Son Dakika Haberleri Türkiye ve Belçika 'nın Haber Portalı.

  • Dolar 4.7605
  • Euro 5.5786
  • GR ALTIN 199.67
  • ÇEYREK 326.14

  • 27 Nisan 2018, Cuma 12:24
Zehra Özer

Zehra Özer

Çocuklar, şahların savaşında piyon gibi kullanılmamalıdır

"Sevdiği ebeveyni reddeden bir çocuk benliğinin yarısını inkar etmeye zorlanır. Ebeveyne yabancılaştırılması, çocuğun gelişmekte olan ruhuna derin yaralar açan son derece kötü bir muameledir"

Başımıza gelebilecek en kötü şey, çocuğumuzu kaybetmektir. Hepimiz buna katılıyoruz. Ve yine de, bir ebeveyn, ebeveyn yabancılaşmasıyla karşı karşıya kaldığında ve çocuğuyla bağlantısını kaybettiğinde, hiç kimse buna müdahale etmez. "Ebeveyn yabancılaşması", ebeveyn ile çocuk arasındaki en aşırı temas kopuşunu tanımlayan bir terimdir. Bu terim, ihmal eden veya istismar eden bir ebeveyni daha az görmek ya da artık görmek istemeyen çocuklarla ilgili değildir. Sözkonusu olan sevdiği ve benimsediği ebeveynin etkisi altında, sevdiği ve benimsediği diğer ebeveyniyle temasını tamamen koparmak zorunda kalan çocuklardır.

"Abla ben eşimden ayrıldım ama çocuğumu bana göstermiyorlar" cümlesini duyduğumda tüylerim diken diken olur... 

Çözüm aslında çok basittir. Sonuçta hakim tarafından yasal olarak takip edilmesi gereken bir ikamet düzenlemesi belirlenir. Aile mahkemesi tarafından belirlenen ebeveyn ve çocuk arasındaki kişisel iletişimi reddetmek sizi cezalandırabilir. Biz bir hukuk devletinde yaşıyoruz. Yasalar ihlal edildiğinde, adaletin ve polisin müdahale edeceğine inanıyoruz.

Ancak, ebeveyn yabancılaşması durumunda, kısmen iktidarsızlıktan ve kısmen yașananlara anlam verilemediğinden dolayı, tüm yetkililer herșeyi oluruna bırakırlar. Çocuğu ile bağlantısını bu şekilde kaybeden ebeveynler sürekli 'bir çocuğu zorlayamayız' sözleriyle karşılaşırlar. Özellikle çocuk 12 yaşından büyükse ve yasal olarak "davranışlarını yönlendirme yeteneği" gelişmiş çocuk olarak görünüyorsa.

"Davranışlarını yönlendirme yeteneği" bu durumda sorgulanabilir bir kavramdır. Çocuğun kendi kararının sonuçlarını taşıyabileceği ve üstlenebileceğini bir varsayımdır. Iste sorunlar da tam burada başlar. Çocukların kimliklerini ve öz güvenini geliştirmek için her iki ebeveyni ile iyi bir bağlantı halinde olmasına ihtiyacı vardır.  Sevdiği ebeveynini ve o taraftaki aile fertlerini reddeden bir çocuk benliğinin yarısını inkar etmeye zorlanır. Hiçbir çocuk kendine bu seviyede anlam verebilecek güce sahip değildir.

Buna ek olarak, hiçbir çocuk, bir ebeveynini reddetmek gibi sert bir kararın sonuçlarını taşıyamaz. Çocuğun bir ebeveyni seçmek istediği yanılsamasıyla yola çıkarsak eğer, tüm sorumluluğu çocuğa yüklemiș oluruz. Çocuklar, 'ebeveyn yabancılaşmasının' diğer ebeveyn ve onun ailesine verdiği ıstırabın farkındadır. Ebeveynini reddetmek zorunda kaldığında suçluluk, utanç ve kendini kınama duyguları çocuklarda tahammül edilemez bir hal alır ve çoğu zaman intihar düşünceleriyle dolaşırlar. Düşük bir öz güven geliştirirler ve bu ıstırap uzun vadede devam ederse eğer çocuk psikolojik sorunlarla mücadele etmeye bașlar. Bunun sonuçları yaşam boyunca devam eder. Ebeveyn yabancılaşması bu nedenle kișiliği henüz gelişmekte olan bir çocuğun uğrayabileceği en kötü istismarlardan biridir.

"Boşanmalarda çocuğun programlı bir şekilde bir ebeveyne yabancılaştırılması sonrası ebeveyne yabancılaşma sendromu gelişir. Boşanmalarda velayet savaşlarının kazananı yoktur. Iyi ebeveynler ilk önce çocuklarını düşünür. Kendi ihtiyaç ve çıkarları için çocuklarını kullanmazlar. Ister aynı evde ister farklı evlerde yaşasınlar, çocukların her iki ebeveynle de ilişki geliştirmeye hakları ve ihtiyaçları vardır.

Hislerinize öfkenize yenik düşüp böyle bir hata yapmayın anneler babalar. Ben veya sizler bu yașta bile hala annemize  babamıza  ihtiyaç duyuyor iken, henüz ergenlik çağına gelmemiș çocuğumuz böylesi ağır bir yükle nasıl bașa çıkabilir ki? Kendimden bir örnek vermem gerekiyorsa, bende çocuklarının babasından ayrılmıș bir ebeveyn olarak eski eșim bana ne yașatmıș olursa olsun hiçbir zaman bunun hesabını çocuklarıma yüklemedim. Bir evlilik doğru gitmiyorsa ayrılmak bir haktır. Fakat ne olursa olsun babalarıyla ilișkilerine müdahale etmedim. Benim buna hakkım yoktu. Çocuklarımın ruhu zedelenmemesi için hakkımı bile aramaktan vazgeçtim diyebilirim. Mal mülk herzaman için kazanılır ama çocuklarımdan birini kaybetmiș olsaydım eğer o çocuğumu bir daha bulamazdım. Maddi, manevi olarak çok kayba uğramıș olabilirim ama çocuklarım hala yanımdalar ve dimdik ayaktalar. Bizim toplumumuzda, bırakalım boşanmış veya boşanmak üzere olan çiftleri, sözüm ona sorunsuz devam eden evliliklerde bile ciddi bir oranda varolduğuna inanıyorum. Özellikle annelerde bu eğilim biraz daha fazla gibi geliyor bana.

Çocuğun ebeveynleri arasında seçim yapma sorumluluğu olmaması için hakim tarafından belirlenen ikamet düzenlemesi vardır. Bu tarafsız bir hakimin dayattığı hükümlere dayanır. Bir ebeveyn hakimin hükmettiği ikamet düzenlemesini umursamazsa ve kimse buna müdahale edemezse eğer çocuğun koruması tamamen kaybolur. Adalet, polis ve yardım hizmetleri, sorumluluklarını yerine getirmeli ve bir kararın takip edilmemesi halinde derhal müdahale etmenin bir yoluna bakmalıdır.

Bir çocuk böylesi sert bir karar almaya "zorlanmamalıdır". Ebeveynleriyle kopmalar meydana geldiğinde hızlı bir müdahaleye ihtiyaç vardır. Ebeveyn yabancılaşmasının olup olmadığı kontrol edilmeli ve eğer varsa yargı, polis ve sosyal görevliler arasındaki işbirliğiyle, durumun uzun vade de devam etmesi ve çocuğa daha fazla zarar verilmesi engellenmeli.

Bu, ilgili makamlar arasında danışmayı gerektirir. Araştırmalara acil ihtiyaç vardır. Tecrübe alış verişine acil ihtiyaç vardır. Bunlar acilen yerine getirilmeli. Çünkü ihtiyaç sahibi olan çok çocuklar var ve onlar kendilerini çok yalnız hissediyorlar.

Çok hashas bir konu olduğundan belki de bu kadarına değinmeye hakkım yoktur ama bencilliğimizin sonuçlarından birisi de gençlerde artmakta olan intihar vakalarıdır, diyebilirim. Bu makalem ile sadece tek bir ebeveynin ayrıldığı eşine duyduğu kin ve nefretini yenmesini bırak sadece konu hakkında uzun uzun düşünmesini ve kendini ağır engellere maruz bıraktığı çocuğunun yerine koymasını sağlayabilmişsem eğer bunu belirtmeyi göze alıyorum. Susarak nereye varacağız? Bir eksiğimiz, bir hatamız var ise affola...

Zehra Özer


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
siyaset arenasi
yukarı çık