Son Dakika Haberleri Türkiye ve Belçika 'nın Haber Portalı.

  • Dolar 4.5556
  • Euro 5.3383
  • GR ALTIN 189.59
  • ÇEYREK 327.85

  • 04 Nisan 2016, Pazartesi 20:48
Zehra Özer

Zehra Özer

Bir tarafa doğru itiliyorum, kimin ittiğini bilmeden arkama bakmaktan korkuyorum...

Nereden geldik ve ne tarafa doğru gidiyoruz. Son zamanlar kendimi bir sonun başlangıcına zorla itiliyor gibi hissediyorum. Sonun başlangıcına doğru itiliyorum, kimin ittiğini bilmeden, arkama bakmaktan korkuyorum.

Doğup büyüdüğüm yerden artık tat alamaz hale geldim. Bakıyorum da bu sadece bende değil, Belçika’da yaşayan çoğu yabancı uyruklu insanlar aynı duygulardan söz ediyorlar. Ne kadar hayat dolu olsak da, son zamanlar da kimliğimiz ile ilgili o kadar çok olumsuzluklar yaşanıyor ki bunlardan etkilenmemek elde değil. Herkes bir yerlerden tutunmaya çalışıyor fakat tutunduğumuz her bir dal daha elimiz sarmadan, parmaklarımızın arasından sıyrılıp gidiyor. Kalmışız bir yerlerde nerede bulunduğumuzu bilmeden. Biz Belçika'da yaşayan Türk topluluğu olarak nereye gidiyoruz? Bize yöneltilen bu denli düşmanlıklar, nereden çıktı? Yoksa hep vardı da, biz mi farkına varamadık?  

Irkçılık hep vardı fakat bu kadar açıktan açığa ortalığa vurulmuyordu. Gizli kapaklıydı. Şimdilerde ise sanki üstlerine bir vazife, bir hakmış gibi bizi kıran kırana... İkinci dünya savaşı filmlerini veya belgesellerini izlediğimde ürperirdiğimi hatırlarım, bakamazdım bazı sahnelerine ve tek bir tesellim vardı. ‘Bir daha yaşanmaz böylesi barbarlıklar’ derdim kendi kendime. “Avrupa insanı iki dünya savaşından dersini almış, böyle caniliklerin tekrar yaşanmasına asla izin vermez”. Sonra insan hakları diye birşey de vardı, öyle değilmi? Bunları düşünmek içime su serperdi. Eskiden okulda gördüğümüz tarih derslerinde de bu böyle anlatılırdı. “Avrupa’da daha yaşanmaz, bu konuda derslerini almışlardı. Avrupa’da artık insan hakları vardı.”  

Oysa ki, 1992-1995 yılları arasında Bosna Savaşı sırasında özellikle Sırplar tarafından Boşnaklara karşı Bosna-Hersek Cumhuriyeti (bugünkü Bosna ve Hersek) topraklarında yapılan soykırımda, hangi Avrupa ülkesi buna seyirci kalmayıp uygulanan bu toplu katliama müdahale etmişti ki? Sözü açılmışken sizlere yazar Sinan Akyüz’ün ‘İnçir kuşları’ adlı kitabını okumanızı tavsiye edeceğim. Yazar, orada Müslümanlara karşı uygulanan soykırımın iç yüzünü çok güzel anlatmış. O zamanlarda gazetelerden soykırım haberlerini okudukca, saflığımızla ‘neden kimseler müdahale etmiyor’ dediğimizi biliriz ve din kardeşlerimizin maruz kaldığı soykırımı duydukca çok üzülürdük. Hani Avrupa’da daha böyle canilikler yaşanmayacaktı? Yaşanmasına müsade edilmeyecekti. Sinan Akyüz’ ün o kitabını okuduğumda, saflığımızı çok daha iyi anladım. Savaş çıkacağı söylemlerinin ilk duyumlarında Boşnaklar da, kendilerine uygulanılacak olan o caniliklerin yaşanacağını hiç tahmin edememişlerdi. Hepsi birbirlerine komşu olan, aynı işyerlerinde çalışan, aynı okula giden insanlardı. Savaş çıksa bile Avrupa ülkeleri bizi katletmelerine izin vermez, insan hakları var, bize sahip çıkılır diye düşünmüşlerdi, ama gerçeğin öyle sanıldığı gibi olmayacağını çok acı bir şekilde öğrenmişlerdi.     

İkinci Dünya Savaşı’nın bilancosu, siyaset bilimi dahil tüm sosyal bilimlerin “ırk” ve “ırkçılık” konusuna olan merakını körüklemişti. Yapılan çalışmalar, kötü ününe rağmen ırkçılığın son bulmadığını; tersine evrimleşerek yeni yüzler ve düşmanlar edindiğini göstermektedir. 2000‟li yıllarda Almanya’da Türklerin hedef alındığı dur durak bilmeyen kundaklama olayları, Hollanda’nın Eindhoven kentindeki camilere ve Müslüman okula yapılan saldırılar, ve benzer şekilde pek çok Batı Avrupa ülkelerinde artan ırkçı saldırılar ve ayrımcı uygulamalar, ırkçılığın yeni yüzünü göstermektedir.

Son zamanlarda bizde Belçika’da yaşayan Müslüman Türk toplumu olarak yavaş yavaş, hatta belli belirsiz sinsice o tarafa doğru itiliyoruz. Bu bizim isteğimizin dışında gelişen birşey, gitmemek için ne kadar dirensekte, ayağımızın altı sanki her geçen gün biraz daha o tarafa doğru kayıyor. Topluma ne kadar uyum sağlasak bile sanki herşey kontrollünden çıkmış, olaylar birbirini kovalayıp bizi içine çekiyor.  Bu yabancı düşmanlığı yeni ortaya çıkan birşey değildir, ancak bugüne yansıması olarak 1970’lerden itibaren artan iş gücü ihtiyacıyla Müslüman ülkelerinin göçüyle başladı, Avrupa’da artan İslamofobi, göç eden işçiler, kaybedilen işler ile de arttı. ABD’de yaşanan 11 Eylül olayları sonrası korkununda eklenmesiyle, İslam dini ile terör kavramları birlikte kullanılmaya başlandı. Bunda medyanın çok büyük etkisi var. İslam’ın bir tehdit olarak sunulmasıyla Avrupa’daki Müslümanların entegrasyonu da giderek daha zor bir hale geldi. Çünkü insanları birleştiren en önemli şey, korku ve ekonomik menfaatlerdir. Son zamanlarda Avrupa'da yaşanan İslamafobi'nin temelinde bence bu iki sebep var.     

Brüksel saldırılarından sonra artık herkes Belçika'da da IŞİD destekçilerinin varlığını öğrendi. IŞİD destekçilerinin varlığı gerekçesiyle terör tehdit seviyesinin ortadan en yüksek dereceye çıkartılması, yeni terörle mücadele yasalarının gündeme gelmesi ve Belçika polisinin IŞİD destekçilerine karşı düzenlediği operasyonların sonrasında medyada sıklıkla fotoğrafları kullanılan Müslümanlar, son günlerde ırkçı saldırılara maruz kalıyor. Başörtülü kadınlar IŞİD mağduru oldular. Buna bir de yanıbaşımızda bir canlı bombanın patlama korkusu eklendi. Hiçbir şeyden tat alamaz hale geldik. Terör örgütü IŞİD’in Ankara ve Istanbul'da yaptığı kanlı saldırılar yanısıra, yıllardır devam eden anavatanımız Türkiye’de terör örgütü PKK’nın hain saldırıları sonucu, hergün düşen şehitlerimize içimiz yanarken, burnumuzun dibine bir de PKK’nın çadırını diktiler. Belçika devleti'nin ilk defa terör saldırısına maruz kaldığı bugünlerde, üstelik bunun şokunu henüz üzerinden atamamış iken diğer taraftanda PKK’ya hala destek veriyor olması, bu neyin havası neyin cakası?! dedirtiyor insana. Devlet olarak bu kadar çelişkili olunur mu?! Sosyal medya da paylaşılan resimlerde de olsa, o çadırı gördükçe dehşete kapılmamak mümkün değil. Ne yapılmaya çalışıldığına bir anlam verilmiyor. Biz Türk topluluğu olarak Belçika’ya hiç mi güzellikler sunmadık? Değerimiz bu kadar mıydı? Bizde bu devlete vergimizi ödemedik mi? Çalışmadık mı? En azından Türkler'de hain bomba saldırısı ruhu yok. Barışcıl bir toplumuz, PKK çadırının bizde oluşturduğu öfkeyi anlamak çokta zor olmasa gerek. Bir çocuk bile anlar bu öfkeyi. Çoğumuz bu ülkenin vatandaşıyız ve bu hain saldırıların Türkiye’ye yapılmasını istemediğimiz gibi Belçiya’ya yapılmasını da istemiyoruz. Biz ekmeğini yediğimiz ülkeye ihanet etmeyiz. Belçika devleti'de, vatandaşı'da, terör örgütü PKK'nın ne kadar zarara yol açtığını pek ala biliyor.

Değişik insanlara karşı artan tüm nefret suçlarına rağmen, Avrupa konumu gereği her zaman çok kültürlü olmuştur. Ekonomik krizlerin, sosyal ve kültürel sorunları olumsuz yönde etkilemesi ve yaygınlaştırmasını, günümüzün Avrupa'sı çözümlemelidir. Orta ve alt gelir düzeyine sahip grupların, gelir düzeyindeki azalma ile aşırı sağ partilerin aldığı oy, aynı orantıdadır. Aşırı sağ partilerin söylemlerine bakıldığında Avrupa Birliği projesine de karşı oldukları görülecektir. Buda yabancı düşmanlığına karşı en önemli değerleri savunmaya çalışan Avrupa Birliği'nin geleceği için önemli bir meseledir. Avrupa çapında aşırı sağ görüşleri savunan birçok parlamenter Avrupa Parlamentosu'na dahi seçilebilmişlerdir. İşte bu nedenle, geçmişten çıkarılan derslerle, geçmişin tekrarlanmaması için en büyük proje olan Avrupa Birliği'ne, kurumlarına, medyaya ve sivil toplum kuruluşlarına yabancı düşmanlığının önlenmesinde, büyük iş düşüyor.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
siyaset arenasi
yukarı çık