Son Dakika Haberleri Türkiye ve Belçika 'nın Haber Portalı.

  • Dolar 5.7314
  • Euro 6.3529
  • GR ALTIN 277.35
  • ÇEYREK 453.56

  • 19 Mayıs 2019, Pazar 22:23
Zehra Özer

Zehra Özer

Belçika'nın ekonomik ve siyasi geçmişi

Belçika devleti, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce bir endüstriyel güç merkeziydi...

Belçika devleti 1999 yılında Belçika Frank’ından Avro’ya geçiş yaptığından bu yana, Almanya’nın ekonomik politikasını sürdürmeye mahkum edildi. Üstelik, Belçika devleti ekonomik açıdan Almanya’nın bir eyaleti haline getirildiğinden,  politikacıların ülke sorunlarına çare üretmeleri de imkansız oldu. Hükümetin bu gerçeği artık kabul etmesi gerekir. Görüldüğü gibi Almanya’nın birçok  uygulamaları Belçika’nın ekonomik ve siyasal bağımsızlığına yönelik açık bir tehdit oluşturmakta ve emeği ile geçinen geniş halk kesimlerinin kazanılmış haklarını geriletmektedir.

Belçika devleti, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce bir endüstriyel güç merkeziydi. Dünya adeta ayaklarının altındaydı. Ancak savaștan travmalı çıkan Belçika’nın ekonomik gücü, tamamen çökmüştü. Belçika, o zamandan bu yana belirsizlik yüzünden sadece uluslararası kurumlar arasında gizlenmeyi bașardı.

20’li ve 30’lu yıllardaki korunurluğu yok olmuştu ve içine kapandığından ikinci sanayi devrimini de kaçırdı. Belçika devleti uzun yıllar sömürgesi altında kalan Demokratik Kongo Cumhuriyetine bağlıydı ve altyapısı ancak 60’lı yıllarda yabancı yatırımcıların Belçika’yı yeniden keşfetmeleriyle yenilenme şansını buldu. Yabancı yatırımcılar Belçika’ya otomobil ve kimya endüstrisinin üretimini verdiler. Belçika’nın bunu tek başına başaramadığı acı bir gerçektir.

Belçika devleti șu anda hala acı geçmişinin izlerini taşıyor. 60’lı yıllarda Caterpillar ve Ford gibi firmaların yavaş yavaş kaybolmasıyla, yeniden eski topal işleyişine geri döndü. Belçika'nın yeni sanayicilere ihtiyacı var ama ne yazık ki yatırımcılar için artık çok cazip bir ülke değil. Artık kendi ekonomi gücüyle bunu başarmalı. Ama teknolojik alanda muhafazakar olması sorun yaratmaktadır. Belçika devleti çok uzun bir zaman kömür, çelik ve buhar teknolojisine inandı ve korkarım bu günümüzde de yeniden diğer ülkelerin vazgeçmiş olduğu teknolojilerine sarılmaktadır.

Belçikalı bir şirket yenilik yapmak istediğinde geçmiște Lernout & Hauspie şirketinde yaşandığı gibi tamamen saçmalıklar yumağına dönüşüyor. Yeni bir teknolojiyi daha da  geliştirmek ve ticarileştirmek için temelinin sağlam atılması gerekir. Şu anda, Biyoteknoloji ve Yazılım (software) sektöründe bazı şirketler bunu başarmıș bulunuyorlar. Özellikle birçok spin-off’lar. (yan ürün olarak ortaya çıkan ürün ya da teknoloji).

Belçika’da başlatılan şirketler?

Belçika devleti başarılı şirketlerini sık sık yabancı yatırımcılara kaptırdı. Geçmişte birçok büyük Belçikalı şirketler yabancı kodamanlar tarafından emildi. Belçika’nın enerji piyasasını şimdi Suez yönetiyor ve Côte d'Or ve Godiva‘da Fransızların elinde. Belçikalı şirketler uluslararası bir rol almakta zorlanıyor ve büyük şirketlere yatırım yapmaya cesaret edemiyor. Belçikalıların birçoğu emin olamadıkları işlere atılmayı göze alamıyor ve bu yüzden de kile sapılıp kalıyor.

Uzun bir süre serbest ticaret alanında ‘Paylaşım ekonomisi ve Uber' üzerinde tartışmalar yaşandı.  Geçtiğimiz yüz yılda hızla gelişen ekonomi şekillerinin böylesi kalıcı bir etki yaratması nadirdir.  Onlar genelde mevcut sistem içinde buharlaşıp yok olurlar. 60’lı yıllarda, ekonomi çok daha etkili bir şekilde değişmişti. Şimdiki ile aralarındaki tek fark, taksi şoförlerinin Uber tarafından ve ikram servis sektörünün Airbnb tarafından etkilendiği gibi, yeni gelişmelerden etkilenen grupların bu zamanda çok fazla ses çıkarmalarıdır.  Geçtiğimiz son 15 yıl içinde beni gerçekten tek bir şey şaşırttı: Oda Caterpillar gibi büyük sanayi şirketlerinin kaybolma hızı. Bu kömür maden ocaklarının kaybolmasına benzer ancak şu fark ile hükümet araya girerek maden sektörüne kol kanat germiști.  

Bu kayıplar uzun süredir devam ediyor. 70’li yıllarda, Meuse vadisinde metal şirketleri kapatıldı. 1980 yılında Cockerill tek Liege fabrikası olarak hayatta kalmıştı. 1997 yılında Renault Vilvoorde kapatıldı, Opel ve Ford onu takip ettiler. Philips 2003 yılında Hasselt kentine taşındı. Belçika'nın endüstriyel aktiviteleri, 1973 yılında yașanan petrol krizinden bu yana yaklaşık yüzde 25 oranında azaldı. İngiltere bizden daha kötü durumda. Bunun etkisi işsizlik oranının yüksek seviyesine bakıldığında,  işgücü piyasası üzerinde görünüyor. Özellikle eski sanayi bölgelerde.

Her bir şirketin ülkeden ayrılmasıyla aynı soru belirlenir: Belçika endüstrisinin hala bir geleceği varmı dır? Umarım vardır. Hizmet sektörünün sanayinin büyük bir kısmına bağlı olduğunu unutmamamız gerekir. Belçika’nın gıda endüstrisi ve Anvers kentinin kimyasal şirketleri gibi önemli endüstrileri de var. Üretim ihracatı hizmet ihracatının kat kat üzerindedir. Finansal hizmet sektörü bir aralar tek başına eşitsizdi, fakat 10 yıl öncesine göre günümüzde sadece gölgesi kaldı.

Belçika bağımsızlığını kazanmasından bu yana, Finansal hizmet sektörünü siyasete daima yakın tuttu.  İkinci Dünya Savaşı'ndan önce "bankacı hükümet'lerinden bahsedilirdi: o yıllarda bankaların dönme kapıları politikacılar tarafından hiç durmaksızın iteklenirdi. Birçok politikacı 2008 krizine kadar bankaların yönetim kurulunda yer aldılar.

Belçika,  Avrupa Para Biriminin geçișine büyük önem vermişti. Ancak alınan siyasi kararın ekonomi açıdan nelere mal olacağı düșünülmedi. Belçika o zamandan beri ekonomik olarak Almanya'nın bir eyaletidir. Siyasetçilerin bunu itiraf etme zamanı çoktan geldi de geçti. Siyasetciler hükümet borcunu kapatmak için finansal istikrar ve düşük faiz oranları gibi para birliğinin yararlarından faydalanmak istediler, ancak özerkliklerinden vazgeçmediler. Oysa, yetkileri elden gitmiști bile. Belçika’nın maaş sisteminin Almanya ile önemli ölçüde farklılığı yoktur, ancak olma şansı da yoktur. Bu sosyal güvenliğimiz için de geçerlidir. Bunun bașka bir alternatif yolu da yoktur. Avrupa Birliği daha iyi çalışmış olsa bile ve avro bölgesinin kararları  Brüksel'de değil de Berlin'de alınmış bile olsa Almanya’nın ekonomik gücü daima daha ağır basar. Belçika’ya biraz söz hakkı verselerde sözün özü daima onlarda kalır: Almanya'nın isteği her zaman için kanundur.

Alman tasarruf politikasının, ekonomik krizi dahada etkilediği iddiasına tamamen katılıyorum. Belçika herhangi bir söz hakkına sahip olmadığından Almanya’nın kararlarını değiştirme yetkisine de sahip değildir. Artan eşitsizlik gibi, Alman modelinin dezavantajlarını azaltabilir belki ama bunun dışında başka hiçbir değișiklik yapamaz.

Avro para birimine geçiș yapmamız iyi bir fikir miydi?

Ülkeler birbirlerine uyumlu hale getirilmelidir. Ancak, avro geçisinde bu olmadı. Parasal birlik maliye politikasına eşlik eder, lakin 90’lı yıllarda buna kimse önem vermedi. AB’ye çok fazla ülke alındı. Güney Avrupa ülkelerinin Alman modeline uyum sağlamaları, aslında imkansızdı. Bu ülkelerin nüfusu bu konuda güçlük çekmektedir. Aslında, Belçika bile ülke olarak kurallara uygun değildi ve avro birimine dahil edilmemeliydi. Belçika aynı zamanda para birliğine çok şey borçludur. Çok insan bankacılık krizinin Belçika’yı nasıl etkilediğinin farkında değil: büyük bankaların tümünün başı derde girdi. O anda Belçika frangı olmuș olsaydı bile fırtınadan yine kaçamazdı. Ama Belçika’da yanıldı ve avro tanıtımından kısa bir süre sonra,  biz de 'hazırız' dedi. Gerçekte hazır değildi ve hazırlık çalıșmalarını başlatmamıştı bile.

Verhofstadt-hükümeti bu işe girişmeden önce kamu borç yükünü hafifletmesi ve Avrupa kurallarına uyum sağlanabilmesi için reformlar yapması gerekirdi. Belçika devleti, nüfusunun yaşlanmasını 15 yıl önce ele almış olsaydı, bu herkes için daha katlanır olurdu. Mevcut hükümet son yıllarda çok fazla acı tedbirler almak zorunda kaldı: emeklilik yaşının yükselmesi çok etkili ve sert bir önlemdir.  Belçika devleti ne yazık ki, sırtı duvara dayandıktan sonra anca harekete geçer. Hiçbir politikacı seçmenlerinin kazanılmış haklarını geriye almak istemez. Bu sadece siyasetçilerin elinde olan bir durum değildir. Belçikalılar da keșke, çok çalışmak ve tutumlu olmak gibi Hollandalıların ya da Almanların Kalvinizm mezhebinden biraz esinlenmiş olsalardı. Vatandaşlar, yöneticilerinin verimsizliğiyle alay ederek bunun karikatürlerini bile çizdiler. Flaman bölgesi, vatandașların vurdum duymaz hastalığından muzdarip. Flaman hükümeti, 1980 yılında iyi umutlarla başladı. Ancak, yaptığı işinin, bir öncesinden daha iyi olmasını istediğinden, bürokrasi ve abartı hırsından bataklığa saplanmış durumda.   

Endeks tartışması

Belçika’da Endeks devreye girdiğinden beri hep tartışmalı geçti. Endeks sisteminin kuşkusuz avantajları da vardır. örneğin, kriz sırasında alım gücü endeks sayesinde sabit kaldı fakat maaşları enflasyona bağlamak pek mantıklı değildi. Maaşlar aslında sadece verimlilik artığında yükselebilir. Maaşlar enflasyon ile eşit yürütülmedi. Aynı zamanda  yaşam standardını ülkenin verimliliği düzeyinde tutmak, Belçikalıların çoğunu aşar.

Erken emekliliği kaldırmayı Di Rupo hükümeti harekete geçirdi. Mevcut hükümet, 80’li yıllarda Wilfried Martens hükümetinin ve 90’lı yıllarda Jean-Luc Dehaene hükümetinin hayata geçirdiği tasarrufun inceden üzerinden geçiyor, hepsi bu. Michel-Hükümeti ilk başlarda bir değişim ve yenilenme hükümeti kuracağını duyurmasına rağmen,  önceki hükümetlerin temaları üzerinden oynamaya devam etti. Michel-Hükümeti bir dizi reformunu hızlı bir şekilde işlemiş olabilir, fakat aynı hızda kendi sınırını zorladı. Bart De Wever de ona keza deneyimlerini hafife almış olduğunu itiraf etti. Engin dallarda bulunan meyvelerin tümü önceki hükümetler tarafından toplanmıştı bile.

Hükümet bin bir güçlükle bütçesini defalarca gözden geçirdi. Tasarruf sağlamak bu kadar mı zor?

Belçika, kamu hizmetlerine Hollanda ve Almanya'dan çok daha fazla harcama yapmaktadır. Belçika’nın hizmet kalitesi bu ülkelerle aynı düzeyde olmasına rağmen, hükümet harcamaları yüzde 10 oranında daha yüksek. Peki, Belçika’nın kamu çalışanları daha mı kötü çalışıyor? Hayır, ama genelde çift iş yapılır. Michel-hükümeti, kamu hizmetinde kabul edilir bir devrim yapmak yerine, aynı işlemi çoğaltmayı önerir. Örneğin: Bir terör saldırısından sonra hemen polis ve güvenlik personelini çoğaltmayı önerir. Oysa ki, zaten Avrupa'nın en büyük polis teşkilatına sahiptir ve bu durumda çoğaltmak yerine sadece daha iyi organize etmesi gerekirdi.

Michel-Hükümet'i dengeli bir bütçe sağlayamadı

Son 30 yıldır Belçika’nın altyapısına ve yollarına çok az yatırım yapıldı. Bunu hepimiz biliyoruz. Hükümetin, ilk önce ülkenin acil ihtiyacını ele alacağına inanmıyorum.  Örneğin: Charles Michel iki yıl önce bir yatırım planı önermiștı. Bu önerisi iyi niyetle yapılmıștı aslında, fakat en bașta özel yatırımcılar için tasarlanmıştı. Üstelik ülkenin altyapısı dışında enerji kaynaklarının ve eğitimin de acil yatırıma ihtiyacı olduğu bir sırada. 

Devletin geçmişte, cari harcamaları için düzenli bir bütçesi ve yatırım harcamaları için olağanüstü bir bütçesi vardı. Faydaları uzun vadede görüldüğü için olağanüstü bütçenin bir açığı olması anormal bir durum değildir. Peki, 70'li yılların siyasetçileri ne yaptılar? Sıradan giderleri, olağanüstü bütçeye yazdılar. Avrupa Komisyonunun, en disiplinli deneticisini görevlendirip Michel-Hükümeti’nin de aynı hatayı yapıp yapmadığını kontrol etmesi gerekmezmiydi? Ama bunu yapmadı ve tüm giderlerin bütçeye dahil edilmesini talep ederek, ülkeye yatırım yapılmasını imkansız hale getirdi. Avrupa Komisyonu, borç krizi sırasında bütçe açığı konusunda endişeliydi, bunu anlayabiliyorum fakat endişesini çok fazla uzattı. Avrupa Birliğı biraz daha mantıklı ve daha esnek olmalıydı. Politikacılar genelde geçmişe dönük bir hayalet peşinden koşarlar.

Belçika’nın acı geçmiși peșini bırakmadı. Siyasetçiler,  30’lu ve 70’li yıllarda yaşanan enflasyon dalgalarına dayanarak, özellikle Almanya'da biraz enflasyon yaşanmasından hala korkmaktalar. Bu politikayı felç eder. Geçmisten alınan dersler unutuluyor bazen. Belçika'nın bankacılık krizi, 30’lu yıllarında yanlış gidenlerin bir tekrarıdır aslında.  

30’lu yıllardan sonra mevduat bankalarını, yatırım kurumlarından ayıran bazı tedbirler alındı. Fakat 60’lı yıllarda bu denetim sulandırıldı ve finansal sektörünün o zamandan bu yana daha da önemli olmasına rağmen, alınan tedbirler kaldırıldı.

Krizin önlenmesi mümkün müdür?

Her zaman hatalar yapılabilir, ama Belçika'da bankacılık krizinin boyutu sistemik başarısızlığı gösterir. Bunun sorumluluğu finansal kurumların denetim yetkililerinde yatar: Orada tüm prosedürlere uyum sağlandığını denetleyen ve çoğu avukatlardan oluşan bir heyet bulunurdu, ama gölge bankacılığının ve yeni kredi paketi sisteminin tüm bankacılık sisteminde bir risk oluşturduğunu belirten tek bir ekonomist dahi yoktu. Ve bu heyeti kim kontrol etti? Hiç kimse. Büyük bir olasılıkla bir önceki krizin etkisiyle hareket edildi.

Belçika devleti biyoteknoloji ve robotik’in yeni sektöründe önemli bir rol almayı bașarmalı. Böylelikle bir veya iki jenerasyon daha devam edebilir. Fakat bu akıllı çep telefonlarında yașandığı gibi bir hikaye olursa eğer (Amerika Birleşik Devletleri'nde tasarlanan, Çin'de üretilen ve Avrupalıların yaptığı tek şey, onu satın almak) Belçika'nın zamanla çok daha büyük sorunlarla karșı karșıya kalması kaçınılmaz olacak.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


belgium korner tv
yukarı çık