loading...
  • 13.06.2017
Zehra  Özer

Zehra Özer

Kaçmanız gerektiğinde kaçamıyor ve bazı şeyler değişmiyorsa… işte bu kaderdir

İnsan neyi yapmak isterse Yüce Allah(cc) onu yaratır, "Hayır ve şer Allah'tandır.  (Yanlış bir tanım yapmaktan Allah'a sığınırım…)

 

Bu yazım nasıl adlandırılır bilemiyorum ister deneyim deyin ister makale. Kaderin tanımını yapmaya çalışacağım. Kader sizce nedir? Şimdiden 'alın yazımızdır' dediğinizi duyar gibiyim... Kendi deneyimlerime dayanarak 'kader' aslında Allah'ın bize yaptığımız veya yapacağımız şeylerde seçenekler sunduğu ve bizim onlardan birini tercih ederek hayatımızın şekillenmesini sağlayan durumdur. Bu tanımım yanlış mıdır acaba? Mesela yanlış bir eş seçimi, zorluklarla geçecek olan tüm hayatınızı belirler. Yanlış eş seçimi yapılırken aslında mutlaka bazı uyarıları görmemezlikten gelmişizdir. Gençsiniz, deli dolusunuz ve hepsinden önemlisi iyi niyetlisiniz, niyetlerin iyi olduğu yerde ne kötülükler doğabilir ki, biraz gayret ile birçok şeylerin üstesinden gelebilirsiniz sanırsınız ama herşey öyle düşündüğünüz gibi gelişmeyebilir. Öyle durumlar yaşamaya mahkum edilirsiniz ki, tüm gayretleriniz, çabalarınız herşey sonu gelmeyen boş bir çırpınış haline dönüşebilir.

Kaderimiz tercihlerimize göre seçimlerimiz dikkate alınarak yazılıyor. Biz seçim yapıyoruz, evren ona göre biçimleniyor. Asansöre bindiğimizde sistemin işleyişine karışamıyoruz ama hangi kata gideceğimizi biz kendimiz belirliyoruz. Örneğin göçük altında kalmak madencinin kaderinde var, elektiriğe çarpılmak elektrikçinin kaderinde var, trafik kazası şöforun kaderinde var, uçağın düşmesi pilotun kaderinde var, hastalık kapmak doktorun kaderinde var.

Kader terim olarak Yüce Allah’ın olacak durumların zamanını, yerini özelliklerini bilmesidir. Bu durumların zamanı gelince Allah tarafından yaratılmasına kaza denilir. Örneğin gezegenimizin yerçekimi gerçeğinin Allah tarafından programlanması kaderdir. Bu gerçeğin kavranımda yüksekten atılan bir cisimin düşmesi ise kazadır.

Kader ve kazaya iman, yüce Allah'ın ilim, irade, kudret ve tekvin sıfatlarına inanmak demektir. Ama bir hırsız kendini sorumluluktan kurtarmak için kaderini bahane edemez. Bir insan "alın yazım buymuş, ben ne yapayım"? diyerek günah işleyemez ve kaderini de mazeret olarak gösteremez. Çünkü bu hususlar, insanlar tercih ettikleri için, bu seçimlerine uygun olarak Allah tarafından yaratılmışlardır. Ayrıca sır olan kaderin iç yüzü Allah'tan başkası tarafından bilinemez. O halde kader ve kazaya güvenerek hırsızlık yapmayı, çalışmamayı ya da olumsuz sonuçların önlenmesi için gerekli gayreti göstermemeyi dinimizin kader anlayışı ile bağdaştıramayız. Allah her şeyi birtakım sebeplere bağlamıştır. İnsan bu sebepleri yerine getirirse Allah da o sebeplerin sonucunu yaratacaktır. Ancak "benim bir şey yapmama gerek yok ne yapalım kader neyse zaten o olacaktır" diyerek yan gelip yatmak da kesinlikle doğru bir davranış değildir.   

Çoğumuz kaderin gerçek anlamını bilmiyor ve yaptığımız hataları kaderde buluyoruz.

Çeşitli şarkılarımızda bile duygu ve düşünceler aktarılırken kader hep suçlu görünmüştür. Bunun çeşitli örnekleri, Kader utansın… Kader sen bize eşit davranmadın… Kader ayırdı bizi elimizden ne gelir… Ben ne yaptım kader sana… Kader kurbanıyım… kaderin böylesine yazıklar olsun… Kader, kahpe kader, ağlarını ördün mü?...  başlıklı şarkılara da yansıtılmıştır.

Acaba kader gerçekten suçlu mudur yoksa biz kaderi yanlış mı biliyoruz.

Elbette suçlu olan kaderimiz değildir. Allah’ın ezeli ilmiyle, bizim dünya da neler yapacağımızı ve nasıl bir hayat süreceğimizi önceden bilmesi kaderimizi oluştuyor. Ama Allah kaderimizi yazdığı için, onları yaşamaya zorlamıyor. Allah bize ömrümüz boyunca yollar ve tercihler sunmuştur. Bu tercihleri yapmak için de bize akıl vermiştir. O zaman suç Allah’a ait değil, o tercihi kendi aklıyla yapan bizlere aittir. Allah, insana bir seçme özgürlüğü vermiştir. İnsan bu özgürlüğünü dilediği şekilde yaşar. Örneğin hayatında hep yanlış işler yapıp hapse giren bir insan "kader mahkumuyum" diyemez. Çünkü isteseydi aklını kullanır o hataları yapmaz hapse girmezdi. Yaşanan her şey kaderdir, ancak her şeyin kader olması insanı suçlu olmaktan kurtarmaz. Bir insan hırsızlık yapsa da kaderdir, yapmasa da kaderdir.  Ama ne yaparsa yapsın sorumluluk o insana aittir. Hayır işlemişse mükafatını, kötülük işlemiş ise cezasını görecektir.

Sizce kaderden kaçmak mümkün müdür?

İnsan belli kurallar içinde kendi kaderini kendisi yaratır. Yaptıklarının veya kararlarının sonucundan kaçamaz. Buna şu örneği verebiliriz Azrail, Allah’ın kuluna rüyasında canını alacağını bildirmiş. Kul ölümden kaçmaya başlamış, diyar diyar dolaşmış, ne yapmışsa sonunda Azrail kulun önüne çıkmış. Kul, “ senden yıllarca kaçtım beni burda nasıl buldun?” diye sormuş. Azrail demiş ki, "hayır sen nereye gidersen git, ben canını zaten burada alacaktım."

Peki  ya, hırsız yakınlarının veya ailelerinin suçu nedir? Hırsızın hapishane hayatı ister istemez yakınının hayatına da yansımıyor mu? Bir iş yeri kurduğunuzu düşünün... kimlerle çalışmak istediğinize dair seçenekleriz var önünüzde, seçme özgürlüğü sizdedir ama seçenekleri belirleyen yasalar çerçevesinde belirlenen şirketinizin kuruluş sistemidir. O sistemi içerisinde yapabilceğiniz her şeyin bir sınırı vardır ve siz o sınırların içindesiniz, sınırların dışına çıktığınız vakit iş yeriniz iflaz eder. İşte o sınırlar içinde hayat yolunuzu beraberinde ilerlemek istediğiniz önünüze çıkan tüm insan seçimleriniz de kaderinizin akışını belirleyecektir. Bu demek oluyor ki hırsız yakınının da hayatında bir takım yanlış seçimleri olmuştur. O da geçmişte daha sağlıklı seçimler yapmış olsaydı eğer cezaevinin ziyaret kuyruğunda beklememiş böylesi tatsız durumlar yaşamamış olacaktı. Örneğin yanlış bir eş seçimi gibi… çocuklarını yetiştirirken onlara yanlış örnek olmak gibi... veya olumsuzluklara vaktinde müdahale etmemek gibi…  

Olanlar olup bittikten sonra ‘bunda da bir hayır vardır’ diyoruz… Hayır ve şer Allah'tandır.  Olup bitenlerin böyle olup biteceğini önceden bilemezdik ama artık biliyoruz, bunu öğrendik. O vakit "Kaderde varmış!" diyoruz. Başımıza gelen olumsuzluklara ancak bu şekilde sabredebiliyoruz.

Takdir-i ilahi diyerek depremdir, ölümdür, hastalıktır, irademizin dışında olup bitenler için teselli buluyoruz.

Ama eğitim hayatınızda alacağınız diplomanız için ter dökmelisiniz, takdir-i ilahi diyerek yan gelip yatamazsınız. Geçmişimizde veya çevremizde yaşananlardan ibret alarak kaderimiz bize malum oluyor, bunları da görmemezlikten gelmemeliyiz.

Kaderi ikiye ayırabiliriz; ızdırari kader, ihtiyari kader.

‘Izdırari kader’imizi tesir edemiyoruz ve tamamen kendi irademiz dışında yazılmıştır. Dünyaya geldiğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz, kabiliyetlerimiz ızdırari kaderimizdir. Bunların hiç birinde kendimiz karar veremeyiz. Izdırari kaderimizden dolayı mesuliyetimiz de yoktur. Doğum sırasında bir annenin ölmesi adı konulamayacak acılardandır. Bu hüzün bir annenin evladına bırakabileceği en acı mirastır heralde. Hayata 1-0 yenik başlamasıdır. Allah doğacak olan her insanın; ne zaman doğacağını, cinsiyetini, suretini, ne kadar yaşayacaklarını daha yaratmadan önce belirleyip yazmıştır.

‘İhtiyari kader’ ise, kendi irademize bağlıdır. Biz neye karar verirsek ve ne yaparsak, Allah ezeli ilmiyle bunu biliyor ve öyle takdir ediyor.  Kendi isteğimizle yaptığımız işler yemek, içmek, konuşmak, yürümek gibi hususlarda biz kendimiz karar veririz. Doğru kararlar almak için bir aklımız, bir irademiz, bir ilmimiz, bir gücümüz var. Yol kavşağında, hangi yoldan gideceğimize kendimiz karar veriyoruz. Hayat ise, yol kavşaklarıyla doludur. Haliyle bu kavşaklarda her yaşta ve unvanda insanlara rastlarız.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER