzaymırı, kanseri, kalp krizini önler kardeşim." diye konuştu.<br />
<br />
Muhabir: Lale Köklü</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Oct 2018 15:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/514d8504e494c1b1eef3d8aa60ebbfa6.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Menopoz sonrası için kaliteli yaşayın&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/menopoz-sonrasi-icin-kaliteli-yasayin-6192</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/menopoz-sonrasi-icin-kaliteli-yasayin-6192</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Ramazan Dansuk, menopoz sonrasında sağlığın korunması ve kaliteli bir yaşam için diyet ve yaşam biçiminin çok önemli olduğunu söyledi.

]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Menopoz sonrası için kaliteli yaşayın'</h1>

<p>Prof. Dr. Ramazan Dansuk, menopoz sonrasında sağlığın korunması ve kaliteli bir yaşam için diyet ve yaşam biçiminin çok önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="'Menopoz sonrası için kaliteli yaşayın'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/10/18/thumbs_b_c_1e29a25e8d00b97b06b0d31430f0cd0a.jpg" /></p>

<p>İSTANBUL</p>

<p>Biruni Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<strong>&nbsp;Prof. Dr. Ramazan Dansuk</strong>, Dünya Menopoz Günü kapsamında yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'de menopoz yaşının ortalama 50 olduğunu ancak 40 yaşında görülebildiğini aktardı.&nbsp;</p>

<p>Menopozun dönemlerine ilişkin bilgi veren Dansuk, "Menopoz sonrasında sağlığın korunması ve kaliteli bir yaşam için diyet ve yaşam biçimi çok önemlidir. Menopozda metabolizmadaki değişimlerle birlikte besin gereksinmeleri de farklılık göstermektedir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><strong>Menopoz sonrası</strong>nın, ağırlık kazanımının yaygın olduğu bir dönem olduğuna işaret eden Dansuk, "Östrojen düzeyindeki azalma besin alımını etkiler ve metabolik hızda azalmaya neden olur. Fiziksel aktivite düzeyindeki azalma da ağırlık kazanımı ile ilişkili bulunmuştur. İdeal ağırlığın korunması, kalp ve kemik sağlığı için önemlidir. Ayrıca diyabet ve kanserden korunmayı sağlar." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Dansuk, postmenopozal dönemde sıklıkla karşılaşılan osteoporozdan korunmak için, diyette yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini alımı, düzenli egzersiz, sigara kullanmama ve alkol tüketiminin azaltılmasının önemli olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>

<p>"Kemik kuvvetini maksimum hale getirmek için 19-49 yaşlar arasında 1000 miligram, 50 yaş civarında ise 1000-1500 miligram kalsiyum alınması gerekir. Bazı kadınlar bitkisel östrojenler alımını artırdıkları zaman sıcak basmalarında ve diğer menopozal belirtilerinde rahatlama hisseder. Östrojen benzeri bazı özellikleri olan bu bileşikler, soya fasulyesi ürünlerinde, tüm buğdaygiller ve bazı meyve ile sebzelerde bulunur. Vitamin A ve E içeren ve sebzelerden zengin, dengeli bir diyet ve bol su cildi besleyerek yumuşatır. Ayrıca cilt için uygun, düzenli bir bakımla genç ve sağlıklı görünüm sağlamak mümkündür."</p>

<h3>"Sigara, alkol, aşırı çay ve kahveden kaçının"</h3>

<p>Prof. Dr. Dansuk, sağlıklı fiziksel görünüme sahip olmanın, kadının ruh sağlığına da olumlu etki yaptığını ifade ederek, bu nedenle menopoza karşı alınacak önlemlerin ilk sırasında sağlıklı ve dengeli beslenmenin yer aldığını aktardı.</p>

<p>Yaşam biçiminin de bu dönemi sorunsuz geçirmede etkili olacağını belirten Dansuk, menopoz döneminde sigara, alkol ve aşırı çay ile kahve tüketilmemesi gerektiğini bildirdi.</p>

<p>Dansuk, menopoz dönemindeki "sıcak basması"nın kadınların yüzde 70-75'inde görüldüğünü, yüzde 50'sinde beş yıldan uzun sürebildiğini, hatta kadınların yüzde 25'inde daha da uzun süre devam edebildiğini aktardı.</p>

<p>Yüksek beden kitle indeksi, sigara kullanımı, depresyon ve premenstrüel semptomları olanlarda vazomotor semptomlarının daha sık görüldüğüne dikkati çeken Dansuk, şöyle devam etti:</p>

<p>"Menopoz sonrası kadınlarda kardiyovasküler hastalık sıklığında artma ile birlikte dikkati çeken bir diğer özellik ise kardiyovasküler komplikasyonlardır. En yüksek kemik kitlesinin elde edildiği 25-30 yaşlardan sonra kemik kitlesi kayıpları başlar. Düşük östrojen düzeylerine bağlı kayıp menopoz dönemi boyunca da devam eder. Bir kadının yaşamı boyunca görülen toplam kemik kaybının yüzde 75'inin menopoz sonrası dönemde meydana geldiği belirtilmektedir. Özellikle postmenopozal dönemin ilk 15-20 yılı içerisinde total vücut kemik kitlesinin yaklaşık yüzde 30 oranında azaldığı, bu kaybın yüzde 52-66 kadarının östrojen eksikliğine, geri kalanının ise yaşlanmaya bağlı olarak meydana geldiği bildirilmektedir. Daha sonra ise postmenopozal kırıklar görülmeye başlamaktadır."</p>

<p>Muhabir:&nbsp;Hatice Şenses Kurukız</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Oct 2018 17:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/50869fbb6c3fc4e566d1c636b9678fbd.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Belçika, turist anne ve bebeğini &quot;parası yetersiz&quot; diye gözaltında tuttu</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcika-turist-anne-ve-bebegini-parasi-yetersiz-diye-gozaltinda-tuttu-6146</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/belcika-turist-anne-ve-bebegini-parasi-yetersiz-diye-gozaltinda-tuttu-6146</guid>
                <description><![CDATA[Sırbistan'dan Belçika'ya seyahat eden bir anne ve 9 aylık bebeği, yeterli paraları bulunmadığı gerekçesiyle 4 gün gözaltında tutulduktan sonra ülkelerine geri gönderildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Belçika, turist anne ve bebeğini "parası yetersiz" diye gözaltında tuttu</h1>

<p>Sırbistan'dan Belçika'ya seyahat eden bir anne ve 9 aylık bebeği, yeterli paraları bulunmadığı gerekçesiyle 4 gün gözaltında tutulduktan sonra ülkelerine geri gönderildi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="Belçika, turist anne ve bebeğini &quot;parası yetersiz&quot; diye gözaltında tuttu" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/09/28/thumbs_b_c_ef14f8ebf5853aad40c57592d5e7f08a.jpg?v=122306" /></p>

<p>BRÜKSEL</p>

<p><strong>Sırbistan'dan Belçika'ya seyahat eden b</strong>ir anne ve 9 aylık bebeği, yeterli paraları bulunmadığı gerekçesiyle&nbsp;<strong>4 gün gözaltında&nbsp;</strong>tutulduktan sonra ülkelerine geri gönderildi.</p>

<p>Belçika'da Flamanca yayın yapan Apache sitesinin haberine göre, 127 Bis olarak bilinen geri gönderme merkezinde 4 gün boyunca&nbsp;<strong>9 aylık bebeğiyle&nbsp;</strong>gözaltında tutulan Sırp turist ve bebeği yeterli parası olmadığı için ülkeye alınmadı.</p>

<p><strong>Göçmen ofisi&nbsp;</strong>sözcülüğünün de doğruladığı olayda yetkililer, Sırp turiste standard işlemlerin uygulandığını öne sürdü.</p>

<p>Geçen hafta Brüksel'deki Zaventem Havalimanı'nda pasaport kontrolü ardından sorguya alınan turist, geri gönderme merkezinde bebeğiyle 4 gün gözaltında tutuldu. Turist ve bebeği yasal işlemlerin ardından ülkesine geri gönderildi.</p>

<p>Öte yandan, emniyet yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre, Sırp kadın, 16 gün boyunca kardeşinin yanında kalacağını belirtti. Turistin üzerinde 300 avro bulunduğunu belirten yetkililer, Belçika yasalarına göre en az 720 avro bulundurması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Sırp kadın ise Belçikalı yetkililerin tutumunu "insanlık dışı" olarak nitelendirdi. Belçika’ya gelen turistlerin yasa gereği her gün için en az 45 euro bulundurması şartı aranıyor.&nbsp;</p>

<p>Muhabir:&nbsp;Yusuf Hatip</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 29 Sep 2018 02:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/b87d1a3036650562255368acdb3f5b1e.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda Sorumluluk Duygusu Geliştirmek</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarda-sorumluluk-duygusu-gelistirmek-6144</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarda-sorumluluk-duygusu-gelistirmek-6144</guid>
                <description><![CDATA[Her anne – babanın ideali çocuklarını kendi ayakları üstünde durabilen, kendine güvenen bir birey olarak yetiştirmektir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BRUXELLES KORNER</p>

<p>sibel bozkurt&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Her anne – babanın ideali çocuklarını kendi ayakları üstünde durabilen, kendine güvenen bir birey olarak yetiştirmektir. Çünkü çocuklar kendi başlarına ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini fark ettikçe kendilerine olan güvenleri artacaktır. Anne- baba olarak çocuğunuzun yapabileceği her şeyi kendi başına başarması için imkan tanımalıdır.</p>

<p>Bu nedenle sorumluluk duygusunun gelişmesinde en etkili yöntemlerden biri çocuğun davranışının sonucunu yaşamasına fırsat vermektir. Peki çocuklar ne zamandan itibaren sorumluluk almalı.</p>

<p>El becerileri geliştiği andan itibaren çocuk örneğin kendi giysilerini giyip çıkarabilir. Hareketini kontrol eden çocuk, dengesini sağlayabildiği anda sorumluluk almaya başlar. Örneğin yemek yiyebilen bir çocuğa yemek yedirmeye devam etmek, hem onun becerisinin gelişmesine hem de yeterlilik duygusuna zarar verebilir.</p>

<p>Çünkü çocuklar yaşayarak yaparak öğrenirler. Ama bazı aileler çocuklarının sorumluluk almalarına istemeyerekte olsa farkında olmadan engel olabilirler. Genellikle de anneler, annelik iç güdüsüyle bu hataya düşebilirler. Çünkü Türk annesi yufka yüreklidir, örneğin ağlayan yavrusuna kıyamaz. Bu durum Avrupalı bir annede farklıdır.</p>

<p>Avrupalı anne daha bir katı tutum gösterebilir. Başka bir örnek vermek gerekirse Türk annesine göre çocuk her zaman yardıma muhtaç gibi düşünülür. Ama bir Avrupalı anneye göre çocuk bir bireydir. Bu durumda her çocuğa yaşına göre sorumluluklar verilmelidir. Örneğin 3-4 yaşlarda çocuklar, basit ev işlerinde yardımcı olabilirler.</p>

<p>Kendi oyuncaklarını toplayabilir. 5-6 yaş çocuk kendi başına giyinip soyunabilir. Bu örnekler çocukların yaş gruplarına göre çoğalabilir. Bundan da anlıyoruz ki çocukların sorumluluk duygusunun gelişiminde anne-babanın önemli bir rolü vardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 29 Sep 2018 02:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/c2c6ca3d43d2d25fdbca19358ad8ea9b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DSÖ&#039;den &#039;elektronik sigara&#039; uyarısı</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/dsoden-elektronik-sigara-uyarisi-6128</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/dsoden-elektronik-sigara-uyarisi-6128</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, tüm dünyada giderek artan elektronik ve ısıtılmış sigaraların özellikle çocukların beyin gelişimi üzerinde olumsuz etkileri olduğu konusunda aileleri uyardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>DSÖ'den 'elektronik sigara' uyarısı</h1>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, tüm dünyada giderek artan elektronik ve ısıtılmış sigaraların özellikle çocukların beyin gelişimi üzerinde olumsuz etkileri olduğu konusunda aileleri uyardı.</p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p><img alt="DSÖ'den 'elektronik sigara' uyarısı" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/09/25/thumbs_b_c_e351e794f256cb57b3ea6a7021193bcb.jpg" /></p>

<p>ANKARA - Duygu Yener</p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri gibi birçok ülkede satışı ve kullanımı serbest olan ancak gençler arasında salgın hale gelen&nbsp;<strong>elektronik ve ısıtılmış sigara kullanımı</strong>, 194 üyesi bulunan Dünya Sağlık Örgütü'nü (<strong>DSÖ</strong>) de alarma geçirdi.&nbsp;</p>

<p><strong>DSÖ Türkiye Ofisi</strong>, tüm ülkelere elektronik ve ısıtılmış sigaraların ülkeye girişlerinin yasaklanması, kapalı alanlarda da içilmemesine yönelik önlemler alınması konusunda çağrıda bulundu.</p>

<p>DSÖ Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar ve Sağlıklı Yaşam Program Yöneticisi Doç. Dr. Toker Ergüder, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tütün endüstrisinin sigaraları elektronik ya da ısıtılmış sigaralarla değiştirmeye çalıştığını ve ürünün yayılması konusunda çalışmalar yürüttüğünü söyledi.</p>

<p>Ergüder, Amerika Birleşik Devletleri'nde elektronik ve ısıtılmış sigara salgının gençler arasında hızla yayıldığına işaret ederek, "Onlar özellikle erişkin sigara içicilerini korumak için bu tarz ürünleri piyasada serbest bıraktılar ancak farketmedikleri bir şey oldu ki elektronik sigaralar, gençler üzerinde hızlı bir şekilde yayılmaya başladı." ifadesini kullandı.</p>

<p>Sağlık Bakanlığının elektronik sigara gibi ürünlerin Türkiye'de üretimi ve satışını yasakladığını anımsatan Ergüder, bu nedenle yaygın bir kullanımın olmadığını dile getirdi.</p>

<p>Amerika ve İngiltere gibi ülkelerde elektronik ve ısıtılmış sigara ürünlerinin satışının serbest olması nedeniyle son bir yıldır kullanıcı sayısının yüzde 75 arttığına dikkati çeken Ergüder, "Geçen yıl bir milyon çocuk bu ürünleri kullanıyordu, en son yapılan çalışmalarda 2 milyon çocuğun bu ürünlerini kullanmaya başladıklarını söylüyorlar." dedi.</p>

<p>Ergüder, elektronik sigara üretimi yapan firmaların bu ürünleri piyasaya sunarken de daha az zararlı olduğunu iddia ettiklerini vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>

<p>"Tütünle mücadelede önemli olan, çocuk ve gençleri sigaraya başlatmamaktır. Dünyanın hiçbir yerinde bu ürünlerin sigarayı bırakmalarına yardımcı olduğuna dair çalışmalar yoktur. Bunu yayınlayan bilim insanları da daha önce sigara firmaları ile birtakım ilişkileri olan, bundan maddi kazanç sağlayan bilim insanları ne yazık ki. Bu nedenle insanların sigarayı bırakmalarına kesinlikle yardımcı olmuyor. Elektronik sigaradaki sıvının içinde nikotin var. Bu nikotin de bağımlılık yapan madde özellikle çocukların beyin gelişimi için çok zararlı bir ürün. Çocukların beyin gelişimi ve öğrenmelerini engelleyen bir ürün. Biz tabii bu sıvının içinde başka ne tür maddeler olduğunu da bilmiyoruz. Belki bunların içinde birtakım ilaçlar var, uyuşturucu maddeler var. Amerika'daki salgın ve paniğin de en büyük nedeni de çocuklara nikotin verirken bir yandan da uyuşturucu ve diğer maddelerin veriliyor olmasından korkuyorlar. Üstelik bunları da denetleyemiyorlar."</p>

<h3>"Ekonomik gelişmeler fırsata çevrilmemeli"</h3>

<p>Doç. Dr. Ergüder, Türkiye'nin tütünle mücadale konusunda örnek ülkelerden birisi olduğunu ancak tütün endüstrisinin çeşitli ürünlerin ülkeye girişlerinin serbest bırakılması için çalışmalarını sürdürdüğünü bildirdi.</p>

<p>Ekonomide yaşanan gelişmelerin tütün endüstrisini fırsata çevirmemesi için de dikkatli olunması gerektiğinin altını çizen Ergüder, "Türkiye'ye yabancı sigaraların gelmesi, ekonomik krizle oldu. Bizim de korkumuz, bu firmalar Türkiye'deki yetkili kişilere ulaşıp birtakım kanun değişiklikleri yaparak bu ürünleri piyasada serbest hale getirmeye çalışabilirler. Bu ürünler piyasa girdiği anda çocuk ve gençler arasında büyük bir salgın haline geliyor. Yüz binlerce çocuk bu ürünü kullanmaya başlıyor ve nikotin bağımlısı oluyor." diye konuştu.</p>

<p>Toker Ergüder, elektronik ve ısıtılmış sigara kullanımının satışı artırmak için farklı yollara başvurulduğuna değinerek, "Özellikle ABD'de elektronik sigaralar flaş bellek şeklinde satılıyor. Okula giden bir genç bunu rahatlıkla alıyor, bilgisayara ya da elektronik cihazlarına takarak şarj edebiliyor. Yaygın olarak tüm okullarda bu ürünler satılabiliyor. Amerika bunu salgın olarak nitelendirdi ve çok ciddi önlemler almaya başladı. Bu ürünlerin okullara girişleri yasaklandı." dedi.</p>

<h3>"Elektronik sigara kullanımı kapalı alanda yasaklanmalı"</h3>

<p>DSÖ'ye üye 194 ülke olduğunu aktaran Ergüder, Türkiye'nin tütünle mücadelesinin diğer ülkeler tarafından örnek alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Toker Ergüder, elektronik sigara kullanımının önüne geçilmesi için şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Ülkeler tütün endüstrisi karşısında başarısızlığa uğramışsa, çocuk ve gençleri korumak için kapalı alanlarda da bu elektronik sigaralar yasaklanmalı. Reklam ve promosyonlar yasaklanarak, satış yaşınının 21'e kadar çıkarılması gerekir. Anne ve babalara da önerimiz, bu ürünler konusunda öğretmenlerin de uyanık olması lazım. Türkiye'de elektronik sigara satışı yasak olsa bile kaçak yollarla girebiliyor. Bu ürünlerin satışının ne kadar yapıldığını takip edilmesi gerekiyor. Herkesin bu konuda uyanık ve çocuklarını takip etmesi lazım. Çocukları mümkün olduğu kadar bu ürünlerden korumamız lazım. En iyi tavsiye, Türkiye'nin şu anda yaptığı gibi ülkeye girişinin yasaklanmasıdır."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Sep 2018 11:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/d2400b353a9c32a4ee15689a7818a52e.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çok Kültürlü Tek Yürek</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cok-kulturlu-tek-yurek-6127</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cok-kulturlu-tek-yurek-6127</guid>
                <description><![CDATA["Insanlar başka bir ülkede yaşıyorsa, orası artık yabancı bir ülke değil, kendi ülkeleridir."]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bruxelles Korner</p>

<p>Yüksel Çilingir</p>

<p><br />
Çok Kültürlü Tek Yürek</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>"Insanlar başka bir ülkede yaşıyorsa, orası artık yabancı bir ülke değil, kendi ülkeleridir."</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İnsan nesli binlerce yıldır göçüyor. Her gittiği yere yanında alışkanlıklarını, gelenek ve göreneklerini götürüyor. Sonra onlara yenisini ekliyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Aslında bugün de durum farklı değil. Tek fark, gittikçe daha çok tüketim ağırlıklı toplumlar haline gelmiş olmamız. Hemen alalım, tüketelim; benim olsun, benim isteklerime uysun istiyoruz. Bunlar maddi konularsa, parayla çözmeye çalışıyoruz.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ama ya alışkanlıklarımız, töreleşmiş geleneklerimiz?.. Hepimiz ağır çekimde sudan çıkmış balıklar gibiyiz. Değişimleri hazmetmeye zamanımız ve tahammülümüz yok. &nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Halbuki hem suda hem karada yaşamak mümkün.&nbsp;<strong>Çok kültürlü</strong>&nbsp;olmak, yüzyıllardır oluşagelen geleneklerimizi, kökenlerimizi unutmayı gerektirmiyor. Akışkan dünyada, göçlerin artık bir nevi tsunami gibi gerçekleştiği günümüzde, bir arada bir çok kavramın yaşayabilmesi gerekiyor. Ülkelerin ve halkların buna hazırlıklı olması gerekiyor. Önce kafa olarak, sonra altyapı geliştirerek... Türkiye'de bugün bile bir çok farklı kültür yok mu?&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Biz de azlı-çoklu 184 farklı milletin yaşadığı&nbsp;<strong>Brüksel</strong>&nbsp;için, yeni oluşum&nbsp;<strong>CHANGE BRUSSELS</strong>&nbsp;partisinin yerel seçim kampanya açılışında,&nbsp;<strong>Fabrique A Medya - Visitant</strong>&nbsp;<strong>Programı</strong>&nbsp;olarak, Ulaştırma ve Sosyal İşler'den sorumlu<strong>&nbsp;Bakan Pascal Smet</strong>'e bunları sorduk.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Visitant:&nbsp;</strong>CHANGE BRUSSELS nedir? Yeterince değişmediğini mi düşünüyorsunuz? Tam da bunu değiştirecek bir konumdaydınız...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Bakan:&nbsp;</strong>Şehirde yeni hareketlerin olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu hareket Flaman Sosyal Demokratlar&nbsp;(*)&nbsp;tarafından da destekleniyor. Ancak bu hareketin içinde daha önce aktif olarak siyaset yapmayan pek çok insan var. Ve şehri değiştirmeye oldukça hazırlar. Brüksel bir şehir olarak pek çok fırsata sahip. Her zaman görünmeyen veya her zaman değerlendirilmeyen... Bunun farklı alt yapıya sahip bütün bu insanlarla birlikte büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bir çok uluslararası alt yapıyla... Birlikte Brüksel'i daha iyi bir şehir haline getirmek için...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Visitant:</strong>&nbsp;Brüksel'in tam merkezinde pek çok inşaat faaliyeti sürüyor. Bunun toplum üzerinde etkileri olacağını düşünüyor musunuz?</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Bakan:&nbsp;&nbsp;</strong>Elbette... İnsanların birlikte yaşadığı, ekonomik faaliyetlerin olduğu, turistlerin geldiği... Temel olarak; daha az arabanın olduğu, insanların toplandığı, yaşamak için geldiği bir yerde ekonomik fırsatlar da olacaktır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Visitant:</strong>&nbsp;Daha fazla entegrasyon adına içerideki değişiklikler nelerdir? İki kültür arasında aşamadıkları ince bir çizgi var...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Bakan:</strong>&nbsp;İnsanların kökenlerini ve geçmişlerini unutmamaları gerektiğini düşünüyorum. İnsanların bunu tanımasının, hatta paylaşmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak insanlar başka bir ülkede yaşıyorsa, orası artık yabancı bir ülke değil, kendi ülkeleridir. Ayrıca her zaman şunu da söylemek istiyorum ki, insanlar Türk Brükselli, Türk Belçikalı veya Hollandalı Belçikalı olabilir. Yani Belçika bizim ikinci adımız, Brüksel bizim ikinci adımız, fakat kökenlerimiz bizim birinci adımız, bizi bir diğerinden ayıran şeydir. Öte yandan, fazlasıyla ortak şeyimiz var. Dolayısıyla farklı insanlar, örneğin Türk alt yapısına sahip insanlar; bizlerle kökenlerinizi paylaşın, ama Belçika'da yaşadığınızı unutmayın. Ana vatanınız burasıdır. Dolayısıyla geleceğinizi burada inşa edin ve kökenlerinizi bizimle paylaşın. Hayata böyle bakmaları gerekiyor. Ve güzel olan şu ki CHANGE BRUSSELS listesinde farklı alt yapıdan ve çalışmaya hazır pek çok kişi var. Tam da bu şehir için ideal olan şey...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Benim kültürüm demeden önce&nbsp;<strong>kültür kavramına saygı&nbsp;</strong>duymak gerekiyor.&nbsp; Böylelikle herkesin kültürünü anlamak daha kolay olacaktır. Çünkü benim kültürüm ne kadar değerliyse onunki de öyle...</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Röportaj bağlantısı:&nbsp;https://youtu.be/_BFCFO22uJM</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>(*)&nbsp;Bakan Pascal Smet'in bağlı olduğu Flaman Sosyalist Partisi SP.A</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Sevgiyle kalın.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Yüksel Çilingir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Sep 2018 02:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/b7bb99f1802cb2bf896e2ac151c15093.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;50 yaş üzeri erkekler prostat kanseri taraması yaptırmalı&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/50-yas-uzeri-erkekler-prostat-kanseri-taramasi-yaptirmali-6074</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/50-yas-uzeri-erkekler-prostat-kanseri-taramasi-yaptirmali-6074</guid>
                <description><![CDATA[Türk Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Germiyanoğlu, "50 yaş itibarıyla prostat belirtileri gösteren erkeklerin prostat kanser taraması için üroloji uzmanlarına başvurmaları gerekiyor." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'50 yaş üzeri erkekler prostat kanseri taraması yaptırmalı'</h1>

<p>Türk Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Germiyanoğlu, "50 yaş itibarıyla prostat belirtileri gösteren erkeklerin prostat kanser taraması için üroloji uzmanlarına başvurmaları gerekiyor." dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="'50 yaş üzeri erkekler prostat kanseri taraması yaptırmalı'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/09/05/thumbs_b_c_b4b27e018d4a5319ec0590d9d290106c.jpg" /></p>

<p>İSTANBUL</p>

<p>Türk Üroloji Derneği Başkanı&nbsp;<strong>Prof. Dr. Rüştü Cankon Germiyanoğlu</strong>,&nbsp;<strong>prostat tedavisi</strong>nde cerrahi teknik seçiminin kişiye özel olarak yapılması gerektiğini belirterek, "<strong>50 ya</strong><strong>ş</strong>&nbsp;itibarıyla&nbsp;<strong>prostat hastalıkları&nbsp;</strong>belirtileri gösteren erkeklerin prostat<strong>&nbsp;kanser taraması&nbsp;</strong>için üroloji uzmanlarına başvurmaları gerekiyor." dedi.</p>

<p>GSK Türkiye ve Türk Üroloji Derneği tarafından 15 Eylül Dünya Prostat Günü dolayısıyla Taksim'de bir otelde düzenlenen toplantıda konuşan Germiyanoğlu, prostat kanseri taramasının genetik olarak ailesinde bulunan erkeklerde 40 yaş üstü, risk faktörü olmayan erkeklerde ise 50 yaş üstü Prostat Spesifik Antijen (PSA) bakılması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. Germiyanoğlu, tekrarlayan üriner retansiyon, mesane çıkım tıkanıklığına bağlı gelişen hidronefroz ve böbrek yetmezliği, prostat kaynaklı makroskopik hematüri, mesanede taş oluşumu ve tekrarlayan üriner sistem enfeksiyonları gibi durumlarda cerrahi tedavinin gerekli olduğunu vurguladı.</p>

<h3>"Artık endoskopik yani kapalı ameliyatlar yapılıyor"</h3>

<p>İyi huylu prostat büyümesinin cerrahi tedavisinden de bahseden Germiyanoğlu, iyi huylu prostat büyümesi takip ve tedavisi altında olan hastaların 5 yıl içerisinde yüzde 30'unun cerrahi uygulama gördüğünü söyledi.</p>

<p>Böbrek yetmezliği, mesane taşı, tekrarlayıcı kanamalar, medikal tedavinin etkisizliği, çoklu sonda uygulamaları, tekrarlayan üriner enfeksiyonlar ve mesane divertikülü görüldüğü durumlarda cerrahi uygulamanın yapıldığına dikkati çeken Germiyanoğlu, iyi huylu prostat büyümesi tedavisi yöntemlerine ilişkin şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Geçmiş yıllarda sıklıkla açık prostat ameliyatları yapılırken artık endoskopik yani kapalı ameliyatlar yapılmaktadır. Kapalı ameliyatlardan son yıllarda popülarize olanları laser tiplerine göre olmak üzere prostatı buharlaştıran veya doku olarak çıkartan tipleri bulunmaktadır. Prostatik stentler, prostatik üretral liftler, minimal invazif basit prostektetomi, transüretral mikrodalga terapi, transüretral prostata iğne ablasyonu, intraprostatik enjeksiyonlar da prostat tedavisindeki yeni yöntemlerdir. Prostat tedavisinde cerrahi teknik seçimi kişiye özel olarak yapılması gerekir. 50 yaş itibarıyla prostat hastalıkları belirtileri gösteren erkeklerin prostat kanser taraması için üroloji uzmanlarına başvurmaları gerekiyor."</p>

<h3>"İdrar yapma ile ilgili şikayetlerle başlıyor"</h3>

<p>Kadıoğlu, iyi huylu prostatın 50 yaş üzerinde yüzde 50-75, 70 yaş üzerinde yüzde 80 görüldüğünün altını çizerek, şöyle konuştu:</p>

<p>"Ürolojide en sık tanı konulan hastalık, genellikle 50 yaşından büyük erkeklerde görülüyor. Prostat büyümesi, idrar yolunu kapatmasına veya sıkmasına bağlı olarak idrar yapma ile ilgili şikayetlerle başlıyor. Türkiye'de 6 milyona yakın erkekte iyi huylu prostat büyümesine bağlı şikayet ve belirtiler var. Amerika'da 30-79 yaş arası alt üriner sistem semptomları olan yaklaşık 15 milyon, Avrupa'da ise 30-79 yaş arası 35 milyon erkek var."</p>

<p>Prof. Dr. Kadıoğlu, obezite, şeker hastalığı, artmış total enerji alımı, total protein tüketimi, kırmızı et, yağ, tahıllar, ekmek, kümes hayvanları ve nişasta ile beslenmenin iyi huylu prostat açısından risk oluşturduğuna dikkati çekerek, "Sebzeler, meyveler, doymamış yağ asitleri, linoleik asit ve D vitamini bitkisel kaynaklı gıdalarla beslenme ve egzersiz, iyi huylu prostatı koruyucu özellik taşıyor." dedi.</p>

<p>Muhabir:&nbsp;Zeynep Rakipoğlu</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Sep 2018 12:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/48a0098e1b73cd9c9b1ba097d08ffe1d.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal medya kullanımı gençler arasında estetik ameliyatları artırıyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sosyal-medya-kullanimi-gencler-arasinda-estetik-ameliyatlari-artiriyor-6064</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/sosyal-medya-kullanimi-gencler-arasinda-estetik-ameliyatlari-artiriyor-6064</guid>
                <description><![CDATA[ABD'de yayınlanan bir rapor, sosyal medyanın gençleri plastik cerrahiye yönlendirdiğini ortaya koydu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Sosyal medya kullanımı gençler arasında estetik ameliyatları artırıyor</h1>

<p>ABD'de yayınlanan bir rapor, sosyal medyanın gençleri plastik cerrahiye yönlendirdiğini ortaya koydu.</p>

<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p><img alt="Sosyal medya kullanımı gençler arasında estetik ameliyatları artırıyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/08/30/thumbs_b_c_f5a1e1eac579405cb241123f9551b5a0.jpg" /></p>

<p>NEW YORK&nbsp;<br />
<br />
<strong>Sosyal medya</strong>da paylaşılan öz çekim fotoğraflarının gençler arasında&nbsp;<strong>estetik ameliyat</strong>&nbsp;artışına neden olduğu ortaya çıktı.</p>

<p>Amerikan&nbsp;<strong>Plastik Cerrahi</strong>&nbsp;Derneğinin resmi sağlık dergisi Plastic and Reconstructive Surgery’de yayımlanan rapora göre, 2017'de ABD’de 13 ila 19 yaşlarındaki 229 bin genç estetik ameliyat yaptırdı.</p>

<p>Estetik ameliyatlarda 2016'ya göre yüzde 11'lik artış kaydedildiği belirtilen raporda, bu operasyonlar için harcanan toplam miktarın da 6,5 milyar dolardan fazla olduğu kaydedildi.</p>

<p>Raporu hazırlayan doktorlar Rod J. Rohrich ve Min-Jeoing Cho, ergenlerde plastik cerrahiye olan talebin önemli ölçüde arttığını vurgulayarak, genç hastaların genellikle burun düzeltme, dudak çatlağı tedavisi, göğüs ve kulak küçültme gibi alanlarda estetik ameliyat yaptırdıklarını, sosyal medya nedeniyle botoks ve diğer enjeksiyon estetiğine yönelimin de arttığına dikkat çekti.</p>

<p>“Ortalama Y kuşağı hayatı boyunca 25 binden fazla öz çekim yapıyor. Bu astronomik bir rakam ve bu yaş grubundaki özgüven sorunundan kaynaklanıyor.” ifadeleri kullanılan raporda, İnstagram, Snapchat ve Facebook fotoğraflarının her kesimde, özellikle sosyal medyayı daha fazla kullanan gençler arasında estetik ameliyatları arttırdığı kaydedildi.</p>

<p>Muhabir:&nbsp;İslam Doğru</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Sep 2018 18:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/036c360118b7e282ae31acd19e100363.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarımız Neden Avrupa Ülkelerinde Başarısız </title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarimiz-neden-avrupa-ulkelerinde-basarisiz-6059</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cocuklarimiz-neden-avrupa-ulkelerinde-basarisiz-6059</guid>
                <description><![CDATA[Türk öğrencilerinin okul başarılarının diğer ülke göçmen çocuklarına göre, düşük olduğunu geçen yazılarımda dile getirmiştim
]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Bruxelles Korner&nbsp;</p>

<p>Sibel Bozkurt<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Çocuklarımız Neden Avrupa Ülkelerinde Başarısız&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Türk öğrencilerinin okul başarılarının diğer ülke göçmen çocuklarına göre, düşük olduğunu geçen yazılarımda dile getirmiştim</p>

<p>Bu yazımda başarısızlığın temelinde nelerin yattığını açıklamak istiyorum. En önemli engellerden birinin, anne ve babanın eğitim düzeyinin düşük olmasıdır. Bu durumda anne ve baba gerekli ve yeterli eğitim yardımını yapamamakta, Almanca bilmemeleri de bu sorunu daha da büyütmektedir.</p>

<p>Ayrıca Türk veliler çocuklarının okul başarılarının arttırılması için, kendilerine sunulan imkanlarını çoğunu bilmemekte ve kullanmamaktadır. Aslında Türk aileler fedakar bir yapıya sahiptir. Çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak için daha fazla çalışmaktadır. Durum böyle olunca da çocuklarına daha az zaman ayırmaktadır. Aslında yurt dışında yaşayan, bir kısım aileler, çocuğunun eğitim sorunlarıyla birilerinin ilgilenmesi bekler. Bu görevi beklediği kişilerde genellikle Türk öğretmenleridir.</p>

<p>Ama bilmelidirler ki onların da Avrupa'da çalışma ortamları sınırlıdır. Öyle ki bir öğretmenin ilgilenmesi beklenen cocuk sayısı yüz elliye kadar çıkmaktadır. Bu bağlamda aileler de çocuğunun başarısında büyük bir etkendir. Eğer öğrenciye gerekli eğitim yardımı yapılmazsa, çocuk içe dönük olarak gelişerek, gidebileceği okul türü, tüm geleceğine ve tüm yaşamını olumsuz etkileyecektir. Eğer veliler kendileri yardımcı olamıyorlarsa, genellikle öyle, &nbsp;bu durumda onları açılan ek teşvik ek derslerine göndermek, ya da yüksek öğrenim öğrencilerinden yararlanarak güzel bir katkıda bulunabilirler. Unutmayalım ki yavrularımız iki dilli ve iki kültürlü yetişecektir.</p>

<p>Bu durum onların Alman akranlarına göre daha çok çalışmalarını &nbsp;gerektirir. Yaşadığı ülkenin dilini çok iyi öğrenerek, bununla birlikte kendi dil ve kütürlerini de kavrayarak, kimliklerini de tam olarak korumalarını gerekmektedir. Bu durumun sebebi, çok iyi anlatılmalı ve benimsetilmelidir. Bu fazla çabanın, bir fedakarlık değil, kendi dil, kültür ve inancını, öğrenme açısından, bir zorunluluk olduğu benimsetilmelidir.</p>

<p>Ayrıca da çocuğumuzun eğitim süresince okul yönetimi ve öğretmenleriyle sürekli işbirliği içinde olmanız önemlidir. Sevgili Veliler unutmayınız ki, eğitim geleceğe yapılan en değerli yatırımdır. &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Aug 2018 18:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/067bf57b5a16d4fa90d50db0e2e79e8c.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alkol kullanımında güvenli miktar yok</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/alkol-kullaniminda-guvenli-miktar-yok-6053</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/alkol-kullaniminda-guvenli-miktar-yok-6053</guid>
                <description><![CDATA[Bilimsel çalışmalar, alkolün sağlığa zarar vermeden tüketilmesini sağlayacak güvenli bir ölçünün olmadığını ortaya koydu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Alkol kullanımında güvenli miktar yok</h1>

<p>Bilimsel çalışmalar, alkolün sağlığa zarar vermeden tüketilmesini sağlayacak güvenli bir ölçünün olmadığını ortaya koydu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="Alkol kullanımında güvenli miktar yok" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/08/24/thumbs_b_c_7b51cba91897407536d075a8854d7754.jpg" /></p>

<p>ANKARA</p>

<p>BBC'de yer alan habere göre, 195 ülkede alkol kullanımı ile hastalıklar arasındaki ilişkiyi ele alan Hastalıkların Küresel Yükü araştırmasında, az miktarda düzenli alkol tüketenlerin kanser, organ yetmezliği ve alkole bağlı diğer hastalıklara yakalanma riskinin hiç tüketmeyenlere kıyasla arttığı yönünde bulgulara ulaşıldı.&nbsp;</p>

<p>Yaşları 15 ve 95 arasındaki bireylerin 1990-2016 yıllarındaki sağlık verilerini inceleyen araştırmacılar, hiç içki içmeyenler arasında 100 bin kişi içinde 914 kişinin kanser ve diğer hastalıklara yakalandığını, günde 1 kadeh içki içen 100 bin kişi arasında ise bu rakamın 4 kişi daha arttığını tespit etti.</p>

<p>Hastalığa yakalanan kişi sayısının günde 2 kadeh içki içenlerde 63, 5 kadeh içenlerde ise 338 kişi daha arttığı görüldü.</p>

<p>Araştırmaya önderlik eden Londra Kraliyet Akademisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sonia Saxena, "Günde tek kadeh içkinin sınırlı bir risk artışı ortaya çıkardığı görülüyor ancak bunu ülke nüfusuna oranladığınızda sağlık sistemine büyük bir ilave yük getireceği açık." dedi.</p>

<p>Daha önce bazı bilimsel çalışmalarda sınırlı miktardaki alkolün koruyucu etkilerine dair bulgulara ulaşılmasına karşın, güncel tespitin belirgin bir sağlık riskine işaret ettiğini vurgulayan araştırmacılar, bulgular ışığında hiçbir hekim veya sağlık kurumunun sınırlı alkol tüketimine dair tavsiyede bulunmaması gerektiğine dikkati çekti.</p>

<p>Araştırmanın sonuçları tıp dergisi "Lancet"te yayımlandı.</p>

<p>Muhabir:&nbsp;Emre Aytekin</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Aug 2018 23:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/a6b38aeae317bf0945cd81d349b1635c.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AVHO Başkanı Şenel: Kurban eti kesimden sonraki gün tüketilmeli</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avho-baskani-senel-kurban-eti-kesimden-sonraki-gun-tuketilmeli-6052</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/avho-baskani-senel-kurban-eti-kesimden-sonraki-gun-tuketilmeli-6052</guid>
                <description><![CDATA[Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası (AVHO) Başkanı Şenel, "Kurban etinin kesimden sonraki gün tüketilecek şekilde hazırlanması daha uygun ve sağlıklıdır." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>AVHO Başkanı Şenel: Kurban eti kesimden sonraki gün tüketilmeli</h1>

<p>Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası (AVHO) Başkanı Şenel, "Kurban etinin kesimden sonraki gün tüketilecek şekilde hazırlanması daha uygun ve sağlıklıdır." dedi.</p>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p><img alt="AVHO Başkanı Şenel: Kurban eti kesimden sonraki gün tüketilmeli" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/08/20/thumbs_b_c_acc5ddf6d38a87a6282101559d92068e.jpg" /></p>

<p>ANKARA</p>

<p><strong>Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası (AVHO) Başkanı Oytun Okan Şenel</strong>, AA muhabirine kurbanlıklarla ilgili dikkat edilmesi gereken hususları anlattı.</p>

<p>Türkiye'de yaklaşık 1 milyon büyükbaş, 2,5 milyon küçükbaş hayvanın kesilmesinin öngörüldüğüne işaret eden Şenel, söz konusu rakamın Türkiye'de bir yıl boyunca kesilen hayvan sayısının yaklaşık dörtte biri kadar olduğunu söyledi.</p>

<p>Kurban Bayramı sürecindeki yoğun hayvan hareketliliğinin hastalıkların kontrolsüz yayılması riskini beraberinde getirdiğini aktaran Şenel, kurbanlık hayvanların, hayvan pazarlarından, hayvan borsalarından, İl Kurban Hizmetleri Komisyonunca belirlenen kurbanlık satış yerlerinden veya doğrudan hayvancılık işletmesinden alınması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Şenel, bayram yoğunluğunun bazı yetiştiriciler tarafından kesilmeye uygun olmayan sağlıksız hayvanların elden çıkarılması için bir fırsat olarak görüldüğüne dikkati çekerek, "Veteriner hekim denetiminin bulunmadığı yerlerden hayvan satın alınmamalıdır. Kurbanlık hayvan satın alırken büyükbaş hayvanlarda hayvanın Bakanlıkta kayıtlı olduğunu gösteren kulak küpelerinin olmasına, veteriner sağlık raporu ve hayvanların pasaportlarının olmasına, küçükbaş hayvanlarda ise kulak küpelerinin ve veteriner sağlık raporunun olmasına dikkat edilmelidir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<h3>Kurbanlık hayvanın seçimi</h3>

<p>Kurbanlık hayvanın seçimi konusunda hayvanın besi durumunun önemli bir gösterge olduğuna işaret eden Şenel, dişi hayvan tercih edilmemesi, bir nedenle dişi hayvan kesilecekse, gebe ya da yeni doğum yapmış olmaması gerektiğini aktardı.</p>

<p>Şenel, büyükbaş hayvanların en az 2, küçükbaş hayvanların en az 1 yaşında olabileceğini anımsatarak, "Hayvanın bedeninde yara ve şişlikler, yüksek ateş olmamalı, burun, göz, ağız, anüs, genital organ akıntısı ve pis kokulu ishali bulunmamalıdır. Hayvanın tüyleri karışık ve mat olmamalı, bakışları ve dış görünümü cansız olmamalı. Hayvan çevreye karşı aşırı tepkili veya çok duyarsız olmamalı, duruş ve yürüyüş bozukluğu olmamalı, eksik ya da fazla uzuv gibi yapısal bozuklukları bulunmamalıdır." ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Kurban keserken dikkat edilecek hususlar</h3>

<p>Kurbanlık hayvanların kesimleri için öncelikli tercihin, veteriner hekim kontrolü yapılan ve hijyen şartları iyi olan, Bakanlıktan ruhsat almış mezbaha ve kombinalar veya kesim için geçici olarak düzenlenen yerler olduğunu vurgulayan Şenel, kesimde dikkat edilmesi gereken önemli noktaları şöyle sıraladı:</p>

<p>"Kesimden 12 saat önce, kurbanlıklara yem verilmesi kesilmeli, sadece su verilmelidir. Kesim yeri temiz olmalı ve akan su bulunmalıdır. Kesim işlemi, mutlaka ehil bir kişi tarafından yapılmalıdır. Kesim yapan kişinin sağlıklı ve temiz olması gerekir. Elinde kesik veya yara varsa hijyenik bir eldiven kullanmalıdır. Bıçaklar sık sık temizlenmelidir. Doku ve organların görünümü normal değilse, şüphe edilen her durumda veteriner hekime danışılmalı, böyle bir imkan yoksa o dokular hiçbir canlının tüketimine sunulmamalıdır. Hastalıklı doku ve organların kesimi sırasında kirlenen bıçaklar dezenfekte edilmelidir. Hayvan tutulup yatırılırken veya askıya alınırken eziyet edilmemelidir. Kesim işlemi, askıya alarak yapılmalıdır. İç organlar yüzme işini takiben en kısa sürede çıkarılmalıdır. Gövde üzerinde deri parçası bırakılmamalıdır. Kesim sırasında kan, bağırsak içeriği gibi maddelerle çevrenin kirlenmesi engellenmelidir. Kurban atıkları çevreye atılmamalı, kanalizasyon kanallarına dökülmemelidir. Çıkan atıklara çevrede yaşayan kedi köpek gibi hayvanların ulaşamayacağından emin olunmalıdır."</p>

<h3>Kurban etlerinin muhafazası</h3>

<p>Şenel, kurban etlerinin, parçalar halinde temiz kaplara konulması ve güneş görmeyen serin bir yerde 5-6 saat kadar bekletilerek etin sıcaklığının düşmesi sağlandıktan sonra buzdolabına kaldırılması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Kurbanlık etin dayanma süresinin normal buzdolabı koşullarında 5-6 gün olduğunu aktaran Şenel, şöyle konuştu:</p>

<p>"Bu süre kıymada genellikle 3 gündür. Daha uzun süreli muhafaza düşünülüyorsa etler dinlendirilip soğutulduktan sonra derin dondurucuda -18 derecede muhafaza edilmelidir. Bayramda gelenek haline gelen uygulamalardan birisi, kesilen kurban etinin hemen tüketilmesidir. Oysa yeni kesilen kurbanın kasları, bu aşamada henüz tüketime uygun değildir. Kas dokusunun taze ete dönüşmesi 24 saat dinlendirilmesi sonrasında olur. Kurban etinin kesimden sonraki gün tüketilecek şekilde hazırlanması daha uygun ve sağlıklıdır."</p>

<p>Muhabir:&nbsp;Ayşenur Sağlam</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Aug 2018 23:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/3c517376ce5bae32879fe52cbd50c77f.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cilde ve eşyalara sinen sigara dumanı sağlığı tehdit ediyor</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cilde-ve-esyalara-sinen-sigara-dumani-sagligi-tehdit-ediyor-5984</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/cilde-ve-esyalara-sinen-sigara-dumani-sagligi-tehdit-ediyor-5984</guid>
                <description><![CDATA[YBÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Argüder, "Mobilya, duvarlar, cilt, kıyafet gibi yüzeylerdeki sigara dumanının kalıntıları ile atmosferik kaynaklı ortam oksidanları tepkimeye girerek toksik kanserojenler ortaya çıkarıyor." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Cilde ve eşyalara sinen sigara dumanı sağlığı tehdit ediyor</h1>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;</p>

<p><img alt="Cilde ve eşyalara sinen sigara dumanı sağlığı tehdit ediyor" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/07/27/thumbs_b_c_fc82bd014cf7cd6cbf036126d821b19b.jpg?v=121736" /></p>

<p>ARŞİV</p>

<p>ANKARA - YEŞİM SERT KARAASLAN</p>

<p>Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr.&nbsp;<strong>Emine Argüder</strong>, başta cilt olmak üzere mobilya, duvar, kıyafet gibi yüzeylere sinen sigara dumanı kalıntıları ile atmosferik kaynaklı ortam oksidanlarının tepkimeye girerek&nbsp;<strong>toksik kanserojenler</strong>&nbsp;ortaya çıkardığını bildirdi.</p>

<p>Argüder, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tütün ve tütün ürünlerinin zararlarına ilişkin verilere her gün yenilerinin eklendiğini belirtti.</p>

<p>Sigara kullanılan bir ortamdaki dumanın ya da sigaranın kağıdından ve filtresinden çıkan dumanın da çevredekiler için ciddi risk taşıdığını belirten Argüder, bunlardan birinin de "üçüncü el sigara dumanı" etkilenimi olduğu ifade etti.</p>

<p>Argüder, üçüncü el sigara dumanının, sigara içilmesinden sonra yüzeylerde ve tozda kalan duman bileşiklerinin yeniden gaz haline geçmesi ya da ortam oksidanlarıyla reaksiyona girerek ikincil zararlı maddelere dönüşmesi olarak tanımlandığını bildirdi.</p>

<p>Üçüncü el etkilenimin ciddi bir sorun olarak halk sağlığı alanında yeni bir tanım olduğunu aktaran Argüder, bunun sağlık üzerindeki etkilerinin laboratuvar ve hayvan deneylerine dayandığını dile getirdi.</p>

<h3>"Deri yoluyla vücuda geçebilir"</h3>

<p>Argüder, üçüncü el sigara dumanının iç ortam ya da sigara içen kişiden kaynaklandığını anlatarak, "Tütün ilişkili kimyasal bileşikler, sigara içen kişinin kıyafetinde, saçında ve nefesinde bulunurken, iç ortam kaynaklı olarak halı, perde, mobilya gibi iç ortam yüzeylerinde tutunuyor." dedi.</p>

<p>"Mobilya, duvarlar, cilt, kıyafet gibi yüzeylerdeki sigara dumanının kalıntıları ile atmosferik kaynaklı ortam oksidanlarının tepkimeye girerek toksik kanserojenler ortaya çıkardığı" bilgisini veren Argüder, "Üçüncü el sigara dumanı içeriğinde çok sayıda zehirli ve kanserojen madde bulunmaktadır. Üçüncü el sigara dumanı deri yoluyla, sindirim aracılığıyla ve yeniden havalanan tozların solunmasıyla vücuda geçebilir." diye konuştu.</p>

<p>Argüder, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"Bebekler ve çocuklar kapalı ortamda daha çok bulunmaları, yere yakın olmaları ve ortamdaki nesneleri ağızlarına alabildiklerinden ötürü üçüncü el sigara dumanından daha fazla etkilenirler.</p>

<p>Üçüncü el sigara dumanını pencereleri açarak veya fan kullanarak ortadan kaldırmak zordur ve etkisi iki aydan fazla sürmektedir. Üçüncü el sigara dumanı daha önce sigara içilmiş evler, kamu binaları, oteller, kiralık araçlar ve toplu taşıma araçları dahil olmak üzere birçok kapalı alanda bulunabilir. Ayrıca, sigara dumanı konutlardaki çatlaklar ya da elektrik tesisat hatları aracılığıyla diğer alanlara yayılabilir ve sigara içilmeyen evlerde de bu şekilde üçüncü el sigara dumanına maruz kalınabilir.</p>

<p>Üçüncü el sigara dumanı içerisindeki kimyasal bileşikler DNA hasarı, kanser, alerjik semptomlar ve astıma neden olabilecek, çocuklarda&nbsp;<strong>beyin ve akciğer gelişimini&nbsp;</strong>etkileyebilecek maddelerdir."</p>

<h3>"Havalandırmak yeterli değil"</h3>

<p>Doç. Dr. Argüder, pasif etkilenim ve üçüncü el etkilenimden korunmada, sigara içenlerin sigara içmeyenlerden ayırılması, kapı ve pencerelerin açılması, binaların havalandırılması, aspiratör ya da klima çalıştırılması, ayrı bir odanın sigara içme odası yapılmasının yeterli olmadığının altını çizdi.</p>

<p>Korunmada tek faktörün sigara kullanılmaması veya sigara tüketilen yerlerde bulunulmaması olduğunun altını çizen Argüder, "Korunmada temel yaklaşım, iç ortamlarda sigara içilmesinin kesinlikle engellenmesidir. Bu iç ortamlar, ev, işyeri, toplu taşıma araçları, restoranlar, bakım evleri, hastaneler, arabalar, alışveriş merkezleri dahil tüm alanları kapsamalı." değerlendirmesinde bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Jul 2018 14:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/1e17ee96416d3cdd86a05a664a9ec123.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&#039;Uyku apnesi ve hipertansiyon arasında ilişki var&#039;</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/uyku-apnesi-ve-hipertansiyon-arasinda-iliski-var-5983</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/uyku-apnesi-ve-hipertansiyon-arasinda-iliski-var-5983</guid>
                <description><![CDATA[SBÜ Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Uyku Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Saime Füsun Domaç, "Hipertansiyonu olan hastalarda uyku apnesi sendromu yüzde 30 saptanmaktadır." dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>'Uyku apnesi ve hipertansiyon arasında ilişki var'</h1>

<p>SBÜ Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Uyku Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Saime Füsun Domaç, "Hipertansiyonu olan hastalarda uyku apnesi sendromu yüzde 30 saptanmaktadır." dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="'Uyku apnesi ve hipertansiyon arasında ilişki var'" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/07/27/thumbs_b_c_36f3bffc2e004982ce74969e4edfa418.jpg?v=114552" /></p>

<p>İSTANBUL - ZEHRA MELEK ÇAT</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (<strong>SBÜ</strong>) Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uyku Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr.&nbsp;<strong>Saime Füsun Domaç</strong>, hipertansiyon ve uyku apnesi vakaları arasında bağlantı olduğunu belirterek, "Hipertansiyonu olan hastalarda uyku apnesi sendromu&nbsp;<strong>yüzde 30&nbsp;</strong>saptanmaktadır. Uyku apnesi sendromu olanların ise yaklaşık yarısında hipertansiyon hastalığı bulunmaktadır." dedi.</p>

<p>Domaç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uyku apnesi sendromunun uyku sırasında üst solunum yolunda kısmen veya tamamen daralmayla karakterize olan ve sık görülen bir hastalık olduğunu belirtti.</p>

<p>Birçok hemodinamik ve metabolik bozukluğa yol açan hastalığın ciddi kardiyovasküler komplikasyonlarının da bulunduğunu aktaran Domaç, "Uyku apnesi sendromu olanlarda hipertansiyon, diyabet ve şişmanlık daha fazla görülmekte olup, kalp damar tıkanıklığı, kalp krizi ve inme için daha fazla risk taşımaktadırlar." diye konuştu.</p>

<p>Domaç, uykuda görülen ani ölümlerin genellikle uyku sırasında solunumda meydana gelen durmalarla tetiklenen kalp krizi nedeniyle gerçekleştiğini, gece kalp krizi geçiren kişilerde gündüz kalp krizi geçirenlere oranla uyku apnesi sendromunun 6 kat fazla görüldüğünün saptandığını söyledi.</p>

<h3>"Hipertansiyonu olan hastalarda uyku apnesi sendromu yüzde 30 oranında saptanmaktadır"</h3>

<p>Doç.Dr. Domaç, şunları kaydetti:</p>

<p>"Hipertansiyon ve uyku apnesi arasında&nbsp;<strong>çift yönlü bir ilişki bulunmaktadır</strong>. Hipertansiyonu olan hastalarda uyku apnesi sendromu yüzde 30 oranında saptanmaktadır. Uyku apnesi sendromu olanların ise yaklaşık yarısında hipertansiyon hastalığı bulunmaktadır. Normal kişilerde sistemik kan basıncı uyku esnasında yüzde 20-23 oranında azalır ve uyanmayla birlikte normal günlük seviyesine döner. Uyku apnesi olan hastalarda ise gece uyku sırasında kan basıncında beklenen düşme olmaz. İlk başta geceleri uyku sırasında ortaya çıkan tansiyon yüksekliği zamanla gün içinde de görülmeye başlar ve hipertansiyon ortaya çıkar. Uyku apnesinin şiddetindeki artışla birlikte hipertansiyon gelişme riskinde de artış görülmektedir."</p>

<p>Araştırmalarda uyku apnesi şiddetinin fazla olduğu kişilerde hipertansiyon gelişme riskinin 2 kat arttığının saptadığını ifade eden Domaç, hipertansiyonu olan kişilerde uyku apnesi ne kadar şiddetli ise tansiyon ilacının dozunun arttırılmasına veya yeni ilaç eklenmesine rağmen kan basıncı kontrolünün o oranda zorlaştığını söyledi.</p>

<h3>"Zaman içinde dirençli hipertansiyon gelişebilir"</h3>

<p>Doç. Dr. Domaç, uyku apnesi sendromunun başarılı tedavisi ile gece ve gündüz kan basınçlarında gerilemenin sağlandığını anlatarak, şöyle devam etti:</p>

<p>"Uyku apnesinin tedavisinin yapılmadığı durumlarda ise yüksek kan basıncı etkin bir şekilde kontrol altına alınamayabilir ve zaman içinde dirençli hipertansiyon gelişebilir. Farklı etki mekanizmaları olan en az 3 tansiyon ilacının etkin dozda kullanılmasına rağmen tansiyon değerlerinin istenilen düzeyde kontrol altına alınamadığı durumlarda dirençli hipertansiyon söz konusudur. Son yıllarda yapılan bir çalışmada ilaç tedavisine dirençli hipertansiyonu olan hastalarda uyku apnesi sendromu yüzde 83 gibi oldukça yüksek bir oranda bulunmuştur. Dirençli hipertansiyonun tedavi edilebilir nedenlerinin belirlenerek kan basıncının kontrolünün sağlanması hipertansiyonun damarlar üzerindeki etkisini azaltarak hem kalp hastalıkları hem de inme riskini azaltmaktadır."</p>

<p>İlaç tedavisine rağmen düşmeyen tansiyonu olan hastaları uyku apnesi sendromu açısından değerlendirmek gerektiğini vurgulayan Domaç, "Yüksek sesle horlayan, gece nefesinde tıkanma hissi ile uyanan, gece terlemesi, sabah yorgun uyanma veya gün içi uyku hali eşlik eden dirençli hipertansiyon hastalarının uyku hastalıkları merkezlerine başvurması ve uyku testinin yapılması önerilmektedir. Yapılan tetkiklerde uyku apnesi saptanan kişilerde pozitif havayolu basıncı ile apnenin tedavi edilmesinin tansiyon değerlerinin kontrol altına alınmasında etkisi bulunmaktadır." dedi.</p>

<p>Muhabir:&nbsp;Zehra Melek Çat</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Jul 2018 13:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/11d9f50373283024898a442da2da9540.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser hücrelerini &#039;aç bırakmanın&#039; yolu bulundu</title>
                <category>SAGLIK - SANTE</category>
                <link>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kanser-hucrelerini-ac-birakmanin-yolu-bulundu-5974</link>
                <guid>https://www.bruxelleskorner.com/haber/kanser-hucrelerini-ac-birakmanin-yolu-bulundu-5974</guid>
                <description><![CDATA[Bilim adamları, kanser hücrelerini, büyümeleri için hayati gulatamin enziminden mahrum bırakarak çoğalmalarını engelleyen yöntem geliştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h1>Kanser hücrelerini 'aç bırakmanın' yolu bulundu</h1>

<p>Bilim adamları, kanser hücrelerini, büyümeleri için hayati gulatamin enziminden mahrum bırakarak çoğalmalarını engelleyen yöntem geliştirdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="Kanser hücrelerini 'aç bırakmanın' yolu bulundu" src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2018/07/23/thumbs_b_c_b23a209d776153687d14d8e1cce21041.jpg" /></p>

<p>ANKARA&nbsp;</p>

<p><strong>ABD'deki Vanderlit Üniversitesi Tıp Merkezi</strong>nden bilim adamları, gulatamini hücre bloklarına taşıyan ACST2 proteinin üretimini bloke ederek hücreleri<strong>&nbsp;"aç bırakmayı"&nbsp;</strong>başardı.</p>

<p>Kanser hücrelerinin normal hücrelerden iki kat hızlı bölünüp çoğaldığını belirten bilim adamları, bu yüzden hücrelerin biyosentez için daha fazla glutamine ihtiyaç duyduğunu, bunun da vücuttaki ACST2 seviyesini yükselttiğini ifade etti.</p>

<p>Araştırmacılar, ACST2'nin işlevini bloke etmek üzere V-9302 adlı bir taşıyıcı molekül engelleyici sentetik enzim geliştirdi. Laboratuvar ortamında fareler üzerinde ve kök hücrelerle yapılan deneylerde söz konusu enzimin kanser hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını engellediği ve oksitleme hasarıyla birlikte hücre ölümüne yol açtığı görüldü.</p>

<p>Bulguların kanser tedavisinde kullanılabileceği kaydedildi.</p>

<p>Araştırmanın sonuçları "Nature Medicine" dergisinde yayımlandı.</p>

<p>Muhabir: Emre Aytekin&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Jul 2018 00:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bruxelleskorner.com/images/haberler/ed89ce535521fb29157232c42bc8832e.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
